English Rewind - 6 Minute English: Kahvenin ardındaki hikaye ☕: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, kahvenin hazır kahve tozundan bir yaşam tarzı göstergesine dönüşmesini ele alıyor ve küresel fiyat değişimlerinin üreticileri neden kırılgan hâle getirdiğini açıklıyor. Ayrıca tarladan mağazaya kadar bütün üretim sürecini yöneterek dalgalı piyasalara rağmen kârlı kalmaya çalışan küçük plantasyonları inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. has come a long way — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bu ifadenin fiziksel bir yolculuğu değil, zaman içinde kaydedilen büyük gelişmeyi anlattığını kavrayın; bir sektörün veya becerinin değişimini ya da bir kişinin ilerlemesini değerlendirirken kullanın. 2. takes charge of — Phrasal Verbs: Bir kişi ya da kuruluşun proje veya süreç yönetme sorumluluğunu üstlendiğini anlatan bu doğal ifadeyi öğrenin. Kahve şirketinin yetiştirmeden perakende satışa kadar her aşamayı kontrol etmesi gibi sorumlulukları açıklayabilirsiniz. 3. despite what the world markets are doing. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: despite sözcüğünden sonra gelen what yan cümlesinin, istikrarlı bir sonucu değişken dış koşullarla nasıl karşılaştırdığını fark edin ve dayanıklılık ya da işletme performansını anlatırken bu kısa kalıbı kullanın.
Bu derste
Hello, the program you're about to listen to was first broadcast in April 2015 on the BBC Learning English website. Dilbilgisi
0:00Merhaba, dinlemek üzere olduğunuz program ilk olarak Nisan 2015'te BBC Learning English web sitesinde yayınlandı.
you're about to listen to: yaklaşan bir eylem için be about to + fiil
be about to + fiilin yalın hâli yapısında be, özneye ve zamana göre değişir; about to ise eylemin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini gösterir. Burada you're about to listen, birazdan dinleyeceğiniz anlamına gelir; about, hakkında anlamında değildir. you're about to listen to ilgi cümleciğinin tamamı program sözcüğünü tanımlar. Listen fiili to edatıyla kullanılır; bu nedenle sondaki to, öne alınmış program sözcüğüne gönderme yapar: dinlemek üzere olduğunuz program.
Alıştırma
be about to yapısını kullanın ve yalnızca eksik sözcükleri tamamlayın: The bus doors are closing, so we are ____ leave.
Cevabı göster
about to
was first broadcast: bir programın ilk yayını için geçmiş edilgen yapı
Was first broadcast, geçmiş zamanda edilgen bir yapıdır: was + geçmiş zaman ortacı. Program eylemden etkilendiği için bu ifade programın Nisan 2015'te ilk kez yayımlandığı anlamına gelir. Bu edilgen yapı, dikkati yayını yapan kişi veya kurum yerine programa ve tarihe yöneltir. Broadcast fiilinin yalın hâli, geçmiş zaman biçimi ve geçmiş zaman ortacı genellikle aynıdır; burada geçmiş edilgen yapıyı açıkça gösteren sözcük was olur.
Alıştırma
broadcast fiilinin geçmiş edilgen biçimini kullanın ve first sözcüğünü ortaçtan önce yerleştirin: The documentary ____ on national television in 1998.
Cevabı göster
was first broadcast
For more English language learning programs and podcasts,
0:08Daha fazla İngilizce dil öğrenme programı ve podcast'i için,
Six Minute English from BBC Learning English.
0:15BBC Learning English'ten Altı Dakikada İngilizce.
We're going to be talking: yaklaşan konuyu önceden bildirmek
We're going to be talking, be going to + be + verb-ing yapısını izler. İlk bölüm etkinliği planlanmış geleceğe yerleştirir; be talking ise konuşmayı program sırasında gerçekleşecek etkinlik olarak sunar. İki be biçimi gereksiz tekrar değildir. Bir programın girişinde bu yapı gündemi önceden bildirir: yaklaşan konuşmanın konusu kahve olacaktır. We're going to talk about coffee ile karşılaştırıldığında ilerleyen zaman biçimi, konuşmanın programın gelişen bir parçası olmasına biraz daha fazla odaklanır; iki kullanım da doğaldır.
Alıştırma
Program tanıtımını be going to + be + verb-ing ile tamamlayın: In the next segment, we're ____ about online safety.
Cevabı göster
going to be talking
A skinny latte: skinny sözcüğünün kahve dükkânındaki anlamı
A skinny latte ifadesinde skinny, kahve dükkânı menülerinde kullanılan bir sözcüktür. Genellikle lattenin az yağlı veya yağsız sütle yapıldığını belirtir; içeceğin fiziksel olarak ince olduğunu anlatmaz. Kesin tarif kafeden kafeye değişebilir. Bu nedenle başka durumlara aktarılabilecek güvenilir anlam, daha düşük yağ oranlı sütle yapılan bir seçenektir; otomatik olarak şekersiz veya her dükkânda aynı tarif anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir kahve dükkânında a skinny latte genellikle ne anlama gelir?
- Uzun ve dar bir fincanda sunulan bir latte
- Az yağlı veya yağsız sütle yapılmış bir latte
- İçinde kahve olmayan bir latte
Cevabı göster
Az yağlı veya yağsız sütle yapılmış bir latte
I've gone for: neyi seçtiğini söylemek
Bu cümlede I've gone for, “seçtim” anlamına gelir. A flat white seçilen içecektir; konuşanın gittiği bir yer değildir. Present perfect, seçimin zaten yapılmış olduğunu ve şu anla bağlantılı kaldığını gösterir. go for + isim yapısı seçilen seçeneği belirtmek için kullanılabilir. Özellikle ne sipariş edileceğine, satın alınacağına veya kullanılacağına karar verirken yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi “seçmek” anlamındaki go for yapısının present perfect biçimiyle tamamlayın: After comparing the two jackets, I've ____ the blue one.
Cevabı göster
gone for
a flat white: kahve içeceği
Flat white, espresso ve ince dokulu buharda ısıtılmış sütle yapılan bir kahve içeceğinin adıdır. Birleşik Krallık, Avustralya ve Yeni Zelanda'daki kafe menülerinde yaygındır; tam tarif değişebilir. Flat white ifadesini flat ve white sözcüklerinin ayrı ayrı gerçek anlamlarıyla değil, tek bir içecek adı olarak anlayın. Başındaki a bir porsiyonu belirtir.
Alıştırma
Bir kafe menüsünde a flat white ne anlama gelir?
- Sütsüz servis edilen kahve
- İnce dokulu buharda ısıtılmış süt içeren bir espresso içeceği
- Düz ve beyaz renkli bir nesne
Cevabı göster
İnce dokulu buharda ısıtılmış süt içeren bir espresso içeceği
The market for the world's most popular drink has come a long way since the days of instant coffee, Deyimler
0:49Dünyanın en popüler içeceği için pazar, hazır kahve günlerinden bu yana çok yol kat etti,
has come a long way: zaman içinde büyük ilerleme
“Has come a long way”, bir şeyin zaman içinde büyük ölçüde geliştiğini, iyileştiğini veya değiştiğini anlatan bir deyimdir. Burada kahve pazarının, hazır kahvenin baskın olduğu dönemdekinden çok farklı hâle geldiğini belirtir. “Has come” biçimindeki present perfect, geçmişteki o dönemi bugüne bağlar; “since” ise değişimin başlangıç noktasını gösterir. İfade burada mecazidir ve fiziksel bir mesafeyi anlatmaz.
