Haydi Ahtapot Oynayalım | 2. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
302 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Chloe ile babası, hayalî oyunlarını yeniden düşünmek, küçük bir anlaşmazlığı çözmek ve Bluey ile oynamadan önce daha esnek kurallar oluşturmak için ahtapotlar ve başka hayvanlar hakkındaki bilgilerden yararlanır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Turns out — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Önceki bir düşünceyi değiştiren ya da düzelten, sonradan öğrenilmiş bir gerçeği konuşmaya katmayı öğrenin. Bu yaygın konuşma geçişi, yeni bilgiyi “meğer” veya “anlaşılan” etkisiyle açıklamanızı ve keşfi daha önce söylenenlere doğal biçimde bağlamanızı sağlar. 2. It's just that — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bir şikâyetin veya anlaşmazlığın asıl nedenini nazikçe açıklamaya yarayan bu başlangıcı tanıyıp kullanın. Duygularınızı ya da bakış açınızı, eleştiriyi doğrudan bir suçlama gibi göstermeden anlatmanıza yardımcı olur; bu nedenle duyguları konuşurken veya kurallar üzerinde uzlaşırken kullanışlıdır. 3. shoot out — Phrasal verb’ler: İfadenin, ahtapotun tehlikeden kaçmak için mürekkep püskürtmesinde olduğu gibi, bir şeyi hızla dışarı salmak ya da fırlatmak anlamına geldiğini kavrayın. shoot ile out sözcüklerini ayrı ayrı yorumlamak yerine, aniden dışarı çıkan sıvı, ışık veya nesneler için de bu fiili kullanabilirsiniz.

Bu derste

Hi Dad.

0:00

Merhaba baba.

Hey Chloe.

0:00

Hey Chloe.

What are you reading?

0:02

Ne okuyorsun?

Oh, I'm reading facts about octopi. Kalıp ifadeler

0:03

Oh, ahtapotlar hakkında gerçekleri okuyorum.

Kalıp ifadeler

facts about + konu

facts about + konu, o konu hakkındaki gerçekleri veya bilgileri ifade eder. Bu cümlede about octopi, facts sözcüğünün konusunun ahtapotlar olduğunu gösterir; burada about yaklaşık değil, hakkında anlamındadır. Bilginin konusunu belirtmek için bu kalıbı kullanabilirsiniz: facts about animals, facts about space.

Alıştırma

Cümleyi, bir konu hakkındaki bilgiler anlamına gelen iki sözcüklü ders ifadesiyle tamamlayın: The science poster has fun ____ insects.

Cevabı göster

facts about

Oh, how come? Ton ve niyet

0:05

Oh, nereden çıktı bu?

Ton ve niyet

Nedeni sormak için How come?

How come?, neden diye sormanın konuşma diline özgü ve samimi bir yoludur. Burada yeni bir bilgiye tepki verir ve karşıdaki kişiden sebebini açıklamasını ister. Birinin nasıl geldiğini sormaz. Arkasından bir yan cümle geldiğinde düz cümle sırasını koruyun: How come you left early? Soru devriği oluşturmak için ayrıca do, does veya did eklemeyin.

Alıştırma

Hangi soru, nedeni sormak için how come ifadesini doğal ve doğru biçimde kullanıyor?

  1. How came you miss the bus?
  2. How come did you miss the bus?
  3. How come you missed the bus?
Cevabı göster

How come you missed the bus?

Well, I thought maybe it will help me play your octopus game better. Dilbilgisi

0:06

Şey, belki ahtapot oyununu daha iyi oynamama yardımcı olur diye düşündüm.

Dilbilgisi

help me play: help + nesne + fiilin yalın hâli

help me play ifadesinde help fiilinden sonra yardımı alan kişi me, ardından yalın fiil play gelir. help + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişinin ya da şeyin bir eylemi yapmayı kolaylaştırdığını anlatır. Burada söz konusu bilgi, konuşanın oyunu daha iyi oynamasını kolaylaştırabilir. Fiilin yalın hâli nesneden hemen sonra gelebilir; yani to eksik değildir. Help me to play de dil bilgisi açısından doğrudur, ancak help me play çok yaygın ve doğaldır.

Alıştırma

Cümleyi help + me ve “bulmak” anlamındaki yalın fiille tamamlayın: This map can ____ the library.

Cevabı göster

help me find

Oh.

0:10

Oh.

Turns out octopi are actually quite smart. Anlatım akışı

0:11

Görünüşe göre ahtapotlar aslında oldukça zekiymiş.

Anlatım akışı

Turns out: sonradan öğrenilen bir gerçeği sunmak

Turns out, konuşanın daha sonra öğrendiği veya doğruladığı bilgiyi sunar. Yeni gerçeğin önceki bir düşünceyi düzelttiğini ya da biraz şaşırtıcı olduğunu sık sık gösterir; bu cümlede ardından gelen bilgi konuşanın yeni keşfidir. Bir söylem belirteci olarak önceki soru ya da beklentiyi sonuçla bağlar. It turns out that ifadesinin konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir; ardından bir cümlecik gelirken It ve that düşürülür.

