Tarih vs. Cengiz Han - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Mahkeme biçimindeki bir tartışma, Cengiz Han’ın kitlesel şiddetini ve güvenilirliği tartışmalı tarihî kayıtları Moğol İmparatorluğu’nun mümkün kıldığı siyasi birlik, kurumlar, ticaret ve kültürel alışverişle karşılaştırıyor; tarihsel önemin insani bedelden ağır basıp basamayacağını sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. paved the way for — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu yol benzetmesinin, bir kişinin ya da gelişmenin daha sonra ortaya çıkacak bir sonuç için gerekli koşulları oluşturması anlamına geldiğini kavrayın. Tarih, teknoloji, siyaset ve toplumsal değişim üzerine konuşurken sonucun hemen gerçekleştiğini ima etmeden dolaylı neden-sonuç ilişkisi kurabilirsiniz. 2. You mean like — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu soru başlangıcının her zaman açıklama istemediğini, bazen çarpıcı bir karşı örnek sunduğunu fark edin. Tartışmada genel bir iddiayı belirli bir vakayla sorgulamaya yarar; bağlama ve tonlamaya göre kuşku, ironi ya da açık bir anlaşmazlık aktarabilir. 3. when we put history on trial. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Geçmişi suçlanabilen, savunulabilen ve yargılanabilen bir varlık gibi sunan temel mahkeme benzetmesini yorumlayın. Böylece çelişkili kanıtları, ahlaki sorumluluğu ve bir liderin etkisini yol açtığı acılarla tartmanın neden zor olduğunu ifade edebilirsiniz.
Bu derste
He was one of the most fearsome warlords who ever lived, Dilbilgisi
0:06O, yaşamış en korkutucu savaş ağalarından biriydi,
one of the most fearsome warlords who ever lived: tarihte yaşamış en korkunç savaş ağalarından biri
one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim kalıbı, bir kişinin bir ölçeğin en uç noktasındaki küçük gruba ait olduğunu belirtir. Burada o, yalnızca very fearsome diye tanımlanmak yerine tarihin en korkunç savaş ağaları arasına yerleştirilir. who ever lived ilgi cümleciği warlords sözcüğünü niteler ve karşılaştırmayı tarihin tamamına yayar. Biyografi ve tarih anlatılarında bu yapı, kişiye güçlü ve akılda kalıcı bir konum kazandırır.
Alıştırma
Cümleyi one of the most + influential ile tamamlayın: The historian called her ____ leaders who ever ruled the region.
Cevabı göster
one of the most influential
waging an unstoppable conquest across the Eurasian continent. Kalıp ifadeler
0:10Avrasya kıtası boyunca durdurulamaz bir fetih yürüttü.
waging an unstoppable conquest: durdurulamaz bir fetih harekâtı yürütmek
Burada wage, sürdürmek veya yürütmek anlamındadır; bahis oynamak ya da ücret anlamındaki isim değildir. Waging an unstoppable conquest, fethi düzenli biçimde ilerleyen ve durdurulamayan örgütlü bir süreç olarak sunar. Bu, çatışmayla ilgili resmî bir eşdizimdir: wage + a conquest. Aynı fiil anlamı özellikle tarih, siyaset ve gazetecilik anlatılarında wage war ve wage a campaign ifadelerinde daha yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede wage, örnektekiyle aynı resmî çatışma anlamında kullanılmıştır?
- The kingdom waged a new bridge across the river.
- The kingdom waged a long campaign against its northern rival.
- The kingdom received a weekly wage from its northern rival.
Cevabı göster
The kingdom waged a long campaign against its northern rival.
But was Genghis Khan a vicious barbarian or a unifier who paved the way for the modern world? Notlar
0:15Peki Cengiz Han acımasız bir barbar mıydı, yoksa modern dünyanın yolunu açan bir birleştirici mi?
a vicious barbarian or a unifier: tartışmayı karşıt etiketlerle çerçevelemek
Bu ifade aynı kişi için birbirine açıkça zıt iki etiket sunar: a vicious barbarian onu acımasız ve yıkıcı biri olarak gösterirken a unifier ayrı grupları bir araya getiren biri olarak gösterir. Soru henüz iki etiketten birini seçmez. A or B çerçevesi tartışmayı temel bir anlaşmazlık etrafında düzenler; böylece sonraki kanıtlar iki görüşü de değerlendirebilir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede a vicious barbarian or a unifier, konuşanın Cengiz Han hakkındaki nihai hükmünü verir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
paved the way for: değişim için koşullar oluşturmak
paved the way for, daha sonraki bir gelişmeyi mümkün veya daha kolay hâle getiren koşulları oluşturmak anlamındaki bir deyimdir. Cümlede way gerçek bir yol değildir; ifade tarihsel bir etkiyi anlatır. Kalıp pave the way for + isim veya -ing biçimidir. Eylemi yapabilecek kişiyi belirtmek için pave the way for someone to do something kullanılır.
Alıştırma
Dersimizdeki, ‘koşullarını oluşturdu’ anlamına gelen geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: Early research ____ today's medical advances.
Cevabı göster
paved the way for
History vs. ...: başlığı karşıtlık çerçevesine oturtmak
History vs. Genghis Khan başlığında X vs. Y kalıbı, konuyu iki taraf arasındaki bir çatışma gibi düzenler. History, Genghis Khan'ı yargılayan tarafmış gibi davranır; böylece başlık, onun tarihsel geçmişinin tartışma veya mahkeme benzeri bir biçimde inceleneceğini haber verir. Daha genel olarak X vs. Y, bir konuyu karşıtlık, rekabet veya karşılaştırma olarak düzenleyen kısa bir çerçevedir. Çatışmanın gerçek anlamda olup olmadığını bağlam belirler.
Alıştırma
History vs. Genghis Khan başlık kalıbı temel olarak ne yapar?
- vs. ifadesini and sözcüğünün tarafsız bir karşılığı olarak kullanır.
- Konuyu karşıt taraflar arasındaki bir tartışma veya yargılama olarak sunar.
- Ardından birbiriyle ilgisiz iki tarih dersi geleceğini söyler.
Cevabı göster
Konuyu karşıt taraflar arasındaki bir tartışma veya yargılama olarak sunar.
Order, order.: resmî bir sessizlik çağrısı
Order, order. bir hâkim, oturum başkanı veya yönetici tarafından gürültülü resmî bir topluluğu sessizleştirmek ve kontrolü yeniden sağlamak için kullanılan kalıplaşmış bir çağrıdır. Sözcüğün tekrarlanması müdahaleyi kararlı ve resmî gösterir. Burada order, düzenli davranış anlamına gelir; müşterinin verdiği sipariş veya bir talimat değildir. Mahkeme salonunu taklit eden bir sahnede bu söz, birinin yetkili kişi rolünü üstlendiğini gösterir.
Alıştırma
Gürültülü bir canlandırma mahkemesinde oturumu yöneten kişi “Order, order.” diyor. İnsanlardan ne yapmalarını istiyor?
- Oturumu yönetene iki talimat vermek.
- İki yemek siparişi vermek.
- İşlemlerin devam edebilmesi için sessiz olmak.
Cevabı göster
İşlemlerin devam edebilmesi için sessiz olmak.
the defendant: mahkemede davaya cevap veren taraf
Bir mahkeme davasında the defendant, bir suçla itham edilen veya başka bir tarafın hukuki talebine cevap vermesi gereken kişi ya da kuruluştur. Bu kelime, davayı karara bağlayan kişiyi değil, suçlama veya taleple karşı karşıya kalan tarafı belirtir. Buradaki soru, temsili bir yargılamada bir kişiye defendant rolünü verir. Bu da o kişinin eylemlerinin mahkeme önündeymiş gibi incelenip değerlendirileceğini gösterir.
Alıştırma
Cezai suçlamalarla karşı karşıya olan kişiyi belirten hukuk terimiyle cümleyi tamamlayın: The ____ pleaded not guilty.
Cevabı göster
defendant
I see your honor is familiar with Genghis Khan. Kültür
0:35Görüyorum ki Sayın Yargıç Cengiz Han'a aşina.
your honor: yargıca yönelik resmî hitap
Your Honor, mahkemede bir yargıçla konuşurken kullanılan geleneksel ve saygılı hitap biçimidir. Burada honor, unvanın bir parçasıdır; yargıcın kişisel onuru veya itibarı anlamına gelmez. Bu cümlede your honor tek bir yargıcı belirttiği için tekil bir isim öbeği gibi çalışır ve ardından is gelir. Bu ifade, konuşmanın resmî mahkeme dili olduğunu gösterir.
Alıştırma
Your Honor hangi durumda doğal bir hitap biçimidir?
- Trafik kontrolü sırasında bir polisle konuşmak
- Dersten sonra bir öğretmenle konuşmak
- Mahkeme duruşmasında doğrudan yargıçla konuşmak
Cevabı göster
Mahkeme duruşmasında doğrudan yargıçla konuşmak
The 13th century warlord whose military campaigns killed millions and left nothing but destruction in their wake. Notlar
0:38Askeri seferleri milyonlarca insanı öldüren ve arkalarında yıkımdan başka bir şey bırakmayan 13. yüzyıl savaş ağası.
whose military campaigns: zaman içinde yürütülen örgütlü askerî harekâtlar
Bu cümlede military campaigns, stratejik hedeflere ulaşmak için yürütülen, birbiriyle bağlantılı ve örgütlü askerî operasyonlar dizisini ifade eder. Bir campaign uzun sürebilir ve birkaç battle içerebilir; sıradan bir etkinlik ya da tek bir çatışma değildir. Whose, harekâtları önceki warlord sözcüğüne bağlar: bunlar onun harekâtlarıdır ya da onun tarafından yönetilmiştir. Whose ile başlayan yan cümle, harekâtların yaptıklarını anlatarak savaş lordunu tanımlar.
Alıştırma
The military campaign covered three regions and included several battles. cümlesinde military campaign ne anlama gelir?
- tek ve kısa bir çatışma
- bir dizi örgütlü askerî operasyon
- bir şeyin reklamını yapma çabası
Cevabı göster
bir dizi örgütlü askerî operasyon
left nothing but destruction in their wake: sonrasını canlı biçimde anlatan bir ifade
Nothing but, “yalnızca” anlamına gelir. Burada their, çoğul military campaigns ifadesine gönderme yapar; left ... in their wake ise bu harekâtlar geçtikten sonra geriye kalan sonucun yıkım olduğunu anlatır. Wake sözcüğü gerçek anlamda hareket eden bir teknenin arkasında bıraktığı izdir. Burada bir kişinin, olayın ya da gücün arkasında bıraktığı sonuçları anlatan bir benzetmedir. Bu görüntü, yalnızca caused destruction demekten daha canlı ve güçlüdür.
Alıştırma
Yıkımın tek sonuç olduğu anlamına gelen tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The wildfire left ____ in its wake.
Cevabı göster
nothing but destruction
First of all, it's pronounced Chinggis Khan. Notlar
0:49Öncelikle, Çinggis Han (Chinggis Khan) olarak telaffuz edilir.
İlk noktayı sunmak için First of all
First of all, konuşmacının bir yanıttaki ilk noktaya başladığını gösterir. Bu cümlede telaffuz düzeltmesini diğer sav veya değerlendirmelerden önceye yerleştirir. Yalnızca düşünceleri sıralamaz; bu noktanın temel olduğunu ya da tartışma sürmeden önce açıklığa kavuşturulması gerektiğini de ima edebilir.
Alıştırma
Bu cümlede First of all ne işe yarıyor?
- Konuşmacının yanıtındaki ilk düzeltmeyi sunar.