Alıştırma
“Zaman içinde büyük ölçüde gelişti” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Our recycling program has ____ since it began.
Cevabı göster
come a long way
when we just added boiling water to some brown powder.
0:55o zamanlar sadece biraz kahverengi toza kaynar su ekliyorduk.
who made coffee drinking trendy and a lifestyle statement. Kelime
1:04ki bunlar kahve içmeyi trend ve bir yaşam tarzı ifadesi haline getirdi.
the giants like Starbucks and Costa Coffee: güçlü şirketler
“Giants”, çok büyük, güçlü veya etkili şirketleri anlatan bir mecazdır. Starbucks ve Costa Coffee örnek olarak verildiği için “the giants like Starbucks and Costa Coffee”, kahve sektöründeki bu tür büyük şirketleri ifade eder; burada “like”, “such as”, yani “örneğin” anlamındadır. Bu isim kullanımı iş dünyası ve haber dilinde yaygındır. Fiziksel büyüklüğü değil, pazar büyüklüğünü veya etki gücünü vurgular.
Alıştırma
“Several food giants lowered their prices,” cümlesinde “giants” ne anlama gelir?
- çok uzun boylu çalışanlar
- büyük ve güçlü şirketler
- normalden aşırı büyük ürünler
Cevabı göster
büyük ve güçlü şirketler
a lifestyle statement: bir seçimle zevki veya kimliği göstermek
A lifestyle statement, bir kişinin zevki, kimliği, değerleri veya yansıtmak istediği imaj hakkında bir şeyler anlatan seçim ya da alışkanlıktır. Buradaki statement, resmî bir sözlü veya yazılı açıklama değil, dolaylı biçimde iletilen mesaj anlamındadır. Bu cümlede kahve içmek, yalnızca bir içecek tüketmekten fazlası olmuş ve belirli bir yaşam biçimini sergilemenin yoluna dönüşmüştür. İfade hem bilinçli bir öz sunumu hem de başkalarının bir seçimle ilişkilendirdiği toplumsal imajı anlatabilir.
Alıştırma
Cümlede a lifestyle statement, kahve içmenin neye dönüştüğünü anlatıyor?
- Tıbbi bir gereklilik oldu.
- Zevki veya kimliği göstermenin bir yolu oldu.
- Resmî bir yazılı duyuru oldu.
Cevabı göster
Zevki veya kimliği göstermenin bir yolu oldu.
People are far more aware of what they're drinking these days. Kalıp ifadeler
1:09İnsanlar bugünlerde ne içtiklerinin çok daha farkındalar.
far more aware of: far ile karşılaştırmayı güçlendirmek
Far more aware of ifadesinde aware of, bir şeyi bilmek, fark etmek veya o şeyin farkında olmak anlamına gelir. More aware karşılaştırma biçimidir; far ise bunu güçlendirerek farkındalık düzeyleri arasındaki farkın büyük olduğunu gösterir. Burada far fiziksel uzaklığı değil dereceyi anlatır. far + karşılaştırma yapısı far better, far less expensive ve far easier ifadelerinde de görülür. aware of sonrasında aware of the risk örneğindeki gibi isim veya aware of what they are drinking örneğindeki gibi yan cümle gelebilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi ‘çok daha fazla farkında’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the workshop, the volunteers were ____ the safety rules than before.
Cevabı göster
far more aware of
I don't think we should forget what lies behind the coffee we enjoy every day. Deyimler
1:13her gün keyifle içtiğimiz kahvenin ardında yatanları unutmamamız gerektiğini düşünüyorum.
what lies behind: altta yatan nedenler veya gerçekler
What lies behind the coffee, insanlar sadece kahvenin tadını çıkarırken açıkça görülmeyen nedenleri, süreçleri ve gerçekleri ifade eder. Burada dikkat, hazır içecekten onunla bağlantılı sisteme ve insanlara yöneltilir. Dilbilgisel olarak what lies behind the coffee bir isim cümleciğidir ve forget fiilinin nesnesidir. What, “...olan şey veya şeyler” anlamını verir; lies behind ise bu bağlamda “yüzeyin altında var olur” demektir, fiziksel olarak “arkada uzanır” demek değildir.
Alıştırma
Örnekte what lies behind the coffee neyi ifade ediyor?
- birinin kahve hakkında söylediği yalan bir söz
- kahveyle bağlantılı temel nedenler, süreçler ve gerçekler
- bir kahve fincanının fiziksel olarak arkasına konmuş bir nesne
Cevabı göster
kahveyle bağlantılı temel nedenler, süreçler ve gerçekler
Yes, it's the second biggest commodity in the world after oil. Kelime
1:21Evet, petrolden sonra dünyanın en büyük ikinci emtiasıdır.
the second biggest commodity: küresel ticaretteki sıralama
Commodity; büyük miktarlarda alınıp satılan ve çoğu zaman uluslararası piyasalarda işlem gören temel bir malı, ham maddeyi veya tarım ürününü ifade eder. Bu cümlede konuşmacı kahveyi büyük ölçekli küresel ticaretin bir parçası olarak sunuyor. the second biggest + isim yapısı sıra bildirir: ele alınan ölçüte göre yalnızca bir öğe ondan daha büyüktür. Burada after oil, zaman bakımından daha sonra değil, “petrolün altında sıralanan” anlamındadır.
Alıştırma
Örnekteki the second biggest commodity ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Konuşmacı her kahve ürününün petrolden iki kat büyük olduğunu söylüyor.
- Konuşmacı kahveyi, dünya çapında ticareti yapılan temel mallar arasında petrolden sonra ikinci sıraya koyuyor.
- Konuşmacı kahvenin petrolden sonra yaratılan ikinci ürün olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Konuşmacı kahveyi, dünya çapında ticareti yapılan temel mallar arasında petrolden sonra ikinci sıraya koyuyor.
That means the price of coffee is changing every day,
1:25Bu, kahve fiyatının her gün değiştiği anlamına gelir,
every hour or even, as traders speculate about the price. Kelime
1:28her saat veya hatta daha sık, çünkü tüccarlar fiyat üzerinden spekülasyon yapıyor.
Piyasa bağlamında speculate about the price
Bu piyasa bağlamında speculate about the price, fiyatın hangi yönde hareket edeceği konusunda kesin olmayan bir görüş oluşturmak demektir. Söz konusu kişiler yatırımcı olduğundan, bu görüşler fiyat değişimlerinden kazanç sağlamak amacıyla yapılan riskli alış veya satışlara yön verebilir; bu, gelişigüzel bir fiyat tahmin etmekten daha fazlasıdır. Finansal anlam yalnızca about sözcüğünden değil, bağlamın tamamından gelir. Başka bir bağlamda speculate about, yeterli kanıt olmadan bir konu hakkında tahminde bulunmak veya konuşmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
Emtia yatırımcılarıyla ilgili bir raporda they speculate about the price ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Bir etikette yazan fiyatı hatırlamaya çalışırlar.
