Her Şeyi Geride Bırakıp Kaybolma Arzusu: İngilizce çalışma notları

Lazy Owl

Öğrenme zorluğu
857 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Tükenmişlik yüzünden boş yıl planı bozulan genç bir adam, Richmond’dan Alaska’ya tek başına yola çıkar. Motosikleti bozulduğunda yürüyerek ve otostopla devam eder; yabancıların iyiliği ona destek olur. Yolculuk sorunlarını çözmez, fakat uzaklık ve özgürlük bu sorunların daha az bunaltıcı görünmesini sağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. But life happened. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Gerçek hayattaki olayların bir planı beklenmedik biçimde bozduğunu sakin ve konuşma diline özgü bir şekilde belirten bu ifadeyi anlayın. Kısacık bir cümlenin anlatıda nasıl büyük bir dönüm noktası yarattığını fark edebilir ve özenle hazırlanmış planların neden bozulduğunu her ayrıntıyı sıralamadan anlatırken kullanabilirsiniz. 2. the salt of the earth. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu deyimin tuz ya da toprağı gerçek anlamıyla anlatmadığını; sıradan, dürüst, iyi kalpli ve güvenilir insanları saygıyla övdüğünü öğrenin. Böylece anlatıcının kendisine yiyecek, kalacak yer ve cesaret veren yabancılara duyduğu minneti ve ifadenin sıcak, olumlu tonunu anlayabilirsiniz. 3. If you don't stop and look around once in a while, you might miss it. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: if ile kurulan geniş zaman koşulunun ve might ile belirtilen olası sonucun, kişisel bir çıkarımı nasıl yumuşak bir öğüde dönüştürdüğünü görün. Bu kalıbı, insanın ara sıra durup çevresindeki hayata dikkat etmezse anlamlı deneyimleri kaçırabileceği uyarısını yapmak için kullanabilirsiniz.

Bu derste

It was the last college summer, well, for most, but not me. Anlatım akışı

0:00

Üniversitenin son yazıydı, yani, çoğu kişi için öyleydi ama benim için değil.

Anlatım akışı

for most ... but not me: kişisel bir istisnayı belirtmek

Bu cümlede for most, “çoğu insan için” ya da “çoğu insanın durumunda” anlamına gelir. “Çoğu insanın yararına” anlamına gelmez. Konuşan kişi önce olayı çoğunluğun paylaştığı bir deneyimin içine yerleştirir. Ardından but not me ile kendisini bu çoğunluğun dışında tutar. Bu genel durum ... kişisel istisna düzeni, anlatının odağını konuşanın durumunun neden farklı olduğuna çevirir.

Alıştırma

Hangi cümle önce çoğunluğun deneyimini belirtip ardından konuşan kişinin istisna olduğunu gösterir?

  1. Most of us had a routine shift, including me.
  2. My shift was different because most people worked.
  3. It was a routine shift for most of us, but not for me.
Cevabı göster

It was a routine shift for most of us, but not for me.

I was taking a gap year to focus on my small business at the time. Kültür

0:04

O dönemde küçük işime odaklanmak için bir boşluk yılı alıyordum.

Kültür

taking a gap year: aşamalar arasında planlı bir geçiş dönemi

To take a gap year, bir sonraki aşamaya geçmeden önce normal eğitim veya kariyer takviminden uzun ve planlı bir süreliğine, çoğunlukla yaklaşık bir yıl, uzaklaşmak demektir. İnsanlar bu zamanı çalışmak, seyahat etmek, gönüllülük yapmak veya kişisel bir proje geliştirmek için kullanabilir. Burada konuşan kişi, çoğu sınıf arkadaşıyla aynı takvimi izlemek yerine bu dönemi küçük işletmesine odaklanmak için kullanıyordu. İfade yalnızca uzun bir tatili değil, bilinçli olarak planlanmış bir geçiş dönemini anlatır ve bu dönem tam olarak on iki ay sürmek zorunda değildir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: After high school, Lena is ____ to work and travel before starting university.

Cevabı göster

taking a gap year

Things didn't go as planned. Kalıp ifadeler

0:08

İşler planlandığı gibi gitmedi.

Kalıp ifadeler

didn't go as planned: gerçek durum plandan farklıydı

didn't go as planned ifadesindeki go, “bir yere gitmek” değil, “ilerlemek veya gerçekleşmek” anlamındadır. İfade, gerçekte olanların ilk plan ya da beklentiden farklı olduğunu anlatır. Bir aksiliği kısa biçimde belirtip ardından sorunun ne olduğunu veya neyin değiştiğini açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “plana göre gelişmedi” anlamına gelen tam kısaltılmış ifadeyle tamamlayın: The outdoor concert ____ because of the storm.

Cevabı göster

didn't go as planned

I got a severe burnout and eventually gave up on the whole thing. Notlar

0:10

Ciddi bir tükenmişlik yaşadım ve sonunda her şeyden vazgeçtim.

Kelime

got a severe burnout: uzun süreli stres sonrası ciddi tükenme

Burada burnout, uzun süreli stresin veya aşırı çalışmanın yol açtığı derin zihinsel, duygusal ve fiziksel tükenme anlamındadır. Kelimenin gerçek anlamıyla yanmak değildir ve yoğun bir günün ardından hissedilen yorgunluktan daha ağırdır. Severe durumun şiddetini vurgular; got ise bu durumun zamanla geliştiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle uzun süreli baskının sonucunu anlatmak için burnout ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. After months of impossible deadlines, Maya experienced severe burnout.
  2. After a five-minute walk, Maya experienced severe burnout.
  3. The laptop felt severe burnout when its battery ran low.
Cevabı göster

After months of impossible deadlines, Maya experienced severe burnout.

Öbek fiiller

gave up on: bir kişiden, plandan veya hedeften vazgeçmek

give up on + isim veya zamir yapısında on, birinin desteklemeyi ya da başarılı kılmaya çalışmayı bıraktığı kişiyi, planı, hedefi veya şeyi belirtir. Burada gave up on the whole thing, konuşanın yalnızca küçük bir eylemi değil, bütün çabayı sürdürmeyi bıraktığı anlamına gelir. Gave up on geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade çoğu zaman kişinin devam etmek için gereken umudu, güveni veya isteği kaybettiğini düşündürür.

Alıştırma

Belirli bir projeyi desteklemeyi veya sürdürmeyi bırakmak anlamına gelen, bu nottaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After months of setbacks, Maya decided to ____ the project.

Cevabı göster

give up on

So, I spent the rest of my gap year mostly inside my room,

0:13

Böylece boşluk yılımın geri kalanını çoğunlukla odamda geçirdim,

distracting myself with video games and feeling like a failure. Deyimler

0:17

video oyunlarıyla dikkatimi dağıtarak ve kendimi bir kaybeden gibi hissederek.

Deyimler

feeling like a failure: kişinin kendisi hakkında acı verici bir yargı

Feeling like a failure, başarısız bir insan olduğuna dair acı verici bir duyguya sahip olmak demektir. Bu ifadede a failure bir kişiyi belirtir; dolayısıyla duygu yalnızca tek bir kötü sonuçla değil, konuşanın kendi genel değeri hakkındaki yargısıyla ilgilidir. Feel like bunun nesnel bir gerçek değil, öznel bir duygu olduğunu gösterir. I failed ile karşılaştırıldığında daha ağır bir duygusal yük taşır ve çoğu zaman utanç ya da moral bozukluğu ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle yalnızca başarısız bir sonuca değil, konuşanın bütün benliği hakkındaki acı verici bir yargıya odaklanır?

  1. I failed the driving test.
  2. I feel like a failure.
  3. The plan failed.
Cevabı göster

I feel like a failure.

That was when a few friends took me out to grab a bite. Notlar

0:21

O sırada birkaç arkadaşım beni dışarıda bir şeyler yemeye götürdü.

Anlatım akışı

That was when: hikâyedeki önemli bir anı belirtmek

That was when, az önce anlatılan duruma gönderme yapar ve o önemli anda gerçekleşen olayı tanıtır. Burada hikâyeyi önceki arka plandan arkadaşların eylemine taşır. Kalıp That was when + yan cümle biçimindedir. Yalnızca zamanı belirtmez; sıradaki olayın hikâyede önemli bir adım veya dönüm noktası olduğunu da gösterir.

Alıştırma

Hikâyeyi, önemli bir anı belirten bu dersteki üç kelimelik kalıpla tamamlayın: I was ready to stop searching. ____ my phone rang with new information.

Cevabı göster

That was when

Öbek fiiller

took me out: birini sosyal bir etkinlik için dışarı götürmek

Bu cümlede took me out, beni sosyal bir etkinlik için bir yere götürdüler veya dışarı davet ettiler demektir. Amaç bildiren to grab a bite ifadesi etkinliğin gündelik bir yemek olduğunu gösterir; bu yüzden konuşanı fiziksel olarak bir yerden çıkarmak anlamına gelmez. Bu ayrılabilen bir kalıptır: take + kişi + out. Nesne bir zamirse take ile out arasına gelir: take me out, take her out; take out me denmez.

Alıştırma

Cümleyi take someone out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: After the final exam, my uncle ____ for dinner to celebrate.

Cevabı göster

took me out

Deyimler

grab a bite: hızlı ve rahat biçimde bir şeyler yemek

Burada grab a bite, genellikle hızlı ve rahat bir şekilde “bir şeyler yemek” anlamına gelir. Grab fiziksel olarak bir şeyi kapmak, a bite ise yalnızca tek bir lokma demek değildir; sözcükler birlikte gündelik bir ifade oluşturur. Bu ifade, dışarı çıkmayı rahat ve gösterişsiz bir etkinlik gibi gösterir. Atıştırmalık veya basit bir öğün için kullanılabilir; asıl fikir kesin bir yiyecek miktarı değil, rahatça bir şeyler yemektir.

Alıştırma

“Hızlı ve rahat biçimde bir şeyler yemek” anlamındaki gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We have twenty minutes, so let's ____ before the train leaves.

Cevabı göster

grab a bite

They said I should go somewhere.

0:24

Bir yerlere gitmem gerektiğini söylediler.

I said Alaska. I asked them to ride with me.

0:26

Alaska dedim. Benimle motosiklet sürmelerini istedim.

They were hesitant, but they agreed.

0:29

Tereddüt ettiler ama kabul ettiler.

