Basit fikirler bilimsel keşiflere nasıl yol açar?: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Konuşma, Richard Feynman, Eratosthenes ve Armand Fizeau’nun keşifleri üzerinden basit soruların, dikkatli gözlemlerin ve sıradan araçların insan bilgisinin sınırlarına ulaşarak dünyayı anlama biçimimizi nasıl değiştirebildiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. could carry you out to the edge of human knowledge — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Araştırmayı insanlığın bildiklerinin sınırına doğru yapılan bir yolculuk olarak kavrayın ve görünüşte temel bir sorunun nasıl derin bir bilimsel belirsizliğe açılabileceğini bu imgeyle anlatmayı öğrenin. 2. because there is no such thing as a fact that cannot be independently corroborated. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: there is no such thing as yapısının bir şeyin gerçekten var olduğunu güçlü biçimde reddettiğini fark edin; burada bağımsız doğrulama, bir iddianın bilimsel gerçek sayılmasının temel koşulu olarak sunulur. 3. a closed black box, and in fact, it is an open field. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Erişilemeyen kapalı bir kara kutu ile keşfe açık bir alan arasındaki karşıtlığı yorumlayın ve yaygın bir varsayımı bilime dair daha ulaşılabilir bir bakışla değiştirmek için zıt metaforları birlikte kullanın.
Bu derste
One of the funny things about owning a brain Dilbilgisi
0:14Bir beyne sahip olmanın komik yanlarından biri,
is that you have no control over the things that it gathers and holds on to, Notlar
0:16topladığı ve tuttuğu şeyleri kontrol edememenizdir,
have no control over: bir şey üzerinde kontrolü olmamak
Have no control over + ad ya da yan cümle, söz konusu kişiyi, şeyi veya durumu yönlendirememek, seçememek ya da değiştirememek demektir. over edatı, kontrolün yöneldiği hedefi gösterir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu cümlede hedef, beynin topladığı ve sakladığı şeylerdir. İfade, kişinin beynin hangi bilgileri aklında tutacağını seçemediğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The players cannot change the referee's decision, so they ____ it.
Cevabı göster
have no control over
One of the funny things about owning a brain is that ...: ilginç bir gözlemi sunma kalıbı
One of the funny things about X is that + yan cümle kalıbı, daha geniş bir konunun dikkat çekici bir yönünü sunar. One of, böyle birden fazla özellik olabileceğini gösterir; that ile başlayan yan cümle ise asıl gözlemi verir. Buradaki funny yalnızca “güldüren” değil, “ilginç, tuhaf veya şaşırtıcı” demektir. Bu hafif ifade başlangıcı samimi kılar; cümlenin devamı ise beynin bilgileri kendi başına topluyor ve saklıyor gibi görünmesiyle ilgili ciddi bir düşünceyi sunar.
Alıştırma
Hangi cümle bir gözlemi sunmak için bu kalıbı doğru kullanıyor?
- One funny things about memory is tiny details can stay for years.
- One of the funny thing about memory are that tiny details can stay for years.
- One of the funny things about memory is that tiny details can stay for years.
Cevabı göster
One of the funny things about memory is that tiny details can stay for years.
holds on to: bırakmak yerine tutar
holds on to ifadesindeki hold on to, “tutmak ve bırakmamak” anlamına gelir. Buradaki nesnesi the facts and the stories olduğu için tutma işi zihinde gerçekleşir: bu ayrıntılar hafızada kalır. Bu ifade hem somut hem de soyut nesnelerle kullanılabilir. Anıları, fikirleri veya inançları, kişinin bırakmak ya da kaybetmek yerine elinde tuttuğu şeyler gibi anlatır.
Alıştırma
Örnekte holds on to ne anlama geliyor?
- doğru olup olmadıklarını kontrol eder
- bırakmak yerine hafızada tutar
- başka birine verir
Cevabı göster
bırakmak yerine hafızada tutar
as you get older: zaman içindeki iki değişim
as you get older ifadesindeki as, “zaman geçerken ve bu değişim gerçekleşirken” anlamına gelir. Yan cümle, yaşın sürekli ilerlemesini ortaya koyar ve bunu sonraki eğilime, yani durumun kötüleşmesine bağlar. Zaman içinde birlikte ilerleyen iki gelişmeyi göstermek için as + yan cümle yapısını kullanın. Buradaki as, “-dikçe” veya “-irken” anlamındaki bir bağlaçtır; “olarak” anlamındaki edat değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, birlikte gelişen iki aşamalı değişimi en iyi gösterir?
- Because the days are shorter, the nights get colder.
- As the days get shorter, the nights get colder.
- When the days are short, the nights are cold.
Cevabı göster
As the days get shorter, the nights get colder.
before you understand why you're interested in them,
0:25onlarla neden ilgilendiğinizi anlamadan önce,
stick around: kalmak veya varlığını sürdürmek
Burada stick around, “kalmak veya varlığını sürdürmek” demektir. Buradaki things fiziksel olarak yapışkan değildir; bir kişinin düşüncelerinde ya da hafızasında yıllarca kalır. Bu öbek fiil, ayrılmayan insanları da anlatabilir: biri sticks around yaparsa yakında kalır veya daha uzun süre orada durur.
Alıştırma
“That memory stuck around for years,” İngilizce cümlesinde stick around ne anlama gelir?
- hızla etrafta dolaşmak
- kalmak veya varlığını sürdürmek
- yakında fiziksel olarak yapışmış hâle gelmek
Cevabı göster
kalmak veya varlığını sürdürmek
their import to you: sizin için taşıdığı kişisel önem
Burada import, “önem” veya “anlam” bildiren bir isimdir. Their import to you, bu şeylerin sizin için taşıdığı önemi ya da kişisel anlamı ifade eder; bir ülkeye mal getirmekle ilgisi yoktur. To you ifadesi değerlendirmeyi kişisel hâle getirir: başkaları aynı şekilde görmese bile bir şey belirli bir kişi için özel önem taşıyabilir.
Alıştırma
“Only later did she understand the import of the letter,” İngilizce cümlesinde import ne anlama gelir?
- mektubun taşıdığı önem
- mektubun fiyatı
- mektubu bir ülkeye getirme eylemi
Cevabı göster
mektubun taşıdığı önem
he went for a walk with his dad and his wagon and a ball.
0:34babasıyla, vagonuyla ve bir topla yürüyüşe çıktı.
inertia is the name that scientists give to the phenomenon of the ball going to the back of the wagon." Dilbilgisi
0:50eylemsizlik, bilim insanlarının topun vagonun arkasına gitmesi olgusuna verdikleri isimdir."
the name that scientists give to: neden değil, ad
X is the name that scientists give to Y kalıbında X bir ad, Y ise bu adın verildiği şey veya olgudur. that scientists give to ... bölümü name sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir; give a name to something, bir şeye nesne vermek değil, “bir şeye ad vermek” anlamına gelir. Bu ifade adlandırmak ile açıklamak arasındaki ayrımı gösterir. Harekete inertia demek kabul edilen terimi verir, ancak topun neden bu şekilde hareket ettiğini tek başına açıklamaz. Bu kalıp, konuşanın bir neden değil, bir terim sunduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümlede the name that scientists give to ifadesi inertia hakkında bize ne söyler?
- Olgunun bilimsel adıdır.
- Bilim insanlarının olguya verdiği bir nesnedir.
- Olgunun gerçekleşmesine yol açan nedendir.
Cevabı göster
Olgunun bilimsel adıdır.
went on to earn: sonraki bir başarıya ilerlemek
Go on to + fiilin yalın hâli, bir aşama veya eylemden sonra kişinin daha sonra farklı bir eylem gerçekleştirdiğini anlatır. Went on to earn, anlatıyı Feynman’ın erken yaşamından daha sonra dereceler alma başarısına taşır. Bu ifade fiziksel hareketi anlatmaz. Biyografilerde ve tarih anlatılarında genellikle daha sonraki bir gelişmeyi veya sonucu tanıtır; önceki olayın sonraki olaya neden olduğu anlamına kendi başına gelmez.
Alıştırma
went on to ifadesini win ile kullanın: After publishing her first novel, she ____ a national prize.
Cevabı göster
went on to win
He ended up winning the Nobel Prize in physics for his Feynman diagrams describing the movement of subatomic particles. Kalıp ifadeler
1:05Atom altı parçacıkların hareketini açıklayan Feynman diyagramları ile fizik dalında Nobel Ödülü'nü kazandı.
ended up winning: nihai sonucu anlatan end up + -ing yapısı
Ended up winning, olaylar geliştikten sonra kazanmanın nihai sonuç olduğu anlamına gelir. Geçmişteki bir sürece bakar ve bu sürecin sonunda nereye varıldığını gösterir; sonuç çoğu zaman başlangıçta planlanmamış ya da açıkça öngörülmemiştir. Yapı end up + fiilin -ing biçimidir: end up winning, end up staying. Burada ended geçmiş zamanı, winning ise nihai eylemi veya sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi end up yapısının geçmiş biçimi ve win fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Against all expectations, she ____ the championship.
