Chicago'daki Bir Kuaför Sahibi Saç Bakım Sektörünü Her Kesimde Nasıl Değiştiriyor? | Insider Business: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
480 kelime 180 kel/dk

Video özeti: Jamie DiGrazia, kapsayıcı fiyatların ve büyüyen ekibin Logan Parlor'ın misyonunu nasıl desteklediğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. gender-free pricing — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: fiyatı cinsiyet kimliği değil, saç kesimi veya hizmet belirler; kapsayıcı bir hizmet politikasını anlatın. 2. work on the business and not necessarily in the business. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: stratejik yönetimi günlük salon hizmetlerinden ayırın; on/in karşıtlığı sahibin değişen rolünü gösterir. 3. live outside the binary — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: binary, bilgisayar değil kadın-erkek cinsiyet çerçevesidir; bu çerçevenin dışındaki kimlikleri saygıyla yorumlayın.

Bu derste

I'm Jamie DiGrazia and I own Logan Parlor in Chicago.

0:00

Ben Jamie DiGrazia, Chicago'daki Logan Parlor'un sahibiyim.

We offer gender-free pricing in an inclusive environment Kelime

0:05

Kapsayıcı bir ortamda cinsiyetten bağımsız fiyatlandırma sunuyoruz;

for all gender identities and all hair types.

0:09

tüm cinsiyet kimlikleri ve tüm saç tipleri için.

Kelime

gender-free pricing: cinsiyete göre ayrım yapmayan fiyatlandırma

Bu cümlede gender-free pricing, fiyatların müşterinin cinsiyet kimliğine göre kategorilere ayrılmaması demektir. Fiyatlar saç uzunluğu, gereken süre veya işlemin zorluğu gibi ihtiyaç duyulan hizmete göre belirlenir. Gender-free, pricing sözcüğünü niteler. Bütün hizmetlerin aynı fiyatta olduğu veya cinsiyet kimliklerinin yok sayıldığı anlamına gelmez. Cinsiyetin bir fiyatlandırma kategorisi olarak kullanılmadığını belirtir.

Alıştırma

Bir kuaför, müşterinin cinsiyet kimliğinden bağımsız olarak kısa saç kesimi için 30, uzun saç kesimi için 50 dolar alıyor. Bu politikayı en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. gender-based pricing
  2. gender-free pricing
  3. flat-rate pricing
Cevabı göster

gender-free pricing

We do bang trims, beard grooms, fades, braids,

0:12

Kâkül düzeltme, sakal bakımı, fade kesim ve örgü yapıyoruz;

and if there's something you wanna do to your hair,

0:16

saçınıza yaptırmak istediğiniz ne varsa

we can do it.

0:18

yapabiliriz.

You know, keeping the integrity of the hair high. Kelime

0:19

Tabii saçın sağlığından ödün vermeden.

Kelime

integrity of the hair: saçın gücü ve yapısal durumu

Burada integrity, profesyonel saç bakımında saç tellerinin gücü, esnekliği ve yapısal durumu anlamına gelir. Keeping the integrity of the hair high, saç boyanırken, ısı uygulanırken, şekillendirilirken veya kimyasal işlem görürken hasarı sınırlamak demektir. Ahlaki dürüstlükle ilgili değildir ve high fiziksel yüksekliği anlatmaz. Başka bağlamlarda saçın yapısını sağlıklı tutmayı anlatmak için protect, preserve veya maintain the integrity of the hair denebilir.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: After bleaching, a stylist suggests a gentler treatment to preserve the integrity of the hair. Kuaför neyi korumaya çalışıyor?

  1. Saç modelinin yüksekliği
  2. Saçın gücü ve yapısal durumu
  3. Kuaförün dürüstlüğü
Cevabı göster

Saçın gücü ve yapısal durumu

Becoming a hairdresser was the only thing Dilbilgisi

0:29

Kuaför olmak, hatırladığım kadarıyla

I ever remember saying I wanted to do.

0:32

yapmak istediğimi söylediğim tek şeydi.

Dilbilgisi

the only thing I ever remember saying I wanted to do içindeki iç içe cümleler

the only thing (that) I ever remember saying (that) I wanted to do ifadesinde thing belirlenen isimdir ve iki bağlantı ögesi söylenmeden bırakılmıştır. Dıştaki ilgi bağlantısı thing sözcüğünü I ever remember saying ifadesini içeren yan cümleye bağlar; içteki that ise I wanted to do cümlesini başlatırdı. do fiilinden sonra anlamca bırakılan boşluk thing sözcüğüne döner. Katmanlar şöyle açılabilir: Bir şeyi yapmak istedim → onu yapmak istediğimi söyledim → bunu söylediğimi hatırlıyorum. Ever, anı çerçevesini hatırlayabildiği bütün zamana genişletir; böylece kuaförlüğü, dile getirdiğini hatırladığı tek hedef olarak sunar.

Alıştırma

“the only thing I ever remember saying I wanted to do” ifadesinin en açık biçimde açılmış anlamı hangisidir?