The plan was then made, routes decided, bikes readied, Dilbilgisi

0:31

Sonra plan yapıldı, rotalar belirlendi, motosikletler hazırlandı,

Dilbilgisi

The plan was then made, routes decided, bikes readied: paralel edilgen yapılarda atılan be fiilleri

Bu satır, tamamlanmış üç hazırlığı paralel biçimde sunar: The plan was then made; routes were decided; bikes were readied. Yalnızca ilk birimde was açıkça yer alır. Sonraki iki birimde were söylenmez, ancak anlaşılır; bu nedenle decided ve readied edilgen geçmiş zaman ortacı olarak kalır. Buradaki readied, fiil olarak kullanılan ready sözcüğünün geçmiş zaman ortacıdır ve “hazırlanmış” anlamına gelir. Bu sıkıştırılmış sıralama, anlatıma hızlı bir kontrol listesi ritmi verir. Benzer listeleri okurken routes decided veya bikes readied ifadelerini ayrı etken yan cümleler olarak görmek yerine, be fiilini ve edilgen yapıyı sonraki ögelere de taşıyın.

Alıştırma

Hangi cümle aynı sıkıştırılmış paralel edilgen yapıyı doğru kullanıyor?

  1. The permits were approved, dates confirmed, and notices posted.
  2. The permits were approving, dates confirmed, and notices were post.
  3. The permits approved, dates were confirming, and notices post.
Cevabı göster

The permits were approved, dates confirmed, and notices posted.

and everything was taken care of. Öbek fiiller

0:34

ve her şey ayarlandı.

Öbek fiiller

was taken care of: take care of ifadesinin edilgen biçimi

was taken care of ifadesinde take care of yalnızca “birine bakmak” değil, “bir işi halletmek, düzenlemek veya ilgilenmek” anlamına gelir. Edilgen be + taken care of yapısında, halledilen şey özne konumuna geçer. Cümle tamamlanmış sonucu vurgular: her şey halledilmiştir ve işi kimin yaptığı belirtilmek zorunda değildir. İfade edilgen yapıya dönüştüğünde sondaki of edatı korunur.

Alıştırma

take care of ifadesinin edilgen biçimini tamamlayın: Don't worry about the hotel; it has already been ____.

Cevabı göster

taken care of

The plan was to ride O4 motorcycles from Richmond,

0:36

Plan, Richmond'dan O4 motosikletlerle yola çıkıp,

then take Route 76 and head to Alaska Highway.

0:40

ardından Route 76'yı takip ederek Alaska Highway'e yönelmekti.

But life happened. Deyimler

0:44

Ama hayatın başka planları vardı.

Deyimler

But life happened: gerçek hayat planı bozdu

But life happened, günlük sorumlulukların, sorunların veya beklenmedik değişikliklerin bir planı engellediğini anlatmanın samimi ve bilinçli olarak belirsiz bırakılan bir yoludur. Buradaki life tek bir belirli olayı ifade etmez. Gerçek hayattaki çeşitli zorlukları bir arada özetler ve çoğu zaman hafif bir kabulleniş tonu taşır. Böylece konuşan kişi, tüm ayrıntıları vermeden aksaklığı açıklayabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede life happened, bir planı bozan zorlukları özetlemek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. We postponed the launch because the date was written in blue ink.
  2. We launched in June because everything stayed on schedule.
  3. We planned to launch in June, but life happened and we had to postpone it.
Cevabı göster

We planned to launch in June, but life happened and we had to postpone it.

As the day of the journey approached, Dilbilgisi

0:46

Yolculuk günü yaklaştıkça,

Dilbilgisi

As the day ... approached: bir tarihin giderek yaklaşmasını anlatmak

As the day of the journey approached ifadesinde as, “gün giderek yaklaşırken” anlamındaki bir zaman yan cümlesini başlatır. Bir tarih veya olay approach fiilinin öznesi olabilir; burada birinin gerçekten yürüyerek yaklaşması söz konusu değildir. As + zaman veya olay + approached yapısı, ilerleyen bir zaman çerçevesi kurar. Ana cümle genellikle bu yaklaşma sürecinde neyin başladığını veya değiştiğini anlatır. Bu nedenle yapı, tek bir andan çok süreci vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle, teslim tarihinden önceki süreçte gerginliğin arttığını en açık biçimde gösterir?

  1. After the deadline passed, everyone became more nervous.
  2. As the deadline approached, everyone became more nervous.
  3. When the deadline arrived, everyone became more nervous.
Cevabı göster

As the deadline approached, everyone became more nervous.

people started dropping out one by one. Öbek fiiller

0:47

insanlar birer birer vazgeçmeye başladı.

Öbek fiiller

dropping out one by one: birer birer çekilmek

Drop out, bir etkinlik, kurs, yarışma veya grup tamamlanmadan önce katılmayı bırakmak anlamına gelir. Etkinliğin adı belirtilirse drop out of + isim yapısı kullanılır; örneğin drop out of the course. One by one, herkesin aynı anda değil, ayrı ayrı ve sırayla hareket ettiğini belirtir. Bu nedenle started dropping out one by one, her kişi ayrıldıkça katılımın yavaş yavaş azalmasını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, katılımcıların etkinliği ayrı ayrı ve sırayla bıraktığı anlamına gelir?

  1. The participants dropped out one by one.
  2. The participants dropped off one by one.
  3. The participants all left at the same time.
Cevabı göster

The participants dropped out one by one.

On the day of the journey, the last and the final person backed out. Öbek fiiller

0:50

Yolculuk günü, geriye kalan son kişi de caydı.

Öbek fiiller

backed out: söz verdikten sonra vazgeçmek

Backed out, back out öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada kişinin yolculuğa katılması bekleniyordu ya da kişi katılmayı kabul etmişti; fakat daha sonra fikrini değiştirip çekildi. Bunun yolculuk günü olması, vazgeçişi özellikle geç ve planı aksatıcı gösterir. Başka durumlara aktarılabilecek temel anlam, verilmiş bir karardan veya taahhütten dönmektir: biri back out diyerek çekilebilir ya da back out of ile bir plan, anlaşma, söz veya etkinlik belirtilebilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘kabul ettikten sonra çekildi’ anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Noah promised to join the debate, but he ____ the night before.

Cevabı göster

backed out

So, had to make a choice, whether to give up on the plan Dilbilgisi

0:54

Bu yüzden bir seçim yapmak zorundaydım, ya plandan vazgeçecektim

Dilbilgisi

had to make a choice, whether to...: zorunlu bir kararı tanıtmak

Had to make a choice, kararın gerekli olduğunu ve genellikle durumun kolay bir yol bırakmadığını anlatır. Whether to + fiilin yalın hâli, üzerinde düşünülen eylemi tanıtır; whether to stay or leave örneğinde olduğu gibi ikinci seçenek çoğu zaman or ile gelir. Başka durumlarda kullanılabilecek tam kalıplar özne + had to make a choice about whether to A or B ve özne + had to make a choice: whether to A or B biçimindedir. Bu altyazı konuşmadan alınmış bir parçadır: özne bağlamdan anlaşılır ve virgül, yazıda zorunlu bir kalıptan çok konuşmadaki duraklamayı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, fiilin yalın hâlinden önce seçenekleri tanıtan iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: Jordan had to make a choice about ____ repair the laptop or replace it.

Cevabı göster

whether to

or attempt to riding across the country on a 10-year-old motorcycle. Dilbilgisi

0:58

ya da 10 yıllık bir motosikletle ülkeyi boydan boya geçmeyi deneyecektim.

Dilbilgisi

attempt to riding: attempt to ride veya attempt riding seçimi

attempt to riding ifadesi iki yapının standart dışı biçimde karıştırılmasıdır. attempt to + fiil yapısında to, mastarı işaretler; bu yüzden sonraki fiil yalın biçimde olmalıdır: riding değil, attempt to ride. Bazı bağlamlarda -ing biçimi attempt sözcüğünden hemen sonra gelebilir: attempt riding. Ancak bu yapı attempt to ride kadar yaygın değildir. Yapılardan birini seçin; to ile riding biçimini birleştirmeyin.

Alıştırma

Uzun bir sürüşü tamamlamaya çalışmayı anlatmak için standart ve en doğal yapıyı hangi cümle kullanıyor?

  1. She will attempt to riding across the state.
  2. She will attempt to rode across the state.
  3. She will attempt to ride across the state.
Cevabı göster

She will attempt to ride across the state.

I decided, what the heck, Deyimler

1:02

Ne olursa olsun dedim,

Deyimler

what the heck: ne olursa olsun devam etmeye karar vermek

Burada what the heck gerçek bir soru değildir. “Şüpheleri bir kenara bırakayım; ne olursa olsun yapacağım” anlamına gelen konuşma dilinde bir ara sözdür. Tereddütten karara geçişi gösterir. Başka bağlamlarda What the heck? şaşkınlık, kafa karışıklığı veya rahatsızlık ifade edebilir; bu nedenle işlevini çevresindeki yapı ve durum belirler. Bu cümlede I decided ifadesinden sonra gelmesi, karar verme anlamını gösterir.

Alıştırma

What the heck hangi cümlede “endişelenmeyi bırakıp ne olursa olsun yapacağım” anlamına geliyor?

  1. What the heck happened to the lights?
  2. I asked what the word heck means.
  3. What the heck, I'll sign up for the class.
Cevabı göster

What the heck, I'll sign up for the class.

let me have a go at it. Deyimler

1:04

bir deneyeceğim.

Deyimler

have a go at it: kendin denemek

Have a go at it, bir şeyi bizzat denemek anlamına gelir. Bu ifadede a go, hareket etmeyi değil bir denemeyi anlatır; it ise daha önce konuşulan göreve veya fikre gönderme yapar. Kullanılabilir kalıp have a go at + isim, zamir veya -ing biçimidir: have a go at the puzzle; have a go at fixing it.

Alıştırma

Cümleyi have a go at it konuşma ifadesiyle tamamlayın: The lock is stuck, but let me ____.

Cevabı göster

have a go at it

If I don't go now, Dilbilgisi

1:06

Eğer şimdi gitmezsem,

I would never get this mess out of my system. Deyimler

1:07

bu karmaşayı aklımdan asla atamayacaktım.

