Hayvanlar Hakkında Doğru Bilinen 8 Yanlış "Gerçek": İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
779 kelime 251 kel/dk

Video özeti: Bu mizahi doğrulama, lemminglerden kaynatılan kurbağaya uzanan hayvan efsanelerini çürütüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "covers its own tracks" - Deyimler ve mecazi ifadeler: efsanenin karşı kanıtları saklar gibi sunulmasını anlayın; ifadeyi kusur veya sorumluluk gizleyen kişi ve iddialar için kullanın. 2. "any more than" - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir kuş dokundu diye annenin bebeğini bırakacağı şeklindeki saçma karşılaştırmayla yanlış nedeni reddedin. 3. "often left out of the retelling" - Öbek fiiller: edilgen leave out yapısını atlanan bilgi olarak tanıyın ve eksik deney ayrıntısının kurbağa hikâyesinin sonucunu nasıl değiştirdiğini açıklayın.

Bu derste

Number eight,

0:04

Sekiz numara,

let's talk about lemmings.

0:04

lemmingler hakkında konuşalım.

When you hear the word lemmings,

0:06

Lemming kelimesini duyduğunuzda,

you might think of two things:

0:07

aklınıza iki şey gelebilir:

this video game and some sort of small creature that suicidally leaps off cliffs

0:08

bu video oyunu ve nüfusu çok arttığında

when its population grows too large.

0:11

intihar edercesine uçurumlardan atlayan bir tür küçük yaratık.

In case you didn't know, Kalıp ifadeler

0:13

Bilmiyorsanız söyleyeyim,

Kalıp ifadeler

Konuşma girişi olarak In case you didn't know

In case you didn't know bir ifadenin başında kullanıldığında, dinleyicinin henüz bilmiyor olabileceği bir bilgiyi sunar. Buradaki yaklaşık anlamı şudur: Bunu bilmiyor olabilirsiniz, o yüzden ekleyeyim. Bu kullanım konuşmaya giriş yapan bir ön ifadedir; Take an umbrella in case it rains cümlesindeki tedbir anlamını taşımaz. Ses tonuna bağlı olarak yanlış bir düşünceyi nazikçe düzeltmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede In case you didn't know, dinleyicinin bilmeyebileceği bir bilgiyi sunan konuşma girişi olarak kullanılmıştır?

  1. Take an umbrella in case it rains.
  2. In case you didn't know, this museum is free on Fridays.
  3. If you didn't know the answer, you could ask.
Cevabı göster

In case you didn't know, this museum is free on Fridays.

lemmings are real and adorable and not suicidal.

0:14

lemmingler gerçektir, çok tatlıdırlar ve intihara meyilli değillerdir.

The origin of this myth is a bit unclear,

0:16

Bu efsanenin kökeni biraz belirsiz,

but the video game Lemmings may have done a lot to convince a younger generation Dilbilgisi

0:18

ancak Lemmings adlı video oyunu genç bir nesli,

that lemmings are willfully suicidal and extremely frustrating to micromanage,

0:21

lemminglerin isteyerek intihar ettiklerine ve onları mikroyönetmenin son derece sinir bozucu olduğuna,

thus deserving of mass extermination.

0:24

bu yüzden de toplu yok edilmeyi hak ettiklerine inandırmak için epey iş yapmış olabilir.

Dilbilgisi

Geçmişteki temkinli bir olasılık için may have done

May have + fiilin üçüncü hâli, geçmişteki bir neden, eylem veya etkiyi kesin değil, olası olarak sunar. may have done a lot to convince ifadesinde done, do fiilinin üçüncü hâlidir; have ise may kip belirtecinden sonra perfect yapıyı kurar. Konuşmacı, oyunun genç bir nesil üzerinde bu etkiyi yaratmış olabileceğini temkinli biçimde söylüyor. Burada may izin değil, belirsizlik ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki olası bir neden hakkında temkinli bir iddiada bulunur?

  1. The update may cause the problem tomorrow.
  2. The update must have caused the problem.
  3. The update may have caused the problem.
Cevabı göster

The update may have caused the problem.

Number seven,

0:26

Yedi numara,

daddy longlegs.

0:26

uzun bacaklı örümcekler.

These wispy-looking things have earned the reputation as the most poisonous of any spider,

0:27

Bu cılız görünüşlü şeyler, tüm örümcekler arasında en zehirlisi olarak ün salmışlardır,

but they're also pretty common,

0:31

ama aynı zamanda oldukça yaygındırlar,

so you might wonder why more people don't die of daddy longlegs bites every year.

0:32

bu yüzden neden her yıl daha fazla insanın uzun bacaklı örümcek ısırığından ölmediğini merak edebilirsiniz.

Like a good conspiracy theory,

0:35

İyi bir komplo teorisi gibi,

this myth covers its own tracks by saying that their fangs are too small to penetrate human skin. Notlar

0:36

bu efsane, dişlerinin insan derisini delecek kadar büyük olmadığını söyleyerek kendi izlerini örtbas eder.

Deyimler

covers its own tracks: kanıtları gizlemek

Cover one's tracks, birinin ne yaptığını ortaya çıkarabilecek kanıtları veya ipuçlarını gizlemek demektir. Burada tracks, yollar veya müzik parçaları değil, «izler» anlamındadır; own ise izlerin öznenin kendisine ait olduğunu vurgular. Bu cümlede efsane, kendisini koruyan bir insan gibi ele alınır. Küçük dişlerle ilgili iddia, efsaneye karşı çıkabilecek kanıtları geçiştirir; tıpkı yakalanmamak için ipuçlarını ortadan kaldıran biri gibi.