Alıştırma

Sonradan öğrenilen gerçeği sunmak için dersteki iki sözcüklü samimi belirteci kullanın: After checking the schedule, Maya said, “____ the museum is closed on Mondays.”

Cevabı göster

Turns out

Really?

0:13

Gerçekten mi?

And you were right.

0:14

Ve sen haklıydın.

They do collect treasure. Dilbilgisi

0:15

Gerçekten hazine topluyorlarmış.

Dilbilgisi

do collect: olumlu cümlede vurgu yapan do

Bu olumlu cümlede do, collect fiilini vurgular. They do collect treasure, “Hazine topladıkları gerçekten doğru” anlamına gelir. Buradaki do ana fiile yardımcı olur; ayrı bir eylem ifade etmez. Bu vurgu genellikle şüphe edilmiş bir gerçeği doğrular veya konuşanın artık başka birinin daha önce söylediğini kabul ettiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi collect fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: You were right. These birds ____ shiny objects.

Cevabı göster

do collect

See?

0:16

Gördün mü?

They collect objects to make their houses strong. Dilbilgisi

0:17

Evlerini sağlamlaştırmak için nesneler topluyorlarmış.

Dilbilgisi

to make their houses strong: amaç bildiren mastar yapısı

to make their houses strong ifadesi, nesne toplamanın amacını belirtir. “Neden nesne topluyorlar?” sorusuna, yuvalarını sağlamlaştırmak için topladıkları cevabını verir. Buradaki to, bir yere doğru hareketi değil, “-mek için” anlamını taşır. Amaç ifadesinin içinde make + nesne + sıfat, “nesnenin o duruma gelmesini sağlamak” anlamına gelir: make + their houses + strong. Aynı yapı, bir eylemle ulaşılmak istenen sonucu açıklayabilir.

Alıştırma

Kapakları açmanın amacının çadırı kurutmak olduğunu anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın. to make + nesne + sıfat yapısını kullanın: We opened the flaps ____.

Cevabı göster

to make the tent dry

Ooh, wow.

0:19

Ooh, vay canına.

So, I'm sorry I said you were wrong. Ton ve niyet

0:21

Yani, hatalı olduğunu söylediğim için özür dilerim.

Ton ve niyet

I'm sorry I said ...: daha önce söylenen bir söz için özür dilemek

I'm sorry I said + yan cümle kalıbı, konuşanın daha önce söylediği sözler için özür dilemesini sağlar. Bu cümlede you were wrong daha önce söylenen sözlerin içeriğidir; I said you were wrong yan cümlesinin tamamı özrün nedenini belirtir. Sorry, kişinin şu anda nasıl konuştuğunu anlatmaz. Söylenen sözleri açıkça belirtmek özrü netleştirir ve konuşmayı onarmaya yardımcı olur. Bu kalıbı önceki bir yorumun ya da yargının sorumluluğunu almak için kullanabilirsin.

Alıştırma

Özrü I'm sorry I said... kalıbıyla tamamla: I'm ____ your idea was silly.

Cevabı göster

sorry I said

Well, I'm sorry I said Bluey's dad is more fun than you. Dilbilgisi

0:23

Şey, Bluey'nin babasının senden daha eğlenceli olduğunu söylediğim için ben de özür dilerim.

Dilbilgisi

more fun than: ne kadar eğlenceli olduğunu karşılaştırmak

More fun than + karşılaştırılan öge, bir kişinin, etkinliğin veya şeyin diğerinden daha keyifli olduğunu belirtir. Bu cümlede fun, is sözcüğünden sonra sıfat gibi kullanılır; than ise Bluey'nin babasıyla karşılaştırılan kişiyi tanıtır. Fun kısa bir sözcük olsa da more fun standart ve yaygın biçimde kabul edilen karşılaştırma şeklidir. Funner çok samimi İngilizcede görülebilir, ancak genel kullanım için en güvenli seçenek more fun biçimidir.

Alıştırma

Yeni kulübün daha keyifli olduğunu söylemek için karşılaştırmayı vurgulanan ifadeyle tamamla: The new club is ____ the old one.

Cevabı göster

more fun than

That's okay.

0:26

Sorun değil.

He probably is.

0:27

Muhtemelen öyledir.

But you're fun too.

0:28

Ama sen de eğlencelisin.

Really.

0:30

Gerçekten mi?

It's just that every time I do something, Notlar

0:31

Sadece ben ne zaman bir şey yapsam,

you say no, but octopuses don't do that. Kalıp ifadeler

0:33

hayır, ahtapotlar öyle yapmaz diyorsun.