Dilbilgisi

If I don't go now, I would never...: karma koşul yapısı

If I don't go now, gitmemeyi hâlâ mümkün olan ve hemen verilmesi gereken bir karar olarak sunar. I would never... ise sonucu hayal edilen ve duygusal açıdan ağır bir sonuç olarak çerçeveler. Konuşan kişi, aksi hâlde bu duygu veya pişmanlık sürebileceği için kendini şimdi harekete geçmeye ikna etmektedir. don't + would eşleşmesi, gerçek bir şimdiki zaman koşulunu varsayımsal bir sonuçla birleştirir. Konuşan kişinin bakış açısı değiştiğinde kendiliğinden gelişen diyaloglarda görülebilir, ancak standart bir koşul cümlesi için en güvenli genel model değildir.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek bir gelecek koşulu için standart yapıyı kullanır?

  1. If I didn't leave now, I will miss the train.
  2. If I don't leave now, I will miss the train.
  3. If I don't leave now, I would miss the train.
Cevabı göster

If I don't leave now, I will miss the train.

Deyimler

get this mess out of my system: kalıcı bir dürtü veya duyguyu giderme

Burada get this mess out of my system, sürekli rahatsız eden bir düşünce, dürtü veya duygunun sonunda dinmesi için bir şeyi yapmak, yaşamak ya da dile getirmek anlamına gelir. İfade, bedenden veya makineden bir şey çıkarmayı değil, psikolojik bir rahatlamayı anlatır. get something out of your system kalıbı çoğu zaman görmezden gelmeye çalışmanın yeterli olmadığını ima eder: devam edebilmek için harekete geçmek, o deneyimi yaşamak veya söylemek gerekir. This mess, konuşanın karmaşık ve henüz çözülememiş düşünce ya da duygularını genel olarak ifade eder.

Alıştırma

"I need to take one dance class to get it out of my system," cümlesindeki deyim ne anlama gelir?

  1. Kalıcı dürtünün sonunda dinmesi için onu denemek.
  2. Hiçbir şey yapmadan veya söylemeden unutmak.
  3. Bir makineden ekipman çıkarmak.
Cevabı göster

Kalıcı dürtünün sonunda dinmesi için onu denemek.

So, I made a mental agreement. Kalıp ifadeler

1:10

Bu yüzden kendi içimde bir anlaşma yaptım.

Kalıp ifadeler

made a mental agreement: kendine sessizce bir kural koymak

Bu cümlede made a mental agreement, kişinin kendisi için sessizce bir kural veya taahhüt belirlemesi anlamına gelir. Mental, anlaşmanın konuşanın zihninde bulunduğunu; mutlaka söylenmediğini veya başka biriyle görüşülerek yapılmadığını gösterir. Bu ifade, içsel bir kararı agreement olarak sunar ve ona gelip geçici bir düşünceden daha belirgin bir yapı kazandırır. İmzalanmış bir sözleşme veya hukuki bir anlaşma anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: "Before the meeting, Lina made a mental agreement that she would listen before answering." Lina ne yaptı?

  1. İş arkadaşlarıyla bir sözleşme imzaladı.
  2. Sessizce kendisi için bir kural belirledi.
  3. Planladığı şeyi unuttu.
Cevabı göster

Sessizce kendisi için bir kural belirledi.

The moment when the bike gives up Dilbilgisi

1:12

Motosikletin pes ettiği an,

is when I give up and head back home.

1:14

benim de pes edip eve döneceğim an olacaktı.

Dilbilgisi

The moment when X is when Y: tetikleyici bir anı tanımlamak

The moment when the bike gives up cümlenin öznesidir. is'ten sonra gelen when I give up and head back home yan cümlesi, konuşanın o anda ne yapacağını söyleyerek aynı zamanı tanımlar. Bu yapı yalnızca iki olayı aynı zamana yerleştirmez. Motosikletin çalışmayı bırakmasını açık bir tetikleyici veya sınır olarak sunar: o noktada konuşan da pes edip eve dönecektir. Aynı kalıp bir kuralın, kararın veya değişikliğin yürürlüğe girdiği anı da tanımlayabilir.

Alıştırma

Tetikleyici bir anı belirten kalıbı tamamlayın: The moment when the warning light turns red is ____ we stop the test.

Cevabı göster

when

And I was on the road. Deyimler

1:17

Ve yollara düştüm.

Deyimler

on the road: çoktan seyahat hâlinde olmak

Bu yolculuk anlatısında on the road, kişinin çoktan yola çıkmış veya seyahat hâlinde olması anlamına gelir. Yalnızca fiziksel olarak bir yolun üzerinde bulunmayı değil, konuşanın seyahat durumunu anlatır. İfade genellikle uzun bir yolculuğu, turneyi veya iş için seyahat edilen bir dönemi kapsar. Buradaki I was on the road, yolculuğun başladığını göstererek anlatıyı ilerletir.

Alıştırma

"After the first concert, the band was on the road for six weeks," cümlesinde on the road ne anlama gelir?

  1. Bir yerden başka bir yere seyahat etmek
  2. Bir sokağın ortasında durmak
  3. Yeni bir otoyol inşa etmek
Cevabı göster

Bir yerden başka bir yere seyahat etmek

The road took me across the country,

1:19

Yol beni tüm ülkenin bir ucundan diğerine götürdü,

Pittsburgh, Sandusky, Michigan Lake,

1:21

Pittsburgh, Sandusky, Michigan Lake,

Seattle, and all the way to Vancouver.

1:24

Seattle ve oradan da Vancouver'a kadar.

I drove from dusk to dawn and took a quick nap whenever I could. Deyimler

1:27

Gün batımından şafağa kadar sürdüm ve fırsat buldukça kısa kestirmeler yaptım.

Deyimler

from dusk to dawn: bütün geceyi kapsayan zaman aralığı

From dusk to dawn, gün batımından gün ağarana kadar demektir. Bu cümlede araba sürmenin bütün gece sürdüğünü gösterir ve sürenin uzun ve yorucu olduğunu vurgular. From A to B kalıbı bir aralığın başlangıç ve bitiş noktalarını belirtir. Burada dusk başlangıç, dawn ise bitiş noktasıdır; bu yüzden sıralarını değiştirmek belirtilen zaman aralığını da değiştirir.

Alıştırma

Cümleyi “akşamdan gün doğumuna kadar” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: The repair crew worked ____ to restore the town's power.

Cevabı göster

from dusk to dawn

At the bus stops, by the rivers, and under the oak trees.

1:31

Otobüs duraklarında, nehir kenarlarında ve meşe ağaçlarının altında.

Recipe for a horror movie, I know, Deyimler

1:35

Tam bir korku filmi senaryosu, biliyorum,

Deyimler

Recipe for a horror movie: esprili bir benzetme

Recipe for a horror movie bir benzetmedir: Durum, korkutucu bir film sahnesine zemin hazırlayabilecek riskli türden “malzemeler” içerir. Recipe burada yemek tarifi değil, belirli bir sonucu doğurması muhtemel koşulların birleşimi anlamına gelir. Bu sözler gündelik bir cümle parçasıdır; tam düşünce This sounds like a recipe for a horror movie ifadesine benzer. Konuşan kişi I know ekleyerek bunun farkında olduğunu gösterir ve durumun tehlikeli görünmesiyle ilgili şaka yapar.

Alıştırma

Recipe for a horror movie bu cümlede ne işlev görür?

  1. Durumun korkutucu bir film sahnesini hazırlayacak “malzemelere” sahip olduğunu esprili biçimde söyler.
  2. Konuşan kişinin o anda bir korku filmi çektiğini söyler.
  3. Bir korku filmindeki yemeğin nasıl pişirileceğini anlatır.
Cevabı göster

Durumun korkutucu bir film sahnesini hazırlayacak “malzemelere” sahip olduğunu esprili biçimde söyler.

but I was too tired to worry. Dilbilgisi

1:37

ama endişelenemeyecek kadar yorgundum.

Dilbilgisi

was too tired to worry: too + sıfat + to + fiil

too + sıfat + to + fiil yapısında too, derecenin pratik bir sınırı aştığını gösterir. to'dan sonraki fiil, bu yüzden gerçekleşemeyen sonucu belirtir. Burada konuşan kişi, endişelenmeyi imkânsız hissedecek veya buna ayıracak enerjisi kalmayacak kadar yorgundur. Bu yapı derece ile sonucu kısa biçimde birleştirir. too tired to worry, yalnızca endişelenirken çok yorgun olmak değil, endişelenemeyecek kadar yorgun olmak demektir.

Alıştırma

Yorgunluğun endişelenmeyi imkânsız hissettirdiğini anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I was ____.

Cevabı göster

too tired to worry

Living in the city for all of my life, Dilbilgisi

1:39

Hayatım boyunca şehirde yaşadığım için,

Dilbilgisi

Living in the city for all of my life: arka plan veren cümle başı -ing yan cümleciği

Living in the city for all of my life, cümle başına alınmış bir -ing ortaç yan cümleciğidir. Ana cümle değildir; uzun süreli bir arka plan sunar ve burada sonraki ana cümlede söylenenlerin nedenini ima eder. living eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olmalıdır. Bu yüzden okuyucu virgülden sonra I gibi bir özne bekler. Bu yapı, önce arka planı, sonra ana mesajı düzenlemeyi sağlar.

Alıştırma

Baştaki -ing ifadesini arka plan olarak doğru kullanan ve örtük öznesini ana cümlenin öznesiyle aynı yapan cümle hangisidir?

  1. Living near the station.
  2. Living near the station, the commute is easy for Maya.
  3. Living near the station, Maya can walk to work.
Cevabı göster

Living near the station, Maya can walk to work.

I almost forgot how peaceful it was Dilbilgisi

1:42

yıldızlarla dolu bir gökyüzünün altında uykuya dalmanın

to just fall asleep under a sky full of stars.

1:44

ne kadar huzur verici olduğunu neredeyse unutmuştum.

Dilbilgisi

how peaceful it was to just fall asleep: uykuya dalmanın ne kadar huzurlu olduğu

almost forgot ifadesinden sonra gelen how peaceful it was..., konuşanın neredeyse unuttuğu duygunun derecesini belirtir. How + sıfat, basit bir gerçeği değerlendirmeye dönüştürür: yalnızca uykuya dalmanın huzurlu olduğunu değil, ne kadar huzurlu hissettirdiğini anlatır. how peaceful it was to just fall asleep yapısında yan cümle, soru dizilişi yerine it was şeklindeki düz cümle dizilişini korur. to just fall asleep mastarı, değerlendirilen deneyimi belirtir. remember/forget/realize + how + sıfat + it is/was + to + fiil kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

rewarding sözcüğünü how + sıfat + it was kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: I had forgotten ____ to reach the top after a long climb.