Alıştırma

Cümleyi «onun yaptıklarına ait kanıtları gizlemek» anlamındaki deyimle tamamlayın: Nina erased the file history to ____.

Cevabı göster

cover her tracks

Dilbilgisi

too small to penetrate: too + sıfat + to + fiil yapısı

too + sıfat + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir derecenin sınırı aştığını ve bu yüzden eylemin gerçekleşemediğini belirtir. Too small to penetrate, bir şeyin delemeyecek kadar küçük olduğu anlamına gelir. Burada too, «de/da» değil, «durumun izin verdiğinden fazla» anlamındadır. to penetrate mastar grubu, küçük boyutun engellediği eylemi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, suyun sıcaklığı güvenli sınırı aştığı için Leo'nun suyu içemediği anlamına gelir?

  1. Leo also drinks the hot water.
  2. The water is too hot for Leo to drink.
  3. The water is cool enough for Leo to drink.
Cevabı göster

The water is too hot for Leo to drink.

You could score one for team human except that this misconception is a triple whammy of wrongness. Deyimler

0:40

İnsan takımı için bir puan yazabilirdiniz, ancak bu yanılgı üçlü bir yanlışlık silsilesidir.

Deyimler

score one for team human: insan takımına bir puan

Bu cümlede score one for team human, insanları ve başka bir türü rakip takımlarmış gibi gösteren eğlenceli bir spor benzetmesidir. “Bunu insanlığın hanesine bir puan yazmak” veya “bu, insanlar için küçük bir zafer gibi görünüyor” anlamına gelir; gerçek bir skor yoktur. could, görünürdeki zaferi yalnızca geçici bir olasılık hâline getirir; except that ise bunu hemen bozar. Bu spor benzetmesi, bir savı veya karşılaştırmayı hafif ve esprili bir yarış gibi sunar.

Alıştırma

“Bunu … için küçük bir zafer saymak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The trial worked, so ____ the beginners.

Cevabı göster

score one for

Deyimler

a triple whammy: üçlü darbe

A triple whammy, üç kötü etkinin, sorunun veya darbenin bir araya gelmesini anlatan gayriresmî bir ifadedir. Burada, bu yanlış kanının üç ayrı yönden hatalı olduğu anlamına gelir; birinin gerçekten fiziksel bir darbe aldığı anlamına gelmez. Whammy zaten zarar veren bir aksiliği anlatır; triple üç katmanı sayar ve esprili bir abartı ekler. İfade ayrıca dinleyiciyi üç sorunun sıralanmasına hazırlar.

Alıştırma

Bir arada gelen üç sorunu anlatan iki sözcüklü gayriresmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The team faced injuries, bad weather, and a power cut—a ____.

Cevabı göster

triple whammy

One,

0:44

Birincisi,

daddy longlegs don't have fangs

0:44

uzun bacaklı örümceklerin dişleri yoktur,

because two,

0:45

çünkü ikincisi,

they don't produce venom because three,

0:46

zehir üretmezler, çünkü üçüncüsü,

they aren't even spiders.

0:48

örümcek bile değillerdir.

Number six,

0:49

Altı numara,

ostriches.

0:50

deve kuşları.

Let's review the properties of these flightless birds,

0:51

Uçamayan bu kuşların özelliklerini gözden geçirelim,

shall we? Ton ve niyet

0:52

ne dersiniz?

Ton ve niyet

Let's ..., shall we? ile ortak bir öneri yapmak

Let's ile başlayan bir öneriden sonra gelen shall we?, dinleyiciyi kabul etmeye ve katılmaya davet eden bir eklenti sorudur. Burada gelecek hakkında bilgi istemek yerine herkesi nazikçe bir tekrara yönlendirir. Kalıp Let's + fiilin yalın hâli ..., shall we? şeklindedir. Çoğu eklenti sorudan farklı olarak Let's sonrasında kullanılan standart biçim shall we? olur.

Alıştırma

Let's sonrasındaki standart ve samimi eklenti soruyu tamamlayın: Let's review the plan once more, ____?

Cevabı göster

shall we

They're up to 9 ft tall,

0:53

Boyları 9 fite,

up to 340 lb,

0:54

ağırlıkları 340 pounda kadar çıkabilir,

aggressive with sharp beaks and long claws.

0:55

keskin gagaları ve uzun pençeleriyle agresiftirler.

Essentially,

0:57

Temel olarak,

an ostrich is the closest thing to a living raptor you're ever going to see. Dilbilgisi

0:58

bir deve kuşu, görebileceğiniz yaşayan bir raptor'a en yakın şeydir.

Dilbilgisi

the closest thing to ... you're ever going to see: en yakın gerçek karşılık

The closest thing to X, X kategorisinin gerçek bir üyesini değil, gerçek dünyada X'e en yakın karşılığı ifade eder. Konuşmacı canlı bir benzetme yapar: deve kuşu, dinleyicinin karşılaşabileceği diğer her şeyden daha çok canlı bir raptora benzer. You're ever going to see, that sözcüğünün düşürüldüğü bir ilgi tümcesidir: the closest thing ... (that) you're ever going to see. Ever karşılaştırmayı dinleyicinin bütün deneyimine yayar ve ifadeyi vurgulu hâle getirir; çoğu zaman bilinçli bir abartı da katar.