Cevabı göster
ended up winning
he credits that conversation with his father as giving: bir etkiyi kaynağına bağlamak
he credits that conversation with his father as giving ... ifadesinde credit, 'bir etkinin kaynağı olarak görmek' anlamına gelir. Kaynağın tamamı that conversation with his father isim öbeğidir; as giving him a sense ise bu konuşmanın yarattığına inandığı etkiyi belirtir. Kullanışlı kalıp özne + credit + kaynak + as + -ing yan cümlesidir. Bu yapı yalnızca olayların sırasını değil, bir kişinin etkiyi hangi kaynağa bağladığını aktarır: kaynak, sonraki duyguya veya sonuca katkıda bulunmuş olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi cümle credit ... as + -ing yapısını kullanarak Lena'nın özgüvenini ilk antrenörüne doğru biçimde bağlar?
- Lena credits as her first coach give her the confidence to perform.
- Lena credits her first coach as giving her the confidence to perform.
- Lena credits her first coach to giving her the confidence to perform.
Cevabı göster
Lena credits her first coach as giving her the confidence to perform.
could carry you out to the edge of human knowledge: yolculuk benzetmesi
Bu ifade öğrenmeyi bir yolculuğa dönüştürür. Sorular, bir insanı insanlığın bilgisinin sınırına, yani insanlığın anladıkları ile hâlâ bilinmeyenler arasındaki ön cepheye taşıyabilen bir şey olarak anlatılır. Buradaki you genel bir anlam taşır ve meraklı herhangi bir kişiyi ifade eder. Gerçek bir fiziksel yolculuktan söz edilmez; anlatılmak istenen, çok basit soruların bile ileri düzey ve henüz cevaplanmamış alanlara götürebilmesidir.
Alıştırma
Örnekte could carry you out to the edge of human knowledge ne anlama geliyor?
- Bir soru birini fiziksel olarak bir ülkenin sınırına taşıyabilir.
- Basit bir soru birini insanların bildiklerinin sınırına götürebilir.
- İnsanlığın bilgisi basit soruları imkânsız hâle getirir.
Cevabı göster
Basit bir soru birini insanların bildiklerinin sınırına götürebilir.
that's where he wanted to play: yaratıcı keşif anlamındaki play
Buradaki where, önceki the edge of human knowledge ifadesine gönderme yapar. Play mecazi anlamdadır: o sınırı özgürce keşfetmek, fikirleri denemek ve yaratıcılığını kullanmak istiyordu. Bu sözcük ciddi araştırmaya enerjik ve meraklı bir hava verir. Çalışmanın çocukça ya da yalnızca eğlence amaçlı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
The design lab was where she wanted to play with new ideas cümlesinde play neyi anlatıyor?
- Resmî bir spor karşılaşmasında yarışmak istiyordu.
- Özgürce ve yaratıcı biçimde denemeler yapmak istiyordu.
- Çalışmayı bırakıp bir çocuk oyunu oynamak istiyordu.
Cevabı göster
Özgürce ve yaratıcı biçimde denemeler yapmak istiyordu.
And play he did: fiil öbeğini başa alan vurgulu yankı
「And play he did」 cümlesinde play, az önce sözü edilen eylemi tekrarlar ve cümlenin başına alınır. Daha olağan vurgulu sıralama 「And he did play」 şeklindedir. İkisi de onun bu eylemi gerçekten yaptığını anlatır. 「fiil öbeği + özne + did」 kalıbı, tekrarlanan eylemi odağa yerleştirir ve düşünceyi daha güçlü biçimde bitirir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir.
Alıştırma
İngilizce 「finish the race」 fiil öbeğini aynen tekrarlayarak retorik yankıyı tamamlayın: Nora promised to finish the race. And ____ she did.
Cevabı göster
finish the race
Eratosthenes was the third librarian at the Great Library of Alexandria. Kültür
1:25Eratosthenes, İskenderiye Büyük Kütüphanesi'nin üçüncü kütüphanecisiydi.
at the Great Library of Alexandria: tarihsel bağlam
İskenderiye Büyük Kütüphanesi, antik İskenderiye kentindeki önemli bir öğrenim merkeziydi. Bu kurumun adının verilmesi, Eratosthenes'i antik dünyanın önemli bir bilim kurumunun içine yerleştirir. Bu tarihsel bağlamda librarian, büyük bir koleksiyondan sorumlu kıdemli bir bilim insanı görevini anlatır; yalnızca modern bir ödünç verme masası işi değildir. Bu arka plan, unvanın burada neden bilimsel bir statü taşıdığını açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede the Great Library of Alexandria ifadesine değinilmesi esas olarak neyi anlamanıza yardımcı olur?
- Eratosthenes'in kütüphaneci görevinin neden antik bilim dünyasının bir parçası olduğu
- Eratosthenes'in yalnızca kitap ödünç verme masasında çalıştığı
- Alexandria'nın modern bir halk kütüphanesinin adı olduğu
Cevabı göster
Eratosthenes'in kütüphaneci görevinin neden antik bilim dünyasının bir parçası olduğu
But the one he is most remembered for began in a letter that he received as the librarian Dilbilgisi
1:32Ancak en çok hatırlandığı şey, kütüphaneci olarak aldığı bir mektupla başladı
the one he is most remembered for: en çok hatırlandığı şey
The one, bağlamda daha önce sözü edilen sayılabilir bir grubun bir üyesinin yerini tutar; burada birçok katkıdan birini gösterir. he is most remembered for, one sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğidir ve “insanların onu en çok hatırlamasını sağlayan katkı” anlamına gelir. for, be remembered for kalıbının parçasıdır ve yan cümlenin sonunda kalır. Baştaki But, dikkati geniş katkı listesinden en ünlü tek katkıya çevirir. Bu, bir biyografide veya birinin çalışmalarını anlatırken bilgiyi odaklamanın yaygın bir yoludur.
Alıştırma
Cümleyi the one + person + is most remembered for kalıbıyla tamamlayın: Of all her inventions, ____ was a safer kind of stove.
Cevabı göster
the one she is most remembered for
The letter included this fact that stuck in Eratosthenes' mind. Deyimler
1:41Mektup, Eratosthenes'in aklına kazınan şu gerçeği içeriyordu.
stuck in Eratosthenes' mind: Eratosthenes'in aklında kaldı
Stuck in Eratosthenes' mind mecazlı bir ifadedir. Bilgi onun hafızasında kaldı ve unutulması zor oldu; fiziksel olarak kafasına takılan bir şey yoktu. Stuck, stick fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Something sticks in someone's mind kalıbı, özellikle akılda kalan bir bilgi, görüntü, ses veya söz için kullanılır. Geçmiş biçim stuck, bu durumun o bilgiyi öğrendikten sonra ortaya çıktığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle bir fikrin uzun süre unutulmadığını anlatır?
- The idea came to Maya's mind during lunch.
- The idea slipped Maya's mind before the meeting.
- The idea stuck in Maya's mind for weeks.
Cevabı göster
The idea stuck in Maya's mind for weeks.
and he could also see that his head was blocking the sun."
1:51ve ayrıca kafasının güneşi engellediğini görebiliyordu."
At noon, on the solstice: gözlemin kesin zamanı
Bu ifade, gözlem için iki kesin zaman koşulu belirler: at noon günün öğle vaktini, on the solstice ise yılın özel gününü belirtir. Gündönümü, Güneş'in gökyüzündeki yıllık görünür yolunda en kuzeydeki veya en güneydeki konumuna ulaştığı iki tarihten biridir. Bu tarihsel bağlamda, gündönümü öğlesindeki hizalanma Güneş'i kuyunun neredeyse tam üzerine getirmiştir. Bu nedenle kuyunun dibinde görülenler sıradan bir gözlem olmaktan çıkıp daha sonra Dünya'nın büyüklüğü hakkında akıl yürütmek için yararlı bir kanıt olmuştur.
Alıştırma
Cümledeki “At noon, on the solstice” ifadesinin temel görevi nedir?
- Kuyunun ne kadar derin olduğunu açıklamak.
- Gözlemcinin evini belirtmek.
- Gözlemin kesin zaman koşullarını vermek.
Cevabı göster
Gözlemin kesin zaman koşullarını vermek.
the idea that Christopher Columbus discovered that the world is spherical is total bull. Kelime
1:55Kristof Kolomb'un dünyanın küresel olduğunu keşfettiği fikri tamamen saçmalıktır.
total bull: sert ve gündelik bir ret
total bull ifadesinde bull, “saçmalık” veya “tamamen gerçek dışı bir iddia” anlamına gelir; hayvan olan boğayı ifade etmez. Total, reddedişin şiddetini artırır. Konuşmacı yalnızca bir gerçeği düzeltmiyor. Bu ifade, Kolomb hakkındaki iddiayı sert, alaycı ve son derece gündelik bir tonla bir kenara atıyor.
