Yalnızlık Korkumuz İçin Ödediğimiz Yüksek Bedel: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video tanıtımı: Deneme, yalnızlık korkusunun insanı uygunsuz ilişkilere hapsedebileceğini, bağımsızlığı ve öz bilgiyi zayıflatabileceğini; yalnız kalma olasılığını kabul etmenin ise daha iyi bağları seçmek için sabır ve özgürlük verdiğini savunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. reconciled themselves to the prospect of — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: istenmeyen ama olası bir geleceği kabullenmeyi anlatan resmî kalıbı anlayın ve ilişki dışı durumlarda kullanın. 2. So scared are we of having dinner on our own. — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: “So + sıfat” sonrasındaki vurgu devriğini tanıyın ve normal “we are so scared” sırasına döndürün. 3. making friends with our own minds — Deyimler ve mecazi ifadeler: kişileştirmeyi gerçek bir arkadaşlık değil, kendi düşüncelerini tanımayı ve kabullenmeyi öğrenmek olarak okuyun.
Bu derste
It's not hard to understand the fear of being alone.
0:04Yalnız kalma korkusunu anlamak zor değildir.
We know the agonies of being on our own very well.
0:15Kendi başımıza kalmanın acılarını çok iyi biliyoruz.
What's far less well understood is the enormously high price exacted on the other side of the equation. Notlar
0:20Çok daha az anlaşılan şey ise, denklemin diğer tarafında ödenen muazzam yüksek bedeldir.
Özne kalıbı olarak “What's far less well understood is ...”
“What's far less well understood is ...” yapısında “What's”, “What is” ifadesinin kısaltılmış hâlidir. “What is far less well understood” bölümünün tamamı, isim gibi işleyen bir serbest ilgi yan cümlesidir; cümlenin öznesi olur ve “çok daha az anlaşılan şey” anlamına gelir. İkinci “is”ten sonraki ifade bu şeyin ne olduğunu belirtir. Bu bir bildirme cümlesidir, doğrudan soru değildir. Bilgiyi düzenleyen bir kalıp olarak önce anlayıştaki boşluğu duyurur, ardından bu boşluğun neyle ilgili olduğunu açıklar. “far”, “less” sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla karşıtlık belirgindir: bu konu daha önce belirtilen diğer tarafa göre çok daha az anlaşılmıştır.
Alıştırma
Hangi cümle, bilgideki bir boşluğu tanıtıp ardından onu açıklamak için what yan cümlesini özne olarak kullanır?
- Why did the batteries fail?
- It is still unclear why the batteries failed.
- What is still unclear is why the batteries failed.
- The batteries failed for a reason that is still unclear.
Cevabı göster
What is still unclear is why the batteries failed.
“price exacted” ve resmî “exact” fiili
“price exacted” ifadesinde “exacted”, resmî bir fiil olan “exact” sözcüğünün geçmiş zaman ortacıdır. Bu fiil, bir şeyi talep etmek, dayatmak veya birine ağır bir yük taşıtmak anlamına gelir. İfade, kısaltılmış edilgen ilgi yan cümlesidir: “the price [that is] exacted”. Buradaki “price” mecazidir. Bir para miktarını değil, ciddi zarar veya kaybı anlatır. İki sözcük birlikte, karşılaştırmanın diğer tarafına yüklenen ağır bedeli gösterir.
Alıştırma
“The scandal exacted a heavy price from the organization,” cümlesinde “exacted a heavy price” ne anlama gelir?
- kuruluşun maliyetlerini kesin biçimde hesapladı
- kuruluşa ciddi zarar verdi
- kuruluştan küçük ve sıradan bir ücret aldı
- kuruluşun satın alma fiyatını belirledi
Cevabı göster
kuruluşa ciddi zarar verdi
The fear of being alone is perhaps responsible for more unhappy relationships,
0:28Yalnız kalma korkusu, belki de diğer pek çok şeyden daha fazla mutsuz ilişkinin,
and more pent up misery than almost any other. Kalıp ifadeler
0:37ve içe atılmış mutsuzluğun sorumlusudur.
pent up misery: içe atılmış acı
pent up misery ifadesinde pent up, dışa vurulmak veya serbest bırakılmak yerine içte tutulmuş demektir. İfade, altında yatan duyguların çıkış yolu bulamaması nedeniyle zamanla birikmiş bir acıyı anlatır. Bu birleşik sıfat standart yazı dilinde bir ismin hemen önüne geldiğinde genellikle kısa çizgiyle yazılır: pent-up misery. Aynı kalıp pent-up anger ve pent-up frustration gibi duygu isimleriyle de kullanılır.
Alıştırma
Bu dersteki sıfatla İngilizce cümleyi tamamlayın: After weeks of silence, her ____ frustration finally came out.
Cevabı göster
pent-up
It is by any reckoning one of the single greatest contributors to human misery Kalıp ifadeler
0:41Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, insan mutsuzluğuna katkıda bulunan en büyük tekil faktörlerden biridir
and the driver of some of our weightiest and most unfortunate decisions. Kelime
0:45ve en ağır ve en talihsiz kararlarımızdan bazılarının itici gücüdür.
by any reckoning: her makul ölçüte göre doğru
By any reckoning, durumu değerlendirmeye yarayan her türlü makul yönteme göre demektir. Buradaki reckoning, fatura veya aritmetik işlem değil, tahmin ya da değerlendirme anlamındadır. Bu ifade ana iddiadan önce kullanıldığında yazarın görüşünü güçlendirir: hangi mantıklı ölçüt kullanılırsa kullanılsın aynı sonuca ulaşılır. Yargıyı yalnızca kişisel bir görüş olarak değil, genel olarak savunulabilir bir sonuç olarak sunar.
Alıştırma
Bu dersteki ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____, the community project was a clear success.
Cevabı göster
By any reckoning
the driver of: önemli bir nedensel etken
Burada the driver of, bir şeyin meydana gelmesine güçlü biçimde katkıda bulunan ana kuvveti veya etkeni ifade eder. Cümle, yalnız kalma korkusunu bazı önemli ve zararlı kararların güçlü bir nedeni olarak sunar; araç kullanan bir kişiden söz etmez. a/the driver of + isim kalıbı kararlar, eğilimler ve sorunlar hakkındaki analitik dilde yaygındır. Bir şeye the driver demek onun güçlü rolünü vurgular, ancak bağlam başka nedenlerin bulunmasına da izin verebilir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "Higher energy prices are a major driver of inflation." Burada driver ne anlama geliyor?
