Hayatın Anlamı: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Anlatıcı hayatın anlamsız olduğu iddiasını reddeder; insanın gelişimini iletişim, anlayış ve hizmette bulur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. has to do with — kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: zorunluluk değil “ile ilgili olmak” anlamını öğrenin; nedeni veya konuyu açıklamaya bağlayın. 2. strike up a conversation — öbek fiiller: dostça bir sohbeti kendiliğinden başlatmayı anlatın ve kişiyi with ile belirtin. 3. Armed with such ideas, — deyimler ve mecazlı ifadeler: armed sözcüğünü “fikirlerle donanmış” olarak okuyun ve gerçek silah anlamı vermeden gerekçelerden sonuca geçin.
Bu derste
People nowadays often say, sometimes in a sad way,
0:02Günümüzde insanlar genellikle, bazen hüzünlü bir şekilde,
has to do with: bağlantı ifade etmek
Has to do with, “... ile ilgili olmak” veya “... ile bağlantılı olmak” anlamına gelir. Burada The first ilk nedeni ifade eder; dolayısıyla cümle, bu nedenin dinle ilgili olduğunu söyler. Bu yapıda has to do with ifadesini X has to do with Y kalıbı içinde tek bir bütün olarak düşünün. Bu kalıptaki has to do zorunluluk bildirmez.
Alıştırma
has to do with ifadesinin “... ile ilgili olmak” anlamına geldiği cümleyi seçin.
- I can deal with the problem.
- The delay has to do with the weather.
- Maya has to do her homework.
Cevabı göster
The delay has to do with the weather.
Once upon a time: geleneksel hikâye başlangıcı
Once upon a time, geleneksel bir masala başlarken kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Olayları kesin bir tarihe değil, uzak ve belirsiz bir geçmişe yerleştirir. Burada konuşmacı, eski bir inancı kesin bir tarihsel iddia olarak değil, insanlar tarafından nesilden nesle aktarılan bir hikâye olarak sunmak için masal anlatımını kullanır.
Alıştırma
Geleneksel hikâye başlangıcını tamamlayın: ____, a small fox lived beside a forest.
Cevabı göster
Once upon a time
Aktarılan anlatıya mesafe koyan so the story goes
so the story goes, önceki ya da sonraki düşüncenin bilinen bir anlatıya, geleneğe veya sıkça tekrarlanan bir açıklamaya ait olduğunu dinleyiciye bildirir. Buradaki goes, “bir yere gider” değil, “böyle anlatılır” veya “dilden dile dolaşır” anlamındadır. Bir söylem işaretleyicisi olarak ifadeyi konuşanın doğrudan iddiası değil, aktarılan bilgi şeklinde düzenler. Ayrıca belli bir mesafe de gösterebilir: konuşan, hikâyenin ne dediğini sunar ancak her ayrıntının doğru olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
“So the story goes: the old bell rings by itself at midnight,” cümlesinde so the story goes, konuşanın tutumu hakkında ne gösterir?
- Konuşan bilinen bir anlatıyı, onu bütünüyle doğrulamadan aktarıyor.
- Konuşan bir yere nasıl gidileceğini tarif ediyor.
- Konuşan olayın bilimsel olarak kanıtlandığını garanti ediyor.
Cevabı göster
Konuşan bilinen bir anlatıyı, onu bütünüyle doğrulamadan aktarıyor.
life had a clear meaning given to us by God.
0:16hayatın Tanrı tarafından bize verilmiş net bir anlamı vardı.
but along with him the meaning he once guaranteed.
0:25aynı zamanda bir zamanlar garanti ettiği anlam da onunla birlikte yok oldu.
Not only has ... but: devriklik ve ekleme
not only ilk yan tümcenin başına geldiğinde bu tümceyi vurgular ve özne ile yardımcı fiilin yer değiştirmesine yol açar. God has supposedly died biçimindeki normal sıra, not only has God supposedly died olur. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. but, eklenen ikinci noktayı tanıtır. but sonrasında also kullanımı yaygındır ancak zorunlu değildir; bu cümlede olduğu gibi yapı not only ... but ... biçiminde olabilir.
Alıştırma
Cümleyi eşleşen yapıyla ve gerekli devriklikle tamamlayın: “____ the new policy lowered costs, ____ it also shortened waiting times.”
Cevabı göster
Not only has · but
Modern science is the second cause of the current crisis of meaning.
0:29Modern bilim, mevcut anlam krizinin ikinci nedenidir.
which emerged from a random interplay of chemicals and gases,
0:35kimyasalların ve gazların rastgele bir etkileşiminden ortaya çıktığını,
but it's of a rather bleak, relentless, and narrow sort. Dilbilgisi
0:39ancak bunun oldukça kasvetli, acımasız ve dar bir türden olduğunu söylüyorlar.
of a rather ... sort değerlendirme kalıbı
of a rather + sıfat(lar) + sort kalıbı, “oldukça ... bir türe ait olmak” anlamına gelir. Burada daha önce sözü edilen anlamı kasvetli, amansız ve dar bir tür olarak sınıflandırır. Rather ölçülü bir derece katar: değerlendirme güçlüdür, fakat ifade kontrollüdür. Sıfatlar rather ile sort arasına gelir; böylece birden fazla özellik tek bir genel tür değerlendirmesinde toplanabilir. İsim temelli bu kalıp analitik veya değerlendirici yazılarda yaygındır.
Alıştırma
Resmî değerlendirmeyi of a rather ... sort kalıbıyla tamamlayın: The humor in the novel is ____ dark and understated ____.
Cevabı göster
of a rather · sort
as for all other living things ile paralel karşılaştırma
For humans, as for all other living things, ... tam yapısında vurgulanan bölüm, “diğer tüm canlılar için de geçerli olduğu gibi” anlamına gelir. Virgüllerden sonraki ifade hem humans grubuna hem de karşılaştırılan diğer gruba uygulanır. Dil bilgisi açısından as karşılaştırmayı kurar, for ise ikinci grubu tanıtır. Bu, yeni bir konuya geçen ve “Y'ye gelince” anlamındaki yaygın As for ... kullanımı değildir.