Alıştırma
Yargılayın: Resmî bir araştırma raporunda “The previous theory is total bull.” yazmak uygun mudur?
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
everyone who was educated understood that the world was spherical
2:00eğitimli herkes dünyanın küresel olduğunu anlıyordu
And Aristotle had proven it with a simple observation.
2:04Ve Aristoteles bunu basit bir gözlemle kanıtlamıştı.
He noticed that every time you saw the Earth's shadow on the moon,
2:06Dünya'nın gölgesini ayda her gördüğünde,
And the only shape that constantly creates a circular shadow Dilbilgisi
2:11Ve sürekli olarak dairesel bir gölge yaratan tek şekil
The only shape that ... is ...: tek olası cevabı belirtme
the only + isim + that ... + is ... kalıbı, bir kategorideki bir ögeyi koşulu karşılayan tek öge olarak gösterir. Burada only, shape sözcüğünü niteler; that constantly creates a circular shadow ise şeklin hangi koşula göre değerlendirildiğini açıklar. is sözcüğünden sonra gelen a sphere tek cevabı verir. Bu yapı bir gözlemi veya kuralı dışlayıcı bir sonuca dönüştürür: belirtilen koşulu başka hiçbir şekil karşılamaz.
Alıştırma
Her boşluğa bir sözcük yazarak dışlayıcı kalıbı tamamlayın: The ____ key that opens this cabinet ____ the small brass one.
Cevabı göster
only · is
QED: bir kanıtın tamamlandığını belirtme
QED, “kanıtlanması gereken buydu” anlamına gelen Latince quod erat demonstrandum ifadesinin geleneksel kısaltmasıdır. Bir kanıtın sonunda yer alır ya da konuşmacı önceki akıl yürütmeyi tamamlanmış saydığında kullanılır. Burada “Tartışma bitti ve bu sonuç kanıtlandı” mesajını verir. Sözlü bir açıklamada bitişi kısa, kendinden emin ve biraz da eğlenceli gösterebilir.
Alıştırma
QED bu cümlede ne işe yarıyor?
- Samimi bir selamlaşmayı belirtir.
- Önceki akıl yürütmenin sonucu kanıtladığını belirtir.
- Hâlâ araştırılması gereken bir soru ortaya koyar.
Cevabı göster
Önceki akıl yürütmenin sonucu kanıtladığını belirtir.
But nobody knew how big it was until Eratosthenes got this letter Dilbilgisi
2:17Ama Eratosthenes bu mektubu alana kadar kimse ne kadar büyük olduğunu bilmiyordu
nobody knew how big it was until: bilinmeme durumunun sona erdiği noktayı belirtmek
Burada it, Dünya anlamına gelir. Nobody knew how big it was, bilginin eksik olduğu ve bu durumun sürdüğü bir dönemi anlatır. Until, bu dönemi sona erdiren olayı, yani Eratosthenes'in mektubu almasını belirtir. Keşif anlatılarında bu kalıp öncesi ve sonrası olan bir değişim kurar: nobody knew X until Y happened. Y bir dönüm noktasıdır; yalnızca aynı anda gerçekleşen bir arka plan olayı değildir.
Alıştırma
Bilinmeme durumunun onu sona erdiren olaya kadar sürdüğünü gösteren bağlacı yazın: Nobody knew why the classroom lights flickered ____ an electrician checked the wiring.
Cevabı göster
until
he understood that the sun was directly above the city of Swenet
2:23güneşin doğrudan Swenet şehrinin üzerinde olduğunu anladı
because looking down a well: doğaçlama konuşmada kısaltılmış bir neden
Burada because, Güneş hakkındaki sonucu destekleyen kanıtı belirtir. Konuşmacı because, when someone looked down a well, ... gibi daha tam bir düşünceyi because looking down a well, ... biçiminde kısaltır. Kuyuya bakmak, kanıtın gözlemlenme yöntemidir. Looking eylemini gerçekleştiren kişi kuyunun kendisi değil, gözlem yapan bir insandır. Sonraki yan cümle bu kişiyle değil it ile başladığı için bu, doğaçlama konuşmaya özgü gevşek bir anlatımdır; amaçlanan mantık cümle yapısından daha açıktır.
Alıştırma
Hangi yeniden yazım, kimin baktığını açıkça gösterirken amaçlanan nedeni de korur?
- He understood that the sun was directly overhead because looking down the well was above the sun.
- He understood that the sun was directly overhead because, when he looked down the well, he could see a straight line of sunlight.
- He understood that the sun was directly overhead because the well looked down and saw the sunlight.
Cevabı göster
He understood that the sun was directly overhead because, when he looked down the well, he could see a straight line of sunlight.
He knew that a stick stuck in the ground in Alexandria
2:34İskenderiye'de yere saplanmış bir çubuğun
the sun cast a shadow that showed it was 7.2 degrees off axis. Notlar
2:43güneşin eksenden 7.2 derece sapmış olduğunu gösteren bir gölge düşürdüğünü biliyordu.
the sun's zenith: başucu noktası
Zenith, gökyüzünde gözlemcinin tam üzerinde bulunan noktadır. Bu cümlede the sun's zenith, gözlem sırasında Güneş'in bu başucu konumuna ulaşmasını anlatır. Bu konum sayesinde gölgenin yönü kullanılarak bir açı belirlenebilir. Zenith, güneş ışığını değil bir konumu adlandırır. Yalnızca Güneş'in gökyüzünde yüksekte olduğunu söylemekten daha belirgin bir anlam taşır.
Alıştırma
Bir astronomi dersinde zenith ne anlama gelir?
- gökyüzünde gözlemcinin tam üzerindeki nokta
- Güneş'ten gelen ışık
- bir gölgenin düştüğü yön
Cevabı göster
gökyüzünde gözlemcinin tam üzerindeki nokta
the sun cast a shadow: cast a shadow eşdizimi
Cast a shadow, “gölge oluşturmak” anlamına gelen yaygın bir eşdizimdir. the sun cast a shadow ifadesinde cast fiildir ve a shadow oluşan şeydir; gölge daha sonra ölçülebilen görünür bir veri sağlar. Cast fiili geçmiş zamanda da cast biçiminde kalır, bu yüzden cümlede casted kullanılmaz. Bu eşdizimde cast, “fırlatmak” veya “oyuncu seçmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen eşdizimin tam biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the tall fence ____ across the playground.
Cevabı göster
cast a shadow
7.2 degrees off axis: eksenden 7,2 derece sapmış
7.2 degrees off axis, bir yönün referans ekseninden 7,2 derece sapmış olduğu anlamına gelir. Sayı, açısal farkın büyüklüğünü kesin olarak belirtir. Burada off, “kapalı” değil, “doğru veya beklenen hizadan uzakta” demektir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp sayı + degrees off axis biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi “referans ekseninden sapmış” anlamına gelen iki kelimelik teknik ifadeyle tamamlayın: The telescope was aimed two degrees ____.
Cevabı göster
off axis
if you know the circumference of a circle and you have two points on it, Dilbilgisi
2:49eğer bir dairenin çevresini biliyorsanız ve üzerinde iki noktanız varsa,
all you need to know is the distance between those two points
2:53tek bilmeniz gereken bu iki nokta arasındaki mesafedir
If you know ..., all you need to know is ...: bilinen koşullar ve kalan tek bilgi
If yan cümlesi, zaten mevcut olan bilgileri sıralar. Ardından all you need to know is, yönteme devam etmek veya sonuca ulaşmak için gereken tek eksik bilgiyi tanıtır. Buradaki all, hâlâ gerekenleri sınırlar; “sonsuza kadar bilmeniz gereken tek şey bu” anlamına gelmez. Bu kalıp karmaşık bir açıklamayı şu basit fikre indirger: Bu koşullar verildiğinde, bir bilgi daha yeterlidir.
Alıştırma
Cümleyi, all ile başlayan ve kalan tek bilgiyi tanıtan altı kelimelik ifadeyle tamamlayın: If you know the room's length and width, ____ its height.
Cevabı göster
all you need to know is
extrapolate the circumference: bilinen verilerden çevreyi ekstrapole etmek
Burada extrapolate, bilinen ölçümleri ve aralarındaki ilişkiyi kullanarak doğrudan ölçülmemiş olan çemberin tam çevresini çıkarsamak anlamına gelir. Temel fikir, bilinen verilerden bilinmeyen veya gözlemlenmemiş bir sonuca geçmektir. Yaygın kalıp extrapolate X from Y şeklindedir: Y'den X sonucunu çıkarmak.
Alıştırma
Bu cümlede extrapolate neyi vurguluyor?