Ton ve niyet

It's just that: Asıl Nedeni Yumuşak Bir Şekilde Açıklamak

It's just that + yan cümle asıl nedeni, kaygıyı veya açıklamayı dile getirir. Bu cümlede konuşanın doğrudan suçlamada bulunmak yerine, kendisini rahatsız eden şeyi açıklamak üzere olduğunu gösterir. Buradaki just miktarı sınırlamaz; geçişi yumuşatır. Bağlama göre kalıbın bütünü “Mesele şu ki” veya “Nedeni şu ki” gibi anlaşılabilir.

Alıştırma

Hangi yanıt, açıklamayı yumuşatmak için It's just that kalıbını doğal biçimde kullanıyor?

  1. I'd love to go. It's just that I need to finish this report tonight.
  2. That report is exactly what I want tonight.
  3. I need to finish this report tonight, and that's your fault.
Cevabı göster

I'd love to go. It's just that I need to finish this report tonight.

Dilbilgisi

every time + yan cümle: Tekrarlanan Tetikleyiciyi Belirtmek

Bu cümlede every time I do something, you say no sonucunu tekrar tekrar tetikleyen durumu kurar. Konuşan ne zaman bir şey yapsa aynı tepkiyle karşılaşır. Kalıp every time + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. time başka yerlerde isim olabilir, ancak burada every time bağlayıcı görevindedir ve tam bir yan cümleyi başlatır.

Alıştırma

Cümleyi hedef bağlayıcı every time ile tamamlayın: ____ the school bus arrives, Maya grabs her backpack.

Cevabı göster

Every time

Kalıp ifadeler

don't do that: that ile önceki bir eyleme gönderme yapmak

don't do that ifadesindeki that, say no ile belirtilen eyleme gönderme yapar. Octopuses don't do that, ahtapotların daha önce sözü edilen bu eylemi yapmadığı anlamına gelir; that somut bir nesneyi adlandırmaz. Konuşmada do that veya don't do that, az önce bahsedilmiş ya da zaten anlaşılmış bir eylemin yerine kullanılabilir. Böylece eylem ifadesinin tamamını tekrar etmek gerekmez.

Alıştırma

“you say no, but octopuses don't do that,” cümlesindeki that neyi ifade eder?

  1. “Hayır” demeyi
  2. Somut bir nesneyi
  3. Ahtapotları
Cevabı göster

“Hayır” demeyi

Do I?

0:36

Öyle mi yapıyorum?

Yes.

0:37

Evet.

Well, that's funny,

0:38

Şey, bu komik,

cuz I feel like every time I say something, Ton ve niyet

0:39

çünkü ne zaman ben bir şey söylesem,

Ton ve niyet

I feel like + yan cümle: öznel bir izlenim sunmak

I feel like every time... içinde I feel like, konuşan kişinin her konuştuğunda ne olduğuna dair izlenimini sunar. Burada “bana öyle geliyor ki...” anlamındadır; “... yapmak istiyorum” anlamında değildir. Konuyu kişisel bir duygu olarak sunmak, şikâyeti doğrudan bir ifadeye göre daha az kesin gösterir. Bu kalıp söyleyiş biçimini yumuşatır, ancak şikâyetin kendisi yine de güçlü olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede I feel like, “bana öyle geliyor ki...” anlamındadır?

  1. I feel like a short break.
  2. I feel like taking the bus today.
  3. I feel like the bus is going the wrong way.
Cevabı göster

I feel like the bus is going the wrong way.

you say no, octopuses don't do that.

0:41

sen hayır, ahtapotlar öyle yapmaz diyorsun gibi hissediyorum.

Oh.

0:44

Oh.

Well, how about this rule? Ton ve niyet

0:44

Peki, bu kurala ne dersin?

Ton ve niyet

How about ...? ile bir seçenek önermek

How about ...? bir fikir ortaya atar ve karşıdaki kişiyi bunu düşünmeye davet eder. How about this rule? cümlesinde this rule, yalnızca hakkında bilgi sorulan bir konu değil, önerilen seçenektir. Bir seçenek için How about + isim öbeği, bir eylem için How about + -ing biçimi kullanılır: How about Friday? How about starting again?

Alıştırma

Öneriyi try fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: How about ____ once?

Cevabı göster

trying

No one is allowed to say no, Dilbilgisi

0:46

Kimsenin hayır demesine izin yok,

Dilbilgisi

Kurala dayalı izni anlatan is allowed to

Be allowed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın veya kişinin bir eyleme izin verdiğini belirtir. Bu yüzden is allowed to say, söyleme izni var anlamına gelir. Burada No one dilbilgisel olarak tekildir ve cümleyi zaten olumsuz yapar. No one is allowed to say no, hiç kimsenin no deme izni olmadığı anlamına gelir; say önündeki to zorunludur.

Alıştırma

Hangi cümle Mia'nın bunu yapabilecek beceriye sahip olduğunu değil, bir kuralın ona izin verdiğini açıkça söyler?

