İşte Dünyanın En Zor Dili: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.140 kelime 189 kel/dk

Video özeti: Bu geri sayım dil zorluğunu ana dil, dil bilgisi, yazı, telaffuz ve tonlarla ilişkilendirir; sıralamayı Çince ile bitirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. opening many doors — deyimler ve mecazlı ifadeler: “fırsat yaratma” mecazını anlayın ve öğrenme ya da yeni deneyimin sunduğu seçenekler için kullanın. 2. belonging as it does to — dil bilgisi ve cümle kalıpları: as + özne + yardımcı fiil yapısını çözümleyin, resmî anlatımda açıklama ve vurgu eklediğini görün, does sözcüğünü ayrı eylem sanmayın. 3. get by with — öbek fiiller: sınırlı kaynakların yettiğini anlatın, fiziksel hareket anlamından ayırın ve yeterli en az bilgi, para, zaman ya da araçtan söz edin.

Bu derste

This video was made possible by Wix.

0:00

Bu video Wix sayesinde mümkün oldu.

If you are ready to create a website,

0:02

Kendi web sitenizi oluşturmaya hazırsanız,

head over to wix.com/go/infographics to try out one of their premium plans right now.

0:03

hemen şimdi premium planlarından birini denemek için wix.com/go/infographics adresine gidin.

Language acquisition can be great fun,

0:09

Dil öğrenimi, her adımda neşe ve kahkahalarla birçok kapıyı açan

opening many doors with joy and laughter at every step. Deyimler

0:11

harika ve eğlenceli bir süreç olabilir.

Deyimler

Fırsat yaratma metaforu olarak “opening many doors”

Bu cümlede “opening many doors” bir metafordur: Dil öğrenmek birçok yeni fırsat, seçenek ve yaşamın yeni alanlarına girme yolu yaratabilir. Burada gerçek kapılar açılmaz. open doors kalıbı, gelecekteki olasılıkları erişilebilir hâle getiren her şey için kullanılabilir. many gibi bir niteleyici fırsatların sayısını veya çeşitliliğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “fırsatlar yaratmak” anlamındaki iki kelimelik metaforla tamamlayın: A summer internship can ____ to future careers.

Cevabı göster

open doors

Or it can be like beating your head against the wall. Deyimler

0:14

Ya da kafanızı duvara vurmak gibi de hissettirebilir.

Deyimler

Sonuçsuz ve sinir bozucu çaba için “beating your head against the wall”

Burada “beating your head against the wall”, bir sorunu çözmeyi tekrar tekrar deneyip hiç ilerleyememeyi anlatan abartılı bir deyimdir. Hem boşa giden çabayı hem de güçlü bir hayal kırıklığını ifade eder; genellikle gerçek bir kendine zarar verme eylemini anlatmaz. be like + -ing ifadesi deneyimi bir benzetmeye dönüştürür: Dil öğrenmek, bu sonuçsuz mücadele kadar anlamsız ve acı verici gelebilir.

Alıştırma

Hangi durum “beating your head against the wall” ifadesine en uygundur?

  1. Görev zaten tamamlandığı için çalışmayı bırakmak
  2. Sorunu hemen çözen bir kestirme yol bulmak
  3. Hiç ilerleme kaydetmeden aynı çözümü tekrar tekrar denemek
Cevabı göster

Hiç ilerleme kaydetmeden aynı çözümü tekrar tekrar denemek

How one language is more difficult than another

0:16

Bir dilin diğerinden ne kadar zor olduğu,

depends greatly on your first language. Kalıp ifadeler

0:18

büyük ölçüde ana dilinizin ne olduğuna bağlıdır.

Kalıp ifadeler

depends greatly on: bir faktörden güçlü biçimde etkilenmek

Bu cümlede depends greatly on, “büyük ölçüde ... tarafından belirlenmek” anlamına gelir. on'dan sonra gelen öğe —ana diliniz— başka bir dilin ne kadar zor geldiğini güçlü biçimde etkileyen faktördür. Kalıp X depends greatly on Y şeklindedir. greatly, depends on ifadesinin derecesini güçlendirir; on ise depend fiilinin gerektirdiği edattır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için depend, greatly ve gerekli edatı kullanın: The success of the garden ____ the amount of sunlight it gets.

Cevabı göster

depends greatly on

While some scholars such as Noam Chomsky

0:20

Noam Chomsky gibi bazı akademisyenler

argue that we are born with an innate universal ability Kalıp ifadeler

0:23

dilbilgisi kalıplarını ve dili anlama konusunda

to understand grammar patterns and language,

0:26

doğuştan gelen evrensel bir yetenekle doğduğumuzu iddia etseler de,

the truth is probably that we are just better learning stuff as babies.

0:28

gerçek şu ki, muhtemelen bebekken bir şeyleri daha iyi öğreniyoruz.

Kalıp ifadeler

are born with: bir özelliğe doğuştan sahip olmak

Are born with, “bir şeye doğuştan sahip olmak” anlamına gelir. Burada insanların bir yeteneği sonradan öğrenmek yerine doğal ve doğuştan taşıdığı söyleniyor. Kalıp be born with + nitelik, yetenek, özellik veya durum şeklindedir. With, kişinin sahip olduğu şeyi belirtir; doğum sırasında yanında başka birinin bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Nina'nın doğuştan olağanüstü bir işitme yeteneğine sahip olduğunu hangi cümle doğru biçimde anlatır?

  1. Nina was born with exceptional hearing.
  2. Nina was born in exceptional hearing.
  3. Nina was born into exceptional hearing.
Cevabı göster

Nina was born with exceptional hearing.

So, if your mother tongue is English, Kelime

0:32

Bu nedenle, ana diliniz İngilizce ise,

try picking up French or German before moving on to Mandarin. Öbek fiiller

0:34

Mandarinceye geçmeden önce Fransızca veya Almanca öğrenmeyi deneyin.

Kelime

mother tongue: erken çocuklukta doğal olarak öğrenilen dil

Burada mother tongue, bir kişinin erken çocukluk döneminde doğal olarak ilk öğrendiği dili ifade eder. Bu cümlede İngilizce, öğrencinin diğer dilleri öğrenirken kullandığı başlangıç dili olarak ele alınır. Bu ifade kelimesi kelimesine anlaşılmamalıdır; yalnızca kişinin annesinin konuştuğu dil anlamına gelmez. Bir kişinin birden fazla mother tongue dili olabilir ve bu dil şu anda en çok kullandığı dil olmayabilir.

Alıştırma

Mina bebekliğinden itibaren evde doğal olarak Korece öğrendi ve on iki yaşında Fransızca çalışmaya başladı. Hangi cümlede mother tongue doğru kullanılmıştır?

  1. Mother tongue, Mina öğrenmiş olsun ya da olmasın, yalnızca Mina'nın annesinin konuştuğu dil demektir.
  2. Korece, Mina'nın mother tongue dilidir.
  3. Fransızca, daha sonra öğrendiği için Mina'nın mother tongue dilidir.
Cevabı göster

Korece, Mina'nın mother tongue dilidir.

Öbek fiiller

pick up a language: maruz kalarak bir dili zaman içinde öğrenmek

Bu cümlede picking up French or German, bu dillerden birini zaman içinde öğrenmek anlamına gelir. Nesne bir dil adı olduğu için pick up burada bir öbek fiildir; bir şeyi yerden kaldırma şeklindeki gerçek anlamında kullanılmaz. Bu kullanım çoğunlukla temas, dinleme, konuşma veya pratik yoluyla öğrenmeyi düşündürür. Tek başına dilin kolay olduğu veya öğrencinin dili tamamen öğrendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Maruz kalma yoluyla zaman içinde öğrenmek anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: After a month at the summer camp, Nora began to ____ a few useful Spanish phrases from daily conversations.