- Bilinen verilerin ötesine geçmeden herhangi bir hesaplama yapmak
- Bilinen verileri kullanarak ölçülmemiş bir sonucu çıkarsamak
- Çemberin tamamını doğrudan ölçmek
Cevabı göster
Bilinen verileri kullanarak ölçülmemiş bir sonucu çıkarsamak
a round number: yuvarlak veya yaklaşık bir sayı
A round number, 50 veya 1.000 gibi genellikle bir ya da daha fazla sıfırla biten, düzenli ve kullanımı kolay bir sayıdır. Kesin bir değer olabilir ya da kolaylık için yuvarlanmış olabilir. Bu cümlede sayının alışılmadık derecede yuvarlak görünmesi, konuşanın hikâyenin basitleştirilmiş olabileceğinden biraz şüphelenmesine neden olur. İfade tek başına yanlışlık anlamına gelmez; şüpheyi bağlam oluşturur.
Alıştırma
A round number burada konuşanı neden şüphelendiriyor?
- Her yuvarlak sayı matematiksel olarak yanlış olduğu için
- Sayı alışılmadık derecede yuvarlak göründüğü ve basitleştirilmiş olabileceği için
- Sayı dairesel bir şekli anlattığı için
Cevabı göster
Sayı alışılmadık derecede yuvarlak göründüğü ve basitleştirilmiş olabileceği için
make someone suspicious of something: birinin bir şeyden şüphelenmesine yol açmak
Kalıp make + kişi + sıfat biçimindedir: it makes me suspicious. Suspicious of this story bölümünde kuşkulanılan şey belirtilir; tüm ifade, bir şeyin konuşmacının hikâyenin güvenilirliğini sorgulamasına yol açtığı anlamına gelir. Buradaki it, olağandışı derecede yuvarlak sayıya gönderme yapar. Sayı konuşmacının tutumunu değiştirir; hikâyenin kendisini suspicious yapmaz.
Alıştırma
Cümleyi ‘şüphelenmeme neden oldu’ anlamındaki dört sözcüklük tam kalıpla tamamlayın: The missing signature ____ the document.
Cevabı göster
made me suspicious of
Geçiş ifadesi olarak so we'll continue with it
So, konuşmacının önceki kaygıyı değerlendirdikten sonra verdiği kararı gösterir. We'll continue with it, konuşmayı ana hikâyeye geri döndürür ve şüpheye rağmen hikâyeyi anlatmayı sürdüreceğini belirtir. Burada it hikâyeye gönderme yapar. Continue with it, zaten odakta olan şey üzerinde çalışmayı, onu tartışmayı veya anlatmayı sürdürmek demektir; ona sahip olmaya devam etmek demek değildir.
Alıştırma
Cümlede so we'll continue with it ifadesinin işlevini en iyi açıklayan seçeneği bulun.
- Şüpheyi kabul eder, ardından hikâyeyi ilerletir.
- Hikâyenin bittiğini duyurur.
- Konuşmacının bir nesneye sahip olmaya devam edeceğini söyler.
Cevabı göster
Şüpheyi kabul eder, ardından hikâyeyi ilerletir.
He needed to know the distance between Swenet and Alexandria,
3:08Swenet ve İskenderiye arasındaki mesafeyi bilmesi gerekiyordu,
which is good because Eratosthenes was good at geography.
3:11ki bu iyi bir şey çünkü Eratosthenes coğrafyada iyiydi.
and commerce needed to know how long it took to get there.
3:22ve ticaret oraya varmanın ne kadar sürdüğünü bilmeyi gerektirirdi.
a road of commerce: ticaret yolu
Bu cümlede a road of commerce, ticaret için düzenli olarak kullanılan bir yol anlamına gelir: mallar, tüccarlar ve iş amacıyla seyahat eden kişiler bu yoldan geçerdi. İfade, yolun yapısını veya görünüşünü değil, ekonomik işlevini anlatır. Commerce, ticaret ve iş faaliyetleri için kullanılan geniş kapsamlı ve oldukça resmî bir sözcüktür. Ticaret, yolculukları planlamaya bağlı olduğu için seyahat süresini ve mesafeyi bilmenin pratik bir nedeni vardı.
Alıştırma
Bu cümlede a road of commerce ne anlama gelir?
- Ticaret ve iş faaliyetleri için kullanılan bir güzergâh
- Özellikle mağazaları gezen müşteriler için tasarlanmış bir cadde
- Devlet törenlerine ayrılmış bir yol
Cevabı göster
Ticaret ve iş faaliyetleri için kullanılan bir güzergâh
that the distance between the two cities was 500 mi.
3:29iki şehir arasındaki mesafenin 500 mil olduğunu.
which is within 1% of the actual diameter of the Earth. Kalıp ifadeler
3:33ki bu Dünya'nın gerçek çapının %1'i içindedir.
within 1% of: referans değerden en fazla %1 farklı
X is within 1% of Y yapısında Y referans değerdir ve X'in bu değerden farkı Y'nin %1'ini geçmez. Buradaki which, daha önce hesaplanan değere gönderme yapar ve ifade, bu hesaplamanın cümlede belirtilen gerçek değere çok yakın olduğunu söyler. Within bir sınır belirtir: fark, izin verilen %1'lik aralığın içinde kalır. Bu, X'in Y'nin %1'ine eşit olduğu veya iki değerin tam olarak aynı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Vurgulanan yapıyı kullanarak ve yüzdeyi İngilizce sözcüklerle yazarak cümleyi tamamlayın: The estimate was ____ the verified value.
Cevabı göster
within one percent of
where multi-billion-dollar pieces of machinery are looking for the Higgs boson. Notlar
3:44milyarlarca dolarlık makine parçalarının Higgs bozonunu aradığı.
we live in an age where ...: bir çağın belirleyici özelliğini tanıtmak
We live in an age where ... önce içinde yaşadığımız dönemi tanıtır, ardından where yan cümlesiyle bu dönemin tipik veya belirleyici bir özelliğini belirtir. Burada where fiziksel bir yeri göstermez; age sözcüğünü soyut bir ortam olarak ele alır. Bu kalıbı, dönemi niteleyen özelliği açıklamadan önce geniş bir toplumsal, kültürel veya teknolojik çerçeve kurmak için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Bu cümlede where neyi tanıtıyor? We live in an age where nearly everyone carries a camera.
- Kameraların icat edildiği kesin yıl
- Dönemin tipik bir özelliği
- Fiziksel bir yer
Cevabı göster
Dönemin tipik bir özelliği
multi-billion-dollar pieces of machinery: birleşik niteleyici oluşturmak
Multi-billion-dollar, pieces of machinery ifadesinden önce gelen birleşik bir niteleyicidir. Makinelerin maliyetinin veya değerinin birkaç milyar dolar olduğunu belirtir; kısa çizgiler de sözcüklerin tek bir niteleyici olarak birlikte çalıştığını gösterir. Sayı ve birimden oluşan bir niteleyici isimden önce geldiğinde birim genellikle tekil kalır: dollars değil, dollar. Machinery sayılamayan bir isimdir; bu nedenle ayrı makineleri veya ekipman parçalarını anlatmak için pieces of machinery kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi ifade bir miktarı isimden önce birleşik niteleyici olarak doğru biçimde kullanıyor?
- a two-billion-dollars telescope
- a two billion dollars telescope
- a two-billion-dollar telescope
Cevabı göster
a two-billion-dollar telescope
Modern fiziğin araştırdığı bir parçacık olarak the Higgs boson
Higgs bozonu, modern parçacık fiziğindeki temel bir parçacıktır. Bu cümleyi anlamak için bilim insanlarının onun varlığına ilişkin kanıt ararken parçacık hızlandırıcıları gibi dev ve son derece pahalı makineler kullandığını bilmek yeterlidir. Bu ad, modern bilimin ileri teknolojiyle araştırdığı şeylere örnek olur. Büyük ekipmanlara dayanan modern araştırmalarla doğrudan gözlem ve akıl yürütmeyle yapılan çok daha eski keşifler arasında karşıtlık kurar.
Alıştırma
Cümlede Higgs bozonundan neden söz ediliyor?
- Büyük ve pahalı modern ekipmanlarla incelenen bir parçacığı temsil eder.
- İlk astronomların kullandığı eski bir güzergâhın adıdır.
- Parçacığın kendisinin bir makine olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Büyük ve pahalı modern ekipmanlarla incelenen bir parçacığı temsil eder.
We're discovering particles that may travel faster than the speed of light.
3:48Işık hızından daha hızlı hareket edebilecek parçacıkları keşfediyoruz.
And all of these discoveries are made possible Kalıp ifadeler
3:52Ve tüm bu keşifler mümkün kılınıyor
by technology that's been developed in the last few decades.
3:55son birkaç on yılda geliştirilen teknoloji sayesinde.
are made possible by: sonucu mümkün kılan etkeni belirtmek
Are made possible by, belirli bir koşul, araç veya destek kaynağı sayesinde bir şeyin gerçekleşebildiğini ya da var olabildiğini belirtir. Burada özne all of these discoveries ifadesidir; by ile başlayan bölüm ise keşifleri mümkün kılan etkenin teknoloji olduğunu gösterir. Bu edilgen yapı, eylemi yapan kişiden çok sonuca ve sonucu mümkün kılan koşula odaklanır. Yeniden kullanılabilecek kalıp something + be made possible by + enabling factor biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi “... sayesinde mümkün oldu” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: The project ____ donor support.