  1. Mia is able to open the box.
  2. Mia is allowed to open the box.
  3. Mia knows how to open the box.
Cevabı göster

Mia is allowed to open the box.

but octopuses don't do that.

0:48

ama ahtapotlar öyle yapmaz.

Okay.

0:50

Tamam.

What should we say instead? Kelime

0:51

Bunun yerine ne söylemeliyiz?

Kelime

instead: yerine kullanılacak seçeneği sormak

Bu soruda instead, ilk kullanılan sözlerin yerine başka sözlerin kullanılacağını belirtir. Konuşan kişi hangi farklı sözleri kullanmaları gerektiğini soruyor. Zarf olarak instead, çoğunlukla bir yan cümlenin veya sorunun sonunda yer alır. Yeni bir seçenek eklemeyi değil, bir seçenekten diğerine geçmeyi anlatır.

Alıştırma

Suyun meyve suyunun yerini aldığını belirten sözcükle cümleyi tamamlayın: I don't want juice. Can I have water ____?

Cevabı göster

instead

How about we can say yes,

0:52

Şöyle dememize ne dersin: evet,

this octopus does that. Anlatım akışı

0:55

bu ahtapot bunu yapıyor.

Anlatım akışı

this octopus does that: olumsuz yanıtı olumlu biçimde yeniden kurmak

Burada this octopus does that, daha önceki genel olumsuz ifade olan octopuses don't do that cümlesinin olumlu biçimde yeniden kurulmuş hâlidir. Mesaj, ahtapotların söz konusu hareketi yapmadığından belirli bir ahtapotun yaptığına çevrilir. Does that, daha önce belirtilen harekete gönderme yapar; böylece hareketin yeniden söylenmesi gerekmez. Aynı konu korunurken yanıt olumsuzdan olumluya çevrilir ve oyun devam eder.

Alıştırma

Bir kelime oyununda genel olumsuz cümle “Robots don't do that” yerine tek bir robot hakkında olumlu bir yanıt verin. Hangi cümle aynı yeniden yazma yöntemini kullanıyor?

  1. Yes, this robot does that.
  2. No, robots don't do that.
  3. What can this robot do?
Cevabı göster

Yes, this robot does that.

Yeah.

0:57

Evet.

But in octopus, that sounds a bit like this. Kalıp ifadeler

0:57

Ama biraz şuna benzer bir ses çıkaran bir ahtapot.

Kalıp ifadeler

a bit like: hafif benzerlik anlatmak

a bit like ifadesinde a bit “küçük bir ölçüde” anlamına gelir, like ise karşılaştırılan şeyi belirtir. Bu sözcükler birlikte, iki şeyin bir ölçüde benzer olduğunu ancak tamamen aynı olmadığını anlatır. Buradaki sounds a bit like, ses bakımından küçük bir benzerlik olduğunu belirtir. Aynı yapı look, feel, taste ve seem gibi fiillerden sonra da kullanılabilir. Bu kullanımda a bit derece belirtir; kısa bir zaman dilimi anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, bit içeren ve “biraz benzer” anlamına gelen üç sözcüklü bir ifadeyle tamamlayın: This fabric feels ____ silk.

Cevabı göster

a bit like

Yeah.

1:01

Evet.

Is there any more things about octopuses? Dilbilgisi

1:04

Ahtapotlar hakkında başka şeyler de var mı?

Dilbilgisi

Is there any more things...?: standart olmayan sayı uyumu

Is there any more things, anlaşılabilen günlük bir çocuk ifadesidir ancak standart olmayan bir sayı uyumu içerir. things çoğul bir isim olduğu için standart İngilizcede normalde are kullanılır: Are there any more things about octopuses? Is there tekil veya sayılamayan bir isimle, Are there ise çoğul sayılabilen isimlerle kullanılır. Asıl soru, başka bilgi ya da noktalar bulunup bulunmadığını sorar; uyum sorunu bu temel anlamı değiştirmez.

Alıştırma

Başka çoğul öğeler olup olmadığını sormak için standart sayı uyumunu kullanan cümle hangisidir?

  1. Are there any more things on the list?
  2. Are there any more thing on the list?
  3. Is there any more things on the list?
Cevabı göster

Are there any more things on the list?

Well, yeah, look.

1:06

Evet, bak.

When an octopus is scared and wants to escape, Dilbilgisi

1:07

Bir ahtapot korktuğunda ve kaçmak istediğinde,

it can shoot out a cloud of ink. Notlar

1:10

mürekkep bulutu fışkırtabilirmiş.

