Kötü hissettirse bile neden erteleriz?: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, ertelemeyi yalnızca tembellik değil, tehdit gibi algılanan bir göreve karşı gelişen duygusal bir tepki olarak açıklıyor. Kaçınmak stresi kısa süreliğine azaltsa da zararlı döngüyü güçlendiriyor; döngüyü kırmak için olumsuz duyguları yönetilebilir adımlar ve öz şefkatle azaltmak gerekiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. you've been putting off — Öbek fiiller: put off ifadesinin bir şeyi fiziksel olarak kenara koymak değil, tamamlanması gereken bir işi ertelemek anlamına geldiğini anlayabilirsiniz. Bu doğal ifadeyi geciktirilen raporlar, çalışma oturumları, kararlar, randevular veya planlar hakkında konuşurken kullanabilirsiniz. 2. common misconception — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bu eşdizimi, konuşmacı yaygın fakat yanlış bir inancı tanıttığında fark edebilirsiniz; burada söz konusu inanç, erteleyen herkesin mutlaka tembel olduğudur. Açıklama ve tartışmalarda hatalı varsayımları belirtmek ve düzeltmek için kullanabilirsiniz. 3. more than anything, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Birkaç strateji sıralandıktan sonra bu ifadenin en önemli öneriyi öne çıkardığını görebilirsiniz. Tavsiyeleri önem sırasına koymak ve burada öz şefkatin diğer önlemlerden daha önemli olduğunu vurgulamak için kullanabilirsiniz.
Bu derste
report you've been putting off is due tomorrow. Notlar
0:11sürekli ertelediğiniz o raporun teslim tarihi yarın.
you've been putting off: bir şeyi sürekli ertelemek
Put off, bir şeyi yapmayı veya ele almayı ertelemek anlamına gelen, ayrılabilen bir öbek fiildir. Burada ertelenen şey rapordur; off fiziksel bir yön belirtmez. you've been putting off, present perfect continuous yapısındadır. Ertelemenin daha önce başladığını ve şimdiye kadar sürdüğünü veya tekrarlandığını gösterir; son teslim tarihi yaklaşırken aciliyet hissini artırır. that report you've been putting off ifadesinde report sonrasında kullanılabilecek ilgi sözcüğü that düşürülmüştür, ancak report yine de putting off yapısının nesnesidir.
Alıştırma
Cümleyi put off ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nina keeps ____ her reading assignment until the night before it is due.
Cevabı göster
putting off
is due tomorrow: son teslim tarihinin yarın olduğunu belirtmek
Be due + zaman, bir şeyin ne zaman beklendiğini veya gerektiğini belirtir. Burada is due tomorrow, raporun son teslim tarihinin yarın olduğu ve o zaman tamamlanması veya teslim edilmesi gerektiği anlamına gelir. Ödevler, raporlar, faturalar ve benzeri şeylerle kullanıldığında due genellikle bir son tarihi ifade eder. Bu yapıda tomorrow doğrudan due sonrasında gelir.
Alıştırma
Son teslim tarihini belirtmek için cümleyi be due yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The permission slip ____ tomorrow.
Cevabı göster
is due
It's time to buckle down, open your computer, and check your phone. Öbek fiiller
0:14İşe koyulma zamanı, bilgisayarınızı açıyorsunuz ve... telefonunuzu kontrol ediyorsunuz.
buckle down: ciddiyetle işe koyulmak
Burada buckle down, ertelemeyi veya dikkat dağıtıcı şeylerle uğraşmayı bırakıp ciddi biçimde odaklanarak çalışmaya başlamak demektir. Çalışmama hâlinden gerçek bir çaba gösterme hâline geçişi anlatır; buckle sözcüğünün gerçek anlamındaki gibi bir toka takmak anlamına gelmez. Telefonu kontrol etmek bu ciddi planı bozduğu için cümle komiktir: Konuşan kişi odaklanma zamanının geldiğini söyler, ancak hemen ardından dikkat dağıtabilecek bir şeyden söz eder.
Alıştırma
“Ertelemeyi bırakıp ciddi biçimde çalışmaya başlamak” anlamına gelen bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The deadline is tomorrow, so it is time to ____.
Cevabı göster
buckle down
Maybe catch up on your favorite YouTube channel. Öbek fiiller
0:20Belki de en sevdiğiniz YouTube kanalındaki videoları yakalarsınız.
catch up on: kaçırılan içerikleri tamamlamak
Catch up on, daha önce zaman bulunamayan bir şeyi sonradan yapmak, okumak, izlemek veya öğrenmek anlamına gelir. On sözcüğünden sonra emails, news, homework veya episodes gibi tamamlanmamış ya da kaçırılmış içerik gelir. Bu cümlede söylenmeyen nesne, kanalın kaçırılmış videoları veya güncellemeleridir. Önde giden birini fiziksel olarak yakalamak anlamında kullanılmamıştır.
Alıştırma
Kaçırdığınız e-postaları ele almanız gerektiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- I need to catch the emails up I missed.
- I need to catch up with the emails I missed.
- I need to catch up on the emails I missed.
Cevabı göster
I need to catch up on the emails I missed.
Actually, you should probably make dinner first.
0:23Aslında, muhtemelen önce akşam yemeğini hazırlamalısınız.
though it's hard to enjoy with this work hanging over your head. Deyimler
0:27gerçi başınızda bu iş asılıyken keyif almak zordur.
with this work hanging over your head: üzerindeki bitmemiş iş baskısı
with this work hanging over your head ifadesinde hanging over your head bir mecazdır: bitmemiş iş sürekli kaygı veya baskı yaratır. Kişinin başının üzerinde gerçekten bir şey yoktur. with + isim + -ing yapısı arka plandaki bir durumu verir. Burada kişi yemek yaparken iş hâlâ aklındadır, bu nedenle yemek yapmaktan keyif almak zordur. Aynı yapı, rahatlamayı zorlaştıran çözülmemiş bir sorumluluk, sorun veya tehdidi anlatabilir.
Alıştırma
“with this deadline hanging over your head” ne anlama gelir?
- Görev, anlayamayacağın kadar zor.
- Bitmemiş bir görev ve son teslim tarihi sürekli kaygı yaratıyor.
- Bir nesne gerçekten başının üzerinde asılı duruyor.