- Fiyat hareketleri hakkında belirsiz görüşler oluştururlar ve bunlardan kazanç sağlamak için işlem yapabilirler.
- Herkes için resmî piyasa fiyatını belirlerler.
Cevabı göster
Fiyat hareketleri hakkında belirsiz görüşler oluştururlar ve bunlardan kazanç sağlamak için işlem yapabilirler.
thousands of miles from their farms.
1:41emtia piyasalarında yapılan anlaşmalara bağımlı olduğu anlamına gelir.
are dependent on: bağımlılık bildiren sıfat yapısı
Are dependent on bir bağımlılık durumunu anlatır. Burada uzaktaki emtia piyasalarında yapılan anlaşmalar çiftçilerin ne kadar kazanabileceğini büyük ölçüde etkiler; dolayısıyla geçimleri başka yerlerde alınan kararlara bağlıdır. Dependent bir sıfattır. Yapı özne + be + dependent on + isim veya -ing biçimidir. Çoğul farmers öznesiyle be, are biçimini alır; on ise bağımlı olunan şeyi veya koşulu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi be dependent on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The island's food supply ____ regular ferry deliveries.
Cevabı göster
is dependent on
commodity markets: temel ürünlerin işlem gördüğü küresel piyasalar
Commodity markets; kahve, petrol, metal ve tahıl gibi temel ürünlerin ya da bunlara dayalı sözleşmelerin alınıp satıldığı ve fiyatlandırıldığı düzenli piyasalardır. Buradaki markets, sıradan mağazalar veya yerel bir sokak pazarı anlamına gelmez. Cümlede, uzaktaki bu piyasalarda yapılan işlemler çiftçilerin aldığı fiyatları ve koşulları belirleyebilir. Bu nedenle ifade, yerel çiftlikleri küresel bir ticaret sistemine bağlar.
Alıştırma
Bu cümlede commodity markets ne anlama geliyor?
- Kahve, petrol ve tahıl gibi temel ürünlerin alınıp satıldığı ve fiyatlandırıldığı düzenli piyasalar
- Çiftçilerin yakın çevredeki müşterilere doğrudan satış yaptığı yerel tezgâhlar
- Bitmiş ev ürünleri satan mağazalar
Cevabı göster
Kahve, petrol ve tahıl gibi temel ürünlerin alınıp satıldığı ve fiyatlandırıldığı düzenli piyasalar
extremely vulnerable: zarara karşı son derece savunmasız
Vulnerable, koruma veya kontrol sınırlı olduğu için zarar görmeye ya da ciddi biçimde etkilenmeye açık olmak demektir. Extremely bu riski çok yüksek bir düzeye çıkarır. Burada çiftçiler, kontrolleri dışındaki kararlara ve fiyat değişikliklerine maruz kalmaktadır; ifade onların kişilik veya yetenek bakımından zayıf olduğunu söylemez. Yaygın yapı vulnerable to + tehdit veya değişim biçimindedir; örneğin vulnerable to price shocks.
Alıştırma
Buradaki extremely vulnerable çiftçilerin hangi durumda olduğunu anlatıyor?
- Fiziksel güçleri çok azdır.
- Parasal değerleri çok yüksektir.
- Kontrolleri dışındaki güçler nedeniyle zarar görme riskleri çok yüksektir.
Cevabı göster
Kontrolleri dışındaki güçler nedeniyle zarar görme riskleri çok yüksektir.
as she explains the impact of coffee markets on local growers. Kalıp ifadeler
1:49kahve pazarlarının yerel yetiştiriciler üzerindeki etkisini açıklarken.
the impact of X on Y: X’in Y üzerindeki etkisi
the impact of X on Y isim öbeği, “X’in Y üzerindeki etkisi” anlamına gelir. Bu cümlede coffee markets etkinin kaynağı olan X, local growers ise etkilenen kişiler olan Y’dir. impact sözcüğünden sonra kaynağı belirtmek için of, etkilenen kişi veya şeyi belirtmek için on kullanılır. Öbeğin tamamı explain, examine veya discuss gibi fiillerin nesnesi olabilir.
Alıştırma
Gece vardiyalarının çalışanların uykusunu etkilediğini anlatan hedef kalıbı tamamlayın: The study examines the impact ____ night shifts ____ workers' sleep.
Cevabı göster
of · on
She uses an expression that means has a big effect.
1:54Büyük bir etkiye sahip olmak anlamına gelen bir ifade kullanıyor.
What happens in the coffee market makes waves around the globe. Notlar
2:00Kahve pazarında olanlar dünya çapında dalgalanmalar yaratıyor.
Cümlenin öznesi olarak What happens in the coffee market
What happens in the coffee market, “kahve piyasasında meydana gelenler” anlamına gelen bir isim cümleciğidir. Burada soru değildir; cümleciğin tamamı makes waves ifadesinin öznesidir. Bu cümlecik, bir olayı veya durumu tek bir birim olarak paketler ve cümlenin geri kalanının bunun etkisini belirtmesini sağlar. Burada bu birim tekil fiil makes ile kullanılır.
Alıştırma
“What happens in the coffee market makes waves around the globe,” cümlesinde “What happens in the coffee market” hangi dil bilgisi görevindedir?
- makes fiilinin öznesi olan bir isim cümleciği
- globe sözcüğünü niteleyen bir sıfat cümleciği
- Ne olduğunu soran doğrudan bir soru
Cevabı göster
makes fiilinin öznesi olan bir isim cümleciği
makes waves around the globe: dünya çapında etki yaratmak
Make waves, belirgin bir etki yaratmak veya çok dikkat çekmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada sudaki gerçek dalgaları değil, gerçek dünyadaki etkiyi anlatır. Around the globe etkinin kapsamını gösterir: etkiler dünyanın dört bir yanındaki ülkelere ve insanlara ulaşır.
Alıştırma
Örnekte makes waves around the globe ne anlama geliyor?
- Dünya çapında belirgin bir etki yaratır.
- Birçok yerde gerçek okyanus dalgaları oluşturur.
- Kahveyi gemiyle dünyanın her yerine taşır.
Cevabı göster
Dünya çapında belirgin bir etki yaratır.
Entire national economies depend on the price of coffee.
2:03Tüm ulusal ekonomiler kahvenin fiyatına bağlıdır.
It's the key to whether individual farmers can provide for their families, Notlar
2:08Bireysel çiftçilerin ailelerini geçindirip geçindiremeyeceklerinin,
It's the key to whether: belirleyici bir koşulu göstermek
It's the key, it ile belirtilen şeyin fiziksel bir anahtar değil, çok önemli bir etken olduğu anlamına gelir. Örnekte bu etken, bireysel çiftçilerin ailelerini geçindirip geçindiremeyeceğini güçlü biçimde etkiler. Yapı the key to + isim, -ing biçimi veya whether yan cümlesidir. Burada to bir edattır; whether ise henüz belli olmayan evet-hayır sonucunu sunar: çiftçiler ailelerini geçindirebilir mi, geçindiremez mi?