- Bir aracı kullanan kişi
- Sonucu bildiren bir kişi
- Sonucun ortaya çıkmasına güçlü biçimde katkıda bulunan bir etken
- Sonucun başladığı yer
Cevabı göster
Sonucun ortaya çıkmasına güçlü biçimde katkıda bulunan bir etken
If only we were able to get the costs of what is for the most part a simple misapprehension Dilbilgisi
0:50Keşke çoğunlukla basit bir yanlış anlamadan ibaret olan bu durumun bedellerini
we might save ourselves a substantial portion of our lives.
0:58hayatımızın önemli bir kısmını kurtarabilirdik.
If only ... we might ...: dilek içeren bir varsayım
If only, konuşanın gerçekleşmesini güçlü biçimde istediği ancak gerçek dışı, zor veya şu anda doğru olmayan bir koşulu sunar. Burada konuşan, insanların bu yanlış anlamanın bedellerini açıkça kavrayabilmesini diliyor. Nötr if ifadesinden daha duygusaldır ve burada şu koşulla ki anlamına gelmez. Geçmiş biçimindeki were able, koşulu mevcut gerçeklikten uzaklaştırırken we might mümkün fakat kesin olmayan olumlu bir sonucu sunar. If only + varsayımsal koşul, ... might + fiil yapısı, koşulun gerçek olmasına yönelik dileği ve ardından gelebilecek belirsiz bir sonucu birlikte ifade eder.
Alıştırma
Hedef kalıbı kullanarak dilek içeren varsayımı tamamlayın: ____ we understood the warning signs, ____ prevent the problem.
Cevabı göster
If only · we might
get the costs ... clear in our minds: bedelleri zihinde netleştirmek
Bu, get + nesne + sıfat tümleci yapısıdır: get [the costs of what is for the most part a simple misapprehension] [clear in our minds]. Burada get, “bir duruma getirmek” anlamındadır; clear ise bedellerin açıkça anlaşılır hâle geldiğini belirtir. misapprehension sözcüğünü nitelemez. Nesne uzundur, çünkü ana isim costs sözcüğünün ardından of ile başlayan bir ifade gelir. Cümleyi çözümlerken clear sözcüğünü the costs ile başlayan nesnenin tamamına bağlayın. In our minds, sonucun anlayışımızda gerçekleştiğini gösterir.
Alıştırma
Özgün yapı içinde clear neyi niteler?
- Bedellerin ne kadar açık anlaşıldığı
- Hayatın bir bölümünün ne kadar büyük olduğu
- Yanlış anlamanın ne kadar basit olduğu
Cevabı göster
Bedellerin ne kadar açık anlaşıldığı
We can pick out at least seven unnecessary penalties. Öbek fiiller
1:02En az yedi gereksiz cezayı sıralayabiliriz.
pick out: bir bütün içinden belirli öğeleri ayırt etmek
Pick out, daha büyük bir grup içinden belirli kişileri veya nesneleri tanımak, fark etmek ya da seçmek anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi, en az yedi bedelin belirlenip sıralanabileceğini söylüyor; alışveriş yapmaktan veya bir şeyi fiziksel olarak dışarı çıkarmaktan söz etmiyor. Pick out ayrılabilir bir öbek fiildir. Nesne isim olduğunda hem pick out seven penalties hem de pick seven penalties out kullanılabilir. Nesne zamir olduğunda zamiri ortaya koyun: pick them out.
Alıştırma
“Daha büyük bir küme içinden belirli öğeleri saptamak” anlamına gelen, derste öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: From the long list, can you ____ the three most urgent problems?
Cevabı göster
pick out
For a start: ilk nedeni sunmak
For a start, daha uzun bir listedeki ilk nedeni, örneği veya kanıtı sunan bir söylem belirtecidir. Burada dinleyiciye, konuşmacının daha önce haber verdiği maliyetler listesini anlatmaya başladığını ve başka maddelerin de geleceğini bildirir. Bir olayın zaman içinde ne zaman başladığını göstermek yerine bir savı düzenler. Ayrıca başlamak amacıyla anlamına gelmez.
Alıştırma
For a start, the apartment is too far from my school. cümlesinde For a start neyi belirtir?
- Konuşmacı başlamanın amacını açıklıyor.
- Konuşmacı ilk nedeni veriyor ve ardından başka nedenler de gelebilir.
- Konuşmacı yolculuğun ne zaman başladığını söylüyor.
Cevabı göster
Konuşmacı ilk nedeni veriyor ve ardından başka nedenler de gelebilir.
make some very wrong choices around the company that they keep. Kalıp ifadeler
1:11birlikte olacakları kişiler konusunda çok yanlış seçimler yaparlar.
the company that they keep: kişinin görüştüğü insanlar
the company that they keep ifadesinde company, birinin düzenli olarak zaman geçirdiği veya görüştüğü kişileri ifade eder. that they keep ilgi cümleciği, kimin sosyal çevresinden söz edildiğini, yani kişinin yanında tutmayı seçtiği insanları belirtir. Burada özellikle yalnız kalma korkusuyla seçilen partnerlere veya yakın arkadaşlara işaret eder. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp the company + kişi + keeps şeklindedir; the company you keep buna bir örnektir.
Alıştırma
Hangi cümlede company, birinin düzenli olarak zaman geçirdiği insanlar anlamındadır?
- The company he owns makes bicycles.
- He stayed to keep his grandfather company.
- You can learn a lot about Alex from the company he keeps.
Cevabı göster
You can learn a lot about Alex from the company he keeps.
They have no option but to privilege anyone over the appropriate one. Notlar
1:15Doğru kişi yerine herhangi birini ayrıcalıklı kılmaktan başka çareleri yoktur.
have no option but to + fiilin yalın hâli
have no option but to + fiilin yalın hâli yapısı, başka bir hareket seçeneğinin bulunmadığı anlamına gelir. Buradaki but, however anlamındaki “ama” değil, except anlamındaki “dışında”dır. Bu yapı, sonraki eylemi özgürce seçilmiş değil, zorunlu bir eylem olarak sunar. Cümlede bu kişilerin, gerçekten uygun olan kişi yerine herhangi birini öne koymak zorunda hissettikleri anlatılır.
Alıştırma
Cümleyi no option but to hedef yapısıyla tamamlayın: With the bridge closed, we have ____ take the mountain road.