Dilbilgisi

When an octopus is scared and wants to escape: tetikleyici bir durumu tanıtmak

when yan cümlesi, ana eylemin gerçekleştiği durumu açıklar. Burada saatteki belirli bir anı değil, “bir ahtapot korkup kaçmak istediği her seferde” anlamını taşır. When + durum, sonuç kalıbı, gerçekleri açıklarken yaygın olarak kullanılır. Tekrarlanan bir tetikleyiciyi veya durumu ardından gelen davranışa bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle tekrarlanan bir tetikleyiciyi ve onun olağan sonucunu sunmak için when yan cümlesini kullanır?

  1. When the sensor detects smoke, the alarm sounds.
  2. If the sensor detects smoke, the alarm might sound.
  3. Because the alarm sounds, the sensor detects smoke.
Cevabı göster

When the sensor detects smoke, the alarm sounds.

Öbek fiiller

shoot out: bir şeyi hızla dışarı göndermek

shoot out ifadesinde shoot, bir şeyi hızlı ve güçlü biçimde dışarı göndermek anlamına gelir; out ise içeriden dışarıya doğru olan yönü ekler. Ahtapot mürekkebi ani bir püskürmeyle saldığı için ifade silahla ateş etmekle ilgili değildir. Bu öbek fiil shoot out a cloud of ink örneğindeki gibi nesne alabilir veya Water shot out of the pipe. örneğindeki gibi nesnesiz kullanılabilir. Çevredeki isim, neyin püskürtüldüğünü, fırlatıldığını veya dışarı gönderildiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle suyun bir memeden hızla ve basınçla çıkmasını en iyi anlatır?

  1. The nozzle can keep the water inside.
  2. The nozzle can let water drip out slowly.
  3. The nozzle can shoot out water at high pressure.
Cevabı göster

The nozzle can shoot out water at high pressure.

Kalıp ifadeler

a cloud of ink: yayılan bir mürekkep kütlesi

Burada a cloud of ink, suyun içinde yayılan bir mürekkep kütlesi demektir. Cloud, onun buluta benzeyen şeklini ve belirsiz sınırlarını anlatır; gökyüzündeki gerçek bir bulut anlamına gelmez. a cloud of + madde kalıbı; duman, toz, buhar veya gevşek bir kütle hâlinde asılı kalan ya da yayılan başka maddeleri anlatabilir.

Alıştırma

Örnekte a cloud of ink ne anlama gelir?

  1. Mürekkeple dolu bir şişe
  2. Gökyüzündeki gerçek bir bulut
  3. Yayılan bir mürekkep kütlesi
Cevabı göster

Yayılan bir mürekkep kütlesi

Wow.

1:12

Vay canına.

Ooh, what's that?

1:12

Ooh, o ne?

An electric eel.

1:14

Elektrikli yılan balığı.

It's an eel that can make its own electricity. Dilbilgisi

1:15

Kendi elektriğini üretebilen bir yılan balığı.

Dilbilgisi

that can make its own electricity: eel ismini niteleyen bir cümlecik

that can make its own electricity yan cümleciği eel ismini niteler. Burada that, ne tür bir yılan balığı olduğunu açıklayan bilgiyi başlatan bir ilgi zamiridir; uzaktaki bir şeyi işaret etmez. noun + that can + base verb kalıbı bir yeteneği veya işlevi anlatır. Örneğin an animal that can glow, ışık verebilen bir hayvanı; a tool that can cut glass ise cam kesebilen bir aleti tanımlar.

Alıştırma

noun + that can + base verb kalıbını tamamlayın: This is a device ____ measure air quality.

Cevabı göster

that can

Wow.

1:17

Vay canına.

Animals don't like being hurt, Dilbilgisi

1:18

Hayvanlar zarar görmeyi sevmezler,

Dilbilgisi

don't like being hurt: pasif bir deneyimden hoşlanmamak

don't like being hurt ifadesinde like sözcüğünden sonra -ing biçimi olan being hurt gelir. don't, like sözcüğünü olumsuz yaptığı için tüm ifade, öznenin incitilme deneyiminden hoşlanmadığını anlatır. Being + geçmiş zaman ortacı, pasif bir -ing yapısı oluşturur: özne eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır. Burada hayvanlar zarar görebilir; başka birini inciten taraf değillerdir.

Alıştırma

Cümleyi hurt sözcüğünün pasif -ing biçimiyle tamamlayın: Animals don't like ____.

Cevabı göster

being hurt

so they do all sorts of things to avoid it. Notlar

1:20

bu yüzden bundan kaçınmak için her türlü şeyi yaparlar.

Anlatım akışı

so: sonucu bildirmek

Burada so, iki cümleciği neden-sonuç ilişkisiyle bağlar. İlk cümlecik nedeni verir: hayvanlar incitilmekten hoşlanmaz. so'dan sonraki cümlecik sonucu verir: bundan kaçınmak için harekete geçerler. so cümlecikleri bu şekilde bağladığında bu yüzden veya bunun sonucunda anlamına gelir; so big içindeki derece bildiren so değildir.

Alıştırma

Örnek cümlede so ne işe yarıyor?