Cevabı göster
was made possible by
using our eyes and our ears and our minds. Anlatım akışı
4:02gözlerimizi, kulaklarımızı ve zihnimizi kullanarak.
But for most of human history: geniş bir zaman çerçevesi
But, önceki anlatımla bir karşıtlık kurar. for most of human history ifadesi geniş bir zaman çerçevesi belirler: insanlığın geçmişinin büyük bölümü, fakat her anı değil. Bu giriş, konuyu modern yöntemlerden insanların çoğunlukla kendi duyularına ve düşüncelerine dayandığı uzun döneme taşır. Buradaki for amaç değil, zaman aralığı bildirir.
Alıştırma
But for most of human history ifadesinin cümledeki temel görevi nedir?
- Konuyu modern yöntemlerden insanlığın geçmişindeki geniş bir döneme taşır.
- Keşfi tam olarak belirli bir ana yerleştirir.
- İnsanlık tarihini incelemenin amacını açıklar.
Cevabı göster
Konuyu modern yöntemlerden insanlığın geçmişindeki geniş bir döneme taşır.
using our eyes and our ears and our minds: ritmik üç parçalı liste
using our eyes and our ears and our minds, üç parçalı paralel bir listedir. İkinci ve üçüncü ögeden önce and sözcüğünü tekrarlamak bilinçli bir ritim oluşturur ve her araca eşit vurgu verir. Liste görmekten duymaya, ardından düşünmeye ilerler. İnsanların keşif sürecini duyularla düşüncenin birleşimi olarak sunar ve bu bağlamda modern araçlardan önce insanların nelere dayandığını vurgular.
Alıştırma
Bilinçli bir üçlü ritim oluşturmak için and sözcüğünü tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: We solved the problem with careful observation ____ good questions ____ patient thinking.
Cevabı göster
and · and
Armand Fizeau was an experimental physicist in Paris.
4:06Armand Fizeau Paris'te deneysel bir fizikçiydi.
His specialty was actually refining and confirming other people's results. Kelime
4:10Uzmanlığı aslında diğer insanların sonuçlarını düzeltmek ve doğrulamaktı.
başkalarının sonuçlarını iyileştirmek ve doğrulamak
Burada refining results, mevcut bilimsel bulguları daha kesin veya ayrıntılı hâle getirmek; confirming results ise ek kanıtlarla bu bulguların güvenilirliğini kontrol etmek anlamına gelir. was fiilinden sonraki -ing yapısı, onun uzmanlığının nelerden oluştuğunu belirtir. Bu araştırma bağlamında results, sınav notlarını değil, bilimsel çalışmaların ürettiği bulguları veya ölçüm sonuçlarını ifade eder. İfadenin tamamı, önceki çalışmaları geliştirmeyi ve doğrulamayı bilimsel bir uzmanlık olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede refining and confirming other people's results ne anlama geliyor?
- Araştırma bulgularını sınav notlarına dönüştürmek
- Önceki bilimsel bulguları daha kesin hâle getirmek ve güvenilir olup olmadıklarını kontrol etmek
- Bulguları ilk kez keşfedip herkesten önce duyurmak
Cevabı göster
Önceki bilimsel bulguları daha kesin hâle getirmek ve güvenilir olup olmadıklarını kontrol etmek
because there is no such thing as a fact that cannot be independently corroborated. Dilbilgisi
4:19çünkü bağımsız olarak doğrulanamayan bir gerçek diye bir şey yoktur.
biraz önemsiz bir also-ran gibi görünmek
An also-ran, yarışmaya katılmış ancak kazanamamış ve fazla ilgi görmemiş bir yarışmacıdır. Mecazi olarak önemsiz veya başarılı olma ihtimali düşük görülerek göz ardı edilen kişi, fikir ya da projeyi anlatır; also ran sözcüklerinin düz anlamı değil, kalıplaşmış bir isimdir. Bu cümlede might sound like a bit of an also-ran, başkalarının çalışmalarını iyileştirip doğrulamanın ikincil bir iş gibi görünebileceğini kabul eder. Ardından gelen But in fact bu yargıyı tersine çevirir ve bu işin bilimin merkezinde olduğunu söyler.
Alıştırma
Cümleyi also-ran ve doğru artikel ile tamamlayın: Because few people saw the small company as a serious competitor, it was treated as ____.
Cevabı göster
an also-ran
this is the soul of science: temel özü anlatan soul
Bu cümlede soul, bilime karakterini kazandıran en derin ve vazgeçilmez ilkeyi anlatan bir benzetmedir. Dinsel anlamda kullanılmaz ve belirli bir kişiyi de anlatmaz. This, başkalarının sonuçlarını geliştirip doğrulamayı ifade eder. Konuşmacı, bağımsız doğrulamayı isteğe bağlı bir destek işi olarak değil, bilimin merkezindeki bir unsur olarak sunar.
Alıştırma
Özgün the soul of science ifadesindeki soul ne anlama gelir?
- Bilime karakterini kazandıran temel ilkedir.
- Bilim insanlarının incelediği dinsel bir inançtır.
- Özellikle önemli bir bilim insanıdır.
Cevabı göster
Bilime karakterini kazandıran temel ilkedir.
there is no such thing as X: X'in varlığını kesin biçimde reddetmek
There is no such thing as X, X'in var olmadığını veya gerçek bir olasılık sayılamayacağını güçlü biçimde belirtir. Buradaki X, a fact that cannot be independently corroborated ifadesidir. That cannot be independently corroborated ilgi cümleciği, reddedilen sözde olgunun türünü açıklar. İki olumsuzluk birbirini götürmez: bağımsız olarak doğrulanamayan bir şeyin olgu kabul edilmemesi gerektiği söylenir.
Alıştırma
Tamamen risksiz bir seçeneğin varlığını kesin biçimde reddeden kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: There is ____ a completely risk-free choice.
Cevabı göster
no such thing as
in trying to determine whether or not light had a speed. Dilbilgisi
4:26ışığın bir hızı olup olmadığını belirlemeye çalıştığı.
to determine whether or not: iki olasılıklı bir soruyu kesinleştirmek
determine + whether or not + yan cümle kalıbı, iki olasılıktan hangisinin doğru olduğunu ortaya çıkarmak demektir. Whether or not evet-hayır sorusu başlatır; burada soru, ışığın bir hızı olup olmadığıdır. Whether or not tek bir yapı olarak anlaşılmalıdır. Bir deneyin, araştırmanın veya kararın bir soruyu kesinleştirmesi gerektiğinde kullanılır; or not iki seçeneği açıkça gösterir.
Alıştırma
İki olasılığı da açıkça sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The test will determine ____ the water is safe.
Cevabı göster
whether or not
Galileo had worked out this really wonderful experiment Öbek fiiller
4:29Galileo bu gerçekten harika deneyi tasarlamıştı,
worked out: bir deney tasarladı
Worked out burada “tasarladı” veya “düşünerek geliştirdi” anlamına gelir. Nesnesi this really wonderful experiment olduğundan cümle, Galileo'nun deney yöntemini tasarladığını söyler; egzersiz yaptığını söylemez. Work out ifadesinin anlamı, nesnesine ve bağlama göre değişir. Bir plan, yöntem, çözüm veya deneyle kullanıldığında çoğunlukla ayrıntıları düşünüp kullanılabilir bir şey ortaya çıkarmak anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede worked out, “düşünerek tasarladı” anlamında kullanılmıştır?
- The total worked out to fifty dollars.
- Nora worked out at the gym before school.
- The team worked out a plan for testing the bridge.
Cevabı göster
The team worked out a plan for testing the bridge.
would open ... and ... would open: tekrarlanan veya tasarlanan geçmiş adımlar
Bu cümlede would + fiilin yalın hâli, her kişinin yaptığı veya yapması beklenen hareketi geçmişteki bir deney prosedürünün adımı olarak sunar. Tekrarlanan would open ... and ... would open yapısı iki kişinin görevini paralel biçimde gösterir. Buradaki would, bir şeyi yapmaya istekli olmak anlamına gelmez. Geçmiş bağlam zaten belliyse would, tekrarlanan ya da anlatılan prosedürde gerçekleşmesi beklenen hareketleri gösterebilir.
Alıştırma
Geçmişte tekrarlanan adımları anlatmak için flip ve record fiillerini would ile kullanın: In every test last year, Ana ____ the switch, and Ben ____ the reading.
Cevabı göster
would flip · would record
And they got the timing down really good. Kalıp ifadeler
4:38Ve zamanlamayı gerçekten çok iyi ayarladılar.
get the timing down: alıştırmayla zamanlamayı oturtmak
Got the timing down, zamanlamayı güvenilir biçimde uygulayabilecek kadar öğrenip çalıştıkları anlamına gelir. Buradaki timing, özellikle kişiler veya hareketler koordine edilmek zorundaysa tam olarak ne zaman harekete geçileceğini bilmektir. Down, günlük dilde kullanılan get something down kalıbının bir parçasıdır. Bir becerinin, sıranın veya ayrıntının iyice öğrenildiği anlamını katar; aşağı doğru hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi get the timing down ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several rehearsals, we finally ____.