Cevabı göster

how rewarding it was

Spending most of the time driving makes you appreciate small things. Dilbilgisi

1:47

Vaktinizin çoğunu araç kullanarak geçirmek, küçük şeylerin kıymetini bilmenizi sağlar.

Dilbilgisi

Spending most of the time driving makes you appreciate: bir deneyimin değer bilmeyi sağlaması

Spending most of the time driving, özne görevindeki bir -ing yan cümlesidir. Bütün etkinliği tek bir deneyim olarak ele aldığı için fiil tekil biçimde, makes olarak kullanılır. Make + kişi + fiilin yalın hâli, bu deneyimin yol açtığı sonucu anlatır. makes you appreciate içinde you etkilenen kişidir ve appreciate önünde to bulunmaz. Buradaki you genel olarak insanları ifade edebilir; dolayısıyla cümle, bu tür bir deneyimin insanların değer verdiği şeyleri değiştirdiğini söyler.

Alıştırma

Cümleyi make ve appreciate fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Spending a week without hot water ____ you ____ a warm shower.

Cevabı göster

makes · appreciate

A hot cup of coffee in the morning feels like a privilege. Deyimler

1:52

Sabahları içilen sıcak bir fincan kahve bir ayrıcalık gibi hissettiriyor.

Deyimler

feels like a privilege: bir ayrıcalık gibi gelmek

Bu cümlede feels like a privilege, sıradan bir sabah kahvesinin nadir ve değerli bir zevk gibi gelmesi demektir. Buradaki privilege mecazidir; yasal bir hakka veya toplumsal bir avantaja gönderme yapmaz. X feels like + isim öbeği kalıbı, bir deneyimi başka bir şeye benzeterek öznel bir değerlendirme yapar. X'in gerçekte ne olduğunu değil, konuşana nasıl göründüğünü veya hissettirdiğini anlatır.

Alıştırma

Sıradan bir rahatlığın artık nadir ve değerli göründüğünü belirten bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After three nights in a tent, a hot shower ____.

Cevabı göster

feels like a privilege

A double cheeseburger at a local diner feels like a warm hug. Deyimler

1:56

Yerel bir lokantada yenen çift peynirli çizburger sıcak bir kucaklama gibi geliyor.

Deyimler

feels like a warm hug: sıcak bir kucaklama gibi hissettirmek

Bu cümlede feels like a warm hug, duygusal rahatlığı anlatan bir mecazdır. Hamburger gerçekten kimseye sarılamaz; onu yemek, sıcak bir şekilde kucaklanmaya benzeyen huzurlu ve güven verici bir his oluşturur. X feels like + imge kalıbı, konuşanın fiziksel veya duygusal bir tepkiyi canlı bir benzetmeye dönüştürmesini sağlar. A warm hug genellikle rahatlık, ilgi ve güven hissini çağrıştırır.

Alıştırma

Bu dersteki rahatlatıcı mecazı kullanarak cümleyi tamamlayın: On a lonely evening, my friend's kind message ____.

Cevabı göster

felt like a warm hug

And sometimes I'd get lucky after a long drive

2:00

Ve bazen uzun bir sürüşün ardından şansım yaver gidiyordu

and chance into a dingy motel by the road. Kelime

2:02

ve yol kenarında köhne bir motele denk geliyordum.

Kelime

chance into: bir yere tesadüfen girmek

Burada chance, “planlamadan tesadüfen bir şey yapmak” anlamında kullanılan bir fiildir. Chance into a dingy motel ifadesinde into bir yerin içine doğru hareketi gösterir; dolayısıyla ifade, motelle tesadüfen karşılaşıp içeri girmek anlamına gelir. Chance into yaygın değildir ve biraz edebî, sıkıştırılmış bir anlatım havası taşır. Bir hikâyede gördüğünüzde chance sözcüğünü olayın plansız olduğunu, into sözcüğünü ise içeri girmeyi gösteren unsur olarak okuyun.

Alıştırma

Altyazıda “chance into a dingy motel” ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Eski ve bakımsız bir motele hemen giriş kaydı yaptırmak
  2. Eski ve bakımsız bir motelle tesadüfen karşılaşıp içeri girmek
  3. Eski ve bakımsız bir motelde önceden oda ayırtmak
Cevabı göster

Eski ve bakımsız bir motelle tesadüfen karşılaşıp içeri girmek

I'd check right in because Öbek fiiller

2:05

Hemen kayıt yaptırıyordum çünkü

Öbek fiiller

I'd check right in: otele hemen giriş yapmak

Burada I'd, ardından yalın fiil check geldiği için I would anlamındadır. Check in, bir otel veya motelde konuk olarak kaydolmak ve bir odaya erişim almak demektir. Right, “hemen” veya “tereddüt etmeden” anlamını ekler. Check ile in arasına yerleştirilmesi, check in ifadesini tek bir yapı olarak korurken kişinin ne kadar hızlı davranacağını vurgular.

Alıştırma

“Otelde hemen giriş kaydı yaptırırdım” anlamındaki vurgulanan ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: If a room were available, ____.

Cevabı göster

I'd check right in

after a few thousand miles of driving like crazy, Deyimler

2:07

deli gibi birkaç bin mil sürdükten sonra,

Deyimler

gayriresmî bir pekiştirici olarak driving like crazy

Burada driving like crazy, alışılmadık derecede yoğun ve durmaksızın bir tempoda araba kullanmak demektir. Bu, gayriresmî bir abartıdır; kimsenin ruh sağlığı hakkında kelimesi kelimesine bir iddia değildir. Fiil + like crazy kalıbı, eylemi very hard veya intensely gibi güçlendirir. Yoğunluğun türünü fiil belirler: work like crazy çok büyük çabayla çalışmak, rain like crazy ise çok şiddetli yağmur yağmak demektir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen ve “büyük bir yoğunlukla” anlamına gelen iki sözcüklü gayriresmî pekiştiriciyle tamamlayın: The volunteers searched ____ for the missing puppy.

Cevabı göster

like crazy

their rock hard mattress would feel like a bed of sweet marshmallows. Notlar

2:09

kaya gibi sert yatakları bana tatlı marshmallowlardan yapılmış bir yatak gibi geliyordu.

Kalıp ifadeler

rock hard mattress: rock hard “son derece sert” demektir

Rock hard mattress ifadesinde rock hard, “son derece sert” veya “taş kadar sert” anlamına gelen bir sıfat öbeğidir. Rock, hard sözcüğünü pekiştirir; yatağın taştan yapıldığı anlamına gelmez. Bu ifade yatağın fiziksel sertliğini anlatır. Cümlenin tamamında yumuşak marşmelov imgesi aşırı bir karşıtlık yaratır: yorucu bir yolculuktan sonra çok sert bir yatak bile harika derecede yumuşak ve rahat gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen ve “son derece sert” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After being left uncovered overnight, the bread was ____.

Cevabı göster

rock hard

Deyimler

a bed of sweet marshmallows: yumuşaklığı abartan bir benzetme

Bu cümlede a bed of sweet marshmallows, gerçek bir yatak türü değil, o anda yaratılmış bir imgedir. Son derece yumuşak, pofuduk ve rahat bir şeyi çağrıştırır. Mizah, rock hard mattress ile kurulan karşıtlıktan doğar: aşırı yorgunluk, rahatsız bir şilteyi harika derecede yumuşak hissettirirdi. feel like + canlı imge kalıbı, bir kişinin öznel deneyimini abartabilir.

Alıştırma

a bed of sweet marshmallows bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Bitkin bir kişiye sert şiltenin ne kadar yumuşak geleceğini abartır.
  2. Birinin yatakta şekerleme yediğini açıklar.
  3. Şiltenin hangi malzemeden yapıldığını gerçek anlamıyla belirtir.
Cevabı göster

Bitkin bir kişiye sert şiltenin ne kadar yumuşak geleceğini abartır.

By the time I reached Seattle, Dilbilgisi

2:14

Seattle'a ulaştığımda,

4 weeks had passed.

2:16

4 hafta geçmişti.

Dilbilgisi

By the time ... had passed: geçmiş zaman çizelgesini sıralama

By the time I reached Seattle, varışı geçmişteki bir referans noktası olarak belirler. Ana cümle olan 4 weeks had passed, bu noktadan geriye bakar ve dört haftalık sürenin o zamana kadar tamamlanmış olduğunu söyler. Aktarılabilir kalıp By the time + simple past, ... had + past participle şeklindedir. Geçmişteki iki durumu sıralar: past perfect, daha sonraki geçmiş referans noktasından önce tamamlananı gösterir. Burada reached simple past, had passed ise past perfect'tir.

Alıştırma

pass fiilinin past perfect biçimini kullanın: By the time the mechanic called, three days ____ since we left the car at the garage.

Cevabı göster

had passed

It took a lot more than planned because I took a lot of detours Kalıp ifadeler

2:18

Planlanandan çok daha uzun sürdü çünkü ilgimi çeken her dönemeçte

Kalıp ifadeler

took a lot more than planned: beklenenden çok daha uzun sürmek

Bu cümlede took, bir şeyin “zaman gerektirdiği” anlamına gelir. took a lot more than planned ifadesi, yolculuğun konuşmacının beklediğinden veya planladığından çok daha fazla zaman aldığını belirtir. Detours sözcüğü, more sonrasında atlanan fikrin time olduğunu açıkça gösterir. Bu, eksiltili bir karşılaştırmadır: a lot more, “a lot more time” anlamına gelir; than planned ise gerçek süreyi planlanan süreyle karşılaştırır.

Alıştırma

“The repair took a lot more than planned because a part was missing,” cümlesinde “took a lot more than planned” ne anlama gelir?

  1. Beklenenden daha fazla parça çıkardı.
  2. Daha ayrıntılı planlandı.
  3. Beklenenden çok daha fazla zaman gerektirdi.
Cevabı göster

Beklenenden çok daha fazla zaman gerektirdi.

at every interesting turn I found.

2:22

bir sürü yoldan saptım.