- Telaffuzun tarihte daha önce gerçekleştiğini söyler.
- Bir gruptaki ilk kişiyi belirtir.
Cevabı göster
Konuşmacının yanıtındaki ilk düzeltmeyi sunar.
Bir adın söylenişini düzeltmek için It's pronounced ...
It's pronounced X, bir sözcüğün, adın veya yer adının nasıl söylendiğini belirtmek ya da düzeltmek için kullanılan yaygın bir edilgen yapıdır. Burada it, konuşulan adı belirtir ve Chinggis Khan düzeltilmiş biçim olarak sunulur. Chinggis, adın Moğolca biçimini İngilizcedeki yaygın Genghis yazımından daha yakından yansıtan bir çevriyazıdır. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı it + be + pronounced + söylenen biçim şeklindedir.
Alıştırma
Telaffuz bildiren standart edilgen yapıyla cümleyi tamamlayın: The surname is spelled Smythe, but ____ Smith.
Cevabı göster
it's pronounced
he was one of the greatest leaders in human history.
0:56o, insanlık tarihinin en büyük liderlerinden biriydi.
Born Temüjin: kısaltılmış bir biyografi girişi
Born Temüjin, doğduğunda adının Temüjin olduğu anlamına gelen, cümle başındaki bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Arka plandaki He was born Temüjin düşüncesini kısaltır; emir ya da tam bir cümle değildir. Öbekte örtük olarak anlatılan kişi, ardından gelen ana cümlenin öznesi olmalıdır. Burada Born Temüjin, he öznesini niteler. Bu kalıp, biyografilerde daha sonraki olaylar anlatılmadan önce doğum adını veya doğuma ilişkin başka bir bilgiyi vermeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle bir kişinin doğum adını vermek için Born + name yapısını doğru kullanıyor?
- Born Lena Ortiz, she later published novels as L. O. Hart.
- She born Lena Ortiz and later used L. O. Hart.
- Born Lena Ortiz, the pen name L. O. Hart became famous.
Cevabı göster
Born Lena Ortiz, she later published novels as L. O. Hart.
was left fatherless and destitute: ortaya çıkan sonuç durumu
was left fatherless and destitute ifadesinde be left + adjective, bir olaydan sonra ortaya çıkan durumu anlatır. Edilgen biçim onu olaydan etkilenen kişi olarak sunar; left onun yürüyüp gittiği anlamına gelmez. Fatherless ve destitute, left sözcüğünü tamamlayan paralel sıfatlardır. Onun sonunda babasız ve aşırı yoksul kaldığını belirtirken yapı, koşulların onu bu duruma düşürdüğünü vurgular.
Alıştırma
Cümleyi leave fiilinin basit geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: After the last bus was canceled, the travelers ____ stranded at the station.
Cevabı göster
were left
but went on to overcome constant strife to unite warring Mongol clans and forge the greatest empire the world had seen, Kalıp ifadeler
1:05ancak sürekli çatışmaların üstesinden gelerek savaşan Moğol klanlarını birleştirdi ve dünyanın gördüğü en büyük imparatorluğu kurdu,
went on to + fiilin yalın hâli: sonraki bir gelişme
Burada went on to + fiilin yalın hâli zaman çizgisini ileri taşır: hikâyenin önceki aşamasından sonra kişi çatışmaları aştı, boyları birleştirdi ve bir imparatorluk kurdu. Bu yapı, biyografilerde ve tarih anlatılarında daha sonra gerçekleşen önemli bir eylemi veya sonucu tanıtmak için sıkça kullanılır. Fiziksel bir hareketi anlatmaz. Başka bağlamlara aktarılabilecek kalıp go on to do something'dir: bir aşama ya da koşullar dizisinden sonra, ileride yeni bir şey yapmak.
Alıştırma
Cümleyi go on to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: She began as a lab assistant and ____ earn a doctorate.
Cevabı göster
went on to
overcome constant strife: sürekli çekişmelerin üstesinden gelmek
Overcome constant strife, tekrarlanan veya süregelen çatışmalara rağmen başarıya ulaşmak ve bu çatışmaları kontrol altına almak demektir. Overcome çatışmayı aşılması gereken bir engel olarak sunar; constant ise çatışmanın tekrarladığını veya durmadığını belirtir. Strife resmî bir sözcüktür ve genellikle insanlar ya da gruplar arasındaki ciddi anlaşmazlık, rekabet veya mücadeleyi anlatır. Bu cümlede genel bir zorluk değil, boylar arasındaki uzun süreli çatışma kastedilir.
Alıştırma
Hangi durum en doğal biçimde overcoming constant strife olarak tanımlanabilir?
- Bir koalisyon, üye grupları arasında yıllarca tekrarlanan çatışmaları çözer.
- Bir müşteri daha kısa bir kasa kuyruğunu seçer.
- Bir öğrenci tek bir yazım hatasını düzeltir.
Cevabı göster
Bir koalisyon, üye grupları arasında yıllarca tekrarlanan çatışmaları çözer.
forge the greatest empire: güçlü bir şekilde yaratmak
forge the greatest empire ifadesinde forge, sürekli çaba, çatışma ve liderlik yoluyla bir imparatorluk yaratıp ona biçim vermek anlamına gelir. Metal dövme imgesi, bu başarıyı sıradan değil, güçlü ve zorlu gösterir. Nesne anlamı yönlendirir: forge, empire, alliance veya relationship ile kullanıldığında genellikle “oluşturmak ya da yaratmak” demektir. Burada “sahte olarak üretmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
“The rebels forged a new nation after years of conflict,” cümlesinde forged ne anlama gelir?
- sahte bir kopyasını yaptılar
- geniş bir alana yayıldılar
- büyük çabayla yarattılar ve biçimlendirdiler
Cevabı göster
büyük çabayla yarattılar ve biçimlendirdiler
eventually stretching from the Pacific to Europe's heartland. Dilbilgisi
1:14sonuçta Pasifik'ten Avrupa'nın kalbine kadar uzandı.
eventually stretching from ... to ...: uzanma kapsamını belirtmek
eventually stretching from the Pacific to Europe's heartland sıfat-fiil grubu, önceki betimlemeye imparatorluğun sonunda ulaştığı coğrafi genişliği ekler. Stretch from A to B, iki uç nokta arasındaki alana uzanmak demektir; bedeni hareket ettirmek veya esnetmekle ilgili değildir. Burada stretching çekimli bir fiil değil, -ing biçimi olduğundan neyin uzandığını belirlemek için önceki cümleciğe bağlıdır. Eventually, bu genişliğe bir anda değil, bir büyüme döneminden sonra ulaşıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi stretching from ... to ... ile tamamlayın: The canal crosses the region, ____ the mountains ____ the sea.
Cevabı göster
stretching from · to
And what was so great about invasion and slaughter? Ton ve niyet
1:18Peki işgal ve katliamın nesi bu kadar harikaydı?
What was so great about ...? ile retorik biçimde karşı çıkma
What was so great about ...? gerekçe isteyen bir soru gibi görünür, ancak burada retorik bir sorudur: konuşan kişi cevabın hiçbir şey olduğunu varsayar. Tarafsız biçimde bilgi istemek yerine olumlu bir değerlendirmeye karşı çıkar. so great ifadesi, bir şeyin övgüyü hak ettiği düşüncesini yankılar. Konuşan kişi about ifadesinden sonra invasion and slaughter diyerek bu övgüyü reddeder ve konuyu son derece olumsuz terimlerle yeniden sunar.
Alıştırma
Yargılayın: Örnekte konuşan kişi, işgal ve katliamın faydalarını öğrenmek için tarafsız bir soru soruyor.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Northern China lost two-thirds of its population. Kalıp ifadeler
1:21Kuzey Çin nüfusunun üçte ikisini kaybetti.
lost two-thirds of its population: bir bütünün kesri
Lost two-thirds of its population, kaybedilen miktarın toplam nüfustaki her üç kişiden ikisi olduğunu belirtir. Kalıp lose + kesir + of + bütün şeklindedir; iyelik belirleyicisi its, bütün olarak ele alınan nüfusun kime ait olduğunu gösterir. İngilizce bir kesir sözcüklerle yazıldığında pay birden büyükse payda çoğul olur: one-third, ancak two-thirds. two-thirds gibi kesirlerin iki bölümü kısa çizgiyle birleştirilir.
Alıştırma
Sayıların gösterdiği tam kesirle cümleyi tamamlayın: A club had 300 members, and 200 left. The club lost ____ its members.
Cevabı göster
two-thirds of
The Jin Dynasty had long harassed the northern tribes, Dilbilgisi
1:25Jin Hanedanı uzun zamandır kuzey kabilelerini taciz ediyordu,
had long harassed: daha önce başlayıp uzun süren bir eylem
had long harassed ifadesinde had + fiilin üçüncü hâli past perfect yapısını oluşturur. Bu yapı, tacizin tarihsel anlatıdaki başka bir geçmiş zamandan daha önce gerçekleştiğini gösterir. Long, uzun süre anlamına gelen bir zarftır ve had ile harassed arasına gelir. Bu kalıp, daha önce başlayıp uzun süre devam eden bir durumu sonraki olayların veya tepkilerin arka planı olarak sunar. Yalnızca geçmişteki tek bir eylemi bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi had long + ignore fiilinin üçüncü hâliyle tamamlayın: Before the strike began, the company ____ the workers' safety complaints.
Cevabı göster
had long ignored
paying them off to fight each other and periodically attacking them. Öbek fiiller
1:29birbirleriyle savaşmaları için onlara para ödüyor ve düzenli olarak saldırıyordu.
paying them off: insanları etkilemek için para vermek
Paying them off, pay + zamir + off kalıbını kullanır. Nesne bir kişi veya grup olduğunda pay someone off, davranışlarını etkilemek ya da onları susturmak için para veya menfaat vermek anlamına gelebilir. Them bir zamir olduğu için pay ile off arasına gelir. Bu cümledeki amaç ifadesi to fight each other, ödemenin kabilelerin davranışlarını yönlendirmek için yapıldığını gösterir. Bu nedenle paying them off, borç ödemek değil, onları rüşvetle etkilemek veya iş birliğini satın almak anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede paid the inspector off ne anlama gelir? The company paid the inspector off to hide the safety violations.
- Şirket müfettişe rüşvet verdi.
- Şirket müfettişe normal maaş verdi.
- Şirket müfettişin bütün borçlarını ödedi.
Cevabı göster
Şirket müfettişe rüşvet verdi.
Chinggis Khan wasn't about to suffer the same fate as the last Khan who tried to unite the Mongols, Kalıp ifadeler
1:34Çinggis Han, Moğolları birleştirmeye çalışan son Han ile aynı kaderi paylaşmak niyetinde değildi,
wasn't about to suffer the same fate: aynı kaderden kaçınma kararlılığı
Bu cümlede wasn't about to, öncelikle bir olayın hemen gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez. Özne kendi kararlarını verebilen bir kişi olduğunda be not about to + fiil, güçlü bir isteksizliği veya kararlılığı ifade eder: Cengiz Han bu sonucun kendi başına gelmesine izin vermeyecekti. Suffer the same fate, başka biriyle aynı ve genellikle kötü olan sonucu yaşamak demektir. İfade bir bütün olarak önceki kişinin başarısızlığını tekrarlamama konusundaki kesin kararlılığı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, about içeren ve kesin bir reddi ifade eden üç sözcüklü kısaltmalı yapıyla tamamlayın: After years of work, Maya ____ let one setback end the project.