Cevabı göster

pick up

Öbek fiiller

moving on to: sonraki aşamaya geçmek

move on to, bir aşamadan, konudan veya etkinlikten bir sonrakine geçişi belirtir. Bu cümlede kişiye önce Fransızca veya Almanca çalışması, ardından Mandarin Çincesine başlaması öneriliyor. Yapı move on to + isim veya -ing biçimidir. On, önceki adımın tamamlandığı ya da şimdilik bırakıldığı fikrini ekler; yani burada fiziksel hareket değil, sıra anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi, mevcut adım bittikten sonra bir sonraki adıma başlamak anlamına gelen kalıp ifadeyle tamamlayın: We have finished chapter one, so let's ____ chapter two.

Cevabı göster

move on to

But which languages are the toughest to crack? Deyimler

0:37

Peki çözülmesi en zor diller hangileri?

Deyimler

toughest to crack: ustalaşması en zor

toughest to crack ifadesinde crack, gizli bir mesajı çözer gibi zor bir şeyi çözmek, anlamak veya onda ustalaşmak anlamında kullanılan bir mecazdır. Toughest, tough sözcüğünün en üstünlük biçimidir; dolayısıyla soru, hangi dillerde ustalaşmanın diğerlerinin hepsinden daha zor olduğunu sorar. be tough to crack yapısı anlaşılması güç bir sorunu veya alanı anlatır. Dilin fiziksel olarak çatladığı veya kırıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“The final riddle was the toughest to crack,” cümlesinde “the toughest to crack” ne anlama gelir?

  1. çözülmesi en zor olan
  2. parçalara ayrılması en kolay olan
  3. kırılırken en çok ses çıkaran
Cevabı göster

çözülmesi en zor olan

That's what we'll find out in this episode of The Infographics Show, Öbek fiiller

0:39

İşte The Infographics Show'un bu bölümünde bunu öğreneceğiz,

the top 20 hardest languages to learn.

0:42

öğrenilmesi en zor 20 dil.

Öbek fiiller

find out: cevabı öğrenmek

Bu cümlede find out, “devamında verilenler aracılığıyla cevabı öğrenmek veya ortaya çıkarmak” anlamına gelir. What, hangi dillerin en zor olduğuna ilişkin önceki soruya gönderme yapar; dolayısıyla That's what we'll find out, bölümün cevabı vereceğini bildirir. Find out, bir nesneyi fiziksel olarak bulmaya değil, bilmeme durumundan bilme durumuna geçişe odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi “kontrol ederek cevabı öğrenmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We don't know whether the museum is open, so let's ____ before we leave.

Cevabı göster

find out

Number 20, Tagalog.

0:44

20 Numara, Tagalogca.

Spoken by the majority of those dwelling in the Philippines, Dilbilgisi

0:46

Filipinler'de yaşayanların çoğunluğu tarafından konuşulan bu dil,

this language features bizarre sentence structure and quirky grammar rules.

0:49

tuhaf cümle yapılarına ve ilginç dilbilgisi kurallarına sahiptir.

Dilbilgisi

Spoken by ...: öne alınmış pasif ortaç yan cümlesi

Baştaki Spoken by the majority of those dwelling in the Philippines ifadesi, pasif anlam taşıyan ve öne alınmış bir geçmiş zaman ortaç yan cümlesidir. Anlaşılan öznesi ana cümlenin öznesi olan this language ifadesidir: dili söz konusu çoğunluk konuşur. Bu kısaltılmış yapı, bilgilendirici yazıların ana ifade olan this language features... öncesinde arka plan bilgisi vermesini sağlar. İfadenin içinde dwelling in the Philippines, those sözcüğünü niteler ve “Filipinler'de yaşayanlar” anlamına gelir.

Alıştırma

"Designed for small kitchens, the table folds flat for storage," cümlesinde küçük mutfaklar için tasarlanmış olan nedir?

  1. mutfaklar
  2. depolama alanı
  3. masa
Cevabı göster

masa

But don't worry too much about learning the language if you're visiting Manila,

0:52

Ancak Manila'yı ziyaret ediyorsanız, dili öğrenme konusunda çok fazla endişelenmeyin,

as most of the natives there go to English-speaking schools.

0:55

çünkü oradaki yerlilerin çoğu İngilizce eğitim veren okullara gidiyor.

Well, in the cities at least. Anlatım akışı

0:58

En azından şehirlerde durum böyle.

Anlatım akışı

Kapsamı sonradan daraltan “at least”

Buradaki at least, asgari bir sayı belirtmez. Daha geniş bir iddianın kapsamını daraltır: Söylenen şeyin şehirler için geçerli olduğu doğrulanır, diğer yerler ise belirsiz bırakılır. Cümlenin sonunda kullanıldığında sonradan eklenmiş bir düzeltme gibi çalışır. Bu yapı, tüm cümleyi baştan söylemeden ifadeyi daha kesin hâle getirir.

Alıştırma

“The trail is easy near the entrance, at least,” cümlesinde at least ne yapar?

  1. Patikanın asgari bir zorluk düzeyine sahip olduğunu söyler.
  2. Girişin patikadaki en erken nokta olduğunu söyler.
  3. Girişe yakın kısım için iddiayı doğrular, patikanın geri kalanını ise belirsiz bırakır.
Cevabı göster

Girişe yakın kısım için iddiayı doğrular, patikanın geri kalanını ise belirsiz bırakır.

Number 19, Navajo.

1:00

19 Numara, Navahoca.

This Southern Athabaskan language is spoken in the southwest of the United States

1:02

Bu Güney Atabask dili, Amerika Birleşik Devletleri'nin güneybatısında konuşulur

and wasn't transcribed onto the page until the 1930s. Kelime

1:06

ve 1930'lara kadar yazıya geçirilmemiştir.

Kelime

“wasn't transcribed onto the page”: konuşmayı yazıya geçirmek

Dil tarihi bağlamında wasn't transcribed onto the page, konuşulan dilin henüz sistemli biçimde yazıyla temsil edilmediği anlamına gelir. Onto the page, konuşmanın kâğıt üzerinde yazıya dönüşmesini somut bir görüntüyle anlatır. Transcribe, konuşma seslerini veya söylenen sözcükleri metin olarak kaydetmeye odaklanır. Dili başka bir dile çevirmek anlamına gelmez ve dilin ancak yazıya geçirildiğinde var olmaya başladığını da söylemez.

Alıştırma

‘Kaydedilmiş konuşmayı yazılı sözcüklere dönüştürmek’ anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: Please ____ the interview before the meeting.

Cevabı göster

transcribe

It's pretty much alien to most Germanic and Latin languages Kelime

1:09

Çoğu Cermen ve Latin dili için oldukça yabancıdır

and is therefore a tough linguistic nut to crack. Deyimler

1:12

ve bu nedenle kırılması zor bir dilbilimsel cevizdir.

Kelime

pretty much alien to: neredeyse tamamen yabancı

Bu cümlede pretty much alien to, “birine veya bir şeye neredeyse tamamen yabancı” anlamına gelir. Dilin özellikleri, çoğu Cermen ve Latin dilinin normalde kullandığı yapılara benzemez; burada alien bir sıfattır, uzaylı veya bazı hukuk metinlerinde vatandaş olmayan kişi anlamındaki bir isim değildir. Kalıp X is alien to Y biçimindedir. X, Y'nin deneyimlerinin, alışkanlıklarının veya olağan sisteminin dışındadır. Pretty much kesin bir yargıyı yumuşatıp yaklaşık hâle getirir: “neredeyse” veya “esasen”.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “birine neredeyse tamamen yabancı” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Before the exchange program, eating dinner at 10 p.m. was ____ Mia.