I followed my gut and kept my fingers crossed that Deyimler

2:24

İçgüdülerime güvendim ve umuyordum ki

Deyimler

followed my gut: sezgilerime göre hareket ettim

Followed my gut, follow your gut deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Konuşmacının eksiksiz kanıtlara veya ayrıntılı bir analize dayanmak yerine içgüdüsel bir hisle hareket ettiği anlamına gelir. Burada gut sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmaz; sezgiyi ifade eder. Followed fiili, konuşmacının yalnızca bir his fark etmediğini, bu hissin gerçek bir seçime veya eyleme yön verdiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi follow your gut deyiminin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: There was no clear evidence, so I ____ and chose the quieter route.

Cevabı göster

followed my gut

Deyimler

kept my fingers crossed: iyi bir sonuç ummak

Kept my fingers crossed, konuşanın şanslı olmayı veya iyi bir sonuç almayı umduğunu belirtir. İki parmağı çaprazlayarak şans dileme hareketine dayanan bir deyimdir; ancak cümle, bu hareketin gerçekten yapıldığı anlamına gelmez. Burada konuşanın içgüdülerine göre hareket etse de sonuçtan emin olmadığını gösterir. Kept, keep fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve iyelik sözcüğü kişiye göre değişir: she kept her fingers crossed, we kept our fingers crossed. Ardından gelen that yan cümlesi, konuşanın olmasını umduğu sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef deyimin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I ____ that the weather would stay clear for the game.

Cevabı göster

kept my fingers crossed

I'd not run into any Freddy Krueger. Notlar

2:26

karşıma bir Freddy Krueger çıkmasın.

Öbek fiiller

run into: biriyle beklenmedik şekilde karşılaşmak

Run into, “biriyle beklenmedik şekilde karşılaşmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede kelimenin gerçek anlamıyla bir yerin içine koşmak demek değildir. Burada konuşan kişi, korku karakteri Freddy Krueger gibi biriyle karşılaşmamayı umar. Temel yapı run into + kişi şeklindedir. Aynı öbek fiil, run into trouble örneğinde olduğu gibi beklenmedik bir güçlükle karşılaşmayı da anlatabilir; ortak düşünce, planlanmamış bir karşılaşmadır.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbek fiilin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: On my way home, I ____ an old neighbor at the pharmacy.

Cevabı göster

ran into

Kültür

Bir korku filmi göndermesi olarak Freddy Krueger

Freddy Krueger, A Nightmare on Elm Street korku filmlerinin katil kötü karakteridir. Bu cümleyi anlamak için onun korkutucu ve tehlikeli bir kişiyi temsil ettiğini bilmek yeterlidir. Burada any Freddy Krueger, doğrudan o kurgusal karakter anlamına gelmez. İsim, konuşanın karşılaşabileceği herhangi bir korkutucu kişiyi genel olarak anlatmak için kullanılır ve tehlike kaygısını kara mizaha dayalı bir abartıya dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede Freddy Krueger neyi çağrıştırıyor?

  1. Yakında bekleyen bir arkadaşın adı
  2. Bir korku filmi izleme planı
  3. Korkutucu bir yabancıyla karşılaşmaya dair abartılı korku
Cevabı göster

Korkutucu bir yabancıyla karşılaşmaya dair abartılı korku

And there was no Freddy Krueger indeed.

2:29

Ve gerçekten de hiç Freddy Krueger çıkmadı.

Instead, I found a secluded lake tucked away in the forest, Öbek fiiller

2:32

Onun yerine, ormanın derinliklerinde saklı ıssız bir göl,

Öbek fiiller

tucked away: sessiz ve gözden uzak bir yerde saklı

tucked away in the forest ifadesinde tucked away, lake sözcüğünü tanımlayan geçmiş zaman ortacı grubudur. Gölün görülmesi veya bulunması kolay olmayan, tenha bir yerde bulunduğunu anlatır. Yerleri anlatırken tucked away genellikle kalabalık veya göze çarpan alanlardan uzakta, korunaklı ve hoş bir yer görüntüsü oluşturur. Nötr olan ve bir şeyin bilerek saklandığını da belirtebilen hidden sözcüğünden daha çağrışımlıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğretilen ifadeyle tamamlayın: The guesthouse is ____ at the end of a narrow lane.

Cevabı göster

tucked away

an abandoned mall where I played one hell of a basketball match with myself, Deyimler

2:36

kendi kendimle cehennem gibi bir basketbol maçı yaptığım terk edilmiş bir alışveriş merkezi

Deyimler

one hell of a + isim: güçlü ve gündelik vurgu

one hell of a/an + tekil sayılabilen isim, bir şeyi olağanüstü derecede yoğun veya dikkat çekici olarak değerlendiren güçlü ve gündelik bir kalıptır. Değerlendirmenin olumlu mu olumsuz mu olduğunu bağlam gösterir. Bu cümlede one hell of a basketball match, kişinin tek başına yaptığı maçı alışılmadık derecede yoğun, heyecanlı veya unutulmaz olarak anlatır. Bu kalıptaki hell sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmaz.

Alıştırma

Dersin güçlü ve gündelik kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Finishing the mountain race was ____ challenge.

Cevabı göster

one hell of a

and a piano left in the middle of the desert.

2:41

ve çölün ortasında bırakılmış bir piyano buldum.

There's something so sacred about finding hidden gems on the road. Notlar

2:45

Yollarda gizli cevherler bulmanın çok kutsal bir yanı var.

Dilbilgisi

There's something so sacred about ...: adı konması zor güçlü bir duygu

There's something so + sıfat + about + isim veya -ing yapısı, gerçek olduğu hissedilen ancak tam olarak tanımlanması zor olan güçlü bir kişisel izlenimi anlatır. Buradaki something fiziksel bir nesne değil, adı konmamış bir özellik veya duygudur. Bu cümlede about, finding hidden gems on the road etkinliğini tanıtır; sacred ise bu etkinliğin oluşturduğu duyguyu anlatır. Sacred burada mecazidir: deneyim değerli, özel ve neredeyse saygıyla yaklaşılmaya layık gelir; mutlaka dinî olması gerekmez.

Alıştırma

Dersin duygu kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ comforting ____ hearing a familiar voice after a hard day.

Cevabı göster

There's something so · about

Deyimler

hidden gems: az bilinen ama keşfedilmeye değer yerler

Burada hidden gems, pek bilinmeyen ama keşfedildiğinde özellikle güzel, ilginç ya da tatmin edici olan yerleri anlatan bir benzetmedir. Cümledeki on the road, bu “cevherlerin” gerçek mücevherler değil, yolculuk sırasında bulunan az bilinen yerler olduğunu gösterir. Tek bir yer için a hidden gem, birden fazla yer için hidden gems denir. Bu kalıp, gözden kaçmış kitapları, filmleri, restoranları veya başka değerli keşifleri anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Az bilinen ama özellikle değerli” anlamındaki iki sözcüklü ders ifadesiyle tamamlayın: The guide introduced three local ____.

Cevabı göster

hidden gems

Sacred and surreal, like they were made for me,

2:49

Kutsal ve gerçeküstü, sanki benim için yapılmışlar gibi,

my own little corner of the world. Deyimler

2:53

dünyanın bana ait o küçük köşesi.

Deyimler

my own little corner of the world: kişiye aidiyet hissettiren özel bir alan

My own little corner of the world, kişiye aitmiş gibi hissettiren ve mahremiyet, rahatlık ya da aidiyet duygusu veren bir yeri veya alanı anlatan mekânsal bir benzetmedir. Corner gerçek bir köşe olmak zorunda değildir; bir oda, çalışma alanı, tanıdık bir topluluk veya ilgi alanı olabilir. My own, kişisel sahiplik ve bağlılık duygusunu vurgular. Little ise sıcaklık ve alçakgönüllü bir ton katar: yer küçük olabilir ama konuşan kişi için önemlidir.

Alıştırma

Kişisel bir rahatlık ve aidiyet alanını anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: After I added a lamp and some plants, the balcony felt like ____.

Cevabı göster

my own little corner of the world

I promised myself that one day I would return.

2:55

Kendime bir gün geri döneceğime söz verdim.

I promised, then I marched on. Öbek fiiller

2:59

Söz verdim ve sonra yoluma devam ettim.

Öbek fiiller

I marched on: kararlılıkla ilerlemeye devam etmek

I marched on içindeki march on, “kararlılıkla ilerlemeye devam etmek” anlamına gelir. Gerçek bir hareketi anlatabilir; ancak burada fiil, konuşanı söz verdikten sonra durmayı reddeden biri olarak da gösterir. continue gibi tarafsız bir fiille karşılaştırıldığında march on, istikrarlı ve amaçlı ilerleyişe dair daha güçlü bir görüntü yaratır. Konuşanın asker olduğu ya da askerî düzende yürüdüğü anlamına gelmesi gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle yürüyüşçülerin ilerlemeye kararlı olduğunu en güçlü biçimde gösterir?

  1. The rain grew heavier, but the hikers walked on.
  2. The rain grew heavier, but the hikers waited nearby.
  3. The rain grew heavier, but the hikers marched on.
Cevabı göster

The rain grew heavier, but the hikers marched on.

But the rest of the trip didn't go as planned. Anlatım akışı

3:01

Ancak yolculuğun geri kalanı planlandığı gibi gitmedi.

Anlatım akışı

But ... didn't go as planned: anlatıda yeni bir dönüm noktasını belirtmek

Bu cümle hikâyeyi aşamalar hâlinde düzenler. But yeni bir karşıtlık ve dönüm noktası belirtir; the rest of the trip ise dikkati daha önce olanlardan yolculuğun kalan kısmına taşır. Didn't go as planned, ayrıntılardan önce genel bir uyarı verir: sıradaki olaylarda sorunlar veya sürprizler olacaktır. Bu çerçeve hikâyedeki önceki bir kalıbı tekrarladığı için önceki gelişmelere gönderme yapar ve ilerlemeden zorluğa doğru yeni bir geçişi haber verir.

Alıştırma

Bu cümlenin anlatıdaki temel işlevi nedir?

  1. Yolculuğun neden sona erdiğini tam olarak açıklar.
  2. Yolculuğun her bölümünün plana uygun ilerlediğini gösterir.
  3. Yeni bir dönüm noktası belirtir ve sorunların yaklaştığını bildirir.
Cevabı göster

Yeni bir dönüm noktası belirtir ve sorunların yaklaştığını bildirir.

My bike broke down when I reached Beaver Creek. Öbek fiiller

3:04

Beaver Creek'e ulaştığımda motosikletim bozuldu.