  1. Bu iş hakkında söylediğim her şeyi hatırlamak istedim.
  2. Bunun yapmak istediğim tek şey olduğunu söylediğimi hatırlıyorum.
  3. Birinin yapmamı istediği tek işi yaptığımı hatırlıyorum.
Cevabı göster

Bunun yapmak istediğim tek şey olduğunu söylediğimi hatırlıyorum.

So through beauty school, Kelime

0:35

Bu yüzden güzellik okuluna gittiğim süre boyunca

I worked for my family's business.

0:36

ailemin işletmesinde çalıştım.

Kelime

through beauty school ifadesindeki zaman anlamlı through

Through beauty school, worked fiilini niteleyen bir zaman edat öbeğidir. Burada through, güzellik okuluna devam ettiği dönem sırasında ve bu dönem boyunca anlamına gelir; okulun içinde hareket etmeyi ya da işi okul aracılığıyla bulmayı anlatmaz. Başa yerleştirilen bu öbek, ana ifadenin zaman çerçevesini kurar. Başka bağlamlara aktarılabilen through + dönem veya yaşam evresi yapısı, çoğu zaman bir faaliyet ya da durumun o evre boyunca sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede through, bir faaliyetin eğitim evresi boyunca sürdüğünü göstermek için kullanılmıştır?

  1. Lena found the bookstore job through her college.
  2. Lena walked through the college to reach the bookstore.
  3. Through college, Lena worked at a bookstore every weekend.
Cevabı göster

Through college, Lena worked at a bookstore every weekend.

They own restaurants,

0:37

Ailemin restoranları var,

so I was able to learn the service aspect of the business,

0:38

bu sayede işin hizmet yönünü öğrenebildim

which I really really enjoy.

0:43

ve bu da benim çok ama çok hoşuma gidiyor.

We lived across the street from the farmer's market Kalıp ifadeler

0:46

Çiftçi pazarının karşısında oturuyorduk

Kalıp ifadeler

across the street from: bir yerin caddenin karşısında

Across the street from, bir yerin referans alınan başka bir yerle aynı caddenin karşı tarafında bulunduğunu belirtir. Yapı, özne veya yer + be/live + across the street from + referans yer şeklindedir. From ifadenin bir parçasıdır ve referans alınan yeri tanıtır; bu nedenle atılmaz.

Alıştırma

Dört sözcüklük hedef konum ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The bakery is ____ the library, directly opposite it.

Cevabı göster

across the street from

and I was like, "How do I become part of the farmer's market?" Notlar

0:49

ve “Çiftçi pazarının bir parçası nasıl olabilirim?” diye düşündüm.

Ton ve niyet

Geçmiş bir tepkiyi tanıtan I was like,

Gündelik bir anlatıda I was like, konuşanın o anda söylediği, düşündüğü veya hissettiği şeyi tanıtır. Tırnak içindeki sözler bire bir alıntı olmak zorunda değildir; anın canlı bir yeniden canlandırması olabilir. Burada like, “benzer olmak” anlamına gelmez. Özne + be + like + alıntılanan tepki kalıbı, anlatıcının bir anı yeniden canlandırmasını sağlar; geçmiş zaman biçimi was da geçmişteki olaya uyar.

Alıştırma

Yüksek sesle söylenmemiş olabilecek bir iç tepkiyi gündelik biçimde yeniden canlandırıyorsunuz. Hangi cümle hedef aktarma kalıbını kullanır?

  1. I was like, "There has to be another way."
  2. I looked like I needed another way.
  3. I said, "There has to be another way."
Cevabı göster

I was like, "There has to be another way."

Kalıp ifadeler

become part of: katılmak ve yer almak

Become part of, bir grubun, projenin veya etkinliğin dışında olmaktan çıkıp ona kabul edilmeyi ve katılmayı anlatır. Bu cümlede konuşmacı, hizmetini çiftçi pazarına katılımcı bir işletme olarak nasıl dahil edebileceğini soruyor; pazarın fiziksel olarak yakınında nasıl bulunacağını sormuyor. Yapı become part of + isim öbeğidir. Zamana veya özneye göre become biçimini became part of ya da will become part of şeklinde değiştirin. İfade, daha büyük bir bütünün içine girme değişimine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi become part of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After volunteering for a month, Nina ____ the event team.

Cevabı göster

became part of

I was like, "Oh, I wonder if we could cut hair there." Ton ve niyet

0:53

Sonra, “Aa, acaba orada saç kesebilir miyiz?” diye düşündüm.

Ton ve niyet

Temkinli bir öneri için I wonder if we could

I wonder if we could + fiilin yalın biçimi, bir fikri nazikçe ortaya atar ve diğer insanlardan onu değerlendirmelerini ister. Burada konuşmacı, kesinleşmiş bir planı duyurmak yerine pazarda saç kesmeyi deneme fikrini sesli olarak düşünüyor. Could mesafe ve belirsizlik katar; bu yüzden burada geçmişteki bir yeteneği değil, temkinli bir olasılığı veya nazik bir öneriyi ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle içeri geçme fikrini en temkinli ve tartışmaya en açık biçimde ifade eder?

