John Cena ile Yüz Kırma Oyunu | The Tonight Show Starring Jimmy Fallon: İngilizce çalışma notları

The Tonight Show Starring Jimmy Fallon

Öğrenme zorluğu
476 kelime 236 kel/dk

Video özeti: John Cena ve Jimmy Fallon, Facebreakers oyununda rakiplerinin yüzünün basılı olduğu cam panellere sırayla Amerikan futbolu topu atarak yarışıyor. Başa baş geçen mücadelede topları bitince kovaları aynı anda fırlatıyorlar ve sonunda Cena galip ilan ediliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. go head-to-head — Deyimler ve mecazi ifadeler. Bunun kafaları fiziksel olarak tokuşturmak değil, doğrudan rekabet etmek anlamına geldiğini kavrayıp iki kişinin, takımın veya şirketin maçta, tartışmada ya da başka bir yarışmada karşı karşıya gelişini doğal biçimde anlatabilirsiniz. 2. I would like to offer you a draw. — Konuşma edimbilimi ve tutum. Normalde resmî ve nazik duyulan bir teklif kalıbının eğlenceli bir müsabakada nasıl komik bir karşıtlık yarattığını görebilir, ayrıca yarışmayı kazanan olmadan beraberlikle bitirmeyi önermeyi öğrenebilirsiniz. 3. That's how you build suspense. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. build suspense ifadesinin beklentiyi artırmak için sonucu geciktirmek veya tempoyu yönetmek olduğunu anlayıp bunu hikâyeleri, sunumları ya da kasıtlı biçimde dramatikleştirilen davranışları anlatırken kullanabilirsiniz.

Bu derste

I am here with John Cena and he and I

0:00

John Cena ile birlikteyim ve o ve ben

are getting ready to go head-to-head Deyimler

0:05

kafa kafaya mücadele etmeye hazırlanıyoruz

or face-to-face in a game of Facebreakers.

0:06

ya da Facebreakers oyununda yüz yüze gelmeye.

Deyimler

go head-to-head: doğrudan karşı karşıya gelmek

Go head-to-head, başka bir kişi ya da grupla doğrudan rekabet etmek demektir. Bu cümlede konuşmacı ile John Cena aynı oyunda rakip olmak üzeredir; başlarının gerçekten birbirine değmesi anlatılmaz. İfade, yarışmayı doğrudan bir karşılaşma olarak sunar. Spor, oyun, tartışma, seçim veya ticari rekabet için kullanılabilir.

Alıştırma

“The two apps will go head-to-head for first place,” cümlesinde go head-to-head ne anlama gelir?

  1. Birbirlerinden kaçınacaklar.
  2. Yalnızca konuşmak için buluşacaklar.
  3. Bir takım olarak iş birliği yapacaklar.
  4. Doğrudan rekabet edecekler.
Cevabı göster

Doğrudan rekabet edecekler.

Yeah, that's right.

0:09

Evet, aynen öyle.

Now, here's how it works. Anlatım akışı

0:10

Şimdi, oyun şöyle oynanıyor.

Anlatım akışı

here's how it works: süreç açıklamasını başlatmak

Here's how it works, kuralların, adımların veya bir mekanizmanın açıklanmak üzere olduğunu belirtir. Burada how yöntem ya da süreci tanıtır; works ise “bir işi var” değil, “işler” ya da “çalışır” anlamındadır. Bu cümle bir geçiş ifadesi olarak bilgiyi düzenler: girişi kapatır ve dinleyiciyi ardından gelecek açıklamalara hazırlar.

Alıştırma

Yöntem bildiren soru sözcüğüyle yaygın geçiş ifadesini tamamlayın: Here's ____ it works. First, create an account.

Cevabı göster

how

We're going to take turns throwing footballs Kalıp ifadeler

0:11

Sırayla Amerikan futbolu topları fırlatacağız

at that wall of glass with our faces on it.

0:13

üzerinde yüzlerimizin olduğu o cam duvara.

Kalıp ifadeler

take turns throwing: take turns + -ing ile sırayla yapmak

Take turns doing something, iki veya daha fazla kişinin aynı etkinliği aynı anda değil, birbiri ardına yapması demektir. Burada take turns throwing, her kişinin ayrı bir atış sırası olduğunu anlatır. Buradaki a turn, belirli bir düzen içinde bir kişiye düşen hareket etme fırsatıdır. Etkinliği belirtmek için take turns ifadesinden sonra fiilin -ing biçimi kullanılır: take turns reading, driving veya choosing.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: In our book club, we ____ reading the paragraphs aloud.

Cevabı göster

take turns

The first person to break all of their opponent's faces wins. Dilbilgisi

0:15

Rakibinin tüm yüzlerini kıran ilk kişi kazanır.

Dilbilgisi

The first person to... wins: kazanma koşulunu belirtmek

The first person to do something wins, eylemi herkesten önce tamamlayan kişinin kazanacağı anlamına gelir. Burada tamamlanması gereken eylem, rakibin bütün yüz resimlerini kırmaktır. Yapı The first person to + fiilin yalın biçimi + wins şeklindedir. to ile kurulan mastar, kazananı belirleyen eylemi gösterir; person tekil bir özne olduğu için wins kullanılır.

Alıştırma

Oyun kuralını tamamlayın: The first person ____ solve the puzzle wins.

Cevabı göster

to

Uh there's John's face

0:19

Uh işte John'un yüzü

and there is my face right there.