Öbek fiiller

broke down: bir aracın veya makinenin bozulması

Bu cümlede broke down, break down fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Özne bir bisiklet, araç veya makine olduğunda, mekanik bir sorun nedeniyle çalışmayı durdurduğu anlamına gelir. Bu kullanım geçişsizdir: The bike broke down örneğinde olduğu gibi arızalanan şey özne olur.

Alıştırma

Hangi cümle bir aracın mekanik bir sorun nedeniyle çalışmayı durdurduğunu anlatır?

  1. Our bus broke down on the way to the airport.
  2. Our group broke down the trip into three stages.
  3. Our driver broke the bus window on the way to the airport.
Cevabı göster

Our bus broke down on the way to the airport.

What now? I think to myself.

3:07

Şimdi ne olacak? diye düşündüm kendi kendime.

I thought back to my initial pledge, Öbek fiiller

3:09

İlk başta verdiğim sözü hatırladım,

Öbek fiiller

thought back to: geçmişteki bir anıya dönmek

Thought back to, think back to ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Zihnin geçmişteki belirli bir kişiye, ana, deneyime veya sözlere dönmesini anlatır. To edatı hatırlanan şeyi tanıtır; burada bu şey my initial pledge ifadesidir. Back, ifadeye geçmişe doğru açık bir zaman yönü verir. Yalnızca bir fikir bulmayı veya bir konuyu değerlendirmeyi değil, geçmişteki bir anıyı hatırlamayı vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle konuşanın zihnen geçmişteki belirli bir anıya döndüğünü en açık şekilde anlatır?

  1. I thought back to my first day at school.
  2. I thought about tomorrow's schedule.
  3. I thought of a new plan for the school club.
Cevabı göster

I thought back to my first day at school.

when the motorcycle gives up is when I will give up,

3:11

motosikletin pes ettiği an, benim de pes edeceğim andı,

and was going to book a flight home,

3:14

ve eve bir uçak bileti ayırtacaktım,

but that felt like the easy way out. Deyimler

3:16

ama bu kolaya kaçmak gibi geldi.

Deyimler

the easy way out: kolay ama kaçınmacı bir seçim

Bu cümlede the easy way out, daha zor bir mücadeleden veya sorumluluktan kaçınmayı sağladığı için seçilen en kolay yol anlamına gelir. Genellikle olumsuz bir değerlendirme taşır: seçim rahat olabilir ama pes etmek veya kaçmak gibi görünebilir. feel like + isim öbeği yapısı kişisel bir değerlendirme belirtir. Konuşan kişi bu seçeneğin kaçış gibi geldiğini söylüyor; bütün kolay seçimlerin yanlış olduğunu iddia etmiyor.

Alıştırma

Kolay ama kaçınmacı bir seçim anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Quitting without trying again would be ____.

Cevabı göster

the easy way out

So, I told myself, to hell with it. Deyimler

3:19

Bu yüzden kendi kendime, canı cehenneme dedim.

Deyimler

to hell with it: artık önemsememeye yönelik güçlü bir karar

To hell with it, “artık bunu dert etmeyeceğim” veya “risklere ya da itirazlara rağmen bunu yapacağım” anlamına gelen güçlü bir ünlemdir. Genellikle birinin tereddüdünü bitirip cesur ve muhtemelen düşünmeden verilmiş bir karar aldığı anı belirtir. Buradaki it, konuşan kişiyi geri tutan kaygıyı genel olarak ifade eder. Hell gerçek anlamıyla kullanılmaz; tüm ifade hayal kırıklığı ve meydan okuma anlatır.

Alıştırma

Değerlendirin: “To hell with it; we will proceed.” cümlesi müşteriye gönderilen resmî bir e-postada uygun mudur?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

So, I sold the bike and walked.

3:22

Böylece motosikleti sattım ve yürüdüm.

I walked until each step was heavier than the last, Dilbilgisi

3:25

Her adım bir öncekinden daha da ağırlaşana kadar,

Dilbilgisi

until each step was heavier than the last: giderek artan zorluk

Until, devam eden yürüme eylemini yol boyunca gelişen bir duruma bağlar: konuşan kişi, yorgunluğun giderek arttığı noktaya kadar yürümeyi sürdürür. each step was heavier than the last ifadesinde her yeni adım hemen önceki adımla karşılaştırılır. Burada the last, bütün yürüyüşün son adımı değil, “bir önceki” anlamındadır. Heavier mecazi kullanılmıştır: yorgunluk arttıkça her adım daha zor gelir.

Alıştırma

Bu dersteki tekrarlanan karşılaştırma ifadesini tam olarak tamamlayın: I kept editing until each paragraph felt harder ____.

Cevabı göster

than the last

until my breaths thickened.

3:28

nefeslerim sıklaşana kadar yürüdüm.

I walked until I couldn't, then I hitchhiked. Anlatım akışı

3:30

Yürüyemeyecek hale gelene kadar yürüdüm, sonra otostop çektim.

Anlatım akışı

I walked until I couldn't, then I hitchhiked: iki aşamalı anlatı

Bu cümle iki eylemi sıraya koyar. Until, ilk aşamayı sınırına ulaştığında bitirir; then ise sonraki eylemi başlatır: artık devam etmek mümkün olmadığında yürüme biter ve ardından otostop gelir. Couldn't ifadesinden sonra walk any farther kısmı atılmıştır; çünkü walked, eksik eylemi zaten açıkça gösterir. Bu eksilti ve kısa until ... then ... kalıbı, uzun bir süreci hızlı ilerleyen iki anlatı aşamasına sıkıştırır.

Alıştırma

İki aşamalı anlatıyı hedef bağlayıcılarla tamamlayın: I worked ____ I couldn't focus; ____ I took a break.

Cevabı göster

until · then

The miles ticked away Deyimler

3:34

Miller akıp gitti

Deyimler

ticked away: mesafenin yavaş yavaş geçmesi

Bu cümlede ticked away, milleri sanki birer birer kaybolan zaman birimleriymiş gibi anlatır. Yolculuğun ilerlemeye devam ettiğini ve mesafenin yavaş yavaş kat edildiğini ifade eder. Bu imge, zaman geçerken saatin tik tak etmesinden gelir. Miller gerçekte bir ses çıkarmaz; ifade, mesafenin değişimine düzenli bir hareket ve ritim duygusu katar.

Alıştırma

The miles ticked away cümlesinde ticked away ne anlatır?

  1. Yolculukta miller yavaş yavaş kat edildi.
  2. Mesafe artık değişmedi.
  3. Arabanın saati yüksek ses çıkardı.
Cevabı göster

Yolculukta miller yavaş yavaş kat edildi.

and I found myself among the salt of the earth. Deyimler

3:35

ve kendimi dünyanın en temiz kalpli insanları arasında buldum.

Deyimler

the salt of the earth: gerçekten iyi ve güvenilir insanlar

the salt of the earth, gerçekten iyi, dürüst ve güvenilir sıradan insanları anlatan bir deyimdir. Bu cümlede among the salt of the earth, bu niteliklere sahip insanların arasında bulunmak anlamına gelir. İfade, zenginlikten, şöhretten veya toplumsal konumdan çok karaktere değer veren sıcak ve güçlü bir övgüdür. Gerçek anlamda tuzdan söz etmez.

Alıştırma

Hangi kişi en doğal biçimde the salt of the earth diye tanımlanabilir?

  1. Bir torba deniz tuzu satın alan bir turist.
  2. Yalnızca pahalı kıyafetleriyle tanınan ünlü bir oyuncu.
  3. Yıllardır topluma sessizce yardım eden güvenilir bir komşu.
Cevabı göster

Yıllardır topluma sessizce yardım eden güvenilir bir komşu.

From the elderly couple who offered me cans of canned beef for the road, Kalıp ifadeler

3:38

Bana yolda yemem için sığır eti konserveleri sunan yaşlı çiftten,

Kalıp ifadeler

for the road: yolculukta kullanılacak erzak

Bu cümlede for the road, konserve et kutularını niteler: bunlar konuşmacıya yolculuk sırasında yemesi için verilmiştir. Buradaki the road, yolun fiziksel yüzeyini değil, önündeki yolculuğu anlatır. İfade, yolculukta kullanılmak üzere yanına alınan yiyecek, içecek veya diğer malzemelerden sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “yolculuk sırasında kullanmak üzere” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: We packed some sandwiches ____.

Cevabı göster

for the road

to the veteran who offered me free lodging for a couple of days

3:42

sadece ikimiz de Chuck Berry'yi sevdiğimiz için

just because we all loved Chuck Berry.

3:45

bana birkaç gün ücretsiz konaklama teklif eden gaziye kadar.

When I told them about my plan,

3:48

Onlara planımdan bahsettiğimde,

they all told me to go for it. Deyimler

3:50

hepsi bana devam etmemi söylediler.

Deyimler

to go for it: harekete geçmesi için teşvik etmek

Go for it, birini tereddüt etmek yerine harekete geçmeye, denemeye veya bir planın peşinden gitmeye teşvik eden doğrudan ve günlük bir ifadedir. It, daha önce konuşulan planı, hedefi veya fırsatı belirtir. told me to go for it ifadesinde to, tell someone to + fiilin yalın hâli yapısının parçasıdır. Cümlenin bu bölümü, konuşmacının harekete geçmesi için teşvik edildiği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki günlük teşvik ifadesiyle tamamlayın: You have prepared well, so ____.

Cevabı göster

go for it

On June 28th, I reached Alaska.

3:52

28 Haziran'da Alaska'ya ulaştım.

I burst with joy when I saw Alaska Range. Notlar

3:55

Alaska Range'i gördüğümde sevinçten havalara uçtum.

Kalıp ifadeler

burst with joy: sevinçle dolup taşmak

Burada burst with joy, “birden çok yoğun bir sevinç duymak veya bunu göstermek” demektir. Burst mecaz anlamdadır: kişi fiziksel olarak patlamaz; duygu içinde tutulamayacak kadar güçlüymüş gibi anlatılır. I was very happy ile karşılaştırıldığında bu ifade daha canlıdır ve duygunun birden yükselmesini vurgular. Yapı burst with + duygu şeklindedir; burst with pride veya burst with excitement buna örnektir.

Alıştırma

Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya ____ when she found her lost cat.