Cevabı göster
wasn't about to
and the demographic change may reflect poor census keeping, Kelime
1:40ve demografik değişim zayıf nüfus sayımı kayıtlarını yansıtıyor olabilir,
may reflect poor census keeping: verileri temkinli yorumlama
Burada reflect, bir durumu göstermek veya onun belirtisi olmak anlamına gelir. Gözlemlenen demografik değişim yalnızca nüfustaki gerçek bir değişimi değil, hatalı ya da eksik nüfus sayımı kayıtlarını da gösteriyor olabilir. May, bunun doğrulanmış bir sonuç değil, olası açıklamalardan biri olduğunu belirtir. The pattern may reflect X kalıbı, kanıtları olası bir temel durumla temkinli biçimde ilişkilendirir.
Alıştırma
Bu cümleye en uygun yorum hangisidir: The survey gap may reflect incomplete records.?
- Fark, kayıtlardan gelen ışığı geri yansıtıyor.
- Fark, kayıtların eksik olduğunun bir işareti olabilir.
- Fark, kayıtların eksiksiz olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Fark, kayıtların eksik olduğunun bir işareti olabilir.
not to mention that many peasants were brought into the Khan's army. Notlar
1:44birçok köylünün Han'ın ordusuna alınması da cabası.
not to mention that: başka bir önemli nokta eklemek
Not to mention that, tam bir yan cümleyi ek bir destekleyici nokta olarak sunar. Burada köylülerin orduya dahil edilmesiyle ilgili ifadenin, daha önce söylenenlere ek olarak dikkate alınması gereken başka bir gerekçe olduğunu gösterir. İçinde not to mention geçmesine rağmen konuşan kişi bu noktadan gerçekten söz eder. İfade, “ayrıca şu önemli gerçek de var...” anlamına yakın bir işlev görür ve eklenen kanıtı çoğu zaman görmezden gelinmesi özellikle zor bir nokta olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, bu açıklamada yer alan ve başka bir önemli gerekçe ekleyen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The plan would take months, ____ it would cost more than we can afford.
Cevabı göster
not to mention that
many peasants were brought into the Khan's army: edilgen yapının odağı
many peasants were brought into the Khan's army ifadesinde were brought edilgen yapıdadır: many peasants eylemden etkilenen taraftır ve eylemi gerçekleştiren kişiler belirtilmez. Böylece odak, köylülere ne olduğuna verilir. Eylemi yapan kişinin bilinmediği, önemsiz olduğu veya arka planda bırakıldığı tarih anlatılarında bu yaygın bir tercihtir. Burada bring someone into an army, bir kişiyi yalnızca ordunun bulunduğu fiziksel yere götürmek değil, onu ordunun bir parçası yapmak anlamına gelir. Benzer şekilde be brought into + grup, proje veya sistem edilgen kalıbı, bunlara eklenmek veya bunların bir parçası olmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
Tasarımcıların ekibin bir parçası olduğunu göstermek için cümleyi bring ... into yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: When the project expanded, three designers ____ the team.
Cevabı göster
were brought into
pick apart numbers: sayıları parça parça eleştirel incelemek
Bu cümlede pick apart numbers, sayıları ve bu sayılara dayanan savı özellikle zayıflık ya da hata bulmak amacıyla parça parça incelemek anlamına gelir. Burada fiziksel olarak bir şeyi parçalarına ayırmaktan söz edilmez. pick apart + nesne yapısı; iddialar, planlar, raporlar ve performanslar yalnızca dikkatle gözden geçirilmek yerine eleştirel biçimde analiz edildiğinde sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi pick apart ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The auditors ____ the numbers before approving the budget.
Cevabı göster
picked apart
all you want: meydan okuyan bir ödün
all you want, You can + fiil yapısından sonra kullanıldığında kelime anlamıyla karşı tarafa o eylemi sınırsız biçimde yapma özgürlüğü verir. Ancak bu cümlede bir ödün bildirir: kişi sayıları eleştirmeye devam edebilir, fakat bu çaba konuşmacının ardından söyleyeceği noktayı değiştirmeyecektir. Yaygın You can + fiil + all you want, but ... kalıbı çoğu zaman meydan okuyan veya sabırsız bir mesaj taşır: istediğin kadar yap, sonuç yine aynı kalacak.
Alıştırma
all you want burada ne anlatıyor? You can argue all you want, but the decision is final.
- Yeterince tartışılırsa konuşmacının kararını yeniden değerlendireceğine dair bir söz
- Tartışmaya devam etmenin sonucu değiştirmeyeceğini ima eden bir ödün
- Eğlenmek için tartışmaya devam etmeye yönelik samimi bir davet
Cevabı göster
Tartışmaya devam etmenin sonucu değiştirmeyeceğini ima eden bir ödün
but they wiped out entire cities along with their inhabitants. Notlar
1:52ancak sakinleriyle birlikte bütün şehirleri yok ettiler.
wiped out entire cities: bütün şehirleri tamamen yok etmek
Wiped out entire cities ifadesinde wipe out öbek fiili, tamamen veya neredeyse tamamen yok etmek anlamına gelir. Entire cities, yıkımın ölçeğini açıkça belirtir: yalnızca küçük bölgeler değil, bütün şehirler yok edilmiştir. Burada wipe out, gerçek anlamından farklı olarak yok etme anlamında kullanılır. Savaş, afet, hastalık veya neslin tükenmesiyle ilgili anlatımlarda sonucu bütünüyle yıkıcı ya da felaket düzeyinde gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘neredeyse tamamen yok etmek’ anlamındaki hedef öbek fiilin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The sudden frost ____ the region's orange crop.
Cevabı göster
wiped out
along with their inhabitants: sakinleri de sonuca dahil etmek
Along with their inhabitants, şehir sakinlerinin de şehirlerle aynı yıkıcı sonuca dahil olduğunu belirtir. Along with, eylemden etkilenen ek bir kişi ya da şeyi cümleye katar. Bu ifade, eklenen ögeye çoğu zaman ana ögeden daha az dil bilgisel ya da bilgisel ağırlık verir. Burada entire cities ana nesnedir, their inhabitants ise sonradan eklenir; along with bir güzergâh boyunca hareket etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Şarj cihazının da çalındığını göstermek için yeni cümleyi bu nottaki hedef ifadeyle tamamlayın: The laptop was stolen ____ its charger.
Cevabı göster
along with
The Khan preferred enemies to surrender and pay tribute, Notlar
1:57Han, düşmanların teslim olmasını ve haraç ödemesini tercih ediyordu,
prefer + nesne + to-infinitive: preferred enemies to surrender
preferred enemies to surrender ifadesinde enemies, preferred fiilinin nesnesidir; to surrender ise Han'ın onlardan istediği eylemi belirten to'lu mastardır. Kalıp prefer + nesne + to-infinitive, yani prefer someone to do something biçimindedir. Bu kalıp, bir sonucu başka olası bir sonuçtan daha arzu edilir olarak sunar. Bir tercihi ifade eder; tek başına emir verildiğini ya da eylemin gerçekleştiğini göstermez.
Alıştırma
leave fiilinin doğru biçimini kullanarak prefer + nesne + to-infinitive kalıbını tamamlayın: The host preferred the guests ____ their phones outside.
Cevabı göster
to leave
fetih bağlamında pay tribute
Burada pay tribute, bir hükümdara veya daha güçlü bir devlete talep edilen para, mal ya da diğer kaynakları vermek anlamına gelir. Bu ödeme, teslimiyeti veya o gücün tanındığını gösterir. Yakındaki surrender fiili, ifadenin bu siyasi ve tarihsel anlamını seçtirir. Başka bağlamlarda pay tribute birini onurlandırmak veya övmek anlamına gelebilir; bu yüzden anlamı bağlam belirler.
Alıştırma
İngilizce cümleyi okuyun: After the siege, the city surrendered and agreed to pay tribute. Burada pay tribute ne anlama geliyor?
- Ünlü bir kişiyi öven konuşma yapmak
- İşçilere normal ücretlerini ödemek
- Teslimiyet göstergesi olarak daha güçlü bir devlete mal veya para vermek
Cevabı göster
Teslimiyet göstergesi olarak daha güçlü bir devlete mal veya para vermek
but he firmly believed in loyalty and diplomatic law. Kalıp ifadeler
2:01ancak sadakate ve diplomatik hukuka sıkı sıkıya inanıyordu.
believed in loyalty and diplomatic law: ilkelere bağlılık
believed in loyalty and diplomatic law ifadesinde believe in + soyut isim, bir değeri, ilkeyi veya sistemi kabul edip desteklemek anlamına gelir. Loyalty ve diplomatic law, yalnızca varlığı kabul edilen şeyler olarak değil, izlenmeye değer ölçütler olarak sunulur. Firmly bu bağlılığın gücünü artırır ve inancın yerleşmiş, güçlü olduğunu gösterir.
Alıştırma
Örnekte believed in diplomatic law ne anlama geliyor?
- Diplomasi hukukunu savunulmaya değer bir ilke olarak kabul ediyordu.
- Diplomasi hukukuyla ilgili belirli bir iddianın olgusal olarak doğru olduğunu düşünüyordu.
- Diplomasi hukukunun her kuralını ayrıntılı biçimde biliyordu.
Cevabı göster
Diplomasi hukukunu savunulmaya değer bir ilke olarak kabul ediyordu.
The cities that were massacred were ones that rebelled after surrendering or killed his ambassadors. Dilbilgisi
2:05Katledilen şehirler, teslim olduktan sonra isyan eden veya elçilerini öldüren şehirlerdi.
The cities that were massacred were ones that ...: çoğul bir ismin yerine ones kullanmak
The cities ... were ones that ... yapısında ones, daha önce geçen çoğul ve sayılabilen cities isminin yerini tutar. Böylece cities tekrarlanmaz ve ardından gelen that yan cümlesi hangi şehirlerin kastedildiğini açıklar. Bu kalıp bir grubu sınıflandırır: ilk bölümdeki şehirler, ones that ifadesinden sonra açıklanan daha özel grubun üyeleri olarak tanımlanır. Burada ones çoğul bir isim yerine kullanılır; one sayısı değildir.
Alıştırma
Cümleyi çoğul bir isim yerine geçen sözcük ve tanımlayıcı bir yan cümleyle doğru tamamlayan seçenek hangisidir? The applications we approved were ____ arrived before Friday.
- ones who
- one that
- ones that
Cevabı göster
ones that
rebelled after surrendering: eylem sırası için after + -ing
rebelled after surrendering ifadesinde after, daha önce gerçekleşen eylemi belirtir. Surrendering, after edatından sonra kullanılan -ing biçimidir; yani şehirler önce teslim olmuş, ardından isyan etmiştir. İki eylemin de örtük öznesi aynıysa after + -ing, after they surrendered gibi daha tam bir yan cümlenin yerine kullanılabilir. Böylece eylemlerin sırası daha kısa biçimde anlatılır.
Alıştırma
Cümleyi read fiilinin after + -ing biçimiyle tamamlayın: Nora checked the address after ____ the email.
Cevabı göster
reading
His was a strict understanding of justice: özne olarak iyelik zamiri
His was a strict understanding of justice cümlesinde His, özne olarak kullanılan bağımsız bir iyelik zamiridir. Burada his understanding of justice, yani “onun adalet anlayışı” yerine geçer; ona ait fiziksel bir nesneyi anlatmaz. Yüklemdeki a strict understanding of justice, bu anlayışı tanımlar ve niteler. Eksik bırakılan isim açık olduğunda “iyelik zamiri + be + isim öbeği” kalıbı, bir kişinin görüşünü, yaklaşımını veya ona ait bir seçeneği kısa biçimde özetleyebilir.