Alıştırma

Tam boyutlu bir kopyanın gerçek bir Ay modülü olmadığını, ancak çoğu ziyaretçinin göreceği en yakın karşılık olduğunu belirten cümleyi seçin.

  1. Most visitors are going to see the moon lander closest to this full-size replica.
  2. This full-size replica is the closest thing to a moon lander most visitors are ever going to see.
  3. This full-size replica is the closest moon lander most visitors are ever going to see.
Cevabı göster

This full-size replica is the closest thing to a moon lander most visitors are ever going to see.

That is, Anlatım akışı

1:01

Yani,

until our genetic engineering technology gets better.

1:01

genetik mühendisliği teknolojimiz gelişene kadar.

Anlatım akışı

Sınırlayıcı bir belirteç olarak“That is,”

Burada“That is,”bir şeyi işaret etmez. Önceki iddiayı kısa süreliğine yeniden ele alıp daha kesin bir sınır ekler: Bu iddia yalnızca genetik mühendisliği gelişene kadar geçerlidir. Bir söylem belirteci olarak“That is,”önceki sözleri anlama biçiminizi düzeltmeniz gerektiğini gösterir. Bir açıklama, düzeltme veya istisna getirebilir.

Alıştırma

Bu cümlede“That is,”hangi söylem hareketini gösteriyor?

  1. Konuşan kişi önceki ifadeye daha kesin bir sınırlama ekliyor.
  2. Konuşan kişi bir nesneyi işaret ediyor.
  3. Konuşan kişi konuyla ilgisiz bir örnek veriyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi önceki ifadeye daha kesin bir sınırlama ekliyor.

Come on, dino apocalypse.

1:03

Hadi bakalım, dinozor kıyameti.

Anyway, keeping these facts in mind, Kalıp ifadeler

1:05

Her neyse, bu gerçekleri aklınızda tutarak,

if you decide to threaten an ostrich,

1:06

bir deve kuşunu tehdit etmeye karar verirseniz,

do you really think it's going to stick its head in the sand and wait to die? Deyimler

1:07

gerçekten başını kuma gömüp ölmeyi bekleyeceğini mi düşünüyorsunuz?

Kalıp ifadeler

Akıl yürütme çerçevesi olarak“keeping these facts in mind,”

“Keeping these facts in mind”, sonraki değerlendirmeyi yaparken bu gerçekleri hatırlamaya ve hesaba katmaya devam etmek anlamına gelir. Burada mind, bir şeyden rahatsız olmayı değil zihinsel dikkati ifade eder. Baştaki -ing cümleciği, ardından gelen sorunun çerçevesini kurar: Önceki gerçekler, düşüncenin mantıklı olup olmadığına karar vermenin temelidir. Örtük öznesi, ana sorunun yöneltildiği aynı kişi olan you’dur.

Alıştırma

keep, the budget ve in mind kullanarak başlangıçta bir -ing ifadesi oluşturup cümleyi tamamlayın: ____, we chose the less expensive hotel.

Cevabı göster

Keeping the budget in mind

Deyimler

stick its head in the sand: gerçek görüntü ve deyimsel anlam

Bu cümlede stick its head in the sand, başını kuma saklayan deve kuşuna ilişkin bilinen görüntüyü anlatır. Konuşmacı bu görüntüyü gerçek bir savunma davranışı olarak sunmuyor; yaygın bir efsaneyi sorgulamak için kullanıyor. İnsanlar veya gruplar için stick or bury your head in the sand genellikle bir deyimdir: hoş olmayan bir gerçek, risk veya sorunla yüzleşmeyi bilinçli olarak reddetmek. Bu görüntü yalnızca bir şeyi bilmemeyi değil, ondan kaçınmayı anlatır.

Alıştırma

Bir yönetici, bir projenin başarısız olduğuna dair açık kanıtları sürekli reddediyor. Birisi “He is sticking his head in the sand.” diyor. Bunun anlamı nedir?

  1. Tehlikeden fiziksel olarak saklanıyor.
  2. Olumsuz gerçeklerden bilinçli olarak kaçınıyor.
  3. Sorunu dikkatle araştırıyor.
Cevabı göster

Olumsuz gerçeklerden bilinçli olarak kaçınıyor.

No, of course not.

1:10

Hayır, tabii ki hayır.

If you're lucky, Dilbilgisi

1:11

Eğer şanslıysanız,

it'll run away at 40 mph and if you're not,

1:12

saatte 40 mil hızla kaçacaktır ve şanslı değilseniz,

it's fatality time for you.

1:14

sizin için ölüm vakti gelmiş demektir.

Dilbilgisi

If you're lucky ... if you're not: tekrarlanan sıfatın düşürülmesi

If you're lucky, olası sonuçların daha iyi olanını tanıtır. Buna paralel olan if you're not ise daha kötü sonucu tanıtır. Burada not, not lucky anlamına gelir; tekrarlanan sıfat zaten anlaşıldığı için söylenmez. Bu tür eksiltme, karşıtlığı açık tutarken tekrarı önler.

Alıştırma

Paralel kalıbı tamamlayın. you're ifadesini koruyup lucky yerine not kullanın: If you're lucky, we'll get seats near the stage. If ____, we'll stand at the back.

