Barometrenin tarihi (ve nasıl çalıştığı) - Asaf Bar-Yosef: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
686 kelime 165 kel/dk

Video açıklaması: Video, Berti, Torricelli ve Pascal’ın deneylerinin vakumu reddeden kadim düşünceyi nasıl çürüttüğünü, cıvalı barometrenin temelindeki dengeyi nasıl açıkladığını ve havanın ağırlığı ile basıncı bulunduğunu nasıl ortaya koyduğunu anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. nature fears of empty space — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Burada doğanın boşluktan korkan ya da onu reddeden bir varlık gibi kişileştirildiğini, gerçek anlamda bir duygu yaşadığının söylenmediğini fark edeceksiniz. Böylece eski bir bilimsel görüşü doğru yorumlayabilir ve soyut doğa süreçlerine insan davranışı yükleyen mecazlı anlatımları ayırt edebilirsiniz. 2. not only a tool to create a vacuum, but operated as a balance — Dil bilgisi ve cümle kalıpları. not only ... but ... yapısını eksik bir açıklamayı düzeltmek ve daha önemli bir yorumu eklemek için kullanmayı öğreneceksiniz. Burada deney, yalnızca vakum oluşturan bir araç değil, tüpün dışındaki atmosfer basıncıyla içindeki sıvı sütununun basıncı arasında kurulan bir denge olarak yeniden tanımlanıyor. 3. have a heavy impact. — Deyimler ve mecazlı ifadeler. İfadenin büyük bir etki yaratmak anlamını kavrarken sondaki kelime oyununu da göreceksiniz: heavy, videoda ele alınan hava ve cıva ağırlığını yeniden hatırlatıyor. Bu sayede sıradan bir ifadenin bilimsel temayı nasıl pekiştirip anlatıya akılda kalıcı bir son verdiğini anlayabilirsiniz.

Bu derste

Aristotle famously said nature fears of empty space when he claimed that a true vacuum, Deyimler

0:06

Aristoteles ünlü sözünde, gerçek bir boşluğun,

Deyimler

nature fears of empty space ifadesindeki kişileştirme

Bu cümlede doğa kişileştirilir: soyut bir güç, sanki korku hissedebilirmiş gibi anlatılır. Kastedilen, doğanın boş uzaya direnmesidir; doğal dünyanın gerçekten duyguları olması değildir. Bu ifade, gerçek bir vakumun var olamayacağı yönündeki eski bir görüşü özetler. Daha genel olarak, soyut bir özneye insana özgü bir duygu veya eylem verildiğinde bunu önce bir eğilimi ya da inancı anlatan mecazlı bir ifade olarak değerlendirin.

Alıştırma

Bu cümlede nature fears of empty space ne anlama geliyor?

  1. Doğa gerçekten korku duygusunu yaşadı.
  2. Aristoteles boş bir odaya girmekten korkuyordu.
  3. Doğa, boş uzaya direniyormuş gibi mecazlı biçimde sunuldu.
Cevabı göster

Doğa, boş uzaya direniyormuş gibi mecazlı biçimde sunuldu.

a space devoid of matter, Kelime

0:13

yani maddeden yoksun bir alanın,

Kelime

devoid of matter: maddeden tamamen yoksun

Devoid of matter, maddeden tamamen yoksun anlamına gelir. Devoid, normalde of + isim tamamlayıcısını alan bir sıfattır. Burada devoid of matter, space sözcüğünden sonra gelir ve onu niteler. Yapının tam biçimi a space that is devoid of matter olurdu.

Alıştırma

Cümleyi devoid kullanarak tamamlayın: The sealed chamber was ____ oxygen.

Cevabı göster

devoid of

could not exist because the surrounding matter would immediately fill it.

0:14

var olamayacağını çünkü çevresindeki maddenin orayı anında dolduracağını iddia ederek doğanın boşluktan korktuğunu söylemiştir.

Fortunately,

0:19

Neyse ki,

he turned out to be wrong. Öbek fiiller

0:20

yanıldığı ortaya çıktı.

Öbek fiiller

turned out to be wrong: sonradan yanlış olduğu ortaya çıkmak

Turned out to be wrong, daha sonraki olguların veya olayların onun yanıldığını gösterdiği anlamına gelir. Turn out to be, zaman, kanıt veya araştırma sonucunda netleşen bir sonucu belirtir. Bu cümlede ifade, açıklamayı önceki bir inanıştan sonraki bir keşfe taşır. Buradaki turn fiziksel olarak dönmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede turned out to be wrong hangi anlamı ekliyor?

  1. Bir şeyi yanlış hâle getirmeye karar verdi.
  2. Daha sonraki olgular onun yanıldığını gösterdi.
  3. Bir hata yaptıktan sonra fiziksel olarak arkasını döndü.
Cevabı göster

Daha sonraki olgular onun yanıldığını gösterdi.

A vacuum is a key component of the barometer, Kalıp ifadeler

0:22

Boşluk, hava basıncını ölçen bir alet olan

Kalıp ifadeler

key component of: bir sistemin içindeki önemli parça

Key component of, daha büyük bir sisteme ait önemli bir parça demektir. Component bütünün bir parçasını adlandırır; key ise bu parçanın bütünün çalışması için özellikle önemli olduğunu belirtir. Bu cümlede vakum, barometrenin yapısının ve işleyişinin bir parçasıdır; barometreyle kullanılan ayrı bir araç değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp X is a key component of Y şeklindedir; Y bir sistem, cihaz, süreç veya etkinlik olabilir.

Alıştırma

key component of the barometer ifadesindeki component bize ne anlatıyor?

  1. Daha büyük cihazın içindeki önemli bir parçadır.
  2. Cihazı tasarlayan kişidir.
  3. Cihazı onarmak için kullanılan ayrı bir araçtır.
Cevabı göster

Daha büyük cihazın içindeki önemli bir parçadır.

an instrument for measuring air pressure. Dilbilgisi

0:25

barometrenin önemli bir bileşenidir.

Dilbilgisi

an instrument for measuring air pressure: açıklayıcı isim öbeğiyle tanım

Virgülden sonra gelen an instrument for measuring air pressure, açıklayıcı bir isim öbeğidir. the barometer ile aynı şeyi belirtir ve barometrenin ne olduğunu doğrudan açıklar; yeni bir cümlenin öznesi değildir. Bu “isim+açıklayıcı isim öbeği” yapısı, ana cümleyi bölmeden kısa bir tanım eklediği için bilgilendirici metinlerde sık kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede an instrument for measuring air pressure ne işe yarıyor?

  1. air pressure ifadesinin neyi ölçtüğünü açıklar.
  2. Açıklayıcı bir isim öbeğiyle barometer sözcüğünü tanımlar.
  3. Yeni bir özneyle yeni bir yan cümle başlatır.
Cevabı göster

Açıklayıcı bir isim öbeğiyle barometer sözcüğünü tanımlar.