Alıştırma
“His was a strict understanding of justice.” cümlesinde His neyin yerine geçer?
- ona ait bir nesne
- onun adalet anlayışı
- onun ceza sistemi
Cevabı göster
onun adalet anlayışı
Multiple accounts show his army's brutality going beyond justice, Notlar
2:16Birden fazla kayıt, ordusunun vahşetinin adaletin ötesine geçtiğini gösteriyor,
Multiple accounts show: Birden Fazla Kaynaktan Kanıt Sunmak
Multiple accounts show, kanıt kaynağını iddiadan önce verir. Okura, birden fazla kayıt, anlatı ya da raporun ardından gelen ifadeyi desteklediğini bildirir. Burada accounts, banka hesapları değil, olaylara ilişkin anlatımlar veya kayıtlar demektir. Multiple, iddianın yalnızca tek bir anlatıma dayanmadığını göstererek ona ağırlık kazandırır; ancak bu, kaynakların birbirinden bağımsız veya güvenilir olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Multiple accounts show ifadesinde bu başlangıç ne yapar?
- Her kaynağın bağımsız ve doğru olduğunu kanıtlar.
- Birden fazla anlatımı veya kaydı, ardından gelen iddiaya destek olarak sunar.
- Birkaç banka hesabının bir eylem gerçekleştirdiğini söyler.
Cevabı göster
Birden fazla anlatımı veya kaydı, ardından gelen iddiaya destek olarak sunar.
going beyond justice: Ahlaki Bir Sınırı Aşmak
Going beyond justice ifadesinde go beyond gerçek anlamda bir mekânsal hareket değildir: vahşetin, adalet veya haklı bir ceza olarak makul biçimde savunulabilecek sınırı aştığını belirtir. go beyond + soyut isim kalıbı, o ismin temsil ettiği kapsamı, ölçütü veya sınırı aşmak demektir. Bu cümlede going, brutality sözcüğünü açıklar ve ifadeye güçlü bir eleştirel yargı katar.
Alıştırma
Cümleyi, go beyond ifadesinin “bir sınırı aştı” anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The coach's comments ____ criticism and became a personal attack.
Cevabı göster
went beyond
ripping unborn children from mothers' wombs,
2:21doğmamış çocukları annelerinin rahminden koparmak,
prisoners as human shields: tutsakları canlı kalkan olarak kullanmak
Human shields, varlıkları bir saldırıyı caydırsın, engellesin veya karşılasın ve başka insanları ya da bir hedefi korusun diye kasıtlı olarak tehlikeye atılan kişileri anlatan yerleşik bir ifadedir. Bu cümlede tutsaklar bu rolü üstlenmeye zorlanır; shields, ellerinde tutmaları için kendilerine verilen gerçek kalkanlar anlamına gelmez. use + person + as + role kalıbı, bir kişiyi o rolde kullanmak veya o role sokarak muamele etmek demektir. Burada using prisoners as human shields, tutsakları koruma eylemini değil, kötüye kullanıma dayalı bir taktiği anlatır.
Alıştırma
Hedefi korumak için insanların kasıtlı olarak tehlikeye atıldığı rolü anlatan çatışma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The fighters used the civilians ____.
Cevabı göster
as human shields
or moat fillers to support siege engines, Kelime
2:26veya kuşatma makinelerini desteklemek için hendek doldurucu yapmak,
moat fillers to support siege engines: kuşatma makineleri için hendek dolgusu
Burada moat, tahkim edilmiş bir yerin çevresindeki savunma hendeğidir; siege engines ise savunma yapılarına saldırmak veya yaklaşmak için kullanılan büyük kuşatma makineleridir. Moat fillers, geçit ya da sağlam bir zemin oluşturacak kadar hendeği doldurmak için kullanılan insanları veya malzemeleri anlatır. to support siege engines mastar yapısı, doldurma işleminin amacını belirtir: ağır makinelerin hendeği geçmesine veya surların yakınında çalışmasına imkân verir. Önceki sözler using prisoners as yapısını sağladığı için bu ifade, tutsakların dolgu malzemesi gibi kullanıldığını anlatır; moat filler ifadesinin onların normal mesleği olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu kuşatma bağlamında moat fillers to support siege engines neyi anlatır?
- Kuşatma makineleri hendeği geçebilsin veya sağlam şekilde üzerinde durabilsin diye tutsakların savunma hendeğini doldurmak için kullanılması.
- Saldırı makinelerini korumak için işçilerin hendeğe su eklemesi.
- Tutsakların savunma hendeğinin yanında saldırı makinelerini kullanmak üzere eğitilmesi.
Cevabı göster
Kuşatma makineleri hendeği geçebilsin veya sağlam şekilde üzerinde durabilsin diye tutsakların savunma hendeğini doldurmak için kullanılması.
How barbaric? ile şaşkınlık ve kınama
Burada How barbaric? eksiltili bir retorik sorudur: soru biçimindedir, ancak barbarlığın derecesini sormaz. Şaşkınlık ve ahlaki kınama ifade ederek davranışın son derece barbarca olduğuna dair güçlü bir yargı bildirir. How + değerlendirme bildiren sıfat? kalıbı, az önce anlatılan şeye verilen keskin bir tepki olarak kullanılabilir. Bağlam gerçek bir soruyu açıkça göstermiyorsa bunu bilgi isteği değil, konuşanın yargısı olarak anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede How barbaric? esas olarak ne yapıyor?
- Davranışı geleneksel olduğu için över.
- Barbarlığın kesin derecesini tarafsız biçimde sorar.
- Şaşkınlık ifade eder ve davranışı kınar.
Cevabı göster
Şaşkınlık ifade eder ve davranışı kınar.
Is that really so much worse than other medieval armies? Dilbilgisi
2:34Bu gerçekten diğer ortaçağ ordularından çok mu daha kötü?
really so much worse than: farkın gerçekten bu kadar büyük olup olmadığını sorgulamak
Worse than bir karşılaştırma kurar, so much farkın büyük olduğunu belirtir ve bu evet-hayır sorusundaki really, söz konusu iddianın doğru olup olmadığını sorgular. Konuşan yalnızca hangi tarafın daha kötü olduğunu sormaz. Soru, ilk durumun farklı muamele görmesini haklı çıkaracak kadar büyük bir farkla daha kötü olup olmadığından kuşku duyar. Karşılaştırılan öğe than’den sonra gelir: other medieval armies.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan beş sözcüklük karşılaştırmayla tamamlayın: Is the basic plan ____ the premium plan?
Cevabı göster
really so much worse than
That doesn't excuse Genghis Khan's atrocities, Ton ve niyet
2:38Bu, Cengiz Han'ın vahşetini mazur göstermez,
That doesn't excuse ...: açıklamak haklı çıkarmak değildir
That doesn't excuse ... ifadesindeki that, daha önce sözü edilen açıklama ya da karşılaştırmaya gönderme yapar. excuse burada fiildir ve yanlış bir davranışı kabul edilebilir göstermek ya da sorumluluğu ortadan kaldırmak anlamına gelir. Konuşmacı, bu bağlamın Cengiz Han'ın vahşetini haklı çıkarmadığını söylüyor. Bu cümle tartışmada bir sınır çizer: zararlı bir davranışı açıklamak veya karşılaştırmak, onu savunmak değildir. Konuşmacının başka bir tarihsel karşılaştırma yapmadan önce ahlaki sorunu kabul etmesini sağlar.
Alıştırma
Bir tartışmada That doesn't excuse the behavior ne anlama gelir?
- Neden davranışı açıklayabilir ama haklı çıkarmaz.
- Davranış hiç gerçekleşmedi.
- Bir neden verildiği için davranış kabul edilebilir.
Cevabı göster
Neden davranışı açıklayabilir ama haklı çıkarmaz.
but it does make Chinggis Khan unexceptional for his time rather than some bloodthirsty savage. Notlar
2:41ancak Çinggis Han'ı kana susamış bir vahşi olmaktan ziyade kendi zamanı için sıradan kılıyor.
Olumlu cümlede pekiştirme yapan does make
Burada does, olumlu bir cümlede kullanılan pekiştirme yardımcı fiilidir. make fiiline “gerçekten” ya da “hakikaten” anlamı katar; böylece konuşmacı, tarihsel karşılaştırmanın Cengiz Han'ı kendi dönemi için sıra dışı olmayan biri hâline getirdiğini güçlü biçimde savunur. Yapı özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Geniş zamanda üçüncü tekil şahıs özneyle does kullanın ve ana fiili yalın hâlde bırakın: it does make doğrudur, it does makes değildir. Bu yapı çoğunlukla bir karşıtlıktan sonra bir görüşü doğrulamak, düzeltmek ya da sürdürmek için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi özneyle uyumlu geniş zaman pekiştirme yardımcı fiiliyle tamamlayın: The new schedule is inconvenient, but it ____ give us more time to prepare.
Cevabı göster
does
rather than some bloodthirsty savage: bir etiketi dışlama
Burada rather than, konuşmacının reddettiği some bloodthirsty savage etiketini getirir. Odakta tutulan tanım unexceptional for his time ifadesidir. X rather than Y kalıbı iki seçeneği karşı karşıya getirir ve konuşmacının tercih ettiği çerçevenin “Y değil, X” olduğunu gösterir. rather than sonrasındaki sözler kişi hakkında ek bilgi değildir; dışlanan nitelemedir.
Alıştırma
Kısa bir bilgilendirmenin seçildiğini, tam kapsamlı bir toplantının ise seçilmediğini göstermek için cümleyi rather than ile tamamlayın: The committee chose a short update ____ a full meeting.
Cevabı göster
rather than
after his unification of the tribes abolished bride kidnapping, Kültür
2:48kabileleri birleştirmesinden sonra kız kaçırmayı yasaklamasıyla,
In fact: daha güçlü veya düzeltici kanıt sunma
In fact, okuyucuya sıradaki gerçeğin mevcut konu açısından özellikle önemli olduğunu bildiren bir söylem belirtecidir. Burada, savı güçlendirmeyi ve önceki tartışmanın oluşturduğu tek taraflı izlenime karşı çıkmayı amaçlayan bir kanıt sunar. Yalnızca bir ifadenin doğru olduğunu duyurmaz. Yeni bilginin önceki sözlerle ilişkisini gösterir: bir beklentiyi düzeltebilir, daha güçlü bir destek sağlayabilir veya anlatılmak isteneni daha kesin hâle getirebilir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız eski dizüstü bilgisayarın mutlaka daha yavaş olduğunu söylüyor. Hangi yanıt bu beklentiyi düzeltmek için In fact kullanıyor?
- In fact, the older laptop finished the test two seconds faster.
- In fact, both laptops are on the same desk.
- For example, the older laptop has a silver case.
Cevabı göster
In fact, the older laptop finished the test two seconds faster.
abolished bride kidnapping: zorlayıcı bir evlilik uygulamasını resmen sona erdirmek
Burada bride kidnapping, bir kadının evlendirilmek amacıyla, çoğu zaman güç veya zorlama kullanılarak kaçırıldığı bir uygulamayı adlandırır. Bu, ciddi bir tarih ve toplum terimidir; sıradan veya şakacı bir düğün ifadesi değildir. Abolished, yerleşik bir yasanın, kurumun veya uygulamanın resmen sona erdirildiği anlamına gelir. Dolayısıyla abolished bride kidnapping, bu evlilik uygulamasının resmen kaldırıldığını söyler; cümlede bu değişiklik, kadınların koşullarının iyileşmesinin nedenlerinden biri olarak sunulur.
Alıştırma
Bu cümlede abolished bride kidnapping ne anlama geliyor?