Alıştırma
Henüz belli olmayan bir sonucu ifade eden iki sözcüklük bağlantıyla cümleyi tamamlayın: Funding is the key ____ the festival can go ahead.
Cevabı göster
to whether
provide for their families: ailesinin geçimini sağlamak
Provide for their families ifadesindeki provide for someone, bir kişinin yiyecek, barınma ve diğer temel ihtiyaçlarını maddi olarak karşılayarak geçimini sağlamak demektir. Burada her çiftçinin ailesini geçindirecek kadar kazanıp kazanamadığı anlatılıyor. Kalıp provide for + kişi şeklindedir. Bir kişiye tek seferde bir şey vermeyi değil, sürekli bir geçim sorumluluğunu ifade eder.
Alıştırma
Sürekli maddi destek anlamındaki ifadeyi tamamlayın: A steady income allows her to provide ____ her family.
Cevabı göster
for
and ultimately whether whole communities stay on the land or trek to the cities. Anlatım akışı
2:13ve nihayetinde tüm toplulukların toprakta mı kalacağı yoksa şehirlere mi göç edeceği konusunun anahtarıdır.
ultimately whether...or...: toprakta kalmak mı, şehirlere göç etmek mi
Ultimately, ele alınan meselenin en geniş kapsamlı sonucuna işaret eder. Bu yan cümle odağı tek tek çiftçilerden bütün topluluklara taşır ve sonuçların bir ailenin geçiminden bütün bir bölgenin geleceğine kadar büyüdüğünü gösterir. Whether A or B, bu nihai sonucu iki seçenek halinde düzenler: topluluklar topraklarında kalabilir ya da şehirlere göç edebilir. Burada stay on the land, tarımla geçinmeye devam etmek demektir; trek ise sıradan bir ziyaretten farklı olarak zorlu veya koşulların baskısıyla gerçekleşen bir göçü düşündürür.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümle, savın içinde hangi işlevi görüyor?
- Tek tek çiftçiler üzerindeki etkilerden bütün topluluklar için iki nihai sonuca geçer.
- Çiftçilerin bir şehri ziyaret ederken kullandığı güzergâhı açıklar.
- Tarım yöntemlerini adım adım sıralar.
Cevabı göster
Tek tek çiftçiler üzerindeki etkilerden bütün topluluklar için iki nihai sonuca geçer.
She also used the expression provide for their families.
2:24Ayrıca provide for their families ifadesini kullandı.
This means the farmer's family have enough income to live comfortably.
2:27Bu, çiftçinin ailesinin rahatça yaşayacak kadar yeterli gelire sahip olması anlamına gelir.
Neil, do you know how many cups of coffee are drunk worldwide each year? Dilbilgisi
2:35Neil, dünya çapında her yıl kaç fincan kahve içildiğini biliyor musun?
are drunk worldwide: istatistikleri aktaran edilgen yapı
are drunk worldwide ifadesinde are + drunk, geniş zamanın edilgen yapısını oluşturur. Drunk, drink fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla cups of coffee tüketilen şeydir. Burada drunk, “sarhoş” anlamına gelmez. Edilgen yapı, istatistik konusu olan fincan sayısını merkeze alır ve kahveyi içen kişileri belirtmez. Toplamlar ve dünya çapındaki tüketim verileri aktarılırken bu bilgi düzeni sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi drink fiilinin geniş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: Each year, billions of cups of coffee ____ worldwide.
Cevabı göster
are drunk
But I still think I'll go for the lowest figure,
2:51Ama yine de en düşük rakamı seçeceğimi sanıyorum,
Well, we'll see if you've got the answer right at the end of the program. Kalıp ifadeler
2:56Programın sonunda doğru cevabı bulup bulmadığını göreceğiz.
you've got the answer right: get + nesne + right yapısı
Get the answer right, doğru cevabı vermek veya doğru cevaplamak anlamına gelir. get + nesne + right yapısında right, nesnenin ya da sonucun doğru olduğunu belirtir. Bu İngiliz İngilizcesi cümlesinde you've got, you have got anlamındadır ve daha önce verilen cevaba dönüp bakar. Aynı yapı sınavların dışında da kullanılabilir: bir ad, tarih, ayrıntı veya yorumu doğru bilmek için get ... right denebilir.
Alıştırma
Cümleyi get + nesne + right yapısının iki parçasıyla tamamlayın: In yesterday's quiz, Leo ____ the final answer ____.
Cevabı göster
got · right
that means gone up quickly in recent years, Rob.
3:02bu, son yıllarda hızla yükseldiği anlamına geliyor, Rob.
has soared: hızlı ve keskin bir artış
Bu cümlede has soared, bir şeyin çok hızlı ve büyük ölçüde yükseldiği anlamına gelir. Tekil özne the price, has ile kullanılır; present perfect yapıdaki has soared ise son yıllardaki yükselişi bugünkü durumla ilişkilendirir. Fiyatlar ve diğer sayısal değerlerle kullanıldığında soar mecazidir; burada uçmayı anlatmaz. Yalnızca rise veya go up demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi soar fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The cost of renting an apartment ____ in recent years.
Cevabı göster
has soared
Surely that's good for everyone involved in the business.
3:06Eminim bu, işin içindeki herkes için iyi bir şeydir.
I believe the profit margins for coffee are amongst the highest in the world. Kelime
3:09Kahve kâr marjlarının dünyadaki en yüksekler arasında olduğuna inanıyorum.
profit margins: gelirin kâr olarak kalan payı
Profit margins, ilgili maliyetler çıkarıldıktan sonra satış gelirinin kâr olarak kalan yüzdeleridir. Bu cümlede çoğul biçim, kahve işinin ne kadar kârlı olduğunu genel olarak ifade eder. Yüksek bir profit margin, her satışın büyük bir bölümünün kâr olarak kaldığı anlamına gelir. Bu, satış hacmine de bağlı olan yüksek toplam kârla aynı şey değildir. Ayrıca margin burada bir sayfanın kenarındaki boşluk anlamına gelmez.
Alıştırma
İş dünyası bağlamında profit margins neyi ölçer?
- Müşterilerin harcadığı toplam para miktarı
- Satış gelirinin kâr olarak kalan yüzdesi
- Basılı bir sayfanın çevresindeki boş alan
Cevabı göster
Satış gelirinin kâr olarak kalan yüzdesi
I can't see what all the fuss is about. Deyimler
3:13Bunca yaygaranın neden koptuğunu anlayamıyorum.
What all the fuss is about: neden bu kadar büyütüldüğü
Dolaylı soru olan what all the fuss is about ifadesinde fuss, bir konu etrafındaki heyecanlı, kaygılı ya da şikâyet dolu ilgiyi anlatır. İfade, bu tepkiye neyin yol açtığını sorar; yalnızca duyulan gerçek bir gürültüyü anlatmaz. I can't see... ile kullanıldığında konuşmacı, başkalarının bu meseleyi neden önemli gördüğünü anlamadığını söyler. Çoğu zaman tepkinin abartılı göründüğünü de ima eder.