Cevabı göster
got the timing down
And they did the same thing on the assumption from Galileo Dilbilgisi
4:45Ve Galileo'nun varsayımı üzerine aynı şeyi yaptılar,
he'd notice a delay in the light coming back from his assistant's lamp.
4:50asistanının lambasından gelen ışıkta bir gecikme fark edeceği.
on the assumption ... that if ...: deneysel bir öncül belirtmek
On the assumption that ... “bunu başlangıç öncülü olarak kullanarak” anlamına gelir. Bu cümlede on the assumption, did the same thing bölümünü niteler; from Galileo ise öncülün kaynağını belirtir. That yan cümlesi varsayımın içeriğini verir. Bu bölümde if light had a discernible speed koşulu, he'd notice a delay ise beklenen sonucu belirtir. Bir varsayım deneye yön verir; kanıtlanmış bir sonuç değildir.
Alıştırma
Cümleyi “kanıtlanmamış bu öncülü kullanarak” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The team packed extra water ____ the hike would take all day.
Cevabı göster
on the assumption that
too + sıfat + for ...: birinin kapasitesini aşan derece
too + sıfat + for + kişi veya nesne yapısı, bir özelliğin o kişinin veya nesnenin başa çıkabileceği düzeyi aştığını belirtir. Was too fast for Galileo, hızın Galileo'nun ve yönteminin ölçebileceği sınırı aştığı anlamına gelir. Burada for, sınırı belirleyen kişi veya aracı gösterir. “Galileo'nun yararına” anlamına gelmez. Yapılamayan eylemi belirtmek için for + isim + to + fiil eklenebilir: too fast for the device to measure.
Alıştırma
Rafın Mia'nın erişebileceği sınırı aştığını gösteren iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The shelf is ____ high ____ Mia to reach.
Cevabı göster
too · for
be off by several orders of magnitude: birkaç büyüklük mertebesi kadar yanılmak
Bu cümlede was off by ..., tahmininin doğru değerden ardından belirtilen miktar kadar farklı olduğu anlamına gelir. Bir order of magnitude yaklaşık on katlık bir çarpandır; several orders of magnitude ise yüzlerce, binlerce veya daha büyük bir farkı belirtir. Birlikte was off by several orders of magnitude, tahminin yalnızca biraz hatalı değil, sayısal olarak çok büyük ölçüde yanlış olduğunu anlatır. Burada off “bir miktar sapmış”, orders ise emirleri değil, büyüklük kademelerini ifade eder.
Alıştırma
“The estimate was off by several orders of magnitude” ne anlama gelir?
- Tahmin, gerçek değerden çok küçük bir miktar farklıydı.
- Tahmin, gerçek değerden çok büyük bir çarpan kadar farklıydı.
- Tahmin farklı bir birimle sunulmuştu.
Cevabı göster
Tahmin, gerçek değerden çok büyük bir çarpan kadar farklıydı.
10 times as fast as the speed of sound: ses hızının 10 katı
Sayı + times + as + sıfat veya zarf + as + karşılaştırma noktası kalıbı, bir miktarın diğerinin kaç katı olduğunu belirtir. Burada 10 times as fast as the speed of sound, varsayılan ışık hızının ses hızının yaklaşık on katı olduğu anlamına gelir. İki as de kalıbın parçasıdır: ilki karşılaştırılan özellik olan fast sözcüğünü, ikincisi ise karşılaştırma noktasını tanıtır. Roughly, on sayısının yaklaşık bir değer olduğunu gösterir.
Alıştırma
Standart kat karşılaştırmasını tamamlayın: This train is three times ____ fast ____ that bus.
Cevabı göster
as · as
set up two experimental stations: iki deney istasyonu kurmak
Bu cümlede set up, “kurup kullanıma hazır hâle getirdi” anlamına gelir. Deneyin yapılabileceği, çalışan iki istasyon oluşturdu; yalnızca iki nesneyi bir yere koymadı. Burada set up nesne alan bir öbek fiildir: set up + nesne. Başka durumlara aktarılabilecek temel anlamı, bir şeyi çalışmaya hazır olacak şekilde düzenlemek, kurmak veya oluşturmaktır.
Alıştırma
Cümleyi “ekipmanı kullanıma hazır hâle getirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Before the interview, Maya ____ the microphone and camera.
Cevabı göster
set up
and he did it with a really relatively trivial piece of equipment. Kelime
5:14ve bunu gerçekten oldukça basit bir ekipmanla yaptı.
this problem of Galileo's: çift iyelik yapısı
This problem of Galileo's ifadesinde belirleyici + isim + of + iyelik biçimi şeklindeki çift iyelik yapısı kullanılır. Sondaki 's yanlışlıkla tekrarlanmış değildir; ifade “Galileo ile bağlantılı bu belirli problem” anlamına gelir. Buradaki bağlantı, Galileo'nun ışığın hızını ölçme problemini çözmeye çalışmış olmasıdır. Daha genel olarak bu yapı, a friend of Ana's örneğinde olduğu gibi, bir kişiyle bağlantılı insan, nesne, fikir veya sorun grubundan birini seçip belirtir.
Alıştırma
Çift iyelik yapısını tamamlayın. Nina is one of my sister's friends: Nina is a friend of ____.
Cevabı göster
my sister's
with a really relatively trivial piece of equipment: gerçekten nispeten basit bir ekipmanla
With, sonuca ulaşmak için kullanılan aracı belirtir; a piece of equipment ise tek bir ekipman parçası anlamına gelir. Burada relatively trivial, kıyaslandığında basit veya teknik açıdan karmaşık olmayan demektir. Really şaşkınlığı vurgularken relatively bunun bir karşılaştırma olduğunu gösterir. Trivial burada değersiz demek değildir; önemli olan, basit bir ekipmanla zor bir şeyin başarılabilmesidir.
Alıştırma
Bu cümlede relatively trivial ne anlama geliyor?
- Ekipman nispeten basitti ama yine de kullanışlıydı.
- Ekipmanın hiçbir değeri yoktu ve çalışamıyordu.
- Ekipman yalnızca çok küçük bir nesne için kullanılıyordu.
Cevabı göster
Ekipman nispeten basitti ama yine de kullanışlıydı.
I'm going to put away the clicker for a second
5:21Kumandayı bir saniyeliğine bir kenara bırakacağım
because I want to engage your brains in this. Kalıp ifadeler
5:23çünkü beyinlerinizi buna dahil etmek istiyorum.
want to engage your brains in...: zihninizi kullanarak aktif katılmanızı istemek
Engage someone in something, bir kişiyi bir etkinliğe, tartışmaya veya düşünme sürecine aktif olarak katmak demektir. Bu cümlede konuşmacı, dinleyicilerin yalnızca dinlemek yerine konu hakkında aktif olarak düşünmesini istiyor. Your brains, dinleyicilerin düşünme yeteneğini anlatan eğlenceli ve samimi bir ifadedir. Yeniden kullanılabilir yapı engage + kişi veya grup + in + isim ya da -ing biçimidir. Örneğin: engage the class in solving a problem.
Alıştırma
İki boşluğu engage someone in something yapısıyla tamamlayın: The host used a poll to ____ the audience ____ the discussion.
Cevabı göster
engage · in
a toothed wheel: tooth + -ed ile türetilen sıfat
a toothed wheel ifadesinde toothed, tooth isminden ve -ed son ekinden türemiş bir sıfattır. Burada -ed, “sahip olan” veya “ile donatılmış” anlamı verir; dolayısıyla ifade, kenarında dişler bulunan bir tekerlek demektir. Bu dişler, şekilleri nedeniyle böyle adlandırılan mekanik çıkıntılardır; gerçek hayvan dişleri değildir. toothed sıfatı, diş benzeri çıkıntıları olan başka parçaları da tanımlayabilir.
Alıştırma
Cümleyi tooth isminden türetilen sıfatla tamamlayın: The mechanism uses a ____ wheel instead of a smooth one.
Cevabı göster
toothed
It's got a bunch of ...: bir nesnede çok sayıda parça olduğunu konuşma dilinde söylemek
It's got, it has got ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Sahiplik belirten bu kullanımda has got ile has aynı anlama gelir; dolayısıyla her yan cümle tekerleğin bir özelliğe sahip olduğunu söyler. A bunch of, kesin bir sayı vermeden “çok sayıda” veya “bir sürü” anlamına gelir. It's got a bunch of ... ifadesinin tekrarı, samimi bir sözlü açıklamada çentikleri ve dişleri sıralamak için açık bir paralel yapı oluşturur.
Alıştırma
It's got ve a bunch of kullanarak samimi anlatımı tamamlayın: Look at this organizer. ____ small compartments.