Cevabı göster
Bitmemiş bir görev ve son teslim tarihi sürekli kaygı yaratıyor.
the cycle of procrastination: tekrarlanan erteleme düzeni
the cycle of procrastination ifadesinde cycle, tekrar eden bir düzeni anlatır: bir eylem veya duygu diğerine yol açar ve süreç yeniden başlar. of ile başlayan bölüm, bu düzenin türünü adlandırır; burada ertelemedir. Burada cycle mutlaka sabit uzunluktaki bir zaman dilimi anlamına gelmez. cycle of + isim yapısı, a cycle of debt örneğinde olduğu gibi tekrarlanan bir davranışı veya kendini güçlendiren bir süreci adlandırabilir.
Alıştırma
“the cycle of procrastination” ifadesindeki cycle ne anlama gelir?
- tek ve bağımsız bir karar
- tekrar eden bir davranış düzeni
- sabit bir zaman miktarı
Cevabı göster
tekrar eden bir davranış düzeni
And I promise you, we have all been there. Deyimler
0:40Ve size söz veriyorum, hepimiz bu yollardan geçtik.
we have all been there: benzer bir deneyimi paylaşmak
We have all been there, hepimizin benzer bir durum yaşamış olduğu anlamına gelir. Buradaki there, fiziksel bir yeri değil, daha önce söz edilen türde bir deneyimi gösterir. We ve all kullanımı dayanışma duygusu yaratır. Konuşmacı ertelemeyi yaygın bir insan deneyimi olarak sunar; böylece dinleyici, tek başına suçlandığını değil, anlaşıldığını hisseder.
Alıştırma
Yargılayın: Bu cümlede there, herkesin ziyaret ettiği fiziksel bir yer anlamına gelir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
But why do we keep procrastinating even when we know it's bad for us? Dilbilgisi
0:44Ama bizim için kötü olduğunu bildiğimiz halde neden ertelemeye devam ediyoruz?
keep procrastinating even when...: doğru olmadığını bilerek devam etmek
Keep + fiilin -ing biçimi, bir eylemin sürdüğünü veya tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Bu nedenle keep procrastinating, ertelemeye devam etmek demektir. Keep bu anlamda kullanıldığında sonraki fiil -ing biçimini alır. Even when, normalde eylemi durdurması gereken ama durdurmayan bir durum getirir. Keep doing something even when... kalıbının tamamı, davranış ile kişinin bildiği veya yaşadığı durum arasındaki çatışmayı vurgular: ertelemenin zararlı olduğunu biliriz ama yine de sürdürürüz.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın. Keep ile check sözcüklerini birlikte ve ayrıca even when ifadesini kullanın: I ____ my phone ____ I know it distracts me.
Cevabı göster
keep checking · even when
To be clear, putting something off isn't always procrastinating. Anlatım akışı
0:50Açık olmak gerekirse, bir şeyi sonraya bırakmak her zaman ertelemek değildir.
To be clear: bir açıklama geleceğini belirtmek
To be clear, bir açıklamanın geleceğini bildiren bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye, sonraki ifadenin bir noktayı kesin biçimde tanımlamak veya yanlış anlamayı önlemek için söylendiğini gösterir; bir şeyin görsel olarak net olduğu anlamına gelmez. Burada, bir şeyi ertelemek ile işi sürekli geciktirmek arasındaki ayrımı çerçeveler. Genel olarak, dinleyicinin dikkatle yorumlamasını istediğiniz açıklamadan önce kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede To be clear ne işe yarıyor?
- Konuşanın dinleyicileri duyamadığını gösterir.
- Konuşanın bir ayrımı açıklığa kavuşturduğunu gösterir.
- Durumun kolayca görülebildiğini söyler.
Cevabı göster
Konuşanın bir ayrımı açıklığa kavuşturduğunu gösterir.
Responsible time management requires deciding which tasks are important and which ones can wait. Dilbilgisi
0:55Sorumlu zaman yönetimi, hangi görevlerin önemli olduğuna ve hangilerinin bekleyebileceğine karar vermeyi gerektirir.
deciding which ... and which ones ...: paralel seçimler
deciding fiilini iki paralel yan cümle izler: which tasks are important ve which ones can wait. Bu iki yan cümle birlikte, görevleri sınıflandırırken verilmesi gereken iki kararı belirtir. İkinci yan cümlede ones, çoğul isim tasks yerine geçer; dolayısıyla which ones, which tasks anlamındadır. which ... and which ones ... kalıbı, bilinen bir kümeyi gruplara ayırırken veya farklı üyeler için farklı eylemler seçerken kullanışlıdır.
Alıştırma
tasks sözcüğünü tekrarlamayan ifadeyle paralel yapıyı tamamlayın: We need to decide which tasks are urgent and ____ can wait.
Cevabı göster
which ones
Procrastination is when we avoid a task we said we would do for no good reason, Kalıp ifadeler
1:01Erteleme, yapacağımızı söylediğimiz bir görevi geçerli bir neden olmaksızın,
for no good reason: geçerli bir neden olmadan
Bu cümlede for no good reason, “geçerli veya haklı gösterilebilir bir neden olmadan” demektir. Görevden kaçınmayı mantıksız bir davranış olarak gösterir; burada bu özellik ertelemenin tanımının bir parçasıdır. Good, nedenin niteliğini anlatır: a good reason, davranışı haklı gösterebilen bir nedendir. Nedenin nazik veya ahlaken iyi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “geçerli bir neden olmadan” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: He deleted the message ____.
Cevabı göster
for no good reason
despite expecting our behavior to bring negative consequences. Dilbilgisi
1:06davranışımızın olumsuz sonuçlar getireceğini beklememize rağmen yapmaktan kaçınmamızdır.
despite expecting...: despite + -ing
Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: despite sonrasında belirtilen duruma karşın ana eylem veya gerçek yine de geçerlidir. Burada despite expecting..., “beklememize rağmen” anlamına gelir ve olumsuz sonuçların önceden öngörüldüğünü gösterir. Despite sonrasında bir isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir; kendi öznesi ve çekimli fiili olan tam bir cümlecik doğrudan gelemez. Bu nedenle despite expecting... doğrudur; tam bir cümlecikle although we expect... kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?
- Despite we expected delays, we left on time.
- Despite expecting delays, we left on time.
- Despite to expect delays, we left on time.
Cevabı göster
Despite expecting delays, we left on time.
Obviously, it's irrational to do something you expect to harm you.
1:10Size zarar vermesini beklediğiniz bir şeyi yapmak açıkça mantıksızdır.