0:21

ve işte benim yüzüm de tam orada.

Couldn't we have gotten a better face for my face? Dilbilgisi

0:25

Yüzüm için daha iyi bir fotoğraf bulamaz mıydık?

Dilbilgisi

Couldn't we have gotten...?: geçmişteki bir seçimden sonradan yakınma

Couldn't we have gotten...? dil bilgisi bakımından bir sorudur, ancak burada sonradan dile getirilen bir yakınma işlevi görür. Konuşan kişi daha önce yapılmış bir seçimi eleştirir ve daha iyi bir seçeneğin bulunduğunu ima eder. couldn't we have + fiilin üçüncü hâli kalıbı, geçmişteki bir olasılığa dönüp bakar. Bir şeyin şu anda mümkün olup olmadığını sormaz; geçmişte daha iyi bir şey yapılabileceğini belirtir.

Alıştırma

Ekip, hoş görünmeyen bir fotoğrafın bulunduğu afişi çoktan yayımladı. Daha iyi bir fotoğraf seçmeleri gerektiğini en doğal şekilde hangi cümleyle ifade edersiniz?

  1. Do we usually choose better photos?
  2. Can we choose a better photo now?
  3. We couldn't choose a better photo.
  4. Couldn't we have chosen a better photo?
Cevabı göster

Couldn't we have chosen a better photo?

I think it's good.

0:28

Bence gayet iyi.

It looks like I was wearing like sunglasses Dilbilgisi

0:29

Sanki güneş gözlüğü takıyormuşum

or like a suntanning

0:31

ya da güneşleniyormuşum gibi duruyor.

Dilbilgisi

Görsel çıkarım için It looks like + cümlecik

It looks like + cümlecik, görünüşe veya görülebilen kanıtlara dayalı bir çıkarım bildirir. Burada I was wearing... cümleciktir; konuşan kişi gerçekte ne olduğunu doğrulamak yerine görüntünün ne gösteriyor gibi göründüğünü anlatır. Bu kalıp, izlenim ile gerçeği ayırır: It looks like X, kanıtların X izlenimi verdiği anlamına gelir, ancak X yine de yanlış olabilir.

Alıştırma

Kapının yanında ıslak şemsiyeler görüyorsunuz ama ne olduğunu bilmiyorsunuz. Hangi cümle doğrulanmış bir gerçek yerine görsel bir çıkarım bildirir?

  1. The weather report confirmed that it rained.
  2. It looks like it rained.
  3. I watched the rain fall.
  4. It definitely rained.
Cevabı göster

It looks like it rained.

Why do I have lines in my hair?

0:32

Saçımda neden çizgiler var?

Oh, I just noticed I just noticed that.

0:34

Oh, bunu daha yeni fark ettim, daha yeni fark ettim.

It's every man for himself. Deyimler

0:35

Herkes kendi başının çaresine bakacak.

Deyimler

It's every man for himself: ekip çalışması olmadan rekabet etmek

It's every man for himself, herkesin kendi çıkarı için hareket etmesi ve yardım ya da ekip çalışması beklememesi gerektiğini anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Burada katılımcıların ayrı ayrı rekabet edeceğini bildirir. Man, geleneksel kalıbın bir parçasıdır ve genellikle yalnızca erkekleri değil, herkesi ifade eder. İfadeyi kelimesi kelimesine çevirmek yerine bir bütün olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

‘Herkes tek başına rekabet etmeli’ anlamındaki kalıplaşmış deyimi tamamlayın: In the final round, it's ____.

Cevabı göster

every man for himself

John, are you ready to start breaking face?

0:36

John, yüzleri kırmaya başlamaya hazır mısın?

I'm not

0:39

Değilim.

Let's go.

0:39

Hadi başlayalım.

All right.

0:39

Pekala.

You are my guest, Ton ve niyet

0:40

Sen benim konuğumsun,

so you will go first, please.

0:41

bu yüzden lütfen önce sen başla.

Ton ve niyet

You are my guest, so you will go first, please: kibar bir sıra düzenlemesi

Cümle, “gerekçe + düzenleme” kalıbını izler: You are my guest toplumsal gerekçeyi verir ve so bunu you will go first ile bağlar. Buradaki will esas olarak bir tahmin değildir; konuşan kişi sırayı belirler veya duyurur ve konuğa ilk hakkı verir. Please bu doğrudan düzenlemeyi yumuşatır. Genel olarak ev sahibi, konuğa önce başlamak isteyip istemediğini sormak yerine onu kibarca yönlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede konuşan kişi you will go first ile esas olarak ne yapıyor?

  1. Konuğun muhtemelen ilk gelen kişi olacağını tahmin etmek.
  2. Konuğun ayrılmak için izin isteyip istemediğini sormak.
  3. Konuğun ilk sırayı almasını kibarca düzenlemek.
Cevabı göster

Konuğun ilk sırayı almasını kibarca düzenlemek.

Let's do this. Kalıp ifadeler

0:42

Hadi yapalım şu işi.

Kalıp ifadeler

“Let's do this.” ile hazır olduğunu belirtip başlamak

“Let's do this.”, “Hazırız, o hâlde başlayalım” anlamına gelen kalıplaşmış, samimi ve enerjik bir ifadedir. Genellikle bir görev, mücadele veya gösteriden hemen önce kişinin hem kendisini hem de başkalarını cesaretlendirmesini sağlar. Buradaki this, herkesin gördüğü veya zaten bildiği mevcut etkinliği belirtir. Konuşanın etkinliğin adını yeniden söylemesi gerekmez.