Cevabı göster
no option but to
privilege A over B: A’ya B’den fazla ağırlık vermek
Bir fiil olarak privilege A over B, A’ya B’den daha fazla önem, ağırlık, statü veya olumlu muamele vermek anlamına gelir. Bir seçimin, kuralın veya düşünme biçiminin iki alternatifi nasıl sıraladığını anlatır. Burada gerçekten uygun olan kişi yerine ulaşılabilir herhangi birini öne koymak anlamındadır. anyone sözcüğünün bir ayrıcalığa sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle iki etkene verilen ağırlığı resmî biçimde anlatmak için privilege A over B yapısını doğru kullanır?
- The policy privileges speed over accuracy.
- The editor has the privilege of checking both speed and accuracy.
- The editor prefers speed to accuracy.
Cevabı göster
The policy privileges speed over accuracy.
They don't have the strength to be able to hold out
1:21Yirminci veya iki yüzüncü aday için sabretmesi gerektiği gibi
The only souls with any realistic chance of ending up with the partner they deserve Öbek fiiller
1:28Hak ettikleri partnerle birlikte olma şansı gerçekçi olarak sadece,
ending up with: nihai bir sonuç
Bu cümlede ending up with, zaman içinde yaşananların sonucunda sonunda bir şeye sahip olmak veya biriyle birlikte olmak anlamına gelir. With'ten sonraki the partner, sonunda birlikte olunan kişidir. End up, çoğu zaman kesin olmayan veya önceden planlanmamış nihai sonucu anlatır. Bir şeyin kelimesi kelimesine “yukarı doğru bitmesi” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi end up with ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After comparing several apartments, Maya ____ the smallest one.
Cevabı göster
ended up with
are those who've properly reconciled themselves Kalıp ifadeler
1:33belki de hiç kimseyle birlikte olmama ihtimaliyle
to the prospect of perhaps never being with anyone at all.
1:36kendini düzgün bir şekilde uzlaştırmış ruhlara aittir.
reconciled themselves to the prospect of: zor bir ihtimali kabullenmek
Bu cümlede reconciled themselves to, direnmiş veya farklı bir sonuç ummuş olmalarına rağmen sonunda zor bir ihtimali kendilerine kabul ettirdikleri anlamına gelir. Dönüşlü zamir themselves, bu uyumun kişilerin kendi içlerinde gerçekleştiğini gösterir. The prospect of gelecekte gerçekleşebilecek bir olayı tanıtır ve ardından genellikle bir isim veya -ing biçimi gelir. Burada ifadenin tamamı, hiç kimseyle birlikte olamamayı istemedikleri ancak kabullenmeyi öğrendikleri bir ihtimal olarak sunar.
Alıştırma
İstenmeyen bir gelecek ihtimalini kabul ettikleri anlamına gelen resmî ifadeyi seçin: After months of hoping to stay, they ____ moving again.
- argued with each other about
- reconciled themselves to the prospect of
- looked forward to the prospect of
Cevabı göster
reconciled themselves to the prospect of
Being with not quite the right person sounds almost bearable,
1:43Pek de doğru olmayan bir kişiyle birlikte olmak neredeyse dayanılabilir gelir,
but extended over time, like a proverbial pebble in a shoe, Deyimler
1:47ancak zamanla uzadıkça, tıpkı ayakkabıdaki o meşhur çakıl taşı gibi,
Ayakkabıdaki o meşhur çakıl taşı gibi
Burada like a proverbial pebble in a shoe, uzun süre devam eden küçük bir uyumsuzluğu ayağı sürekli tahriş eden küçücük bir taşa benzetir. Sorun başlangıçta önemsiz görünebilir, ancak sürekli var olması onu giderek daha acı verici veya görmezden gelinmesi zor hâle getirir. Proverbial, insanların sık sık söz ettiği tanıdık ve tipik bir örneği belirtir. Belirli bir atasözünün gerçekten var olması gerekmez; buradaki taş da gerçek değil, mecazidir.
Alıştırma
Bu bağlamda like a proverbial pebble in a shoe ne anlatır?
- Devam ettiği için giderek daha acı verici hâle gelen küçük bir sorun
- Birinin kasıtlı olarak ayakkabıya koyduğu gerçek bir taş
- Hiç uyarı olmadan meydana gelen büyük bir felaket
Cevabı göster
Devam ettiği için giderek daha acı verici hâle gelen küçük bir sorun
slightly wrong ends up indistinguishable from entirely horrific. Dilbilgisi
1:51biraz yanlış olan şey, tamamen korkunç olandan ayırt edilemez hale gelir.
Sonunda …den ayırt edilemez hâle gelmek
A ends up indistinguishable from B kalıbı, A'nın sonunda B'den artık ayırt edilemediği bir noktaya ulaştığını anlatır. Ends up başlangıç durumunu değil, bir sürecin nihai sonucunu belirtir; indistinguishable ise from ile kullanılır. Burada slightly wrong ile entirely horrific güçlü bir derece artışı oluşturur: yalnızca biraz uygunsuz olan bir şey uzun süre devam ederse korkunç bir şeyden farklı değilmiş gibi hissedilebilir. İfade, ikisinin baştan beri aynı olduğunu değil, biriken etkiyi vurgular.
Alıştırma
Cümleyi end up indistinguishable from kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the restoration, the repaired section ____ the original wall.
Cevabı göster
ended up indistinguishable from
Every beautiful location we travel to together will be ruined,
1:57Birlikte seyahat ettiğimiz her güzel mekan mahvolacak,
What may begin as slight fractiousness or tedium winds up as cataclysmic irritation, Öbek fiiller
2:06Hafif bir huysuzluk veya can sıkıntısı olarak başlayabilecek şey, yıkıcı bir öfkeye,
winds up as: sonunda bir sonuca dönüşmek
Wind up as + isim öbeği, bir süreç sonunda belirli bir role, kimliğe veya sonuca dönüşmek anlamına gelir. Çoğu zaman bir gelişim sürecini anlatır ve sonucun beklenmedik olduğunu da ima edebilir. Burada başlangıçtaki hafif duygu, aşırı bir rahatsızlığa dönüşüyor. Cümlede what may begin... yan cümlesinin tamamı öznedir. Winds up as, bu başlangıç noktasını sonucu belirten cataclysmic irritation isim öbeğine bağlar.
Alıştırma
Cümleyi wind up as ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After joining the company as an intern, Maya eventually ____ its design director.
Cevabı göster
wound up as
self-disgust, sexual misery, broken finances,
2:12kendinden iğrenmeye, cinsel mutsuzluğa, bozulan mali duruma
merely and innocently being on our own would never have the power to generate.
2:19sadece kendi başımıza olmanın masumiyetinin asla yaratamayacağı türden, acı verici bir yalnızlığa dönüşür.
we have no strength to argue for our needs within any relationship.