Cevabı göster

burst with joy

Kültür

Alaska Range: bir dağ sırasının özel adı

Alaska Range, Alaska'daki bir dağ sırasının özel adıdır. Bu adda Range, “birbirine bağlı dağlar dizisi” anlamına gelir; “kapsam”, “uzanım” veya “çeşit” anlamına gelmez. Standart İngilizcede dağ sırası adları genellikle belirli tanımlık the ile kullanılır; bu nedenle doğal ve tam ifade the Alaska Range olur. Alaska ve Range birlikte özel ad oluşturduğu için ikisi de büyük harfle başlar.

Alıştırma

Bu bağlamda the Alaska Range ne anlama gelir?

  1. Alaska'nın coğrafi sınırları
  2. Alaska'yla ilgili çeşitli şeyler
  3. Alaska'da özel adı olan bir dağ sırası
Cevabı göster

Alaska'da özel adı olan bir dağ sırası

The beautiful, majestic Alaska Range

3:58

Karlı zirveleri ve parıldayan buzullarıyla

with its snow-capped peaks and shimmering glaciers.

4:01

o güzel, görkemli Alaska Range.

I stood there in awe. Kalıp ifadeler

4:05

Hayranlık içinde orada durdum.

Kalıp ifadeler

in awe: Derin Hayranlık ve Saygı

In awe, olağanüstü güçlü, güzel veya etkileyici bir şey karşısında, çoğu zaman saygıyla karışık derin bir hayranlık ve şaşkınlık hissetmek demektir. Bu cümlede, konuşanın orada dururken yaşadığı duyguyu anlatır. Sıradan bir şaşkınlıktan daha güçlüdür: konuşan yalnızca beklenmedik bir şey yüzünden şaşırmaz, derinden etkilenir veya büyülenir.

Alıştırma

I stood there in awe cümlesinde in awe neyi ifade eder?

  1. Saygıyla karışık derin hayranlık
  2. Can sıkıntısı ve sabırsızlık
  3. Beklenmedik bir ayrıntıya duyulan sıradan şaşkınlık
Cevabı göster

Saygıyla karışık derin hayranlık

At that point, I had no strength left in me, Kalıp ifadeler

4:07

O noktada içimde hiç güç kalmamıştı,

Kalıp ifadeler

no strength left in me: Tamamen Tükenmek

No strength left in me, konuşanın fiziksel veya zihinsel güç rezervinin tamamen tükendiğini ifade eder. Left burada kalan anlamındadır; in me ise gücü kişinin içinde tutulan bir şey gibi gösterir. have + miktar veya isim + left kalıbı ne kadar kaldığını belirtir: I had no strength left. in me eklendiğinde tükenmişlik daha kişisel ve vurgulu hâle gelir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için no strength, left ve in me parçalarını doğal sırayla kullanın: After climbing for ten hours, I had ____.

Cevabı göster

no strength left in me

but I was filled with this warmth of never-ending freedom. Deyimler

4:10

ama bu bitmeyen özgürlüğün sıcaklığıyla doluydum.

Deyimler

filled with this warmth of never-ending freedom: özgürlüğü fiziksel olarak hissedilen bir sıcaklığa dönüştürmek

Burada filled with, bir duygunun konuşan kişiyi bütünüyle kaplıyor gibi hissedildiğini anlatır. Kişinin bir kap gibi gerçekten doldurulması söz konusu değildir. İfade, sonsuz özgürlük gibi soyut bir düşünceyi rahatlık, ferahlama ve güvenle bağlantılı bedensel bir his olan warmth biçiminde sunar. Böylece yalnızca kişinin kendini özgür hissettiğini söylemek yerine, bu özgürlüğün duygusal gücünü dinleyiciye de hissettirir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan bölüm temel olarak ne anlatıyor?

  1. Özgürlük duygusal açıdan rahatlatıcıydı ve konuşan kişinin içini dolduruyor gibiydi.
  2. Oda sıcak olduğu için konuşan kişinin bedeni ısındı.
  3. Konuşan kişi yolculuk sırasında bir kabı doldurmaya devam etti.
Cevabı göster

Özgürlük duygusal açıdan rahatlatıcıydı ve konuşan kişinin içini dolduruyor gibiydi.

I spent the next few days at a hospital

4:14

20 pounddan fazla kilo kaybedip susuzluk yaşadıktan sonra

after losing over 20 pounds and dehydration,

4:16

sonraki birkaç günü hastanede geçirdim,

then spent a week staying at home just to recover.

4:19

sonra sadece toparlanmak için bir hafta evde kaldım.

Some asked me if the trip solved my problems.

4:23

Bazıları bana bu yolculuğun sorunlarımı çözüp çözmediğini sordu.

It didn't.

4:25

Çözmedi.

Running away from them didn't help. Öbek fiiller

4:26

Onlardan kaçmak hiçbir işe yaramadı.

Öbek fiiller

Running away from them: sorunlardan kaçınmak

Burada Running away from them, sorunlarla ilgilenmek yerine onlardan kaçınmak anlamına gelir. Run away from fiziksel olarak kaçmayı anlatabilir; ancak sorunlar, sorumluluklar veya duygularla kullanıldığında genellikle zor bir şeyle yüzleşmeyi reddetme ya da erteleme anlamı taşır. Running away from them biçimindeki -ing yan cümlesinin tamamı didn't help ifadesinin öznesidir. Cümle, durumu iyileştirmeyen şey olarak kaçınma eylemini gösterir.

Alıştırma

“Kaçınmak” anlamını vermek için cümleyi run away from ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ your responsibilities will not make them disappear.

Cevabı göster

Running away from

My problems were still there, patiently waiting for me. Deyimler

4:28

Sorunlarım hala oradaydı, sabırla beni bekliyordu.

Deyimler

patiently waiting for me: sorunları kişileştirmek

Burada “patiently waiting for me”, “my problems” ifadesini kişileştirir; sorunları sakin bir şekilde bekleyebilen insanlarmış gibi anlatır. -ing yapısı sorunlara canlı bir betimleme eklerken “still there” onların hâlâ var olduğunu söyler. Sorunlar gerçek anlamda bekleyemez. Bu nedenle bu imge, sorunlardan kaçınmanın onları ortadan kaldırmadığı anlamına gelir. “Patiently” ifadesi ince bir mizah da katar: Konuşmacı eninde sonunda sorunlarla yüzleşmek zorunda olduğu için sorunların hiç acelesi yokmuş gibi görünür.

Alıştırma

Bu cümlede “patiently waiting for me” neyi ima ediyor?

  1. Sorunlar hâlâ duruyordu ve konuşmacı sonunda onlarla yüzleşmek zorundaydı.
  2. Birisi, konuşmacının sorunlarını çözmek için sakin sakin bekliyordu.
  3. Konuşmacı uzaktayken sorunlar ortadan kaybolmuştu.
Cevabı göster

Sorunlar hâlâ duruyordu ve konuşmacı sonunda onlarla yüzleşmek zorundaydı.

But I will say this. Anlatım akışı

4:32

Ama şunu söyleyeceğim.

Anlatım akışı

I will say this: önemli bir noktayı sunmak

“I will say this”, konuşmayı kısa süreliğine duraklatan ve sıradaki ifadenin konuşmacının vurgulamak istediği nokta olduğunu belirten bir giriş kalıbıdır. “But” sözcüğünden sonra geldiğinde dikkati önceki bir çekinceden veya olumsuz noktadan, yine de dile getirilmeye değer bir sonuca yöneltir. “this” sözcüğü, ardından gelen düşünceyi işaret eder. Bu nedenle kalıp bilgiyi düzenler; yalnızca gelecekte konuşma sözü vermez.

Alıştırma

Hangi cümlede “I will say this”, bir eleştirinin ardından önemli ve olumlu bir noktayı sunan giriş kalıbı olarak kullanılmıştır?

  1. I will say this password only after the door closes.
  2. The hotel was noisy, but I will say this: the staff handled our complaint well.
  3. I will say this line during tomorrow's rehearsal.
Cevabı göster

The hotel was noisy, but I will say this: the staff handled our complaint well.

One morning, you'd wake up in a strange land Dilbilgisi

4:34

Bir sabah, yabancı topraklarda uyanırsınız,

thousands of miles away from home and you'd be a nobody. Kelime

4:36

evden binlerce mil uzakta, kimsenin tanımadığı biri olarak.

Dilbilgisi

you'd wake up: genel anlamlı you ile hayali bir deneyim

you'd burada you would'un kısaltmasıdır ve ardından fiilin yalın biçimi wake gelir. Would, uyanma olayını hayali bir durumun içine yerleştirir: bu koşullar altında, belirli bir gerçek sabahı anlatmak yerine, örnek bir sabahta ne olacağını gösterir. Buradaki you geneldir ve belirli bir kişiyi göstermez. Dinleyiciyi ve o durumda olabilecek herkesi bu deneyimi bizzat yaşıyormuş gibi düşünmeye çağırır.

Alıştırma

Özgün cümlede you'd wake up ne işlev görüyor?

  1. Belirli bir kişinin bilinen bir sabah gerçekten uyandığını bildirir.
  2. Genel anlamdaki bir dinleyiciyi hayali bir deneyimin içine yerleştirir.
  3. Dinleyiciye uyanmasını emreder.
Cevabı göster

Genel anlamdaki bir dinleyiciyi hayali bir deneyimin içine yerleştirir.

Kelime

a nobody: tanınmayan veya statüsüz biri olmak

a nobody ifadesinde nobody, belirli bir ortamda tanınmayan veya hiçbir statüsü olmadığı düşünülen bir kişiyi anlatan sayılabilir bir addır. a tanımlığı önemlidir: bu ifade hiç kimse anlamına gelmez. Burada tanıdık kimlikten, itibardan ve beklentilerden kurtulmayı anlatır. Konuşmacı, kişinin insani değerden yoksun olduğunu değil, tanınmamanın verdiği özgürlüğü vurgular.

Alıştırma

Yargılayın: Yeni bir iş arkadaşına a nobody demek, onunla daha önce tanışmadığınızı söylemenin genellikle nötr ve kibar bir yoludur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

No expectation, no judgment. Anlatım akışı

4:40

Beklenti yok, yargılama yok.

