Amerika vs Çin: ticaret savaşı neden yakında bitmeyecek?: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
1.406 kelime 177 kel/dk

Video özeti: Haber, Çin'in DTÖ'ye girişinden karşılıklı vergilere, küresel etkilere, sınırlı bir ilk anlaşmaya ve Huawei anlaşmazlığına uzanan ABD-Çin ticaret savaşını izliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. locking horns. fiziksel temas değil iki güçlü tarafın çatışması anlamına gelen bir “deyim ve mecazi ifade”dir; yoğun siyasi veya ticari rekabet için kullanılır. 2. not only ... but, daha güçlü ikinci bir sav ekleyen “dil bilgisi ve cümle kalıbı”dır. İki parçayı eşleştirerek katmanlı kanıtları açıkça düzenleyin. 3. As things stand now, yargıyı mevcut koşullarla sınırlayan bir “kalıplaşmış söz öbeği ve eşdizim”dir. Geçici görünüm sunar; vaat veya kesin tahmin değildir.

Bu derste

The world's leading superpowers are locking horns. Deyimler

0:00

Dünyanın önde gelen süper güçleri boynuz tokuşturuyor.

Deyimler

locking horns: güçlü ve doğrudan bir çatışma

To lock horns, güçlü ve doğrudan bir çatışmaya ya da tartışmaya girmek demektir. İfade, boynuzlu hayvanların birbirini itmesi görüntüsünden gelir; ancak burada mecaz anlamdadır. Bu cümlede are locking horns, süper güçleri birbirleriyle doğrudan yüzleşen ve güçleri birbirine yakın rakipler olarak gösterir. Süreklilik yapısı çatışmanın şu anda devam ettiğini belirtir. Haber dilinde bu deyim, siyasi, ticari veya kurumsal anlaşmazlıkları kafa kafaya bir mücadele gibi göstermek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu açıklamadaki deyimle tamamlayın: During the meeting, the two managers ____ over the budget.

Cevabı göster

locked horns

Game on here. Deyimler

0:03

Oyun başlıyor.

Deyimler

Game on: rekabet başladı

Game on, bir karşılaşmanın, meydan okumanın veya ciddi bir rekabetin başladığını belirten kısa bir ünlemdir. “Meydan okumayı kabul ediyorum” anlamına da gelebilir. Burada oyun oynama daveti değildir. Bu kısa yorumda Game on, gelişmekte olan çatışmayı bir yarışma olarak çerçeveler ve heyecan ile dramatik bir hava katar. Sondaki here mevcut durumu gösterir: mücadele artık başlamıştır.

Alıştırma

Bir şirket, rakibinin onunla rekabet eden bir ürün piyasaya sürdüğünü öğreniyor. Biri “Game on.” diyor. Bununla ne demek istiyor?

  1. Herkesi oyun oynamaya davet ediyorlar.
  2. Rakip piyasadan çekildi.
  3. Ciddi rekabet başladı.
Cevabı göster

Ciddi rekabet başladı.

Trade war between the United States and China is here.

0:04

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ticaret savaşı burada.

Over the past 16 months,

0:07

Geçtiğimiz 16 ay boyunca,

America and China have been trading blows through tariffs on goods. Deyimler

0:09

Amerika ve Çin mallara uygulanan gümrük vergileri üzerinden birbirlerine darbe indiriyor.

Deyimler

Trading blows: karşılıklı saldırmak

Trade blows, iki tarafın sırayla birbirine saldırması anlamına gelir. İfade, boksörlerin karşılıklı yumruk atmasından gelir; ancak burada mecazi anlamda kullanılmıştır. Bu cümledeki "darbeler", Amerika ve Çin'in uyguladığı gümrük vergileridir. Konu uluslararası ticaret olsa da trade burada "karşılıklı vermek" anlamında bir fiildir; "ticaret" anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve "sırayla birbirine saldırmak" anlamına gelen iki kelimelik tam ifadeyle tamamlayın: The rival companies have been ____ over the new contract.

Cevabı göster

trading blows

We are looking at a reality that has, you know,

0:14

Biliyorsunuz, şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız,

a 25% tariff on every single product that would come in from China.

0:15

Çin'den gelecek her bir ürüne %25'lik bir gümrük vergisi uygulanıyor.

The impact is being felt on industries worldwide. Dilbilgisi

0:20

Bu etki dünya çapında endüstrilerde hissediliyor.

Dilbilgisi

Is being felt: şimdiki zamanın edilgen yapısı

Is being felt, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır: is + being + felt geçmiş zaman ortacı. İnsanların ve şirketlerin etkiyi şu anda yaşadığı anlamına gelir; impact hisseden değil, hissedilen şeydir. Edilgen yapı dikkati impact üzerinde tutar ve etkiyi hissedenlerin belirtilmemesine imkân verir. On industries worldwide, etkilerin nerelere ulaştığını gösterir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. Being sözcüğündeki iki heceye odaklanın.

  1. The impact has been felt across the region.
  2. The impact is being felt across the region.
  3. The impact is felt across the region.
Cevabı göster

The impact is being felt across the region.

But what is the story behind the America-China trade war? Kalıp ifadeler

0:24

Fakat Amerika-Çin ticaret savaşının arkasındaki hikaye nedir?

Kalıp ifadeler

story behind: temel nedenleri ve arka planı sormak

Bu soruda story behind, ticaret savaşını açıklayan arka planı, nedenleri ve olayların gelişim sürecini ifade eder. Buradaki story, kurgusal bir hikâye anlamına gelmez. the story behind + isim kalıbını, görünür bir olaydan veya güncel bir konudan onun nasıl ve neden geliştiğini açıklamaya geçmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle bir olayın daha geniş arka planını ve nedenlerini doğal biçimde sorar?

  1. What's the story of the sudden rise in food prices?
  2. What's the story behind the sudden rise in food prices?
  3. What's one reason for the sudden rise in food prices?
Cevabı göster

What's the story behind the sudden rise in food prices?

So, the trade war,

0:30

Peki, ticaret savaşı,

what have you guys been looking at?

0:32

sizler neyi inceliyordunuz?

The US doesn't like that China is growing so fast

0:33

ABD, Çin'in bu kadar hızlı büyümesinden

and set to overtake uh America as like the biggest economy in the world if it hasn't already by certain Kalıp ifadeler

0:36

ve dünyanın en büyük ekonomisi olarak uh Amerika'yı geçmeye hazırlandığından hoşlanmıyor, eğer halihazırda belirli

measures,

0:42

ölçütlere göre geçmediyse,

right?

0:42

değil mi?

Kalıp ifadeler

be set to overtake: olası bir sıralama değişimini tahmin etmek

China is growing ... and set to overtake ifadesinde set, daha önce gelen is fiilini paylaşır: China is ... set to overtake. be set to + fiilin yalın hâli kalıbı, mevcut kanıtlara veya eğilimlere göre gelecekteki bir gelişmenin kuvvetle beklendiğini anlatır; bu bir tahmindir, garanti değildir. Burada overtake bir nesne alır ve sıralama, büyüklük veya performans bakımından o nesneye yetişip önüne geçmek anlamına gelir.

Alıştırma

Tahmin cümlesini, derste öğrenilen ve “kuvvetle beklenmek” anlamına gelen üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: Based on current sales, the new model ____ overtake its main rival this year.

Cevabı göster

is set to

Basically,

0:43

Temel olarak,

China and US are kind of caught in this race of imposing tariffs on each other. Deyimler

0:44

Çin ve ABD birbirlerine gümrük vergisi uygulama yarışına yakalanmış durumdalar.

Deyimler

caught in this race: tırmanan bir rekabetin içine sıkışmak

Bu cümlede caught in this race, Çin ile ABD’nin giderek tırmanan bir rekabetin içine sıkıştığını anlatır: taraflardan biri diğerine daha fazla gümrük vergisiyle karşılık verir. Caught burada “yakalanıp tutuklanmış”, race ise gerçek bir spor yarışı anlamında değildir. be caught in + durum kalıbı, birinin kontrol etmesi veya içinden çıkması zor bir sürece sürüklendiğini gösterir. a race ifadesi, karşı tarafa yetişme, onu geçme veya ona sürekli karşılık verme baskısını vurgular.

Alıştırma

Rekabetten çıkmanın zor olduğunu anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Two rival app companies keep rushing out similar features, and both are ____ to launch updates first.

Cevabı göster

caught in a race

So,

0:48

Yani,

US slaps a high tariff on certain products and then China retaliates. Kelime

0:49

ABD belirli ürünlere yüksek gümrük vergisi yapıştırıyor ve ardından Çin misilleme yapıyor.

Kelime

slaps a high tariff on: sert ve canlı haber dili

Burada slaps a high tariff on, yüksek bir ithalat vergisini ani ve sert bir şekilde uygulamak anlamına gelir. Slap mecazidir; ürünlere fiziksel olarak vurulmaz. Bu, canlı bir haber dilidir. Fiil, ticaret önlemini ani ve saldırgan göstererek diğer ülkenin misillemesine zemin hazırlar. Yapı slap + vergi, para cezası, yasak veya başka bir yaptırım + on + etkilenen kişi ya da şey biçimindedir.

Alıştırma

Dersin canlı haber ifadesiyle cümleyi tamamlayın: To protect local farmers, the government suddenly ____ imported cheese.

Cevabı göster

slapped a high tariff on

It's multiple industries across multiple markets.

0:52

Bu, birden fazla pazarda birden fazla sektörü kapsıyor.

It's huge.

0:55

Çok büyük.

And I think right now it'd be a really good time to look at what's happening

0:56

Ve bence şu an ne olup bittiğine

and how it could impact the world from now on. Kalıp ifadeler

0:59

ve bundan sonra dünyayı nasıl etkileyebileceğine bakmak için gerçekten iyi bir zaman.

Kalıp ifadeler

From now on: şimdi başlayıp devam eden bir değişiklik

From now on, “şimdiki andan başlayıp gelecekte devam ederek” anlamına gelir. Cümlede, ticaret savaşının dünyayı etkileyebileceği zaman aralığını belirler. Bu ifade çoğu zaman yeni bir aşamayı gösterir: Bir kural, alışkanlık, durum veya etki şu andan itibaren değişir. Genellikle gelecekteki belirsiz tek bir anı göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle şimdi başlayan ve sürmesi beklenen yeni bir kuralı açıkça ifade eder?