Alıştırma
"I can't see what all the fuss is about" ifadesinin en doğal anlamı nedir?
- İnsanların ne hakkında tartıştığını duyamıyorum.
- Gürültü yapan insanları göremiyorum.
- İnsanların bunu neden bu kadar önemli gördüğünü anlamıyorum.
Cevabı göster
İnsanların bunu neden bu kadar önemli gördüğünü anlamıyorum.
Just because A, it doesn't mean that B: A, B anlamına gelmez
Just because A, it doesn't mean that B kalıbı, yeterli dayanağı olmayan bir çıkarımı reddeder. Konuşmacı A'nın doğru olduğunu kabul edip yine de A'nın B'yi kanıtlamaya yetmediğini söyleyebilir. Burada fiyatın yüksek olması tek başına herkesin yarar sağladığını kanıtlamaz. just because ele alınan olguyu veya varsayımı, it doesn't mean that ise reddedilen sonucu tanıtır.
Alıştırma
Dayanaksız sonucu reddeden kalıbı tamamlayın: ____ a course is expensive, ____ the teaching is better.
Cevabı göster
Just because · it doesn't mean that
It all depends on how the profits are distributed. Dilbilgisi
3:22Her şey kârın nasıl dağıtıldığına bağlıdır.
It all depends on how + yan cümle
It all depends on how, sonucu belirleyecek yöntemi veya süreci tanıtır. how yan cümlesi on edatının nesnesi işlevindedir; how the profits are distributed belirleyici mekanizmayı ifade eder. Burada all vurgu katar ve kârların dağıtılma biçimini temel etken olarak gösterir. Basit bir evet-hayır cevabının yeterli olmadığı ve sonucun bir işin nasıl yapıldığına göre değiştiği durumlarda bu kalıp kullanışlıdır.
Alıştırma
Yöntemin belirleyici etken olduğunu anlatan dört sözcüklük hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: It ____ the data is checked.
Cevabı göster
all depends on how
You see, there are countless transactions between the grower and the drinker. Kelime
3:25Görüyorsun, yetiştirici ve içen arasında sayısız işlem var.
countless transactions between the grower and the drinker: yetiştirici ile tüketici arasındaki sayısız işlem
Transactions, mal, hizmet veya paranın el değiştirdiği ayrı ayrı işlemlerdir. Burada countless, sayının gerçekten hesaplanamayacağını değil, çok fazla olduğunu belirtir. between the grower and the drinker, bu işlemleri üreticiden son tüketiciye uzanan tedarik zinciri boyunca konumlandırır. Drinker, yalnızca o anda içmekte olan birini değil, içeceği en sonunda tüketen kişiyi ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade esas olarak neyi anlatıyor?
- Kahvenin tadı hakkında çok sayıda konuşma
- Üreticiden tüketiciye uzanan çok sayıda alış ve satış aşaması
- Çiftlikte içecek içen büyük bir insan grubu
Cevabı göster
Üreticiden tüketiciye uzanan çok sayıda alış ve satış aşaması
but the amount he makes stays the same or can even fall. Kelime
3:31ancak kazandığı miktar aynı kalır veya hatta düşebilir.
stays the same or can even fall: aynı kalır, hatta düşebilir
Bu cümlede stays the same, yetiştiricinin kazandığı para miktarının artmadığını veya azalmadığını belirtir. can ... fall ise bu miktarın düşebileceğini gösterir. or, düşüşü başka bir olası sonuç olarak sunar; even ise bunun daha şaşırtıcı ve daha kötü sonuç olduğunu vurgular. X stays the same or can even fall kalıbı, olumlu görünen bir koşul beklenen iyileşmeyi sağlamadığında kullanılabilir.
Alıştırma
“the amount he makes stays the same or can even fall” ifadesinde even hangi anlamı ekler?
- Aynı kalmakla düşmenin özdeş olduğunu gösterir.
- Miktarın önce kesinlikle yükseldiğini gösterir.
- Düşüşün daha şaşırtıcı olası sonuç olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Düşüşün daha şaşırtıcı olası sonuç olduğunu gösterir.
I expect most of the profits go to the commodity traders and very little to the individual growers of the bean. Kelime
3:36Kârın büyük kısmının emtia tüccarlarına ve çok azının çekirdeğin bireysel yetiştiricilerine gittiğini tahmin ediyorum.
commodity traders: emtia tüccarları
Commodity traders, piyasalarda emtia veya bunlarla bağlantılı sözleşmeleri alıp satan kişi ya da şirketlerdir. Emtia; kahve, buğday veya petrol gibi büyük miktarlarda ticareti yapılan ham maddeler ve tarım ürünleridir. Bu cümlede terim, konuşanın kârın çoğunu aldığını düşündüğü tedarik zincirinin ticaret tarafını belirtir. Ürünü yetiştiren bireysel üreticileri ifade etmez.
Alıştırma
Bu bağlamda commodity traders kimlerdir?
- Emtia veya emtia sözleşmeleri alıp satan kişiler ya da şirketler
- Bitmiş ürünleri doğrudan tüketicilere satan işletmeler
- Görevi tarımsal ürünü yetiştirmek olan çiftçiler
Cevabı göster
Emtia veya emtia sözleşmeleri alıp satan kişiler ya da şirketler
It sounds like the growers have no control. Ton ve niyet
3:44Görünüşe göre yetiştiricilerin hiçbir kontrolü yok.
It sounds like ile temkinli bir çıkarım yapmak
It sounds like, konuşanın duyduğu veya öğrendiği bilgilere dayanan bir sonucu ifade eder. Burada konuşan kişi, yetiştiricilerin kontrolü olmadığını çıkarıyor; ifade onların çıkardığı sesten söz etmiyor. Bu başlangıç, sonucu kesin bir yargı olmaktan çıkarır ve karşı tarafa doğrulama payı bırakır. Doğrudan The growers have no control demek aynı iddiayı daha kesin biçimde sunar.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? “It sounds like the growers have no control,” cümlesinde sounds like esas olarak gerçek bir sesi anlatır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
I'm afraid so ile üzüntülü bir onay vermek
I'm afraid so, istenmeyen veya hayal kırıklığı yaratan bir düşüncenin doğru olduğunu nazikçe onaylar. Burada so, yetiştiricilerin kontrolü olmadığına dair önceki düşüncenin yerini alır; böylece cümlenin tamamını tekrarlamak gerekmez. Bu kalıpta I'm afraid isteksizlik veya üzüntü ifade eder; genellikle konuşanın gerçekten korktuğu anlamına gelmez. Bu yanıt, tek başına yes demekten daha yumuşak ve anlayışlıdır.
Alıştırma
“Is the last train cancelled?” sorusundaki kötü haberi hangi yanıt nazikçe onaylar?
- I'm afraid not.
- I'm afraid so.
- Yes, I'm afraid.
Cevabı göster
I'm afraid so.