Cevabı göster

pretty much alien to

Deyimler

a tough linguistic nut to crack: çözülmesi zor bir dilbilimsel sorun

a tough linguistic nut to crack ifadesi, dili anlaşılması veya çözülmesi zor bir sorun olarak tanımlar. Bu deyimsel bir benzetmedir: “nut” zor nesneyi, “to crack” ise gerçek anlamda yiyecek kırmayı değil, zorluğu aşmayı anlatır. Yeniden kullanılabilir kalıp a tough (niteleyici) nut to crack biçimindedir. linguistic, technical veya legal gibi bir sözcük, temel deyimi değiştirmeden zorluğun alanını belirtebilir. Niteleyici olmadan a tough nut to crack biçiminde de kullanılabilir.

Alıştırma

Deyimi iki sözcükle tamamlayın: The bridge design is a tough engineering ____ to ____.

Cevabı göster

nut · crack

Number 18, Persian is a puzzling beast to acquire,

1:15

18 Numara, Farsça öğrenilmesi kafa karıştırıcı bir canavardır,

belonging as it does to the Indo-Iranian branch of Indo-European languages Dilbilgisi

1:19

Hint-Avrupa dillerinin Hint-İran koluna aittir

Dilbilgisi

belonging as it does to: açıklayıcı as + özne + yardımcı fiil

Burada belonging as it does to ... kabaca “because it belongs to ...” ya da “given that it belongs to ...” anlamına gelir. belonging ortaç yapısı, ana yargıyı açıklamaya yardımcı olan arka plan bilgisini ekler. as it does içinde does, belongs fiilinin yerine geçen bir yardımcı fiildir; dolayısıyla açılmış anlam as it belongs to the Indo-Iranian branch şeklindedir. İkinci bir eylem anlatmaz ve buradaki as “aynı şekilde” anlamına gelmez.

Alıştırma

belonging as it does to the Indo-Iranian branch ifadesinde does ne işe yarar?

  1. as sözcüğünü “aynı şekilde” anlamında bir karşılaştırmaya dönüştürür.
  2. Tekrarlanacak olan belongs fiilinin yerine geçer.
  3. Farsçanın gerçekleştirdiği yeni bir eylem ekler.
Cevabı göster

Tekrarlanacak olan belongs fiilinin yerine geçer.

and being the native tongue in Afghanistan, Iran, and Tajikistan.

1:23

ve Afganistan, İran ve Tacikistan'da ana dildir.

But it can't be that difficult with over 100 million conversing in the language day to day. Kalıp ifadeler

1:27

Ancak her gün 100 milyondan fazla kişinin bu dilde konuştuğunu düşünürsek o kadar da zor olamaz.

Kalıp ifadeler

Zarf ifadesi olarak day to day

Burada day to day, “gündelik yaşamda düzenli olarak” veya “her gün” anlamına gelen bir zaman zarfı ifadesidir. language sözcüğünü değil, conversing eylemini niteler; yani cümle 100 milyondan fazla insanın bu dili gündelik iletişimde kullandığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “gündelik yaşamda düzenli olarak” anlamına gelen, kısa çizgisiz hedef ifadeyle tamamlayın: She speaks English ____ at work.

Cevabı göster

day to day

Number 17, Dutch.

1:32

17 Numara, Felemenkçe.

This West Germanic language is closely related to English and German, Kalıp ifadeler

1:34

Bu Batı Cermen dili İngilizce ve Almanca ile yakından ilişkilidir,

Kalıp ifadeler

closely related to: güçlü ilişki veya ortak köken

closely related to ifadesi, iki şey arasında güçlü bir ilişki olduğunu belirtir. Diller veya türler için kullanıldığında çoğu zaman ortak bir tarihsel kökene; fikirler veya olaylar için kullanıldığında ise güçlü bir bağlantıya işaret eder. Bu yapıda closely, related sözcüğünün anlamını güçlendirir; to ise ilişkili olan diğer kişi veya şeyi tanıtır: X is closely related to Y.

Alıştırma

closely related to ifadesindeki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: Dolphins are closely related ____ whales.

Cevabı göster

to

but does seem to have some interesting vocabulary Dilbilgisi

1:37

ancak telaffuz etmeyi gerçekten zorlaştıran

that makes it really difficult to pronounce.

1:39

bazı ilginç kelimelere sahip gibi görünüyor.

Dilbilgisi

does seem to have: temkinli bir vurgu

Bu olumlu cümlede does, seem fiilini vurgular. Anlamı “bunun gerçekten doğru olduğu görülüyor” ifadesine yakındır ve çoğu zaman bir gözlemi doğrulamak veya bir şüpheye karşılık vermek için kullanılır. Yapı does + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle does seem denir, does seems denmez. Seem to have, düşünceyi hâlâ kesin bir gerçek değil, bir izlenim olarak sunar. does iddiayı güçlendirir ama bu temkinli anlamı ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Vurgulu do + seem to have ile cümleyi tamamlayın: The plan ____ one serious flaw.

Cevabı göster

does seem to have

In Dutch, you have words like

1:41

Felemenkçede,

"slecht is schrijven" and "angstschroef".

1:44

"slecht is schrijven" ve "angstschroef" gibi kelimeler vardır.

Try pronouncing those after a couple of cans of Heineken.

1:46

Bunları birkaç kutu Heineken içtikten sonra telaffuz etmeyi deneyin.

Number 16, Slovenian.

1:49

16 Numara, Slovence.

Part of the Slavic language group,

1:51

Slav dil grubunun bir parçası olan

Slovenian is spoken by 2.5 million speakers

1:53

Slovence, 2,5 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır

and is one of the most difficult of the 24 official EU languages to learn.

1:55

ve AB'nin 24 resmi dili arasında öğrenilmesi en zor olanlardan biridir.

In Slovenian, like Russian, nouns have cases.

1:59

Slovencede, tıpkı Rusçada olduğu gibi, isimlerin halleri vardır.

This means noun endings change in accordance with the preceding preposition Kalıp ifadeler

2:02

Bu, isimlerin son eklerinin önceki edata göre değiştiği

Kalıp ifadeler

in accordance with: bir kurala resmî uygunluk

In accordance with, bir şeyin bir kurala, gerekliliğe veya sisteme uygun biçimde gerçekleştiğini ya da bunları izlediğini belirtir. Burada her isim sonunun, önceki edatın belirlediği dil bilgisi kuralına uyacak şekilde değiştiği anlatılıyor. Kalıp in accordance with + kural, gereklilik, anlaşma veya talimat şeklindedir. Bir kişiyle aynı fikirde olmayı değil, bir kurala uygunluğu vurgular.

Alıştırma

Accordance sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: The data was stored ____ university guidelines.

Cevabı göster

in accordance with

and many a misspoken noun.

2:06

ve birçok ismin yanlış telaffuz edildiği anlamına gelir.

Number 15, Afrikaans.

2:08

15 Numara, Afrikaans.

This South African language is also spoken in Namibia, Zimbabwe, and Botswana

2:10

Bu Güney Afrika dili Namibya, Zimbabve ve Botsvana'da da konuşulmaktadır

and is like a strange offshoot of Dutch Kelime

2:15

ve Felemenkçenin garip bir yan dalı gibidir

and just as difficult to learn.