  1. Later on, all team updates must be posted in the shared channel.
  2. From now on, all team updates must be posted in the shared channel.
  3. For now, all team updates must be posted in the shared channel.
Cevabı göster

From now on, all team updates must be posted in the shared channel.

At The Economist,

1:03

The Economist'te,

we've been covering the trade war extensively.

1:04

ticaret savaşını kapsamlı bir şekilde ele alıyoruz.

Soumaya Keynes is our trade and globalization editor,

1:09

Soumaya Keynes bizim ticaret ve küreselleşme editörümüz,

based in Washington DC.

1:12

Washington DC'de görev yapıyor.

How did this whole trade war kick off? Öbek fiiller

1:14

Bütün bu ticaret savaşı nasıl patlak verdi?

Öbek fiiller

Kick off: bir etkinliği veya süreci başlatmak

Burada kick off, “başlamak” anlamına gelir. Soru, ticaret savaşının başlamasına neyin yol açtığını ve ilk aşamasının nasıl geliştiğini sorar. Bir öbek fiil olarak kick off, geçişsiz (The meeting kicks off at nine) veya geçişli (They kicked off the campaign with a debate) kullanılabilir. Buradaki anlam gerçek anlamda tekme atmak değildir.

Alıştırma

Cümleyi doğal biçimde tamamlayan öbek fiili seçin: The festival will ___ with a parade at noon.

  1. set off
  2. kick off
  3. put off
Cevabı göster

kick off

How did this whole trade war start?

1:15

Bütün bu ticaret savaşı nasıl başladı?

For a long time,

1:17

Uzun bir zamandır,

there have been frustrations that past American administrations had with the Chinese.

1:17

geçmiş Amerikan yönetimlerinin Çinlilere karşı yaşadığı hayal kırıklıkları vardı.

On the 2016 presidential campaign trail, Kültür

1:23

2016 başkanlık kampanyası sürecinde,

Kültür

On the presidential campaign trail: başkanlık kampanyası sırasında

Burada the presidential campaign trail, başkan adaylarının seyahat ettiği, konuşmalar yaptığı, seçmenlerle görüştüğü ve destek aradığı dönemi ve bir dizi halka açık etkinliği ifade eder. Trail mecazi anlamdadır; gerçek bir patika değildir. Baştaki On the 2016 presidential campaign trail ifadesi, ardından gelen sözlerin zamanını ve siyasi bağlamını belirtir: söz, 2016 ABD başkanlık seçimi kampanyası devam ederken söylenmiştir.

Alıştırma

Cümleyi “seçim kampanyasının etkinlikleri ve seyahatleri” anlamındaki sabit siyasi ifadeyle tamamlayın: During the election, the candidate spent weeks on the ____.

Cevabı göster

campaign trail

you started to see some really tough rhetoric. Kalıp ifadeler

1:27

gerçekten sert söylemler duymaya başladınız.

Kalıp ifadeler

Really tough rhetoric: gerçekten çok sert söylem

Bu cümlede really, tough kelimesinin derecesini artırır. Tough burada “anlaması zor” değil; güçlü, sert veya çatışmacı demektir. Rhetoric ise özellikle siyasette insanları ikna etmek veya etkilemek için kullanılan kamusal dili ifade eder. Bu nedenle really tough rhetoric, sözlerin tonunu anlatır. Bu ifade tek başına daha sonra sert bir politika ya da eylemin geldiği anlamına gelmez. Buradaki rhetoric ayrıca güzel konuşmayı övmekten çok belirli bir eleştirel mesafe taşıyabilir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi “really tough rhetoric” olarak tanımlanır?

  1. Bir aday konuşmasında çok sert ve çatışmacı sözler kullanır.
  2. Bir konuşmacı anlaşılması zor kelimeler kullanır.
  3. Bir hükûmet yeni ve sert bir yasayı sessizce yürürlüğe koyar.
Cevabı göster

Bir aday konuşmasında çok sert ve çatışmacı sözler kullanır.

We can't continue to allow China to rape our country, Kelime

1:31

Çin'in ülkemize tecavüz etmesine izin vermeye devam edemeyiz,

Kelime

Kışkırtıcı bir siyasi metafor olarak“rape our country”

Buradaki rape our country, cinsel şiddet hakkında gerçek anlamlı bir iddia değildir. Çin'i ülkeyi ağır biçimde sömürmek ve çıkarlarına ciddi zarar vermekle suçlayan aşırı bir metafordur. Sözcük, gerçek anlamındaki şiddet ve dehşeti siyasi suçlamaya taşır. Bu nedenle cümle tarafsız veya kesin olmaktan çok mutlak, öfkeli ve yoğun biçimde duygu yüklü gelir.

Alıştırma

Adaletsiz bir ticaret anlaşmasını tarafsız biçimde anlatmak için “The agreement raped our country” demek uygun mudur?

  1. Evet. Ekonomik zararı anlatan standart ve tarafsız bir ifadedir.
  2. Hayır. Bu, aşırı ve potansiyel olarak kırıcı bir metafordur.
Cevabı göster

Hayır. Bu, aşırı ve potansiyel olarak kırıcı bir metafordur.

and that's what they're doing.

1:35

ve yaptıkları şey de tam olarak bu.

And so he gets into office, Kelime

1:37

Ve böylece o göreve geliyor,

Kelime

“get into office”: kamusal bir görevi kazanıp üstlenmek

Burada gets into office, siyasi güç kazanmak ve seçilmiş ya da resmî bir görevde hizmet etmeye başlamak anlamına gelir. Office bir oda veya iş yeri değil, kamusal bir görev ya da yetki demektir. Get into içindeki hareket anlamı mecazidir: seçim zaferini bir role giriş olarak sunar. İfade güce ulaşmaya odaklanır; kişinin orada ne kadar süre kalacağını kendi başına belirtmez.

Alıştırma

“After winning the election, Jordan got into office” cümlesinde “got into office” ne anlama gelir?

  1. Jordan bir devlet görevinden ayrıldı.
  2. Jordan bir iş yerine yürüyerek girdi.
  3. Jordan kamusal bir görev veya siyasi güç kazandı.
Cevabı göster

Jordan kamusal bir görev veya siyasi güç kazandı.

his United States trade representative, Kültür

1:38

onun Amerika Birleşik Devletleri ticaret temsilcisi,

that's the kind of official trade negotiator,

1:41

ki bu resmi ticaret müzakerecisi gibi bir şey,

Kültür

United States Trade Representative: Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Temsilcisi

“United States Trade Representative”, ticaret politikasından ve uluslararası ticaret müzakerelerinden sorumlu üst düzey ABD hükümet yetkilisinin resmî unvanıdır. Bu cümlede ifade, Amerikan ticaretini temsil eden herhangi bir kişiyi değil, hükümet adına müzakere yapan bir yetkiliyi belirtir. Bu unvan sık sık “U.S. Trade Representative” veya “USTR” şeklinde kısaltılır. Ardından gelen “official trade negotiator” açıklaması, bu ifadeyi anlamak için gereken görevi belirtir.

Alıştırma

United States Trade Representative ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Ticaret politikasına liderlik eden ve diğer ülkelerle müzakere yapan bir ABD hükümet yetkilisi
  2. Bir ticaret fuarında markayı temsil eden özel şirket çalışanı
  3. Amerikan ürünleri ihraç eden herhangi bir satış görevlisi
Cevabı göster

Ticaret politikasına liderlik eden ve diğer ülkelerle müzakere yapan bir ABD hükümet yetkilisi

they're working on this big report.

1:44

bu büyük rapor üzerinde çalışıyorlar.

So,

1:46

Yani,

they're essentially investigating China's economic practices.

1:46

aslında Çin'in ekonomik uygulamalarını soruşturuyorlar.

Essentially,

1:51

Özünde,

the question they're asking is,

1:51

sordukları soru şu,

has China done anything that would frustrate America's economic interests? Kelime

1:53

Çin, Amerika'nın ekonomik çıkarlarını boşa çıkaracak herhangi bir şey yaptı mı?

Kelime

frustrate America's economic interests: Amerika'nın ekonomik çıkarlarını engellemek

Burada frustrate, “bir şeyi engellemek, önünü kesmek veya gerçekleşmesini önlemek” anlamına gelen resmî ve geçişli bir fiildir. Nesnesi America's economic interests olduğundan soru, Çin'in ABD'nin ekonomik hedeflerine veya çıkarlarına karşı işleyen bir şey yapıp yapmadığını sorar. Bu, frustrate fiilinin “birini kızdırmak veya cesaretini kırmak” biçimindeki duygusal anlamı değildir. İfade, Amerika'nın üzüldüğünü söylemez; ekonomik amaçlar üzerindeki bir etkiyi anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede “frustrate America's economic interests” ne anlama gelir?

  1. Amerika'nın ekonomi politikalarını daha ayrıntılı biçimde açıklamak
  2. Amerikalıları ekonomi konusunda kişisel olarak kızdırmak
  3. Amerika'nın ekonomik hedeflerini ve çıkarlarını engellemek veya bunlara karşı çalışmak
Cevabı göster

Amerika'nın ekonomik hedeflerini ve çıkarlarını engellemek veya bunlara karşı çalışmak

And they find,

1:59

Ve buluyorlar ki,

surprise surprise, Ton ve niyet

2:00

sürpriz sürpriz,

Ton ve niyet

Alaycı surprise surprise ifadesi

Surprise sözcüğü surprise, surprise şeklinde tekrarlandığında çoğu zaman gerçek bir şaşkınlığın tersini anlatır: sonuç tamamen tahmin edilebilirdi. Burada konuşmacı, varılan sonucun zaten beklediği şeyle uyuştuğunu belirtmek için kuru bir alay kullanıyor. Bu tutumu yalnızca surprise sözcüğünün anlamından değil, çevresindeki bağlamdan çıkarmak gerekir.

Alıştırma

“The same supplier missed another deadline—surprise, surprise,” cümlesinde surprise, surprise ne anlatıyor?

  1. Konuşmacı haberi duymadı.
  2. Son teslim tarihinin kaçırılması gerçekten şaşırtıcıydı.
  3. Son teslim tarihinin kaçırılması tahmin edilebilirdi.
Cevabı göster

Son teslim tarihinin kaçırılması tahmin edilebilirdi.

yes.

2:01

evet.

How long a history is there of uh these complaints the US has about China?