But ironically, procrastination is the result of our bodies trying to protect us, Notlar
1:15Ancak ironik bir şekilde, erteleme vücudumuzun bizi korumaya çalışmasının sonucudur,
is the result of: bir sonucu nedenine bağlamak
A is the result of B kalıbında A sonucu, B ise nedeni ya da kaynağı belirtir. Burada procrastination sonuçtur; bedenin bizi korumaya çalışması ise bu sonucun kaynağı olarak sunulur. İsme dayalı bu neden-sonuç yapısı açıklamalarda, raporlarda ve akademik ya da bilimsel yazılarda yaygındır. Nedenin önündeki of sözcüğünü koruyun: be the result of + isim veya -ing yan cümlesi.
Alıştırma
Cümleyi be the result of ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The cancellation ____ severe weather.
Cevabı göster
was the result of
specifically by avoiding a task we see as threatening. Kalıp ifadeler
1:21özellikle de tehdit edici olarak gördüğümüz bir görevden kaçınarak.
But ironically: beklentiyi tersine çeviren geçiş sinyali
But önceki düşünceyle karşıtlık kurar; ironically ise ardından gelen bilginin beklenen ya da görünürdeki mantığa ters olduğunu gösterir. Birlikte kullanılan But ironically, açık görünen yorumu tersine çeviren bir açıklamanın geleceğine işaret eder. Burada erteleme, kişinin kendisine zarar veren bir davranış gibi görünür; ancak bedenin bizi koruma çabası olarak açıklanır. Ironically yalnızca “komik bir biçimde” demek değildir; önemli olan beklenti ile gerçeklik arasındaki uyuşmazlıktır.
Alıştırma
Bu cümlede But ironically neyin işaretini verir?
- Basit bir zaman sırasındaki bir sonraki olayın
- Birbiriyle ilgisiz olguların tarafsız bir listesinin
- Beklenen görüşle çelişen bir sonucun
Cevabı göster
Beklenen görüşle çelişen bir sonucun
see ... as threatening: bir şeyi tehdit olarak görmek
see A as B yapısında A, değerlendirilen kişi veya şeydir; B ise ona verilen tanım ya da kategoridir. a task we see as threatening ifadesindeki ilgi cümleciği “a task that we see as threatening” anlamına gelir: a task, see fiilinin anlaşılan nesnesidir. Burada see, “gözle görmek” değil, “olarak görmek” veya “kabul etmek” anlamındadır. İfade, görevin tehlikeli ya da riskli geldiğine dair değerlendirmemizi aktarır; görevin nesnel olarak gerçekten bir tehdit olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Maya’nın değerlendirmesini göstermek için eksik sözcüğü tamamlayın: Maya sees the setback ____ a chance to improve.
Cevabı göster
as
When you realize you need to write that report,
1:27O raporu yazmanız gerektiğini fark ettiğinizde,
your brain responds like it would to any incoming threat. Dilbilgisi
1:29beyniniz gelen herhangi bir tehdide vereceği tepkiyi verir.
responds like it would to ...: varsayımsal bir tepkiyle karşılaştırma
X responds like it would to Y yapısı, gerçek bir tepkiyi başka bir durumda beklenen tepkiyle karşılaştırır. Burada it, your brain ifadesini gösterir; dolayısıyla anlam şudur: Beyin rapora, yaklaşan bir tehdide vereceği tepkiyle aynı şekilde tepki verir. Buradaki would sıradan bir gelecek zamanı göstermez. Varsayımsal karşılaştırmayı kurar ve respond fiili zaten açık olduğu için would sonrasında tekrarlanmaz: like it would [respond] to any incoming threat.
Alıştırma
“The program reacts to the test signal like it would to a real attack,” cümlesinde would ne işe yarar?
- Varsayımsal bir karşılaştırma kurar ve tekrarlanan reacts fiilinin yerini tutar.
- Programın daha sonra tepki vereceğini söyler.
- Programın tepki vermeye istekli olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Varsayımsal bir karşılaştırma kurar ve tekrarlanan reacts fiilinin yerini tutar.
Your amygdala, a set of neurons involved in emotional processing and threat identification, Notlar
1:33Duygusal işlemleme ve tehdit tanımlamada rol oynayan bir nöron kümesi olan amigdalanız,
amygdala: duygu ve tehdit işlemeyle ilgili bir beyin yapısı
“Amygdala”, nöron gruplarından oluşan bir beyin yapısını ifade eden nörobilim terimidir. Bu cümlede duyguların işlenmesi ve olası tehditlerin belirlenmesiyle ilişkilendirilir. İlk virgülden sonraki sözler, teknik terimi doğrudan açıklayan bir ara ifade oluşturur. Bilimsel metinlerde bu tür yakın açıklamalar, bilinmeyen bir terimi kişi ya da marka adı sanmadan anlamanıza yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede amygdala neyi ifade ediyor?
- Tehlikeyi ölçen bir cihaz
- Bir kişinin adı
- Duyguları işleme ve tehditleri belirlemede rol alan bir beyin yapısı
Cevabı göster
Duyguları işleme ve tehditleri belirlemede rol alan bir beyin yapısı
involved in emotional processing and threat identification: duygusal işleme ve tehdit belirlemede rol alma
“Involved in”, bir etkinliğe, sürece veya işleve katılmak ya da onda rol oynamak anlamına gelir. Burada involved in emotional processing and threat identification, nöronların hangi işlere katkıda bulunduğunu açıklar; nöronların “karmaşık” olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, neurons sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: neurons [that are] involved in.... in’den sonra gelen eş görevli iki isim öbeği emotional processing ve threat identification, işlevleri adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bir süreçte rol oynamak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This brain region is ____ memory formation.
Cevabı göster
involved in
releases hormones, including adrenaline, that kick off a fear response. Öbek fiiller
1:39adrenalin dahil olmak üzere bir korku tepkisini başlatan hormonlar salgılar.
kick off a fear response: korku tepkisini başlatmak
Bu cümlede kick off, “bir şeyin başlamasına neden olmak” anlamındadır. Hormonlar bir korku tepkisini başlatır; dolayısıyla ifade gerçekten bir şeyi tekmelemekten söz etmez. Aktarılabilir kalıp kick off + olay, süreç veya tepki şeklindedir. Bir şeyin yalnızca başladığını söylemek yerine, başlangıcın bir etken tarafından tetiklendiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “başlamasına neden olmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: A sudden warning can ____ an emergency response.
Cevabı göster
kick off
This stress-induced panic can overpower the impulses from your prefrontal cortex, Kelime
1:45Bu stres kaynaklı panik, prefrontal korteksinizden gelen dürtüleri bastırabilir,
stress-induced panic: nedeni belirten birleşik sıfat
Stress-induced, panic sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır. “Stresin neden olduğu” anlamına gelir; dolayısıyla ifade paniğin nedenini belirtir. Aktarılabilir X-induced + isim kalıbında X nedeni belirtir, induced ise “neden olunan” veya “üretilen” anlamına gelir. Kısa çizgi, stress ve induced sözcüklerinin isimden önce birlikte çalıştığını gösterir.