Of course, some people are trying to distribute the profits more widely, Kalıp ifadeler
3:50Elbette, bazı insanlar kârı daha geniş bir şekilde dağıtmaya çalışıyor,
Distribute the profits more widely: kârları daha geniş bir kesime dağıtmak
Distribute the profits, bir işletme, proje veya yatırımdan kazanılan parayı insanlar ya da gruplar arasında bölüştürmek demektir. More widely, dağıtımın daha geniş bir alıcı grubuna ulaşması gerektiği anlamını ekler. Burada widely, distribute fiilini niteler; kârların büyüklüğünü veya şeklini değil, dağıtım eyleminin erişim alanını anlatır. Aynı yapı kaynaklar, bilgi veya yardımlar için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, kârın paylarının daha geniş bir gruba ulaşacağı anlamına gelir?
- The plan will make the profits much larger.
- The plan will describe the profits in greater detail.
- The plan will distribute the profits more widely.
Cevabı göster
The plan will distribute the profits more widely.
Have been having some: present perfect continuous yapısı
Daha tam olan have been having some success ifadesinde have been having, present perfect continuous yapısındadır: have + been + fiil-ing. Geçmişte başlayan ve şimdiye kadar devam eden ya da tekrarlanan bir durumu sunar. Some, bu parçadan sonra success ile tamamlanan bir isim öbeğini başlatır. Have biçimleri burada farklı görevler üstlenir. İlk have, zamanı kuran bir yardımcı fiildir; having ise başarı deneyimlemek veya elde etmek anlamındaki have success ifadesinin ana fiilidir. Bu nedenle tam ifade, olumlu sonuçları tek ve bitmiş bir olay olarak değil, devam eden bir dönemin parçası olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle başarıyı geçmişten şimdiye kadar devam eden veya tekrarlanan bir deneyim olarak sunar?
- They had some success with the new approach last year.
- They will have some success with the new approach.
- They have been having some success with the new approach.
Cevabı göster
They have been having some success with the new approach.
I heard about some small-scale projects where the company takes charge of the whole process from field to shop. Notlar
3:57Şirketin tarladan mağazaya kadar tüm süreci üstlendiği bazı küçük ölçekli projeler duydum.
small-scale projects: boyutu veya kapsamı sınırlı projeler
Small-scale; boyut, kapsam, finansman veya faaliyet düzeyinin sınırlı olduğunu belirten birleşik bir sıfattır. Buradaki small-scale projects, nispeten sınırlı bir ölçekte yürütülen projelerdir. Kısa çizgi, small ve scale sözcüklerinin projects önünde birlikte sıfat görevi görmesini sağlar. Bu ifade önemi, kaliteyi veya süreyi değil, boyutu ya da kapsamı anlatır.
Alıştırma
Sınırlı boyut anlamındaki kısa çizgili hedef birleşik sıfatı kullanarak cümleyi tamamlayın: Before expanding nationwide, the charity ran a ____ trial in two towns.
Cevabı göster
small-scale
takes charge of: sorumluluğunu üstlenir
Take charge of, bir görev, ekip, süreç veya durumun sorumluluğunu ve kontrolünü üstlenmek demektir. Burada takes, tekil özne the company ile uyumludur; of sözcüğünden sonra gelen nesne the whole process'tir. Bu ifade, şirketi süreci etkin biçimde yöneten taraf olarak gösterir. Buradaki charge, fiyat veya ücret değil, sorumluluk ya da yetki anlamındadır.
Alıştırma
Sorumluluğunu üstlenmek anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyi yalın hâliyle kullanın: Elena will ____ the customer survey while Ravi is away.
Cevabı göster
take charge of
from field to shop: tüm süreci özetlemek
from X to Y kalıbı bir aralığın veya sürecin başlangıç ve bitiş noktalarını belirtir. from field to shop ifadesinde field üretim aşamasını, shop ise satış aşamasını temsil eder. İfade yalnızca iki uç noktayı söyleyerek aradaki bütün aşamaları özetler. Şirketin yalnızca tarla ve mağazayı değil, tüm tedarik zincirini kontrol ettiğini gösterir.
Alıştırma
from X to Y kalıbını tamamlayın: The museum oversees each exhibition ____ the first idea ____ opening day.
Cevabı göster
from · to
Yes, these organizations tend to farm organically. Dilbilgisi
4:04Evet, bu organizasyonlar organik tarım yapma eğilimindedir.
tend to farm organically: genel bir eğilim ifade etmek
tend to + fiilin yalın hâli, istisnalara yer bırakarak genellikle veya sıkça gerçekleşen bir durumu anlatır. Burada tend to farm organically, organik tarımın bu kuruluşlar için genel bir eğilim olduğunu, istisnasız bir kural olmadığını belirtir. farm, to sözcüğünden sonra gelen ana fiildir; organically ise tarımın nasıl yapıldığını açıklayan bir zarftır. Bu yapıda tend “bakımını yapmak” anlamına gelmez; bu anlam tend a garden veya tend to a patient gibi yapılarda görülür.
Alıştırma
Hangi cümle istisnalara yer bırakan temkinli bir genelleme yapar?
- Local shops tend to close earlier on Sundays.
- Local shops must close earlier on Sundays.
- Local shops always close earlier on Sundays.
Cevabı göster
Local shops tend to close earlier on Sundays.
labor-intensive: çok fazla insan emeği gerektiren
Labor-intensive, bir işin, sürecin veya sektörün çok miktarda insan emeği gerektirdiğini belirten birleşik bir sıfattır. Bu cümlede very bu anlamı güçlendirir: yöntem, işin çoğunlukla makinelerle yapılması yerine insanların çok sayıda çalışma saati harcamasını gerektirir. Bu ifade, gereken emek miktarını anlatır; işin ne kadar acı verici veya zor hissedildiğini anlatmaz.
Alıştırma
Örnekteki yazımı kullanarak cümleyi ‘çok fazla insan emeği gerektiren’ anlamındaki sıfatla tamamlayın: Sorting recyclable materials by hand is ____.
Cevabı göster
labor-intensive
That means a lot of people are employed,
4:10Bu, çok sayıda insanın istihdam edildiği anlamına geliyor,
and it creates a lot of jobs for people within the local community.
4:12ve yerel topluluktaki insanlar için pek çok iş yaratıyor.
In this way, they're not victims of market fluctuations. Deyimler
4:16Bu şekilde, piyasa dalgalanmalarının kurbanı olmuyorlar.
not victims of market fluctuations: zararlı piyasa değişikliklerinden korunmak
Bu yan cümle, sözü edilen kişi veya kuruluşların piyasa değişiklikleri karşısında güçsüz kalmadığını ve ciddi zarar görmediğini anlatır. Victims of mecazidir: piyasa değişiklikleri, kayıplara yol açabilen bir güç gibi gösterilir. Market fluctuations; fiyatlarda, talepte veya diğer piyasa koşullarında tekrar tekrar görülen yükseliş ve düşüşlerdir, tek bir artış ya da azalış değildir.
Alıştırma
'They're not victims of market fluctuations' ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Piyasa her düştüğünde kâr ederler.
- Tüm piyasa fiyatlarının değişmesini engelleyebilirler.
- Piyasadaki tekrarlanan değişikliklerden ciddi şekilde etkilenmeye karşı korunurlar.