Alıştırma

“Let's do this.” demek için en uygun durum hangisidir?

  1. Resmî bir hukuki bildirim yazıyorsunuz.
  2. Bir nesnenin nerede olduğunu sormak istiyorsunuz.
  3. Siz ve takım arkadaşlarınız zor bir göreve başlamaya hazırsınız.
Cevabı göster

Siz ve takım arkadaşlarınız zor bir göreve başlamaya hazırsınız.

John Cena.

0:43

John Cena.

All right.

0:44

Pekala.

Uh do we have to stand on the shamrock? Dilbilgisi

0:44

Uh yoncanın üzerinde mi durmamız gerekiyor?

Dilbilgisi

“have to stand on” ile belirli bir yerde durmanın zorunlu olup olmadığını sormak

have to + fiilin yalın hâli yapısında have to, bir kuralın veya durumun getirdiği zorunluluğu belirtir. Do we have to...? sorusunda soru yapısını do oluşturduğu için have yalın hâlde kalır. Stand on + yer veya yüzey, ayaklar o yerin üzerindeyken durmak anlamına gelir. Konuşan kişi yonca işaretinin üzerinde durmanın zorunlu olup olmadığını soruyor; buradaki have “sahip olmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

have to ve stand on ifadelerini doğal bir kalıpta birleştirerek kuralı soran cümleyi tamamlayın: Do we ____ the red mark?

Cevabı göster

have to stand on

The shamrock.

0:46

Yonca.

Yes.

0:46

Evet.

Okay.

0:47

Tamam.

Got a little too excited. Ton ve niyet

0:52

Biraz fazla heyecanlandım.

Ton ve niyet

Got a little too excited: aşırı heyecanı yumuşatarak kabul etmek

“Got a little too excited.”, “I got a little too excited.” cümlesinin konuşma dilindeki eksiltili biçimidir. Konuşanın kendisinden söz ettiği açık olduğu için I öznesi söylenmez. Got excited “heyecanlandı” anlamına gelir; too ise heyecanın uygun düzeyi aştığını belirtir. a little eklenmesi bu itirafı yumuşatır. Öz düzeltmenin hafif veya biraz kendisiyle dalga geçen bir tonda duyulmasını sağlar, ancak aşırılık anlamını ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Sonuç görünmeden önce tezahürat yaptınız. Heyecanınızın uygun düzeyi aştığını hafifçe kabul eden ifade hangisidir?

  1. Got a little excited.
  2. Got everyone excited.
  3. Got a little too excited.
  4. Wasn't excited at all.
Cevabı göster

Got a little too excited.

Here we go. Kalıp ifadeler

0:57

Başlıyoruz.

Kalıp ifadeler

Here we go: bir eylemin başladığını bildirmek

Here we go, bir eylem başlamak üzereyken veya tam o anda başlarken kullanılan kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Örneğin bir atıştan önce “Şimdi başlıyoruz” veya “İşte geliyor” anlamına gelir; konuşanların here adlı bir yere gittiği anlamına gelmez. Bu ifade dikkati başlangıca yöneltir ve konuşanın hazırlanmasına da yardımcı olabilir. Yeni bir deneme, gösteri, hareket, performans veya benzer bir eylemden önce kullanılabilir.

Alıştırma

Bir sunucu Başlat düğmesine basıp gösteriye başlamak üzere. Eylemin şimdi başladığını doğal biçimde bildiren ifade hangisidir?

  1. There we go.
  2. Here we go.
  3. We went here.
  4. Here we go again.
Cevabı göster

Here we go.

All right, here we go.

0:59

Pekala, başlıyoruz.

We got this. Kalıp ifadeler

1:00

Bu iş bizde.

Kalıp ifadeler

We got this: bunun üstesinden gelebileceğimize duyulan güven

We got this, “Bunun üstesinden gelebiliriz” veya “Başarabiliriz” anlamına gelen, gündelik bir güven ifadesidir. Burada got this konuşmada tek bir kalıp olarak işlev görür; grubun fiziksel olarak bir nesneyi teslim aldığı anlamına gelmez. Bir zorluktan önce veya zorluk sırasında söylendiğinde, konuşanın grubunu rahatlatır ve motive eder. we yerine I kullanılan I got this ise bir kişinin durumla kendisinin ilgilenebileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Zor ama yapılabilir bir takım görevinden önce biri “We got this.” diyor. Ne ifade ediyor?

  1. Takım fiziksel olarak bir nesne teslim aldı.
  2. Takım, görevin üstesinden gelebileceğine güveniyor.
  3. Takım görevi anlamıyor.
  4. Takım pes etmeye karar verdi.
Cevabı göster

Takım, görevin üstesinden gelebileceğine güveniyor.

All right, well, let me show you let me show you how it's done.

1:00

Pekala, o halde sana nasıl yapıldığını göstereyim sana nasıl yapıldığını göstereyim.

Let me show you how it's done. We're building the suspense. Kalıp ifadeler

1:02

Sana nasıl yapıldığını göstereyim. Gerilimi tırmandırıyoruz.