  1. I wonder if we could move the picnic indoors.
  2. We could move the picnic indoors.
  3. Could we move the picnic indoors?
Cevabı göster

I wonder if we could move the picnic indoors.

So we did and it was a big hit Deyimler

0:55

Bunu yaptık ve büyük ilgi gördü;

and the community loved it.

0:58

bölge halkı da buna bayıldı.

Deyimler

A big hit: çok başarılı ve popüler

Bu cümlede a big hit, “çok başarılı olan ve büyük beğeni toplayan bir şey” anlamına gelir. Hit burada sayılabilen bir isimdir ve big olumlu tepkinin gücünü artırır; fiziksel bir darbe anlamına gelmez. Bir etkinliği, ürünü, gösteriyi veya fikri insanların olumlu tepkisine göre değerlendirmek için be a hit ya da be a big hit kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “çok başarılı ve popüler” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The new board game sold out in two days and received great reviews. It was ____.

Cevabı göster

a big hit

So it's been pretty incredible for meeting people in the neighborhood

0:59

Bu, mahalledeki insanlarla tanışmamız açısından gerçekten harika oldu

and growing our small business.

1:03

ve küçük işletmemizi büyütmemiz açısından da.

In our industry,

1:05

Bizim sektörde

typically salons have been segregated by race and gender. Dilbilgisi

1:07

salonlar genellikle ırka ve cinsiyete göre ayrılmış durumda.

Dilbilgisi

Have been segregated by: edilgen present perfect yapı

Have been segregated, have + been + geçmiş zaman ortacı yapısındaki edilgen present perfect biçimidir. Çoğul özne salons eyleme maruz kalır; bu nedenle ifade, salonların günümüzle bağlantılı bir dönem boyunca ayrı gruplar hâlinde tutulduğunu veya düzenlendiğini anlatır. by race and gender ifadesindeki by, eylemi gerçekleştiren kişiyi değil, grupları ayırmak için kullanılan ölçütü belirtir. Bu yapı, günümüzde hâlâ önem taşıyan uzun süreli bir durumu sunar; ancak tek başına her salonun bugün de ayrılmış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Salonların ayrılma eylemine maruz kaldığı ve günümüze kadar etkili olan uzun süreli bir durumu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Salons have been segregated by race and gender.
  2. Salons were segregated by race and gender in 1950.
  3. Salons have segregated customers by race and gender.
Cevabı göster

Salons have been segregated by race and gender.

And what we wanna do here at Logan Parlor Dilbilgisi

1:11

Logan Parlor'da yapmak istediğimiz şey

is fuse those worlds together. Deyimler

1:13

bu dünyaları bir araya getirmek.

Dilbilgisi

what we wanna do ... is fuse: bir planı açıkça belirtmek

“what we wanna do” içindeki what cümleciği bir isim öbeği gibi çalışır ve “yapmak istediğimiz şey” anlamına gelir. “is fuse...” bölümü bu eylemi belirtir; böylece cümle önce amacı, sonra da somut planı sunar. what ... is ... yapısı bir amacı veya misyonu vurgulayarak anlatmak için kullanılır. is kelimesinden sonra to almayan fuse fiili eylemi doğrudan adlandırır; is to fuse de mümkündür, ancak burada daha resmî duyulur. “Wanna”, “want to” ifadesinin konuşma dilindeki gayriresmî biçimidir; burada what bir soru sormaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir planı belirtmek için aynı vurgulu yapıyı kullanıyor?

  1. What we want to do is make fresh food easier to share.
  2. What do we want to do? Make fresh food easier to share.
  3. We want is make fresh food easier to share.
Cevabı göster

What we want to do is make fresh food easier to share.

Deyimler

fuse those worlds together: farklı dünyaları birleştirmek

Fuse kelimesinin gerçek anlamı, çoğu zaman eriterek nesneleri tek bir bütün hâline getirmektir. Burada kelime mecaz anlamda kullanılır: konuşmacı, geleneksel olarak ırk ve cinsiyete göre ayrılmış salon topluluklarını ve hizmetlerini bir araya getirmek ister. “Those worlds” fiziksel dünyaları değil, bu sosyal veya kültürel alanları ifade eder. “Together”, ortak bir alan veya deneyim içinde bütünleşme fikrini güçlendirir. Bu ifade yalnızca iki işletmeyi yan yana koymayı değil, toplulukların güçlü biçimde kaynaşmasını anlatır.

Alıştırma

“The new program fuses robotics with theater” cümlesinde fuses ne anlama gelir?

  1. It combines the two fields in one program.
  2. It melts robotics and theater into physical material.
  3. It keeps the two fields completely separate.
Cevabı göster

It combines the two fields in one program.

And I wanna do that on an industry level. Kalıp ifadeler

1:15

Bunu sektör genelinde de yapmak istiyorum.