And because air pressure correlates to temperature

0:27

Hava basıncı sıcaklıkla ilişkili olduğundan

and rapid shifts in it can contribute to hurricanes, Kalıp ifadeler

0:30

ve hava basıncındaki hızlı değişimler kasırgalara,

tornadoes, and other extreme weather events,

0:32

hortumlara ve diğer aşırı hava olaylarına yol açabileceğinden,

Kalıp ifadeler

can contribute to: neden-sonuç ilişkisini temkinli ifade etmek

can contribute to içindeki contribute to, bir sonucu “oluşturmaya yardımcı olmak” veya “o sonuca götüren etkenlerden biri olmak” anlamına gelir. Bu etkenin tek ya da doğrudan neden olduğunu söylemez. can sözcüğü olasılık anlamı ekler. Burada ifade, hava basıncındaki hızlı değişimleri aşırı hava olaylarının olası etkenlerinden biri olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede can contribute to ne anlama geliyor: “Lack of sleep can contribute to poor concentration.”?

  1. Dikkat dağınıklığının kesinlikle tek nedenidir.
  2. Dikkat dağınıklığına bir şey bağışlar.
  3. Dikkat dağınıklığına yol açan etkenlerden biri olabilir.
Cevabı göster

Dikkat dağınıklığına yol açan etkenlerden biri olabilir.

a barometer is one of the most essential tools

0:35

barometre hem hava tahmincileri hem de bilim insanları için

for weather forecasters and scientists alike. Kalıp ifadeler

0:38

en temel araçlardan biridir.

Kalıp ifadeler

weather forecasters and scientists alike: iki grup için de geçerli tek bir yargı

weather forecasters and scientists alike ifadesinde alike, birbirine bağlanmış iki gruptan sonra gelir ve “burada ayrım yapmadan iki grup da” anlamını verir. Barometrenin vazgeçilmez olduğu ifadesi hem hava tahmincileri hem de bilim insanları için geçerlidir. Alike sözcüğünün bu şekilde gruplardan sonra kullanılması, iki grubun birbirine benzediği anlamına gelmez. Aynı yargıyı adı geçen iki gruba da uygular ve kısa X and Y alike kalıbını oluşturur.

Alıştırma

X and Y alike hedef kalıbındaki eksik son sözcüğü yazarak cümleyi tamamlayın: The new library welcomes children and adults ____.

Cevabı göster

alike

How does a barometer work and how was it invented? Anlatım akışı

0:41

Barometre nasıl çalışır ve nasıl icat edilmiştir?

Anlatım akışı

How does ... work and how was it invented?: iki bölümlü bir giriş

Bu giriş, how ile kurulan iki soruyu birleştirir. How does ... work? barometrenin çalışma mekanizmasına ilişkin bir açıklamayı, how was it invented? ise icat geçmişini haber verir. Sorular birlikte hem dikkat çekici bir başlangıç hem de bir yol haritası işlevi görür. Merak uyandırırlar, ancak söylemdeki temel görevleri açıklamanın ele alacağı iki konuyu dinleyiciye bildirmektir.

Alıştırma

Bu bilimsel girişteki iki how sorusunun temel düzenleme işlevi nedir?

  1. Barometreleri başka iki hava durumu aracıyla karşılaştırırlar.
  2. İki konuyu haber verirler: barometrenin nasıl çalıştığını ve nasıl icat edildiğini.
  3. Barometrelerin nasıl çalıştığını hiç kimsenin bilmediğini söylerler.
Cevabı göster

İki konuyu haber verirler: barometrenin nasıl çalıştığını ve nasıl icat edildiğini.

Well, it took a while. Anlatım akışı

0:44

Bunun gerçekleşmesi biraz zaman aldı.

Anlatım akışı

Well, it took a while. ile daha uzun bir yanıta geçmek

Well, yanıtı hemen önceki soruya veya konuya bağlar. Konuşmacıya düşünülmüş bir yanıta doğal biçimde başlamak için kısa bir an sağlar. It took a while, kesin bir süre vermeden bütün sürecin zaman aldığını belirtir. Buradaki it, belirli bir nesneyi değil, açıklanacak gelişim sürecini genel olarak ifade eder. Böylece cümle, dinleyiciyi daha uzun bir açıklamaya hazırlar.

Alıştırma

Bu bağlamda Well, it took a while. cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Sürecin tam olarak kaç dakika sürdüğünü söyler.
  2. Konuşmacının açıklaması olmadığı için konuyu kapatır.
  3. Soruyu doğal biçimde devralır ve yanıtın daha uzun bir süreç içerdiğini belirtir.
Cevabı göster

Soruyu doğal biçimde devralır ve yanıtın daha uzun bir süreç içerdiğini belirtir.

Because the theory of Aristotle and other ancient philosophers

0:46

Çünkü Aristoteles ve diğer antik filozofların

regarding the impossibility of a vacuum

0:49

bir boşluğun imkansızlığına dair teorisi

seemed to hold true in everyday life, Kalıp ifadeler

0:52

günlük hayatta doğru görünüyordu

Kalıp ifadeler

seemed to hold true in everyday life: gündelik hayatta geçerli görünmek

Özne bir teori, kural, iddia veya örüntü olduğunda hold true, “geçerliliğini korumak” veya “uygulanmak” anlamına gelir. Hold fiilinin fiziksel olarak bir şeyi tutma anlamında değildir. Seemed to, yargıyı ihtiyatlı hâle getirir: gündelik deneyim teoriyi geçerli gösteriyordu, ancak konuşmacı teorinin gerçekten doğru olduğunu söylemez. In everyday life, iddianın kapsamını sıradan deneyimlerle sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi “geçerliliğini koruyor gibi görünüyordu” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: At first, the rule ____ in all three trials.

Cevabı göster

seemed to hold true

few seriously thought to question it Dilbilgisi

0:54

ve neredeyse 2.000 yıl boyunca

for nearly 2,000 years

0:57

ihtiyaçlar bu sorunu gündeme getirene kadar

until necessity raised the issue. Deyimler

0:59

çok az kişi bunu ciddiyetle sorgulamayı düşündü.

Dilbilgisi

few seriously thought to question it: neredeyse hiç kimse onu sorgulamayı ciddi biçimde düşünmedi

Burada few öznedir ve few people anlamındadır. Olumsuz bir bakış taşır: sayı o kadar azdır ki cümle, “neredeyse hiç kimse onu sorgulamayı ciddi biçimde düşünmedi” demeye yaklaşır. it zamiri, boşluğun var olamayacağına ilişkin uzun süre kabul görmüş kurama gönderme yapar. Sayılabilen insanlar veya şeylerle kullanılan few, sayının önemli ya da şaşırtıcı derecede az olduğunu gösterir. Yalnızca kesin bir sayı bildirmez.

Alıştırma

Hangi cümle, iddiayı neredeyse hiçbir tarihçinin sorgulamadığı anlamına gelir?

  1. Few historians challenged the claim.
  2. A few historians challenged the claim.
  3. Many historians challenged the claim.
Cevabı göster

Few historians challenged the claim.