Cevabı göster

you're not

Ostriches have no reason to hide and especially not in the stupidest way ever.

1:16

Deve kuşlarının saklanmak için hiçbir nedeni yoktur, hele ki tarihin en aptalca yoluyla asla.

If they did,

1:19

Eğer öyle yapsalardı,

they would have survived about as long as another species of flightless bird. Dilbilgisi

1:20

uçamayan başka bir kuş türü kadar uzun süre hayatta kalırlardı.

Dilbilgisi

as long as: süre karşılaştırması

Burada as long as iki zaman diliminin süresini karşılaştırır. Cümle, bu kuşların ne kadar süre hayatta kalacağını başka bir türün hayatta kalma süresiyle karşılaştırıyor; yani ifade “... kadar uzun süre” anlamındadır, “...dığı sürece” anlamında bir koşul değildir. Yapı şöyledir: süre bildiren fiil + as long as + karşılaştırma unsuru: survived as long as another species. Ardından gelen isim öbeği, süresi ölçüt alınan varlığı gösterir.

Alıştırma

The new battery lasted as long as the old one cümlesinde as long as ne anlama gelir?

  1. Yeni pilin sonsuza kadar dayandığı anlamına gelir.
  2. İki pilin ne kadar süre dayandığını karşılaştırır.
  3. Yeni pilin çalışması için bir koşul belirtir.
Cevabı göster

İki pilin ne kadar süre dayandığını karşılaştırır.

While we're talking about flightless birds, Anlatım akışı

1:23

Uçamayan kuşlardan bahsetmişken,

number five,

1:25

beş numara,

baby birds.

1:25

yavru kuşlar.

Anlatım akışı

While we're talking about flightless birds, ...: bağlantılı konuya geçiş

While we're talking about + isim öbeği burada konuyu düzenleyen bir kalıptır. “Madem ... hakkında konuşuyoruz” veya “... konusuna gelmişken” anlamına gelir ve dinleyiciyi bağlantılı bir noktaya hazırlar. Burada ifade iki eylemin aynı süre boyunca sürdüğünü karşılaştırmaz. Konuşmacı mevcut konudaki bir anahtar kelimeyi yeniden kullanıp baby birds konusuna geçer; böylece yeni nokta ani bir değişiklik gibi değil, bağlantılı bir geçiş gibi duyulur. Bu kalıp, bağlantılı bir sonraki öğeyi tanıtmak için yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Konuşmacı While we're talking about flightless birds, ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Mevcut konuyu kullanarak bağlantılı bir konuya geçmek
  2. Kuşlar hakkında konuşmak için bir koşul belirtmek
  3. Tam olarak aynı anda gerçekleşen iki eylemi anlatmak
Cevabı göster

Mevcut konuyu kullanarak bağlantılı bir konuya geçmek

A mother bird won't abandon her baby because you've touched it

1:26

Anne bir kuş, siz ona dokundunuz diye yavrusunu terk etmez,

any more than a human mother would abandon her baby if a bird touched it. Dilbilgisi

1:28

tıpkı insan bir annenin, bir kuş bebeğine dokundu diye onu terk etmeyeceği gibi.

Dilbilgisi

not ... any more than ...: bir iddiayı karşılaştırmayla reddetmek

not X any more than Y kalıbında Y, açıkça yanlış ya da mantıksız olan bir karşılaştırmadır. Y gerçekleşmediğine göre konuşan kişi X’in de gerçekleşmediğini savunur. Burada insan bir anne, sırf bir kuş bebeğine dokundu diye bebeğini terk etmez. Bu açık örnek, anne kuşun dokunulmuş yavrusunu terk edeceği iddiasını güçlü biçimde reddeder; any more than burada “daha fazla miktarda” demek değildir.

Alıştırma

İlk iddiayı güçlü biçimde reddeden ifadeyle karşılaştırmayı tamamlayın: Wearing glasses doesn't make someone intelligent ____ carrying a book makes someone wise.

Cevabı göster

any more than

If you find a baby bird and can easily reach its nest,

1:31

Eğer bir yavru kuş bulursanız ve yuvasına kolayca ulaşabiliyorsanız,

it's perfectly fine to put it back. Ton ve niyet

1:34

onu geri koymanızda hiçbir sakınca yoktur.

Ton ve niyet

it's perfectly fine to ...: açık ve güven veren izin

It's perfectly fine to + fiilin yalın hâli, bir eylemin tamamen kabul edilebilir olduğunu ve hiçbir sorun yaratmadığını belirtir. Perfectly, fine sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle ifade, basit bir can kullanımından daha fazla güven verir. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca kuşu yuvasına geri koyma izni vermiyor; bunu yapmanın zararlı olabileceğine dair dinleyicinin kaygısını da yatıştırıyor.

Alıştırma

Güven veren izin ifadesini tamamlayın: If you need more time, ____ ask for an extension.

Cevabı göster

it's perfectly fine to

Number four,

1:36

Dört numara,

goldfish memory.

1:36

Japon balığı hafızası.

Goldfish do have memories longer than 3 seconds or 7 seconds

1:37

Japon balıkları aslında 3 saniyeden veya 7 saniyeden

or whatever other made up number always accompanies this fact. Öbek fiiller

1:40

ya da bu gerçeğe her zaman eşlik eden uydurma rakamlardan daha uzun bir hafızaya sahiptir.