Kalıp ifadeler

on an industry level: sektör genelindeki kapsam

On an industry level, amaçlanan eylemin ölçeğini çerçeveler: Konuşmacı, değişimin tek bir işletmenin veya bireysel bir örneğin ötesine geçerek daha geniş sektörün tamamında önem taşımasını istiyor. Aktarılabilir on a/an + X + level kalıbında X, bir şeyin ele alındığı veya yapıldığı kapsamı ya da katmanı belirtir. Buradaki level soyuttur; fiziksel yükseklik, bina katı veya beceri derecesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Ülke çapında kapsam göstermek için cümleyi on a ... level kalıbıyla tamamlayın: The campaign started in one town, but its organizers hope to create change ____.

Cevabı göster

on a national level

So have an impact. Kalıp ifadeler

1:18

Gerçek bir etki yaratmak istiyorum.

Kalıp ifadeler

have an impact: fark edilebilir bir etki oluşturmak

Have an impact, “anlamlı veya fark edilebilir bir etki oluşturmak” anlamına gelen bir fiil-isim eşdizimidir. Bu bağlamda impact bir isimdir ve konuşmacı daha geniş kapsamlı eyleminden beklediği sonucu yeniden ifade etmektedir. Etkilenen hedefi belirtmek için have an impact on + isim yapısını kullanın: The decision had an impact on employees. Bağlam veya bir niteleyici açıkça belirtmedikçe etki olumlu, olumsuz ya da karma olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “fark edilebilir bir etki oluşturmak” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: Her mentorship program could ____ on young engineers.

Cevabı göster

have an impact

And here at Logan Parlor,

1:19

Logan Parlor'da

we opened with gender-free pricing,

1:20

kapılarımızı cinsiyetten bağımsız fiyatlandırmayla açtık.

meaning you're either getting like maybe a short haircut

1:22

Yani örneğin ya kısa bir saç kesimi yaptırıyorsunuz

or a long haircut.

1:25

ya da uzun bir saç kesimi.

We would never charge based on someone's gender identity. Kalıp ifadeler

1:26

Asla birinin cinsiyet kimliğine göre ücret belirlemeyiz.

Kalıp ifadeler

charge based on + fiyatlandırma ölçütü

charge based on X kalıbında charge, ‘ücret talep etmek’ anlamına gelir; ‘suçlamak’ veya ‘şarj etmek’ anlamında değildir. Based on X, fiyatı belirlemek için kullanılan faktörü gösterir. Burada bir kişinin cinsiyet kimliği, işletmenin kesinlikle kullanmayı reddettiği bir fiyatlandırma ölçütü olarak belirtiliyor. Bir fiyatlandırma kuralını açıklamak için charge (someone) based on + ölçüt yapısını kullanın. on sonrasında zaman, mesafe veya kullanım miktarı gibi bir ölçüt gelmelidir.

Alıştırma

Cümleyi ‘ücreti bir ölçüte göre belirlemek’ anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The parking service will ____ how long each car stays.

Cevabı göster

charge based on

So we're working really hard

1:30

Bu nedenle büyük çaba gösteriyoruz;

to give the customers creative freedom with their look, Kalıp ifadeler

1:31

müşterilere görünümleri konusunda yaratıcı özgürlük sunmak,

but also with the way that they pay.

1:35

aynı zamanda ödeme şekillerinde de özgürlük sağlamak için.

Kalıp ifadeler

give someone creative freedom: birine yaratıcı özgürlük vermek

give the customers creative freedom ifadesinde give + kişi + şey yapısı kullanılır: freedom alan kişiler müşterilerdir. Creative freedom, tasarım veya tarz konusunda kişinin kendi seçimlerini yapabilmesi için alan tanınması demektir; fiziksel bir şeyin teslim edilmesi anlamına gelmez. Burada ifade doğrudan müşterilerin görünümleriyle ilgili seçimlerini anlatır; ardından aynı özgürlük fikri ödeme biçimlerine de genişletilir. Yeniden kullanılabilen biçimler give someone creative freedom to + fiil ve give someone creative freedom in + alan şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi give + the skaters + creative freedom kullanarak tamamlayın: The coach wants to ____ to choose the music for their routine.

Cevabı göster

give the skaters creative freedom

We just turned 10 in July. Kelime

1:38

Temmuz ayında 10. yılımızı doldurduk.

Kelime

Bir işletmenin yıl dönümünü anlatan turned 10

“Turned 10” ifadesinde turn + yaş, “o yaşı doldurmak” demektir. Geçmiş zaman biçimi turned, bu değişimin temmuzda gerçekleştiğini gösterir. Burada we, dükkânı ve ekibini temsil eder; yani işletme bir insan gibi anlatılır. Cümle, dükkânın on yıllık faaliyet süresini doldurduğu anlamına gelir. Bir sayının 10 olduğu veya yönün değiştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir dükkânla ilgili röportajda We turned 10 in July ne anlama gelir?

  1. Dükkân temmuz ayında on yıllık faaliyet süresini doldurdu.
  2. Dükkân temmuz ayında açılış saatini ona aldı.
  3. Dükkânın satışları temmuz ayında on dolara ulaştı.
Cevabı göster

Dükkân temmuz ayında on yıllık faaliyet süresini doldurdu.