Deyimler

until necessity raised the issue: itici güç olarak pratik ihtiyaç

Necessity soyut bir addır, ancak cümle ona eyleyen rolü verir. Bu ifade, Necessity adlı bir kişiden değil, pratik ihtiyaçların insanları uzun süredir görmezden geldikleri bir soruyla yüzleşmeye zorlamasından söz eder. Buradaki ihtiyaç, madenlerden su pompalama kapasitesinin sınırlarından doğmuştur. Raise the issue, bir şeyi fiziksel olarak kaldırmak değil, “meseleyi gündeme getirmek ya da dikkat gerektirir hâle getirmek” anlamındadır. Bu kişileştirme, soyut bir nedeni tarihsel anlatıyı ilerleten güce dönüştürür.

Alıştırma

until necessity raised the issue burada ne anlama gelir?

  1. Necessity adlı biri bir sorunu fiziksel olarak kaldırana dek
  2. pratik ihtiyaçlar insanları soruyla yüzleşmeye zorlayana dek
  3. soru artık önemini yitirene dek
Cevabı göster

pratik ihtiyaçlar insanları soruyla yüzleşmeye zorlayana dek

In the early 17th century,

1:01

17. yüzyılın başlarında,

Italian miners faced a serious problem

1:03

İtalyan madenciler,

when they found that their pumps

1:05

pompalarının suyu 10,3 metreden

could not raise water more than 10.3 m high. Kelime

1:07

daha yükseğe çıkaramadığını fark ettiklerinde ciddi bir sorunla karşılaştılar.

Kelime

raise water: suyu daha yüksek bir seviyeye taşımak

Bu mühendislik bağlamında raise water, suyu yukarıya, daha yüksek bir seviyeye taşımak demektir. Burada raise geçişli bir fiildir: pompa water üzerinde etki eder, bu nedenle water doğrudan fiilden sonra gelir. could not raise water more than 10.3 m high ifadesi fiziksel bir sınırı belirtir. Pompanın suyu ne kadar yükseğe taşıyabildiğini anlatır; su kalitesini veya soyut bir standardı yükseltmekten söz etmez.

Alıştırma

Bu mühendislik cümlesinde raise water ne anlama geliyor?

  1. Suyu daha yüksek bir seviyeye taşımak
  2. Suyla ilgili bir konuyu gündeme getirmek
  3. Suyun kalitesini iyileştirmek
Cevabı göster

Suyu daha yüksek bir seviyeye taşımak

Some scientists of the time,

1:10

Galileo Galilei'nin de aralarında bulunduğu

including one Galileo Galilei,

1:12

o dönemin bazı bilim insanları,

proposed that sucking air out of the pipe Öbek fiiller

1:14

borudaki havanın emilmesinin

was what made water rise Dilbilgisi

1:17

suyu, boşluğun yerini alması için

to replace the void,

1:18

yükselten şey olduğunu öne sürdüler,

Öbek fiiller

sucking air out of the pipe: suck ... out of ... kalıbı

suck + nesne + out of + yer kalıbı, bir şeyi emme yoluyla bir yerin içinden çekip çıkarmak anlamına gelir. sucking air out of the pipe ifadesinde air çıkarılan nesnedir, the pipe ise havanın çıktığı yerdir. Out of, içeriden dışarıya doğru hareketi belirtir. Sucking, suck fiilinin -ing biçimidir; bu nedenle vurgulanan ifadenin tamamı suyun yükselmesine neden olan eylemin adını verir.

Alıştırma

Cümleyi içeriden dışarıya hareketi belirten iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The fan sucked smoke ____ the room.

Cevabı göster

out of

Dilbilgisi

was what made water rise: nedeni odağa alma

X was what made Y happen kalıbı, neden olan X'i odağa yerleştirir. Burada X, sucking air out of the pipe ifadesidir; what made water rise yan tümcesi de bunu suyun yükselme nedeni olarak gösterir. Bu bir wh-cleft yapısıdır ve nedeni daha yalın X made Y happen yapısından daha güçlü biçimde vurgular. made'den sonra nesne ve fiilin yalın biçimi kullanılır: made water rise. to eklenmez; made water to rise bu etken kalıpta standart değildir.

Alıştırma

Hangi cümle nedeni doğru biçimde vurgulayıp make + nesne + fiilin yalın biçimi yapısını doğru kullanır?

  1. The strong wind what made the door slam.
  2. The strong wind was what made the door to slam.
  3. The strong wind was what made the door slam.
Cevabı göster

The strong wind was what made the door slam.

but that its force was limited

1:20

ancak bu kuvvet sınırlıydı

and could lift no more than 10.3 m of water. Dilbilgisi

1:22

ve suyu en fazla 10,3 metre kaldırabiliyordu.

Dilbilgisi

could lift no more than 10.3 m of water: üst sınır belirtme

Could lift no more than 10.3 m of water, kaldırma kapasitesinin üst sınırını belirtir. No more than + miktar, en fazla o miktar anlamına gelir; dolayısıyla 10,3 m yaklaşık bir değer değil, üst sınırdır. Bu bilimsel bağlamda 10.3 m of water, kaldırılan su sütununun yüksekliğini ifade eder. No more than yaklaşık anlamına gelmez.

Alıştırma

En fazla anlamına gelen ifadeyi yazın: The van can carry ____ eight passengers.

Cevabı göster

no more than

However,

1:25

Bununla birlikte,

the idea of a vacuum existing at all Kalıp ifadeler

1:26

bir boşluğun var olabileceği fikri

was still considered controversial.

1:28

hala tartışmalı kabul ediliyordu.

Kalıp ifadeler

existing at all: varoluşun kendisini vurgulamak

existing at all ifadesinde at all, existing sözcüğünü vurgular. Mesele, vakumun nerede ya da nasıl var olduğu değil, en başta var olup olamayacağıdır. At all çoğu zaman mümkün olan en düşük dereceyi, hatta bir şeyin gerçekleşmesi veya var olması şeklindeki temel gerçeği vurgular. Burada controversial sözcüğü bir şüphe bağlamı oluşturduğu için ifade, anlaşmazlığın odağını varoluşun kendisine yerleştirir.

Alıştırma

Cümlede existing at all neyi vurguluyor?

  1. Her vakumun nerede bulunduğunu
  2. Bir vakumun en başta var olup olamayacağını
  3. Bir vakumun ne kadar süre var olmaya devam ettiğini
Cevabı göster

Bir vakumun en başta var olup olamayacağını

And the excitement over Galileo's unorthodox theory

1:30

Galileo'nun alışılmışın dışındaki teorisine duyulan heyecan,

led Gasparo Berti to conduct a simple but brilliant experiment Dilbilgisi

1:33

Gasparo Berti'yi bunun mümkün olduğunu kanıtlamak için

to demonstrate that it was possible.

1:38

basit ama parlak bir deney yapmaya yöneltti.

Dilbilgisi

led Gasparo Berti to conduct: lead someone to do something yapısı

Led Gasparo Berti to conduct, lead + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısını izler. Bir olayın veya durumun bir kişiyi bir eylemde bulunmaya yönelttiğini ya da teşvik ettiğini anlatır. Burada teori çevresindeki heyecan nedendir, Gasparo Berti etkilenen kişidir ve conduct yapılan eylemdir. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir; dolayısıyla cümle fiziksel olarak yol göstermeyi değil, neden ile eylem arasındaki zinciri anlatır.