2:28herhangi bir ilişki içinde kendi ihtiyaçlarımızı savunacak gücümüz olmaz.
One is always at the mercy of the one who fears loneliness less. Deyimler
2:33İnsan her zaman yalnızlıktan daha az korkan kişinin insafına kalır.
at the mercy of: başka birinin veya gücün kontrolü altında
Birinin veya bir şeyin at the mercy of durumunda olmak, çok az denetime sahip olmak ya da hiç denetimi olmamak ve o kişinin kararlarına veya o gücün etkilerine karşı savunmasız kalmak demektir. Bu deyimde mercy gerçek anlamıyla “merhamet” değildir. Burada yalnızlıktan daha çok korkan kişi, ilişkiden ayrılma konusunda daha az özgürdür. Bu nedenle yalnızlıktan daha az korkan kişiye daha bağımlı olur ve ikinci kişi ilişkide daha fazla güç kazanır.
Alıştırma
Cümleyi at the mercy of ile tamamlayın: Without a backup system, the hospital was ____ the power grid.
Cevabı göster
at the mercy of
Partners develop an advanced sense of the person who has nowhere else to go.
2:37Partnerler, gidecek başka hiçbir yeri olmayan kişiyi sezme konusunda gelişmiş bir algıya sahip olurlar.
It's no use stamping our feet after an argument and saying, Notlar
2:42Bir tartışmadan sonra ayağımızı yere vurup,
It's no use + -ing yapısı
It's no use + -ing, bir eylemin yardımcı olmayacağını veya istenen sonucu vermeyeceğini anlatır. Bu cümlede tartışmadan sonra ayakları yere vurmak yararlı bir sonuç sağlamaz. Bu yapıda use, fayda veya amaç anlamındaki bir isimdir ve eylem ulaç biçimiyle ifade edilir: It's no use arguing. Bu sabit yapıdan sonra to-infinitive kullanmayın.
Alıştırma
Cümleyi run fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The bus has already left, so it's no use ____ after it.
Cevabı göster
running
Stamping our feet: çocuksu öfke görüntüsü
Stamping our feet, kelime anlamıyla ayakları genellikle birden fazla kez sertçe yere vurmak demektir. Bu cümlede görüntü, tepkiyi etkili veya kontrollü olmaktan çok öfkeli, hayal kırıklığına uğramış ve çocuksu gösterir. İngilizcede bu beden hareketi, gerçek fiziksel hareket asıl nokta olmasa bile olgunlaşmamış protestoları veya talepleri mecazi olarak anlatabilir.
Alıştırma
"When her request was refused, Maya stamped her feet," cümlesindeki ifade en güçlü biçimde neyi düşündürür?
- Öfkeli ve çocuksu bir hayal kırıklığı gösterdi.
- Sakin ve dikkatle gerekçelendirilmiş bir itirazda bulundu.
- Hiç tepki vermeden kararı kabul etti.
Cevabı göster
Öfkeli ve çocuksu bir hayal kırıklığı gösterdi.
“I've had enough”: dayanma sınırına ulaşmak
“I've had enough”, “bu durum karşısında dayanma sınırıma ulaştım” anlamına gelir. Present perfect yapısı, hayal kırıklığının veya baskının şu ana kadar biriktiğini gösterir; enough burada bir miktarı belirtmez. Sınır koyan bir ifade olarak konuşanın durumun sona ermesini veya değişmesini istediğini gösterir. Güçlü bir niyet bildirir, ancak konuşanın kesinlikle harekete geçeceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve sınır koyan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: After being blamed again, Maya finally said, "____."
Cevabı göster
I've had enough
when in reality everyone knows that we will never have had enough. Anlatım akışı
2:46hiçbir işe yaramaz, çünkü gerçekte herkes bizim asla pes edemeyeceğimizi bilir.
“when in reality”: bir iddiayı düzeltmek
“When in reality”, az önce söylenen iddiayı düzelten veya gerçeği açığa çıkaran bir yan cümleyi başlatır. Burada when bir olayın zamanını göstermez; yaklaşık olarak “although the truth is that” veya “even though in fact” anlamına gelir. Bu bağlayıcı, görünürdeki iddia ile ona ters düşen gerçeği aynı cümlede tutar. Böylece yeni yan cümle bir çürütme işlevi görür. Kalıp şöyledir: iddia + when in reality + çelişen gerçek.
Alıştırma
Cümleyi, çelişen gerçeği sunan üç kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: Leo claims he never checks his phone at dinner, ____ he checks it every few minutes.
Cevabı göster
when in reality
So scared are we of having dinner on our own. Dilbilgisi
2:50Kendi başımıza akşam yemeği yemekten o kadar korkarız ki.
So scared are we of having dinner on our own: öne alınmış sıfat ve özne-fiil devrikliği
So scared, so + sıfat öbeğinin cümlenin başına alınmış hâlidir. Normal söz dizimi We are so scared of having dinner on our own olurdu; öbek başa alınınca be fiili ile özne yer değiştirir ve we are yerine are we gelir. Bu bir soru değil, vurgulu bir bildirme cümlesidir. Korkunun çok ileri düzeyde olduğunu anlatır ve cümleye resmî, edebî ya da bilerek dramatik bir ton verir; having dinner on our own korkuya neden olan, yalnız yemek yeme durumunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle hedef cümledeki so + sıfat öne alma ve devrik yapı kullanımının aynısını gösterir?
- Lena was so busy that she missed the train.
- Was Lena so busy that she missed the train?
- So busy was Lena that she missed the train.
Cevabı göster
So busy was Lena that she missed the train.
We can't now imagine ever knowing how to change the dishwasher fluid alone,
2:54Artık bulaşık makinesi sıvısını tek başımıza nasıl değiştireceğimizi bileceğimizi,
or taking the initiative to send our nephew's birthday presents. Kalıp ifadeler
3:01ya da yeğenimizin doğum günü hediyelerini göndermek için inisiyatif alabileceğimizi hayal edemiyoruz.
taking the initiative to: kendi başına bir eylem başlatmak
Taking the initiative to send, eylemi başkasının hatırlatmasını, istemesini veya düzenlemesini beklemeden kendi başına başlatmayı seçmek demektir. Buradaki initiative, ilk adımı atma isteğini anlatır; belirli bir projenin adı değildir. Kalıp take the initiative to + fiilin yalın hâlidir. Taking, take fiilinin -ing biçimidir ve to'dan sonra send yalın hâlde kalır. Bu kalıp küçük bir kişisel sorumluluğu da daha büyük bir iş eylemini de anlatabilir.