2:17

ve öğrenmesi de bir o kadar zordur.

Kelime

offshoot of: bir kaynaktan gelişen dal

Offshoot, daha büyük bir şeyden büyüyen veya gelişen daha küçük bir dalı anlatır. Offshoot of kalıbında sözcük mecazidir: Afrikaans dili, Hollandacadan gelişmiş bir dil olarak tanımlanıyor. Kullanışlı kalıp an offshoot of + kaynak şeklindedir. Daha eski veya daha büyük bir şeyden ortaya çıkan bir dili, kuruluşu, fikri, ürünü ya da projeyi anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle yeni laboratuvarın üniversitenin tıp merkezinden geliştiğini söyler?

  1. The new lab is located beside the university's medical center.
  2. The new lab has replaced the university's medical center.
  3. The new lab is an offshoot of the university's medical center.
Cevabı göster

The new lab is an offshoot of the university's medical center.

Most South Africans do learn English at school, too,

2:18

Yine de çoğu Güney Afrikalı okulda İngilizce de öğrenir,

so don't be too put off by this strange impenetrable tongue. Öbek fiiller

2:21

bu yüzden bu garip, içine girilemez dilden çok da gözünüz korkmasın.

Öbek fiiller

put off by: bir şey yüzünden yılmak

put off by, bir şeyin kişide ilgisini, özgüvenini veya devam etme isteğini kaybetmesine yol açtığını anlatan edilgen bir yapıdır. Etkilenen kişi be put off ifadesinden önce, neden ise by ifadesinden sonra gelir. Burada konuşan kişi, dilin tuhaf ve anlaşılması zor görünmesinin sizi yıldırmasına izin vermemenizi söylüyor. Bu kullanım, put off fiilinin “ertelemek” anlamında değildir.

Alıştırma

Bir özelliğin kişinin ilgisini veya özgüvenini azaltmasını anlatmak için cümleyi hangi ifadeyle tamamlamak gerekir? “I was ___ the app's confusing layout.”

  1. interested in
  2. impressed by
  3. put up with
  4. put off by
Cevabı göster

put off by

Number 14, Urdu.

2:24

14 Numara, Urduca.

This, the lingua franca of Pakistan, Kelime

2:26

Pakistan'ın ortak dili olan bu dil,

is identical to Hindi in terms of grammar and structure, Kalıp ifadeler

2:28

dilbilgisi ve yapı açısından Hintçe ile aynıdır,

Kelime

lingua franca: farklı ana dilleri arasında köprü olan ortak dil

Lingua franca, ana dilleri farklı olan insanların ortak olarak kullandığı dili ifade eder. Herkesin ana dili olmasa bile insanların iletişim kurmasını sağlayan bir köprü görevi görür. Bu cümlede ifade, söz konusu dilin Pakistan'da farklı dil toplulukları arasında iletişim köprüsü olduğunu belirtir. Bu, dilin herkesin doğuştan konuştuğu dil olduğu veya ülkenin tek resmî dili olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“The engineers used English as a lingua franca during the meeting.” cümlesinde lingua franca neyi anlatır?

  1. mühendislerin kullandığı özel bir kod
  2. ana dilleri farklı insanların kullandığı ortak dil
  3. bütün mühendislerin ilk dili
  4. bir ülkenin tek resmî dili
Cevabı göster

ana dilleri farklı insanların kullandığı ortak dil

Kalıp ifadeler

in terms of: karşılaştırmayı tek bir yönle sınırlamak

In terms of, bir ifade veya karşılaştırmada kullanılan belirli yönü gösterir. Burada identical yalnızca dil bilgisi ve yapıyla sınırlıdır; Urduca ile Hintçenin her açıdan aynı olduğu söylenmemektedir. Yapı in terms of + isim veya isim öbeğidir. Önemli boyutu belirterek genel bir iddiayı daha kesin hâle getirir.

Alıştırma

Hangi ifade karşılaştırmayı doğru biçimde tek bir yönle sınırlar? The two laptops are nearly identical ___ screen size.

  1. according to
  2. in terms of
  3. because of
Cevabı göster

in terms of

so if you're going at it from an Indian perspective, Öbek fiiller

2:31

bu nedenle olaya Hint perspektifinden yaklaşırsanız,

this difficult language may well be manageable.

2:33

bu zor dilin üstesinden gelinebilir.

Öbek fiiller

going at it: bir görevi etkin biçimde ele almak

Burada going at it, dili öğrenme görevine yaklaşmak ve bu görevin üstesinden gelmeye çalışmak anlamına gelir. it zamiri bu göreve gönderme yaparken from an Indian perspective göreve hangi bakış açısı veya altyapıyla yaklaşıldığını belirtir. go at + görev kalıbı, yalnızca görev hakkında düşünmeyi değil, çoğu zaman etkin veya enerjik biçimde çalışmayı anlatır.

Alıştırma

Bir antrenör şöyle diyor: The problem looks hard, but let's go at it one step at a time. Burada go at it ne anlama gelir?

  1. probleme doğru yürümek
  2. problemi ele almaya başlamak
  3. problem üzerinde çalışmayı bırakmak
Cevabı göster

problemi ele almaya başlamak

If English is your first language,

2:36

Eğer ana diliniz İngilizce ise,

then we wish you the best of luck. Kalıp ifadeler

2:37

o zaman size bol şans diliyoruz.

Kalıp ifadeler

Wish You the Best of Luck: wish + kişi + isim öbeği

Wish someone the best of luck, birine başarılı olmasını umduğunuzu söylemenin kalıplaşmış bir yoludur. Yapı wish + kişi + isim öbeği şeklindedir. Wish you the best of luck ifadesinde the best of luck, konuşanın diğer kişi için dilediği iyi sonucu belirtir. Bu cümlede dilek dostça ama aynı zamanda esprili duyulur: ana dili İngilizce olan birinin bu dili çok zor bulabileceğini ima eder. Aynı yapı wish her luck ve wish them a safe journey ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: Your audition is tomorrow, Maya. I ____.

Cevabı göster

wish you the best of luck

Number 13, Hebrew.

2:39

13 Numara, İbranice.

An Afro-Asiatic language first used by the Hebrews and Israelites over 3,000 years ago,

2:41

İlk olarak 3.000 yılı aşkın bir süre önce İbraniler ve İsrailoğulları tarafından kullanılan bir Afro-Asyatik dildir,

it's still used in modern Israel today

2:46

bugün modern İsrail'de hala kullanılmaktadır

and is an absolute nightmare to acquire. Deyimler

2:48

ve edinmesi tam bir kabustur.

Deyimler

An Absolute Nightmare to Acquire: mecaz yoluyla aşırı zorluk

Burada nightmare mecaz anlamdadır. Bir şeyin an absolute nightmare to do olduğunu söylemek, onu yapmanın son derece zor, stresli veya sinir bozucu olduğu anlamına gelir; gerçek bir kötü rüyadan söz edilmez. Absolute, nightmare sözcüğünü güçlendirerek değerlendirmeyi çok kuvvetli hâle getirir. Yapı isim + be + an absolute nightmare + to-mastar şeklindedir. Acquire fiilinin anlaşılan nesnesi dildir: konuşan, dili öğrenmenin son derece zor olduğunu söyler. Acquire burada learn sözcüğünden daha resmîdir, ancak genel değerlendirme öznel ve abartılıdır.

Alıştırma

“The new scheduling app is an absolute nightmare to set up,” cümlesinde an absolute nightmare to set up ne anlama gelir?