  1. hurt sözcüğünün anlamını güçlendirir.
  2. İlk cümlecikle bir karşıtlık kurar.
  3. İlk cümleciğin sonucunu bildirir.
Cevabı göster

İlk cümleciğin sonucunu bildirir.

Kalıp ifadeler

all sorts of things: çeşitliliği genel olarak anlatmak

All sorts of things, “birçok farklı türde eylem ya da yöntem” demektir. Burada sorts “türler” anlamındadır; things ise hayvanların farklı savunma hareketlerini genel olarak ifade eder. Bu ifade, birçok olasılığı tek tek saymadan bir araya getirir. Kesin sayıdan çok çeşitliliği vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede all sorts of things, birçok farklı etkinlik anlamında kullanılmıştır?

  1. We sorted all the things at camp by size.
  2. We did one thing at camp: canoeing.
  3. We did all sorts of things at camp, from canoeing to making music.
Cevabı göster

We did all sorts of things at camp, from canoeing to making music.

Dilbilgisi

to avoid it: amaç ve önceki duruma gönderme

To avoid it biçimindeki to-infinitive, do all sorts of things eyleminin amacını belirtir: incinmemek için bu şekilde davranırlar. It, önceki bağlamda geçen being hurt durumuna gönderme yapar. Bir zamir yalnızca bir kişiyi veya nesneyi değil, daha önce sözü edilen bir olayı ya da durumu da gösterebilir. Bu nedenle buradaki it, incinme deneyimini ifade eder.

Alıştırma

"so they do all sorts of things to avoid it," cümlesinde to avoid it ne işe yarar?

  1. Daha sonra ne olduğunu belirtir ve it, farklı şeylere gönderme yapar.
  2. Eylemlerin amacını belirtir ve it, incinme durumuna gönderme yapar.
  3. Eylemlerin nedenini belirtir ve it, hayvanlara gönderme yapar.
Cevabı göster

Eylemlerin amacını belirtir ve it, incinme durumuna gönderme yapar.

Oh.

1:22

Oh.

What else is there? Ton ve niyet

1:23

Başka ne var?

Ton ve niyet

What else: başka ne olduğunu sormak

What else, daha önce söylenenlere ek olarak başka bir şeyi, seçeneği veya bilgiyi sorar. Burada else, what sözcüğünden sonra gelir ve başka ya da ek anlamını katar. Konuyu sürdürmek ve karşı taraftan başka bir madde veya ayrıntı istemek için What else kullanılır. Tam kalıp olan What else is there?, başka neyin var veya mevcut olduğunu sorar.

Alıştırma

What else is there? cümlesinde konuşan kişi ne istiyor?

  1. Daha fazla bilgi veya başka bir madde
  2. Bir maddenin konumu
  3. Bir kişinin adı
Cevabı göster

Daha fazla bilgi veya başka bir madde

Well, see this? Ton ve niyet

1:24

Peki, bunu görüyor musun?

Ton ve niyet

See this?: dikkati görünür bir şeye yöneltmek

See this?, dinleyenin dikkatini iki kişinin de görebildiği bir nesneye, resme veya ayrıntıya yönelten kısa bir konuşma ifadesidir. Burada konuşan kişi daha fazla bilgi vermeden önce bir şeyi gösterir; amaç, görme yetisiyle ilgili bir soru sormaktan çok Look at this demeye yakındır. see fiilinden sonraki nesne, dinleyenin neyi fark etmesi gerektiğini belirtir. Bu ifade çoğu zaman o nesneyle ilgili bir açıklamaya giriş yapar.

Alıştırma

Bir arkadaşınız elinde harita tutuyor ve açıklamadan önce bir çizgiyi fark etmenizi istiyor. En uygun başlangıç hangisidir?

  1. Can you see anything without your glasses?
  2. Where did you buy this map?
  3. See this blue line?
Cevabı göster

See this blue line?

It's a flying fish.

1:25

O bir uçan balık.

A fish that can fly? Dilbilgisi

1:26

Uçabilen bir balık mı?

Dilbilgisi

that can fly?: şaşkınlıkla doğrulama yapan kısaltılmış isim öbeği sorusu

that can fly, balığın şaşırtıcı yeteneğini belirterek hangi fish hakkında konuşulduğunu açıklar. Dil bilgisi açısından a fish ifadesini niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir. Buradaki that, açıklamayı fish sözcüğüne bağlar; “şu” anlamına gelmez. Sözün tamamı bir ifade değil, kısaltılmış bir sorudur. Konuşan kişi isim öbeğini soru tonlamasıyla tekrarlayarak “Do you mean a fish that can fly?” demek ister. Bu yapı, tam bir soruyu tekrarlamadan şaşırtıcı bilgiyi doğrulamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle şaşırtıcı bir yeteneği doğrulamak için kısaltılmış isim öbeği sorusunu doğal biçimde kullanır?