Alıştırma
Sabit ifade take the initiative kalıbını doğru geçmiş zaman biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: I did not wait for anyone to ask; I ____ to organize the group project.
Cevabı göster
took the initiative
So used have we become to using the other person to compensate for our weaknesses. Dilbilgisi
3:04Zayıflıklarımızı telafi etmek için diğer kişiyi kullanmaya o kadar alıştık ki.
So used have we become: used to using ile devriklik
So used have we become vurgulu bir devrik yapıdır. Normal sıra We have become so used şeklindedir. so used öne alınarak alışkanlığın derecesi vurgulanır ve yardımcı fiil have, özne we’nin önüne geçer. become used to using içinde used “alışkın” demektir. to, be/become used to kalıbının bir parçası olan edattır; bu nedenle ardından -ing biçimi using gelir. Cümle, başka birine dayanmanın köklü bir alışkanlığa dönüştüğünü anlatır.
Alıştırma
Fikri vurgulu öne alma yapısıyla yeniden yazın: We have become so used to working together that handling tasks alone feels strange. ____ have we become to working together that handling tasks alone feels strange.
Cevabı göster
So used
visited upon the single who have no choice but to overcome their inhibitions.
3:15maruz kaldığı sarsıcı ama aynı zamanda eğitici baskıların hiçbirini deneyimlemiyoruz.
pressures visited upon: resmî bir kısaltılmış edilgen yapı
pressures visited upon the single içinde visited upon, “üzerine yüklenen” veya “maruz bırakılan” anlamındadır. Baskıları bir kişinin ya da grubun başına gelen istenmeyen bir şey olarak gösterir; buradaki visit, sosyal bir ziyaret yapmak demek değildir. Bu ifade kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğidir: pressures (that are) visited upon the single. Tam etken kalıp visit something upon someone şeklindedir; önce hoş olmayan şey, upon’dan sonra da etkilenen kişi veya grup gelir.
Alıştırma
“Üzerine yüklenen” anlamına gelen, visit sözcüklü iki kelimelik ifadeyi kullanın: The hardships ____ the village lasted for years.
Cevabı göster
visited upon
go on holidays in the mountains, endure empty weekends,
3:24dağlarda tatile gitmeyi, boş hafta sonlarına dayanmayı,
call up their mother, or cook a chicken Öbek fiiller
3:27annelerini aramayı ya da bir tavuk pişirmeyi öğrenmek zorunda kalan o cesur ruhlar,
Call up: birini telefonla aramak
Burada call up, “birini telefonla aramak” anlamındadır. Aranan kişi öbek fiilin tamamından sonra gelebilir: call up their mother. Call up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne isimse call their mother up da mümkündür. Nesne zamirse ortada olmalıdır: call her up; call up her denmez.
Alıştırma
call up ifadesini bir zamirle kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya needs the news, so I will ____ tonight.
Cevabı göster
call her up
and thereby achieve the resilient competence upon which true social discrimination and liberty rest. Notlar
3:29böylece gerçek sosyal ayrımcılığın ve özgürlüğün dayandığı dirençli yetkinliğe ulaşırlar.
And thereby achieve: yöntemi sonucuna bağlamak
and thereby achieve ifadesinde thereby, “az önce anlatılan şeyi yaparak” veya “o eylemin sonucunda” anlamına gelir. Önceki eylemler grubuna gönderme yapar ve dayanıklı yeterliliğe ulaşmayı bu eylemlerin sonucu olarak sunar. Bu kalıp bilgiyi yöntem → sonuç biçiminde düzenler: önce eylem anlatılır, ardından and thereby + fiil kullanılarak o eylemin neyi başardığı belirtilir. Thereby, “orada” anlamına gelmez.
Alıştırma
İlk eylemin, sonucun elde edilmesini sağlayan yöntem olduğunu gösteren sözcüğü seçin: “The clinic moved its forms online and ___ shortened the waiting time.”
- there
- thereby
- therefore
Cevabı göster
thereby
upon which ... rest: ...ın dayandığı temel
To rest upon something, “bir şeye temel olarak dayanmak” demektir. Burada true social discrimination and liberty, resilient competence'e dayanır. Bu bağlamda social discrimination, bir gruba haksız davranmak değil, dikkatli toplumsal muhakeme ya da ayırt etme yetisidir. Upon which, resmî bir ilgi cümleciği yapısıdır. Which, resilient competence'i gösterir ve upon onun önüne getirilir: resilient competence upon which ... rest. Daha az resmî biçim resilient competence which ... rest upon şeklindedir.
Alıştırma
Adil kararların açık kurallara dayandığını söylemek için upon which ... rest resmî yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Clear rules are the foundation upon which fair decisions rest.
- Clear rules are the foundation which fair decisions rest.
- Fair decisions are the foundation upon which clear rules rest.
Cevabı göster
Clear rules are the foundation upon which fair decisions rest.
For those who have too lightly signed away their freedoms, Öbek fiiller
3:37Özgürlüklerini çok kolayca feda edenler için,
signed away their freedoms: özgürlüklerinden vazgeçmek
To sign away a right or freedom, bir hak ya da özgürlükten bağlayıcı görünen bir anlaşma veya seçim yoluyla vazgeçmek demektir. İfade, hukuki bir belgeyi gerçekten imzalama eyleminden gelir; ancak ortada gerçek bir belge yokken de mecazi kullanılabilir. Burada signed away their freedoms, kişisel özgürlüklerini fazlasıyla kolay teslim eden insanları eleştirir. Away, özgürlüğün üzerine imza atmayı değil, özgürlüğün elden çıkarıldığını ve artık elde tutulmadığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi sign away ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Without reading the agreement, he ____ his right to appeal.
Cevabı göster
signed away
there are sure to be constant and searing reminders of what they've forgone. Dilbilgisi
3:40vazgeçtikleri şeylerin sürekli ve yakıcı hatırlatıcıları mutlaka olacaktır.
There are sure to be: there be yapısıyla güçlü tahmin
there are sure to be + çoğul isim yapısında there, bir şeyin varlığını ya da ortaya çıkışını bildirir; are sure to be ise çok güçlü bir tahmin ekler. Bu cümlede sürekli ve acı veren hatırlatıcıların neredeyse kesin olarak ortaya çıkacağı söylenir. Sure, reminders sözcüğünü sanki hatırlatıcıların kendisi “eminmiş” gibi nitelemez. I am sure that yapısından farklı olarak bu kalıp, bir inanca sahip kişiyi belirtmez; hatırlatıcıların ortaya çıkmasını son derece öngörülebilir gösterir.