Alıştırma

Cümleyi led + the team + to + repeat yapısıyla tamamlayın: The unexpected data ____ the test.

Cevabı göster

led the team to repeat

A long tube was filled with water Dilbilgisi

1:40

Uzun bir boru su ile dolduruldu

and placed standing in a shallow pool

1:42

ve sığ bir havuza her iki ucu tıkalı olacak

with both ends plugged. Dilbilgisi

1:44

şekilde dik olarak yerleştirildi.

Dilbilgisi

was filled with water and placed standing: sıralı edilgen adımlar

was yardımcı fiili hem filled hem de placed ile kullanılır: tüp suyla dolduruldu ve ardından havuza yerleştirildi. Bu sıralı edilgen yapı tüpü konunun merkezinde tutar ve deneyi yapan kişiyi belirtmez. Standing, tüpün yerleştirilirken nasıl durduğunu, yani dik konumda olduğunu anlatır. Bu işlemde and, adımları sırayla bağlar: önce doldurma, sonra yerleştirme.

Alıştırma

Cümlede was filled with water and placed standing ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Deneyi yapan kişiyi belirtir.
  2. Tüpe uygulanan iki işlemi anlatır ve standing tüpün konumunu açıklar.
  3. Tüpün kendi kendini doldurduğunu ve sonra havuza yürüdüğünü söyler.
Cevabı göster

Tüpe uygulanan iki işlemi anlatır ve standing tüpün konumunu açıklar.

Dilbilgisi

with both ends plugged: with + isim öbeği + geçmiş zaman ortacı

with both ends plugged ifadesi with + isim öbeği + geçmiş zaman ortacı yapısındadır. Ana hazırlık sırasında geçerli olan bir durumu ekler: tüpün iki ucu da kapatılmış durumdadır. Plugged, both ends ögesinin durumunu anlatır; ana cümlenin çekimli başka bir fiili değildir. Bu kısa yapı, ekipmanın koşulunu veya arka plandaki bir durumu eklemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Kapların depolama sırasında kapalı olduğunu anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: The samples were stored ____ both containers sealed.

Cevabı göster

with

The bottom end of the tube

1:46

Ardından borunun alt ucu

was then opened

1:47

açıldı

and water poured out into the basin Öbek fiiller

1:48

ve borunun içinde kalan su

Öbek fiiller

water poured out into the basin: dışarı akıp leğene girmek

water poured out into the basin ifadesinde poured, suyun güçlü ve kesintisiz bir akışla hareket ettiğini anlatır. out, suyun borudan veya kaptan çıktığını gösterir. into the basin ifadesi hedefi belirtir: su leğenin içine girer. out ... into birlikte, başlangıçtaki alandan yeni bir alana kadar olan tam hareket yolunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle tam yolu anlatır: sıvı bir yerden çıkar ve leğene girer?

  1. The water poured out of the basin.
  2. The water poured around the basin.
  3. The water poured out into the basin.
Cevabı göster

The water poured out into the basin.

until the level of the water

1:51

seviyesi 10,3 metre olana kadar

remaining in the tube was 10.3 m.

1:52

su leğene boşaldı.

With a gap remaining at the top Dilbilgisi

1:56

Üstte bir boşluk kalmasına rağmen

and no air having entered the tube,

1:57

boruya hava girmemişti

Berti had succeeded Kalıp ifadeler

2:00

ve Berti doğrudan

in directly creating a stable vacuum.

2:01

istikrarlı bir boşluk yaratmayı başarmıştı.

Dilbilgisi

With a gap remaining ... and no air having entered ... yapısı

Başlangıçtaki ifade with + isim öbeği + ortaç yapısıdır. Ana sonuçtan önce iki arka plan koşulu verir: üstte bir boşluk kalmıştı ve tüpe hava girmemişti. Temel sonucu ana cümle olan Berti had succeeded... taşır. a gap remaining içinde remaining devam eden bir durumu anlatır. no air having entered içinde having entered tamamlanmışlık bildiren bir ortaçtır; no ile birlikte, giriş eyleminin o ana kadar gerçekleşmediğini açıkça gösterir. Havanın o sırada girmekte olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle devam eden bir durumu ve daha önce gerçekleşmemiş bir olayı sunmak için with yapısını doğru kullanır?

  1. With the lid remaining sealed and no dust having entered the jar, the sample stayed clean.
  2. With the lid remained sealed and no dust having enter the jar, the sample stayed clean.
  3. With the lid remaining sealed and no dust entered the jar, the sample stayed clean.
Cevabı göster

With the lid remaining sealed and no dust having entered the jar, the sample stayed clean.

Kalıp ifadeler

succeeded in directly creating: succeed in doing yapısı

Succeed in doing something, amaçlanan sonuca ulaşmak demektir. Bu cümlede Berti gerçekten kararlı bir vakum oluşturmuştur; yani girişimi başarılı olmuştur. Yapı succeed + in + fiilin -ing biçimidir: succeeded in creating. directly zarfı in ile creating arasına gelebilir, ancak yapı değişmez. Bu anlamda succeeded to create kullanılmaz.

Alıştırma

open sözcüğünü succeed in doing yapısında kullanın: The rescue team succeeded ____ the blocked door.

Cevabı göster

in opening

But even though the possibility of a vacuum Dilbilgisi

2:04

Ancak bir boşluğun olasılığı

had been demonstrated,

2:07

kanıtlanmış olsa da,

not everyone was satisfied with Galileo's idea Kalıp ifadeler

2:08

herkes Galileo'nun bu boşluğun su üzerinde

that this empty void was exerting Kelime

2:11

gizemli ama sınırlı bir güç

some mysterious yet finite force on the water.

2:13

uyguladığı fikrinden tatmin olmamıştı.

Dilbilgisi

even though ... had been demonstrated: karşıtlıktan önce bir gerçeği kabul etme

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: vakum olasılığının kanıtlanmış olduğu gerçeğini kabul eder ve ardından normal beklentiye aykırı bir sonuca hazırlar. Burada vakumun mümkün olduğunun kanıtlanması, herkesin Galileo'nun açıklamasını kabul etmesini sağlamamıştır. Bu bir neden ilişkisi değil, karşıtlık ilişkisidir; because kullanmak cümlenin mantığını değiştirirdi.

Alıştırma

En uygun bağlacı seçin: _____ the library was closing soon, we still had time to borrow one book.

  1. Even though
  2. So
  3. Because
Cevabı göster

Even though

Kalıp ifadeler

not everyone was satisfied with Galileo's idea: Galileo'nun fikrini herkes kabul etmedi

Not everyone kısmi olumsuzluktur; “bütün insanlar değil” anlamına gelir. Bu cümlede en az bir kişi Galileo'nun fikrini ikna edici bulmamıştır, ancak başkaları fikri kabul etmiş olabilir. Burada was satisfied with an idea, “fikri kabul edilebilir veya ikna edici bulmak” anlamındadır. Yalnızca mutlu hissetmekten değil, bir açıklamayı kabul etmekten söz eder.

Alıştırma

“not everyone was satisfied with Galileo's idea” ne anlama gelir?