So when we first opened,

1:40

İlk açıldığımızda

I was behind the chair cutting 5 days a week. Kelime

1:41

haftada beş gün müşteri koltuğunun başında saç kesiyordum.

Kelime

Kuaförlükte behind the chair

Kuaför ve berberlik dilinde “behind the chair”, kuaför veya berber olarak müşterilere doğrudan hizmet vermek, özellikle saç kesmek ya da şekillendirmek demektir. Buradaki chair, müşteriye hizmet verilen çalışma alanını temsil eder. “I was behind the chair cutting 5 days a week” cümlesinde işletme sahibi, haftada beş gün saçla ilgili uygulamalı işi bizzat yaptığını anlatır. Bu ifade yalnızca nerede durduğunu değil, müşterilerle doğrudan yaptığı mesleki işi belirtir.

Alıştırma

Bir kuaför salonu röportajında I was behind the chair cutting five days a week ne anlama gelir?

  1. Haftada beş gün salon açılmadan önce bir koltuğun arkasında bekliyordum.
  2. Haftada beş gün müşterilerle bizzat kuaför olarak çalışıyordum.
  3. Haftada beş gün bir koltuğun arkasındaki masadan salonu yönetiyordum.
Cevabı göster

Haftada beş gün müşterilerle bizzat kuaför olarak çalışıyordum.

I spend a lot of time facilitating classes Dilbilgisi

1:44

Zamanımın büyük bölümünü dersleri yürütmeye

and doing some training,

1:48

ve eğitim vermeye ayırıyorum,

Dilbilgisi

spend a lot of time facilitating classes: dersleri yönlendirmeye çok zaman ayırmak

spend + bir zaman dilimi + -ing yapısında zaman dilimi spend fiilinin nesnesidir; -ing biçimi ise bu zamanı alan etkinliği belirtir. Burada facilitating classes, konuşmacının zamanının büyük bölümünü neyin aldığını açıklar. Facilitating, dersleri düzenlemek ve yönlendirmek demektir; her bölümü bizzat öğretmek anlamına gelmek zorunda değildir. Aynı yapı başka süre ve etkinliklerle de kullanılır: spend two hours preparing veya spend the weekend studying. Cümlenin tamamında facilitating classes ile doing some training, spend sonrasında paralel kullanılan iki -ing etkinliğidir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için spend fiilinin geçmiş zamanını, three hours zaman ifadesini ve revise fiilinin -ing biçimini kullanın: Maya ____ the report before the meeting.

Cevabı göster

spent three hours revising

but also I have to work on the business Kelime

1:49

ama bir yandan da işletmeyi geliştirmeye odaklanmam,

and not necessarily in the business.

1:52

yalnızca günlük işleyişin içinde kalmamam gerekiyor.

Kelime

work on the business ... not necessarily in the business: işletmeyi geliştirmek, günlük işlerinde çalışmak zorunda olmamak

Bu yönetim karşıtlığında work on the business, şirketi bir sistem olarak iyileştirmek, planlamak veya geliştirmek anlamına gelir. Work in the business ise ürün ya da hizmetleri doğrudan sunan günlük operasyonel işleri yapmak demektir. Edatlar yalnızca farklı fiziksel konumları değil, farklı çalışma düzeylerini gösterir. Not necessarily karşıtlığı yumuşatır. Konuşmacı bazı operasyonel işleri yine yapabilir, ancak bunlar her zaman veya kendiliğinden ana odağı değildir.

Alıştırma

Stratejik iyileştirme için on, günlük operasyonlar için in kullanın: Lena spends Mondays working ____ the business by improving its systems and Tuesdays working ____ the business by serving customers.

Cevabı göster

on · in

I love cutting hair

1:54

Saç kesmeyi çok seviyorum

and I'll never want to give that up completely. Öbek fiiller

1:55

ve bundan asla tamamen vazgeçmek istemem.

Öbek fiiller

give that up: bir etkinliği bırakmak

give that up, bir etkinliği yapmayı bırakmak veya ondan vazgeçmek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. Buradaki that, saç kesmeyi ifade eder; yani konuşan kişi saç kesmeyi tamamen bırakmak istemediğini söylüyor. Bir isim nesnesiyle nesne up'tan önce veya sonra gelebilir: give the activity up veya give up the activity. Bir zamirle ise zamir give ile up arasına gelmelidir: give it up veya give that up.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın: I enjoy painting, and I never want to ___ completely.

  1. give up it
  2. give them up
  3. give it up
Cevabı göster

give it up

But I have a great team

1:58

Ama harika bir ekibim var;

who can take care of that for me. Öbek fiiller

1:59

bu işi benim yerime onlar üstlenebiliyor.

Öbek fiiller

take care of: birinin yerine bir işi halletmek

take care of burada bir işi, sorunu veya sorumluluğu üstlenip halletmek ya da tamamlamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede that, saç kesme hizmetlerini ifade eder; for me ise ekibin işi konuşan kişinin yerine yapacağını gösterir. Burada anlatılan şey yalnızca endişe duymak veya kişisel olarak ilgilenmek değil, sorumluluk alıp harekete geçmektir. Ekip işi yönetebilir ve böylece konuşan kişinin bunu kendisinin yapması gerekmez.