Alıştırma
Güçlü tahmini hedef yapıyla tamamlayın: The city has scheduled major roadwork, so there ____ long delays tomorrow morning.
Cevabı göster
are sure to be
Every party and every walk down a busy street
3:46Her parti ve kalabalık bir sokakta yapılan her yürüyüş,
will provide evidence of what might have been. Deyimler
3:49neler olabileceğine dair kanıtlar sunacaktır.
What might have been: gerçekleşmemiş bir geçmiş olasılığı
What might have been, gerçekleşmemiş bir geçmiş olasılığı kısa biçimde anlatır: mümkün olduğu hâlde gerçeğe dönüşmemiş bir yaşam, sonuç veya fırsat. Bu cümlede evidence, kaybedilmiş bu alternatifleri akla getirir. Kalıp what + might have + geçmiş zaman ortacıdır. Burada been, hayal edilen durumu veya yaşamı açıkça söylemez; çünkü bağlam bu bilgiyi sağlar. of sözcüğünden sonra isim gibi görev yapan bir yan cümledir; geçmişte gerçekte ne olduğunu soran bir soru değildir.
Alıştırma
Maya bir kariyer seçti ve bazen hiç yaşamadığı farklı hayatı hayal ediyor. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle anlatır?
- She sometimes thinks about what might have happened.
- She sometimes thinks about what might be.
- She sometimes thinks about what might have been.
Cevabı göster
She sometimes thinks about what might have been.
All those potentially fascinating or charming members of humanity
3:52İnsanlığın potansiyel olarak büyüleyici veya çekici olan tüm o üyelerini
they have now forever been disbarred from getting to know Kelime
3:57artık tanıma fırsatından sonsuza dek mahrum bırakıldılar
Hukuk mecazı olarak disbarred from getting to know
To disbar someone normalde bir avukatın mesleğini icra etme hakkını elinden almak demektir. Burada disbarred from getting to know bilinçli bir mecazdır: herhangi bir hukuk kurumu kimseyi cezalandırmamıştır. Resmî hukuk sözcüğü, kişinin kendi yarattığı bir sınırlamayı kalıcı bir hüküm gibi gösterir. Konuşmacı, uzun süreli bir bağlılığın insanları başka ilginç kişilerle tanışma fırsatından uzak tuttuğunu anlatır; abartı da ifadeye güç ve ironi katar.
Alıştırma
Hangi cümlede disbarred, kişinin kendi yarattığı sosyal bir kısıtlama için bilinçli bir hukuk mecazı olarak kullanılmıştır?
- The locked gate barred visitors from entering the garden.
- By never joining the group, Leo has practically disbarred himself from getting to know his neighbors.
- The ethics board disbarred the lawyer after serious misconduct.
Cevabı göster
By never joining the group, Leo has practically disbarred himself from getting to know his neighbors.
of having a bed to themselves for a few more years.
4:03kendilerine ait bir yatağa sahip olmaktan çok doğal olmayan bir şekilde korktular.
It isn't just other people we won't get to know. Anlatım akışı
4:08Tanıma fırsatı bulamayacağımız sadece diğer insanlar değildir.
It isn't just X. It's also Y. yapısı
It isn't just X, dinleyiciye konunun beklenen ilk fikirle sınırlı olmadığını anlatır. Sonraki cümle olan It's also Y ikinci bir fikir ekler ve odağı yeniden ona yöneltir. Burada sav, başka insanları tanıyamamaktan kendimizi tanıyamamaya doğru ilerler. Bu sıralama ikinci kaybı daha şaşırtıcı ve önemli hissettirir. Genel olarak bu kalıp, iki noktayı düz bir liste hâlinde sunmak yerine açıklamayı ileri taşır.
Alıştırma
Yeni bir kütüphane hakkında It isn't just X. It's also Y. kalıbını tamamlayın: ____ quiet. ____ open late.
Cevabı göster
It isn't just · It's also
The constant presence of companions stops us from making friends with our own minds Deyimler
4:12Yoldaşların sürekli varlığı, sadece uzun süreli yalnızlık dönemlerinin izin verdiği bir şekilde
Mecaz Olarak Making Friends with Our Own Minds
Kendi zihnimizle dost olmak, kişileştirmeye dayalı bir mecazdır. Zihni, arkadaşlığını kabul etmeyi öğrenebileceğimiz biri gibi ele alır; burada kendi düşünce ve duygularımızı tanımak ve onlarla rahat olabilmek anlamına gelir. Bu ifade, yalnızca kendimizle ilgili bazı gerçekleri bilmekten öte, iç dünyamızla sabırlı ve sürekli bir ilişki kurmayı anlatır.
Alıştırma
“A little silence can help us make friends with our own minds,” cümlesindeki mecaz ne anlama gelir?
- Kendi düşüncelerimizi anlamayı ve onlarla rahat olmayı öğrenmek
- Zeki insanlarla tanışıp onlarla arkadaş olmak
- Zor duygular hakkında düşünmeyi bırakmak
Cevabı göster
Kendi düşüncelerimizi anlamayı ve onlarla rahat olmayı öğrenmek
in a way that only extended stretches of solitude allow.
4:20ve duygularımızı ve fikirlerimizi keşfetmemizi engeller.
We use another person to distract us
4:24Biraz acı verici veya zorlayıcı bir içsel mesele belirdiğinde
whenever any slightly painful or challenging internal matter comes into view. Öbek fiiller
4:26dikkatimizi dağıtmak için başka birini kullanırız.
Comes into View: Görüşten Farkındalığa
Bu cümlede comes into view, görsel bir ifadeyi farkındalık alanına taşır. İçsel mesele fiziksel olarak birinin görüş alanına girmez; kişinin zihninde fark edilmeye başlar. Bu ifade, farkındalığı kademeli bir ortaya çıkış olarak sunar. Bir şey bilince ulaşmaya başlamıştır, ancak bu onun mutlaka anlaşıldığı veya çözüldüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
come into view ifadesinin basit geçmiş biçimini kullanın: After the final test results arrived, the main problem finally ____.
Cevabı göster
came into view
There ends up being so much we won't ever really feel or understand about ourselves. Dilbilgisi
4:31Sonuçta kendimiz hakkında asla gerçekten hissedemeyeceğimiz veya anlayamayacağımız o kadar çok şey kalır ki.