Alıştırma
“Stresin neden olduğu” anlamındaki kısa çizgili sıfatı kullanın: The article discusses ____ sleep problems.
Cevabı göster
stress-induced
which typically help you think long-term and regulate your emotions. Kalıp ifadeler
1:50ki bu bölge genellikle uzun vadeli düşünmenize ve duygularınızı düzenlemenize yardımcı olur.
think long-term: gelecekteki sonuçları düşünmek
Think long-term, ileride neler olabileceğini ve bugünkü seçimin gelecekteki hedefleri nasıl etkileyeceğini düşünmek demektir. Long-term, düşünmenin zaman bakışını anlatır; uzun süre düşünmek anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, anlık bir duygusal tepkinin ötesine bakabilme yetisini adlandırır. Aynı fikir planlara, alışkanlıklara, paraya, eğitime ve gelecekte sonuç doğuracak başka kararlara da uygulanabilir.
Alıştırma
Bu cümlede think long-term ne anlama gelir?
- Yalnızca şu anda iyi hissettiren şeye odaklanmak
- Gelecekteki etkileri ve hedefleri düşünmek
- Saatlerce düşünmek
Cevabı göster
Gelecekteki etkileri ve hedefleri düşünmek
And it's in the midst of this fight, flight, or freeze response Notlar
1:55Ve işte bu savaş, kaç veya don tepkisinin ortasında,
in the midst of: devam eden bir durumun içinde
In the midst of, bir olay, süreç veya zor durum etkin biçimde devam ederken anlamına gelir. Burada kararı savaş, kaç ya da donakal tepkisinin öncesine veya sonrasına değil, tepkinin yaşandığı sürecin içine yerleştirir. İfade genellikle durumu daha canlı gösterir ve kişinin durumla çevrili olduğu hissini verir. in the midst of ifadesini tek bir birim olarak düşünün ve ardından in the midst of a crisis veya in the midst of major changes örneklerindeki gibi bir isim öbeği getirin.
Alıştırma
Hangi cümle devam eden bir durumu anlatmak için in the midst of ifadesini doğal biçimde kullanıyor?
- In the midst of five minutes, I finished my snack.
- In the midst of the emergency, the nurses stayed calm.
- In the midst of a pencil, I wrote my name.
Cevabı göster
In the midst of the emergency, the nurses stayed calm.
fight, flight, or freeze response: tehdide karşı üç tepki
Fight, flight, or freeze response, bedenin ve zihnin bir tehdide karşı verebileceği üç yaygın tepkiyi anlatan yerleşik bir terimdir: fight tehditle yüzleşmek, flight uzaklaşmak, freeze ise hareketsiz kalmak ya da tepki verememek demektir. Tehdit gerçek olabilir veya yalnızca öyle algılanabilir. Bu cümlede ifade, birinin zor bir işten kaçındığı sırada yaşanan stres tepkisini anlatır; üç sözcük sıradan eylemlerin gelişigüzel bir listesi değildir.
Alıştırma
Psikoloji ve sağlık içeriklerinde fight, flight, or freeze response ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Algılanan bir tehdide karşı verilen yaygın otomatik tepkileri adlandırır.
- Zor bir görevi çözmek için üç adım sıralar.
- Üç tür fiziksel egzersizi anlatır.
Cevabı göster
Algılanan bir tehdide karşı verilen yaygın otomatik tepkileri adlandırır.
that you decide to handle the threat by avoiding it
1:59tehdidi ondan kaçınarak yönetmeye karar verirsiniz
in favor of some less stressful task. Kalıp ifadeler
2:02ve daha az stresli bir göreve yönelirsiniz.
in favor of some less stressful task: daha az stresli bir seçeneği tercih etmek
In favor of, bir seçenek yerine başka bir seçeneği tercih etmek anlamına gelebilir. Burada avoiding it in favor of some less stressful task, stresli işi bırakıp onun yerine daha az stresli bir işi seçmek demektir. of sonrasındaki isim öbeği, tercih edilen veya benimsenen seçeneği belirtir. in favor of ifadesinin seçim mi yoksa destek mi anlattığını bağlam belirler; burada avoiding, değiştirme anlamını açıkça gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “ilk seçenek yerine ikinciyi seçmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The restaurant removed plastic straws ____ paper ones.
Cevabı göster
in favor of
After all, it's just a deadline, not a bear attack. Anlatım akışı
2:08Sonuçta bu sadece bir teslim tarihi, ayı saldırısı değil.
After all: destekleyici bir gerekçe eklemek
After all, daha önce söylenen bir düşünceyi destekleyen veya anlaşılır kılan bir gerekçe sunan söylem bağlayıcısıdır. Burada it's just a deadline, not a bear attack, böylesine yoğun bir tepkinin gerçek tehlikeyle orantısız olabileceğini açıklayan gerekçeyi verir. After all burada after everything gibi “her şeyden sonra” anlamına gelmez. Şu bilgi düzenini hatırlayabilirsiniz: ifade veya yargı + After all, + dinleyicinin aklında tutması gereken destekleyici gerçek.
Alıştırma
Bu cümlede After all ne işe yarıyor? You can ask for help. After all, nobody knows everything.
- Yardım istemeyi destekleyen bir gerekçe ekler.
- Yardım istemenin daha sonra gerçekleştiğini gösterir.
- İlgisiz bir konu başlatır.
Cevabı göster
Yardım istemeyi destekleyen bir gerekçe ekler.
But we're most likely to procrastinate tasks that evoke negative feelings, Dilbilgisi
2:11Ancak olumsuz duygular uyandıran görevleri ertelemeye daha meyilliyizdir,
such as dread, incompetence, and insecurity. Anlatım akışı
2:16korku, yetersizlik ve güvensizlik gibi.
we're most likely to procrastinate: be most likely to + fiil
be most likely to + fiilin yalın hâli yapısı, bir karşılaştırma içinde bir şeyi yapma olasılığının en yüksek olduğunu belirtir. we're most likely to procrastinate ifadesinde we're, we are anlamına gelir; most likely olasılığı, to procrastinate ise eylemi belirtir. Karşılaştırma açıkça söylenebilir veya bağlamdan anlaşılabilir. Burada farklı görev türleri karşılaştırılıyor: olumsuz duygular uyandıran görevler, insanların erteleme eğiliminin en yüksek olduğu görevlerdir.