Anlatım akışı

No expectation, no judgment: paralel ve kısa bir özet

No expectation ve no judgment, no + isim biçimindeki iki paralel isim öbeğidir. there is ile başlayan bir yapı gibi tam bir yan cümle atılır; böylece iki temel düşünce aynı ağırlıkla sunulur. Bu eksiltme, ifadeyi bir durumun kısa ve güçlü özetine dönüştürür: başkalarının beklentilerinden kaynaklanan baskı ve yargılanma korkusu yoktur. Aynı biçimin tekrarı, iki düşünceyi tek ve güçlü bir sonuç olarak düzenler.

Alıştırma

Hangi ifade, kısa bir özet vermek için aynı paralel no + isim parçalarını kullanır?

  1. There is no pressure because nobody is blaming you.
  2. Do you feel pressure or blame?
  3. No pressure, no blame.
Cevabı göster

No pressure, no blame.

So, instead of acting how people expect you to be, Dilbilgisi

4:42

Böylece insanların sizden beklediği gibi davranmak yerine,

you act how you really feel with complete agency Kelime

4:45

tam bir özgür iradeyle gerçekten nasıl hissediyorsanız öyle davranırsınız

Dilbilgisi

instead of acting how people expect you to: farklı bir eylem seçmek

Instead of + -ing, seçilmeyen eylemi belirtir. Burada instead of acting..., you act how you really feel ifadesiyle karşıtlık kurar: başkalarının beklentilerine göre davranmanın yerini kişinin kendi gerçek duygularına göre davranması alır. Tam cümlede how people expect you to be, “insanların senden olmanı beklediği biçimde” anlamına gelir. to be birlikte okunmalıdır: to, be mastarını başlatır ve tek başına tamamlanmış bir yapı değildir.

Alıştırma

Cümleyi do fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ what her friends expected, Ana made her own choice.

Cevabı göster

doing

Kelime

with complete agency: kendi seçimini yapıp harekete geçmek

Bu cümlede agency, kendi seçimlerini yapabilme ve bunlara göre harekete geçebilme yetisi anlamına gelir. Hizmet sunan bir şirket veya kuruluş anlamında kullanılmamıştır. With complete agency, başkalarının beklentileriyle yönlendirilmek yerine kendi yargı ve isteklerin doğrultusunda hareket etmeyi anlatır. Complete, kişisel seçim fikrini güçlendirir; ancak her sonucu kontrol edebilmeyi ifade etmez.

Alıştırma

Bu cümlede with complete agency ne anlama geliyor?

  1. profesyonel bir hizmet kuruluşu aracılığıyla
  2. kendi başına hiçbir karar vermeden
  3. kendi başına seçme ve harekete geçme konusunda tam yetiyle
Cevabı göster

kendi başına seçme ve harekete geçme konusunda tam yetiyle

and without feeling guilty for not trying hard enough. Dilbilgisi

4:48

ve yeterince çabalamadığınız için suçluluk duymazsınız.

Dilbilgisi

without feeling guilty for not trying hard enough: yeterince çabalamadığı için suçluluk duymamak

Without + -ing, ana eyleme eşlik etmeyen bir eylem veya durum ekler. Buradaki without feeling guilty, eylemin suçluluk duygusu olmadan yapıldığını anlatır. Guilty for suçluluk duygusunun nedenini belirtir; not trying ise olumsuz bir -ing biçimidir. Bu nedenle for not trying hard enough, kişinin yeterince çaba göstermediğine inanması nedeniyle demektir.

Alıştırma

Cümleyi feel sözcüğünün -ing biçimiyle tamamla: Nina said no to the extra task without ____ guilty for needing a break.

Cevabı göster

feeling

That was what I felt on my first morning in Alaska.

4:52

Alaska'daki ilk sabahımda hissettiğim şey buydu.

The problems I ran away from

4:56

Kaçtığım sorunlar

no longer felt as heavy as it was. Dilbilgisi

4:58

artık eskisi kadar ağır gelmiyordu.

Dilbilgisi

no longer felt as heavy as it was: şimdiki ve önceki duygusal yükü karşılaştırmak

no longer, geçmişte var olan bir durumun artık sona erdiğini belirtir. Burada felt as heavy ifadesini etkiler: şimdiki his, önceki ağırlık düzeyine ulaşmıyordur. as heavy as it was, önceki hissi karşılaştırma noktası olarak kullanır. Buradaki heavy mecazidir; fiziksel ağırlığı değil, duygusal olarak yük oluşturmayı anlatır. İfade bütünüyle, yükün hâlâ var olabileceğini ancak artık daha hafif hissedildiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi heavy ve be fiilinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After we talked, the problem no longer felt as ____ as it ____.

Cevabı göster

heavy · was

They just felt less overwhelming, Anlatım akışı

5:01

Sadece daha az bunaltıcı,

less upsetting, and less scary.

5:03

daha az üzücü ve daha az korkutucu geliyorlardı.

Anlatım akışı

less overwhelming, less upsetting, and less scary: üç parçalı paralel bir liste

Cümle, değişimi aynı yapıya sahip üç parça halinde düzenler: less + sıfat, less + sıfat ve less + sıfat. less sözcüğünün tekrarlanması her özelliği ayrı ve kolay izlenen bir karşılaştırmaya dönüştürür, ayrıca listeye düzenli bir ritim verir. Üç sıfat farklı etkileri anlatır: overwhelming başa çıkılması zor, upsetting duygusal olarak rahatsız edici, scary ise korkutucu demektir. Bunları tek bir paralel listede toplamak, belirsiz bir iyileşme fikrini daha kesin ve kapsamlı bir özete dönüştürür.

Alıştırma

Üç özelliğin de azaldığını göstermek için her sıfatın önüne less koyun: The revised process felt ____, ____, and ____. confusing, frustrating ve stressful sözcüklerini bu sırayla kullanın.

Cevabı göster

less confusing · less frustrating · less stressful

And for the moment, it was enough to stay alive. Dilbilgisi

5:07

Ve o an için, sadece hayatta olmak bile yeterliydi.

Dilbilgisi

enough to stay alive: asgari ama hayati bir sonuç

Enough to + fiilin yalın hâli, bir derecenin, miktarın veya durumun fiilin belirttiği sonuç için gereken en düşük düzeye ulaştığını anlatır. Buradaki sonuç stay alive ifadesidir. Bu ifade, bilinçli olarak düşük ama çok önemli bir eşik belirler: her şeyin iyi olması veya sorunların çözülmesi gerekmez; o an için yalnızca hayatta kalmak yeterlidir.

Alıştırma

Cümleyi yeterli olmak anlamındaki vurgulanan yapıyla tamamlayın: The emergency supplies were ____ keep everyone alive until morning.

Cevabı göster

enough to

That's what I'll do,

5:10

Benim yapacağım da bu,

to seek, to strive, Kültür

5:12

aramak, çabalamak,

to ride, and not to yield.

5:14

sürmek ve boyun eğmemek.

Kültür

to seek ... and not to yield: edebî ve yemin benzeri bir dizi

Tekrarlanan to + fiil öbekleri paralel mastarlardır. Konuşanın planını ciddi ve yemin benzeri bir diziye dönüştürürler: aramaya, çabalamaya ve yolculuğa devam etmek, teslim olmayı reddetmek. Bu sözler, Alfred, Lord Tennyson'ın Ulysses eserinin son dizesini güçlü biçimde hatırlatır: “To strive, to seek, to find, and not to yield.” Bu sürüm sıralamayı değiştirir ve find yerine ride kullanarak edebî kararlılığı yolculukla ilişkilendirir. Yield burada teslim olmak veya boyun eğmek demektir.

Alıştırma

Bu cümledeki to seek, to strive, to ride, and not to yield paralel dizisinin temel etkisi nedir?

  1. Tarafsız ve adım adım yol tarifi verir.
  2. Diğer sürücülerden yol ver trafik levhasına uymalarını ister.
  3. Aramaya, çabalamaya, ilerlemeye devam etme ve teslim olmayı reddetme kararlılığını ciddi bir yemin gibi ifade eder.
Cevabı göster

Aramaya, çabalamaya, ilerlemeye devam etme ve teslim olmayı reddetme kararlılığını ciddi bir yemin gibi ifade eder.

I said it before and I said it again.

5:17

Bunu daha önce söyledim ve tekrar söylüyorum.

Life moves pretty fast. Kültür

5:20

Hayat oldukça hızlı ilerliyor.

Kültür

Life moves pretty fast: hayatın hızına dair düşündürücü bir söz

Burada Life moves pretty fast, zamanın hızla geçtiğini ve koşulların çabuk değiştiğini anlatır. Hayat, ileri doğru hareket eden bir şey gibi mecazi biçimde ele alınır. Pretty ise “oldukça” veya “epey” anlamındaki gündelik bir derece zarfıdır; “güzel” anlamına gelmez. Kısa bir kapanış sözü olarak tek bir kişinin deneyimini, hayata dikkat etmeyi öğütleyen genel bir hatırlatmaya dönüştürür. Sonraki cümleyle birlikte Ferris Bueller's Day Off filmindeki ünlü bir repliği çağrıştırır; konuşan kişi filmin adını söylemese bile ifade bir gönderme olarak tanınabilir.

Alıştırma

Life moves pretty fast burada ne anlatıyor?

  1. Güzel bir hayat, yavaş bir hayattan daha iyidir.
  2. Hayat fiziksel olarak çok yüksek hızda koşuyor.
  3. Zaman ve hayattaki değişimler hızla geçer; bu yüzden hayata dikkat etmek gerekir.
Cevabı göster

Zaman ve hayattaki değişimler hızla geçer; bu yüzden hayata dikkat etmek gerekir.

If you don't stop and look around once in a while, Dilbilgisi

5:21

Arada bir durup etrafınıza bakmazsanız,

you might miss it.

5:24

onu kaçırabilirsiniz.

Dilbilgisi

If you don't ..., you might ... ile yumuşak uyarılar yapmak

Bu, öğüt işlevi taşıyan bir koşul yapısıdır: If + geniş zaman koşulu verir, might + fiilin yalın biçimi ise olası sonucu belirtir. Might kesinlik değil olasılık bildirdiği için cümle yumuşak bir uyarı yapar: durup çevrene dikkat etmemek, önemli bir şeyi kaçırmana yol açabilir. Once in a while “arada bir” demektir. Buradaki it geniş bir anlam taşır; belirli bir nesneyi değil, hayatın kendisini veya hayattaki değerli anları ve deneyimleri ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi hedef öğüt yapısındaki kip belirteciyle tamamlayın: If you don't back up your files, you ____ lose important work.

Cevabı göster

might