Alıştırma
“For new employees, as for experienced staff, clear feedback is useful,” cümlesinde “as for experienced staff” ne anlama gelir?
- Açık geri bildirim hem yeni hem de deneyimli çalışanlar için yararlıdır.
- Cümle konuyu değiştirir ve yalnızca deneyimli çalışanları ele alır.
- Deneyimli çalışanlar yalnızca yeni çalışanlara geri bildirim verir.
Cevabı göster
Açık geri bildirim hem yeni hem de deneyimli çalışanlar için yararlıdır.
the meaning of life is survival and the propagation of one's genetic material.
0:46hayatın anlamı hayatta kalmak ve kendi genetik materyalini çoğaltmaktır.
It sounds very true and at the same time distinctly futile and melancholy.
0:51Kulağa çok doğru ve aynı zamanda belirgin bir şekilde nafile ve melankolik geliyor.
Here we want to argue as follows: Anlatım akışı
0:56Burada şu şekilde bir argüman sunmak istiyoruz:
Resmî bir söylem işareti olarak 'argue as follows'
Burada argue, 'bir görüş ortaya koyup onu desteklemek' anlamına gelir; 'kavga etmek' anlamında değildir. Bu ifade, konuşanın kendi iddiasını veya akıl yürütmesini sunar. As follows, hemen ardından gelecek belirli içeriğe işaret eder. İki nokta bu ileriye dönük işlevi güçlendirir ve hazırlık bölümünden asıl argümana geçildiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, ardından resmî bir akıl yürütme geleceğini en açık biçimde bildirir?
- We argued with our neighbors about the noise.
- We argue as follows: First, the rule should be simple; second, it should be fair.
- We argue that the rule should be simple.
Cevabı göster
We argue as follows: First, the rule should be simple; second, it should be fair.
to wonder about the meaning of life is an extremely important activity.
0:58hayatın anlamını merak etmek son derece önemli bir eylemdir.
Olumlu cümlede vurgulu 'does have'
Bu olumlu cümlede does, have fiiline vurgu ekler. İddiayı güçlü biçimde doğrular ve hayatın kayda değer bir anlamı olmadığı yönündeki önceki düşünceye karşı çıkar. Kalıp özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Zamanı does taşıdığı ve life ile uyum sağladığı için ana fiil has değil, yalın biçim olan have olarak kalır.
Alıştırma
Yanlış düşünceyi düzeltmek için vurgulu does ile have kullanın: 'The plan may look simple, but it ____ one serious flaw.'
Cevabı göster
does have
and there are in fact a range of practical steps we can take to ensure we end up leading lives of maximal meaningfulness. Notlar
1:04ve aslında sonuçta maksimum anlamlılığa sahip hayatlar yaşamamızı sağlamak için atabileceğimiz bir dizi pratik adım bulunmaktadır.
steps we can take to ensure: bir sonuç için atılabilecek somut adımlar
steps we can take ifadesindeki steps, yürürken atılan adımları değil, uygulanabilir önlemleri anlatır. We can take hangi adımlardan söz edildiğini belirtir; burada that kullanılmayabilir: steps (that) we can take. Daha geniş olan take steps to ensure + yan cümle yapısı, istenen bir sonucun gerçekleşmesi için somut adımlar atmak demektir. Yapılabilecek eylemleri amaçlarıyla birleştirir.
Alıştırma
Take, step ve ensure sözcüklerini doğal ifadede kullanarak cümleyi tamamlayın: The school will ____ every child can enter safely.
Cevabı göster
take steps to ensure
Nihai bir sonucu anlatan end up + -ing
End up, bir şeyi bir sürecin, bir dizi seçimin veya değişimin ardından ulaşılan nihai sonuç olarak anlatır. Bu cümlede sonuç leading lives of maximal meaningfulness eylemidir; end adlı bir yere varmak değildir. End up sonrasında bir eylem gelirse -ing biçimi kullanılır: end up leading, end up waiting veya ended up taking. End up alone ya da end up at home örneklerinde olduğu gibi ardından bir sıfat veya yer ifadesi de gelebilir.
Alıştırma
End up ifadesinin geçmiş zamanını ve take fiilinin doğru biçimini kullanarak tamamlayın: After two buses were canceled, we ____ the train home.
Cevabı göster
ended up taking
We should start by saying that there is no meaning in life outside of that which we can find by ourselves as a species. Notlar
1:12Bir tür olarak kendi başımıza bulabileceğimiz anlamın dışında hayatta başka bir anlam olmadığını söyleyerek başlamalıyız.
start by saying that + yan cümle
Start by saying that, düşünce akışını düzenler: dinleyiciye, ardından gelen that yan cümlesinin diğer noktalardan önce ortaya konması gereken ilk nokta ya da öncül olduğunu bildirir. Yapı start by + -ing biçimindedir. Burada by saying, başlangıcın hangi eylemle yapıldığını anlatır; “bir son tarihten önce söylemek” anlamına gelmez. that bağlacı söylenen içeriği başlatır.
Alıştırma
Cümleyi start by saying that ifadesinin aynısıyla tamamlayın: At the meeting, we should ____ safety comes first.
Cevabı göster
start by saying that
what ifadesinin resmî karşılığı olarak that which
That which, “what” veya “the thing that” anlamına gelen ve isim gibi işlev gören resmî bir ilgi yapısıdır. Bu cümlede that, gönderimde bulunulan öğe yani öncüldür; which we can find by ourselves as a species ise onu niteleyen ilgi yan cümlesidir. Yapının tamamı outside of ifadesinin nesnesidir. Bunu tek bir isim öbeği olarak okuyun: insanların kendi başlarına bulabileceklerinin ötesinde bir anlam yoktur. Burada that, bir içerik yan cümlesi başlatmaz.