Kalıp ifadeler

Let me show you how it's done: özgüvenli bir gösteri teklif etmek

Let me show you how it's done, “Bunu yapmanın doğru, etkili veya ustaca yolunu göstereyim” anlamına gelir. How it's done bir eylemin yapılma biçimini belirtir; eylemin daha önce tamamlanıp tamamlanmadığını sormaz. Bir derste bu cümle tarafsız bir gösterme teklifi olabilir. Şakacı bir meydan okumada veya yarışmada ise çoğu zaman özgüven katar ve biraz övünme gibi duyulabilir: konuşan kişi becerisini kanıtlamayı bekler.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “doğru veya ustaca yol” anlamına gelen tam üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Watch closely. Let me show you ____.

Cevabı göster

how it's done

Go go back and then go forward.

1:04

Geri git geri git ve sonra öne doğru atıl.

Wham!

1:05

Güm!

Boom!

1:06

Bom!

That's one down. Kalıp ifadeler

1:10

Biri gitti.

Kalıp ifadeler

That's one down: bir hedefin tamamlandığını belirtmek

That's one down ifadesindeki one, daha büyük bir gruptaki tek bir öğeyi belirtir. Down ise bu öğenin tamamlandığını, çözüldüğünü veya geriye kalanlar listesinden çıktığını anlatır; fiziksel olarak aşağıda olduğu anlamına gelmez. Bu cümle ilerleme durumunu bildirir ve çoğu zaman başka öğelerin hâlâ kaldığını ima eder. Yaygın one down, three to go kalıbı hem tamamlanan hem de kalan sayıyı belirtir.

Alıştırma

İlerleme bildirimini one down ile tamamlayın: We have finished the first of four inspections. That's ____, three to go.

Cevabı göster

one down

That's one down.

1:11

Biri gitti.

With the grace of a beardless Dan Fouts. Kültür

1:15

Sakalsız bir Dan Fouts zarafetiyle.

Kültür

With the grace of a beardless Dan Fouts: bir sporcu adıyla yapılan benzetme

Dan Fouts, eski bir Amerikan futbolu oyun kurucusudur. Buradaki hareket Amerikan futbolu topu atmayı içerdiği için onun adı anı bu sporun çerçevesine yerleştirir ve ifadeyi şakacı bir spor yorumu gibi gösterir. With the grace of X, “X'le özdeşleştirilen akıcı ustalıkla” anlamına gelir. Burada beardless, benzetmeye komik ve tuhaf biçimde ayrıntılı bir görsel özellik katar. Asıl nokta, ünlü kişi benzetmesi ve takılmacı tondur; birinin neden sakalsız olduğunu açıklamak değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Dan Fouts'tan söz edilmesinin temel etkisi nedir?

  1. Sakalın atış tekniğini etkilediğini açıklar.
  2. Topu atan kişinin Dan Fouts olduğunu belirtir.
  3. Atışı bir Amerikan futbolu yıldızına yapılan şakacı bir benzetme olarak çerçeveler.
Cevabı göster

Atışı bir Amerikan futbolu yıldızına yapılan şakacı bir benzetme olarak çerçeveler.

I told you we were building

1:28

Sana gerilimi

suspense.

1:29

tırmandırıyoruz demiştim.

This is so exciting.

1:36

Bu çok heyecan verici.

You bastard! Kelime

1:40

Seni pislik!

Kelime

You bastard!: kullanımı çok riskli kaba bir hakaret

You bastard!, doğrudan başka bir kişiye yöneltilen kaba bir hakarettir. Bu rekabet anında abartılı bir öfke patlaması veya meydan okuma ifade eder. Programdaki şakacı ortam konuşanın niyetini yumuşatabilir, ancak kelimeyi tarafsız hâle getirmez. Gerçek düşmanlık ile kaba bir takılmayı ayırmak için ilişkiye, ses tonuna ve duruma bakın. Arkadaşlar gülüyor olsa bile bastard hâlâ hakaret içeren bir sözdür; bir arkadaşa yönelik sıradan bir hitap değildir.

Alıştırma

Bu ifadeyi değerlendirin: You bastard! yakın arkadaşlar arasında şakacı duyulabildiği için genel bir samimi hitap olarak güvenle kullanılabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

All right.

1:45

Pekala.

Yeah, I got a home field. Kelime

1:46

Evet, ev sahibi avantajım var.

Kelime

home field ile home-field advantage arasındaki fark

home field, bir takımın deplasman takımı olarak değil ev sahibi olarak oynadığı yerdir. Bu cümlede konuşan kişi, aşina olduğu program mekânını şakayla kendi tarafının oyun alanı gibi göstererek ortamın ona avantaj sağladığını ima eder. Buradaki I got a home field ifadesi doğaçlama ve gündelik bir kullanımdır; kişinin gerçekten bir sahaya sahip olduğu anlamına gelmez. Daha standart İngilizcede mekân için I'm on my home field, sağlanan yarar içinse I have home-field advantage denir.

Alıştırma

Cümleyi, kendi mekânında oynamanın sağladığı yararı anlatan standart spor ifadesiyle tamamlayın: Because the final is at our stadium, we have ____.

Cevabı göster

home-field advantage

That was good follow through on that one. Kelime

1:57

Atıştan sonra iyi bir takip hareketiydi o.

Kelime

good follow through: bir spor hareketini iyi tamamlamak

Bu cümlede good follow through, oyuncunun topu bıraktıktan sonra atış hareketini iyi biçimde tamamladığını övüyor. Sporda follow-through, bir atış, şut veya savurma hareketinden sonra kolun ya da vücudun hareket etmeye devam etmesidir. Burada follow through, teknikle ilgili bir isim öbeğidir. Bir planı sürdürmek veya daha sonra harekete geçmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir atış dersinde “That was good follow through” neyi över?