Alıştırma
Hedef yapı be most likely to + verb ifadesini tamamlayın: Of all the players, Nina is ____ score the winning goal.
Cevabı göster
most likely to
such as dread, incompetence, and insecurity: örnekler verme
Such as, daha geniş bir kategoriye ait örnekleri tanıtır. Burada negative feelings kategoridir; dread, incompetence ve insecurity ise bu kategorinin üç örneğidir. Such as ifadesinden sonraki sözcükler tam bir yan cümle değil, birbirine paralel bir isim listesi oluşturur. Bu liste kategoriyi örneklerle açıklar ancak olası bütün olumsuz duyguları sıraladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hiking ve cycling sözcüklerini örnek olarak tanıtan iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Outdoor activities, ____ hiking and cycling, can improve your mood.
Cevabı göster
such as
Studies of procrastinating university students have found participants were more likely to put off tasks
2:20Erteleyen üniversite öğrencileri üzerine yapılan çalışmalar, katılımcıların
they perceived as stressful or challenging. Kalıp ifadeler
2:26stresli veya zorlu olarak algıladıkları görevleri ertelemeye daha meyilli olduklarını bulmuştur.
they perceived as stressful or challenging: ilgi cümleciğinde öznel değerlendirme
they perceived as stressful or challenging yan cümleciği tasks sözcüğünü niteler. Yapı, perceive something as + adjective kalıbını izler: they perceived the tasks as stressful or challenging. Tam ilgi cümleciği that ya da which ile başlayabilir, ancak nesne görevindeki bu ilgi zamiri burada düşürülmüştür. Perceive ... as nesnel bir gerçeği değil, katılımcıların değerlendirmesini aktarır. Görevler onlara stresli veya zorlayıcı görünmüştür; cümle herkesin görevleri aynı biçimde değerlendireceğini söylemez.
Alıştırma
Ekibin değerlendirmesini ifade etmek için perceive ... as yapısının geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: The team postponed a change they ____ too risky.
Cevabı göster
perceived as
And the perception of how difficult the task is increases while you're putting it off. Dilbilgisi
2:29Ve görevin ne kadar zor olduğuna dair algı, siz onu ertelerken artar.
how difficult the task is: gömülü soruda sözcük dizimi
Burada how difficult the task is, algının içeriğini, yani görevin ne kadar zor göründüğünü belirtir. Daha büyük bir cümlenin parçasıdır; doğrudan bir soru değildir. Gömülü bir soru düz cümle dizilişini kullanır: how difficult + the task + is. Doğrudan soruda is özneden önce gelir: How difficult is the task?
Alıştırma
Hangi cümlede gömülü soru için doğru sözcük dizilişi kullanılmıştır?
- I can see how is the task difficult.
- I can see how difficult the task is.
- I can see how difficult is the task.
Cevabı göster
I can see how difficult the task is.
In one experiment, students were given reminders to study throughout the day. Dilbilgisi
2:36Bir deneyde, öğrencilere gün boyunca ders çalışmaları için hatırlatmalar yapıldı.
students were given reminders: alan kişinin özne olduğu edilgen yapı
Students were given reminders, give someone something yapısının simple past edilgen hâlidir. Alan kişi olan students özne olur: students + were + given + reminders. Bu yapı, öğrencilerin hatırlatmaları aldığını belirtir; hatırlatmaları onların verdiğini değil. Bu edilgen yapı, katılımcılara ne olduğuna odaklanır. Hatırlatmaları gönderen kişi veya sistem burada önemli olmadığı için belirtilmez.
Alıştırma
Bu simple past edilgen cümleyi give fiilinin doğru biçimi ve reminders adıyla tamamlayın: Before class, the students ____.
Cevabı göster
were given reminders
While they were studying, most reported that it wasn't so bad. Ton ve niyet
2:41Çalıştıkları sırada, çoğu bunun o kadar da kötü olmadığını bildirdi.
it wasn't so bad: beklenenden daha az tatsız
Bu cümlede it, öğrencilerin çalışmaya başladıktan sonraki gerçek deneyimini ifade eder. It wasn't so bad, deneyimin bekledikleri kadar tatsız veya zor olmadığı anlamına gelir. Bu, güçlü bir övgü değil, ölçülü bir yeniden değerlendirmedir. İfade çoğu zaman önceki bir kaygının abartılı olduğunun sonradan anlaşıldığını gösterir.
Alıştırma
Bu yorumun doğru olup olmadığına karar verin: “The game was hard, but it wasn't so bad once I learned the rules,” cümlesinde konuşan kişi çok güçlü bir övgüde bulunuyor.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
they consistently rated the idea of studying as very stressful, Kalıp ifadeler
2:46ders çalışma fikrini tutarlı bir şekilde çok stresli olarak değerlendirdiler,
rated ... as very stressful: bir değerlendirmeyi aktarmak
rate something as + description kalıbında rate, yargılamak veya değerlendirmek anlamına gelir. Burada değerlendirilen şey the idea of studying, değerlendirmenin sonucu ise very stressful ifadesidir. As, verilen tanımı başlatır; karşılaştırma yapmaz. Nesne the idea of studying olduğu için cümle, öğrenciler başlamadan önce ders çalışmanın ne kadar stresli göründüğünü anlatır. Başladıktan sonra nasıl hissettiklerini anlatmak zorunda değildir.
Alıştırma
Değerlendirme sonucunu başlatan sözcükle cümleyi tamamlayın: The students rated the instructions ____ very clear.
Cevabı göster
as
making it difficult to get started: -ing ile sonuç belirtme
making it difficult to get started şeklindeki -ing yan cümleciği, daha önce anlatılan durumun sonucunu ekler. Önceki durumun başlamayı zorlaştırdığı anlamına gelir; making burada “üretmek” anlamında değildir. making fiilinin örtük öznesi belirli bir kişi değil, önceki durumun tamamıdır. Yan cümlecikte make it + sıfat + to-mastar kalıbı kullanılır: it biçimsel nesnedir, to get started ise zorlaşan eylemi belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, önceki durumun sonucunu göstermek için sonda bir -ing yan cümleciği kullanır?
- Making the heavy rain flood the path, it was impossible to cross.
- The heavy rain flooded the path, making it impossible to cross.
- The heavy rain flooded the path because it was impossible to cross.
Cevabı göster
The heavy rain flooded the path, making it impossible to cross.
Because procrastination is motivated by our negative feelings, Anlatım akışı
2:55Erteleme olumsuz duygularımızla güdülendiği için,
some individuals are more susceptible to it than others. Kelime
2:58bazı bireyler buna diğerlerinden daha yatkındır.