  1. Uygulamanın kurulumu son derece zor ve sinir bozucudur.
  2. Uygulama biraz sıra dışıdır ancak kurulumu kolaydır.
  3. Uygulama insanların korkunç rüyalar görmesine neden olur.
Cevabı göster

Uygulamanın kurulumu son derece zor ve sinir bozucudur.

Number 12, Sanskrit.

2:50

12 Numara, Sanskritçe.

These ancient Asian languages are often a recipe for major headaches, too, Deyimler

2:52

Bu eski Asya dilleri de genellikle büyük baş ağrıları için birebirdir

and this, the primary language of Hinduism and Buddhism,

2:56

ve Hinduizm ile Budizm'in birincil dili olan bu dil de

is no exception. Kalıp ifadeler

2:59

istisna değildir.

Deyimler

a recipe for major headaches: büyük sorunlara yol açacak koşullar

Burada a recipe for, “belirli bir sonuca yol açması muhtemel koşullar bütünü” anlamına gelir. Yemek tarifi fikrini neden-sonuç ilişkisi kuran bir benzetmeye dönüştürür: bu dillerin bazı özellikleri major headaches yaratabilir. major headaches ifadesi de mecazidir. Mutlaka fiziksel ağrı değil, ciddi zorluklar veya can sıkıcı sorunlar anlamına gelir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp a recipe for + isim veya -ing biçimidir ve ardından genellikle istenmeyen bir sonuç gelir.

Alıştırma

“Skipping sleep and drinking too much coffee is a recipe for a terrible morning” cümlesinde a recipe for ne anlama gelir?

  1. bir sorunu önleyen tedavi
  2. yemek pişirmek için yazılı bir tarif
  3. bir sonuca yol açması muhtemel koşullar bütünü
Cevabı göster

bir sonuca yol açması muhtemel koşullar bütünü

Kalıp ifadeler

is no exception: istisna değildir

Is no exception, belirli bir örneği hemen önce söylenen genel bir ifadeye bağlar. “Bu örnek de aynı düzene uyuyor” anlamına gelir. Burada ele alınan dil, kadim Asya dillerinin zor olabileceği yönündeki önceki genellemeye dâhil edilir. no kelimesi genel kuralı değil, exception kelimesini olumsuz yapar. Cümle hiçbir zaman istisna olmadığını söylemez; bu belirli konunun istisnalardan biri olmadığını söyler.

Alıştırma

Luna’nın da aynı düzene uyduğunu belirten üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: “Most puppies enjoy playtime, and Luna ____.”

Cevabı göster

is no exception

But if one is to enjoy the rich poetry, philosophy, and history of India, Dilbilgisi

3:00

Ancak Hindistan'ın zengin şiir, felsefe ve tarihinin tadını çıkarmak isteyen birinin

Sanskrit must be learned.

3:04

Sanskritçe öğrenmesi şarttır.

Dilbilgisi

“if one is to enjoy”: amaç ile koşulu bağlayan resmî yapı

“if one is to + fiil” kalıbı bir hedef sunar ve bu hedefe ulaşmak için gerekli bir koşulu belirtir. Burada “if one is to enjoy”, “bir kişi gerçekten zevk alabilecekse” anlamına gelir; Sanskritçe öğrenmenin neden gerekli olduğunu açıklar. “One”, “herhangi bir kişi” veya “genel olarak insanlar” anlamına gelen resmî ve genel bir zamirdir. Buradaki “is to”, resmî be to yapısının parçasıdır; yalnızca gelecek zaman bildirmez.

Alıştırma

Hedefi gerekli bir koşula bağlayan iki kelimelik resmî yapıyla cümleyi tamamlayın: “If one ____ understand the law, careful reading is essential.”

Cevabı göster

is to

So, good luck and happy studies.

3:05

Yani, bol şans ve iyi çalışmalar.

Number 11, Korean.

3:07

11 Numara, Korece.

Spoken by 80 million people in both North and South Korea,

3:09

Hem Kuzey hem de Güney Kore'de 80 milyon kişi tarafından konuşulan

this language is difficult to crack for Westerners,

3:12

bu dilin Batılılar için çözülmesi zordur,

but the Japanese have no real trouble at all, Kalıp ifadeler

3:14

ancak Japonlar hiçbir sorun yaşamazlar,

being as they are so close physically and linguistically.

3:17

çünkü fiziksel ve dilbilimsel olarak birbirlerine çok yakındırlar.

Kalıp ifadeler

“have no real trouble at all”: hiçbir zorluk olmadığını güçlü biçimde belirtme

“Have no trouble”, bir şeyi kolay bulmak veya onu yaparken zorluk yaşamamak anlamına gelir. Bu cümlede grubun Korece konusunda “have no real trouble at all” olduğu söylenir; eksik bırakılan tamamlayıcı önceki bağlamdan anlaşılır. “Real” ve “at all”, olumsuzluk bildiren “no” sözcüğünü birlikte güçlendirir ve iddiayı vurgulu hâle getirir: esasen kayda değer hiçbir zorluk yoktur. Burada “at all” olumsuzluğu güçlendirir; bir şeyi tamamen yaptıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

Nina bu modeli birçok kez tamir etti ve “I have no real trouble at all fixing it.” dedi. Ne demek istiyor?

  1. Onu tamir etmek Nina için küçük ama fark edilir bir zorluk yaratır.
  2. Onu tamir etmek Nina için esasen hiç zorluk yaratmaz.
  3. Nina henüz onu tamir etmeyi denememiştir.
Cevabı göster

Onu tamir etmek Nina için esasen hiç zorluk yaratmaz.

Number 10, Croatian.

3:20

10 Numara, Hırvatça.

Back in Europe, the standardized version of the Serbo-Croatian tongue

3:22

Avrupa'ya dönersek, Sırp-Hırvat dilinin standartlaştırılmış versiyonu

is based on the dialect of Eastern Herzegovinian

3:25

Doğu Hersek lehçesine dayanır

and can prove a real challenge to pick up. Kalıp ifadeler

3:28

ve öğrenmesi gerçek bir meydan okuma olabilir.

Kalıp ifadeler

can prove a real challenge: “sonuçta gerçekten zor olabilir”

Burada prove, “sonuçta ... olduğu ortaya çıkmak” veya “... olduğu görülmek” anlamında bir bağ fiilidir. “Kanıtlarla ispatlamak” anlamına gelmez. Kalıp özne + prove + tümleç biçimindedir: the standardized language can prove a real challenge. Can bunun olası ya da sık rastlanan bir deneyim olduğunu gösterir; real ise challenge sözcüğünü güçlendirir. Sondaki to pick up, zor olan şeyin dili öğrenmek olduğunu belirtir.

Alıştırma

“Sonuçta gerçekten zor olabilir” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: For a new player, the final level ____.

Cevabı göster

can prove a real challenge

Number Nine, Hungarian.

3:30

9 Numara, Macarca.

While Hungarians have probably the cutest accent while speaking English in Dracula movies,

3:32

Macarlar Drakula filmlerinde İngilizce konuşurken muhtemelen en tatlı aksana sahip olsalar da,

their mother tongue is a strange language

3:37

ana dilleri garip bir dildir

and a difficult beast to tame.

3:39

ve evcilleştirmesi zor bir canavardır.

Number Eight, Gaelic.

3:40

8 Numara, Galce.

The Celts know how to confuse us outsiders with the strangest witches' brew Deyimler

3:42

Keltler, eski İrlanda lehçeleri ve İskoç jargonunun oluşturduğu

of old Irish dialects and Scottish lingo.