  1. Top uzun bir mesafe katetti.
  2. Oyuncu bir iş planını tamamladı.
  3. Oyuncu bir sonraki ders için talimat verdi.
  4. Oyuncunun hareketi, topu bıraktıktan sonra akıcı biçimde devam edip tamamlandı.
Cevabı göster

Oyuncunun hareketi, topu bıraktıktan sonra akıcı biçimde devam edip tamamlandı.

Coach Howell could be proud.

1:58

Koç Howell gurur duyardı.

Coach Harbaugh is going to be proud.

1:59

Koç Harbaugh gurur duyacak.

It's close.

2:07

Kıl payı kaçtı.

It's close.

2:10

Çok yakındı.

It's a close game. Kalıp ifadeler

2:11

Başa baş bir maç oluyor.

Kalıp ifadeler

It's a close game: skor neredeyse eşit

Burada a close game, skorların veya performansların neredeyse eşit olduğu ve iki tarafın da hâlâ kazanabileceği bir karşılaşmadır. Close, rakipler arasındaki farkın küçük olduğunu anlatır. Oyunun fiziksel olarak yakında olduğu veya bitmek üzere olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“It's a close game” cümlesinde close ne anlama gelir?

  1. Oyun kapatılmış.
  2. Oyun yakındaki bir yerde oynanıyor.
  3. İki tarafın skorları veya performansları neredeyse eşit.
  4. Oyun bitmek üzere.
Cevabı göster

İki tarafın skorları veya performansları neredeyse eşit.

I love this.

2:12

Buna bayılıyorum.

I don't like you.

2:15

Senden hoşlanmıyorum.

Dude, what is going on? Kalıp ifadeler

2:21

Dostum, neler oluyor?

Kalıp ifadeler

What is going on?: garip bir duruma tepki

“What is going on?” garip, kafa karıştırıcı veya beklenmedik görünen bir durumu sorar. Bu cümlede aynı zamanda anlık bir duygusal tepkidir: konuşan kişi yalnızca tarafsız biçimde bilgi istemez, şaşkınlığını ve kafa karışıklığını da gösterir. Soru, o anda gelişmekte olan duruma odaklanır. Ses tonuna göre “Bunu açıkla” anlamına gelebilir veya sadece “Gördüklerime inanamıyorum” tepkisini ifade edebilir.

Alıştırma

Bir odaya giriyorsunuz ve herkes aniden konuşmayı kesiyor. Bu durumda “What is going on?” en doğal olarak hangi işlevi görür?

  1. Durumun tamamen normal olduğunu söyler.
  2. Daha sonrası için hangi etkinliğin planlandığını sorar.
  3. Garip bir duruma tepki verir ve ne olduğunu sorar.
Cevabı göster

Garip bir duruma tepki verir ve ne olduğunu sorar.

I don't know.

2:22

Ben de bilmiyorum.

It's amazing.

2:22

Bu inanılmaz.

I should try out for the NFL. Öbek fiiller

2:23

NFL seçmelerine katılmalıyım.

Öbek fiiller

try out for the NFL: seçmelere katılmak

Try out for + bir takım, rol veya grup, seçilme umuduyla bir seçim sürecine katılmak anlamına gelir. for sözcüğü, kişinin katılmak istediği takımı veya kazanmak istediği rolü belirtir. Bu cümlede konuşan kişi performansının profesyonel Amerikan futbolu için yeterince iyi olduğunu şakayla söylüyor. Bu, NFL ile ayarlanmış gerçek bir seçmeyi duyurmak değil, eğlenceli bir abartıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bir takımın seçmelerine katılmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Leo wants to ____ the school soccer team next week.

Cevabı göster

try out for

This is the best I've ever done in my life. Dilbilgisi

2:25

Bu hayatımda yaptığım en iyi atış.

Dilbilgisi

the best I've ever done: bugüne kadarki kişisel en iyi derece

the best üstünlük ifadesi, bir karşılaştırmadaki en yüksek noktayı belirtir. I've ever done present perfect yapısını kullanır; I've = I have olur ve bu performansı konuşanın geçmişten bugüne kadarki ilgili bütün deneyimleriyle karşılaştırır. Bu cümlede done, yalnızca bir işin tamamlanıp tamamlanmadığını değil, konuşanın ne kadar iyi performans gösterdiğini anlatır. in my life aynı karşılaştırmayı tüm yaşamı kapsayacak şekilde güçlendirir; dolayısıyla konuşan bunun kişisel en iyi derecesi olduğunu, belki heyecanlı bir abartıyla söylüyor.

Alıştırma

Kişisel en iyi derece anlamındaki kısaltılmış hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This is ____ on a test.

Cevabı göster

the best I've ever done

You

2:28

Sen

Wearing the colors of Ken Stabler. Kültür

2:29

Ken Stabler'ın renklerini taşıyorsun.

Kültür

the colors of Ken Stabler: sportif kimlik olarak takım renkleri

Spor bağlamında colors, bir takımı tanıtan renkleri veya formayı ve buna bağlı olarak takımın kimliğini ve geleneğini ifade edebilir. Burada the colors of Ken Stabler, onun kişisel olarak sahip olduğu ya da sevdiği renkleri değil, onunla ilişkilendirilen takım renklerini anlatır. Ken Stabler, öne çıkan bir Amerikan futbolu oyun kurucusuydu. Adının anılması, giysinin onunla bağlantılı takımları ve futbol geleneğini çağrıştırmasını sağlar ve cümleye eğlenceli bir spor spikeri havası verir.