Alıştırma
Resmî “We protect that which cannot protect itself,” cümlesinde that which cannot protect itself ne anlama gelir?
- kendini koruyamayan şey
- hiçbir şeyin kendini koruyamayacağı iddiası
- korumanın dışında bulunan bir şey
Cevabı göster
kendini koruyamayan şey
written in the stars: kader tarafından önceden belirlenmiş
Bu cümlede written in the stars, “kader tarafından önceden belirlenmiş” anlamına gelir. Bu ifade, kaderi gökyüzünde zaten görünen bir mesaj gibi hayal eder; oraya gerçekten bir şey yazan olmamıştır. Konuşmacı bu imgeyi, hayatın dışarıdan verilmiş ve önceden belirlenmiş sabit bir anlamı olduğu düşüncesini reddetmek için kullanır. Daha genel olarak deyim, bir olayı veya gelecekteki sonucu seçim ya da tesadüf değil, kader tarafından belirlenmiş olarak sunar.
Alıştırma
'They believed their meeting was written in the stars,' cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?
- Gerçekleşmesi kaderde vardı.
- Öngörülmesi imkânsızdı.
- Bir astronomi kitabında anlatılmıştı.
Cevabı göster
Gerçekleşmesi kaderde vardı.
What seems to prompt people to complain that life lacks meaning are particular varieties of unhappiness. Notlar
1:26İnsanları hayatın anlamsız olduğundan şikayet etmeye iten şey, belirli mutsuzluk türleri gibi görünmektedir.
What ... are ...: belirleyici bir What tümcesi
Bu, What + tümce + be + tanımlayıcı tümleç yapısıyla kurulan belirleyici bir cümledir. What seems to prompt people to complain that life lacks meaning tümcesinin tamamı özne görevi görür; what, “söz konusu şey veya etken” olarak anlaşılabilir. are sonrasındaki particular varieties of unhappiness ifadesi asıl açıklamayı verir. Bu kalıp, konuşmacının önce görünürdeki sorunu adlandırmasını, ardından daha derindeki nedeni belirleyerek sorunu yeniden çerçevelemesini sağlar. Kaynak cümlede are, çoğul tanımlayıcı tümleç varieties ile uyumludur. Pseudocleft olarak da adlandırılan bu tür belirleyici What tümcelerinde tanımlayıcı ifade çoğul olduğunda be fiilinin çoğul biçimi sıkça kullanılır; ancak bazı üsluplarda tüm What tümcesiyle tekil uyum da yaygındır.
Alıştırma
Karışıklığın altında yatan nedenleri belirlemek için What tümcesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- What cause the confusion are several labels that sound almost identical.
- What causes the confusion several labels that sound almost identical.
- What causes the confusion are several labels that sound almost identical.
Cevabı göster
What causes the confusion are several labels that sound almost identical.
prompt someone to do something: birini bir şey yapmaya yöneltmek
Burada prompt, birinin bir eylemde bulunmasına neden olmak veya onu buna yöneltmek anlamında bir fiildir. Kalıp prompt + kişi + to + fiilin yalın biçimi şeklindedir: prompt people to complain. Bu ifade, bir olay ya da durumu verilen bir tepkinin tetikleyicisi olarak sunar. Nedenleri ölçülü ve çözümleyici bir dille açıklarken kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi prompt fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli sözcükle tamamlayın: The unexpected fee ____ several customers ____ complain.
Cevabı göster
prompted · to
Let's consider some central examples: bazı temel örnekleri ele alalım
Let's consider ... bir geçişi gösterir: Konuşmacı, genel bir iddiadan onu açıklamaya veya sınamaya yardımcı olacak örneklere geçer. Let's, bu geçişi sert bir emir yerine dinleyiciyi de kapsayan bir davet hâline getirir. Central burada fiziksel olarak merkezde bulunmak değil, sav açısından önemli olmak demektir. Cümle aynı zamanda sonraki bölümün düzenini haber verir: Birkaç önemli ve temsil edici durum ele alınacaktır.
Alıştırma
Genel bir düşünceyi açıkladınız ve şimdi dinleyicilerinizi onun en önemli temsil edici durumlarını incelemeye davet etmek istiyorsunuz. Bunu en iyi hangi geçiş yapar?
- Let's skip the examples and state the conclusion.
- The examples are kept in the center of the room.
- Let's consider some central examples.
Cevabı göster
Let's consider some central examples.
but the intensity you experienced at the start is long gone. Kalıp ifadeler
1:35ama başlangıçta yaşadığınız yoğunluk çoktan gitmiş.
long gone: çoktan kaybolmuş
“Long gone”, bir şeyin şimdiki zamandan çok önce kaybolduğu, sona erdiği veya artık geçerli olmadığı anlamına gelir. Bu cümlede ilişkinin başındaki yoğun duygu artık yoktur ve bir süredir de yoktur. Buradaki “long” bir zarftır; “gone” sözcüğüne zaman bakımından uzaklık anlamı katar. Fiziksel uzunluğu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “uzun zaman önce kaybolmuş” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The excitement from the first week is ____.
Cevabı göster
long gone
You don't seem to talk about anything important anymore or share vulnerable feelings and ideas.
1:38Artık önemli hiçbir şey hakkında konuşmuyor veya kırılgan duyguları ve fikirleri paylaşmıyor gibisiniz.
as you put it: senin ifadenle
“As you put it”, “senin kendi ifadeni kullanırsak” anlamına gelir. “Meaningless” sözcüğünün konuşanın bağımsız seçimi değil, karşı tarafın kullandığı bir tanım olduğunu gösterir. Ara söz olarak kullanıldığında birinin ifade biçimini kabul ederken aynı zamanda o ifadeye karşı hafif bir mesafe yaratabilir. Buradaki “put”, “bir yere koymak” değil, “sözcüklerle ifade etmek” anlamındadır.