3:46

en tuhaf cadı iksiriyle biz yabancıların kafasını nasıl karıştıracaklarını iyi bilirler.

Deyimler

witches' brew: tuhaf ve kafa karıştırıcı bir karışım

Witches' brew sözcük anlamıyla cadıların hazırladığı düşünülen bir karışımdır. Burada eski İrlanda ağızlarıyla İskoç argosunun tuhaf ve karmaşık birleşimini anlatan bir benzetmedir. Bu imge, dil karışımını gizemli ve dışarıdan gelenlerin çözmesi zor bir şey gibi gösterir. Tonu şakacı ve abartılıdır; gerçek büyüden veya kesin bir dil bilimsel sınıflandırmadan söz etmez.

Alıştırma

“The report was a witches' brew of rumors, guesses, and missing facts,” cümlesinde witches' brew neyi anlatır?

  1. Birçok kez tekrarlanan tek bir söylenti
  2. Tuhaf ve kafa karıştırıcı bir karışım
  3. Dikkatle kontrol edilmiş gerçekler topluluğu
Cevabı göster

Tuhaf ve kafa karıştırıcı bir karışım

Approach with serious caution this bizarre tongue.

3:48

Bu tuhaf dile ciddi bir dikkatle yaklaşın.

Number Seven, Japanese.

3:51

7 Numara, Japonca.

May not seem difficult at first,

3:53

Başlangıçta zor görünmeyebilir,

but try putting together a sentence with stacked relative clauses Kelime

3:55

ancak üst üste binmiş ilgi cümlecikleri

and multiple dropped pronouns Kelime

3:57

ve çok sayıda düşmüş zamirle bir cümle kurmayı deneyin

and you soon realize that your noodle needs some major brain readjustment.

3:59

böylece çok geçmeden beyninizin ciddi bir yeniden ayarlanmaya ihtiyacı olduğunu fark edeceksiniz.

Kelime

stacked relative clauses: katmanlı isim niteleyicileri

Burada stacked mecaz anlamda kullanılır. Stacked relative clauses, isimleri nitelemek için iç içe yerleştirilen veya zincir hâlinde sıralanan iki ya da daha fazla ilgi cümleciğidir. Bir ilgi cümleciği isim hakkında ek bilgi verir; İngilizcede çoğu zaman who, that veya which ile başlar. Bu katmanlaşma, aynı anda birkaç ismi ve niteleyiciyi takip etmeyi gerektirdiği için cümlenin yapısını yoğunlaştırır. Cümleyi çözmek için her cümleciğin hangi ismi nitelediğini bulun; iç içe yapı varsa en içteki cümlecikten dışarıya doğru ilerleyin.

Alıştırma

Hangi cümlede katmanlaşmış ilgi cümlecikleri vardır?

  1. The teacher recommended a book, and it won a prize.
  2. The book that the teacher who moved here recommended won a prize.
  3. The book won a prize because the teacher recommended it.
Cevabı göster

The book that the teacher who moved here recommended won a prize.

Kelime

multiple dropped pronouns: bağlamdan çıkarılabilen birden fazla söylenmemiş zamir

Dropped pronoun, dinleyenler göndergesini bağlamdan çıkarabildiği için söylenmeyen bir zamirdir. Multiple dropped pronouns, özne veya nesne gibi zamirlerle ifade edilebilecek birden fazla işlevin aynı konuşma bölümünde atılması demektir. Burada dropped, yanlışlıkla unutulmuş anlamına gelmez. Dilin ve durumun izin verdiği bir eksiltmeyi anlatır. İngilizcede sıkça olduğu gibi her işlevin açıkça ifade edilmesini beklemek yerine, kimin eylemi yaptığını ve neyin etkilendiğini bağlamdan çıkarın. Örnekte bu, İngilizce konuşan birinin Japonca bir cümleyi çözümlemesini zorlaştırabilecek özelliklerden biridir.

Alıştırma

Hangi durum dropped pronoun örneğidir?

  1. Konuşan kişi zamiri kısık sesle söylediği için zamiri duymak zordur.
  2. Bir yazar zamirin yerine kişinin tam adını kullanır.
  3. Japonca konuşan iki arkadaş, kimden söz ettiklerini ikisi de bildiği için özneyi söylenmeden bırakır.
Cevabı göster

Japonca konuşan iki arkadaş, kimden söz ettiklerini ikisi de bildiği için özneyi söylenmeden bırakır.

Number Six, Icelandic.

4:02

6 Numara, İzlandaca.

This language has been near impossible to figure out

4:04

Bu dil, İngilizceyi parkta bir yürüyüş gibi hissettiren

due to the difficult-sounding syllables and unique-looking letters

4:07

söylenmesi zor heceler ve benzersiz görünümlü harfler nedeniyle

that make English feel like a walk in the park. Deyimler

4:10

çözülmesi neredeyse imkansız bir dil olmuştur.

Deyimler

a walk in the park: çok kolay bir şeyi anlatan deyim

Bu cümlede a walk in the park, bir şeyin çok kolay olduğu anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek bir yürüyüşten söz etmez. Konuşan kişi İngilizceyi anlaşılması çok daha zor görünen bir dille karşılaştırdığı için İngilizce özellikle kolay görünür. make + nesne + feel like + isim öbeği yapısı, bir deneyimin başka bir şeyi belirli bir şekilde hissettirmesini veya göstermesini anlatır. Burada make English feel like a walk in the park, İngilizceyi kolaymış gibi göstermek anlamına gelir. Bu ifade az çaba gerektiren bir işi, beceriyi veya durumu anlatabilir.

Alıştırma

Burada a walk in the park ne anlama geliyor? After I learned the basic steps, making the soup was a walk in the park.

  1. Çok kolaydı.
  2. Çok uzun zaman aldı.
  3. Bir parkta gerçekleşti.
  4. Anlaması zordu.
Cevabı göster

Çok kolaydı.

Number Five, Albanian.

4:12

5 Numara, Arnavutça.

An Indo-European tongue,

4:14

Bir Hint-Avrupa dili olan

this centuries-old lingo shares similar features with German and Greek,

4:16

bu asırlık lisan, Almanca ve Yunanca ile benzer özellikler taşır,

but has its own uniquely bizarre vocabulary.

4:19

ancak kendine özgü, son derece tuhaf bir kelime dağarcığı vardır.

Number Four, Thai.

4:22

4 Numara, Tayca.

Tonal languages are Kelime

4:23

Tonal diller

tough,

4:24

zordur,

very

4:24

çok

tough.

4:24

zordur.

With

4:24

Tek

one

4:24

bir

word,

4:24

kelimeyle,

for

4:24

örneğin

example, "cow",

4:24

"cow",

meaning the color white, rice, and to enter,

4:28

beyaz renk, pirinç ve girmek anlamına gelebilir,

depending on the rising, falling, or steady tone.

4:32

yükselen, alçalan veya sabit tona bağlı olarak.

Kelime

Tonal languages ... rising, falling, or steady tone: tonlu diller ve perde yönleri

Burada tonal languages, bir hecenin veya sözcüğün perde düzeninin sözlüksel anlamı ayırt etmeye yardımcı olabildiği dilleri ifade eder. Ton, sözcüğün ses düzeninin bir parçasıdır; yalnızca konuşanın duygusu ya da tutumu değildir. Yükselen ton perdede yukarı doğru hareket eder, düşen ton aşağı doğru hareket eder, sabit ton ise aynı düzeyde kalır. Buradaki cow yazımı, Taycadaki birkaç hece için İngilizceyle yapılmış yaklaşık bir temsildir; İngilizce cow sözcüğünün kelimenin tam anlamıyla beyaz, pirinç ve girmek anlamlarına geldiğini göstermez. Örneğin ana fikri, farklı perde konturlarının farklı anlamlar bildirebilmesidir.