Alıştırma

Bu spor spikeri tarzındaki cümlede the colors of Ken Stabler büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Ken Stabler'ın kişisel olarak sevdiği bütün renkler
  2. Ken Stabler'ı gösteren bir televizyonun renk ayarları
  3. Ken Stabler'la ilişkilendirilen takım renkleri ve Amerikan futbolu kimliği
Cevabı göster

Ken Stabler'la ilişkilendirilen takım renkleri ve Amerikan futbolu kimliği

He tries for the long pass. Kelime

2:32

Uzun pas deniyor.

Kelime

Bir spor hamlesi olarak long pass

Sporda long pass, topun kayda değer bir uzaklığa gönderildiği pası ifade eder. Pass burada sayılabilir bir isimdir: topu bir takım arkadaşına ya da karşılama bölgesine gönderme hareketini adlandırır; sınavı geçmek ya da bir yerin yanından geçmek anlamına gelmez. Cümle, sıradan bir atışı spor hamlesi gibi sunmak için canlı maç anlatımı tarzını kullanır. He tries for ifadesi, long pass hareketinin sonucu garanti olmayan bir deneme olduğunu gösterir.

Alıştırma

Spor anlatımında long pass neyi ifade eder?

  1. Topu bir takım arkadaşına ya da karşılama bölgesine doğru kayda değer bir uzaklığa göndermeyi
  2. Uzun bir sınavı başarıyla tamamlamayı
  3. Çok uzaktaki bir yerin yanından geçmeyi
Cevabı göster

Topu bir takım arkadaşına ya da karşılama bölgesine doğru kayda değer bir uzaklığa göndermeyi

I got to throw it a little touch. Kelime

2:34

Biraz daha yumuşak atmam lazım.

Kelime

Sporda ince kontrolü anlatan a little touch

Bu spor bağlamında touch, incelikli kontrol demektir: atışa verilecek kuvveti, yönü veya yüksekliği dikkatle ayarlamayı anlatır. A little touch yalnızca güce dayanmak yerine biraz hassas kontrol eklemeyi ifade eder; yalnızca topa dokunmak anlamına gelmez. throw it a little touch son derece sıkıştırılmış, doğaçlama bir söyleyiştir ve kopyalanacak standart bir kalıp değildir. Düzenlenmiş veya planlı İngilizcede put a little touch on it, throw it with a softer touch ya da use a little more touch denebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir spor pasının daha yumuşak ve daha hassas kontrol gerektirdiğini doğal biçimde ifade eder?

  1. Touch the ball once before making the pass.
  2. Put much more power behind the pass.
  3. Put a little more touch on the pass.
Cevabı göster

Put a little more touch on the pass.

Ah!

2:37

Ah!

All right.

2:42

Pekala.

All right.

2:42

Pekala.

I got to hit the high one.

2:43

Yukarıdakini vurmalıyım.

All right, I got to get two.

2:52

Pekala, iki tane vurmam lazım.

Ooh, ooh, ooh, ooh, ooh, ooh,

2:55

Ooh, ooh, ooh, ooh, ooh, ooh,

Ooh.

2:59

Ooh.

Ah!

2:59

Ah!

I would like to offer you a draw. Ton ve niyet

3:11

Sana beraberlik teklif etmek istiyorum.

Ton ve niyet

"I would like to offer you a draw." ifadesinin resmî tonu

I would like to..., konuşanın niyetini nazik ve biraz resmî bir biçimde sunar. Burada offer you a draw, karşılaşmayı iki taraf da kazanmadan beraberlikle bitirmeyi önermek demektir. Rahat bir müsabakada basit bir öneri için böylesine törensel bir ifade kullanmak, cümleyi resmî bir görüşme gibi duyurur. Mizahı bu uyumsuzluk yaratır.

Alıştırma

Rahat bir oyunda "I would like to offer you a draw" demek büyük olasılıkla nasıl bir etki yaratır?

  1. Konuşanın resim çizmek istediğini söyler.
  2. Konuşanın çoktan kazandığını ilan eder.
  3. Önerinin alışılmadık ölçüde resmî ve törensel duyulmasını sağlar.
Cevabı göster

Önerinin alışılmadık ölçüde resmî ve törensel duyulmasını sağlar.

No.

3:12

Hayır.

No way. Ton ve niyet

3:16

İmkansız.

Ton ve niyet

No way. ile güçlü bir ret

No way. burada gayriresmî ve vurgulu bir rettir: konuşan, önerilen beraberliği tamamen reddeder. Basit bir No. yanıtından daha güçlü ve duyguludur. Aynı ifade, “Gerçekten mi?” benzeri şaşkınlık ve inanamama da gösterebilir. Ancak burada doğrudan bir öneriye yanıt verdiği için amaçlanan anlam şaşkınlık değil, rettir.

Alıştırma

Takım arkadaşınız oyunu beraberlikle bitirmeyi öneriyor ve siz "No way." diyorsunuz. Yanıtınız ne anlama gelir?

  1. Skorun eşit olmasına şaşırıyorum.
  2. Nazikçe daha fazla bilgi istiyorum.
  3. Öneriyi kesin bir biçimde reddediyorum.
Cevabı göster

Öneriyi kesin bir biçimde reddediyorum.