2:02

ABD'nin Çin hakkındaki uh bu şikayetlerinin ne kadar uzun bir geçmişi var?

These concerns go back for a really long time,

2:06

Bu endişeler çok uzun bir süre öncesine dayanıyor,

and I think to understand them properly,

2:09

ve bence onları doğru bir şekilde anlamak için,

you really need to go way back to the expectations that people had when China was thinking about entering the World Trade Organization. Notlar

2:11

gerçekten insanların Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne girmeyi düşündüğü zamanki beklentilerine kadar gitmeniz gerekiyor.

Öbek fiiller

Uzak bir kökeni izlemek için go way back

Go back bir hikâyeyi, nedeni veya geçmişi daha önceki bir zamana yerleştirebilir. Burada way samimi dilde kullanılan bir pekiştiricidir; bu nedenle go way back, konuyu çok daha eski bir zamana kadar takip etmek anlamına gelir. Bu cümlede konuşmacı, günümüzdeki meseleyi anlamak için Çin'in Dünya Ticaret Örgütüne olası katılımıyla ilgili beklentilerin oluştuğu döneme kadar çok daha geriye bakmak gerektiğini söylüyor. Way burada “yol” anlamına gelmez ve fiziksel olarak geri dönmek söz konusu değildir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: To understand this custom, we need to ____ to the town's earliest records.

Cevabı göster

go way back

Kültür

Dünya Ticaret Örgütü (WTO)

Dünya Ticaret Örgütü, ülkeler arasındaki ticaret kurallarını belirleyen ve yöneten uluslararası kurumdur. İngilizcede genellikle WTO olarak kısaltılır. Burada entering the World Trade Organization, bu belirli kurumun üyesi olmak anlamına gelir. İfade, Çin'in bir üye olarak kabul edeceği kural ve taahhütleri anlatır; genel anlamda ticarete katılmaya başlamayı anlatmaz.

Alıştırma

Cümledeki the World Trade Organization neyi ifade ediyor?

  1. Bir işletmenin yurt dışında mal satmasına yardım eden herhangi bir kuruluş
  2. Ülkeler arasındaki ticaret kurallarını belirleyen ve yöneten uluslararası bir kurum
  3. Çin ile ticaret ortakları arasındaki geçici bir toplantı
Cevabı göster

Ülkeler arasındaki ticaret kurallarını belirleyen ve yöneten uluslararası bir kurum

China's economic rise has been dramatic.

2:21

Çin'in ekonomik yükselişi dramatik oldu.

In 1978,

2:23

1978'de,

China's GDP at market prices was just 6% of America's.

2:25

Çin'in piyasa fiyatlarıyla GSYH'si Amerika'nınkinin sadece %6'sıydı.

Last year,

2:29

Geçen yıl,

it had grown to 66%.

2:30

bu oran %66'ya çıktı.

When considering local spending power,

2:32

Yerel harcama gücü dikkate alındığında,

China has already overtaken America.

2:34

Çin, Amerika'yı çoktan geride bıraktı.

This unprecedented growth began with Deng Xiaoping.

2:39

Bu benzeri görülmemiş büyüme Deng Xiaoping ile başladı.

He started opening up China's economy to the world in 1978, Öbek fiiller

2:43

1978'de Çin'in ekonomisini dünyaya açmaya başladı,

Öbek fiiller

opening up China's economy: Çin ekonomisini dışa açmak

Ekonomi politikası ve piyasa dilinde open up an economy, engelleri azaltmak ve dünyanın geri kalanıyla daha fazla ticarete, yatırıma veya başka ekonomik faaliyetlere izin vermek demektir. Fiziksel olarak bir şeyi açmak anlamına gelmez. opening up biçimindeki -ing, reformu 1978'de başlayan bir süreç olarak sunar. Kalıp open up + an economy or market + to + outside trade, investment, or competition şeklinde kurulabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘engelleri azaltmak ve daha fazla dış katılıma izin vermek’ anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The government plans to ____ its market to foreign investors.

Cevabı göster

open up

and the country quickly became the world's factory. Deyimler

2:47

ve ülke hızla dünyanın fabrikası haline geldi.

Deyimler

ekonomik bir mecaz olarak the world's factory

The world's factory, uluslararası pazarlar için çok büyük miktarda mal üreten bir ülkeyi anlatan mecazdır. Bu cümlede Çin'in üretim ve ihracat merkezi olarak hızla büyümesini anlatır; ülkenin tamamının gerçekten tek bir fabrika olduğu anlamına gelmez. Ekonomi haberlerinde bu ifade, geniş kapsamlı bir sanayi rolünü akılda kalıcı bir imgeyle özetler: birçok küresel tedarik zinciri oradaki üretime bağlıdır.

Alıştırma

Bir ekonomi haberinde bir ülkeye "the world's factory" denmesi ne anlama gelir?

  1. Üretilmiş malları çoğunlukla başka ülkelerden satın alır.
  2. Ülkenin tamamı yasal olarak kayıtlı tek bir fabrikadır.
  3. Küresel pazarlar için mal üreten büyük bir merkezdir.
Cevabı göster

Küresel pazarlar için mal üreten büyük bir merkezdir.

Over the next decade,

2:50

Sonraki on yıl içinde,

exports as a share of GDP tripled, Kelime

2:52

ihracatın GSYH içindeki payı üç katına çıktı,

Kelime

oran ifade eden X as a share of Y

X as a share of Y, X'in Y'ye oran olarak ifade edilmesi anlamına gelir ve genellikle yüzde biçiminde gösterilir. Burada exports X, GDP ise Y'dir; dolayısıyla ifade ihracatın GSYİH'ye oranını verir ve ihracatın ekonomiye göre büyüklüğünü gösterir. Bu ifade yalnızca bir miktarı değil, bir oranı belirtir. Bu pay üç katına çıktıysa ihracatın GSYİH'ye oranı önceki değerinin üç katı olmuştur; bu tek başına ihracatın da üç katına çıktığı veya payın üç yüzde puan arttığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için as, a, share ve of sözcüklerinin her birini bir kez kullanın: Online sales rose ____ total revenue.

Cevabı göster

as a share of

and by 1988,

2:54

ve 1988'e gelindiğinde,

15% of China's exports went to America.

2:56

Çin'in ihracatının %15'i Amerika'ya gidiyordu.

The World Trade Organization opened its doors to China in 2001, Deyimler

3:01

Dünya Ticaret Örgütü kapılarını 2001 yılında Çin'e açtı,

Deyimler

Open its doors to: erişime veya üyeliğe izin vermek

Open its doors to, kapı açma imgesini kullanarak bir kişi, grup veya ülkeyi kabul etmeye, karşılamaya ya da bunlara erişim vermeye başlamayı anlatan bir mecazdır. Bir binanın kapılarını gerçekten açmayı ifade etmez. Bu cümlede örgüt, 2001 yılında Çin'i üye olarak kabul etmiştir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, kurum, program veya pazar + open its doors to + erişim verilen kişi ya da grup şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi open its doors to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The science club ____ new members this year.

Cevabı göster

opened its doors to

and it was America that ushered it in. Notlar

3:05

ve onun içeri girmesine öncülük eden Amerika'ydı.

Dilbilgisi

It was America that...: eylemi yapanı vurgulamak

It was America that..., ifadenin bir bölümünü güçlü biçimde öne çıkaran it-cleft adlı vurgu yapısıdır. Odaklanan bölüm America olduğundan cümle, Çin'in örgüte girmesine başka bir ülkenin değil Amerika'nın yardım ettiğini söyler. Kalıp It was + odaklanan öge + that + cümlenin geri kalanı şeklindedir. İlk it yalnızca vurgu yapısını kurar ve Çin'e gönderme yapmaz. ushered it in içindeki sonraki it Çin'i gösterir; ushered it in ise “onun içeri girmesine yardım etti” anlamındadır.

Alıştırma

careful planning ifadesini vurgulayan it-cleft yapısını tamamlayın: ____ careful planning ____ made the project succeed.

Cevabı göster

It was · that

Öbek fiiller

ushered it in: girişini sağlamak

Bu cümlede ushered it in, “Çin'in DTÖ'ye girmesine yardım etti” veya “üyeliğini mümkün kıldı” anlamına gelir. Çin'i fiziksel olarak bir kapıdan içeri götürmeyi değil, siyasi destek ve kolaylaştırmayı anlatır. Yapı usher + nesne + in şeklindedir. Hedef zaten belliyse ushered it in örneğindeki gibi yalnızca in kullanılabilir. Hedef açıkça belirtilecekse usher + nesne + into + yer veya kuruluş yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi usher ... in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The new system had been discussed for years, but the final vote ____.

Cevabı göster

ushered it in

Bringing China into the WTO is a win-win decision. Kelime

3:08

Çin'i DTÖ'ye dahil etmek kazan-kazan türünde bir karardır.

Kelime

win-win decision: bütün taraflara yarar sağlayan bir karar

Win-win, ilgili bütün ana taraflara yarar sağlaması beklenen bir sonucu veya seçimi anlatır. win-win decision ifadesinde win-win, decision sözcüğünü niteleyen, kısa çizgili bir birleşik sıfattır. Burada konuşmacı, Çin'i DTÖ'ye alma politikasını olumlu değerlendirir. Bu etiket ortak yarar beklentisini ifade eder; tek başına, sonraki sonuçların gerçekte ne olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi açıklama a win-win decision ifadesini doğru kullanır?

  1. Bir takıma her şeyi, diğerine hiçbir şey vermeyen bir seçim — a win-win decision
  2. Etkileri hâlâ bilinmeyen bir seçim — a proven win-win decision
  3. Her iki takımın da para tasarruf etmesini sağlayan bir seçim — a win-win decision
Cevabı göster

Her iki takımın da para tasarruf etmesini sağlayan bir seçim — a win-win decision

It will protect our prosperity,

3:14

Refahımızı koruyacaktır,

and it will promote the right kind of change in China.

3:16

ve Çin'de doğru türden bir değişimi teşvik edecektir.

After joining the WTO,

3:19

DTÖ'ye katıldıktan sonra,

China became an economic superpower.

3:21

Çin ekonomik bir süper güç haline geldi.

But people had expected the country to also become more like a Western capitalist economy. Dilbilgisi

3:24

Ancak insanlar ülkenin aynı zamanda daha çok Batılı bir kapitalist ekonomi gibi olmasını beklemişlerdi.