Because procrastination is motivated...: sonuçtan önce nedeni verme
Because procrastination is motivated by our negative feelings, ana cümleden önce gelen bağımlı bir neden yan cümleciğidir. Sonraki iddianın neden ileri sürüldüğünü önce açıklar: olumsuz duygular ertelemeyi teşvik eder, bu yüzden bazı kişiler ertelemeye daha yatkındır. Because sözcüğünü başa koymak açıklamayı “önce neden, sonra sonuç” biçiminde düzenler. Virgül ana cümleye geçişi gösterir; Because yan cümleciği tek başına eksiksiz bir mesaj vermez.
Alıştırma
Hangi seçenek, nedeni önce bir Because yan cümleciğinde, sonucu da sonra veren tam bir cümledir?
- The school opened two hours late because the roads were icy.
- Because the roads were icy.
- Because the roads were icy, the school opened two hours late.
Cevabı göster
Because the roads were icy, the school opened two hours late.
are more susceptible to it than others: buna diğerlerinden daha yatkın olmak
be susceptible to something, “bir şeyden kolayca etkilenmek” veya “bir durumun ortaya çıkmasına yatkın olmak” anlamına gelir. Burada it, procrastination sözcüğüne gönderme yapar; yani bazı kişiler ertelemeye diğerlerinden daha yatkındır. More ... than bir karşılaştırma kurar. susceptible to yapısındaki to bir edattır; ardından etki, risk veya durum gelir, amaç gelmez.
Alıştırma
“Zarar görmeye daha yatkın” anlamındaki karşılaştırma biçimini ve gerekli edatı yazın: Young plants are ____ frost damage than mature plants.
Cevabı göster
more susceptible to
People who have difficulty regulating their emotions and those who struggle with low self-esteem Kalıp ifadeler
3:02Duygularını düzenlemekte zorlananlar ve düşük öz saygıyla mücadele edenler
have difficulty regulating: difficulty sözcüğünden sonra -ing biçimi
have difficulty regulating their emotions ifadesinde regulating, zor olan etkinliği belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp have difficulty + -ing, yani have difficulty doing something şeklindedir. in eklenerek have difficulty in doing something biçimi de kullanılabilir. in olmadan kullanılan daha kısa biçim çok yaygındır ve dilbilgisi açısından tamamen doğrudur.
Alıştırma
manage fiilinin doğru -ing biçimini yazın: Mia has difficulty ____ her time during busy weeks.
Cevabı göster
managing
those who struggle with low self-esteem: düşük öz saygıyla sürekli mücadele edenler
Those, daha önce sözü edilen çoğul bir insan grubunu gösterir; who ise bunların hangi insanlar olduğunu belirtir. Burada those who struggle with low self-esteem, düşük öz saygıyla başa çıkmakta tekrar tekrar zorlanan insanlar demektir. Struggle with + sorun yapısında with, birlikte çaba gösterilen bir kişiyi değil, zorluğun kendisini getirir. Bu ifade çoğu zaman tek bir kötü andan ziyade süren veya tekrarlanan bir güçlüğü anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede struggle with süren bir güçlüğü anlatır?
- Leo struggles with staying focused during long lessons.
- Leo struggles against Maya in the final match.
- Leo and Maya struggle together to lift the heavy box.
Cevabı göster
Leo struggles with staying focused during long lessons.
regardless of how good they are at time management. Dilbilgisi
3:10zaman yönetiminde ne kadar iyi olurlarsa olsunlar.
regardless of how good they are at time management: zaman yönetiminde ne kadar iyi olurlarsa olsunlar
Regardless of, ana sonucu değiştirmeyen bir etkeni tanıtır. Regardless of how good they are at time management, zaman yönetimi becerileri hangi düzeyde olursa olsun ana sonucun geçerli kalması demektir. Of sözcüğünden sonraki how good they are at time management, cümle içine yerleştirilmiş bir yan cümledir. Soru dizilimi olan are they yerine düz cümle dizilimi olan they are kullanılır. Yeniden kullanılabilen kalıp regardless of + how + sıfat veya zarf + özne + fiil şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi regardless of kalıbıyla tamamlayın: The same safety rules apply ____ experienced you are.
Cevabı göster
regardless of how
However, it's a common misconception that all procrastinators are lazy. Kalıp ifadeler
3:14Ancak, tüm erteleyenlerin tembel olduğu yaygın bir yanlış kanıdır.
common misconception: yaygın ancak yanlış bir inanış
A common misconception, birçok kişinin inandığı yanlış bir düşüncedir. Bu cümlede, erteleme eğiliminde olan herkesin tembel olduğu düşüncesinin yanlış olduğu belirtiliyor. It's a common misconception that + yan cümle yapısı, konuşmacının düzelteceği veya sorgulayacağı inancı önce açıklar. Yaygın ancak yanlış bir görüş etrafında açıklama oluşturmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “yaygın ancak yanlış bir inanç” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: It is a ____ that the Great Wall of China can be seen from the Moon with the naked eye.
Cevabı göster
common misconception
In the body and brain, laziness is marked by low energy and general apathy. Kalıp ifadeler
3:20Vücutta ve beyinde tembellik, düşük enerji ve genel ilgisizlik ile belirlenir.
marked by low energy and general apathy: tanımlayıcı özellikleri anlatmak
be marked by + isim öbeği yapısında marked by, “... ile karakterize edilmek” anlamına gelir. Burada düşük enerji ve genel ilgisizlik, yani yaygın bir ilgi veya önemseme eksikliği, tembelliğin tipik özellikleri olarak sunuluyor. Edilgen görünümlü bu yapı, bir durumu, dönemi veya olayı dikkat çekici yapan özelliği anlatır. Birinin onun üzerine gerçekten işaret koyduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve neden değil özellik belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The festival was ____ colorful street parades.
Cevabı göster
marked by
When you're feeling lazy, you're more likely to sit around doing nothing Kalıp ifadeler
3:26Tembel hissettiğinizde, önemsiz görevlerle kendinizi oyalamaktan ziyade,
sit around doing nothing: hareketsiz kalmak
Bu cümlede sit around doing nothing, bir yerde kalıp yararlı hiçbir şey yapmamak anlamına gelir. Hafif olumsuz bir tonu vardır: kişi başka bir işle meşgul olmak yerine hareketsiz kalmaktadır. Buradaki around, sit around kalıbının bir parçasıdır; daire çizerek hareket etmeyi anlatmaz. sit around + V-ing yapısı, birinin amaçsızca orada kalırken yapmaya devam ettiği şeyi anlatır; doing nothing ise hiçbir eylem olmadığını açıkça belirtir.