  1. Hiç kimse fikri kabul etmedi.
  2. Bazı kişiler fikri kabul etmiş olabilir, ancak en az bir kişi kabul etmedi.
  3. Herkes fikri kabul etti.
Cevabı göster

Bazı kişiler fikri kabul etmiş olabilir, ancak en az bir kişi kabul etmedi.

Kelime

exerting ... force on the water: suya ... kuvvet uygulamak

Exert force on something, “bir şeye fiziksel kuvvet uygulamak” demektir. Burada boşluk kuvvetin kaynağı, su ise kuvvetin etki ettiği şey olarak anlatılır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp exert + force + on + hedef şeklindedir. Mysterious yet finite, kuvvetin anlaşılmasa da büyüklüğünün sınırlı olduğunu, yani sonsuz olmadığını belirtir.

Alıştırma

Fizik cümlesini exert a force on kalıbıyla tamamlayın: The spring ____ the block.

Cevabı göster

exerts a force on

Evangelista Torricelli,

2:17

Galileo'nun genç öğrencisi ve arkadaşı

Galileo's young pupil and friend,

2:18

Evangelista Torricelli,

decided to look at the problem Deyimler

2:21

soruna farklı bir açıdan

from a different angle.

2:22

bakmaya karar verdi.

Deyimler

Look at the problem from a different angle: soruna farklı bir açıdan bakmak

Look at the problem from a different angle mecazlı bir ifadedir. Buradaki angle, bakış açısı veya düşünme biçimi anlamına gelir; yani kişi sorunu yeni bir şekilde incelemeye karar vermiştir. look at + a problem or topic + from a different angle yapısı, çoğu zaman ilk yaklaşım yeterli olmadığı için düşüncenin, odağın veya yöntemin değiştiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi yeni bir düşünme biçimi kullanmak anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Our first idea did not work, so let's look at the problem ____.

Cevabı göster

from a different angle

Instead of focusing on the empty space Dilbilgisi

2:23

Borunun içindeki

inside the tube,

2:25

boş alana odaklanmak yerine

he asked himself,

2:27

kendi kendine sordu:

what else could be influencing the water?

2:28

suya etki eden başka ne olabilirdi?

Dilbilgisi

Instead of focusing on ...: seçilmeyen odağı göstermek

Instead of focusing on ... seçilmeyen odağı gösterir. Bu cümlede tüpün içindeki boş alana odaklanmak, izlenmeyen düşünce yoludur; ana cümle bunun yerine yapılan şeyi, yani suyu başka neyin etkileyebileceğini sormayı belirtir. Instead of ... yapısını cümlenin başına koymak geçişi açıkça düzenler: önce seçilmeyen eylem veya odak, ardından seçilen eylem veya odak gelir.

Alıştırma

Cümleyi focus fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ on the delay, Nina looked for a solution.

Cevabı göster

focusing

Because the only thing in contact Kalıp ifadeler

2:30

Suyla temas eden tek şey

with the water was the air

2:31

havuzun etrafındaki

surrounding the pool,

2:33

hava olduğundan,

Kalıp ifadeler

in contact with the water: fiziksel temas

in contact with the water ifadesinde contact, fiziksel olarak dokunma anlamına gelir. Bu ifade, suya doğrudan temas eden tek şeyi, yani havuzun çevresindeki havayı açıklar. be in contact with + isim yapısı, iki şeyin birbirine değdiğini veya temas ettiğini anlatır. Burada in contact with the water, thing sözcüğünü niteler; birisiyle iletişime geçmek veya haberleşmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “temas hâlinde” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The sensor must remain ____ the skin.

Cevabı göster

in contact with

he believed the pressure

2:34

bu havanın basıncının,

from this air could be the only thing

2:35

borudaki su seviyesinin

preventing the water level Dilbilgisi

2:37

daha da düşmesini

in the tube from dropping further.

2:38

engelleyen tek şey olabileceğine inandı.

Dilbilgisi

prevent ... from dropping: prevent + nesne + from + -ing

preventing the water level in the tube from dropping ifadesinde prevent + nesne + from + -ing yapısı kullanılır. Nesne the water level in the tube, engellenen değişim ise dropping sözcüğüdür. Burada from bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır. Bu cümlede ifade, hava basıncının su seviyesinin daha fazla düşmesini engelliyor olabileceğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi eksik edatla tamamlayın: The cover prevents dust ____ entering the camera.

Cevabı göster

from

He realized that the experiment

2:41

Deneyin sadece bir boşluk

was not only a tool Dilbilgisi

2:43

yaratmak için bir

to create a vacuum,

2:44

araç olmadığını,

but operated as a balance

2:45

aynı zamanda borunun dışındaki suya

between the atmospheric pressure Kelime

2:47

uygulanan atmosfer basıncı ile

on the water outside the tube

2:48

borunun içindeki

and the pressure from the water column

2:50

su sütunundan gelen basınç

inside the tube.

2:52

arasında bir denge işlevi gördüğünü fark etti.

Dilbilgisi

not only a tool ... but operated as a balance: yalnızca bir araç değil, aynı zamanda bir denge düzeneği

not only ... but ... kalıbı, iki düşüncenin de doğru olduğunu gösterirken ikinciye daha fazla ağırlık verir. Burada deneyin vakum oluşturmaya yarayan bir araç olduğu reddedilmez; yalnızca bu açıklamanın eksik olduğu gösterilir. but operated as a balance bölümü dikkati daha derin bir açıklamaya yöneltir: deney, tüpün dışındaki basınç ile içerideki su sütununun basıncını dengeleyerek çalışmıştır. Bu kalıbı okurken, ilk görüşü tamamlayan veya düzelten ek düşünceyi but sözcüğünden sonra arayın.

Alıştırma

Bu cümlede not only ... but ... ne işe yarar?

  1. Deneyin vakum oluşturduğunu reddeder ve onun yerine ilgisiz başka bir deney koyar.
  2. Deneyin tek bir amacı olduğunu söyler: vakum oluşturmak.
  3. İlk açıklamayı korur ve deneyin bir basınç dengesi olduğu yönünde daha önemli bir bakış açısı ekler.
Cevabı göster

İlk açıklamayı korur ve deneyin bir basınç dengesi olduğu yönünde daha önemli bir bakış açısı ekler.

Kelime

atmospheric pressure: atmosfer basıncı

Atmospheric pressure, Dünya'nın atmosferindeki havanın bir yüzeye uyguladığı itmedir. Bilimsel olarak basınç, birim alana düşen kuvvettir. Günlük dilde air pressure da denir; buradaki atmospheric bir ruh hâlini değil, atmosferle ilgili olmayı ifade eder. Bu cümlede atmosfer basıncı tüpün dışındaki suya etki eder. Bu basınç, tüpün içindeki su sütununun oluşturduğu basınçla dengelenir.

Alıştırma

Cümleyi Dünya atmosferinin uyguladığı basıncı belirten iki sözcüklü tam bilimsel terimle tamamlayın: The sensor measures ____.

Cevabı göster

atmospheric pressure

The water level in the tube

2:53

Borudaki su seviyesi

decreases until the two pressures are equal, Dilbilgisi

2:55

iki basınç eşitlenene kadar düşer

which just happens to be

2:58

ki bu tam olarak

when the water is at 10.3 m.