Cevabı göster
Piyasadaki tekrarlanan değişikliklerden ciddi şekilde etkilenmeye karşı korunurlar.
who runs a small plantation like this in Costa Rica. Kelime
4:22kendisi Kosta Rika'da bunun gibi küçük bir plantasyon işletiyor.
runs a small plantation: run fiilinin “işletmek” anlamı
Burada runs, “koşar” değil, “işletir veya yönetir” anlamına gelir. Run a small plantation, küçük bir plantasyondaki işlerin ve üretimin devam etmesini sağlama sorumluluğunu üstlenmek demektir. Run fiilinin bu anlamı bir kuruluş, işletme veya faaliyetle sık kullanılır: run a company, run a school veya run a farm. İşletme sorumluluğunu anlatır; tek başına o yerin kime ait olduğunu göstermez.
Alıştırma
“İşletmek veya yönetmek” anlamındaki run fiilinin doğru biçimini kullanın: My aunt ____ a small cafe near the station.
Cevabı göster
runs
What's the verb he uses for putting the coffee in a box before selling it?
4:25Kahveyi satmadan önce bir kutuya koymak için kullandığı fiil nedir?
the approach we have is to go through every step of the way, Öbek fiiller
4:32benimsediğimiz yaklaşım, yolun her adımını geçmektir,
go through every step of the way: bütün süreci kapsamak
Burada go through, “sırayla ele almak veya uygulamak” anlamına gelir. Konuşanın yaklaşımı, sürecin yalnızca bir bölümünü değil, her aşamasını kapsar. Every step of the way, baştan sona devam etme fikrini ekler; hemen ardından gelen every step of the process ise süreçle ilgili bu anlamı yeniden açıklar. Başka bağlamlarda go through every step of a process veya checklist, tüm aşamaların ele alındığını anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi go through ile tamamlayın: Before opening the lab, we ____ every step of the safety checklist.
Cevabı göster
go through
process it in the mill: fiil olarak process
process it in the mill ifadesinde process, ham bir ürünü üretimin bir aşamasında işlemek veya hazırlamak anlamına gelen bir fiildir. it sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır. Buradaki mill, bu tarımsal işlemenin yapıldığı tesisi ifade eder; yalnızca tahıl öğüten geleneksel bir değirmen anlamına gelmez. process + nesne kalıbı ham maddeler ve gıda ürünleriyle yaygın olarak kullanılabilir.
Alıştırma
“The workers process the beans at the mill,” cümlesinde process ne anlama gelir?
- Çekirdekleri müşterilere satmak
- Çekirdekleri üretimin bir parçası olarak işlemek veya hazırlamak
- Üretimde kullanılan aşamalar dizisini adlandırmak
Cevabı göster
Çekirdekleri üretimin bir parçası olarak işlemek veya hazırlamak
we'll package it, and we sell it as a small plantation we are. Kelime
4:44paketleyeceğiz ve olduğumuz küçük plantasyon olarak satacağız.
package it: fiil olarak package
package it ifadesinde package, ürünü satışa hazır hâle getirmek için bir kaba koymak veya sarmak anlamında kullanılan bir fiildir. it sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır. Yeniden kullanılabilir kalıp package + üründür. Odak noktası ticari paketleme aşamasıdır; bu aşama ürünü bir pakete, kutuya veya başka bir satış kabına koymayı içerebilir.
Alıştırma
“The company packages the tea before shipping it,” cümlesinde packages ne anlama gelir?
- Çayı kaplara veya ambalaja koyar
- Çayın fiyatını belirler
- İçinde çay bulunan bir paket teslim alır
Cevabı göster
Çayı kaplara veya ambalaja koyar
And that would allow us to stay or be profitable at the end of the day. Notlar
4:48Ve bu bizim günün sonunda ayakta kalmamızı ya da kârlı olmamızı sağlardı.
stay or be profitable: kârlı kalmak veya kârlı olmak
Profitable, harcanandan daha fazla para kazanmak veya kâr üretebilmek anlamına gelir. Burada stay profitable, kâr ederek çalışmaya devam etmek; be profitable ise yalnızca kârlı biçimde çalışmak demektir. allow us to ifadesinden sonra stay ve be yalın hâlde kullanılan iki paralel fiildir; profitable ise her iki bölümdeki mali durumu açıklar. Bu kalıp be, stay, remain ve become gibi bağ fiilleriyle de kullanılabilir.
Alıştırma
Bir işletmenin kâr etmeye devam ettiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The company stays profit.
- The company stays beneficial.
- The company stays profitable.
Cevabı göster
The company stays profitable.
at the end of the day: deyimsel bir özet
Bu cümlede at the end of the day, “her şey hesaba katıldığında” veya “sonuçta” anlamına gelen bir deyimdir. Saat üzerindeki belirli bir zamanı değil, en önemli sonucun kârlılık olduğunu gösterir. Konuşan kişi bu ifadeyi tartışmayı sonuçlandırmak veya odağı yeniden temel pratik sonuca çevirmek için kullanır.
Alıştırma
Bu cümlede at the end of the day ne anlama gelir?
- Bugünün sonundan daha geç olmamak üzere
- Her şey hesaba katıldığında
- İş günü sona erdiğinde
Cevabı göster
Her şey hesaba katıldığında
So, he used the verb package, which means put a product in a packet or box before selling it.
4:53Demek ki, bir ürünü satmadan önce bir pakete veya kutuya koymak anlamına gelen package fiilini kullandı.
This means they can always maintain profits or make money.
5:04Bu, her zaman kârı koruyabilecekleri veya para kazanabilecekleri anlamına gelir.
Well, it's good to know that small growers can live reasonably comfortably despite what the world markets are doing. Dilbilgisi
5:07Küçük yetiştiricilerin, dünya piyasalarının ne yaptığına rağmen oldukça rahat yaşayabilmeleri bilmek güzel.
despite what the world markets are doing: despite + what yan cümlesi
Burada despite bir ödünleme ilişkisi kurar: Dünya piyasalarının koşulları değişse veya baskı yaratsa bile küçük üreticiler rahat yaşayabilir. Despite bir edattır, bu yüzden isim işlevli bir tamamlayıcıya ihtiyaç duyar. what the world markets are doing yan cümlesinin tamamı bu tamamlayıcı görevini üstlenir ve “dünya piyasalarının yaptıkları veya gösterdikleri hareket” anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede despite, bir what yan cümlesinden önce doğru kullanılmıştır?
- The shop stayed profitable despite the wider market was falling.
- The shop stayed profitable although what the wider market was doing.
- The shop stayed profitable despite what the wider market was doing.
Cevabı göster
The shop stayed profitable despite what the wider market was doing.
The next time I grab a takeaway coffee, Kalıp ifadeler
5:15Bir dahaki sefere al-götür bir kahve aldığımda,
grab a takeaway coffee: hızlıca paket kahve almak
Grab a takeaway coffee, “dışarı götürmek üzere hızlı ve rahat bir şekilde kahve satın almak ya da edinmek” demektir. Grab eyleme anlık ve pratik bir hava katar; takeaway ise içeceğin kafeden dışarı götürüleceğini belirtir. Eylem hızlı ve gündelik olduğunda bu kalıp grab a sandwich örneğindeki gibi başka basit yiyecek veya içecek alımları için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “dışarı götürmek üzere hızlıca kahve satın almak” anlamındaki vurgulanan gündelik Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: I'll ____ before the train leaves.