Alıştırma

"The technician will take care of the installation for us" cümlesinde take care of ne anlama gelir?

  1. kurulumu yönetip tamamlamak
  2. teknisyene tıbbi bakım sağlamak
  3. kurulum hakkında endişe duymak
Cevabı göster

kurulumu yönetip tamamlamak

So I'm able to then free up some time Öbek fiiller

2:02

Böylece kendime biraz zaman açıp

Öbek fiiller

biraz zaman ayırmak

Free up bir phrasal verb'dür ve bir işi ortadan kaldırarak ya da bir kaynağın kullanımını değiştirerek zamanı, alanı, parayı veya başka bir kaynağı kullanılabilir hâle getirmek anlamına gelir. Bu cümlede konuşanın programı daha az yoğun hâle geliyor ve böylece başka bir iş için biraz zaman kalıyor. Bu ifade, zamanın fiziksel olarak serbest bırakılması ya da bir şeyin ücretsiz olması anlamına gelmez. Yaygın yapı free up + kaynak şeklindedir; örneğin free up some time.

Alıştırma

Bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Moving the dentist appointment will ___ an hour for homework.

  1. free up
  2. let go of
  3. take care of
  4. make free
Cevabı göster

free up

and take care of business. Deyimler

2:04

işletmeyle ilgilenebiliyorum.

Deyimler

önemli işleri halletmek

Take care of business, tamamlanması gereken önemli işleri veya sorumlulukları ele almak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede business, konuşanın işi ve yönetim görevleri anlamında geniş bir şekilde kullanılır; bakılması gereken bir kişiyi veya nesneyi anlatmaz. Bu ifade, konuşanın gerekli işleri bitireceğini gösterir. Burada anlamı doğrudan ve pratiktir; övünme veya tehdit anlamı taşımaz.

Alıştırma

Anlam “gerekli işleri halletmek” olduğunda bu cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? Before the shop opens, Maya needs to ___ and check the orders.

  1. do business
  2. make business
  3. take care of a customer
  4. take care of business
Cevabı göster

take care of business

During the holidays,

2:06

Yıl sonu tatil döneminde

American Express has a big campaign called Small Business Saturday. Kültür

2:08

American Express, Small Business Saturday adlı büyük bir kampanya düzenliyor.

Kültür

Small Business Saturday: bir ABD kampanyasının adı

Small Business Saturday, tüketicileri küçük işletmeleri desteklemeye teşvik eden ABD'deki tatil dönemi alışveriş kampanyasının adıdır. Bu cümlede American Express'in kampanyayı tanıttığı anlatılır. Bu üç sözcük birlikte tek bir özel ad oluşturur; çok sayıda küçük işletmenin yer aldığı herhangi bir cumartesi anlamına gelmez. Bu adı tanımak, reklamlarda, haritalarda ve haberlerde geçen shop small ve yerel işletmeleri destekleme göndermelerini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Örnekte Small Business Saturday nedir?

  1. Küçük işletmelerin desteklenmesini teşvik eden, özel adı olan bir ABD tatil alışverişi kampanyası
  2. Birçok küçük işletmenin tesadüfen açık olduğu herhangi bir cumartesi
  3. Yalnızca büyük şirketlere sunulan bir indirim
  4. American Express tarafından haftalık yayımlanan bir harita
Cevabı göster

Küçük işletmelerin desteklenmesini teşvik eden, özel adı olan bir ABD tatil alışverişi kampanyası

So having Logan Parlor listed on the Shop Small Map has been great Notlar

2:13

Shop Small Map'te Logan Parlor'a yer verilmesi bu yüzden harika oldu;

Dilbilgisi

having Logan Parlor listed: özne görevindeki gerund öbeği

having Logan Parlor listed on the Shop Small Map ifadesinin tamamı, has been great yükleminden önce özne görevi gören bir gerund öbeğidir. İşletmenin haritaya eklenmesi için yapılan düzenlemeyi ve bunun sonucundaki durumu değerlendirilmek üzere tek bir konu hâline getirir. Öbeğin içinde having, have + object + past participle kalıbını izler: Logan Parlor nesnedir ve listed ona ne yapıldığını anlatır. Odak, işletmenin haritada yer almasıdır; cümle işletme sahibinin listeleme işlemini şahsen yaptığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi have our cafe listed ifadesinin gerund özne biçimiyle tamamlayın: ____ in the local guide has brought us new customers.

Cevabı göster

Having our cafe listed

because it's a resource

2:17

çünkü insanların yararlanabileceği bir kaynak;

that people can go and actually find local businesses

2:18

insanlar gidip yerel işletmeleri gerçekten bulabiliyor

through this map feature.

2:22

bu harita özelliği sayesinde.