2:59

suyun 10,3 metrede olduğu ana denk gelir.

Dilbilgisi

decreases until the two pressures are equal: iki basınç eşitlenene kadar düşer

decreases until the two pressures are equal ifadesinde until, devam eden bir değişimin bitiş noktasını belirleyen koşulu başlatır. Su seviyesi, iki basıncın eşitlendiği noktaya kadar düşmeye devam eder. Basınçların eşitlenmesi düşüşün nedeni değildir. Anlatılan düşüşün sona erdiği sınırdır; süreç + until + koşul kalıbı deneyleri ve eşik noktalarını açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Devam eden bir değişimin durduğu koşulu until ile gösteren cümle hangisidir?

  1. The pressure rises because the valve opens.
  2. The pressure rises until the valve opens.
  3. The pressure rises while the valve stays open.
Cevabı göster

The pressure rises until the valve opens.

This idea was not easily accepted, Anlatım akışı

3:02

Bu fikir kolayca kabul edilmedi,

as Galileo and others had traditionally thought

3:04

çünkü Galileo ve diğerleri geleneksel olarak

that atmospheric air has no weight Kelime

3:07

atmosferdeki havanın bir ağırlığı olmadığını

and exerts no pressure.

3:10

ve herhangi bir basınç uygulamadığını düşünüyordu.

Anlatım akışı

This idea was not easily accepted: bu fikir kolayca kabul edilmedi

This idea, Torricelli'nin hava basıncıyla ilgili hemen önceki açıklamasına gönderme yapar; böylece yazar açıklamanın tamamını yinelemeden konuyu sürdürebilir. Edilgen was not easily accepted yapısı, tek tek kimlerin reddettiğini saymak yerine odağı fikre ve ona verilen tepkiye yerleştirir. Geçiş işleviyle bu yan cümle önce fikrin dirençle karşılaştığını bildirir; ardından gelen as yan cümlesi bu direnci açıklayan eski inancı verir. Burada accepted, duygusal olarak sevilmiş değil, inandırıcı ya da doğru kabul edilmiş demektir.

Alıştırma

Parçada This idea was not easily accepted ifadesinin temel düzenleme işlevi nedir?

  1. Herkesin önceki açıklamaya hemen katıldığını söyler.
  2. Konuyla tamamen ilgisiz bir başlık açar ve tartışmayı bitirir.
  3. Önceki açıklamaya gönderme yapar ve insanların ona neden direndiğinin açıklanmasına zemin hazırlar.
Cevabı göster

Önceki açıklamaya gönderme yapar ve insanların ona neden direndiğinin açıklanmasına zemin hazırlar.

Kelime

atmospheric air has no weight and exerts no pressure: hava hakkında iki iddia

atmospheric air öznesinden sonra iki eş görevli fiil grubu gelir: has no weight ve exerts no pressure. İkinci fiil grubu da aynı özneyi kullandığı için iki iddia da havayla ilgilidir. Bu bilimsel bağlamda weight, yer çekiminin oluşturduğu ağırlığı; exert pressure ise bir yüzeye basınç uygulamayı anlatır. Buradaki pressure duygusal baskı değil, fiziksel basınçtır. Daha geniş cümle Galileo ve başkalarının geleneksel olarak inandığı görüşü aktarır; bu iddiaları güncel gerçekler olarak sunmaz.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümle ne söylüyor ve bilgiyi nasıl düzenliyor?

  1. Galileo’nun hissettiği duygusal baskıyı anlatır.
  2. Ağırlığın atmosferik havaya basınç uyguladığını söyler.
  3. Atmosferik hava hakkında iki iddia sunar: ağırlığı yoktur ve basınç uygulamaz.
Cevabı göster

Atmosferik hava hakkında iki iddia sunar: ağırlığı yoktur ve basınç uygulamaz.

Torricelli decided to repeat Berti's experiment

3:12

Torricelli, Berti'nin deneyini su yerine cıva

with mercury instead of water. Kalıp ifadeler

3:14

kullanarak tekrarlamaya karar verdi.

Kalıp ifadeler

with mercury instead of water: su yerine cıva kullanmak

with mercury, Torricelli’nin kullandığı malzemeyi belirtir. instead of water ise yerine başka bir malzeme kullanılan maddeyi gösterir; yani deneyde su değil cıva kullanılmıştır. Yeniden kullanılabilen with X instead of Y kalıbı, “Y’nin yerine X kullanmak” anlamına gelir. Bu seçimde Y kullanılmaz; ifade X ve Y’nin ikisinin de eklendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Yağın tereyağının yerini aldığını göstermek için with X instead of Y kalıbını kullanın: We cooked the vegetables ____.

Cevabı göster

with oil instead of butter

Because mercury was denser, Kelime

3:16

Cıva daha yoğun olduğu için,

it fell farther than the water

3:18

sudan daha fazla düştü

and the mercury column

3:20

ve cıva sütunu

stood only about 76 cm tall. Kelime

3:21

sadece yaklaşık 76 cm yüksekliğinde kaldı.

Kelime

Because mercury was denser: cıva daha yoğun olduğu için

Denser, dense sıfatının karşılaştırma biçimidir. Bu bilimsel bağlamda “aynı hacimde daha fazla kütleye sahip olmak”, yani yoğunluğu daha fazla olmak anlamına gelir. Yalnızca daha kalın, daha koyu ya da daha sıkışık olmak anlamına gelmez. Because ile başlayan yan cümle, ardından gelen sonucun nedenini verir: cıvanın yoğunluğunun daha fazla olması, cıva sütununun neden su sütunu kadar yüksek olması gerekmediğini açıklar.

Alıştırma

“Because mercury was denser” ifadesinde denser ne anlama gelir?

  1. Birim hacim başına kütlesi daha fazlaydı.
  2. Daha viskozdu ve daha yavaş akıyordu.
  3. Daha koyu ve daha derişik görünüyordu.
Cevabı göster

Birim hacim başına kütlesi daha fazlaydı.

Kelime

stood only about 76 cm tall: yüksekliği yalnızca yaklaşık 76 cm idi

Burada stood, bir insanın ayakta durmasını anlatmaz. Özne dikey bir nesne olduğunda ve ardından bir yükseklik ölçüsü ile tall geldiğinde, stand “o yükseklikte olmak” veya “o yüksekliği ölçmek” anlamına gelir. Only, 76 cm’nin görece düşük bir yükseklik olduğunu vurgular; about ise sayının yaklaşık olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede dikey bir nesnenin yüksekliğini belirtmek için stand doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The monument stands tall about 12 meters.
  2. The monument stands about 12 meters tall.
  3. The monument stands about 12 meters height.
Cevabı göster

The monument stands about 12 meters tall.

Not only did this allow Torricelli Dilbilgisi

3:24

Bu, Torricelli'nin

to make the instrument much more compact,

3:26

aleti çok daha kompakt hale getirmesini sağlamakla kalmadı,

it supported his idea

3:28

aynı zamanda ağırlığın belirleyici faktör

that weight was the deciding factor. Kalıp ifadeler

3:29

olduğu fikrini de destekledi.