- Belirli bir kaçırma olayını engelledi
- Kadınları evlilik amacıyla kaçırma uygulamasını resmen sona erdirdi
- Bir düğünün ulaşım düzenlemesini iptal etti
Cevabı göster
Kadınları evlilik amacıyla kaçırma uygulamasını resmen sona erdirdi
women in the Mongol ranks had it better than most. Kalıp ifadeler
2:52Moğol saflarındaki kadınlar çoğu kişiden daha iyi durumdaydı.
had it better than most: genel koşulları çoğu kişiden daha iyi olmak
Had it better, have it better ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bu yapıda it belirli bir nesneyi temsil etmez; kişinin yaşam koşullarını, gördüğü muameleyi, fırsatlarını veya genel durumunu geniş anlamda ifade eder. Than most, bu durumu ilgili diğer insanların çoğunun durumuyla karşılaştırır; kesin karşılaştırma grubunu bağlam belirler. Dolayısıyla cümle, kadınların karşılaştırılabilir insanların çoğundan daha elverişli koşullarda olduğunu söyler.
Alıştırma
İngilizce cümleyi have it better than most ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At that company, full-time employees received free housing and health care, so they ____.
Cevabı göster
had it better than most
domestic affairs: ev içi veya iç meseleler
Bu cümlede domestic affairs, grubun yönettiği evle ilgili işleri veya diğer iç meseleleri ifade eder. Domestic, kapsamı evin ya da grubun içiyle sınırlar; çoğul affairs ise meseleler veya sorumluluk alanları demektir. İfadenin kesin kapsamını bağlam belirler. Siyasi metinlerde domestic affairs genellikle bir ülkenin iç meseleleri anlamına gelir; burada ise romantik ilişkileri değil, grubun iç yaşamını anlatır.
Alıştırma
“The council managed domestic affairs while diplomats dealt with neighboring states,” cümlesinde domestic affairs ne anlama gelir?
- romantik ilişkiler
- topluluğun iç meseleleri
- diğer ülkelerle ilişkiler
Cevabı göster
topluluğun iç meseleleri
trusted advisors: tavsiyesine güvenilen danışmanlar
Trusted advisors, başkalarının tavsiye ve muhakemesine güvendiği kişilerdir. Trusted, advisors sözcüğünü niteler: Bu kişiler güven kazanmıştır ve kararları etkileyebilir. trusted + rol adı kalıbı, trusted colleague veya trusted partner örneklerinde olduğu gibi, birini ilişki ya da rol içinde güvenilir olarak tanıtır. Burada advisor, yol gösteren veya tavsiye veren kişiyi adlandırır.
Alıştırma
Derste gösterilen yazımı kullanarak cümleyi, “güvenilen danışman” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After years of reliable guidance, Maya became the president's ____.
Cevabı göster
trusted advisor
Temüjin remained with his first bride all his life, Kalıp ifadeler
3:00Temuçin tüm hayatı boyunca ilk karısıyla kaldı,
all his life: hayatı boyunca
all his life, “hayatı boyunca” anlamına gelen bir zaman ifadesidir. Bu cümlede remained fiilini niteler ve ilişkinin onun bütün yaşamı boyunca sürdüğünü belirtir. all burada birden fazla “hayat” değil, hayatının bütün zaman dilimini ifade eder. Kalıp all + iyelik belirleyicisi + life şeklindedir: all my life, all her life ve all his life. İyeliğin işaret ettiği kişiler çoğulsa all their lives örneğindeki gibi lives kullanılır. Tamamlanmış bir yaşam öyküsünde kişinin bütün hayatını kapsayabilir. Hayatta olan biri all my life dediğinde ise genellikle “doğumdan veya en eski anılardan bugüne kadar” demektir.
Alıştırma
Cümleyi all + iyelik + life kalıbıyla tamamlayın: Nora has loved astronomy ____.
Cevabı göster
all her life
even raising her possibly illegitimate son as his own. Kalıp ifadeler
3:03hatta onun gayrimeşru olması muhtemel oğlunu kendi çocuğu gibi yetiştirdi.
as his own: oğluna kendi çocuğuymuş gibi davranmak
raising her son as his own ifadesinde as his own, “oğlu kendi çocuğuymuş gibi” anlamına gelir. Bağlamda isim açık olduğu için own, son veya child sözcüğünün yerini alır. İfade biyolojik babalığı değil, onun çocuğa gösterdiği bakımı, üstlendiği sorumluluğu ve çocuğu kabul edişini vurgular. Kullanılabilir kalıp fiil + nesne + as + iyelik belirleyicisi + own şeklindedir. İyelik belirleyicisi, ilişkiyi veya sorumluluğu kabul eden kişiyi gösterir. Örnek: They raised him as their own.
Alıştırma
Cümleyi as + iyelik + own kalıbıyla tamamlayın: Although Leo was not their biological son, they raised him ____.
Cevabı göster
as their own
legacy was a disaster: kalıcı tarihsel etkiyi değerlendirmek
Burada legacy, ölümden sonra aktarılan malı değil, bir kişinin geride bıraktığı uzun vadeli tarihsel etkileri ve itibarı anlatır. Genghis Khan's biçimindeki iyelik yapısı, kimin etkisinin değerlendirildiğini gösterir. Was a disaster, bu miras hakkında çok güçlü ve olumsuz bir değerlendirme yapar. Disaster burada mecazidir: belirli bir doğal afeti değil, son derece zararlı görülen sonuçları anlatır.
Alıştırma
Örnekte Genghis Khan's legacy ne anlama geliyor?
- hayatı sırasında yaşanan tek bir doğal afet
- onun hatırlanmasına yol açan kalıcı etkiler
- yasal olarak miras aldığı para ve mallar
Cevabı göster
onun hatırlanmasına yol açan kalıcı etkiler
Up to 40 million killed across Eurasia during his descendents' conquests, Kalıp ifadeler
3:11Torunlarının fetihleri sırasında Avrasya çapında 40 milyona yakın kişi öldürüldü,
Up to 40 million: tahmini bir üst sınır
Up to 40 million ifadesinde up to, 40 milyonu mümkün olan veya bildirilen en yüksek tahmin olarak belirler. Gerçek sayı daha düşük olabilir; ifade tam olarak 40 milyon anlamına gelmez. Bu kullanım, bir kaynak doğrulanmış toplam yerine üst sınır verdiğinde yararlıdır. Alt sınır sunmadan iddianın en yüksek değerini sınırlar.
Alıştırma
Bir üst sınır ifade etmek için cümleyi up to ve 200 sayısıyla tamamlayın: The room can hold ____ people.
Cevabı göster
up to 200
That's not even counting casualties from the Black Plague brought to Europe by the Golden Horde's siege of Kaffa. Notlar
3:20Bu, Altın Orda'nın Kefe kuşatmasıyla Avrupa'ya getirdiği Kara Veba'nın neden olduğu kayıpları saymıyor bile.
not even counting: toplama dahil edilmeyen bölüm
Not even counting + bir isim öbeği, adı geçen unsurun bir toplamın veya değerlendirmenin dışında bırakıldığını belirtir. Burada veba kaynaklı can kayıpları daha önce konuşulan miktara dahil değildir; bunlar eklendiğinde miktar daha da büyür. Even vurgu katar: mevcut toplam zaten önemlidir, ancak hâlâ eksiktir. Buradaki counting, sayıları tek tek söylemek değil, “bir hesaba dahil etmek” anlamındadır.
Alıştırma
Dersi temel alarak counting ile biten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The hotel costs $180 a night, ____ parking.
Cevabı göster
not even counting
Black Plague: 14. yüzyıl salgını
Bu cümlede Black Plague, yaygın olarak Black Death denilen 14. yüzyıl veba salgınını ifade eder. Bu tarihsel bir addır; siyah renkli bir hastalığın gerçek anlamlı tarifi değildir. İfade, konuşmaya eklenen can kayıplarının nedenini belirtir. Ardından gelen brought to Europe by the Golden Horde's siege of Kaffa sözleri, bu anlatı içinde salgının Avrupa'ya nasıl ulaştığını söyler; bu bağlamsal iddia Black Plague ifadesinin kendi anlamının parçası değildir.
Alıştırma
Bu tarihsel bağlamda Black Plague neyi ifade eder?
- Koyu renkli belirtilere yol açan herhangi bir hastalık
- Bu adı taşıyan bir Orta Çağ ordusu
- Genellikle Black Death denilen 14. yüzyıl salgını
Cevabı göster
Genellikle Black Death denilen 14. yüzyıl salgını
the Golden Horde's siege of Kaffa: eylemi yapan, olay ve hedef
Temel isim siege sözcüğüdür ve bir yerin çevresini saran askerî harekât anlamına gelir. of Kaffa kuşatılan yeri, the Golden Horde's ise eylemden sorumlu veya eylemle bağlantılı tarafı belirtir. Golden Horde, Moğol İmparatorluğu'nun ardıl devletlerinden biriydi; Kaffa ise Karadeniz'de bir limandı. Bütün ifade “Altın Orda'nın gerçekleştirdiği Kaffa kuşatması” olarak anlaşılmalıdır. Tarih yazımında X's + olay ismi + of Y yapısı bilgiyi çoğu zaman eylemi yapan + olay + hedef şeklinde düzenler.
Alıştırma
the Golden Horde's siege of Kaffa ifadesinde of Kaffa neyi belirtir?
- Kuşatılan yer
- Hastalığın adı
- Kuşatmayı gerçekleştiren grup
Cevabı göster
Kuşatılan yer
Surely that wasn't intentional: güçlü onay beklentisi
Burada surely yalnızca “kesinlikle” anlamına gelmez. that wasn't intentional düşüncesini, konuşanın dinleyicinin de kabul etmesini kuvvetle beklediği bir sonuç olarak sunar: “Kasıtlı yapılmış olamaz, değil mi?” Cümle dil bilgisi bakımından bir bildirme cümlesidir, ancak surely ona soru benzeri bir kişiler arası işlev katar. Tonlama ve bağlama göre gerçek bir inanamama, iyi niyetli bir yorum sunma ya da karşıdakini katılmaya zorlama anlamı taşıyabilir.
Alıştırma
Surely that wasn't intentional? cümlesinde surely en doğal olarak hangi tutumu ekler?
- Konuşan, intentional sözcüğünün ne anlama geldiğini soruyor.
- Konuşan, bunun kasıtlı olmadığı konusunda karşısındakinin katılmasını kuvvetle bekliyor.
- Konuşan, kişisel bir tutum göstermeden kanıtlanmış bir gerçeği bildiriyor.
Cevabı göster
Konuşan, bunun kasıtlı olmadığı konusunda karşısındakinin katılmasını kuvvetle bekliyor.
when they saw their own troops dying of the plague, Kalıp ifadeler
3:30kendi birliklerinin vebadan öldüğünü gördüklerinde,
dying of the plague: die of + ölüm nedeni
die of + neden yapısında of, ölüme yol açan nedeni belirtir. Bu kalıp özellikle hastalıklar ve bedensel durumlarla doğaldır; bu nedenle dying of the plague, veba yüzünden ölmekte olmak anlamına gelir. Burada dying, saw their own troops ifadesinden sonra gelen -ing biçimidir. Askerlerin ölümünü, gerçekleşirken tanık olunan bir olay olarak sunar; of the plague ise dying eyleminin nedenini verir.
Alıştırma
die of kalıbını bir sözcükle tamamlayın: Before treatment was available, many patients died ____ the disease.