Kültür

Yerel işletmeleri keşfetme aracı olarak Shop Small Map

Bu cümlede Shop Small Map, müşterilerin yakındaki bağımsız veya küçük işletmeleri keşfetmesine yardımcı olan markalı bir harita aracının adıdır. Yerel işletmelerden alışveriş yapmayı teşvik eden daha geniş Shop Small ve Small Business Saturday kampanyasıyla bağlantılıdır. Burada Shop Small, fiziksel olarak küçük bir mağazada alışveriş yapmak değil, küçük işletmelerden alışveriş yapmayı seçip onları desteklemek anlamına gelir. Haritada listelenmek, potansiyel müşterilerin işletmeyi daha kolay bulmasını sağlar.

Alıştırma

Shop Small Map burada neyi ifade ediyor?

  1. Logan Parlor'ın içinde kullanılan bir kat planı
  2. Yerel küçük işletmeleri bulmaya yarayan markalı bir harita kaynağı
  3. Yalnızca fiziksel olarak çok küçük mağazaları gösteren bir harita
Cevabı göster

Yerel küçük işletmeleri bulmaya yarayan markalı bir harita kaynağı

And it's incredible

2:24

Bu gerçekten inanılmaz,

because we get to meet people Dilbilgisi

2:25

çünkü insanlarla tanışma fırsatı buluyoruz;

that we probably wouldn't normally meet

2:26

normalde muhtemelen hiç tanışmayacağımız insanlarla

Dilbilgisi

get to meet: yalnızca bir buluşma değil, güzel bir fırsat

Get to + fiilin yalın hâli, bir eylemi koşulların mümkün kıldığı bir fırsat veya ayrıcalık olarak sunar. Burada get to meet, haritanın işletme sahiplerine başka türlü muhtemelen karşılaşmayacakları insanlarla tanışmak için değerli bir fırsat verdiğini gösterir. To mastarı başlattığı için meet yalın hâlde kalır. Bu yapıda get, varmak anlamına gelmez ve get to, zorunluluk bildiren have got to ifadesi değildir.

Alıştırma

Cümleyi ‘tanışma fırsatına sahip olmak’ anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Thanks to the workshop, we ____ local artists.

Cevabı göster

get to meet

or people who have heard about us Öbek fiiller

2:29

ya da hakkımızda bir şeyler duymuş

and found us through this.

2:30

ve bizi buradan bulmuş kişilerle.

Öbek fiiller

heard about us: işletme hakkında bilgi edinmek

Bu cümlede heard about us, insanların işletme hakkında belki tavsiyeler veya tanıtımlar yoluyla bilgi edindiği anlamına gelir. İnsanların dükkândan gelen sesleri fiziksel olarak duyduğu anlamına gelmez. Yapı hear about + kişi, yer, şey veya olay biçimindedir. Buradaki us, işletmeyi ve oradaki insanları ifade eder; who have heard about us yapısında heard, have fiilinden sonra gelen geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Bir müşteri dükkân hakkında tavsiyeler yoluyla bilgi edinmiştir; yalnızca adını duymamış ve dükkândan bir mesaj almamıştır. En uygun cümle hangisidir?

  1. She heard about the shop from her neighbors.
  2. She had heard of the shop's name but knew nothing else.
  3. She heard from the shop in an email.
Cevabı göster

She heard about the shop from her neighbors.

So it's super helpful

2:33

Bu yüzden son derece faydalı;

to us and our business

2:35

bizim için ve işletmemiz için,

and our team and the neighborhood

2:37

ekibimiz ve mahallemiz için.

and it just brings so much money,

2:39

Ayrıca buraya büyük miktarda para getiriyor;

you know, keeps it here. Deyimler

2:41

yani paranın burada kalmasını sağlıyor.

Deyimler

keeps it here: harcamaların yerel toplulukta kalmasını sağlamak

Burada keeps it here, müşterilerin harcadığı paranın yerel toplulukta kalmasını sağlamak anlamına gelir. Nesne konumundaki it bu parayı, here ise tek ve kesin bir fiziksel noktadan ziyade mahalleyi veya yerel ekonomiyi ifade eder. Konuşma dilindeki bu sıralı yapıda keeps fiilinin öznesi önceki bölümden anlaşılır: etkinlik veya tanıtım para getirir ve paranın burada kalmasını sağlar. Aktarılabilir yapı keep + nesne + yer ifadesidir ve bir şeyin belirli bir yerde veya sistemde kalmasını sağlamak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The weekend market brings money into our neighborhood and ____.

Cevabı göster

keeps it here

So it's been great for us.

2:42

Dolayısıyla bizim için harika oldu.

I really do wanna make some change in the industry. Dilbilgisi

2:45

Sektörde gerçekten bir değişim yaratmak istiyorum.

Dilbilgisi

really do wanna: olumlu cümlede vurgulu bağlılık

Burada do, olumlu bir cümlede vurgu yapan yardımcı fiildir. Ayrı bir eylem bildirmez ve cümleyi soru cümlesine dönüştürmez. Wanna (want to) ifadesini güçlendirerek konuşanın sektörde gerçekten bir değişiklik yapmak istediğini kararlı biçimde doğrular. Wanna, want to ifadesinin konuşma dilindeki gayriresmî biçimidir. Resmî yazıda want to kullanmak daha uygundur, ancak do'nun vurgusu korunur: I really do want to make some change.