Dilbilgisi

Not only did this allow ... it supported his idea: başa alınmış Not only

Not only yan tümcenin başına geldiğinde özne-yardımcı fiil devrikliği olur: did, özne this'ten önce gelir. Geçmiş zamanı did taşıdığı için allow yalın biçimde kalır. İlk yan tümce bir yarar sunar, sonraki yan tümce ise daha önemli bir sonuç ekler: değişiklik aleti daha kompakt hâle getirdi ve Torricelli'nin fikrini destekledi. but also yazılmasa bile ikinci yan tümce yapının “aynı zamanda” bölümünü üstlenir.

Alıştırma

Cümleyi basit geçmiş zamanda, başa alınmış Not only yapısıyla tamamlayın: ____ the new schedule reduce delays, but it also made updates easier.

Cevabı göster

Not only did

Kalıp ifadeler

the deciding factor: bir seçimi en sonunda belirleyen etken

The deciding factor, bir seçimi, sonucu veya açıklamayı sonunda belirleyen etkendir. Bu cümlede ağırlık yalnızca ilgili bir unsur olarak değil, sonucu açıklayan temel gerçek olarak sunulur. Burada factor, sonucu etkileyen bir neden, koşul veya etki anlamındadır; yalnızca matematikte başka bir sayıyı kalansız bölen sayı anlamıyla sınırlı değildir.

Alıştırma

Cümleyi “seçimi en sonunda belirleyen tek unsur” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The apartments were similar in price, but location was ____.

Cevabı göster

the deciding factor

A variation on the experiment

3:32

Deneyin bir varyasyonunda,

used two tubes with one having a large bubble

3:34

birinin üstünde büyük bir kabarcık bulunan

at the top.

3:36

iki boru kullanıldı.

If Galileo's interpretation had been correct, Dilbilgisi

3:37

Galileo'nun yorumu doğru olsaydı,

the bigger vacuum in the second tube

3:40

ikinci borudaki daha büyük boşluk

should have exerted more suction

3:42

daha fazla emiş gücü uygulamalı

and lifted the mercury higher.

3:44

ve cıvayı daha yükseğe kaldırmalıydı.

Dilbilgisi

If ... had been correct, ... should have exerted ...: geçmişe ait bir varsayım ve beklenen sonucu

If Galileo's interpretation had been correct ifadesi, If + past perfect yapısıyla geçmişin farklı bir biçimini varsayar. Konuşmacı, kanıtların desteklemediği bir varsayımı sınamaktadır. Should have exerted, bu varsayım altında beklenen sonucu belirtir. Buradaki should have tavsiye vermez veya kimseyi suçlamaz; bu açıklamaya göre beklenmesi gereken sonucun bu olduğunu gösterir. Bu nedenle farklı bir gözlem, varsayıma karşı kanıt sayılır.

Alıştırma

Geçmişe ait gerçek dışı bir öngörü oluşturmak için be ve find fiillerinin gereken biçimlerini kullanın: If the map ____ accurate, we ____ the station easily.

Cevabı göster

had been · should have found

But the level in both tubes was the same. Anlatım akışı

3:45

Ancak her iki borudaki seviye de aynıydı.

Anlatım akışı

But the level in both tubes was the same: öngörü ile gözlemi karşılaştırma

Baştaki But, gözlemlenen sonucun az önce verilen öngörüyle çeliştiğini dinleyiciye bildirir: tüplerden birindeki seviyenin daha yüksek olması beklenirken iki seviye de aynı çıkmıştır. Bu, açıklamalarda yararlı bir bilgi düzenidir: önce bir öngörü belirtilir, ardından karşıt kanıt sunmak için But + gözlemlenen gerçek kullanılır. Kısa cümle çelişkiyi öne çıkarır.

Alıştırma

Tüplerden birindeki seviyenin daha yüksek olması gerektiği öngörüsünden sonra bu cümle açıklamada hangi görevi görür?

  1. Konuyla ilgisiz bir örnek verir.
  2. Önceki öngörünün nedenini açıklar.
  3. Önceki öngörüyle çelişen bir gözlem sonucu sunar.
Cevabı göster

Önceki öngörüyle çelişen bir gözlem sonucu sunar.

The ultimate support for Torricelli's theory

3:48

Torricelli'nin teorisine nihai destek

came via Blaise Pascal,

3:51

böyle bir cıva borusunu

who had such a mercury tube Dilbilgisi

3:53

bir dağa çıkaran

taken up a mountain

3:54

ve atmosfer basıncının rakımla azalmasıyla

and showed that the mercury level

3:56

cıva seviyesinin düştüğünü gösteren

dropped as the atmospheric pressure decreased with altitude. Dilbilgisi

3:57

Blaise Pascal aracılığıyla geldi.

Dilbilgisi

had such a mercury tube taken up a mountain: cıva tüpünü dağın yukarısına taşıttırmak

Bu cümlede had such a mercury tube taken up a mountain, tüpün başka biri tarafından dağın yukarısına taşınmasını sağladığı anlamına gelir. Cümle, tüpü bizzat kendisinin taşıdığını söylemez. Kalıp have + nesne + geçmiş zaman ortacıdır. Nesne olan such a mercury tube, taken ile belirtilen eyleme maruz kalır; taken, past perfect oluşturacak şekilde doğrudan had ile birleşmez.

Alıştırma

Yolculuktan önce Maya bisikletini bir tamirciye kontrol ettirdi. Cümleyi check fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Maya had her bicycle ____ before the trip.

Cevabı göster

checked

Dilbilgisi

dropped as the atmospheric pressure decreased with altitude: as ile paralel değişimleri anlatmak

Burada as, “bir değişim başka bir değişimle birlikte gerçekleşirken” anlamına gelir. İki değişimi birbirine bağlar: cıva seviyesi düşer ve rakım arttıkça atmosfer basıncı azalır. A değişimi as B değişimi kalıbı, birlikte gelişen iki eğilimi sunar. Çevredeki bilimsel bilgiler bu değişimlerin neden bağlantılı olduğunu açıklayabilir; ancak burada as yalnızca neden belirtmekten çok paralel değişimleri düzenler.

Alıştırma

“The river widened as it approached the sea,” cümlesinde as ne işe yarar?

  1. Nehrin ancak denize ulaştıktan sonra genişlediğini söyler.
  2. “Rolünde” anlamına gelir.
  3. Birlikte gelişen iki değişimi birbirine bağlar.
Cevabı göster

Birlikte gelişen iki değişimi birbirine bağlar.

Mercury barometers based on Torricelli's original model

4:02

Torricelli'nin orijinal modeline dayanan cıvalı barometreler,

remained one of the most common ways Kalıp ifadeler

4:05

cıvanın toksisitesi nedeniyle

to measure atmospheric pressure until 2007,

4:07

kullanımına getirilen kısıtlamaların

Kalıp ifadeler

remained one of the most common ways to measure ...: ölçmenin en yaygın yollarından biri olmaya devam etti

Bu cümlede remained one of the most common ways to measure ... ifadesi, cıvalı barometrelerin 2007'ye kadar en yaygın ölçüm yöntemlerinden biri olma konumunu koruduğunu anlatır. Burada remain, “olmaya devam etmek” anlamındaki bir bağ fiilidir; “geriye kalmak” anlamında değildir. one of the most common ways, yaygın olarak kullanılan daha büyük bir yöntem grubundan bir yöntemi seçer; bu nedenle ways çoğuldur. to measure atmospheric pressure mastar yapısı bu yöntemlerin amacını açıklar.