Alıştırma
Bu cümlede “as you put it” ne işe yarıyor? The deadline is, as you put it, impossible.
- Konuşanın dinleyenin sözlerini hatırlayamadığını gösterir.
- Dinleyenin son tarihi fiziksel olarak bir yere koyduğunu söyler.
- “Impossible” sözcüğünü, dinleyenin son tarihi tanımlama biçimine atfeder.
Cevabı göster
“Impossible” sözcüğünü, dinleyenin son tarihi tanımlama biçimine atfeder.
every time you see them the conversation seems shallow and trivial.
1:48onları her gördüğünüzde sohbet sığ ve önemsiz görünüyor.
Or you're at university studying for a degree.
1:52Ya da üniversitede bir diploma için okuyorsunuz.
You signed up for the course in part because you often feel confused about who you are and what you want. Notlar
1:54Kursa kaydoldunuz, çünkü kısmen kim olduğunuz ve ne istediğiniz konusunda sık sık kafanız karışık hissediyorsunuz.
Sign up for the course: kursa kaydolmak
Sign up for, bir kursa, etkinliğe, hizmete veya benzer bir faaliyete “katılmak üzere kaydolmak” anlamına gelir. Burada signed geçmiş zamanı gösterir; for ise kişinin kaydolduğu şeyi, yani the course ifadesini getirir. Tekrar kullanılabilen kalıp sign up for + şey biçimindedir. Buradaki sign bir öbek fiilin parçasıdır; yalnızca “imza atmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “katılmak üzere kaydolmak” anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Lena wants to join the Saturday science club, so she will ____ it today.
Cevabı göster
sign up for
In part because: birkaç nedenden biri
In part because bir neden sunar, ancak bu nedenin kapsamını sınırlar: neden, kararın tamamını değil yalnızca bir bölümünü açıklar. Bu cümlede kafa karışıklığı kursa katılma nedenlerinden biri olarak sunulur; başka nedenler de olabilir. Bu ifade bilgiyi dikkatli biçimde düzenlemeye yardımcı olur. Ardından gelen because yan cümlesinin kısmi bir açıklama olduğunu göstermek istediğinizde in part ifadesini because sözcüğünün hemen önüne koyun.
Alıştırma
Cümleyi bunun yalnızca bir neden olduğunu gösteren üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: We chose the earlier train ____ it was cheaper.
Cevabı göster
in part because
who you are and what you want: gömülü sorularda sözcük dizilişi
who you are ile what you want, and ile bağlanan iki gömülü soru yan tümcesidir. Birlikte kişinin ne konuda kafasının karıştığını belirtir; bu bağlı yapının tamamı about edatının tümlecidir. Bu sorular daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde olduğu için soru sözcüğü + özne + fiil şeklindeki bildirme cümlesi dizilişini kullanır. Burada who you are ve what you want kullanılır. Who are you? ve What do you want? yalnızca doğrudan soru sorarken kullanılır.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcüklerle iki gömülü soruyu bildirme cümlesi dizilişinde tamamla: I am not sure about ____ and ____. (where / the meeting / is; what / I / should bring)
Cevabı göster
where the meeting is · what I should bring
You thought that reading books and going to lectures would shine a light on things, Deyimler
2:00Kitap okumanın ve derslere gitmenin bir şeylere ışık tutacağını düşündünüz,
shine a light on: ortaya çıkarmak veya açıklamak
Bu cümlede shine a light on mecaz anlamda kullanılır. Ortaya çıkarmaya veya açıklamaya yardımcı olmak demektir; yani kişi kitapların ve derslerin kafa karıştıran şeyleri daha anlaşılır hâle getireceğini düşünmüştür. Kalıp shine a light on + konu şeklindedir. Konu, açıklığa kavuşan sorun, neden veya deneyimdir; gerçekten ışık tutulan fiziksel bir şey olması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi shine ile kurulan ve 'ortaya çıkarmaya veya açıklamaya yardımcı olmak' anlamına gelen ifadeyle tamamla: The documentary may ____ how the town changed.
Cevabı göster
shine a light on
but the topics are dull and disconnected from your confusion.
2:03ama konular sıkıcı ve kafa karışıklığınızla bağlantısız.
Or you're working in a large profitable company and earning a decent sum every week, Kelime
2:10Veya büyük, karlı bir şirkette çalışıyor ve her hafta iyi bir miktar kazanıyorsunuz,
a decent sum: oldukça iyi bir para miktarı
Burada a decent sum, oldukça iyi veya kayda değer bir para miktarı demektir. Decent olumlu ama ölçülü bir değerlendirmedir: haftalık kazancın iyi olduğunu söyler, fakat mutlaka son derece yüksek olduğunu belirtmez. Sum burada matematiksel bir işlem değil, para miktarı anlamındadır. Amount sözcüğünden biraz daha resmî duyulur ve kazancı tek bir toplam olarak sunar.
Alıştırma
İngilizce “She earns a decent sum from her weekend work,” cümlesinde a decent sum ne anlama gelir?
- Zor bir aritmetik işlem
- Dürüst bir şekilde kazanılan para
- Oldukça iyi bir para miktarı
Cevabı göster
Oldukça iyi bir para miktarı
but the work doesn't seem in the grander scheme important, Deyimler
2:14ama yapılan iş büyük resimde önemli görünmüyor,
in the grander scheme: daha büyük bütün içinde bakıldığında
In the grander scheme, duruma daha büyük ve daha önemli bir bütünün parçası olarak bakmak demektir. Burada değerlendirme ölçeği değişir: iş iyi kazandırabilir, ancak daha geniş hedefler veya etkilerle karşılaştırıldığında önemli görünmez. Scheme burada gizli veya dürüst olmayan bir plan değil, genel bir düzen ya da yapı anlamındadır. En yaygın tam ifade in the grand scheme of things biçimidir; grander daha büyük bir bakış açısıyla karşılaştırmayı vurgular.