Alıştırma
"He sat around doing nothing all afternoon." cümlesinin en doğal anlamı nedir?
- Bütün öğleden sonra hareketsiz kaldı ve hiçbir şey yapmadı.
- Bütün öğleden sonra odanın içinde daireler çizerek yürüdü.
- Bütün öğleden sonra yararlı işlerle meşgul oldu.
Cevabı göster
Bütün öğleden sonra hareketsiz kaldı ve hiçbir şey yapmadı.
In fact, many people procrastinate because they care too much. Anlatım akışı
3:33Aslında, birçok insan çok fazla önemsediği için erteler.
In fact: bir izlenimi düzeltmek veya görüşü güçlendirmek
In fact bir söylem belirtecidir: dinleyiciye sıradaki ifadenin öncekinden daha doğru ya da daha güçlü olduğunu bildirir. Burada, erteleme yapan kişilerin yalnızca tembel olduğu izleniminden daha az belirgin bir açıklamaya geçiş sağlar: birçok kişi gereğinden fazla önemsediği için erteler. Fikirler arasındaki ilişkiye göre In fact, bir izlenimi düzeltirken yaklaşık olarak actually, bir görüşü güçlendirirken ise indeed gibi işleyebilir. Temel görevi, ikinci ifadenin birinci ifadeyle nasıl ilişkili olduğunu göstermektir.
Alıştırma
Hangi cümle çifti, önceki bir izlenimi düzeltmek için In fact ifadesini doğal biçimde kullanıyor?
- The box looks heavy. In fact, my sister lives nearby.
- The box looks heavy. In fact, it is completely empty.
- The box looks heavy. In fact, we opened it yesterday.
Cevabı göster
The box looks heavy. In fact, it is completely empty.
Procrastinators often report a high fear of failure, Kalıp ifadeler
3:39Erteleyenler genellikle yüksek bir başarısızlık korkusu bildirirler,
high fear of failure: başarılı olamamaya yönelik yoğun kaygı
Fear of failure, başarılı olamamaya veya bir hedefe ulaşamamaya yönelik kaygıyı anlatan bir isim öbeğidir. high fear of failure içinde high korkunun düzeyini, of failure ise korkunun neye yönelik olduğunu gösterir. Buradaki failure, mekanik bir arızayı değil, başarısız bir sonuçla ilgili soyut düşünceyi anlatır. Bu ifade, korkunun bir kişinin görevden kaçınmasına veya görevi ertelemesine neden olabileceğini açıklar.
Alıştırma
Başarılı olamama kaygısını anlatan sabit isim öbeğini tamamlayın: Before the final match, Maya felt a strong fear ____ failure.
Cevabı göster
of
putting things off because they're afraid their work won't live up to their high standards. Öbek fiiller
3:43işlerinin kendi yüksek standartlarını karşılamayacağından korktukları için işleri ertelerler.
won't live up to their high standards: yüksek standartlarını karşılayamayacak
Live up to, bir beklentinin, standardın, iddianın ya da itibarın düşündürdüğü düzeye ulaşmak demektir. won't live up to their high standards içinde won't, çalışmalarının kendi standartlarının altında kalmasından korktuklarını gösterir. live up to ifadesini live fiilinin sıradan anlamıyla değil, tek bir öbek fiil olarak anlayın. Yaygın yapı live up to + expectations, standards, claims veya a reputation şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade live up to ile tamamlayın. did not sonrasında fiilin yalın biçimini kullanın: The sequel did not ____ its excellent reputation.
Cevabı göster
live up to
Whatever the reason for procrastination: belirli nedenleri bir kenara bırakmak
Cümlenin başındaki Whatever the reason for procrastination, “ertelemenin nedeni ne olursa olsun” demektir. Whatever bir ödünleme anlamı katar: tek bir belirli nedeni söylemek yerine olası bütün nedenleri kapsar. Virgülden sonra, bu durumların hepsinde geçerli kalan bir sonuç gelir. Olası nedenleri bir kenara bırakıp ortak bir sonuca geçmek istediğinde Whatever the reason for + isim, + ana cümle kalıbını kullanabilirsin.
Alıştırma
Hedef ödünleme kalıbını tamamla: ____ the reason for the cancellation, the safety check must continue.
Cevabı göster
Whatever
Frequent procrastinators are likely to suffer from anxiety and depression, Kalıp ifadeler
3:53Sık sık erteleyenlerin anksiyete ve depresyondan,
suffer from anxiety and depression: kaygı ve depresyondan muzdarip olmak
suffer from anxiety and depression ifadesinde suffer from, “olumsuz etkilenmek” veya “bir sorun yüzünden acı çekmek” anlamına gelir. from sonrasındaki nesne, zorluğa yol açan hastalığı, ağrıyı, sorunu ya da zararlı durumu belirtir; from burada bir çıkış yerini anlatmaz. Yalnızca have demekle karşılaştırıldığında suffer from genellikle sıkıntıyı veya zararlı etkileri daha fazla vurgular. Burada anxiety and depression, sık sık erteleyen kişilerin yaşayabileceği ciddi olumsuz durumlar olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi cümlede suffer from doğal biçimde kullanılmıştır?
- She suffers from a blue notebook.
- She suffers from enjoying music.
- She suffers from severe headaches.
Cevabı göster
She suffers from severe headaches.
ongoing feelings of shame, higher stress levels,
3:58süregelen utanç duygularından, daha yüksek stres seviyelerinden,
and physical ailments associated with high stress. Kalıp ifadeler
4:01ve yüksek stresle ilişkili fiziksel rahatsızlıklardan muzdarip olması muhtemeldir.
associated with high stress: nedensellik değil, ilişki
Burada associated with high stress, physical ailments ifadesini niteler ve bu fiziksel rahatsızlıkların yüksek stresle bir ilişkisi olduğunu belirtir. Dil bilgisi açısından associated with high stress, ailments sözcüğünden sonra gelen geçmiş zaman sıfat-fiil öbeğidir; that are associated with high stress şeklinde genişletilebilir. Bu ifade bir ilişki bildirir. Tek başına yüksek stresin rahatsızlıklara doğrudan neden olduğunu söylemez; bu yüzden kanıtlar bir bağlantı gösterdiğinde ancak nedeni kesin olarak kanıtlamadığında kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, yüksek stresin belirtilere kesinlikle neden olduğunu iddia etmeden bir ilişki bildirir?
- The symptoms are caused by high stress.