Alıştırma

remain fiilini geçmiş zamanda, way sözcüğünü de doğru biçimde kullanın: Text messaging ____ one of the most common ____ to stay in touch.

Cevabı göster

remained · ways

when restrictions on the use of mercury Kelime

4:10

Avrupa'da artık üretilmemelerine yol açtığı

due to its toxicity

4:12

2007 yılına kadar atmosfer basıncını ölçmenin

led to them no longer being produced in Europe. Dilbilgisi

4:13

en yaygın yollarından biri olarak kaldı.

Kelime

restrictions on the use of ... due to its toxicity: zehirliliği nedeniyle kullanıma getirilen kısıtlamalar

restrictions on the use of mercury, cıvanın nasıl kullanılabileceğini sınırlayan kurallar anlamına gelen resmî bir isim öbeğidir. on edatı, kısıtlanan etkinliği tanıtır: the use of mercury. due to its toxicity, kısıtlamaların nedenini verir. Toxicity, zehirli olma veya zehirli bir zarara yol açabilme özelliği anlamına gelir; its ise mercury sözcüğüne gönderme yapar.

Alıştırma

Bir kısıtlamayı ve nedenini bildiren resmî yapıyı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. The policy introduced restrictions of the use of the chemical due to it is toxic.
  2. The policy introduced restrictions on the use of the chemical because its toxicity.
  3. The policy introduced restrictions on the use of the chemical due to its toxicity.
Cevabı göster

The policy introduced restrictions on the use of the chemical due to its toxicity.

Dilbilgisi

led to them no longer being produced: artık üretilmeme sonucuna yol açmak

lead to + sonuç yapısında to bir edattır. Buradaki tamamlayıcısı, them no longer being produced şeklindeki -ing yan cümlesidir. Them, cıvalı barometreleri belirtir; no longer durumun sona erdiğini gösterir ve barometreler eyleme maruz kaldığı için being produced edilgendir. Bu nedenle ifade, kısıtlamaların bu barometrelerin Avrupa'daki üretiminin durmasına neden olduğunu söyler. Genel olarak lead to + isim veya -ing yan cümlesi; bir kuralın, riskin, olayın ya da başka bir nedenin sonucunu sunar.

Alıştırma

Hangi cümle edilgen bir sonucu anlatmak için lead to yapısını doğru kullanıyor?

  1. The safety concern led to the device no longer be used.
  2. The safety concern led the device to no longer being used.
  3. The safety concern led to the device no longer being used.
Cevabı göster

The safety concern led to the device no longer being used.

Nevertheless,

4:16

Yine de,

Torricelli's invention,

4:17

Torricelli'nin icadı,

born of the willingness to question Kalıp ifadeler

4:19

boşluklar

long-accepted dogmas about vacuums

4:20

ve havanın ağırlığı hakkındaki uzun süredir kabul gören dogmaları

and the weight of air,

4:23

sorgulama istekliliğinden doğmuştur

is an outstanding example

4:24

olağanüstü bir örneğidir:

Kalıp ifadeler

born of the willingness to question long-accepted dogmas: uzun süredir kabul edilen dogmaları sorgulama isteğinden doğmak

Born of, bir şeyin başka bir şeyden kaynaklandığını veya ortaya çıktığını söylemenin resmî ve mecazi bir yoludur. Geçmiş zaman ortacı öbeği Torricelli's invention ifadesini niteler ve icadın arkasındaki düşünceyi açıklar: uzun süredir sorgulanamaz kabul edilen boşluk ve hava hakkındaki inançları sorgulama isteği. Willingness to question, bu inançları incelemeye ve onlara karşı çıkmaya hazır olmayı anlatır. Dogmas, ideas sözcüğünden daha güçlü ve eleştireldir; insanların yeniden incelemeden izleyebileceği, kesin biçimde kabul edilmiş öğretileri belirtir.

Alıştırma

The invention was born of a willingness to question old beliefs cümlesinde born of ne anlama gelir?

  1. İnsanların soru sorduğu bir yerde fiziksel olarak doğdu.
  2. Kabul edilmiş inançlara meydan okumaya hazır olmaktan kaynaklandı.
  3. Kabul edilmiş hiçbir inancı sorgulamadan oluşturuldu.
Cevabı göster

Kabul edilmiş inançlara meydan okumaya hazır olmaktan kaynaklandı.

of how thinking outside of the box, Deyimler

4:25

kalıpların dışında düşünmenin,

or the tube,

4:27

ya da tüpün dışında düşünmenin,

can have a heavy impact. Deyimler

4:29

ne kadar büyük bir etki yaratabileceğinin.

Deyimler

thinking outside of the box, or the tube: bir deyim ve kelime oyunu

Thinking outside of the box, yaygın think outside the box deyiminin bir biçimidir. Alışılmış yöntemleri izlemek yerine bir soruna özgün biçimde yaklaşmak anlamına gelir; gerçek bir kutudan söz edilmez. Or the tube, önceki deneyde bir tüp kullanıldığı için box kelimesini esprili biçimde tube ile değiştirir. Dinleyici önce bilinen deyimi tanır, ardından konuyla bağlantılı kelime oyununu fark eder.

Alıştırma

Cümledeki 'or the tube' ne işe yarıyor?

  1. Kişinin gerçekten bir tüpün dışında durması gerektiğini söyler.
  2. Deyimdeki bir hatayı düzeltir.
  3. Bilinen deyimi deneyle ilgili bir şakaya dönüştürür.
Cevabı göster

Bilinen deyimi deneyle ilgili bir şakaya dönüştürür.

Deyimler

have a heavy impact: büyük etki ve ağırlıkla ilgili kelime oyunu

Have a heavy impact ifadesinde impact etki anlamına gelir, heavy ise bu etkinin güçlü ya da büyük olduğunu gösterir. Ana mesaj, fikrin büyük bir etki yaratabileceğidir; ağır bir nesnenin bir şeye çarpması değildir. Buradaki heavy, daha önceki ağırlık açıklamasını ve tüp deneyini de hatırlatır. İfade küçük bir kelime oyunuyla açıklamayı bitirir: heavy hem büyük etki anlamını taşır hem de fiziksel ağırlığı çağrıştırır.

Alıştırma

Bu kapanıştaki 'have a heavy impact' ifadesinin en doğru yorumu nedir?

  1. Büyük bir etki anlamına gelir ve fiziksel ağırlık temasını da çağrıştırır.
  2. Etkinin küçük ama gürültülü olduğu anlamına gelir.
  3. Ağır bir nesnenin tüpe çarptığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Büyük bir etki anlamına gelir ve fiziksel ağırlık temasını da çağrıştırır.