Okay, fine.

3:17

Tamam, pekala.

No way.

3:18

Asla olmaz.

Fine. It's fine.

3:18

Pekala. Sorun değil.

You don't want the draw.

3:19

Beraberlik istemiyorsun.

I don't want the draw.

3:20

Beraberlik istemiyorum.

Let's go.

3:21

Hadi devam edelim.

Eat this, Fallon. Deyimler

3:22

Al bakalım, Fallon.

Deyimler

Meydan okuma olarak Eat this!: Al bakalım!

Burada Eat this!, Al bakalım! ya da Bununla nasıl başa çıkacaksın, görelim! anlamına gelen, gerçek anlamı dışında kullanılan bir meydan okumadır. Konuşan kişi bunu rakibine bir şey fırlatmadan veya ona karşı bir hamle kullanmadan hemen önce söyler; bu, yemek yeme daveti değildir. Bu kalıp, kısa bir emri hemen ardından gelen rekabetçi veya saldırgan bir eylemle birleştirir. Filmlerde, oyunlarda, sporda veya şakalaşmalı yarışmalarda özgüven gösterir ve rakibi kışkırtmaya çalışır.

Alıştırma

Bir oyunda oyuncu özel bir saldırı yapıp Eat this! diye bağırıyor. Ne demek istiyor?

  1. Yemeğimi bitirdim.
  2. Lütfen bu yemeğin tadına bak.
  3. Al bakalım!
Cevabı göster

Al bakalım!

You're going down, buddy. Deyimler

3:27

Kaybedeceksin, dostum.

Deyimler

You're going down: Kaybedeceksin

Bir yarışma veya çatışmada You're going down, Kaybedeceksin ya da Yenileceksin anlamına gelir. Burada going down, daha aşağı bir yere hareket etmeyi değil, yenilgiyi anlatır. Şimdiki zaman biçimi, beklenen yenilgiyi yakın ve kesin bir olay gibi sunar. Bu nedenle cümle doğrudan rakibe yöneltilen bir övünme veya meydan okuma işlevi görür.

Alıştırma

Rakibin kesinlikle kaybedeceği anlamına gelen, dersteki iki kelimelik ifadeyle rekabetçi meydan okumayı tamamlayın: You're ____ in the next round.

Cevabı göster

going down

Wow.

3:29

Vay canına.

Should we go with the draw? Öbek fiiller

3:30

Beraberliğe razı olmalı mıyız?

Öbek fiiller

go with the draw: bir seçeneği tercih etmek

Bu cümlede go with, seçenekleri değerlendirdikten sonra birini “seçmek veya kabul etmek” anlamına gelir. The draw burada değerlendirilen seçenektir: galibiyet aramaya devam etmek yerine maçı beraberlikle bitirmek. Should we go with ...? karşıdaki kişinin bu seçime katılıp katılmadığını sorar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp go with + seçenek, plan, tasarım veya başka bir tercihtir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “seçmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After comparing the two routes, we'll ____ the safer one.

Cevabı göster

go with

No. We got to

3:32

Hayır. Bizim

Are we out of footballs? Kalıp ifadeler

3:33

Toplarımız bitti mi?

Kalıp ifadeler

out of footballs: hiç kalmamış olması

Be out of + isim, o şeyden hiç kalmaması veya kullanılabilecek hiçbir tane bulunmaması anlamına gelir. Are we out of footballs? bütün topların kullanılıp kullanılmadığını ve kullanıma hazır hiç top kalıp kalmadığını sorar. Aynı kalıp malzemeler ve kaynaklar için de kullanılır: be out of milk, be out of money ve be out of time. Be fiilinin biçimi özneye ve zamana göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “hiç kalmamış olmak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: We need to shop because we're ____ rice.

Cevabı göster

out of

Throw the buckets.

3:35

Kovaları fırlat.

Fine.

3:38

İyi.

We throw the buckets.

3:40

Kovaları fırlatıyoruz.

Yeah, throw buckets.

3:40

Evet, kova fırlat.

Should I go first?

3:41

Önce ben mi atayım?

Yeah, I'll go first.

3:42

Evet, ben atacağım önce.

Should we simultaneously throw?

3:43

Aynı anda mı fırlatmalıyız?

Simultaneously throw.

3:44

Aynı anda fırlatalım.

All right.

3:44

Pekala.

On three? Kalıp ifadeler

3:48

Üçte mi?

Kalıp ifadeler

Ortak bir hareketi koordine etmek için On three?

On three?, sayım üçe ulaştığında herkesin birlikte harekete geçeceğini doğrulamak için kullanılan kısa bir konuşma sorusudur. Burada on, hareket için kararlaştırılan zamanı belirtir; üç sayısının fiziksel olarak “üstünde” olmayı anlatmaz. Ne yapılacağı zaten herkes tarafından bilindiği için hareket söylenmez. Daha tam bir biçimi Are we doing it on three? şeklindedir.

Alıştırma

Kutu three dendiğinde kaldırılacak anlamını vermek için dersteki iki kelimelik ifadeyi kullanın: We'll lift the box ____.

Cevabı göster

on three

One.

3:49

Bir.

Is it one, two, three, throw Ton ve niyet

3:49

Bir, iki, üç, fırlat mı,

or one, two, three, throw?

3:51

yoksa bir, iki, üç ve fırlat mı?

Ton ve niyet

Ortak bir süreci netleştirmek için Is it X or Y?