Cevabı göster
It's got a bunch of
This was Fizeau's solution to sending discrete pulses of light. Kelime
5:30Bu, Fizeau'nun ayrık ışık atımları gönderme çözümüydü.
sending discrete pulses of light: ayrık ışık darbeleri göndermek
Bu bilimsel bağlamda discrete, kesintisiz tek bir akış oluşturmak yerine ayrı ayrı birimlere bölünmüş anlamına gelir. Discrete pulses of light, aralarında boşluk bulunan birbirinden ayrı ışık darbeleridir. Burada sending discrete pulses of light, bu ayrı darbeleri üretip yönlendirmek anlamındadır. Bu ifade, sürekli bir ışık demetinin ölçülebilir darbelere nasıl ayrılabildiğini açıklar.
Alıştırma
“The transmitter sends discrete pulses.” cümlesinde discrete ne anlama gelir?
- sürekli değil, birbirinden ayrı
- zayıf ve görülmesi zor
- dikkat çekmemek için özenli
Cevabı göster
sürekli değil, birbirinden ayrı
He put a beam behind one of these notches.
5:33Bu çentiklerden birinin arkasına bir ışın yerleştirdi.
point a beam through ... at a mirror: bir ışık demetini geçirip aynaya yöneltmek
Burada point, “nişan almak” veya “yöneltmek” anlamında bir fiildir; a beam ise yönlendirilen nesnedir. Buradaki point, “nokta” anlamındaki isim değildir. İfadenin geri kalanı önce yolu, sonra hedefi verir: through this notch, ışık demetinin geçtiği açıklığı; at a mirror ise demetin yöneltildiği hedefi belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp point + nesne + through + yol + at + hedef şeklindedir.
Alıştırma
Öğrenilen yol ve hedef kalıbını tamamlayın: Point the flashlight ____ the open doorway ____ the exit sign.
Cevabı göster
through · at
is bouncing off: bir yüzeyden sekmek veya yansımak
bounce off öbek fiili, bir yüzeye çarpıp o yüzeyden uzaklaşmak anlamına gelir. Burada is bouncing off the mirror, ışık demetinin aynadan yansımasını anlatır. off the mirror, yön değişikliğine neden olan yüzeyi belirtir. Işık aynada durmaz; aynadan uzaklaşıp konuşmacıya doğru geri döner.
Alıştırma
Cümleyi bounce off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The ball ____ the wall and rolled back to us.
Cevabı göster
bounced off
that it seems like a door is starting to close on the light beam that's coming back to his eye. Deyimler
5:48sanki gözüne geri dönen ışık huzmesine bir kapı kapanmaya başlıyor gibi.
that it seems like a door is starting to close on the light beam: ışığın engellenmesini kapanan kapıya benzetmek
Buradaki kapı, deneyde bulunan gerçek bir nesne değil, görsel bir benzetmedir. Çark daha hızlı döndükçe dişlerinden biri geri dönen ışığın yoluna girer ve ışık, kapanan bir kapı tarafından engelleniyormuş gibi giderek daha fazla kesilir. it seems like, konuşmacının bir görünüşü anlattığını veya karşılaştırma yaptığını gösterir. close on the light beam, ışık demetinin geçebileceği açık yolun daraldığı anlamına gelir; ışığın gerçekten bir kapının içinde olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede kapanan kapı görüntüsü neyi açıklıyor?
- Çark hızlandıkça ışık demeti bir kapıya dönüşüyor.
- Dönen çarkın bir dişi geri dönen ışığı yavaş yavaş engelliyor.
- Gözlemciyle ayna arasında gerçek bir kapı kapanıyor.
Cevabı göster
Dönen çarkın bir dişi geri dönen ışığı yavaş yavaş engelliyor.
Why is that? It's because ...: sorudan nedene geçiş
Bu cümlede Why is that?, az önce sözü edilen olguya gönderme yapar. Konuşmacı dinleyicilerin cevap vermesini beklemez; bu, nedeni bir sonraki odak hâline getiren, kişinin kendi kendine yönelttiği retorik bir sorudur. It's because ... nedeni hemen verir. İki bölüm birlikte bilgiyi gözlenen durum → soru → açıklama şeklinde düzenler; bu kalıp derslerde, sunumlarda ve açıklayıcı metinlerde yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Bir açıklamada Why is that? It's because ... yapısının temel söylem işlevi nedir?
- Konuşmacının nedeni bilmediğini göstermek
- Konuşmacı devam etmeden önce dinleyicileri tahminde bulunmaya çağırmak
- Gözlenen bir durumdan, konuşmacının bu durumun nedenine ilişkin açıklamasına geçmek
Cevabı göster
Gözlenen bir durumdan, konuşmacının bu durumun nedenine ilişkin açıklamasına geçmek
fully occludes the light: teknik İngilizcede tam engelleme
Burada occludes, “görüşü kapatır veya geçişi engeller” anlamına gelir. Nesne ışığın yolunu tamamen keser; ışığı yok etmez. Fully, occludes fiilini niteler ve engellemenin kısmi değil, tam olduğunu belirtir. Occlude; ışık, görüş hattı, açıklık ve kan damarları için sık kullanılan resmî ve teknik bir fiildir.
Alıştırma
Hangi cümlede occlude, bir yolun veya geçidin engellendiğini anlatacak şekilde doğal kullanılmıştır?
- A blood clot can occlude a narrow artery.
- The mechanic occluded the engine by repairing it.
- This medicine can occlude a headache in ten minutes.
Cevabı göster
A blood clot can occlude a narrow artery.
based on the distance between the two stations Kalıp ifadeler
6:05iki istasyon arasındaki mesafeye,
based on: bir hesaplamanın dayanağını belirtmek
Based on, bir hesaplamayı, kararı veya sonucu destekleyen gerçekleri ya da verileri belirtir. Burada mesafe, çarkın hızı ve çentik sayısı hesaplamada kullanılan girdilerdir. Cümlenin başındaki Based on ... daha sonra gelen temel eylemin veya iddianın dayanağını önceden belirtir. Bu ifade sonucu değil, dayanağı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “bunu dayanak olarak kullanarak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The decision was ____ the safety report.
Cevabı göster
based on
he calculates the speed of light to within 2% of its actual value. Kalıp ifadeler
6:11ışığın hızını gerçek değerinin %2'si sapmayla hesaplıyor.
calculates ... to within 2%: doğruluk düzeyini belirtmek
he calculates the speed of light to within 2% of its actual value cümlesinde to within 2%, hatanın en büyük miktarını belirtir. Hesaplanan sonuç gerçek değerden en fazla %2 uzaktadır. Yeniden kullanılabilen yapı calculate, measure veya estimate something to within + belirtilen bir sınır şeklindedir; bazen arkasından of + referans değer gelir. Bu yapı bir yere doğru hareketi değil, doğruluk düzeyini bildirir.
Alıştırma
“he calculates the speed of light to within 2% of its actual value” ne anlama gelir?
- Hesaplanan değer ile gerçek değer arasındaki fark en fazla %2’dir.
- Işık hızının yalnızca %2’sini hesapladı.
- Hesaplanan değeri %2 artırdı.
Cevabı göster
Hesaplanan değer ile gerçek değer arasındaki fark en fazla %2’dir.
This is what really gets me going about science. Deyimler
6:21Bilim hakkında beni gerçekten heyecanlandıran şey bu.
gets me going about science: coşku ve motivasyon
Bu cümlede gets me going, “bana enerji verir” veya “coşkumu harekete geçirir” anlamındadır. Konuşmacı, bu tür bir hikâyenin bilimi heyecan verici ve motive edici hâle getirdiğini söylüyor; kendisini oradan ayrılmaya ya da yürümeye başlatmasını kastetmiyor. get someone going yapısı, bir şeyin kişinin enerjisini, ilgisini veya duygularını harekete geçirdiğini anlatabilir. about science, bu coşkunun odaklandığı konunun bilim olduğunu gösterir.
Alıştırma
This is what really gets me going about science cümlesinde gets me going ne anlama gelir?
- Coşkumu güçlü biçimde harekete geçirir.
- Durmadan konuşmaya başlamama neden olur.
- Bilim dersine gitmek üzere ayrılmama neden olur.
Cevabı göster
Coşkumu güçlü biçimde harekete geçirir.
I go back and I research the people that discovered that concept.
6:25geriye döner ve o kavramı keşfeden insanları araştırırım.
Whenever I'm having trouble understanding ...: tekrarlanan bir tetikleyici
Whenever, bir durumun gerçekleştiği “her seferde” anlamına gelir. Buradaki whenever yan cümlesi tekrarlanan bir tetikleyici kurar: konuşmacı bir kavramı anlamakta her zorlandığında aynı araştırma alışkanlığını uygular. I'm having trouble understanding, bir etkinliğin zor olduğunu anlatmak için have trouble + -ing yapısını kullanır. Yan cümlenin bütünü, tekrar eden bir sorunla alışılmış bir tepkiyi doğal biçimde bağlar.