There ends up being + ad öbeği
Buradaki there, there is/are kalıbında varlık bildiren there'dır; yer göstermez. Ends up çekimli fiil görevindedir, being ise sonuçta ortaya çıkan var olma durumunu getirir. There ends up being X bütünü, bir süreçten sonra X'in sonunda var olduğunu ya da biriktiğini anlatır. Buradaki so much, büyük bir miktar veya birçok şey anlamına gelir. Ardından gelen yan cümlede ilgi zamiri that düşürülmüştür: so much (that) we won't ever really feel or understand. Bu yan cümle so much ifadesinin içeriğini belirtir; sonuç bildiren so...that kalıbı değildir.
Alıştırma
Bir miktarın nihai sonuç olarak var olduğunu gösteren üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: After everyone uploads a copy, there ____ too much duplicate data.
Cevabı göster
ends up being
So many big questions about our careers and our ultimate purpose that we will ignore
4:36Kariyerimiz ve nihai amacımız hakkındaki o kadar çok büyük soruyu görmezden geleceğiz ki
because there was always someone else on hand Kalıp ifadeler
4:41çünkü her zaman akşam yemeği için ne sipariş edeceğimizi
On hand: yakında ve hazır
On hand, bir kişinin veya şeyin yakında ve gerektiğinde kullanılabilir olduğunu belirtir. Bu cümlede someone else was on hand, sohbet etmek veya eşlik etmek için her zaman başka birinin bulunduğunu anlatır; hand sözcüğü gerçek anlamda el demek değildir. İfade, keep extra batteries on hand örneğindeki gibi nesneler için de kullanılabilir. Ortak fikir, yalnızca sahip olmak değil, hemen kullanıma hazır olmaktır.
Alıştırma
Hangi cümle, etkinlik sırasında bir teknisyenin hazır bulunacağını ve yardım etmeye hazır olacağını en doğal biçimde anlatır?
- The technician has the problem in hand during the event.
- The event is close at hand.
- A technician will be on hand during the event.
Cevabı göster
A technician will be on hand during the event.
to chat to about what to order in for dinner. Öbek fiiller
4:44konuşabileceğimiz biri elimizin altındaydı.
order in for dinner: akşam yemeğini eve söylemek
Burada order in, genellikle bir restorandan hazırlanmış yemeğin bulunduğunuz yere getirilmesini istemek demektir. Bu bir phrasal verb'dür; in, birine içeri girmesini emretmez. For dinner, yemeğin hangi öğün için olduğunu belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp order in for + öğün veya etkinlik şeklindedir; örneğin order in for lunch.
Alıştırma
“Yemeği bulunduğun yere teslim ettirmek” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile cümleyi tamamla: It's raining, so let's ____ for dinner.
Cevabı göster
order in
Worst of all, we might not even be actively miserable after a while. Anlatım akışı
4:47En kötüsü de, bir süre sonra aktif olarak mutsuz bile olmayabiliriz.
Worst of all: en ciddi sonucu sunmak
Worst of all, cümlenin başında kullanılan ve sonraki noktayı birkaç olumsuz sonuç arasındaki en ciddi nokta olarak gösteren bir geçiş ifadesidir. Yoğunluğu artırır ve savın olumsuz doruk noktasına ulaştığını belirtir. İfadenin kapsamı, ardından gelen cümlenin tamamıdır. Burada "we might not even be actively miserable after a while" sözünün güven verici bir haber olarak değil, rahatsız edici bir sonuç olarak yorumlanması gerektiğini gösterir.
Alıştırma
En ciddi sorunu belirten üç sözcüklü geçiş ifadesini kullan: The room was noisy and dirty. ____, the door would not lock.
Cevabı göster
Worst of all
grow used to + isim veya -ing biçimi
Bu cümlede grow used to, “bir şeye zamanla alışmak” demektir. Grow, zaman içinde gerçekleşen bir değişimi vurgular: konuşan kişi, rahat ama hedefleri olmayan bir durumun normalleşmesini hayal eder. Buradaki to bir edattır; bu yüzden ardından grow used to the noise örneğindeki gibi bir isim öbeği ya da grow used to working late örneğindeki gibi -ing biçimi gelebilir. Bu kalıpta to, mastar işareti değildir.
Alıştırma
“Zamanla alışmak” anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a month in the dorm, Maya began to ____ sharing a room.
Cevabı göster
grow used to
to go up to strangers and risk our pride. Öbek fiiller
4:59yabancılara yaklaşıp gururumuzu riske atmaya cesaret edemeyeceğiz.
go up to strangers: etkileşim kurmak için birine yaklaşmak
Go up to someone, genellikle konuşmak veya başka bir şekilde etkileşime girmek için bir kişiye yaklaşmak demektir. Bu cümlede go up to strangers, reddedilme riskine rağmen sosyal açıdan ilk adımı atmayı anlatır. Buradaki up, yukarı doğru hareket anlamına gelmez. Yalnızca bir yere gitmekten farklı olarak go up to a person, aradaki mesafeyi kapatıp hemen etkileşime geçmek üzere kişinin yanına ulaşmayı vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede go up to, etkileşim başlatmak amacıyla bir kişiye yaklaşmak anlamında kullanılmıştır?
- Leo went up the stairs to the second floor.
- Leo went to the library before lunch.
- Leo went up to the librarian and asked for help.
Cevabı göster
Leo went up to the librarian and asked for help.
We'll believe that we've answered our needs completely,
5:04İhtiyaçlarımızı tamamen karşıladığımıza inanacağız,
but only on the basis of suppressing our knowledge of what our needs really are. Kalıp ifadeler
5:07ancak sadece ihtiyaçlarımızın gerçekte ne olduğuna dair bilgimizi bastırmak pahasına.
on the basis of: bir inancın veya kararın dayanağını belirtmek
On the basis of, bir inancı, yargıyı veya eylemi destekleyen dayanağı belirtir. Ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir: on the basis of evidence; on the basis of having seen the results. Bu cümlede bütün ihtiyaçların karşılandığına dair sözde inanç, gerçek ihtiyaçlar hakkındaki bilgiyi bastırmaya dayanır. Dolayısıyla ifade fiziksel bir tabanı değil, hatalı bir dayanağı ortaya çıkarır.
Alıştırma
Kanıtın bir kararın dayanağı olarak kullanıldığını gösteren ifadeyi seçin: “The panel approved the plan ___ the safety report.”