Cevabı göster
of
they catapulted infected bodies over the city walls. Kelime
3:33enfekte olmuş cesetleri mancınıkla şehir surlarının üzerinden attılar.
catapulted ... over the city walls: güçlü mekanik fırlatma
Burada catapult, bir şeyi mancınıkla veya benzer güçlü bir mekanizmayla fırlatmak anlamında kullanılan bir fiildir. Catapulted, threw sözcüğünden daha özeldir: kuşatma eyleminin türünü belirtir ve büyük bir güç ile mesafe çağrıştırır. Yapı catapult + nesne + izlenen yol biçimindedir. Infected bodies fırlatılan nesnedir; over the city walls ise engelin üstünden karşı tarafa uzanan yolu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede catapulted, bir kuşatma aygıtının güçlü fırlatma hareketini anlatmak için gerçek anlamıyla kullanılmıştır?
- The guard carried a stone through the gate.
- The mason placed a stone beside the wall.
- The siege engine catapulted a stone over the wall.
Cevabı göster
The siege engine catapulted a stone over the wall.
The accounts you're referencing were written over 100 years after the fact. Kalıp ifadeler
3:38Bahsettiğiniz kayıtlar olaydan 100 yılı aşkın bir süre sonra yazılmış.
after the fact: olay gerçekleştikten sonra
After the fact, söz konusu olay zaten gerçekleştikten sonra demektir. Burada kayıtların olay sırasında değil, bir yüzyıldan fazla zaman geçtikten sonra oluşturulduğunu gösterir. Bu kalıplaşmış ifadede fact, gerçekleşmiş olayı anlatır; ifade gerçeklerden sonra anlamına gelmez. Bir kanıtın, açıklamanın veya eylemin ilgili olaydan daha sonra ortaya çıktığını belirtir.
Alıştırma
“The statement was written after the fact” cümlesinde after the fact ne anlama gelir?
- Olay gerçekleşirken
- Olay zaten gerçekleştikten sonra
- Olayın doğru olduğunu kanıtlamak için
Cevabı göster
Olay zaten gerçekleştikten sonra
How reliable do you think they are? Ton ve niyet
3:43Bunların ne kadar güvenilir olduğunu düşünüyorsunuz?
How reliable do you think they are?: güvenilirliği sorgulayan kuşkucu bir soru
Kelime anlamıyla How reliable do you think they are? dinleyiciden güvenilirlik derecesini değerlendirmesini ister. Buradaki they, önceki cümlede sözü edilen accounts, yani kayıtları ifade eder. Bu bağlamda kayıtların çok daha sonra yazıldığına ilişkin önceki nokta, soruyu tarafsız olmaktan çıkarıp kuşkucu hâle getirir. Konuşmacı kayıtların güvenilmez olduğunu doğrudan söylemek yerine, ne kadar güveni hak ettiklerini karşı tarafa yeniden düşündürür. Başka bir bağlamda aynı soru, samimi bir değerlendirme isteği olabilir.
Alıştırma
Bir konuşmacı, bazı kayıtların 100 yıldan fazla bir süre sonra yazıldığını az önce söyledi. “How reliable do you think they are?” diye sormasının en olası amacı nedir?
- Kayıtlara tamamen güvendiğini göstermek
- Kayıtları kimin yazdığını sormak
- Dinleyiciyi kayıtların güvenilirliğini yeniden düşünmeye yöneltmek
Cevabı göster
Dinleyiciyi kayıtların güvenilirliğini yeniden düşünmeye yöneltmek
the survivors reaped the benefits of the empire Chinggis Khan founded. Deyimler
3:46hayatta kalanlar Çinggis Han'ın kurduğu imparatorluğun faydalarından yararlandı.
reaped the benefits: önceki koşulların sağladığı yararlardan faydalanmak
Reaped the benefits, bir şeyin sağladığı avantajları elde etmek veya bunlardan yararlanmak anlamına gelir. Reap sözcüğünün gerçek anlamı ekin biçmek veya hasat etmektir; bu nedenle ifade, yararlı sonuçları büyüdükten sonra toplanan bir ürüne benzetir. Bu cümlede hayatta kalanlar daha sonra imparatorluğun oluşturduğu avantajlardan yararlanmıştır; gerçek bir tarımdan söz edilmez. Yaygın kalıp reap the benefits of + kaynak şeklindedir. Bir yararı çoğu zaman önceki bir çaba, politika veya koşulla ilişkilendirir; ancak yararı elde eden kişinin onu oluşturan kişi olması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için reap the benefits kalıbının geçmiş zaman biçimini kullanın: After years of careful planning, the team finally ____ of its early preparation.
Cevabı göster
reaped the benefits
The Mongol empire practiced religious tolerance among all subjects. Kelime
3:52Moğol imparatorluğu tüm tebaası arasında dini hoşgörü uyguladı.
practiced religious tolerance: bir ilkeyi eyleme geçirmek
practiced religious tolerance ifadesinde practiced, bir ilkeyi eyleme geçirmek veya düzenli bir politika olarak izlemek anlamına gelir; bir beceriyi çalışmak anlamına gelmez. Religious tolerance, farklı dinî inanç ve uygulamalara sahip insanların yalnızca bu farklılık yüzünden cezalandırılmadan yaşamalarına izin vermektir. practice + ilke veya değer yapısı, bu ilkeyi yalnızca bir görüş olarak değil, gerçek bir davranış olarak sunar. Bu cümlede imparatorluğun tebaasına davranırken hoşgörü ilkesini uyguladığı anlatılır.
Alıştırma
Bu cümlede practiced ne anlama gelir? The council practiced religious tolerance toward minority groups.
- becerisini geliştirmek için tekrar tekrar çalıştı
- dinî bir tören gerçekleştirdi
- ilkeyi eyleme geçirdi
Cevabı göster
ilkeyi eyleme geçirdi
promoted based on merit rather than birth, Kalıp ifadeler
3:58soydan ziyade liyakate dayalı terfi yaptılar,
based on merit rather than birth: soya değil liyakate göre
Based on A rather than B, kullanılan ölçütü önce belirtir ve ardından ona rakip başka bir ölçütü dışlar. Burada merit yetenek, başarı veya performans; birth ise aile kökeni, miras alınan statü ya da toplumsal sınıf anlamındadır. Bu cümlede ifade, terfinin kişilerin doğuştan sahip oldukları statüye değil, yaptıklarına veya yapabildiklerine bağlı olduğunu anlatır. Tercih edilen dayanak ile dışlanan dayanağı karşılaştırmak gerektiğinde bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: In the fair system, officials were promoted ____.
Cevabı göster
based on merit rather than birth
enforced universal rule of law: hukukun üstünlüğünü evrensel ölçekte uyguladı
Bir şeyi enforce etmek, onu işler hâle getirmek veya ona uyulmasını sağlamak için yetki kullanmak demektir. Rule of law, siyaset ve hukuk alanındaki yerleşik bir terimdir ve hukukun üstünlüğünü ifade eder: Devleti bir yöneticinin kişisel istekleri değil yasalar yönetir; yöneticiler de sıradan insanlar da bu yasalara tabidir. Universal, bu hukuk düzeninin yalnızca ayrıcalıklı bir gruba değil, geniş bir kesime uygulandığını belirtir. İfadenin bütünü, sadece bir ideali ilan etmeyi değil, onu gerçekten uygulamayı kurumsal bir özellik olarak sunar.
Alıştırma
Yönetimle ilgili bir tartışmada rule of law ne anlama gelir?
- Tek bir hukuk kuralı
- Bir yöneticinin kişisel kararlarına dayanan yönetim
- Yasaların hem yöneticileri hem de halkı sınırlandırdığı bir sistem
Cevabı göster
Yasaların hem yöneticileri hem de halkı sınırlandırdığı bir sistem
Not to mention their contribution to culture. Anlatım akışı
4:06Kültüre olan katkılarından bahsetmiyorum bile.
Not to mention ...: bir destekleyici noktayı daha eklemek
Not to mention ... başka nedenler veya örnekler verildikten sonra ek bir nokta sunar. Burada tartışmayı başka bir destek alanına, yani onların kültüre katkısına taşır. Bu, yaklaşık olarak “... daha hesaba katılmadan” anlamına gelen eksiltili bir ifadedir. not sözcüğü bu noktanın önemsiz olduğunu göstermez; konuşmacı argümanını güçlendirmek için özellikle bu noktadan söz eder.
Alıştırma
Not to mention their contribution to culture. argümanda hangi işlevi görür?
- Dinleyicilere kültürün tartışılmaması gerektiğini söyler.
- Önceki nedenlerden sonra bir destekleyici nokta daha ekler.
- Kültürle ilgili iddiayı geri çeker.
Cevabı göster
Önceki nedenlerden sonra bir destekleyici nokta daha ekler.
You mean like Hulagu Khan's annihilation of Baghdad, Notlar
4:09Hülagü Han'ın o dönemin kültür başkenti Bağdat'ı yok etmesi gibi mi?
Hulagu Khan's annihilation of Baghdad: 1258'deki tarihî olaya gönderme
Burada Hulagu Khan's annihilation of Baghdad, Hülagû Han'ın komutasındaki Moğol ordusunun 1258'de Bağdat'ı ele geçirip yıkıcı biçimde yağmaladığı olayı ifade eder. Bağdat o dönemde önemli bir siyasi ve kültürel merkezdi; bu nedenle olayın anılması, sıradan bir iktidar değişimini değil, ağır bir yıkımı çağrıştırır. Hulagu Khan's iyelik yapısı, olayı askerî harekâtın sorumlusu olan komutanla ilişkilendirir; annihilation of Baghdad ise şehre ne yapıldığını belirtir. Annihilation, konuşanın seçtiği çok güçlü bir nitelemedir ve olayın standart adı olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade hangi tarihî olayı anlatıyor?
- Hülagû Han'ın yönettiği Moğol ordusunun 1258'de Bağdat'ı ele geçirip yıkıcı biçimde yağmalamasını
- Hülagû Han'ın Bağdat'ta barışçıl biçimde bir kültür okulu kurmasını
- Bağdat'ın yeni ve modern bir devletin başkenti olarak yükselmesini
Cevabı göster
Hülagû Han'ın yönettiği Moğol ordusunun 1258'de Bağdat'ı ele geçirip yıkıcı biçimde yağmalamasını
You mean like ...?: alaycı bir karşı örnek sunmak
You mean like ...? gerçekten örnek istemek için kullanılabilir; ancak burada ardından gelen örnek yıkıcıdır ve kültürel katkı hakkındaki olumlu iddiayla çelişir. Konuşmacı önceki iddiaya karşı çıkmak için bu karşı örneği soru biçiminde sunar. Yüzeyde bir doğrulama sorusu gibi görünse de burada konuşmadaki işlevi alaycıdır: “Sözünü ettiğin katkı bu tür bir şey mi?” Bu kalıbı yorumlarken örneğin önceki ifadeyi destekleyip desteklemediğine ya da bir çelişkiyi açığa çıkarıp çıkarmadığına bakın.
Alıştırma
Konuşmacı tam cümlede You mean like ...? ile ne yapıyor?
- Konuyu değiştirip Hülagû Han'ın kim olduğunu soruyor.
- Yıkıcı bir karşı örnek sunarak olumlu bir iddiaya karşı çıkıyor.
- Olumlu iddiayı destekleyen başka bir örneği nazikçe istiyor.
Cevabı göster
Yıkıcı bir karşı örnek sunarak olumlu bir iddiaya karşı çıkıyor.
the era's cultural capital: capital sözcüğünün 'başlıca merkez' anlamı
Burada the era's cultural capital, o dönemde kültürün önde gelen merkezlerinden biri olan şehri ifade eder. Capital yalnızca bir hükûmetin bulunduğu şehir değil, belirli bir faaliyetin en önemli merkezi anlamına da gelebilir. İfade, Bağdat'ı tarihî bir dönemdeki şehir olarak tanımladığı için cultural capital onun kültürel önemini anlatır. Sosyal avantaj sağlayabilen bilgi, eğitim ve zevkler anlamındaki sosyolojik kültürel sermaye kavramını ifade etmez.