Alıştırma
“In the grander scheme, one missed bus is not very important” cümlesindeki in the grander scheme ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Uzun bir süre geçtikten sonra
- Gizli bir plana göre
- Çok daha büyük bir resmin parçası olarak değerlendirildiğinde
Cevabı göster
Çok daha büyük bir resmin parçası olarak değerlendirildiğinde
by which you mean ile iki bölümlü bir açıklama başlatmak
Burada which, daha önce söylenen “önemli olma” düşüncesine gönderme yapar. Dinleyiciden bir şey seçmesini istemez. İfade, “bunu söyleyerek şunu kastediyorsun...” anlamına gelir. İki nokta ve two things, sırada bir liste olduğunu gösterir. İfade, genel bir düşünceyi daha belirli iki anlama ayırarak açıklamanın düzenini takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Bu cümlede by which you mean ne işe yarıyor?
- Dinleyiciden iki nesneden birini seçmesini ister.
- Konuşmacının yeni bir konuya geçtiğini gösterir.
- Önceki bir düşünceye gönderme yapar ve iki belirli anlam sunar.
Cevabı göster
Önceki bir düşünceye gönderme yapar ve iki belirli anlam sunar.
that you don't seem to be making any great difference to anyone's life, Kalıp ifadeler
2:19kimsenin hayatında büyük bir fark yaratmıyor gibisiniz,
making any great difference to anyone's life: birinin hayatında büyük bir etki yaratmak
make a difference to someone's life ifadesinde difference, iki şey arasındaki karşılaştırmayı değil, birinin hayatı üzerindeki anlamlı etkiyi anlatır. Kalıp make a difference to + kişi, hayat, grup veya durum şeklindedir. Olumsuz yan cümlede a yerine any kullanılır: don't seem to be making any great difference. Great etkinin büyüklüğünü güçlendirir; dolayısıyla cümle önemli bir etki pek yokmuş gibi göründüğünü söyler.
Alıştırma
make a difference ve doğru edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: A patient teacher can ____ a child's confidence.
Cevabı göster
make a difference to
and also that there's no profound part of you that you're able to bring to or incorporate in your work.
2:22ve ayrıca derinlerinizde işinize katabileceğiniz veya dahil edebileceğiniz hiçbir parça yok.
It might as well be done by a robot. Ton ve niyet
2:28Bu iş pekala bir robot tarafından da yapılabilirdi.
Might as well: seçenekler pek fark yaratmadığında isteksizce kabullenme
Might as well içinde might yalnızca “belki” anlamına gelmez. İfadenin bütünü, diğer seçeneklerin belirgin bir üstünlüğü olmadığı için bir seçeneğin diğerleri kadar kabul edilebilir olduğunu anlatır; çoğu zaman isteksizlik veya kabullenmişlik taşır. Burada konuşan kişi gerçekten bir robot kullanılmasını önermiyor. Karşılaştırma, insanın özenine veya kişisel özelliklerine yer bırakmayan bir işi eleştiriyor: İnsan katkısı fark yaratmıyorsa robot da aynı işi yapabilir.
Alıştırma
Bir seçimin pek fark yaratmadığını gösteren kalıp ifadeyi tamamlayın: If the report is going to be fully automatic, it ____ be generated by software.
Cevabı göster
might as well
From these strands: önceki düşünce kollarını bir sonuca bağlamak
Strands sözcüğü, birbirinden ayrı ama ilişkili kanıt çizgileri ya da temalar için kullanılan bir benzetmedir. From, fiziksel ipliklerden uzaklaşmak değil, “önceki bu çizgileri başlangıç malzemesi olarak kullanmak” anlamına gelir. Başta ve virgülle kullanılan From these strands, önce önceki içeriğe döner, sonra ileri doğru bir adımı bildirir: Konuşan kişi, önceki birkaç örneği daha geniş bir teori veya sonuçta birleştirmek üzeredir.
Alıştırma
Bir tartışmada From these strands, dinleyiciye ne anlatır?
- Konuşan kişi tamamen ilgisiz bir konuya geçiyor.
- Konuşan kişi önceki birkaç düşünce çizgisini bir sonuçta birleştiriyor.
- Konuşan kişi birbirine dolaşmış fiziksel iplikleri anlatıyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi önceki birkaç düşünce çizgisini bir sonuçta birleştiriyor.
we can start to extrapolate a theory of meaning. Kalıp ifadeler
2:32bir anlam teorisi çıkarmaya başlayabiliriz.
extrapolate a theory of meaning: kanıtların ötesinde bir teori geliştirmek
Bu cümlede extrapolate, daha önce ele alınan örnekleri kanıt olarak kullanıp onların ötesine geçerek daha geniş bir açıklama oluşturmak anlamına gelir. A theory of meaning, bu örneklerin yalnızca tekrarı ya da listesi değildir; örneklerden hareketle geliştirilir. Extrapolate a theory from evidence kalıbı resmî ve analitik bir anlatıma aittir. Sonucun doğrudan gözlemlenenlerin ötesine geçtiğini gösterir. Bu nedenle kanıtlar teoriyi destekleyebilir, ancak onu kesin olarak kanıtlamayabilir.
Alıştırma
Bu cümlede extrapolate a theory ne anlama geliyor?
- Eldeki kanıtlardan daha geniş bir teori geliştirmek.
- Konuşmada sözü edilen her etkinliği listelemek.
- Örneklerin ötesine geçmeden onları tekrarlamak.
Cevabı göster
Eldeki kanıtlardan daha geniş bir teori geliştirmek.