Öbek fiiller

“uydurulmuş” anlamındaki made up

made up number ifadesinde made up, number sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı biçiminde bir sıfattır. “Gerçek bir dayanak olmadan uydurulmuş” anlamına gelir; dolayısıyla konuşmacı üç saniye, yedi saniye ve benzeri iddiaları dayanaksız rakamlar olarak reddeder. Burada make up, mecazî olarak “uydurmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Aynı anlam uydurma bir hikâye, bahane, ad veya istatistik için de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “gerçeklere dayanmayan, uydurulmuş” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: His explanation sounded completely ____, so I asked for evidence.

Cevabı göster

made up

They can actually be trained and will remember what they've learned for months,

1:42

Aslında eğitilebilirler ve öğrendiklerini aylarca hatırlarlar,

which is more than can be said for many humans. Deyimler

1:45

ki bu da birçok insan için söylenebileceklerden daha fazlasıdır.

Deyimler

more than can be said for ile örtük eleştiri

which is more than can be said for many humans ifadesindeki which, Japon balıklarının eğitim sırasında öğrendiklerini aylarca hatırladığı yönündeki olumlu ifadeye gönderme yapar. Bu kalıp, söz konusu övgünün birçok insan için geçerli olmadığını veya daha az geçerli olduğunu söyler. Dolayısıyla bu karşılaştırma örtük bir eleştiri taşır. Burada insanlar hakkında söylenecek daha fazla bilgi olduğunu tarafsızca belirtmez; mizahi ve biraz alaycı bir ek yorum işlevi görür.

On an unrelated note, Anlatım akışı

1:47

Konudan bağımsız bir not,

goldfish are also delicious.

1:48

Japon balıkları ayrıca lezzetlidir.

Anlatım akışı

On an unrelated note ile ilgisiz bir konu değişimini belirtmek

On an unrelated note, konuşmacının önceki sözlerle mantıksal bağı olmayan bir konuya geçeceğini belirtir. Dinleyicinin neden, sonuç ya da başka bir bağlantı aramamasını sağlar. Burada bu geçiş ifadesi, değişimin ani olduğunu açıkça kabul eder. Konuşmacının önce bağlantısız olduğunu söyleyip ardından beklenmedik derecede doğrudan bir yorum yapması komik etki yaratır.

Alıştırma

Bir matematik sınavını konuşuyordunuz. Şimdi sınavla ilgisi olmayan yeni bir kafeden söz etmek istiyorsunuz. Hangi başlangıç, konunun ilgisiz olduğunu açıkça belirtir?

  1. On an unrelated note, a new café opened near school.
  2. In other words, a new café opened near school.
  3. As a result, a new café opened near school.
Cevabı göster

On an unrelated note, a new café opened near school.

Number three,

1:50

Üç numara,

dog vision.

1:50

köpeklerin görüşü.

Poor dogs, forever living in their sad monochrome worlds.

1:51

Zavallı köpekler, sonsuza dek hüzünlü monokrom dünyalarında yaşıyorlar.

Except they don't. Anlatım akışı

1:54

Ama aslında öyle değil.

Anlatım akışı

Except they don't ile tüm yan cümleyi düzeltmek

Except they don't, az önce söylenen iddianın tamamını kısaca düzeltir. Burada don't, yerine geçen yardımcı fiildir ve atlanan live in their sad monochrome worlds düşüncesini taşır. Dolayısıyla düzeltme, köpeklerin aslında böyle yaşamadığı anlamına gelir. Except ayrı bir cümle olarak kullanıldığında bir duraklama ve tersine dönüş yaratır: konuşmacı önce dramatik bir düşünce sunar, ardından bunu aniden geri alır. Bu kullanımda except, önceki ifadeyi geçersiz kılan bir yan cümle başlatır; bir ismi gruptan çıkarmak için kullanılmaz.

Alıştırma

İkinci cümle ne yapıyor? People say bats cannot see. Except they can.

  1. Önceki iddianın tamamını düzeltir.
  2. Yarasaların neden göremediğini açıklar.
  3. Yarasaları bir hayvan listesinden çıkarır.
Cevabı göster

Önceki iddianın tamamını düzeltir.

Dogs do see color, Dilbilgisi

1:55

Köpekler renkleri görürler,

but not quite like us.

1:56

ancak tam olarak bizim gibi değil.

Dilbilgisi

do see ifadesindeki vurgulu do

Olumlu bir cümlede do + fiilin yalın hâli güçlü bir doğrulama ekler. Burada do see, “gerçekten görür” anlamındadır ve köpeklerin renkleri göremediği düşüncesini düzeltir. Vurgu yardımcı fiildedir; see ise yalın hâlde kalır. I/you/we/they ile do, he/she/it ile does, geçmiş zaman için did kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi Mia ile uyumlu vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: Some people think Mia dislikes carrots, but she ____ like them.

Cevabı göster

does

Most humans see three primary colors,

1:57

İnsanların çoğu üç ana rengi görür:

red, blue, and green,

1:59

kırmızı, mavi ve yeşil,

but dogs are limited to two.

2:00

ancak köpekler iki renkle sınırlıdır.