  1. A backpack that it can charge your phone?
  2. A backpack that can charge your phone?
  3. A backpack can charging your phone?
Cevabı göster

A backpack that can charge your phone?

Yeah, just small distances,

1:28

Evet, sadece kısa mesafelerde,

but still. Ton ve niyet

1:30

ama yine de öyle.

Ton ve niyet

but still: bir sınırlamayı kabul ettikten sonra değerlendirmeyi korumak

but still bir sınırlamayı kabul edip asıl değerlendirmeyi koruyan bir karşıtlık belirtir. Konuşan kişi önce sınırlayıcı gerçeği —yalnızca kısa mesafeler— kabul eder, ardından söylenmeyen değerlendirmenin geçerli kaldığını gösterir: az da olsa uçabilmek etkileyici veya dikkate değerdir. Buradaki still, “yine de” veya “buna rağmen” anlamındadır; “hareketsiz” anlamına gelmez. Konuşmada dinleyenler değerlendirmeyi bağlamdan çıkarabiliyorsa but still sonrasındaki bölüm söylenmeden bırakılabilir.

Alıştırma

“The room is small, but still, it's comfortable,” cümlesinde but still ne işe yarar?

  1. Odanın hareket etmediğini söyler.
  2. Odanın neden küçük olduğunu açıklar.
  3. Bir sınırlamayı kabul ederken olumlu değerlendirmeyi korur.
Cevabı göster

Bir sınırlamayı kabul ederken olumlu değerlendirmeyi korur.

That's clever.

1:31

Bu çok zekice.

Hey Bluey.

1:34

Hey Bluey.

Hey Chloe.

1:35

Hey Chloe.

Do you want to play octopus with us? Ton ve niyet

1:36

Bizimle ahtapot oynamak ister misin?

Ton ve niyet

Do you want to ...?: gündelik davetler için

Do you want to + fiilin yalın hâli...? birinin ne istediğini sorabilir; ancak burada samimi bir davet işlevi görür. Konuşan kişi, dinleyene oyuna katılma fırsatı sunar. Kalıp Do you want to + fiilin yalın hâli...? şeklindedir. Emir vermek yerine soru sorduğu için karşı taraf kabul edebilir veya reddedebilir.

Alıştırma

Gündelik daveti dersteki kalıpla tamamlayın: ____ build a sandcastle with us?

Cevabı göster

Do you want to

Ooh, okay.

1:38

Ooh, tamam.

Okay, this time we're eels. Anlatım akışı

1:41

Tamam, bu sefer yılan balığıyız.

Anlatım akışı

this time: mevcut denemeyi veya turu belirtmek

Bu cümlede this time, bu sefer veya bu turda anlamına gelir. Yeni oyun kuralı için bir zaman çerçevesi oluşturur: mevcut tur önceki turdan farklıdır. Konuşanlar, dinleyenin durumlar, denemeler veya turlar arasındaki değişimi takip etmesine yardımcı olmak için this time kullanır. İfadenin kesin bir saati belirtmesi gerekmez.

Alıştırma

Mevcut denemeyi önceki denemeyle karşılaştıran ders ifadesiyle tamamlayın: Last time I rushed. ____, I'll work slowly.

Cevabı göster

This time

Got it. Ton ve niyet

1:43

Anlaşıldı.

Ton ve niyet

Anladığını belirtmek için Got it.

Bu cümlede Got it. “Anladım” veya “Mesajı aldım” anlamına gelir. Konuşanın yeni kuralı anladığını ve devam etmeye hazır olduğunu belirten kısa bir yanıttır. get fiili “almak” veya “elde etmek” anlamına gelebilir; ancak tek başına kullanılan bu yanıt bir nesneyi almaktan söz etmez. Durum, burada bilginin anlaşılmasının kastedildiğini gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız yeni bir oyun kuralını açıklıyor. Anladığınızı en doğal biçimde hangi yanıt belirtir?

  1. Here it is.
  2. I found it.
  3. Got it.
Cevabı göster

Got it.

I'll be a South Moriba octopus. Dilbilgisi

1:44

Ben Güney Moriba ahtapotu olacağım.

Dilbilgisi

I'll be ... ile rol seçme

Bir oyunda veya rol yapma etkinliğinde I'll be + bir rol, “O rolü oynamayı seçiyorum” anlamına gelir. Burada konuşan kişi South Moriba ahtapotu rolünü üstleniyor. I'll, I will ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bu kullanımda will, o anda yapılan bir seçimi anlatır; konuşan kişinin gerçekten bir ahtapota dönüşeceğine dair bir tahmin değildir.

Alıştırma

Hayalî bir uzay oyununda astronot rolünü doğal biçimde hangi cümle üstlenir?

  1. I met the astronaut.
  2. The astronaut chose me.
  3. I'll be the astronaut.
Cevabı göster

I'll be the astronaut.