Meaning is to be found in three activities in particular: Kalıp ifadeler
2:35Anlam, özellikle üç faaliyette bulunur:
is to be found in: bir şeyin nerede bulunduğunu belirtmek
Burada is to be found in, bir şeyin bir yerde bulunduğu veya orada keşfedilebileceği anlamına gelir. Cümle, anlamın özellikle ardından sıralanacak üç etkinlikte bulunduğunu söyler. is/are + to be found in yapısı, find fiilinden oluşturulan edilgen bir ifadedir. Gelecek planını anlatan be to yapısına benzeyebilir, ancak burada bir plan değil, resmî bir betimleme verir. Found, find fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; kurmak anlamındaki found fiili değildir.
Alıştırma
'İçinde bulunur veya keşfedilebilir' anlamındaki derste geçen tam resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: In the author's view, true strength ____ patient daily practice.
Cevabı göster
is to be found in
and it appears that some of our most meaningful moments are to do with instances of connection with a lover,
2:47ve görünüşe göre en anlamlı anlarımızdan bazıları bir sevgiliyle bağlant kurduğumuz anlarla ilgilidir,
when we reveal our intimate physical and psychological selves,
2:53mahrem fiziksel ve psikolojik benliklerimizi ortaya çıkardığımızda,
or when we form friendships where substantial truths about our respective lives can be shared.
2:57ya da kendi hayatlarımız hakkında önemli gerçeklerin paylaşılabileceği arkadaşlıklar kurduğumuzda.
when we strike up a conversation with a stranger and feel a thrilling sense of victory over linguistic and cultural barriers. Öbek fiiller
3:04bir yabancıyla sohbete başladığımızda ve dilsel ile kültürel engelleri aşmanın heyecan verici zafer duygusunu hissettiğimizde.
strike up a conversation: samimi bir sohbet başlatmak
Strike up a conversation, biriyle genellikle samimi ve oldukça doğal biçimde konuşmaya başlamak demektir. Burada kişiler, sürmekte olan bir sohbete katılmak yerine bir yabancıyla yeni bir sohbet başlatıyor. Kalıp strike up a conversation with + kişi şeklindedir. Geçmiş zamanda strike, struck olur: struck up a conversation.
Alıştırma
Cümleyi strike up a conversation kullanarak tamamlayın: At the museum, Sam decided to ____ with another visitor.
Cevabı göster
strike up a conversation
Then there's the meaning that emerges via understanding.
3:11Sonra anlama yoluyla ortaya çıkan anlam vardır.
This is about the pleasure that can be felt whenever we correct confusion and puzzlement about ourselves or the world.
3:14Bu, kendimiz veya dünya hakkındaki kafa karışıklığını ve şaşkınlığı her giderdiğimizde hissedilebilen zevkle ilgilidir.
The pleasure of our activities stems from a common ability to map and make sense of what was once painfully unfamiliar and strange. Notlar
3:26Faaliyetlerimizden aldığımız zevk, bir zamanlar acı verici derecede aşina olunmayan ve tuhaf olan şeylerin haritasını çıkarma ve onları anlamlandırma konusundaki ortak yeteneğimizden kaynaklanır.
stems from: bir sonucun kaynağını göstermek
Stems from, bir şeyden gelir veya onun yüzünden oluşur anlamındadır. Özne sonuçtur; from sonrasındaki ad öbeği ise kaynaktır: sonuç stems from kaynak. Bu cümlede The pleasure sonuçtur ve tekildir; bu nedenle fiil -s alarak stems olur. Bu yapı nedenleri açık ve biraz resmî bir biçimde anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Pratiğin Maya'nın özgüveninin kaynağı olduğunu göstermek için stems from ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Maya's confidence stems from years of practice.
- Maya's confidence stems years of practice.
- Years of practice stems from Maya's confidence.
Cevabı göster
Maya's confidence stems from years of practice.
map and make sense of: karmaşık bir şeyi yapılandırıp anlamak
Burada map mecazidir; karmaşık bir şeyin parçalarını, örüntülerini veya ilişkilerini düzenlemek anlamına gelir. Make sense of ise kafa karıştıran bir şeyi anlamak ya da yorumlamak demektir. Bağlanan iki fiil, what was once painfully unfamiliar and strange nesnesini paylaşır. Birlikte, aynı sürecin iki yönünü anlatırlar: zor bir konuyu düzenlemek ve anlamak. Map coğrafi bir harita çizmek anlamına gelmez; anlama eylemini yapan kişidir.
Alıştırma
Karmaşık bir konuyu düzenlemek ve anlamak anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The investigators met to ____ the complicated sequence of events.
Cevabı göster
map and make sense of
One of the most meaningful things we can do is to serve other people, Dilbilgisi
3:37Yapabileceğimiz en anlamlı şeylerden biri diğer insanlara hizmet etmektir,
One of the most ... things ... is to ...: çok değerli bir eylemi belirtmek
One of the + üstünlük derecesi + çoğul isim + ilgi yan cümlesi + is + to-mastar kalıbı, bir eylemi çok değer verilen daha büyük bir eylemler grubunun üyelerinden biri olarak sunar. Things, one of the sonrasında geldiği için çoğul olmalıdır; ancak öznenin baş sözcüğü One olduğu için is tekildir. is sonrasındaki to-mastar, değer verilen eylemi belirtir: to serve other people. Bu kalıbı, bir seçeneğin tek veya mutlak olarak en iyi seçenek olduğunu iddia etmeden güçlü bir öncelik belirtmek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle yardım istemeyi çok yararlı eylemlerden biri olarak doğru biçimde sunuyor?
- One of the most useful things you can do is to ask for help.
- One of the most useful things you can do are to ask for help.
- One of the most useful thing you can do is to ask for help.
Cevabı göster
One of the most useful things you can do is to ask for help.
either by alleviating sources of suffering or else by generating new sources of pleasure. Dilbilgisi
3:43bu ister acı kaynaklarını hafifleterek olsun, ister yeni zevk kaynakları yaratarak olsun.