Alıştırma
"For artists, the city was the era's cultural capital," cümlesinde cultural capital ne anlama gelir?
- O dönemdeki her hükûmetin resmî merkezi
- O dönemin başlıca kültür merkezi
- Sosyal bir kaynak olarak kişinin eğitimi ve zevkleri
Cevabı göster
O dönemin başlıca kültür merkezi
refused to surrender: refuse + to'lu mastar yapısı
Refused to surrender, refuse + to'lu mastar kalıbını kullanır. Halifenin teslim olma eylemini açıkça reddettiğini anlatır: refused, refuse fiilinin geçmiş zaman biçimidir; to surrender ise reddedilen eylemi belirtir. Bir kişi bir eylemi yapmayı reddettiğinde refuse to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. Standart İngilizcede bu anlamda refuse fiilinden sonra -ing biçimi gelmez.
Alıştırma
Cümleyi refused sonrasında gereken mastar işaretiyle tamamlayın: The commander refused ____ surrender after the final warning.
Cevabı göster
to
And Hulagu was later punished by Berke Khan for the wanton destruction. Kelime
4:24Ve Hülagü daha sonra bu nedensiz yıkım yüzünden Berke Han tarafından cezalandırıldı.
wanton destruction: resmî ve güçlü kınama
Wanton destruction, pervasızca, haklı bir gerekçe olmadan veya yol açılan zararı umursamadan gerçekleştirilen yıkım demektir. Wanton güçlü bir olumsuz yargı ekler; yalnızca yıkımın geniş çaplı olduğunu söylemez. Bu cümlede ifade, yıkımı kınanmayı hak eden bir eylem olarak sunar ve sonrasında neden ceza verildiğini açıklamaya yardımcı olur. Wanton bağımsız bir sıfattır; want fiilinin bir biçimi değildir.
Alıştırma
Hangi seçenek wanton destruction ifadesini en iyi açıklar?
- Kaza sonucu oluşan küçük hasar
- Güvenlik amacıyla dikkatle yapılan kaldırma işlemi
- Pervasız, gerekçesiz ve güçlü biçimde kınanan yıkım
Cevabı göster
Pervasız, gerekçesiz ve güçlü biçimde kınanan yıkım
It wasn't Mongol policy to destroy culture. Dilbilgisi
4:29Kültürü yok etmek Moğol politikası değildi.
It wasn't ... policy to ...: bir eylemin resmî politika olmadığını belirtmek
It was not [group's] policy to + fiil kalıbı, bir eylemin o grubun resmî veya alışılmış yaklaşımı olmadığını belirtir. Burada to destroy culture değerlendirilen eylemi adlandırır; Mongol ise policy sözcüğünü niteleyerek politikanın kime ait olduğunu gösterir. Policy tek seferlik bir eylemi değil, devamlılık gösteren bir ilke veya uygulamayı ifade eder. Bu nedenle cümle, kültürel yıkımın genel politika olduğunu reddeder; hiç yıkım yaşanmadığını iddia etmez.
Alıştırma
Resmî ifadeyi It is not company policy to kalıbıyla tamamlayın: ____ share customer passwords.
Cevabı göster
It is not company policy to
and artisans from conquered places and transferred them throughout their realm, Kalıp ifadeler
4:35ve zanaatkarları kurtarır ve onları krallıklarının dört bir yanına naklederlerdi,
transferred them throughout their realm: insanları yönetim alanının çeşitli yerlerine nakletmek
transferred them throughout their realm ifadesinde transferred them, zanaatkârları başka yerlere atamak veya taşımak anlamına gelir; throughout their realm ise onları kontrol ettikleri bölgenin farklı yerlerine gönderdiklerini belirtir. Realm, bir hükümdarın yetkisi altındaki toprakları anlatan resmî ve çoğunlukla tarihsel bir sözcüktür. Throughout, o toprakların dışına çıkarılmayı değil, toprakların içinde geniş bir alana dağıtılmayı anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda transferred them throughout their realm ne anlama gelir?
- Zanaatkârların sözlerini bölgede kullanılan dillere çevirdiler.
- Zanaatkârları yeniden görevlendirip toprakların farklı yerlerine taşıdılar.
- Bütün zanaatkârları kalıcı olarak topraklardan sürdüler.
Cevabı göster
Zanaatkârları yeniden görevlendirip toprakların farklı yerlerine taşıdılar.
spreading knowledge across the world: Sonucu anlatan bir final -ing öbeği
Sondaki -ing öbeği spreading knowledge across the world, önceki eylemin sonucunu veya daha geniş etkisini anlatır: insanları ülkenin farklı yerlerine taşımak, bilginin de yayılmasına yol açmıştır. Spreading bir şimdiki zaman ortacıdır; çekimli başka bir ana fiil değildir. Örtük öznesi, taşıma eylemini gerçekleştiren grupla aynıdır. Bu kısa yapı, temel eylemi ön planda tutarken onun sonucunu da ekler.
Alıştırma
Bu cümlede sondaki -ing öbeği ne yapıyor? The library digitized its archives, making rare documents available worldwide.
- Arşivler dijitalleştirilmeden önce dünya çapında erişimin sona erdiğini söyler.
- Making sözcüğünü çekimli ve bağımsız başka bir ana fiile dönüştürür.
- Dünya çapında erişimi arşivlerin dijitalleştirilmesinin bir sonucu olarak sunar.
Cevabı göster
Dünya çapında erişimi arşivlerin dijitalleştirilmesinin bir sonucu olarak sunar.
What about the devastation of Kievan Rus', Anlatım akışı
4:42Peki ya Kiev Knezliği'nin yıkımına ne demeli,
What about the devastation of Kievan Rus'?: Gözden kaçırılan bir karşı örneği gündeme getirmek
Burada What about + isim öbeği, önceki olumlu anlatımın ele almadığı zarar verici bir gerçeği gündeme getirir. Konuşmacı Kiev Rus devleti hakkında genel bilgi istememektedir; bu yıkımın nasıl açıklanacağını sorarak önceki savı sorgulamaktadır. Bu soru biçimi tartışmadaki bilgileri de düzenler: dikkati gözden kaçırılmış bir örneğe çevirir ve onu karşı tarafın yanıtlaması gereken bir sonraki konu yapar.
Alıştırma
“The proposal may save money, but what about the safety risks?” cümlesinde What about ...? ne yapıyor?
- Yeni bir mesele eklemeden tartışmayı bitirir.
- Safety risks ifadesinin sözlük tanımını sorar.
- Önerinin ele alması gereken, gözden kaçırılmış bir kaygıyı gündeme getirir.
Cevabı göster
Önerinin ele alması gereken, gözden kaçırılmış bir kaygıyı gündeme getirir.
leaving its people in the Dark Ages even as the Renaissance spread across Western Europe? Notlar
4:45Rönesans Batı Avrupa'ya yayılırken bile halkını Karanlık Çağlarda bıraktı?
leaving its people in the Dark Ages: leave + nesne + durum
leaving its people in the Dark Ages ifadesinde leave, leave + nesne + tümleç kalıbını izler. its people nesnedir; in the Dark Ages ise bu kişilerin içinde bırakıldığı durumu anlatır. Burada leave, “birinin bir durumda kalmasına neden olmak” anlamındadır; “birinin yanından ayrılmak” anlamında değildir. -ing yan cümlesi bu durumu önceki bir olayın sonucu olarak sunar. Bu kalıp, bir eylem ya da olayın nesneyi hangi duruma soktuğunu göstermek için kullanılabilir: olay + leaving + nesne + durum.
Alıştırma
leave fiilinin geçmiş zamanını ve us nesnesini kullanarak sonuç yapısını tamamlayın: The sudden outage ____ unable to access our files.
Cevabı göster
left us
even as the Renaissance spread across Western Europe: eş zamanlı karşıtlık
Even as önce Rönesans’ın yayılmasını, cümlenin ilk kısmında anlatılan durumla aynı zaman dilimine yerleştirir. even bu zaman ilişkisini karşıt hâle getirir: Bir bölge Karanlık Çağlar’da kalmış olarak sunulurken Batı Avrupa ters yönde değişmektedir. Böylece even as, aynı anda gerçekleşen iki gelişmeyi şaşırtıcı veya çarpıcı bir uyumsuzluk olarak düzenler. Burada nötr as ya da while ifadelerinden daha güçlüdür; önemli olan yalnızca olayların ne zaman gerçekleştiği değil, ne kadar keskin biçimde farklı olduklarıdır.
Alıştırma
Aynı anda gerçekleşen gelişmeler arasında çarpıcı karşıtlık kuran iki sözcüklü bağlacı kullanın: The team expanded its office ____ most employees began working from home.
Cevabı göster
even as
Western Europe was hardly peaceful at the time. Kelime
4:51Batı Avrupa da o zamanlar pek huzurlu sayılmazdı.
hardly peaceful: barış içinde olmaktan çok uzak
hardly peaceful ifadesindeki hardly, “neredeyse hiç” veya “hiç de” anlamına gelir. Bu ifade bölgenin gerçekten barış içinde olmadığını söyler; barışın çaba gösterilerek sağlandığını anlatmaz. Hardly, olumsuz anlam taşıyan bir derece zarfıdır. Ardından gelen düşünceyi neredeyse sıfıra indirir; bu yüzden hardly + olumlu anlamlı bir sıfat, çoğu zaman tüm ifadeye olumsuz anlam verir.
Alıştırma
“Western Europe was hardly peaceful at the time” ne anlama gelir?
- Batı Avrupa o dönemde tamamen barış içindeydi.
- Batı Avrupa o dönemde büyük bir çabayla barışı korudu.
- Batı Avrupa o dönemde barış içinde olmaktan çok uzaktı.
Cevabı göster
Batı Avrupa o dönemde barış içinde olmaktan çok uzaktı.
The stability of Mongol rule made the Silk Road flourish once more, Dilbilgisi
4:54Moğol egemenliğinin istikrarı, İpek Yolu'nun bir kez daha gelişmesini sağladı,
made the Silk Road flourish once more: make + nesne + fiilin yalın hâli
Made the Silk Road flourish, make + nesne + fiilin yalın hâli ettirgen yapısını kullanır. The Silk Road, nedenin etkilediği nesnedir; flourish ise önünde to bulunmayan yalın fiildir. Bu yapı, bir şeyin bir sonuca neden olduğunu anlatır: istikrar, İpek Yolu’nun yeniden canlı ve gelişmiş hâle gelmesini sağlamıştır. Once more “yeniden” demektir ve daha önceki gelişme döneminin geri döndüğünü gösterir.
Alıştırma
Parantezdeki fiilin yalın hâliyle cümleyi tamamlayın: The warm weather made the flowers ____ early. (bloom)
Cevabı göster
bloom
allowing trade and cultural exchange between East and West. Kelime
4:58Doğu ile Batı arasında ticaret ve kültürel alışverişe olanak tanıdı.
trade and cultural exchange between East and West: Doğu ile Batı arasında ticaret ve kültürel alışveriş
Bu tarihsel bağlamda East and West, yalnızca pusula yönlerini değil, Avrasya’daki geniş bölgeleri ve kültürel çevreleri adlandırır. İfade, geleneksel olarak doğulu ve batılı diye gruplandırılan toplumlar arasındaki teması anlatır. trade and cultural exchange iki tür hareketi birleştirir: mallar ticaret yoluyla hareket ederken fikirler, inançlar, teknolojiler, diller ve gelenekler temas yoluyla yayılır. Böylece bu güzergâh hem ekonomik hem de kültürel etkileşimin kanalı olarak sunulur.