Oh no, that's a poisonous one. Kelime

1:46

Olamaz, o zehirli olanı.

Kelime

poisonous one: bilinen bir ismin yerine sıfat + one

Burada poisonous, zehir içerdiği veya zehir yoluyla zarar verebildiği için “zehirli” demektir. Octopus kelimesini niteler. Bu ifadede one, 1 sayısı değildir. Bağlamdan zaten bilinen tekil ve sayılabilen octopus isminin yerine geçer. a/the + sıfat + one kalıbı, a poisonous one örneğinde olduğu gibi ismi tekrar etmeyi önler.

Alıştırma

Cümleyi poisonous + one kullanarak tamamlayın: Of the two plants, that is ____.

Cevabı göster

the poisonous one

You have to freeze for 4 seconds if he touches you. Dilbilgisi

1:48

Eğer sana dokunursa 4 saniye donup kalman gerekiyor.

Dilbilgisi

have to freeze: oyunda yapılması zorunlu bir hareket

Have to + fiilin yalın hâli, bir kuralın veya durumun gerektirdiği zorunluluğu anlatır. Burada have to freeze, oyuncuya durmasının zorunlu olduğunu ve bunun isteğe bağlı olmadığını söyler. Bu oyunda freeze, buz olmak değil, hareket etmeyi bırakıp kıpırdamadan durmak demektir. If yan cümlesi kuralı başlatan koşulu belirtir: O sana dokunursa kural uygulanır.

Alıştırma

Oyun kuralını have to ve freeze kullanarak tamamlayın: When the whistle blows, you ____.

Cevabı göster

have to freeze

Dilbilgisi

if he touches you: bir kuralı tetikleyen koşul

“if he touches you” koşuldur: hareketsiz kalma kuralını hangi olayın devreye soktuğunu belirtir. Bu olası olay gerçekleşirse sonuç, “4 saniye boyunca hareketsiz kalmalısın” olur. Kurallarda if çoğu zaman tetikleyici koşulu tanıtır; ana cümle ise sonucu veya yapılması gereken eylemi verir. Buradaki he, zehirli ahtapot rolünü oynayan kişiyi ifade eder.

Alıştırma

Kuralı olası bir koşul bildiren kelimeyle tamamlayın: You have to freeze for four seconds ____ he touches you.

Cevabı göster

if

Ooh, okay.

1:52

Ooh, tamam.

Let's go. Ton ve niyet

1:53

Hadi gidelim.

Ton ve niyet

Let's go: ortak bir eylemi başlatmak

“Let's go”, konuşan kişiyi de içeren bir grubu hemen harekete geçmeye çağırır. Bu sahnede oyunu başlatır; dolayısıyla mutlaka “başka bir yere gidelim” değil, “başlayalım” anlamına gelir. Let's, let us ifadesinin kısaltmasıdır. let's + fiilin yalın hâli, ortak bir eylem önermenin yaygın bir yoludur: Let's play, Let's begin, Let's go.

Alıştırma

Takımınız bir oyuna başlamaya hazır. Bu durumda “Let's go!” en doğal olarak ne işe yarar?

  1. Takımın geri döndüğünü söyler.
  2. Takımın nereye gittiğini sorar.
  3. Ortak eylemi başlatır.
Cevabı göster

Ortak eylemi başlatır.

Bluey, he got you. Kelime

1:56

Bluey, seni yakaladı.

Kelime

got you: oyunda birini yakalamak veya ona dokunmak

Burada he got you, oyun sırasında seni yakaladığı veya sana dokunduğu anlamına gelir. Got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir; yani eylem zaten gerçekleşmiştir. Bir oyunda get someone, o kişiyi yakalamak veya ona yetişmek anlamına gelebilir. Burada bir kişiye sahip olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Yakalamaca oyununda He got you ne anlama gelir?

  1. Sana sahip.
  2. Seni unuttu.
  3. Seni yakaladı veya sana dokundu.
Cevabı göster

Seni yakaladı veya sana dokundu.

One two three, don't worry. Ton ve niyet

1:58

Bir, iki, üç... merak etme.

Ton ve niyet

don't worry: birini rahatlatmak

Don't worry, birini sakinleştirip rahatlatmanın yaygın bir yoludur. Konuşanın durumu güvenli, çözülebilir veya çok ciddi olmayan bir sorun olarak gördüğünü ifade eder. Dil bilgisi açısından don't + worry fiilinin yalın biçimiyle kurulan olumsuz bir emirdir; ancak genellikle katı bir emir vermek için değil, teselli etmek için kullanılır.

Alıştırma

Çantasını bulamayan birini en açık şekilde hangi yanıt rahatlatır?

  1. Stop talking about your bag.
  2. Don't worry. I'll help you look for it.
  3. You should worry. It may be gone.
Cevabı göster

Don't worry. I'll help you look for it.

I'm an electric eel.

2:00

Ben bir elektrikli yılan balığıyım.