İki alternatif yöntem için either by ... or else by ...
either by ... or else by ... yapısında either ilk olası yöntemi, or else ise ikinci yöntemi tanıtır. Burada else, “başka bir seçenek olarak” anlamına gelir; bir tehdit veya kötü bir sonuç belirtmez. İki seçenek de by + fiilin -ing biçimini kullanır: by alleviating ... ve by generating .... Aynı sonuca ulaşmanın alternatif yollarını sunarken aynı dil bilgisi biçimini korumak, açık bir paralel yapı oluşturur.
Alıştırma
Vurgulanan ikili yapıyla cümleyi tamamlayın. İkinci alternatifi belirtmek için else kullanın: You can stay active ____ walking to school ____ joining a sports club.
Cevabı göster
either by · or else by
but also people who bake cakes, write songs, or dance for a living. Kalıp ifadeler
3:51ama aynı zamanda geçimini pasta yaparak, şarkı yazarak veya dans ederek sağlayan insanlar da dahildir.
Ücretli işi belirten for a living
For a living, “gelir sağlayan iş olarak” anlamına gelir. Bu cümlede dance for a living, dans etmenin yalnızca eğlence için yapılan bir etkinlik değil, kişinin işi olduğunu belirtir. Bu kalıp genellikle bir etkinlik fiilinden sonra gelir: write for a living, teach for a living veya design websites for a living. Sorularda What do you do for a living? bir kişinin mesleğini sorar.
Alıştırma
Cümleyi “ücretli iş olarak” anlamındaki sabit kalıpla tamamlayın: Maya designs websites ____.
Cevabı göster
for a living
We're often told to think of ourselves as inherently selfish, Kalıp ifadeler
3:55Bize sık sık kendimizin doğuştan bencil olduğumuzu düşünmemiz söylenir,
think of ourselves as + bir özellik veya kimlik
Bu cümlede think of ourselves as, kendimizi belirli bir şekilde görmek veya belirli türde insanlar olduğumuzu düşünmek anlamına gelir. Yalnızca kendimizi hatırlamak ya da kendimiz hakkında düşünmek anlamına gelmez. Kalıp think of + kişi veya grup + as + isim ya da sıfat öbeği şeklindedir. Düşünenlerle değerlendirilenler aynı we grubunu gösterdiği için nesne dönüşlülük zamiri ourselves olur. Burada inherently selfish, insanlara yüklenen özelliktir.
Alıştırma
Cümleyi think of + nesne + as kalıbıyla tamamlayın: We ____ capable problem-solvers.
Cevabı göster
think of ourselves as
but some of the most meaningful moments come when we can transcend our egos and put ourselves at the service of others or the planet. Kalıp ifadeler
3:59ancak en anlamlı anların bazıları, egomuzu aşıp kendimizi başkalarının veya gezegenin hizmetine sunabildiğimiz zamanlarda gelir.
put ourselves at the service of others: kendimizi başkalarının hizmetine sunmak
Bu cümlede put ourselves at the service of others, zamanımızı, yeteneklerimizi ve çabamızı başkalarının yararı için gönüllü olarak kullanmak anlamına gelir. Put burada mecazidir: kimse kendini fiziksel olarak bir yere koymaz ve ifade tek başına zorunlu itaati anlatmaz. Aktarılabilir kalıp put + dönüşlülük zamiri + at the service of + kişi, grup veya amaç şeklindedir. Dönüşlülük zamiri özneye geri gönderme yapar; özne we olduğunda ourselves kullanılır.
Alıştırma
Bir amaç uğruna çaba adamayı anlatan resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: As volunteers, we ____ the community.
Cevabı göster
put ourselves at the service of
One should add that in order for service to feel meaningful, Notlar
4:06Eklemek gerekir ki, hizmetin anlamlı hissettirmesi için,
Resmî bir ekleme işareti olarak One should add that
One should add that, savı sınırlandıran ya da tamamlayan ek bir noktaya geçildiğini gösterir. Yazarın ana konuyu değiştirmeden önemli bir koşul eklemesini sağlar. Buradaki one genel ve kişisel olmayan bir öznedir. should ise tartışmada bir noktayı belirtmenin uygun ya da gerekli olduğunu anlatır. Başka birine bir şey eklemesini emretmez.
Alıştırma
One should add that bu cümlede hangi işlevi görür?
- Bir kişinin harekete geçmek zorunda olduğunu söyler.
- Sava önemli bir sınırlama ekler.
- Dinleyiciye başka bir cümle eklemesini emreder.
Cevabı göster
Sava önemli bir sınırlama ekler.
in order for + isim öbeği + to + fiil
in order for + isim öbeği + to + fiil kalıbı, başka bir eylem ya da koşulun mümkün kılacağı bir sonucu belirtir. for'dan sonraki isim öbeği, mastarın anlamca öznesidir. Bu cümlede anlamlı gelmesi beklenen şey service'tir. For, service'i alıcı ya da yararlanan taraf olarak göstermez; service ile to feel arasında bağlantı kurar.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: ____ the workshop to start on time, all speakers need to arrive early.
Cevabı göster
In order for
it has to be in sync with our own native sincere interests. Deyimler
4:09kendi doğal ve samimi ilgi alanlarımızla senkronize olması gerekir.
In sync with: uyumlu, fakat aynı değil
In sync with, bir şeyin başka bir şeyle uyumlu veya eş güdümlü olması demektir. Burada kişinin seçtiği hizmet yolunun kendi gerçek ilgi alanlarına uyması gerektiğini anlatır. Bu ifade planları, zamanlamaları, eylemleri, ilgi alanlarını veya değerleri ilişkilendirebilir. İki şeyin iyi uyum sağladığını belirtir; mutlaka tamamen aynı oldukları anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan en uygun ifadeyi seçin. İki program birbiriyle uyumludur: Our rehearsal plan is ___ the theater schedule.