Alıştırma

Olumlu bir ifadede gerçek bir bağlılığı vurgulamak için do'yu en açık biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. I really do wanna make some change in the industry.
  2. Do I wanna make some change in the industry?
  3. I really wanna make some change in the industry.
Cevabı göster

I really do wanna make some change in the industry.

Maybe even getting into beauty schools

2:48

Belki güzellik okullarına bile gidip

and sharing some of the information Kelime

2:50

bazı bilgiler paylaşabilirim,

around how to create more inclusive salon spaces.

2:52

daha kapsayıcı salon ortamlarının nasıl oluşturulacağına dair.

Kelime

information around how to create: konu belirten around

Burada around fiziksel bir alanı değil, bir konuyu tanıtır. Information around how to create more inclusive salon spaces, bu alanların nasıl oluşturulacağı veya bu süreçle ilgili bilgiler anlamına gelir; how to create more inclusive salon spaces, bilginin konusunu belirtir. Bu kullanım konuşma ve iş dilinde yaygındır, ancak information about how to create ifadesinden daha geniş ve daha az doğrudandır. Burada around'u about veya concerning olarak anlayın; bilgilerin bir salonun çevresinde bulunduğunu düşünmeyin.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? “The workshop gives families information around how to protect their accounts” cümlesinde around, hesapların çevresindeki fiziksel bir yeri ifade eder.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

So a lot of people live outside the binary Kelime

2:56

Pek çok insan ikili cinsiyet sisteminin dışında yaşıyor

Kelime

“Live outside the binary”: iki kategorinin ötesindeki cinsiyet

Bu cümlede live outside the binary, bir kişinin cinsiyet kimliğinin yalnızca erkek ve kadın kategorileriyle tam olarak açıklanamaması anlamına gelir. Buradaki the binary, bilgisayar kodunu değil ikili cinsiyet sistemini ifade eder. Outside mecazidir: fiziksel bir sınırın ötesinde yaşamayı değil, iki parçalı bir sisteme tamamen uymamayı anlatır. Bu ifade, farklı kimliklerin hepsinin aynı olduğunu öne sürmeden onlardan birlikte söz etmeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın. Cümle, yalnızca erkek ve kadınla sınırlı olmayan cinsiyeti anlatıyor: Some people ____, so the form offers more than two gender options.

Cevabı göster

live outside the binary

and I think they feel very seen and celebrated Deyimler

2:58

ve bence gerçekten fark edildiklerini ve değer gördüklerini hissediyorlar,

when they come to a space that allows for their full expression. Kalıp ifadeler

3:01

kendilerini bütünüyle ifade etmelerine olanak tanıyan bir yere geldiklerinde.

Deyimler

“Feel seen and celebrated”: anlaşılmak ve olumlu biçimde değer görmek

Feel seen, diğer insanların sizin kim olduğunuzu veya neye ihtiyaç duyduğunuzu gerçekten fark edip anladığını hissetmek demektir; yalnızca görünür veya fark edilmiş olmaktan daha fazlasıdır. Feel celebrated daha güçlü ve olumlu bir anlam ekler: insanlar sizi yalnızca kabul etmez, kimliğinizi memnuniyetle karşılar ve ona değer verir. seen and celebrated birlikte, kapsayıcı bir ortama verilen duygusal tepkiyi anlatır. Buradaki celebrated için bir parti veya resmî kutlama gerekmez.

Alıştırma

Bir kulüpte Maya şöyle diyor: 'People remember my name, respect my needs, and cheer for who I am. I feel seen and celebrated here.' Ne demek istiyor?

  1. Anlaşıldığını ve olumlu biçimde değer gördüğünü hissediyor.
  2. Odanın her yerinden görülebiliyor.
  3. Onun için bir parti düzenleniyor.
Cevabı göster

Anlaşıldığını ve olumlu biçimde değer gördüğünü hissediyor.

Kalıp ifadeler

Kendilerini bütünüyle ifade etmelerine olanak tanımak

allows for their full expression ifadesinde allows for, bir şeyin gerçekleşmesi için gereken alanı ya da koşulları sağlamak anlamına gelir. Bu, bir kişiye bir şeyi yapma izni vermekten farklıdır: vurgu, mekânın insanların kendilerini bütünüyle ifade etmelerini desteklemesindedir. Buradaki their, bağlamda söz konusu olan kişileri anlatır; full expression ise dar bir kategoriye zorlanmadan kimliklerini, tarzlarını veya yaratıcılıklarını tamamen ortaya koymalarıdır. İfade, kapsayıcı bir mekânın bunu mümkün kıldığını söyler.

Alıştırma

Burada allows for their full expression ne anlama geliyor?

  1. Tam ifadelerini bir unsur olarak dikkate alır
  2. Mekâna girmeleri için onlara resmî izin verir
  3. Kendilerini bütünüyle ifade edebilmeleri için koşullar yaratır
  4. Farklı şekillerde ifade edilmelerini engeller
Cevabı göster

Kendilerini bütünüyle ifade edebilmeleri için koşullar yaratır