Dilbilgisi

expected the country to also become: expect + nesne + to-infinitive

expected the country to also become ifadesinde yapı expect + nesne + to-infinitive şeklindedir. The country, expected fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda become fiilinin anlamca öznesidir. İfade, insanların ülkenin ek bir değişim geçireceğine inandığını anlatır. Past perfect yapıdaki had expected, bu beklentiyi geçmişteki daha sonraki bir durum veya sonuçtan önceye yerleştirir. Also bu değişimi beklenen başka bir gelişmeye ekler; expect + nesne + to-infinitive yapısını değiştirmez.

Alıştırma

expected / the team / win sözcüklerini kullanarak cümleyi expect + nesne + to-infinitive yapısıyla tamamlayın: We ____ the final.

Cevabı göster

expected the team to win

That didn't happen.

3:29

Bu gerçekleşmedi.

America now claims that China achieved its growth by not playing fair. Deyimler

3:31

Amerika şimdi Çin'in büyümesini adil oynamayarak elde ettiğini iddia ediyor.

Deyimler

not playing fair: haksız davranış suçlaması

Play fair, insanlar veya gruplar rekabet ederken, müzakere yürütürken ya da birbirleriyle iş yaparken kabul edilen kurallara uymak ve dürüst davranmak demektir. Not playing fair, birinin haksız kabul edilen davranışlarla avantaj sağladığını ifade eder; yalnızca oyunlarla sınırlı değildir. Burada by not playing fair, büyümenin arkasında olduğu iddia edilen yöntemi gösterir. Cümlede America claims that dendiği için haksızlık, cümlenin kanıtladığı bir gerçek olarak değil, bir suçlama veya görüş olarak sunulur.

Alıştırma

Haksız davranmak anlamındaki üç sözcüklü ders ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The mediator warned one side that it was ____ by hiding key information.

Cevabı göster

not playing fair

Are those claims justified?

3:36

Bu iddialar haklı mı?

To find out the

3:38

Bunun

answer, I spoke with David Rennie.

3:38

cevabını öğrenmek için David Rennie ile konuştum.

He's our Beijing bureau chief. Kelime

3:40

Kendisi bizim Pekin büro şefimiz.

Kelime

Bir medya görevi olarak Beijing bureau chief

Bu cümlede Beijing bureau chief, haber kuruluşunun Pekin bürosunu yöneten kişi demektir. Burada bureau, bir medya kuruluşunun bölgesel şubesini; chief ise onun yöneticisini ifade eder. Yer + bureau chief kalıbı gazetecilikte yaygındır: yer adı, kişinin hangi büroyu yönettiğini gösterir. Bu, yalnızca o bölgede çalışan herhangi bir muhabiri değil, yönetim sorumluluğu olan kişiyi anlatır.

Alıştırma

Bir haber kuruluşunun belirli bir şehir veya bölgedeki bürosunu yöneten kişiye en uygun unvan hangisidir?

  1. an editor-in-chief
  2. a bureau chief
  3. a correspondent
Cevabı göster

a bureau chief

There's two ways in which China certainly hasn't been playing fair.

3:42

Çin'in kesinlikle adil oynamadığı iki yol var.

One way is just that China treats Chinese companies differently.

3:45

Bir yol, Çin'in Çinli şirketlere farklı davranması.

So,

3:48

Yani,

if you are a Western business,

3:49

eğer Batılı bir işletmeyseniz,

your Chinese competitor not only has better market access, Dilbilgisi

3:51

Çinli rakibiniz sadece daha iyi bir pazar erişimine sahip olmakla kalmıyor,

but maybe the land that it built its factory on was given for free,

3:54

aynı zamanda belki de fabrikasını kurduğu arazi ücretsiz verildi,

Dilbilgisi

Ek bir ikinci nokta için not only ... but ...

Not only ... but ... her ikisi de doğru olan iki noktayı birbirine bağlar ve ikinciyi ek bir nokta olarak sunar. İkinci nokta çoğu zaman daha güçlü veya şaşırtıcıdır. Burada pazara daha iyi erişim ilk dezavantajdır; fabrika arazisinin ücretsiz alınmış olma ihtimali bunun üzerine başka bir dezavantaj ekler. Yaygın biçim not only A but also B şeklindedir. Konuşmada, özellikle B tam bir yan cümleyse veya maybe gibi bir sözcükle yumuşatılıyorsa also sık sık atılır. Buradaki but eşli yapıyı sürdürür; karşıtlık bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi not only ... but ... kullanarak tamamlayın: The new library ____ has more books, ____ also stays open later.

Cevabı göster

not only · but

maybe got a giant tax break. Kelime

3:58

belki devasa bir vergi indirimi aldı.

Kelime

tax break: vergi yükünde yasal azalma

Tax break, bir kişi veya işletmenin daha az vergi ödemesini sağlayan ve devlet tarafından onaylanan yasal bir uygulamadır. Vergi muafiyeti, indirim, vergi kredisi veya daha düşük oran buna örnek olabilir. Burada got a giant tax break, çok büyük bir vergi avantajı elde etmiş olabileceği anlamına gelir. Buradaki break, dinlenme veya fiziksel kırılma anlamına gelmez. Tax break sayılabilen bir isim öbeğidir: one tax break, several tax breaks.

Alıştırma

Yasal bir vergi avantajını geniş anlamda ifade eden seçenek hangisidir? The company received ______ after opening a factory in the area.

  1. a tax bill
  2. a tax break
  3. a tax rate
Cevabı göster

a tax break

China just doesn't have a level playing field. Deyimler

4:00

Çin'de eşit şartlara sahip bir oyun alanı yok.

Deyimler

a level playing field: aynı kurallar altında adil rekabet koşulları

A level playing field, herkesin adil ve karşılaştırılabilir kurallar ve koşullar altında rekabet ettiği bir durumdur. Bu cümlede konuşmacı, piyasanın bütün taraflara aynı rekabet koşullarını sunmadığını söylüyor. Bu ifade mecazidir; bir spor sahasının fiziksel yüzeyini değil, adaleti anlatır. Genellikle rekabet etme fırsatlarının eşitliğini ifade eder, herkesin aynı sonucu alacağını garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi adil rekabet koşulları anlamındaki deyimle tamamlayın: The scholarship committee uses the same criteria to create ____ for every applicant.

Cevabı göster

a level playing field

There's then the really dirty stuff,

4:03

Bir de gerçekten kirli işler var,

stealing foreign companies technology.

4:06

yabancı şirketlerin teknolojilerini çalmak.

If you ask Chinese officials about the accusation that China is stealing its way to the top, Dilbilgisi

4:08

Çinli yetkililere Çin'in zirveye giden yolu çalarak tırmandığı suçlamasını sorarsanız,

Dilbilgisi

steal one's way to the top: çalarak zirveye ulaşmak

Fiil + iyelik belirleyicisi + way + to/into/through kalıbı, bir eylemi bir sonuca doğru ilerlemenin yöntemi olarak sunar. Burada “stealing its way to the top”, Çin’in tekrarlı veya sistemli biçimde çalarak lider bir konuma ulaşmakla suçlandığı anlamına gelir; “the top” fiziksel bir yüksekliği değil, statüyü belirtir. İyelik belirleyicisi özneyle uyumlu olmalıdır: I made my way, she fought her way, the company bought its way. Fiil, ilerlemenin nasıl gerçekleştiğini göstermek için değişir.

Alıştırma

Cümleyi elbow fiiliyle, fiil + iyelik belirleyicisi + way + to kalıbını kullanarak geçmiş zamanda tamamlayın: Yesterday, Nina ____ the front of the crowd by moving firmly past the other photographers.

Cevabı göster

elbowed her way to

they will say,

4:14

diyecekler ki,

"Well, hang on, Ton ve niyet

4:14

“Bir dakika,

Ton ve niyet

Sözlü bir itiraz olarak hang on

Bu cümlede hang on, “bir dakika” anlamına gelen bir konuşma işaretidir. Konuşan kişi, söylenene karşı çıkmak, bir şeyi düzeltmek veya dinleyiciden yeniden düşünmesini istemek için mevcut düşünce akışını keser. Burada bir nesneyi tutmak anlamına gelmez. Bir yanıtın başındaki “Well, hang on”, genellikle uzun süre bekleme isteğinden çok hafif bir itiraz sunar.

Alıştırma

“Hang on, that total cannot be right,” cümlesinde konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Toplamı sorgulamak için kısa süreliğine söz kesmek
  2. Herkesten durmadan devam etmesini istemek
  3. Birine toplamı sıkıca tutmasını söylemek
Cevabı göster

Toplamı sorgulamak için kısa süreliğine söz kesmek

America steals secrets too.

4:15

Amerika da sırları çalıyor.

So,

4:17

O halde,

why are you coming after us?" Öbek fiiller

4:17

neden bizim peşimize düşüyorsunuz?”

Öbek fiiller

coming after us: birini hedef almak veya peşine düşmek

Come after someone çoğu zaman gerçek anlamıyla değil, mecazi anlamda kullanılır. Duruma göre bir kişiyi veya grubu hedef almak, peşine düşmek, baskı altına almak, cezalandırmak ya da ona saldırmak anlamına gelir. Bu soruda konuşanlar, birinin fiziksel olarak arkalarından yürümesini değil, neden özellikle hedef alınıp takip edildiklerini soruyorlar. Why are you coming after ...? kalıbı genellikle karşı tarafın niyetini sorgular.

Alıştırma

Why are you coming after us? cümlesinde coming after us en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Neden arkamızdan yürüyorsunuz?
  2. Neden bizi hedef alıyor veya peşimize düşüyorsunuz?
  3. Neden bizden sonra varıyorsunuz?
Cevabı göster

Neden bizi hedef alıyor veya peşimize düşüyorsunuz?

The American government will tell you,

4:18

Amerikan hükümeti size şunu söyleyecektir,

"Sure,

4:20

“Elbette,

they spy and they steal stuff,

4:21

casusluk yapıyorlar ve bir şeyler çalıyorlar,

but never for commercial purposes." Kalıp ifadeler

4:23

ama asla ticari amaçlar için değil.”

Kalıp ifadeler

for commercial purposes: ticari bir amaç belirtmek

For commercial purposes, para, ticari avantaj veya başka bir ticari yarar elde etme amacıyla demektir. for + purpose yapısı bir eylemin amaçlanan kullanımını veya nedenini belirtir. Burada never amaç üzerinde sınırlama kurar: konuşan kişi casusluğun veya hırsızlığın ticari kazanç için yapılmadığını iddia eder. Bu ifade yalnızca ileri sürülen amacı aktarır; iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz ve davranışı kabul edilebilir hâle getirmez.