Alıştırma

Bu cümle tonlu bir dil hakkında ne gösteriyor? In a tonal language, a rising tone and a falling tone can signal different words.

  1. Daha yüksek sesle konuşmak her zaman sözcüğü değiştirir.
  2. Bütün diller aynı üç tonu kullanır.
  3. Perde, sözcüklerin anlamını ayırt etmeye yardımcı olabilir.
  4. Değişen tek şey konuşanın ruh hâlidir.
Cevabı göster

Perde, sözcüklerin anlamını ayırt etmeye yardımcı olabilir.

You will always find yourself running into linguistic circles with this language.

4:34

Bu dille her zaman dilbilimsel bir daire etrafında koşarken bulacaksınız kendinizi.

Number Three, Vietnamese.

4:38

3 Numara, Vietnamca.

The pronunciation is going to give you nightmares for years,

4:40

Telaffuzu size yıllarca kabus gördürecek,

and no matter how much you drill and practice, Dilbilgisi

4:43

ve ne kadar çalışırsanız ve pratik yaparsanız yapın,

any mispronunciation is always a source of fun for your Vietnamese peers.

4:44

herhangi bir yanlış telaffuz, Vietnamlı arkadaşlarınız için her zaman bir eğlence kaynağı olacaktır.

Dilbilgisi

no matter how much: sonuç değişmeden kalır

“No matter how much”, sonucun değişmediğini anlatan bir yan cümle başlatır. Eylemin derecesi veya miktarı ne kadar değişirse değişsin, ana cümledeki sonuç geçerliliğini korur. Buradaki “how much”, “drill and practice” eyleminin derecesini belirtir; soru sormaz. Çok fazla pratik yapmak bile belirtilen sonucu değiştirmez.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ you rehearse, you may still feel nervous on stage.

Cevabı göster

No matter how much

This comes down to tones again, Öbek fiiller

4:48

Bu yine tonlamalardan kaynaklanıyor

and some say this is the most difficult language.

4:50

ve bazıları bunun en zor dil olduğunu söylüyor.

Öbek fiiller

comes down to: belirleyici etkeni gösterme

“Comes down to”, “sonuçta ... tarafından belirlenir” veya “işin özü budur” anlamına gelir. Konuşanın karmaşık bir durumu en önemli etkene indirgemesini sağlar. Buradaki “This”, telaffuz zorluğuna gönderme yapar ve konuşan, tonları temel etken olarak sunar. İfade aşağı yönde hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: In the end, choosing between the two laptops ____ battery life.

Cevabı göster

comes down to

Number Two, Arabic.

4:52

2 Numara, Arapça.

This desert tongue has many exotic sounds

4:54

Bu çöl dili, yabancıların öğrenmesi neredeyse imkansız olan

almost impossible to learn for foreigners.

4:56

birçok egzotik sese sahiptir.

In fact, there are only two or three sounds which are not found in English,

4:58

Aslında İngilizcede bulunmayan sadece iki veya üç ses vardır

and these can be learned easily through imitation.

5:02

ve bunlar taklit yoluyla kolayca öğrenilebilir.

Arabic does, however, have an enormous vocabulary Dilbilgisi

5:04

Ancak Arapça devasa bir kelime dağarcığına sahiptir,

with over 400 words for camel

5:06

deve için 400'den fazla

and 200 for lion.

5:08

ve aslan için 200 kelime vardır.

Dilbilgisi

does, however, have: vurgulu do ve ara söz olan however

Bu cümlede does have, has yapısının vurgulu olumlu biçimidir. Biraz önce oluşan daha kolay olduğu izlenimiyle karşıtlık kurarak Arapçanın bu geniş söz varlığına gerçekten sahip olduğunu güçlü biçimde doğrular. does sonrasında ana fiil has değil, yalın biçim olan have olarak kalır. However, karşıtlık bildiren bir bağlayıcı zarftır ve burada ara söz olarak kullanılır. does have yapısının arasına girdiği için virgüllerle ayrılır. however çıkarıldığında Arabic does have... yine eksiksiz bir dilbilgisi yapısına sahiptir.

Alıştırma

Özenli yazıda vurgulu does ile ara söz görevindeki however sözcüğünü doğru birleştiren seçeneği seçin: “The route is steep. Lena ____ enough experience to lead us.”

  1. does, however, has
  2. does, however, have
  3. does however have
Cevabı göster

does, however, have

Number One, Chinese.

5:10

1 Numara, Çince.

There are apparently over 80,000 Chinese characters,

5:12

Görünüşe göre 80.000'den fazla Çince karakter var,

which can seem pretty intimidating.

5:15

bu da oldukça korkutucu görünebilir.

But guess what? Ton ve niyet

5:16

Ama bilin bakalım ne var?

You only need to know 3,500 in standard Chinese.

5:17

Standart Çincede sadece 3.500 tanesini bilmeniz yeterlidir.

Ton ve niyet

Dikkat çekmek için Guess what?

Guess what? genellikle konuşmada dikkat çekmek için kullanılır; dinleyiciden gerçekten tahminde bulunmasını istemez. Kısa bir duraklama yaratır ve ardından şaşırtıcı, heyecan verici ya da bir izlenimi düzelten bilgi geleceğini bildirir. Burada dikkati göz korkutucu toplam karakter sayısından, gerçekte gereken daha rahatlatıcı sayıya yöneltir. Bu kalıbı başka durumlarda kullanırken Guess what? ifadesini dinleyicinin özellikle fark etmesini istediğiniz haberin hemen önüne koyun.

Alıştırma

“Guess what? Our team made the final!” cümlesindeki Guess what? ifadesinin olağan işlevi nedir?

  1. Şaşırtıcı bir haberi vermeden önce dikkat çekmek
  2. Dinleyicinin haberi tam olarak tahmin etmesini istemek
  3. Dinleyicinin haberi anlayıp anlamadığını sormak
Cevabı göster

Şaşırtıcı bir haberi vermeden önce dikkat çekmek

This might still seem like a lot,

5:20

Bu hala çokmuş gibi gelebilir,

but you can actually get by with only a thousand of the most frequent characters. Öbek fiiller

5:21

ama aslında en sık kullanılan karakterlerin sadece bini ile idare edebilirsiniz.

Öbek fiiller

get by with: sınırlı kaynaklarla idare etmek

Bu cümlede get by with, sınırlı bir kaynağı kullanarak “idare etmek” anlamına gelir. Sık kullanılan bin karakteri bilmek, sayı çok yüksek olmasa da temel okuma veya iletişim ihtiyaçları için yeterli olabilir. Yapı get by with + kaynak veya miktar şeklindedir. Kaynağın temel ihtiyaçlara yettiğini, ancak bol ya da ideal olmadığını ima eder.

Alıştırma

“You can get by with only a thousand of the most frequent characters,” cümlesinde get by with ne anlama gelir?

  1. Bu sayının ötesindeki bütün karakterleri öğrenmek.
  2. Bu sınırlı sayıyı kullanarak temel ihtiyaçları karşılamak.
  3. Bu sayının fiziksel olarak yanından geçmek.
Cevabı göster

Bu sınırlı sayıyı kullanarak temel ihtiyaçları karşılamak.