- on basis from
- on the basis of
- because the basis of
Cevabı göster
on the basis of
To start to correct everything that stems from this ridiculous fear of being alone, Öbek fiiller
5:13Bu gülünç yalnızlık korkusundan kaynaklanan her şeyi düzeltmeye başlamak için,
stems from: bir sonucu nedenine kadar izlemek
Stems from, “kaynağını ...-den almak” veya “... yüzünden oluşmak” anlamına gelir. Sonuç, sorun ya da durum stems from ifadesinden önce, kaynak ise from sonrasında gelir: The delay stems from a software error. Altyazıda düzeltilmesi gereken şeyler, yalnız kalma korkusunun sonuçları olarak sunulur. Buradaki stem bir bitkinin gövdesiyle ilgili değildir ve stems from “durdurur” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Unclear instructions caused the confusion.” Hangi cümle aynı ilişkiyi stems from ile ifade eder?
- Unclear instructions stem from the confusion.
- The confusion stems from unclear instructions.
- The confusion stems unclear instructions.
Cevabı göster
The confusion stems from unclear instructions.
from a young age: küçük yaştan itibaren
From a young age, “bir kişi henüz küçükken başlayarak” demektir. Bu cümlede from bir dönemin başlangıç noktasını belirtir; dolayısıyla öğrenmenin erken başlaması ve sonrasını etkilemesi gerektiği anlatılır.
Alıştırma
Leo'nun ilgisinin erken başlayıp devam ettiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Leo has loved astronomy since young.
- Leo discovered astronomy at a young age.
- Leo has loved astronomy from a young age.
Cevabı göster
Leo has loved astronomy from a young age.
learn that being alone never means there is something wrong with us, Anlatım akışı
5:20yalnız olmak asla bizde bir sorun olduğu anlamına gelmez,
just that we are being appropriately patient until what truly satisfies us shows up, Öbek fiiller
5:25sadece bizi gerçekten tatmin eden şey ortaya çıkana kadar uygun bir şekilde sabrediyoruz demektir,
never means X, just that Y: bir yorumu reddedip yeniden açıklamak
Never means X, just that Y kalıbı önce bir yorumu reddeder, ardından onun yerine daha sakin bir yorum getirir. Burada yalnız olmak gerçektir; X, “bizde bir sorun var” yargısıdır; Y ise durumu uygun olmayan bir ilişkiyi kabul etmek yerine sabırla beklemek olarak yeniden çerçeveler. Just that Y bölümünde means fiili anlaşılır fakat söylenmez; bu bölüm it just means that Y ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bu paralel yapı, bir durumun neyi kanıtlamadığını ve gerçekte neyi gösterebileceğini ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi iki bölümlü kalıpla tamamlayın: Needing more time ____ I am refusing, ____ I want to decide carefully.
Cevabı göster
never means · just that
shows up: “ortaya çıkmak” veya “gelmek”
Burada shows up, “ortaya çıkar” ya da “hayatımıza girer” anlamındadır. what truly satisfies us yan cümlesinin tamamı shows up ifadesinin öznesidir ve ihtiyaçlarımızı gerçekten karşılayan kişiyi, ilişkiyi veya bağı anlatır. Burada “bir etkinliğe katılmak” anlamına gelmez. İfade, umut edilen şeyi sonunda ortaya çıkabilecek veya erişilebilir hâle gelebilecek bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “ortaya çıkmak” anlamındaki hedef öbek fiille tamamlayın: We kept checking the inbox, hoping the confirmation would ____.
Cevabı göster
show up
if indeed it ever does: eksilti ve şüphe
Bu, eksiltili bir if koşul yan cümlesidir. Does, önceki shows up ifadesinin yerini tutar; dolayısıyla açık hâli if indeed it ever shows up anlamındadır. İngilizcede do veya does, bir fiil öbeğini tekrar etmemek için bu şekilde kullanılır. Indeed konuşanın şüphesini güçlendirir, ever ise “herhangi bir zamanda” anlamını ekler. Birlikte, önceki umuda bir çekince getirirler: konuşan, tatmin edici bağın gerçekten ortaya çıkacağını varsaymaz.
Alıştırma
arrive fiilini tekrar etmemek için bir yardımcı fiil kullanın: Our funding may arrive—if indeed it ever ____.
Cevabı göster
does
We will never learn the true promise of community,
5:37Kendi başımıza bir yaşam sürme fikriyle gerçekten barışana kadar,
or hold out for the connections we deserve Öbek fiiller
5:42kendi ilgi alanlarımızı keşfedemeyeceğiz
until we make genuine peace with the prospect of a life by ourselves. Kalıp ifadeler
5:45ya da hak ettiğimiz bağlantılar için bekleyemeyeceğiz.
hold out for: daha azına razı olmayıp beklemek
Bu cümlede hold out for, daha az tatmin edici seçenekleri reddedip konuşanın hak ettiğine inandığı bağları beklemeyi sürdürmek demektir. for sonrasındaki isim öbeği tercih edilen sonucu belirtir. Aktarılabilir kalıp hold out for + isim biçimindedir. Hem sabrı hem de bir ölçütü anlatır: kişi daha kötü bir şeye razı olmak yerine beklemeyi seçer.
Alıştırma
Daha düşük teklifleri reddedip istediğiniz anlaşmayı beklemek anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: We turned down the first two bids and decided to ____ a better price.
Cevabı göster
hold out for
make genuine peace with the prospect of: olası bir geleceği içtenlikle kabullenmek
Burada make genuine peace with the prospect of a life by ourselves, yalnız yaşamanın geleceğin bir parçası olabileceğini gerçekten kabul etmek ve bu olasılıktan korkmayı ya da onunla mücadele etmeyi sürdürmemek anlamına gelir. Genuine, inanmadan söylenen sözleri değil, derin bir kabullenişi vurgular. Yapı make peace with + zor bir gerçek veya olasılık biçimindedir; burada ardından the prospect of + isim ya da -ing biçimi gelir. Duygusal kabullenişi anlatır, istek ya da karar bildirmez. Yalnız yaşama olasılığını kabul etmek, ilişkileri reddetmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, kişinin o geleceği istediğini söylemeden olası bir geleceği içtenlikle duygusal olarak kabul ettiğini anlatır?
- She made genuine peace with the prospect of living alone.
- She refused to think about living alone.
- She eagerly chose to live alone.
Cevabı göster
She made genuine peace with the prospect of living alone.
Our online shop has a range of books and gifts
5:54Çevrimiçi mağazamızda hayatın en önemli ve genellikle ihmal edilen alanlarına değinen,
that address the most important and often neglected areas of life,
5:57örneğin yeterince iyi bir eş bulmak ve özgüven sanatında ustalaşmak gibi konularda
such as finding a good enough partner and mastering the art of confidence.
6:02çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar bulunmaktadır.