They can see blues,

2:01

Mavileri görebilirler,

but the rest of the color spectrum they can't tell apart, Öbek fiiller

2:02

ancak renk spektrumunun geri kalanını ayırt edemezler,

Öbek fiiller

tell apart: benzer şeyleri ayırt etmek

Tell apart, birbirine benzeyen insanlar veya şeyler arasındaki farkı görmek anlamına gelir. Bu cümlede köpekler, renk tayfının diğer kısımlarını birbirinden ayıramaz. Yaygın yapı tell + nesne + apart şeklindedir: I can't tell these colours apart. Nesne bir zamirse ortaya gelir: tell them apart doğrudur, tell apart them değildir. Nesne, altyazıdaki the rest ... they can't tell apart örneğinde olduğu gibi vurgu için daha öne de taşınabilir.

Alıştırma

tell ... apart yapısını them zamiriyle kullanarak cümleyi tamamlayın: The two keys look identical, so I can't ____.

Cevabı göster

tell them apart

which they don't mind until you buy them a red toy

2:05

ta ki siz onlara kırmızı bir oyuncak alıp

and throw it into the green grass and act like they're stupid for not finding it.

2:07

onu yeşil çimenlerin arasına atana ve onu bulamadıkları için aptalmış gibi davranana kadar bunu umursamazlar.

It's easy for you to see because your ancestors spent several million years foraging for red objects on a green background

2:10

Bunu sizin görmeniz kolaydır çünkü atalarınız birkaç milyon yıl boyunca yeşil bir arka planda kırmızı nesneler arayarak geçirdi

and so got quite good at it,

2:14

ve bu yüzden bu konuda oldukça iyi oldular,

unless they didn't, Dilbilgisi

2:16

tabii yapamayanlar hariç,

which in that case they died.

2:16

ki o durumda onlar öldüler.

Dilbilgisi

unless they didn't: did ile eksilti

Burada unless, genel ifadeye bir istisna getirir. They didn't, “they didn't get quite good at it” anlamındadır; get quite good at it önceki yan cümleden zaten anlaşıldığı için çıkarılmıştır. Yardımcı fiil did geçmiş zamanı, not ise olumsuzluğu taşır; eksik fiil öbeğini bağlam tamamlar. do ile yapılan bu eksilti tekrarı önler ve eksik bir cümle değildir. İfadenin kısa ve ani biçimde tersine çevrilmesi, kuru ve karanlık mizahı da oluşturur.

Alıştırma

Tekrarlanan fiil öbeğini çıkararak bu kuru mizahlı eklemeyi do'nun geçmiş zaman olumsuz biçimiyle tamamlayın: The campers learned the route, unless they ____.

Cevabı göster

didn't

But canine eyes are not monkey eyes and so to your dog,

2:17

Ancak köpek gözleri maymun gözleri değildir ve bu yüzden köpeğiniz için,

if it isn't blue,

2:20

eğer mavi değilse,

it's all the same color.

2:20

hepsi aynı renktir.

So next time you're at the pet store,

2:21

Bu yüzden bir sonraki sefere evcil hayvan mağazasına gittiğinizde,

get Rover a blue toy.

2:22

köpeğinize mavi bir oyuncak alın.

And while we're talking about vision,

2:24

Ve görme yetisinden bahsetmişken,

let's talk about bats,

2:25

yarasalar hakkında konuşalım,

which if you've ever looked at one,

2:26

eğer birine hiç baktıysanız,

it should be immediately obvious that they're not blind

2:27

kör olmadıkları hemen anlaşılmalıdır,

because they look right back at you with their eyes that they use to see things.

2:29

çünkü etrafı görmek için kullandıkları gözleriyle size doğrudan geri bakarlar.

But they do one better by having an additional sense called echolocation Deyimler

2:33

Ancak onlar daha da iyisini yaparak ekolokasyon (yankıyla yön bulma) adı verilen ek bir duyuya sahiptirler,

that allows them to navigate the world in complete darkness, Dilbilgisi

2:36

bu da dünyada zifiri karanlıkta gezinmelerini sağlar,

Deyimler

do one better: önceki noktanın ötesine geçmek

Do one better, az önce söylenen şeyin ötesine geçip daha güçlü bir sonuç ya da ek bir avantaj sunmak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki one belirli bir nesneyi göstermez ve sayı olarak tam bir tane daha anlamına gelmez. Burada önceki yetenek karşılaştırma ölçütüdür; ekolokasyon ise ek avantajdır. by + -ing yapısı nasıl bir adım daha ileri gittiklerini açıklar: by having an additional sense.

Alıştırma

“The first tent is waterproof, but this model does one better by staying cool in the sun” cümlesinde does one better ne anlama gelir?

  1. Tam olarak bir birim daha pahalıdır.
  2. Su geçirmez olmanın ötesinde bir avantaj ekler.
  3. Su geçirmezlik görevini doğru biçimde yapar.
Cevabı göster

Su geçirmez olmanın ötesinde bir avantaj ekler.

Dilbilgisi

“allows them to navigate” ifadesinde allow + nesne + to do

Burada allows them to navigate, “yollarını bulabilmelerini sağlar” anlamına gelir. Özne olan that önceki echolocation kavramına, them ise yarasalara gönderme yapar. Bu nedenle allow, bir kişinin verdiği izni değil, bir özelliğin oluşturduğu yeteneği anlatır. Kalıp allow + nesne + to’lu mastardır: allows + them + to navigate. Nesneden sonra to korunmalıdır; allows them navigate standart İngilizce değildir.

Alıştırma

work fiilini allow + nesne + to’lu mastar kalıbının gerektirdiği biçime getirin: This update allows the app ____ offline.

Cevabı göster

to work

something you can't do.