Alıştırma

Politika cümlesini, derste geçen ve “iş veya kazanç amaçlı kullanım için” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: This image may not be reproduced ____.

Cevabı göster

for commercial purposes

With Donald Trump's election in 2016,

4:26

2016'da Donald Trump'ın seçilmesiyle,

you had a president who actually set about getting tough with China once he was in office, Notlar

4:29

göreve gelir gelmez aslında Çin'e karşı sertleşmeye başlayan bir başkanınız oldu,

Öbek fiiller

set about + fiilin -ing biçimi

Bu cümlede set about, “bir şeyi bilinçli ve etkin bir şekilde ele almaya başlamak” anlamına gelir. Daha sert bir politikaya geçiş, başkanın göreve gelmesinden sonra başlayan somut bir eylem olarak sunulur. Yapı set about + fiilin -ing biçimidir: set about getting tough veya set about fixing the problem. -ing yan cümlesi başlanan etkinliği belirtir; about sözcüğünden sonra yalın fiil kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi “bir şey üzerinde bilinçli olarak çalışmaya başlamak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın. After the storm, volunteers ____ clearing fallen branches.

Cevabı göster

set about

Kalıp ifadeler

getting tough with someone: birine karşı daha sert davranmaya başlamak

Bu cümlede getting tough with, Çin'e karşı daha kararlı ve daha sert bir yaklaşım benimsemeye başlamak anlamına gelir. Daha güçlü politikaları veya önlemleri ifade eder; fiziksel olarak güçlenmek ya da yalnızca daha sert bir ses tonuyla konuşmak anlamına gelmez. Yapı get tough with + kişi, grup veya kurum biçimindedir. Get daha sert bir tutuma doğru değişimi, with ise bu eylemin yöneldiği hedefi belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede getting tough with ne anlama geliyor? The regulator is getting tough with companies that hide extra fees.

  1. Bu şirketlerle yalnızca daha yüksek sesle konuşuyor.
  2. Bu şirketlere karşı daha katı önlemler almaya başlıyor.
  3. Bu şirketlerle birlikte fiziksel olarak güçleniyor.
Cevabı göster

Bu şirketlere karşı daha katı önlemler almaya başlıyor.

and we'd never really had that before.

4:33

ve daha önce gerçekten hiç böyle bir şeyimiz olmamıştı.

The Trump administration has been using tariffs,

4:36

Trump yönetimi gümrük vergilerini,

or taxes on imported goods,

4:38

yani ithal mallara konulan vergileri,

to try to force the Chinese to change their ways. Deyimler

4:40

Çinlileri yöntemlerini değiştirmeye zorlamak için kullanıyor.

Deyimler

change their ways: yerleşmiş davranışlarını değiştirmek

Bu cümlede change their ways, uzun süredir yerleşmiş bir davranış biçimini düzeltmek anlamına gelir. Konuşanın mevcut davranışı yanlış veya kabul edilemez gördüğünü ima ettiği için yalnızca tek bir eylemi değiştirmekten daha güçlüdür. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: change my, your, his, her, our veya their ways. İfade bir kişinin, kuruluşun ya da ülkenin kalıcı biçimde değişmesini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi kalıcı bir düzelmeyi anlatan ifadeyle tamamlayın: After repeated safety complaints, the company promised to ____.

Cevabı göster

change its ways

In July 2018,

4:44

Temmuz 2018'de,

America imposed tariffs of 25% on $34 billion worth of Chinese products. Kalıp ifadeler

4:45

Amerika 34 milyar dolar değerindeki Çin ürününe %25'lik gümrük vergisi uyguladı.

Kalıp ifadeler

$34 billion worth of Chinese products: 34 milyar dolar değerindeki Çin ürünleri

amount + worth of + isim yapısı, toplam değeri belirtilen tutara eşit olan bir miktar şeyi ifade eder. Burada $34 billion worth of Chinese products, toplam değeri 34 milyar dolar olan Çin ürünleri demektir. Cümlenin tamamında 25% gümrük vergisi oranıdır. $34 billion, vergiye tabi ürünlerin değerini belirtir; uygulanan veya tahsil edilen gümrük vergisi tutarını değil.

Alıştırma

Bilgisayar ekipmanının toplam değerinin beş bin sterlin olduğunu belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school bought ____ computer equipment.

Cevabı göster

five thousand pounds' worth of

That almost doubled the average tariff rate on Chinese imports,

4:52

Bu, Çin ithalatı üzerindeki ortalama gümrük vergisi oranını neredeyse iki katına çıkardı,

from 3.8% to 6.7%.

4:55

%3.8'den %6.7'ye.

And it's American firms that have to pay that tax. Dilbilgisi

5:00

Ve bu vergiyi ödemek zorunda olanlar Amerikan firmalarıdır.

Dilbilgisi

it's American firms that ...: ödemeyi kimin yaptığını vurgulama

Bu bir it-cleft odaklama yapısıdır: it is/it's + odaklanan öge + that + yan cümle. Burada odaklanan öge American firms olduğu için cümle, vergiyi ödemek zorunda olanların bu şirketler olduğunu vurgular. Baştaki it yalnızca yapısal bir görev üstlenir; daha önce sözü edilen bir şeyi göstermez. Nötr sıra American firms have to pay that tax şeklindedir. Bölünmüş yapı ise düzeltici veya karşılaştırmalı bir odak ekler ve dinleyicinin başka bir tarafın ödeme yaptığını sanabileceği durumlarda yararlıdır.

Alıştırma

Cümleyi kısaltılmamış it is ... that yapısıyla tamamla: ____ American importers ____ pay the tariff.

Cevabı göster

It is · that

But with every increase from America, Dilbilgisi

5:04

Fakat Amerika'dan gelen her artışla birlikte,

came an increase from China.

5:06

Çin'den de bir artış geldi.

Dilbilgisi

with every increase ..., came an increase ...: başlangıç öbeğinden sonra devriklik

Baştaki with öbeği tekrarlanan bir eşleşme kurar: Amerika'dan gelen her artışa Çin'den gelen karşılık niteliğinde bir artış eşlik etmiştir. Ana cümlede özne-fiil devrikliği kullanılır; came, öznesi olan an increase from China'dan önce gelir. Normal sırada cümle An increase from China came with every increase from America olur. Fiili özneden önce kullanmak habercilik anlatımına daha dramatik ve ritmik bir etki verir ve karşılıklı tepkiyi öne çıkarır.

Alıştırma

Hangi cümle aynı devriklik kalıbını kullanır ve a reply from the editor öbeğini came fiilinin öznesi yapar?

  1. With every complaint from a reader came a reply from the editor.
  2. With every complaint from a reader, the editor came with a reply.
  3. Every complaint from a reader came after a reply from the editor.
Cevabı göster

With every complaint from a reader came a reply from the editor.

Since the start of the trade war,

5:09

Ticaret savaşının başlangıcından bu yana,

China has more than doubled its average tariff rate.

5:10

Çin ortalama gümrük vergisi oranını iki katından fazla artırdı.

America's has tripled.

5:13

Amerika'nınki ise üç katına çıktı.

The fight has become overtly political

5:16

Kavga açıkça politik bir hal aldı

because China's tariffs are hitting President Trump's voter base. Kelime

5:18

çünkü Çin'in gümrük vergileri Başkan Trump'ın seçmen tabanını vuruyor.

Kelime

Voter base: bir adayın temel destekçileri

Voter base, belirli bir siyasetçiyi veya siyasi partiyi sürekli olarak destekleyen seçmen grubudur. Burada President Trump's voter base, Trump'ın siyasi olarak desteğine dayandığı seçmenleri ifade eder. Bu ifade siyasi etkiyi açıklamaya yardımcı olur: gümrük vergileri bu gruba zarar verirse ekonomik kayıp grubun siyasetçiye verdiği desteği de zayıflatabilir. Bu ifadede base mecazidir; destekçiler siyasetçinin gücünün temelini oluşturur.

Alıştırma

Siyasi haberlerde the mayor's voter base en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Belediye başkanının kampanya ekibinin çalıştığı bina
  2. Belediye başkanını düzenli olarak destekleyen seçmen grubu
  3. Şehirde yasal olarak oy verme hakkına sahip herkes
Cevabı göster

Belediye başkanını düzenli olarak destekleyen seçmen grubu

Many counties where Trump won in the 2016 election

5:22

Trump'ın 2016 seçimlerinde kazandığı birçok ilçe

were here in the Great Plains. Kültür

5:25

burada Büyük Ovalar'daydı.

Kültür

The Great Plains: Kuzey Amerika'nın orta kesimindeki bir bölge

The Great Plains, Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada'nın bazı kesimlerine yayılan, Kuzey Amerika'nın orta bölümündeki geniş ve büyük ölçüde düz bir bölgenin özel adıdır. Bu cümlede ele alınan ABD tarım bölgesini gösterir. Bu adı tanımak önemlidir çünkü bölgede büyük tarım alanları bulunur; bu yüzden tarımsal gümrük vergileri ve oy verme eğilimleriyle ilgili haberlerde bölgeden sıkça söz edilir. the tanımlığı ve büyük harfler, İngilizce yer adının olağan biçiminin parçalarıdır.

Alıştırma

Bu cümlede the Great Plains neyi ifade eder?

  1. ABD'nin doğu kıyısındaki tek bir şehir
  2. Kuzey Amerika'nın orta bölümünde geniş ve büyük ölçüde düz bir bölge
  3. Düz görünen herhangi bir büyük tarla
Cevabı göster

Kuzey Amerika'nın orta bölümünde geniş ve büyük ölçüde düz bir bölge

And these are the counties most affected by China's tariffs.

5:28

Ve bunlar Çin'in gümrük vergilerinden en çok etkilenen ilçeler.

Someone who knows all about the impact tariffs are having beyond the data

5:33

Gümrük vergilerinin verilerin ötesinde yarattığı etki hakkında her şeyi bilen biri,

is Chad Bown from the Peterson Institute for International Economics.

5:37

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'nden Chad Bown.

He's been analyzing international trade for decades,

5:41

Onlarca yıldır uluslararası ticareti analiz ediyor,

but the trade war has put his research in the spotlight. Deyimler

5:44

ancak ticaret savaşı onun araştırmasını ilgi odağı haline getirdi.