- in sync with
- interested in
- the same as
Cevabı göster
in sync with
It's a case of knowing enough about ourselves to find a particular path to service. Dilbilgisi
4:12Bu, hizmete giden belirli bir yolu bulmak için kendimiz hakkında yeterince bilgi sahibi olma meselesidir.
It's a case of + isim veya -ing biçimi
It's a case of + isim veya -ing biçimi, bir durumun esas olarak neyi içerdiğini belirterek o durumu tanımlar. Burada uygun bir hizmet yolu bulmanın kişinin kendisini yeterince iyi tanımasına bağlı olduğunu anlatır. of sonrasında bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır; fiilin yalın biçimi kullanılmaz: It's a case of choosing doğrudur, It's a case of choose değildir.
Alıştırma
Durumun esas olarak neyi içerdiğini belirtmek için It's a case of yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- It's a case of choosing the right tool for the job.
- It's a case choosing the right tool for the job.
- It's a case of choose the right tool for the job.
Cevabı göster
It's a case of choosing the right tool for the job.
Armed with such ideas: sonraki adıma hazır olmak
Armed with + isim öbeği, o kaynakla “donanmış veya hazırlanmış” olmak anlamına gelir. Buradaki kaynak daha önce ele alınan fikirlerdir, silah değildir; bu nedenle ifade mecazidir. Cümle başındaki geçmiş ortaç öbeği olarak sonraki yan cümlenin öznesi olan we sözcüğünü niteler. Önceki fikirleri bir sonraki adımın dayanağına dönüştürür ve hazırlıktan akıl yürütmeye ya da eyleme kısa bir geçiş sağlar.
Alıştırma
Maya’nın bir açıklama yapmadan önce gerçeklere sahip olduğunu Armed with ile doğru biçimde gösteren cümle hangisidir?
- Armed with the facts, Maya's choice was easy to explain.
- Maya armed the facts with a clear explanation.
- Armed with the facts, Maya explained her choice clearly.
Cevabı göster
Armed with the facts, Maya explained her choice clearly.
we can move towards defining nothing less than the meaning of life. Deyimler
4:20hayatın anlamından daha azı olmayan bir şeyi tanımlamaya doğru ilerleyebiliriz.
nothing less than: miktar değil, güçlü önem vurgusu
Nothing less than + isim öbeği, önemli bir şeyi “tam olarak”, “gerçekten” veya “adeta o şeyin kendisi” diye vurgulamanın bir yoludur. Bu cümlede amaç yalnızca hayatın anlamıyla ilgili değildir; hayatın anlamının kendisini tanımlamak olarak sunulur. İfade, büyüklük ve cesaret duygusu katar. Bir hedefi, başarıyı, değişimi veya kimliği olağanüstü derecede önemli göstermekte sıkça kullanılır; burada matematiksel bir karşılaştırma değildir.
Alıştırma
Hangi cümle nothing less than ifadesini sayısal bir sınır koymak yerine önemli bir kimliği vurgulamak için kullanır?
- Keep the mixture cold for not less than ten minutes.
- Her discovery was nothing less than a breakthrough.
- The box contains less than ten cards.
Cevabı göster
Her discovery was nothing less than a breakthrough.
human flourishing: iyi yaşamak ve her yönüyle gelişmek
Human flourishing, etik ve toplumsal düşüncede insanın hem bütün bir birey hem de topluluğun bir parçası olarak iyi yaşamasını ve gelişmesini anlatan resmî bir terimdir. İyi oluşu, yetenekleri, ilişkileri, amacı ve insan potansiyelini gerçekleştirme fırsatını kapsar; kısa süreli mutluluktan veya ekonomik başarıdan daha geniştir. Bu cümlede human flourishing, pursue fiilinden sonra gelen hedeftir. Communication, understanding ve service, bu geniş anlamdaki iyi yaşama yaklaşmanın yolları olarak sunulur.
Alıştırma
Bu cümlede human flourishing ne anlama geliyor?
- Kısa bir mutluluk anı
- İnsan yaşamının geniş kapsamlı gelişimi ve iyi oluşu
- Yalnızca finansal büyüme
Cevabı göster
İnsan yaşamının geniş kapsamlı gelişimi ve iyi oluşu
but it's central to affirm that the concept of a meaningful life is eminently plausible and that it comprises elements that can be clearly named and gradually fought for. Kelime
4:33ancak anlamlı bir hayat konseptinin son derece makul olduğunu, açıkça adlandırılabilecek ve uğrunda kademeli olarak savaşılabilecek unsurlardan oluştuğunu doğrulamak çok önemlidir.
eminently plausible: çok makul, ancak kanıtlanmış değil
Eminently plausible, çok makul veya oldukça inandırıcı demektir. Eminently resmî bir güçlendiricidir: plausible sözcüğünün olumlu değerlendirmesini kuvvetlendirir, ancak iddiayı mutlaklaştırmak yerine ölçülü tutar. Burada konuşmacı, anlamlı yaşam kavramının akla uygun olduğunu güçlü biçimde onaylar. Yine de plausible, kanıtlanmış veya kesin demek değildir.
Alıştırma
“The explanation is eminently plausible” cümlesinde eminently plausible ne anlama gelir?
- Çok makul ve inandırıcı
- Hiçbir kuşkuya yer bırakmadan kanıtlanmış
- Çok yakında gerçekleşeceği kesin
Cevabı göster
Çok makul ve inandırıcı
comprises elements: bütünden parçalara uzanan yapı
Burada comprises elements, “ögelerden oluşur” anlamına gelir. Özne olan the concept of a meaningful life bütünü, elements ise bu bütünün parçalarını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp “bütün + comprise + parçalar” şeklindedir. Comprise, parçaları doğrudan nesne olarak alır; bilgi bütünden onu oluşturan parçalara doğru ilerler.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için comprise fiilini doğru biçimde kullanın. of eklemeyin: The committee ____ five elected members.
Cevabı göster
comprises