Alıştırma
Bu tarihsel cümlede East and West en doğal olarak neyi ifade eder?
- Avrasya’nın iki tarafındaki geniş bölgeleri ve kültürel çevreleri
- Bir şehrin doğu ve batı taraflarını
- Kültürel anlam taşımayan iki pusula yönünü
Cevabı göster
Avrasya’nın iki tarafındaki geniş bölgeleri ve kültürel çevreleri
And its legacy forged Russia and China from warring principalities into unified states. Kalıp ifadeler
5:02Ve onun mirası Rusya ve Çin'i savaşan prensliklerden birleşik devletlere dönüştürdü.
forge A from B into C: A’yı B durumundan C’ye dönüştürerek biçimlendirmek
Burada forged, “güçlü bir baskı veya çabayla biçimlendirdi” demektir; “sahte bir kopya yaptı” anlamına gelmez. Metal dövme imgesi, tarihsel değişime güçlü, zorlu ve kalıcı bir nitelik kazandırır. forge A from B into C kalıbı biçimlendirilen şeyi, onun başlangıç durumunu ve ortaya çıkan durumu gösterir. Bu cümlede Russia and China A, warring principalities B ve unified states C’dir.
Alıştırma
forge A from B into C kalıbını tamamlayın: The crisis forged the region ____ rival territories ____ one united state.
Cevabı göster
from · into
Chinggis Khan's descendants could be found among the ruling nobility all over Eurasia. Dilbilgisi
5:11Çinggis Han'ın torunları tüm Avrasya'da yönetici soylular arasında bulunabiliyordu.
could be found among ... all over Eurasia: dağılımı anlatmak
Edilgen could be found among yapısı, bir grubun nerede bulunduğunu veya nasıl dağıldığını anlatır. Arama eylemini yapanlar torunlar değildir; bir gözlemci onlara yönetici soyluların arasında rastlayabilirdi. Among onların ait olduğu daha geniş toplumsal grubu, all over Eurasia ise geniş coğrafi alanı gösterir. Bu, grubun üyelerinin birçok yerde bulunduğunu resmî ve kısa bir biçimde ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle dağılımı anlatmak için be found yapısını doğru kullanıyor?
- Rare manuscripts can found among private collections across the region.
- Rare manuscripts can be founded among private collections across the region.
- Rare manuscripts can be found among private collections across the region.
Cevabı göster
Rare manuscripts can be found among private collections across the region.
Not surprising that a tyrant would inspire further tyrants. Ton ve niyet
5:17Bir zorbanın diğer zorbalara ilham vermesi şaşırtıcı değil.
Not surprising that ...: kısaltılmış değerlendirme yorumu
Not surprising that ..., It is not surprising that ... yapısının kısaltılmış bir yorum biçimidir. It is bölümünü atar ve ardından gelen that yan tümcesini doğrudan beklenen bir durum olarak değerlendirir. Burada would, bir tiranın başkalarına ilham vermesini yalnızca gelecekteki bir olay olarak değil, bu tür bir kişiden beklenebilecek bir sonuç olarak sunar. Kısa başlangıç ve son derece olumsuz tyrant nitelemesi yoruma eleştirel ve küçümseyici bir ton verir; yorum alaycı da olabilir.
Alıştırma
It is not surprising that yapısının kısaltılmış biçimiyle bu gayriresmî yorumu tamamlayın: ____ the rushed plan caused more problems.
Cevabı göster
Not surprising that
Careful what you call him: sözcük seçimine yönelik doğrudan bir uyarı
Careful, konuşma dilinde Be careful ifadesinin kısaltılmış biçimidir. what you call him yan cümlesi, dikkat edilmesi gereken şeyi, yani onu tanımlamak için kullanılan sözcüğü ya da etiketi belirtir. Bu nedenle cümle, sözcükleri dikkatle seçmeye yönelik doğrudan bir uyarıdır. Burada call, “telefon etmek” veya “yanına çağırmak” değil, “birine bir ad ya da nitelik vermek” anlamındadır. Daha genel olan Careful what you + fiil kalıbı, birini bir eylem ya da o eylemin içeriği konusunda dikkatli düşünmesi için uyarır.
Alıştırma
“Careful what you call him” cümlesinde konuşan kişi dinleyeni ne yapması konusunda uyarıyor?
- Onu telefonla ararken dikkatli olmak.
- Gelmesini isterken alçak sesle konuşmak.
- Onun için saygılı veya doğru bir niteleme seçmek.
Cevabı göster
Onun için saygılı veya doğru bir niteleme seçmek.
16 million men today are descended from Chinggis Khan. Kalıp ifadeler
5:25Bugün 16 milyon erkek Çinggis Han'ın soyundan geliyor.
are descended from Chinggis Khan: soy bağını ifade etmek
be descended from kalıbı, “bir kişiyi veya daha eski bir topluluğu ata olarak kabul eden bir soydan gelmek” anlamındadır. Günümüzde yaşayan torunlar özne olur; ata veya daha eski topluluk ise from sözcüğünden sonra gelir. Bu cümlede are descended from Chinggis Khan, soy bağı hakkında bir iddia ifade eder. Descended, bu erkeklerin fiziksel olarak aşağı doğru hareket ettiğini anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi be descended from ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya ____ one of the town's founders.
Cevabı göster
is descended from
one in every 200: istatistiksel bir oran
one in every 200 bir oran bildirir: 200 kişiden ya da nesneden oluşan bir grupta bir kişi veya nesne, söz konusu özelliğe sahiptir. Aynı oran 1/200'e, yani %0,5'e eşittir. Bağlam hangi gruptan söz edildiğini zaten gösteriyorsa, bu cümlede olduğu gibi 200'den sonra grup adı söylenmeyebilir. İstatistikte bu ifade genellikle ortalama bir oranı anlatır; gerçek hayattaki her 200 kişilik ya da nesnelik grupta tam olarak bir vaka bulunacağını garanti etmez.
Alıştırma
Elli başvurandan birinin kabul edildiğini söylemek için one in every + sayı kalıbını kullanın: On average, ____ applicants is accepted.
Cevabı göster
one in every fifty
Karşıtlık kalıbı olarak For every X, there are Y
For every X, there are Y kalıbı bir X'i ona karşılık gelen Y grubunun yanına yerleştirir. Burada dikkat, övülen tek bir fatihten fethi yaşayan çok daha büyük sayıdaki insanlara kaydırılır; böylece hem sayısal hem de ahlaki bir karşıtlık kurulur. Conquered, conquer fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve burada people sözcüğü anlaşılacak şekilde ad gibi kullanılmıştır: millions of people who were conquered. Bu sıkıştırılmış söyleyiş retoriktir; gündelik İngilizcedeki en açık ifade değildir.
Alıştırma
Karşıtlığı For every X, there are Y kalıbıyla tamamlayın: ____ public success, ____ many private failures that no one sees.
Cevabı göster
For every · there are
Whose stories will survive? ile düşünmeye yönelten soru
Bu soru, odağı insanlar ve olaylardan tarihte kimin hatırlanacağına kaydırır. Whose, kalıcı olacak anlatıların kimlere ait olduğunu sorar; böylece basit bir liste istemek yerine güç ve tarihsel bellek üzerine düşünmeye yöneltir. Burada survive, “korunarak, yeniden anlatılarak veya hatırlanarak varlığını sürdürmek” anlamındadır. Özne stories olduğu için insanların hayatta kalması anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bağlamda “Whose stories will survive?” sorusunun temel işlevi nedir?
- Dikkati kimlerin anlatılarının tarihte korunacağına yöneltir.
- Hangi karakterlerin fiziksel olarak hayatta kaldığını sorar.
- Belirli bir hikâyenin adını sorar.
Cevabı göster
Dikkati kimlerin anlatılarının tarihte korunacağına yöneltir.
And can a leader's historical or cultural significance outweigh the deaths they caused along the way? Notlar
5:38Ve bir liderin tarihi veya kültürel önemi, yolda neden oldukları ölümlerden daha mı ağır basar?
historical or cultural significance outweigh: değer ile maliyeti karşılaştırma
Outweigh kelimesi sözcük anlamıyla başka bir şeyden daha ağır olmak demektir; ancak burada bir değerlendirme metaforu olarak kullanılır. Bir liderin tarihsel veya kültürel önemi, o liderin neden olduğu ölümlerle karşılaştırılır ve ilkinin ikincisinden daha ağır basıp basamayacağı sorulur. A outweighs B yapısı, A'nın önem, fayda, etki veya güç bakımından B'den daha büyük olduğunu belirtir. Özne, daha büyük olduğu düşünülen unsuru; nesne ise onun aştığı unsuru gösterir.
Alıştırma
Hedef fiil outweigh'in doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The long-term benefits may ____ the short-term costs.
Cevabı göster
outweigh
along the way: süreç sırasında
Burada along the way, “daha uzun bir sürecin devamı sırasında” anlamına gelir. Süreci bir yolculuk gibi gösterir; gerçek bir yolun kenarındaki konumu anlatmaz. Bu soruda ifade, ölümleri liderin tarihsel veya kültürel öneme ulaşma yolunun içine yerleştirir. Bu nedenle zararlı olayları, daha büyük bir sonuca ulaşılırken ortaya çıkan bedeller veya sonuçlar olarak çerçeveleyebilir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz ve “süreç sırasında” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We changed our plan several times ____, but we still met the deadline.
Cevabı göster
along the way
These are the questions that arise when we put history on trial. Notlar
5:45İşte tarihi yargıladığımızda ortaya çıkan sorular bunlardır.
questions that arise: ortaya çıkan sorular
Questions that arise, “bir durum geliştikçe ortaya çıkan veya oluşan sorular” anlamına gelir. Arise geçişsizdir: questions öznedir ve fiil doğrudan nesne almaz. That arise ilgi cümleciği hangi soruların kastedildiğini belirtir. When ile başlayan cümlecik ise bu soruların ortaya çıktığı durumu gösterir. Bu kalıp problems, issues, conflicts ve opportunities gibi soyut isimlerle yaygındır.
Alıştırma
Kanıtlar değiştiğinde yeni soruların ortaya çıktığını doğru ifade eden cümle hangisidir?
- New questions arise when the evidence changes.
- The evidence arises new questions.
- New questions raise when the evidence changes.
Cevabı göster
New questions arise when the evidence changes.
mahkeme metaforu olarak put history on trial
Bu cümlede put history on trial bir mahkeme metaforudur. Tarih, geçmişi incelenip yargılanabilecek bir sanıkmış gibi ele alınır; bu, tarihi gerçekten mahkemeye çıkarmak demek değildir. Videodaki temsili mahkeme çerçevesinde bu ifade, tarihsel değerlendirmeyi kanıtları, sorumluluğu, başarıları ve verilen zararı tartma süreci olarak sunar. Daha genel olarak, soyut bir şeyi put on trial kalıbıyla anlatmak, onu kamusal veya ahlaki açıdan sıkı bir yargılamaya tabi tutmak demektir.
Alıştırma
Bu cümlede put history on trial ne anlama gelir?
- Bir mahkeme metaforuyla tarihi incelemek ve yargılamak
- Tarihi gerçek bir hukuki sanık olarak kovuşturmak
- Bir adliye binasında tarih dersi vermek
Cevabı göster
Bir mahkeme metaforuyla tarihi incelemek ve yargılamak