Cevabı göster
grab a takeaway coffee
I'll try to remember all the politics involved in the production process. Kelime
5:17üretim sürecindeki tüm politikaları hatırlamaya çalışacağım.
üretim sürecindeki güç ve çıkar ilişkileri
Bu bağlamda politics, bir sektördeki kararları şekillendiren güç ilişkileri ve çatışan çıkarlar anlamına gelir. Parti veya devlet siyasetinden daha geniş bir anlam taşır; kimin etkili olduğu, kimin risk aldığı ve kazancı kimin elde ettiği gibi konuları kapsayabilir. involved in the production process, politics sözcüğünü niteleyen bir ortaç öbeğidir. Vurgulanan bölümün tamamı, ürünün nasıl üretildiğiyle bağlantılı karmaşık güç ve çıkar ilişkilerini ifade eder.
Alıştırma
Örnekte politics büyük olasılıkla neyi ifade ediyor?
- Bir fabrikanın içinde yürütülen siyasi parti kampanyaları
- Üretimin arkasındaki güç ilişkileri ve çatışan çıkarlar
- Bir ürünü üretmek için kullanılan teknik adımlar
Cevabı göster
Üretimin arkasındaki güç ilişkileri ve çatışan çıkarlar
So, shall we have the answer to the quiz question now? Ton ve niyet
5:22Öyleyse, şimdi quiz sorusunun cevabını alalım mı?
shall we have the answer: cevaba geçmek için nazik öneri
Shall we have the answer now?, cevabın verileceği veya duyulacağı aşamaya geçmek için yapılan nazik bir öneridir. Sunucu, programı bir sonraki aşamaya yönlendirmek için soru biçimini kullanır; buradaki have, fiziksel olarak sahip olmak anlamına gelmez. Shall we + fiilin yalın hâli...? özellikle Britanya İngilizcesinde birlikte yapılacak bir sonraki eylemi önermek için yaygındır.
Alıştırma
Sunucu "Shall we have the answer now?" derken esas olarak ne yapıyor?
- Grubun cevap aşamasına geçmesini nazikçe önermek
- Grubun bir cevaba sahip olup olmadığını kontrol etmek
- Birine hemen ayrılmasını emretmek
Cevabı göster
Grubun cevap aşamasına geçmesini nazikçe önermek
You asked me how many cups of coffee are drunk worldwide each year?
5:26Bana her yıl dünya çapında kaç fincan kahve içildiğini sordun?
I'm afraid you're wrong: nazik bir düzeltme
I'm afraid you're wrong cümlesindeki I'm afraid, hoş karşılanmayabilecek bir düzeltmeyi nazikçe söylemeye yarayan bir yumuşatma ifadesidir. Yaklaşık olarak “bunu söylediğim için üzgünüm” anlamına gelir; “korkuyorum” anlamında değildir. I'm afraid + yan cümle kalıbı dinleyeni kötü bir habere, redde, anlaşmazlığa veya düzeltmeye hazırlar. Burada you're wrong ifadesinin doğrudanlığını azaltır ancak konuşanın iddiasını değiştirmez: konuşan hâlâ cevabın yanlış olduğunu söylemektedir.
Alıştırma
“I'm afraid you're wrong,” cümlesinde “I'm afraid” ifadesinin temel işlevi nedir?
- Konuşanın cevabın yanlış olup olmadığından emin olmadığını gösterir.
- Bir düzeltmeyi nazikçe söze getirir.
- Konuşanın fiziksel olarak korktuğunu söyler.
Cevabı göster
Bir düzeltmeyi nazikçe söze getirir.
No way: güçlü bir inanamama tepkisi
Burada No way, şaşırtıcı bir bilgiye verilen güçlü ve gündelik bir tepkidir. “Buna inanamıyorum!” anlamına gelir; bir ret değildir. Aynı ifade, bir istek veya öneriye cevap verdiğinde güçlü bir “kesinlikle hayır” anlamına da gelebilir. Hangi anlamın kastedildiğini konuşmanın bütünü belirler.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “I just won two tickets to the final.” diyor. Siz de “No way!” diye cevap veriyorsunuz. Cevabınız büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- İki biletten hiçbirini kabul etmiyorum.
- Oraya nasıl gideceğimi bilmiyorum.
- Buna inanamıyorum!
Cevabı göster
Buna inanamıyorum!
we're almost out of time: zaman neredeyse doldu
Be out of time, sınırlı bir süre içinde kullanılabilecek zamanın kalmaması demektir. Almost eklendiğinde anlam “çok az zaman kaldı” olur: süre henüz tamamen bitmemiştir, ancak bitmek üzeredir. Burada we're almost out of time bir kapanış işaretidir. Gruba yeni içerik eklemeyi bırakıp son bölüme geçmesi gerektiğini bildirir; kelimesi kelimesine “zamanın dışında olmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sunucu “We're almost out of time.” diyor. Ne demek istiyor?
- Grup çok geç olmadan geldi.
- Planlanan sürenin çok azı kaldı.
- Etkinlik planlanan saatte başladı.
Cevabı göster
Planlanan sürenin çok azı kaldı.
so let's remind ourselves of some of the words we've said today, Neil. Kalıp ifadeler
5:48o yüzden bugün söylediğimiz kelimelerden bazılarını kendimize hatırlatalım, Neil.
let's remind ourselves of: birlikte hatırlayalım
Remind someone of something, bir kişinin zaten bildiği bir bilgiyi hatırlamasını sağlamak demektir. Yapı remind + kişi + of + şey biçimindedir. Let's remind ourselves of ifadesinde let's, konuşan kişiyi ve diğer kişileri kapsar; ourselves ise tekrar we öznesine gönderme yapar. İfade, bir şeyi birlikte hatırlamak veya gözden geçirmek için ortak bir davettir.
Alıştırma
Cümleyi remind, doğru dönüşlü zamir ve doğru edatla tamamlayın: Before the quiz, let's ____ the key rules.
Cevabı göster
remind ourselves of
to find more Six Minute English programs.
6:17daha fazla Altı Dakikada İngilizce programı bulmak için.
Do visit: emir yapısında vurgulu do
Do visit, yalın fiil visit’in önüne vurgu amaçlı do getirilmiş bir emir yapısıdır. Burada do soru yardımcı fiili değildir; do ile visit arasında özne yoktur. Konuşmacı dinleyicileri internet sitesini ziyaret etmeye sıcak ama açık bir şekilde teşvik ediyor. Başka durumlarda da kullanılabilen do + yalın fiil kalıbı bir daveti, ricayı, teşviki veya hatırlatmayı güçlendirir.
Alıştırma
“Do visit the website when you have time” cümlesinde do ne işe yarar?
- Ziyaret etme davetini güçlendirir.
- Dinleyicinin alışkanlıklarını sorar.
- Ziyareti geçmiş zamana yerleştirir.
Cevabı göster
Ziyaret etme davetini güçlendirir.
Six Minute English from BBC Learning English.
6:23BBC Learning English'ten Altı Dakikada İngilizce.