2:38

bu sizin yapamayacağınız bir şeydir.

So from the bat's perspective, Anlatım akışı

2:40

Bu yüzden yarasanın bakış açısından,

you're the blind one.

2:41

kör olan sizsiniz.

Anlatım akışı

Bakış açısını değiştiren“from the bat's perspective”

From the bat's perspective, sonraki ifadenin kimin bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Referans noktasını insanlardan yarasalara kaydırır: Yarasalar karanlıkta yollarını bulabilirken insanlar bunu yapamadığı için konuşmacı insana esprili biçimde “kör olan” der. Bu çerçeve bir düşünceyi düzenlemeye yardımcı olur: from X's perspective, “durum X’in konumundan veya deneyiminden değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Buradaki perspective, gözlerin fiziksel bakış yönü değil, bir değerlendirme biçimidir.

Alıştırma

Bu cümlede “from the bat's perspective” ne işe yarar?

  1. Dinleyiciden durumu yarasanın bakış açısından değerlendirmesini ister.
  2. Yarasanın baktığı fiziksel yönü tarif eder.
  3. Yarasanın daha önce söylediği sözleri aynen aktarır.
Cevabı göster

Dinleyiciden durumu yarasanın bakış açısından değerlendirmesini ister.

Number one,

2:43

Bir numara,

you can boil a frog to death if you do it very slowly.

2:43

çok yavaş yaparsanız bir kurbağayı kaynatarak öldürebilirsiniz.

This one is true,

2:46

Bu doğru,

sort of. Ton ve niyet

2:47

sayılır.

Ton ve niyet

Cümle sonunda yumuşatıcı olarak sort of

Burada sort of, true sözcüğünü bir tür olarak sınıflandırmaz. İfadenin sonunda yer alarak true sözcüğünü yumuşatır ve ifadenin yalnızca sınırlı ya da alışılmadık bir anlamda doğru olduğunu belirtir. Cümle sonundaki bu yumuşatıcı ifade, konuşanın çekinceleri olduğunu gösterir ve dinleyiciyi gelecek bir sınırlamaya hazırlar. Neyi nitelediğine bağlı olarak yaklaşık olarak, kısmen veya evet, ama tamamen değil anlamlarına gelebilir.

Alıştırma

İngilizce 'The plan worked, sort of,' cümlesinde sort of dinleyiciye ne anlatır?

  1. Plan bir iş türüydü.
  2. Plan hiçbir sorun olmadan tamamen işe yaradı.
  3. Plan yalnızca kısmen işe yaradı veya önemli bir sınırlaması vardı.
Cevabı göster

Plan yalnızca kısmen işe yaradı veya önemli bir sınırlaması vardı.

Friedrich Goltz demonstrated that a frog will remain blithely in a pot of water brought to boil

2:48

Friedrich Goltz, sıcaklık yeterince yavaş yükseltilirse,

if the temperature is raised slowly enough.

2:52

kaynama noktasına getirilen bir su kabında bir kurbağanın kaygısızca kalacağını göstermiştir.

However, the rather salient fact that is often left out of the retelling Notlar

2:54

Ancak, olayın yeniden anlatımında sıklıkla atlanan oldukça belirgin gerçek şudur ki,

is that Goltz cut out the frog's brains before placing them in the pot,

2:57

Goltz kurbağaları tencereye koymadan önce beyinlerini çıkarmıştır,

Kelime

rather salient fact: kritik bir noktayı vurgulamak

rather salient fact ifadesinde temel isim fact sözcüğüdür; salient ise mevcut konu açısından özellikle göze çarpan veya önemli anlamına gelir. Yalnızca ilginç bir ayrıntıyı değil, bir iddianın nasıl anlaşılacağını güçlü biçimde etkilemesi gereken bilgiyi gösterir. Rather burada oldukça veya belirgin biçimde anlamında bir güçlendiricidir; tercih bildiren would rather yapısı değildir. Biraz resmî olan bu ifade, atlanan bilginin kritik olduğunu vurgular.

Alıştırma

'Dikkat çekici derecede önemli bir gerçek' anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The report omitted a ____: the safety test had never been completed.

Cevabı göster

rather salient fact

Öbek fiiller

Often left out of the retelling: yeniden anlatımda sık sık atlanmak

Burada is often left out, “çoğu zaman atlanır” demektir. Edilgen biçim, bilgiyi atlayan kişilere değil, eksik bırakılan gerçeğe odaklanır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı leave something out of a retelling, summary, or report şeklindedir ve bir yeniden anlatımdan, özetten veya rapordan bir şeyi çıkarmayı anlatır. Edilgen biçimi something is left out of it olur. Buradaki left, “ayrıldı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “atlamak, çıkarmak” anlamındaki leave out ifadesinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: An important detail ____ of the retelling.

Cevabı göster

was left out

which rather puts the frog at a disadvantage. Kalıp ifadeler

3:00

bu da kurbağayı oldukça dezavantajlı bir duruma düşürür.

Kalıp ifadeler

Put someone at a disadvantage: birini dezavantajlı duruma sokmak

Put someone at a disadvantage, “birini daha kötü bir konuma getirmek veya başarılı olmasını zorlaştırmak” demektir. Burada put ettirgen bir işlev görür: bir kural, koşul veya eylem dezavantajı yaratır. Nesne bir kişi veya grup olabilir: put me, the frog, or smaller teams at a disadvantage. Altyazıdaki rather, ifadeyi yumuşatır ve açıkça ciddi olan bir sorunu bilerek hafif göstererek kuru bir ironi yaratır.