Deyimler

put ... in the spotlight: ... ilgi odağı hâline getirmek

Bu cümlede put his research in the spotlight, “araştırmasının kamuoyundan ve medyadan yoğun ilgi görmesine yol açtı” anlamındadır. Ticaret savaşı, daha önce uzmanlık alanıyla sınırlı olan bir konuyu görünür hâle getirdi. Yeniden kullanılabilen kalıp put + kişi/şey + in the spotlight biçimindedir. Buradaki spotlight gerçek bir ışık değil, kamuoyunun ilgisini anlatan bir mecazdır.

Alıştırma

Cümleyi put ... in the spotlight ve online privacy ifadelerini kullanarak tamamlayın: The data leak ____.

Cevabı göster

put online privacy in the spotlight

Some people have referred to it as my World Cup or my Super Bowl. Kültür

5:47

Bazı insanlar buna benim Dünya Kupam ya da Super Bowl'um dedi.

Kültür

my World Cup or my Super Bowl: benim Dünya Kupam ya da Super Bowl’um

Buradaki my World Cup or my Super Bowl, konuşmacının kendi alanındaki en büyük, en görünür ve mesleki açıdan en önemli anı anlatan kültürel bir benzetmedir. Konuşmacı ticaret üzerine çalıştığı için bu sporlardan birinde yarıştığını söylemiyor. Dünya Kupası futbolun önde gelen küresel turnuvasıdır; Super Bowl ise Amerikan futbolunun şampiyonluk maçıdır. Konuşmacı bu etkinliklerin adını kullanarak kendi alanındaki yoğun ilgiyi ve yüksek önemi büyük bir spor sahnesine benzetir.

Alıştırma

“For our robotics club, the national final is our World Cup,” cümlesinde our World Cup ne anlama gelir?

  1. Kulübün en büyük ve en önemli yarışması
  2. Kulübün katıldığı bir futbol turnuvası
  3. Kulübün planladığı bir tatil
Cevabı göster

Kulübün en büyük ve en önemli yarışması

It's something that I've been studying in the background for 20 years,

5:51

Bu benim 20 yıldır arka planda incelediğim bir şey,

and now all of a sudden the world seems to be interested in this. Kalıp ifadeler

5:54

ve şimdi aniden bütün dünya bununla ilgileniyor gibi görünüyor.

Kalıp ifadeler

all of a sudden: “birdenbire”

“All of a sudden”, özellikle bir değişiklik beklenmedik olduğunda “birdenbire” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bu cümlede keskin bir dönüşü gösterir: konu daha önce çok az ilgi görürken artık dünya bununla ilgileniyor gibi görünmektedir. Başka bağlamlarda da anlatıyı bir durumdan şaşırtıcı yeni bir duruma hızla geçirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Dört sözcüklük kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: “The sky was clear, and then ____ it began to pour.”

Cevabı göster

all of a sudden

What role do tariffs play in a trade war? Kalıp ifadeler

5:57

Gümrük vergileri bir ticaret savaşında nasıl bir rol oynar?

Kalıp ifadeler

What role do X play in Y?: X'in Y içindeki rolünü sormak

“What role do X play in Y?” soru kalıbı, X'in daha geniş bir durum veya sistem içindeki işlevini ya da etkisini sorar. “Play a role” kalıplaşmış ve gerçek anlamlı olmayan bir ifadedir; sahnede oyunculuk yapmak anlamına gelmez. Burada X, çoğul bir isim olan “tariffs”tir; bu yüzden yardımcı fiil “do” olur: “What role do tariffs play...?” X tekil veya sayılamayan bir isimse “does” kullanılır: “What role does technology play...?”

Alıştırma

“What role do X play in Y?” kalıbını kullanarak soruyu tamamlayın: “What role ____ local libraries ____ in a community?”

Cevabı göster

do · play

Tariffs are basically a tax, Kültür

5:59

Gümrük vergileri temelde bir vergidir,

but it's a tax that's only paid for goods that are produced outside of the country in a specific place.

6:02

ancak bu, yalnızca ülkenin dışında belirli bir yerde üretilen mallar için ödenen bir vergidir.

Kültür

Tariffs are basically a tax: gümrük tarifesinin basit tanımı

Burada tariff, mallar yurt dışından bir ülkeye getirildiği için alınan vergiyi ifade eder. Basically a tax, günlük dilde anlaşılması kolay, basit bir tanımdır; gümrük tarifelerinin bütün hukuki ayrıntılarını açıklamaz. Genellikle gümrük vergisini ithalatçı şirket gümrüğe öder; ancak bu maliyet daha sonra daha yüksek fiyatlarla alıcılara yansıtılabilir. Cümle, ülke dışında belirli bir yerde üretilen malların vergilendirilmesine odaklanır.

Alıştırma

Bir şirket yurt dışında üretilen bisikletleri ithal ediyor. Bu bağlamda tariff sözcüğünün anlamına en uygun ifade hangisidir?

  1. Bisikletleri ürettiği için yabancı fabrikaya yapılan bir ödeme
  2. Bisikletler mağazada satıldığı için ödenen bir ücret
  3. İthal edilen bisikletlere uygulanan bir vergi
Cevabı göster

İthal edilen bisikletlere uygulanan bir vergi

One of the things that China has done in its tariffs

6:08

Çin'in gümrük vergilerinde yaptığı şeylerden biri

is it's imposed really high tariffs on American exports of soybeans.

6:11

Amerikan soya fasulyesi ihracatına gerçekten yüksek gümrük vergileri uygulamasıdır.

This is a huge product that farmers in Iowa and across the Midwest grow only to sell to China. Dilbilgisi

6:18

Bu, Iowa'daki ve Ortabatı'daki çiftçilerin yalnızca Çin'e satmak için yetiştirdiği devasa bir ürün.

Dilbilgisi

only to sell to China: amacı sınırlamak

Bu cümlede only, to sell to China ile birlikte çalışır ve grow fiilinin amacını sınırlar. İfade, ürünün pek çok farklı alıcı veya kullanım için değil, özellikle Çin pazarı için yetiştirildiğini anlatır. Buradaki anlam amaçtır: çiftçiler ürünü satmak için yetiştirir. Bu, He arrived only to find the door locked örneğindeki gibi sonradan ortaya çıkan beklenmedik bir sonucu anlatan diğer only to + fiil kalıbı değildir.

Alıştırma

Cümlede only to sell to China ne anlama geliyor?

  1. Çin'e satışın, ürünü yetiştirmenin belirtilen amacı olduğunu anlatır.
  2. Çiftçilerin, Çin'in ürünü zaten satın aldığını beklenmedik biçimde öğrendiğini anlatır.
  3. Çin'in, çiftçilerin bu ürünü yetiştirmesine izin verilen tek ülke olduğunu anlatır.
Cevabı göster

Çin'e satışın, ürünü yetiştirmenin belirtilen amacı olduğunu anlatır.

So,

6:25

Peki,

how are these tariffs and the trade war impacting the wider world economy?

6:25

bu gümrük vergileri ve ticaret savaşı daha geniş dünya ekonomisini nasıl etkiliyor?

I think at some level, Kalıp ifadeler

6:31

Bence bir seviyede,

Kalıp ifadeler

İddianın kapsamını sınırlayan at some level

At some level, “konunun belirli bir yönünden veya katmanından bakıldığında” anlamına gelir. Burada I think ile sunulan iddianın kapsamını sınırlar: Konuşan kişi karmaşık bir durumun yalnızca bir bölümü hakkında görüş belirtiyor, bütün yönlerini kapsadığını söylemiyor. Bir ifadenin hangi düzeyde veya hangi bakış açısından geçerli olduğunu belirtmek için kullanılır. Konuşanın kendine güvenmediğini değil, iddianın kapsamının sınırlı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede at some level, iddiayı bir dereceye değil belirli bir bakış açısına sınırlar?

  1. At some level, the new policy improves public safety.
  2. The tank is filled to some level.
  3. Sales rose to some extent last month.
Cevabı göster

At some level, the new policy improves public safety.

we're seeing uh the decisions that businesses make be affected by this.

6:32

uh işletmelerin verdiği kararların bundan etkilendiğini görüyoruz.

Nowadays,

6:38

Bugünlerde,

they're not sure what markets are going to be open to them in the future, Kelime

6:39

gelecekte kendilerine hangi pazarların açık olacağından emin değiller,

Kelime

Pazara erişim anlamındaki open to them

Open to them, “girmeleri ve iş yapmaları için erişilebilir” anlamına gelir. Market özne olduğunda open, çalışma saatlerini değil erişimi veya izni anlatır. Kalıp place/opportunity/system + be open to + person/group şeklindedir. Erişimin türünü bağlam belirler; burada pazarda satış yapma veya faaliyet gösterme olanağı söz konusudur.

Alıştırma

Hangi cümle küçük yabancı şirketlerin pazara girip satış yapmasına izin verildiği anlamına gelir?

  1. The market is open to small foreign firms.
  2. Small foreign firms are open to entering the market.
  3. The market is open for business.
Cevabı göster

The market is open to small foreign firms.

and that's going to impact their investment decisions.

6:42

ve bu onların yatırım kararlarını etkileyecek.

The International Monetary Fund, Kültür

6:45

Uluslararası Para Fonu,

the IMF,

6:46

IMF,

Kültür

The International Monetary Fund (IMF): tam ad ve kısaltma

International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu), genellikle IMF olarak kısaltılan uluslararası bir kuruluştur. Uluslararası parasal iş birliğini destekler, ekonomileri izler ve üye ülkelere politika tavsiyesi ile mali yardım sağlar. Haberlerde, IMF'ye daha sonraki göndermelerin kolayca anlaşılması için önce tam ad, ardından kısaltma verilir. Burada sıradan bir para fonundan değil, ekonomik değerlendirme yapan kuruluştan söz edilmektedir.

Alıştırma

Bu cümlede IMF neyi ifade ediyor?

  1. Ekonomileri izleyen ve parasal iş birliğini destekleyen uluslararası bir kuruluş
  2. Tek bir ülkenin faiz oranlarını belirleyen ulusal bir banka
  3. Döviz alıp satmaya yönelik genel bir yatırım fonu
Cevabı göster

Ekonomileri izleyen ve parasal iş birliğini destekleyen uluslararası bir kuruluş

they expect economic growth to be a lot lower um in the future because of the tensions arising during the trade war.