Alıştırma
Cümleyi “her seferinde” anlamına gelen hedef sözcükle tamamlayın: ____ I have trouble solving a puzzle, I ask for a hint.
Cevabı göster
Whenever
came to understand it: zaman içinde anlayışa ulaşmak
came to understand it ifadesindeki came to, fiziksel olarak bir yere gelmeyi anlatmaz. Come to + düşünce veya duygu bildiren bir fiil, kişinin zaman, deneyim ya da düşünme sonucunda yeni bir duruma ulaştığını gösterebilir. Burada daha önce geçen kavramı sonunda anladılar. Bu yapı bir gelişim duygusu ekler: kavramı tek bir anda yalnızca anlamış değillerdi; anlatılan şey, anlayışlarının nasıl oluştuğudur. Aynı düşünce come to realize, come to believe ve come to appreciate ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Cümleyi come to understand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After studying the map for several days, Leo ____ why the river changed course.
Cevabı göster
came to understand
What happens when ... is you understand ...: süreci sonucuna bağlamak
Cümlenin öznesi What happens when you look at ... yan cümlesinin tamamıdır. Temel kalıp What happens when X is (that) Y şeklindedir: X eylemi veya durumu belirtir, Y ise sonucu verir. Buradaki sonuç you understand that the discoverers are not so different from us bölümüdür. X'in içinde what the discoverers were thinking about, look at ifadesinin nesnesidir; when they made their discoveries ise bu düşünmenin ne zaman gerçekleştiğini belirtir. Bu ayrıntıları kaldırınca ana çizgi What happens ... is you understand ... olur. Bu konuşma cümlesinde is sonrasındaki that kullanılmamıştır.
Alıştırma
Bir süreci sonucuna bağlamak için What happens when ... is that ... kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- What happens when you compare both versions is that you see the key difference.
- What happens when you compare both versions that you see is the key difference.
- What happens you compare both versions when is that you see the key difference.
Cevabı göster
What happens when you compare both versions is that you see the key difference.
We are all bags of meat and water: ortak insanlığımızı anlatan mizahi bir mecaz
Bu cümlede bags of meat and water, insan bedeni için bilerek kaba seçilmiş bir mecazdır. Konuşmacı insanların gerçekten birer torba olduğunu söylemiyor ve onlara hakaret etmeye çalışmıyor. We are all... diyerek ünlü kâşiflerle sıradan insanları aynı gruba koyuyor. Bu beklenmedik görüntü, büyük bilim insanlarıyla aramızdaki mesafeyi mizahla azaltıyor ve ortak bir insani başlangıç noktasını vurguluyor.
Alıştırma
Konuşmacı “We are all bags of meat and water” cümlesiyle esas olarak ne yapıyor?
- Ünlü kâşiflerle sıradan insanların aynı temel insan doğasını paylaştığını mizahla vurgulamak.
- İnsan bedeninin gerçek anlamlı, bilimsel bir tanımını vermek.
- Kâşiflerin insandan daha aşağı olduğunu söyleyerek onlara hakaret etmek.
Cevabı göster
Ünlü kâşiflerle sıradan insanların aynı temel insan doğasını paylaştığını mizahla vurgulamak.
the same tools: ortak temel yetenekleri anlatan bir mecaz
Burada tools mecazdır. Aynı alet kutularını veya laboratuvar ekipmanlarını değil, gözlerimizi, kulaklarımızı ve zihnimizi kullanmak gibi dünyayı keşfetmenin temel insani yollarını ifade eder. We all start with, bu yetenekleri ortak bir başlangıç noktası olarak sunar. Herkesin aynı eğitime veya kaynaklara sahip olduğunu iddia etmez; gözlemleme ve düşünme kapasitesinin insana ait olduğunu, yalnızca kâşiflerin sahip olduğu gizemli bir armağan olmadığını söyler.
Alıştırma
“We all start with the same tools” cümlesinde tools bağlam içinde ne anlama gelir?
- Yalnızca profesyonel bilim insanlarının kullanabildiği özel makineler.
- Gözlemlemek ve düşünmek için kullanılan temel insani yetenekler.
- Birbirinin aynısı laboratuvar ekipmanı takımları.
Cevabı göster
Gözlemlemek ve düşünmek için kullanılan temel insani yetenekler.
I love the idea that different branches of science are called fields of study. Deyimler
6:46Bilimin farklı dallarının çalışma alanları (tarlaları) olarak adlandırılması fikrini seviyorum.
branches of science ... fields of study: bilgi için iki benzetme
“Branches of science” bilimi bir ağaca benzetir: her branch, daha büyük bir bütünün parçası olan ayrı bir alandır. “Fields of study” ifadesindeki field ise tarla değil, bilgi veya araştırma alanı anlamında soyut olarak kullanılır. Bu iki yaygın benzetmenin birlikte kullanılması, bilgiyi birbiriyle ilişkili dallar ve keşfedilebilecek alanlar olarak gösterir. Ayrıca ileride bilimin “open field” olarak anlatılmasına zemin hazırlar.
Alıştırma
A branch of science ile a field of study arasındaki farkı en iyi açıklayan seçenek hangisidir?
- Branch daha büyük bir konunun alt bölümüdür; field ise bir çalışma veya araştırma alanıdır.
- Her iki ifade de gerçek bir ağaç dalını ve çiftlik alanını anlatır.
- Branch her zaman konunun tamamı demektir; field yalnızca tarla demektir.
Cevabı göster
Branch daha büyük bir konunun alt bölümüdür; field ise bir çalışma veya araştırma alanıdır.
a closed black box ... an open field: bilimi yeniden çerçevelemek
“A closed black box”, iç işleyişi gizli olan veya dışarıdaki insanların anlamakta zorlandığı bir sistemi anlatan benzetmedir. Closed, insanların kolayca içeri giremediği ya da katılamadığı hissini güçlendirir. “An open field” bu görüntüyü tersine çevirir: bilim, içine girilebilen, araştırılabilen ve keşif yapılabilen bir alana dönüşür. “And in fact”, konuşmacının yaygın bir görüşü düzelttiğini gösterir ve bilimi gizemli ve kapalı değil, erişilebilir ve keşfedilebilir olarak yeniden sunar.
Alıştırma
And in fact ifadesinden sonraki düzeltmeyi en iyi açıklayan seçenek hangisidir?
- Araştırma alanları özel mülk olduğu için bilim çoğu insana kapalıdır.
- Bilim önce siyah bir kabın içinde yapılır, sonra dışarı taşınır.
- İnsanlar bilimi erişilemez ve kapalı görebilir, ancak konuşmacı onu keşfe açık olarak sunar.
Cevabı göster
İnsanlar bilimi erişilemez ve kapalı görebilir, ancak konuşmacı onu keşfe açık olarak sunar.
And their curiosity changed the way people thought about the world. Kalıp ifadeler
7:05Ve merakları insanların dünya hakkında düşünme şeklini değiştirdi.
changed the way people thought about the world: insanların dünya hakkındaki düşünme biçimini değiştirmek
Bu cümlede changed the way people thought about the world, “insanların dünyayı farklı biçimde düşünüp anlamasını sağladı” demektir. Yalnızca yeni bir bilgi eklemekten değil, düşünme biçimi üzerinde derin bir etkiden söz eder. change the way + özne + fiil yapısında way sözcüğünden sonra bir yan cümle gelir: people thought about the world. Buradaki about the world, think about kalıbının parçasıdır; fazladan bir edat eksik değildir.
Alıştırma
change the way + yan cümle hedef yapısını tamamlayın: The new tool changed ____ people worked.
Cevabı göster
the way
And thus: resmî bir neden-sonuç çıkarımı yapmak
And thus, dinleyiciye sıradaki ifadenin daha önce anlatılanların sonucu ya da çıkarımı olduğunu bildirir. Burada, insanların düşünme biçimindeki önceki değişim, dünyanın da değiştiği şeklindeki daha geniş sonuca götürür. And bu cümleyi önceki cümleye bağlarken thus neden-sonuç adımını açıkça gösterir. Ayrı bir yeni ayrıntı eklemek yerine anlatılan düşünceyi sonuca bağlar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî bağlaçla tamamlayın: The map was inaccurate, ____ we took the wrong road.
Cevabı göster
and thus
And so can you: “sen de yapabilirsin” anlamında can ile devrik yapı
“And so can you”, “Sen de aynı şeyi yapabilirsin” demektir. so + modal veya yardımcı fiil + özne kalıbı, olumlu bir düşünceye başka bir kişi ya da grubu eklemek için devrik sözcük dizilişi kullanır. Burada change the world eylemi can’den sonra anlaşılır ancak tekrar edilmez; böylece tam anlam “You can change the world too” olur. Bu kısa biçim, dikkati onların başardıklarından dinleyenin başarabileceklerine çevirir.
Alıştırma
“Sen de yapabilirsin” anlamındaki devrik yapıyla teşvik cümlesini tamamla: Alex can finish this challenge, and ____.
Cevabı göster
so can you