But Mandarin and Cantonese are both tonal languages,

5:25

Ancak Mandarince ve Kantonca'nın her ikisi de tonal dillerdir,

meaning they are especially difficult for Westerners to truly master.

5:28

bu da Batılıların gerçekten ustalaşması için özellikle zor oldukları anlamına gelir.

And while all these languages are extremely hard to learn,

5:31

Tüm bu dilleri öğrenmek son derece zor olsa da,

what isn't hard is making your own website with Wix.

5:34

zor olmayan şey Wix ile kendi web sitenizi yapmaktır.

Regardless of what exactly your business or hobby is, Dilbilgisi

5:36

İşiniz veya hobiniz tam olarak ne olursa olsun,

one thing is for sure, Kalıp ifadeler

5:39

kesin olan bir şey var ki,

Wix has a professional solution for it.

5:40

Wix'in bunun için profesyonel bir çözümü vardır.

Dilbilgisi

Regardless of what exactly ... is: tam türün önemsiz olması

Regardless of what exactly your business or hobby is, ana iddiayı değiştirmeyen bir koşul oluşturur. İşin veya hobinin tam türünün sonraki sonuç açısından önemli olmadığını anlatır. Yapı regardless of + what yan cümleciği şeklindedir. What, bilinmeyen kimliği veya türü tanıtır ve what ... is yan cümleciğinin içinde de bir görev üstlenir. Exactly belirli kimliği vurgular, ancak çıkarılması temel dil bilgisini değiştirmez.

Alıştırma

Standart yapıyı tamamlayın: “Regardless ____ what exactly your role is, everyone must follow the same safety rules.”

Cevabı göster

of

Kalıp ifadeler

One thing is for sure: kesin bir sonucu belirtmek

One thing is for sure, konuşmacının kesin olarak sunmak istediği bir önermeyi tanıtır. Bu cümlede, olası pek çok iş veya hobi türünden Wix'in bir çözümü olduğu yönündeki güvenli iddiaya geçiş yapılır. Bu ifade, çevredeki belirsizliği tek bir kesin sonuçla karşılaştırarak bilgiyi düzenler. Konuşmacının emin olduğunu bildirir; tek başına sonucun nesnel olarak doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi, konuşmacının kesin sonucunu tanıtan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The plan is still developing, but ____: everyone wants it to succeed.

Cevabı göster

one thing is for sure

Create a powerful website that you can rely on using Wix. Öbek fiiller

5:42

Wix'i kullanarak güvenebileceğiniz güçlü bir web sitesi oluşturun.

Öbek fiiller

Rely on: bir şeyin güvenilir biçimde çalışacağına güvenmek

Rely on, bir kişinin veya şeyin gerekli olanı sürekli biçimde yapacağına güvenmek ya da ona bağlı olmak anlamına gelir. Burada website güvenilir bir şey olarak sunulur. that you can rely on içinde that, website sözcüğüne gönderme yapar ve on sonrasında anlaşılan nesnedir. Bu nedenle edat doğal olarak ilgi cümleciğinin sonunda kalır; tam ifade yine rely on şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi rely ve onun gerektirdiği edatla tamamlayın: During emergencies, we need a phone service we can ____.

Cevabı göster

rely on

And if you're looking for more than just a website, Dilbilgisi

5:45

Ve eğer bir web sitesinden daha fazlasını arıyorsanız,

maybe email marketing, a mailbox, or a custom domain,

5:47

belki e-posta pazarlaması, bir posta kutusu veya özel bir alan adı,

Wix can help you with that as well.

5:50

Wix bu konularda da size yardımcı olabilir.

Dilbilgisi

more than just: dar bir tanımı genişletmek

Bu cümlede more than just a website, Wix’in bir internet sitesinin yanında ek hizmetler de sunabildiği anlamına gelir. Just, kapsamı “yalnızca bir internet sitesi” ile sınırlar; more than ise bu dar sınırı reddeder. Tek bir etiketin, özelliğin veya yararın bütün resmi anlatmadığını söylemek istediğinizde more than just + isim öbeğini kullanın. Bu yapı sayısal bir miktarı karşılaştırmak yerine dinleyicinin anlayışını genişletir.

Alıştırma

Panelin satış raporlarına ek olarak başka özellikler de sunduğunu belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The dashboard gives you ____ sales reports; it also tracks inventory and customer messages.

Cevabı göster

more than just

Spend an insane amount of time learning new languages, Kalıp ifadeler

5:52

İnanılmaz miktarda zamanınızı yeni diller öğrenmeye harcayın,

not making websites.

5:54

web sitesi yapmaya değil.

Kalıp ifadeler

an insane amount of time: gündelik miktar abartısı

Bu cümlede an insane amount of time, son derece büyük bir zaman miktarı anlamına gelen gündelik bir abartıdır. Insane, amount sözcüğünü güçlendirir; burada bir ruh sağlığı durumunu tanımlamaz. Kalıp an insane amount of + sayılamayan isim şeklindedir. Miktarı makul görünen düzeyin çok ötesinde sunarak ifadeye mizah, hayal kırıklığı veya heyecan katabilir.

Alıştırma

Insane ile kurulan ve sayılamayan time isminden önce kullanılan dört sözcüklü gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the move, I spent ____ time sorting boxes.

Cevabı göster

an insane amount of

Go to wix.com/go/infographics

5:55

wix.com/go/infographics adresine gidin

or click the link in the description

5:58

veya açıklamadaki bağlantıya tıklayın

and build the website you want and need today.

6:00

ve bugün istediğiniz ve ihtiyacınız olan web sitesini kurun.

So, what's the most difficult language you've ever learned?

6:02

Peki, bugüne kadar öğrendiğiniz en zor dil hangisiydi?

Can you still speak it

6:04

Hala konuşabiliyor musunuz

or did you give up learning when the going got too tough? Notlar

6:05

yoksa işler çok zorlaştığında öğrenmekten vaz mı geçtiniz?

Öbek fiiller

give up learning: give up + fiil-ing

Burada give up learning, dili öğrenmeye çalışmayı bırakmak demektir. Bırakılan şey bir etkinlik olduğunda give up sonrasında fiilin -ing biçimi kullanılır: give up + learning. Soru, zorluğun kişiyi öğrenme sürecini bırakmaya yöneltip yöneltmediğini sorar. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı give up + fiil-ing biçimidir.

Alıştırma

give up sonrasında learn fiilinin doğru biçimini yazarak cümleyi tamamlayın: Leo kept practicing and did not give up ____ Japanese.

Cevabı göster

learning

Deyimler

when the going got too tough: zor koşullar anlamındaki the going

Bu cümlede the going, gitme eylemini değil, koşulları veya ilerleme sürecini anlatır. Got too tough, fazlasıyla zor hâle geldi demektir; dolayısıyla when the going got too tough, devam etmenin kişinin başa çıkabileceğinden daha zor olduğu aşamayı belirtir. Yaygın kalıp when the going gets tough biçimindedir. Burada soru geçmişteki bir karara baktığı için gets yerine got kullanılır; too ise zorluğun başa çıkılabilir düzeyi aştığı anlamını ekler.

Alıştırma

Deyimsel cümleyi tek kelimeyle tamamlayın: When the ____ got tough, the team stayed focused.

Cevabı göster

going

Let us know in the comments.

6:08

Yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to watch our other video called

6:09

Ayrıca, adlı diğer videomuzu da izlediğinizden emin olun

Smartest Countries in the World.

6:11

Dünyanın En Zeki Ülkeleri.

Thanks for watching, and as always,

6:12

İzlediğiniz için teşekkürler ve her zamanki gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:14

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:17

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.