6:47

ticaret savaşı sırasında ortaya çıkan gerilimler nedeniyle gelecekte uh ekonomik büyümenin çok daha düşük olmasını bekliyor.

The global economy is slowing down,

6:54

Küresel ekonomi yavaşlıyor,

uh and everybody's increasingly concerned about that.

6:57

uh ve herkes bu konuda giderek daha fazla endişeleniyor.

As things stand now, Kalıp ifadeler

7:02

Şu anki duruma göre,

Kalıp ifadeler

As things stand now: mevcut duruma dayalı bir değerlendirme

As things stand now, “şu andaki duruma göre” anlamına gelir. Mevcut koşullar altında geçerli olan bir değerlendirmeyi ifade eder. Bu ifade, sonucun geçici olduğunu gösterir: gelişmeler veya yeni bilgiler sonucu değiştirebilir. Genellikle bir tahminden, plandan ya da mevcut durumun özetinden önce kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “mevcut duruma göre” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, the launch can go ahead, but the weather may still change.

Cevabı göster

As things stand now

a cease-fire in the trade war could be drawing near. Notlar

7:03

ticaret savaşında bir ateşkes yaklaşıyor olabilir.

Deyimler

ticaret savaşında ateşkes

Burada cease-fire, savaştaki “ateşkes” imgesini ülkeler arasındaki ekonomik çatışmaya taşır. Cease-fire in the trade war, tarafların gümrük vergilerini artırmayı veya başka düşmanca önlemleri geçici olarak durdurabileceği anlamına gelir; gerçek silahlı çatışmalardan söz etmez. Bu ifade savaş imgesini koruduğu için ticari anlaşmazlığı karşı karşıya olan iki tarafın mücadelesi olarak sunar. Anlattığı şey tırmanışın duraklamasıdır; mutlaka nihai bir anlaşma ya da anlaşmazlığın tamamen sona ermesi değildir.

Alıştırma

Cümledeki cease-fire in the trade war ne anlama geliyor?

  1. tüm ekonomik anlaşmazlıkların kalıcı olarak sona ermesi
  2. silahlı çatışmayı durdurmaya yönelik askerî anlaşma
  3. tırmanan ticari önlemlerde geçici bir duraklama
Cevabı göster

tırmanan ticari önlemlerde geçici bir duraklama

Kalıp ifadeler

yaklaşıyor olmak

Burada drawing near zaman açısından yaklaşmak anlamına gelir: olası ateşkes yakında gerçekleşebilir. Süreklilik biçimi olan drawing, yaklaşmanın kademeli olduğunu gösterir; near ise yaklaşılan zamanı belirtir. could belirsizlik kattığı için ifade olayı kesinleşmiş bir plan olarak değil, bir ihtimal olarak sunar. Bu kullanım zaman açısından yaklaşan bir olay, tarih veya değişiklik için geçerlidir; bir nesnenin fiziksel olarak çekilmesini anlatmaz.

Alıştırma

“Zaman açısından yaklaşıyor” anlamındaki resmî ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The election is ____.

Cevabı göster

drawing near

The two leaders are hoping to agree on a phase one deal soon, Kelime

7:07

İki lider yakında birinci faz anlaşması üzerinde uzlaşmayı umuyor,

Kelime

phase one deal: ilk ve sınırlı bir anlaşma

Burada phase one deal, aşamalar hâlinde planlanan bir müzakerede varılan ilk sınırlı anlaşmadır. Bazı konuları şimdi çözerken diğerlerini sonraki aşamalara bırakır. Bu ifade ilerleme olduğunu gösterir, ancak tam bir çözüm anlamına gelmez. Bu cümlede liderler ilk ticaret anlaşmasına varmayı umuyor; bu, anlaşmazlığın tamamının sona erdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Aşamalı görüşmelerdeki ilk sınırlı anlaşmayı ifade eden üç sözcüklü İngilizce terimi kullanın: The negotiators reached a ____, but major issues were left for later.

Cevabı göster

phase one deal

which could mean some tariffs being lifted. Kelime

7:10

bu da bazı gümrük vergilerinin kaldırılması anlamına gelebilir.

Kelime

tariffs being lifted: edilgen biçimde kaldırılma

Politika dilinde lift a tariff, bir gümrük tarifesini kaldırmak veya iptal etmek anlamına gelir. Bu nedenle tariffs being lifted, bazı ithalat vergilerinin kaldırılabileceğini ifade eder; lift burada tarifeleri fiziksel olarak yukarı kaldırmak veya oranlarını artırmak anlamına gelmez. Tariffs adı eylemden etkilenen ögedir. Being lifted, mean fiilinden sonra gelen edilgen bir -ing yan cümlesidir: mean + ad + being + geçmiş zaman ortacı yapısı olası bir sonucu anlatır.

Alıştırma

Kaldırılmak anlamını vermek için lift fiilinin edilgen -ing biçimini kullanın: The agreement could result in tariffs ____.

Cevabı göster

being lifted

The Trump administration wants China to buy more American produce and tighten up their intellectual property rules. Öbek fiiller

7:13

Trump yönetimi Çin'in daha fazla Amerikan ürünü satın almasını ve fikri mülkiyet kurallarını sıkılaştırmasını istiyor.

Öbek fiiller

tighten up: kuralları daha katı hâle getirmek

Burada tighten up, bir şeyi daha katı hâle getirmek veya daha sıkı denetlemek anlamına gelir. Nesne their intellectual property rules olduğu için ifade, fiziksel bir nesneyi sıkmak yerine kuralların ya da denetimin güçlendirilmesini anlatır. Bu, ayrılabilen bir phrasal verb’dür: tighten up the rules ve tighten the rules up biçimlerinin ikisi de kullanılabilir. Nesne bir zamirse ortada kullanılır: tighten them up.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “güvenlik kurallarını daha katı hâle getirmek” anlamına gelen phrasal verb ile tamamlayın. After the audit, the company decided to ____ its password rules.

Cevabı göster

tighten up

If that phase one deal is signed,

7:21

Eğer bu birinci faz anlaşması imzalanırsa,

will it be the beginning of the end of the trade war? Deyimler

7:23

bu ticaret savaşının sonunun başlangıcı mı olacak?

Deyimler

the beginning of the end: son aşamanın başlangıcı

The beginning of the end, bir şeyin nihai çöküşüne, ortadan kalkmasına veya sona ermesine götürmesi beklenen sürecin ilk aşamasını ifade eder. Söz konusu şey henüz sona ermemiştir. Bu soruda konuşmacı, ilk anlaşmanın ticaret savaşını sona doğru götüren yolu başlatacak bir dönüm noktası olup olmayacağını soruyor. İfade tamamlanmış bir sonucu değil, olası bir gidişatı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, sona doğru giden bir sürecin ilk aşamasını ifade eden ders deyimiyle tamamlayın. The peace agreement could mark ____ of the long conflict.

Cevabı göster

the beginning of the end

I took that question back to Soumaya. Kalıp ifadeler

7:25

Bu soruyu tekrar Soumaya'ya sordum.

Kalıp ifadeler

take that question back to Soumaya: soruyu yeniden ona yöneltmek

Burada took that question back to Soumaya, röportajı yapan kişinin daha önce gündeme gelmiş konuyu yeniden Soumaya'ya götürüp ondan yanıt istediği anlamına gelir. that question yeni bir soruyu değil, önceki soruyu belirtir. Kalıp take a question back to someone şeklindedir. Buradaki back, konuşmada o kişiye geri dönüldüğünü gösterir; fiziksel olarak bir şey taşımak ya da soruyu geri çekmek anlamına gelmez.

Alıştırma

take fiilini geçmiş zamana getirip take the question back to someone kalıbının tamamını kullanarak cümleyi tamamlayın: After hearing both sides, I ____ Maya.

Cevabı göster

took the question back to

The Americans are hugely ambitious for the kinds of changes that they would want from the Chinese,

7:28

Amerikalılar, Çinlilerden istedikleri değişiklik türleri konusunda son derece hırslılar,

but those ambitions,

7:34

ancak bu hırsların,

I don't think will be reflected in the preliminary phase one deal. Kalıp ifadeler

7:36

ön birinci faz anlaşmasına yansıyacağını sanmıyorum.

Kalıp ifadeler

be reflected in: bir şeye yansımak

Be reflected in, “bir şeyde görülmek veya görünür hâle gelmek” anlamına gelir. Burada anlaşılan özne önceki cümledeki those ambitions ifadesidir: konuşan kişi bu hedeflerin ön aşama birinci faz anlaşmasında görüleceğinden şüphe duyar. Kalıp X is reflected in Y şeklindedir: Y, X'in görülebildiği kanıtı veya sonucu sunar. Bu soyut bir kullanımdır; ışığın aynadan yansıması değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, anket sonuçlarının halkın kaygılarını gösterdiği anlamına gelir?

  1. The survey results are reflected in the public's concerns.
  2. The public's concerns are missing from the survey results.
  3. The public's concerns are reflected in the survey results.
Cevabı göster

The public's concerns are reflected in the survey results.

The Chinese government wants its economy to do well and wants its citizens to get richer.

7:41

Çin hükümeti ekonomisinin iyi gitmesini ve vatandaşlarının daha da zenginleşmesini istiyor.

To the extent that the Americans persist in demanding these big changes to the Chinese economy, Notlar

7:47

Amerikalılar Çin ekonomisinde bu büyük değişiklikleri talep etmekte ısrar ettikleri sürece,

Dilbilgisi

To the extent that: bir yargıyı dereceye göre sınırlamak

To the extent that, ana yargıyı derece bakımından sınırlayan bir yan cümle başlatır. Burada Amerikalıların taleplerini sürdürmesi dereceli bir durum olarak sunulur: ardından gelen sonuç, bu taleplerin ne kadar güçlü biçimde sürdürüldüğüyle orantılı olarak geçerlidir. Bu ifade yalnızca bir neden belirtmez. Sonucun, belirtilen koşulun doğru olduğu ölçüde veya doğruluk derecesiyle orantılı olarak geçerli olduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, daha geniş uygulamaya verilen desteğin denemenin doğruluğu ne kadar artırdığına bağlı olduğunu, basit bir neden veya evet-hayır koşulu sunmadan ifade eder?