Alıştırma

Cümleyi put someone at a disadvantage yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Because only one team can use the new equipment, the rule ____ the other team ____.

Cevabı göster

puts · at a disadvantage

Goltz also showed that if you don't lobotomize the frog first,

3:03

Goltz ayrıca, eğer önce kurbağaya lobotomi yapmazsanız,

then surprise,

3:05

o zaman sürpriz,

it jumps out of the pot.

3:06

tencereden atladığını da göstermiştir.

It seems likely,

3:07

Öyle görünüyor ki,

but please don't try this at home, Ton ve niyet

3:08

ama lütfen bunu evde denemeyin,

Ton ve niyet

Kesin bir güvenlik uyarısı olarak Please don't try this at home

Please don't try this at home, gösterilerde ve medyada sık kullanılan bir güvenlik uyarısıdır. Özellikle tehlikeli olabilecek bir hareketi izleyicilerin kendi başlarına taklit etmemelerini söyler. Please ifadeyi nazik hâle getirir, ancak yasağın gücünü azaltmaz. At home yalnızca kelimenin tam anlamıyla evin içinde değil, kendi başına veya uzman denetimindeki koşulların dışında anlamına gelir.

Alıştırma

Bir sunucu tehlikeli bir gösteriden önce “Please don't try this at home” diyor. Please bu uyarıyı bir öneriye dönüştürür mü?

  1. Hayır. Bu hâlâ hareketi taklit etmemeye yönelik açık bir talimattır.
  2. Evet. İzleyicilerin dikkatli olmaları hâlinde deneyebilecekleri anlamına gelir.
Cevabı göster

Hayır. Bu hâlâ hareketi taklit etmemeye yönelik açık bir talimattır.

that removing the brain of any animal would rather hinder their instinct of self-preservation Notlar

3:09

herhangi bir hayvanın beynini çıkarmak, onun kendini koruma içgüdüsünü oldukça engelleyecektir

Kelime

rather hinder içindeki rather: tercih değil, derece

rather hinder ifadesinde rather, hinder fiilini niteleyen bir zarftır. Burada quite veya noticeably benzeri bir anlam taşır: Beynin çıkarılması, hayvanın kendini koruma yetisini ciddi biçimde engeller. Yakındaki would sözcüğü, otomatik olarak tercih bildiren would rather + fiil yapısını oluşturmaz. Buradaki özne, bir eylem seçen kişi değil, bir sonuca yol açan durumdur. Ölçülü ifade ayrıca açıkça ağır bir sonucu hafif göstererek kuru bir küçümseme etkisi yaratır.

Alıştırma

“Closing the only bridge would rather hinder the rescue effort,” cümlesinde rather ne işe yarar?

  1. Köprünün başka bir şey yapmadan önce kurtarmayı engelleyeceği anlamına gelir.
  2. Hinder fiilini güçlendirir ve ifadeye ölçülü, hafife alan bir ton verir.
  3. Would rather yapısını oluşturur ve köprünün kurtarmayı engellemeyi tercih ettiğini söyler.
Cevabı göster

Hinder fiilini güçlendirir ve ifadeye ölçülü, hafife alan bir ton verir.

Kalıp ifadeler

Hayatta kalma bağlamında instinct of self-preservation

Instinct of self-preservation, tehlikeden kaçınmayı ve kişinin kendi yaşamını ya da güvenliğini korumasını sağlayan doğuştan gelen dürtüyü ifade eder. Bu cümledeki düşünce, bir hayvanın beynini çıkarmanın tehlikeye tepki vermesine ve hayatta kalmasına yardımcı olan yetiyi zayıflatacağıdır. of self-preservation, içgüdünün amacını açıklar. Anlamı bir eşyayı ya da kaydı korumak değil, kişinin kendisini korumasıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede instinct of self-preservation, kişinin hayatını korumaya yönelik doğuştan gelen dürtü anlamında kullanılmıştır?

  1. She put her instinct of self-preservation in a box with her old photographs.
  2. His instinct of self-preservation is a method for preserving files.
  3. The sudden crack in the ice triggered the climber's instinct of self-preservation.
Cevabı göster

The sudden crack in the ice triggered the climber's instinct of self-preservation.

and also make them more gullible about common misconceptions. Dilbilgisi

3:13

ve aynı zamanda onları yaygın yanılgılar hakkında daha saf hale getirecektir.

Dilbilgisi

make them more gullible: make + nesne + sıfat

Make them more gullible içindeki make, ettirgen bir fiildir: make + nesne + sıfat, nesnenin o duruma veya niteliğe gelmesine neden olmak anlamına gelir. them nesnedir ve more gullible sonuç durumudur; yani bir şey onların iddiaları kontrol etmeden inanmaya daha yatkın olmasına neden olur. More, önceki ya da beklenen düzeye göre bir değişiklik olduğunu gösterir. About common misconceptions, onların hangi fikirler konusunda fazla kolay inandığını belirtir; yanlış kanıların kendisinin gullible olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir kişinin durumundaki değişikliği göstermek için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Regular practice can make new players to be more confident.
  2. Regular practice can make new players more confident.
  3. Regular practice can make more confident new players.
Cevabı göster

Regular practice can make new players more confident.