Is it X or Y?, iki olası yorumu yan yana getirir ve grubun hangisini izlemesi gerektiğini sorar. Burada atışın three denirken mi yoksa ayrı bir throw işareti söylendiğinde mi yapılacağı kararlaştırılmaktadır. Yazılı seçenekler aynı göründüğü için asıl fark ritme, vurguya veya bir gösterime bağlı olabilir. Başka durumlara aktarılabilecek nokta, zamanlama veya süreç yanlış anlaşılabilecekse gerçek farkı sözlerle açıkça belirtmektir.

Alıştırma

İki oyun kuralından hangisinin geçerli olduğunu sormak için Is it X or Y? kalıbıyla soruyu tamamlayın: ____ one turn each ____ two turns each?

Cevabı göster

Is it · or

One, two, three, throw.

3:52

Bir, iki, üç, fırlat.

Yeah.

3:53

Evet.

One, two, two, three.

3:54

Bir, iki, iki, üç.

That's how you build suspense. Anlatım akışı

4:05

Gerilim işte böyle tırmandırılır.

Anlatım akışı

That's how you build suspense: bir eylemi sonucu doğuran yöntem olarak sunmak

That's how... ifadesindeki that, az önce gerçekleşmiş bir eyleme veya olay dizisine gönderme yapar. how yan cümlesi de bunu sonucu ortaya çıkaran yöntem olarak sunar: “Gerilim oluşturmak için kullanılan yöntem budur.” build suspense mecazidir. Zamanlamayı veya verilen bilgiyi kontrol ederek belirsizlik, gerilim ve beklentiyi yavaş yavaş artırmak anlamına gelir. Burada konuşmacı, gecikmeyi sanki seyirciyi eğlendirmek için bilinçli olarak yapılmış gibi şakayla anlatır.

Alıştırma

That's how you build suspense cümlesinde build suspense ne anlama gelir?

  1. Fiziksel bir şey inşa etmek
  2. Gerilim ve beklentiyi yavaş yavaş artırmak
  3. Sonucu hemen açıklamak
Cevabı göster

Gerilim ve beklentiyi yavaş yavaş artırmak

That's how you build suspense.

4:07

Gerilimi işte böyle tırmandırırsın.

That was the way to do it right there. Kalıp ifadeler

4:12

Bunu yapmanın doğru yolu kesinlikle buydu.

Kalıp ifadeler

the way to do it: doğru yöntemi övmek

The way to + fiil, bir eylemi gerçekleştirmenin yöntemini ifade eder. Bu değerlendirme cümlesinde belirli tanımlık the, yöntemi doğru veya özellikle etkili yöntem olarak sunar. Bu yüzden the way to do it, fiziksel bir yol değil, “böyle yapılması gerekir” anlamındadır. That was, henüz tamamlanan eyleme gönderme yapar ve onu olumlu değerlendirir. Right there konuşma dilinde vurgu katar ve yaklaşık olarak “tam da böyle” anlamına gelir.

Alıştırma

Bir antrenör kusursuz bir gösteri izledi ve yöntemi güçlü biçimde onaylamak istiyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. That's the way to do it.
  2. That's a way to do it.
  3. That's the road to do it.
Cevabı göster

That's the way to do it.

John Cena!

4:14

John Cena!

That's the champion.

4:16

İşte şampiyon.

That's the champ right there. Kelime

4:18

İşte gerçek şampiyon.

Kelime

the champ: champion sözcüğünün samimi biçimi

Champ, champion kelimesinin resmî olmayan kısaltılmış biçimidir. Burada the champ, kazanan kişiyi rahat ve takdir eden bir tonla belirtir. Resmî bir şampiyonluk söz konusu olmasa bile bir işi iyi yapan kişiyi dostça övmek için de champ kullanılabilir. Buradaki önemli nokta, champ sözcüğünün bir kişi adı değil, samimi bir hitap veya tanımlama olmasıdır.

Alıştırma

Bu cümlede the champ ne anlatıyor?

  1. samimi ve takdir eden bir biçimde anlatılan kazanan kişi
  2. bir kişinin özel adı
  3. resmî belgelerde kullanılması zorunlu bir unvan
Cevabı göster

samimi ve takdir eden bir biçimde anlatılan kazanan kişi

Vacation Friends is streaming on Hulu now. Kültür

4:19

"Vacation Friends" şimdi Hulu'da yayında.

Kültür

is streaming on Hulu now: şu anda çevrim içi izlenebilir

“Eser adı + is streaming on + platform + now” yapısı, filmin, programın veya başka bir içeriğin şu anda o çevrim içi hizmet üzerinden izlenebildiğini belirtir. Hulu platformun adıdır; now ise içeriğin şu anda erişilebilir olduğunu vurgular. Medya tanıtımlarında streaming, video veya sesin internet üzerinden iletilmesini ifade eder. Şimdiki zaman yapısı bir erişilebilirlik duyurusu olarak kullanılabilir; fiziksel bir sıvının akışını veya mutlaka bir kişinin tam o anda yaptığı eylemi anlatmaz.

Alıştırma

Duyuruyu is streaming on + platform yapısıyla tamamlayın: The documentary ____ Prime Video now.

Cevabı göster

is streaming on

Hey, hey, hey.

4:22

Hey, hey, hey.

Hey, hey, hey.

4:25

Hey, hey, hey.

Hey, hey, hey.

4:29

Hey, hey, hey.