  1. If the trial improves accuracy, the team will support a wider rollout.
  2. Because the trial improves accuracy, the team will support a wider rollout.
  3. To the extent that the trial improves accuracy, the team will support a wider rollout.
Cevabı göster

To the extent that the trial improves accuracy, the team will support a wider rollout.

Kalıp ifadeler

persist in demanding: dirence rağmen talep etmeyi sürdürmek

Persist in doing something, bir şeyi zor, engellenmiş veya başarısız olmasına rağmen yapmaya devam etmek anlamına gelir. Örnekte persist in demanding, taleplerin dirence rağmen sürdüğünü gösterir. Yapı persist in + isim veya -ing biçimidir; bu yüzden demand, demanding olur. Bu yapıda in edatı çıkarılamaz.

Alıştırma

Cümleyi persist ve demand kullanarak tamamlayın: Despite strong opposition, the committee may ____ immediate changes.

Cevabı göster

persist in demanding

it's going to be really difficult to get a deal.

7:54

bir anlaşmaya varmak gerçekten zor olacak.

Even if there is a phase one deal, Dilbilgisi

7:58

Bir birinci faz anlaşması olsa bile,

Dilbilgisi

Even if: sonuç değişmez

Even if belirsiz, varsayımsal veya yalnızca değerlendirilen bir koşulu belirtir. Konuşmacı, bu koşulun gerçekleştiği varsayılsa bile ana cümledeki sonucun geçerli kalacağını söyler. Burada birinci aşama anlaşması doğrulanmış bir gerçek değil, bir olasılık olarak ele alınır. Bu ifade, olası anlaşmaya rağmen bir sınırlamanın devam edeceğini dinleyiciye bildirir.

Alıştırma

Cümleyi iki kelimelik ödünleme koşulu ifadesiyle tamamlayın. Gecikme yalnızca bir olasılıktır ve sonuç değişmeyecektir: ____ the train is delayed, we will arrive before noon because we left early.

Cevabı göster

Even if

there will be a lot of issues still to be resolved. Dilbilgisi

8:01

çözülmesi gereken pek çok sorun olmaya devam edecek.

Dilbilgisi

still to be resolved: edilgen mastarla anlatılan tamamlanmamış iş

issues still to be resolved ifadesinde to be resolved edilgen mastardır: issues eylemi kendisi yapmaz, eylemden etkilenir. İfade, “hâlâ çözülmesi gereken sorunlar” anlamına gelir. Still, söz edilen zamana kadar işin tamamlanmadığını gösterir. İsim + still + to be + geçmiş zaman ortacı biçimindeki kısa yapı, bekleyen görevleri, soruları ve kararları anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi still ve resolve fiilinin edilgen mastarıyla tamamlayın: The audit is almost finished, but two questions are ____.

Cevabı göster

still to be resolved

But there's more to the trade war than just tariffs. Dilbilgisi

8:04

Ancak ticaret savaşında sadece gümrük vergilerinden daha fazlası var.

Dilbilgisi

There's more to X than just Y: konu yalnızca Y değil

“There is more to X than just Y” kalıbında Y, X'in gerçek bir parçasıdır ama konunun tamamı değildir. “More to X”, miktarın daha fazla olması değil; başka yönlerin, nedenlerin veya karmaşık unsurların da bulunması demektir. Burada gümrük vergileri, ticaret savaşının yalnızca bir parçası olarak sunuluyor. Cümle, dinleyiciyi konunun başka önemli bir yönüne hazırlıyor.

Alıştırma

Konuşan kişi “There's more to the plan than just cutting costs” derken ne demek istiyor?

  1. Maliyetleri düşürmek planın bir parçasıdır, ancak başka etkenler de önemlidir.
  2. Maliyetleri düşürmek planın hiçbir şekilde parçası değildir.
  3. Plan daha fazla sayıda maliyeti düşürecektir.
Cevabı göster

Maliyetleri düşürmek planın bir parçasıdır, ancak başka etkenler de önemlidir.

America has also imposed restrictions on some Chinese firms, Kalıp ifadeler

8:06

Amerika ayrıca bazı Çinli firmalara da kısıtlamalar getirdi,

especially ones in the tech industry.

8:10

özellikle de teknoloji endüstrisindekilere.

Kalıp ifadeler

Impose restrictions on: resmî olarak kısıtlama getiren eşdizim

“Impose restrictions on”, bir kişi, kuruluş, faaliyet veya şey üzerinde resmî olarak sınırlamalar ya da kurallar oluşturmak demektir. Şu yapıda kullanılan resmî bir fiil–isim eşdizimidir: impose + restrictions + on + etkilenen hedef. Bu cümlede sınırları oluşturan yetkili taraf Amerika, bu sınırlamalardan etkilenen hedefler ise bazı Çinli şirketlerdir.

Alıştırma

Resmî eşdizimi gerekli edatla tamamlayın: The council imposed restrictions ____ late-night construction.

Cevabı göster

on

We cannot allow any other country to outcompete the United States in this powerful industry of the future.

8:12

Geleceğin bu güçlü endüstrisinde başka hiçbir ülkenin Amerika Birleşik Devletleri'ni geçmesine izin veremeyiz.

Specifically over one Chinese company.

8:19

Özellikle de bir Çinli şirket üzerinden.

Huawei can offer cheaper prices because they are heavily subsidized by the Chinese government. Kelime

8:22

Huawei daha ucuz fiyatlar sunabiliyor çünkü Çin hükümeti tarafından büyük ölçüde sübvanse ediliyorlar.

Kelime

heavily subsidized by the Chinese government: Çin hükümeti tarafından büyük ölçüde sübvanse edilmek

Heavily subsidized, maliyetleri veya fiyatları düşürmeye yardımcı olan büyük miktarda mali destek almak anlamına gelir. Be subsidized by edilgen yapısında by, desteği sağlayan kurumu belirtir; burada Çin hükümeti, Huawei’nin maliyetlerini veya fiyatlarını düşürmeye yardımcı olan kaynak olarak gösterilir. Heavily, desteğin önemli ölçüde büyük olduğunu vurgular. Bu ifade, konuşmacının belirttiği düşük fiyatların nedenini açıklar; ancak tek başına belirli sübvansiyon mekanizmasının ne olduğunu göstermez.

Alıştırma

Cümledeki heavily subsidized by the Chinese government ne anlama geliyor?

  1. Hükümet ürünleri satmayı bıraktığı için Huawei’nin ürünleri daha pahalı.
  2. Huawei’nin daha düşük fiyat sunmasının tek nedeni çalışanlarının daha az saat çalışması.
  3. Önemli miktardaki hükümet mali desteği Huawei’nin fiyatlarını daha düşük tutmaya yardımcı oluyor.
Cevabı göster

Önemli miktardaki hükümet mali desteği Huawei’nin fiyatlarını daha düşük tutmaya yardımcı oluyor.

We've made another film that looks closely at Huawei and why the West is worried about it.

8:27

Huawei'ye ve Batı'nın bu konuda neden endişelendiğine yakından bakan başka bir film daha yaptık.

It includes a rare interview with Huawei CEO Ren Zhengfei.

8:33

Bunda Huawei CEO'su Ren Zhengfei ile yapılan nadir bir röportaj da yer alıyor.

And we looked into how these tensions will impact American industries already dependent on Huawei technology. Öbek fiiller

8:40

Ve bu gerilimlerin halihazırda Huawei teknolojisine bağımlı olan Amerikan endüstrilerini nasıl etkileyeceğini araştırdık.

Öbek fiiller

looked into: araştırmak

Looked into, daha fazla bilgi edinmek için bir soru veya sorunu araştırmak ya da dikkatle incelemek anlamına gelen look into fiilinin geçmiş zamanıdır. Bir yere doğru bakışları yöneltmek anlamında kullanılmaz. Burada how these tensions will impact American industries already dependent on Huawei technology, araştırılan konudur. Bu ifade, konuşmacının olası bir sonucu bilgi edinme amacıyla bilinçli biçimde incelediğini gösterir.

Alıştırma

Investigate anlamındaki derste öğrenilen iki kelimelik öbek fiille cümleyi tamamlayın: The editor ____ the complaint before publishing the story.

Cevabı göster

looked into

The biggest issue, Anlatım akışı

8:46

En büyük sorun,

I think,

8:47

bence,

with all of this political turmoil surrounding the Huawei name is uncertainty.

8:48

Huawei adını çevreleyen tüm bu siyasi kargaşayla birlikte belirsizliktir.

Anlatım akışı

The biggest issue ... is uncertainty: cümlenin ana iskeletini takip etmek

Cümle, The biggest issue ... is uncertainty ana iskeleti üzerine kuruludur. Özne The biggest issue ile başlar, temel fiil is'tir ve uncertainty yargıyı tamamlar. Ortadaki her şey bir yorum ekler veya issue'yu niteler; bu dil bilgisel iskeletin yerini almaz. I think iddiayı yumuşatan bir ara sözdür; with all of this political turmoil surrounding the Huawei name ise sorunun bağlamını belirtir. Böyle uzun bir cümlede baştaki özneyi aklınızda tutun ve temel fiilini bekleyin: The biggest issue → is → uncertainty. Daha yakındaki name sözcüğünü is'in öznesi sanmayın.

Alıştırma

Hangi cümle iskeleti örneğin ana yapısını doğru gösterir?

  1. The biggest issue is uncertainty.
  2. The Huawei name is uncertainty.
  3. I think is uncertainty.
  4. Political turmoil is the Huawei name.
Cevabı göster

The biggest issue is uncertainty.

You can watch the Huawei film right now by clicking on the link opposite.

8:54

Karşıdaki bağlantıya tıklayarak Huawei filmini hemen izleyebilirsiniz.

And if you want to learn more about the trade war,

8:57

Ve eğer ticaret savaşı hakkında daha fazla şey öğrenmek isterseniz,

you can click the other link where you'll find uh all the research we used to make this film,

8:59

uh bu filmi yapmak için kullandığımız tüm araştırmaları bulacağınız diğer bağlantıya tıklayabilirsiniz,

as well as other articles we've written,

9:03

ayrıca yazdığımız diğer makaleleri de,

including a special report by David Rennie.

9:05

David Rennie'nin özel bir raporu da dahil olmak üzere.

As always,

9:07

Her zaman olduğu gibi,

if you liked what you saw,

9:07

gördüklerinizi beğendiyseniz,

hit that subscribe button.

9:09

o abone ol butonuna basın.