- High stress is the symptoms.
- The symptoms are associated with high stress.
Cevabı göster
The symptoms are associated with high stress.
Worst of all, while procrastination hurts us in the long run, Notlar
4:05En kötüsü, erteleme uzun vadede bize zarar verirken,
Worst of all: en ciddi olumsuz noktayı sunmak
Worst of all, konuşanın bir dizi olumsuz nokta içinde en ciddi veya en kaygı verici olarak sunduğu noktayı belirtir. Dinleyiciye sıradaki bilginin özellikle önemli olduğunu gösterir. Genellikle cümlenin başında yer alır ve buradaki gibi ardından virgül gelir. Bu ifade ölçülmüş, nesnel bir sıralama gerektirmez; konuşanın savını güçlendirme yoludur.
Alıştırma
Son sorunu en ciddi sorun olarak gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The campsite was crowded and noisy. ____, it had no clean water.
Cevabı göster
Worst of all
in the long run: nihai sonucu değerlendirmek
“In the long run”, “uzun bir süre sonra” veya “nihai sonuç göz önünde bulundurulduğunda” anlamına gelir. Bu cümlede ertelemenin zararını uzun vadeli bir zaman çizgisine yerleştirir ve ardından sözü edilen geçici stres azalmasıyla karşılaştırır. Buradaki run, kalıplaşmış bir zaman ifadesinin parçasıdır; koşmak anlamına gelmez. Bir seçimin veya durumun zaman içinde nasıl sonuçlandığını değerlendirirken, özellikle kısa ve uzun vadeli etkileri farklıysa bu ifadeyi kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi “nihai sonuç göz önünde bulundurulduğunda” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Buying reusable supplies can save money ____.
Cevabı göster
in the long run
it does temporarily reduce our stress level, Dilbilgisi
4:09stres seviyemizi geçici olarak gerçekten düşürür,
does temporarily reduce: olumlu cümlede vurgulu does
Bu olumlu yan cümlede does vurgu amaçlıdır: stres azalmasının gerçekten gerçekleştiğini vurgular. Konuşmacı, ertelemeye karşı ana görüşüne dönmeden önce gerçek bir kısa vadeli yararı kabul eder. Temporarily, bu iddiayı kısa süreli bir etkiyle sınırlar. Vurgulu does sonrasında reduces değil, fiilin yalın hâli reduce kullanılır. Vurgu olmadan nötr cümle “It temporarily reduces our stress level.” olurdu.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu does ve reduce fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: The short break ____ stress, even though it does not solve the problem.
Cevabı göster
does reduce
reinforcing it as a bodily response for coping with stressful tasks. Dilbilgisi
4:13bu da onu stresli görevlerle başa çıkmak için bir bedensel tepki olarak pekiştirir.
reinforcing it as...: pekiştirmenin sonucunu eklemek
reinforcing it as... biçimindeki -ing yan cümlesi, hemen önce anlatılan eylemin sonucunu gösterir. Bu sonuç, ertelemenin güçlenmesi ve stresli görevlerle başa çıkmak için kullanılan bedensel bir tepki olarak yerleşmesidir. Burada it, stress sözcüğünü değil procrastination sözcüğünü ifade eder. reinforce A as B yapısında A güçlenen şeydir, B onun üstlendiği rolü belirtir ve for coping with stressful tasks bu tepkinin amacını açıklar.
Alıştırma
reinforcing it as... ile ifade edilen sonucu en iyi hangi cümle açıklar?
- Önceki etki, ertelemeyi stresli görevlerle başa çıkma yolu olarak güçlendirir.
- Erteleme, stresli görevi fiziksel olarak kırar.
- Stresin kendisi ertelemeyi durdurma yöntemine dönüşür.
Cevabı göster
Önceki etki, ertelemeyi stresli görevlerle başa çıkma yolu olarak güçlendirir.
So, how can we break the cycle of procrastination? Kalıp ifadeler
4:19Peki, erteleme döngüsünü nasıl kırabiliriz?
break the cycle of procrastination: tekrarlanan düzeni durdurmak
break the cycle of... aynı sorunun yeniden ortaya çıktığı tekrarlanan bir düzeni durdurmak anlamına gelir. Burada, ertelemenin devam etmemesi için tekrar eden erteleme düzenini değiştirmek demektir. Break ve cycle mecaz anlamda kullanılır; herhangi bir nesne fiziksel olarak kırılmaz. Kullanılabilecek kalıp break the cycle of + tekrarlanan zararlı bir davranış veya sorundur.
Alıştırma
Cümleyi “tekrarlanan düzeni durdurmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A clear daily plan can help us ____ procrastination.
Cevabı göster
break the cycle of
Traditionally, people thought procrastinators needed to cultivate discipline and practice strict time management. Kalıp ifadeler
4:23Geleneksel olarak, insanlar erteleyenlerin disiplin geliştirmesi ve sıkı zaman yönetimi uygulaması gerektiğini düşünürdü.
cultivate discipline ... practice strict time management: öz disiplin geliştirmek ve sıkı zaman yönetimi uygulamak
Bu resmî nitelikteki tavsiyede cultivate discipline, öz denetimi kişisel bir özellik olarak yavaş yavaş geliştirmek anlamına gelir. Cultivate; discipline, confidence veya patience gibi soyut özelliklerle sık kullanılır ve burada ürün yetiştirmek anlamında değildir. Practice strict time management, zamanı planlamak ve kontrol etmek için katı kuralları düzenli olarak uygulamak anlamına gelir. Sıralı yapı, her fiili doğal olarak vurguladığı unsurla eşleştirir: cultivate bir özellikle, practice ise bir yöntem veya beceriyle kullanılır.
Alıştırma
Bu resmî tavsiyeyi en iyi hangi ifade tamamlar: New club leaders should ...?
- plant patience and perform good time management
- cultivate patience and practice good time management
- rehearse patience and grow good time management
Cevabı göster
cultivate patience and practice good time management
But today, many researchers feel the exact opposite. Kalıp ifadeler
4:31Ancak bugün, birçok araştırmacı tam tersini düşünüyor.
the exact opposite: tam tersi
The exact opposite, daha önce sözü edilen bir görüşün, durumun, sonucun veya özelliğin tamamen karşıtı anlamına gelir. Exact, opposite sözcüğünü güçlendirir: küçük bir farkı değil, tam bir tersine dönüşü anlatır. Feel the exact opposite ifadesinde feel, fiziksel bir duyum yaşamak değil, düşünmek veya bir görüşe sahip olmak anlamındadır. İfade önceki cümledeki geleneksel görüşe gönderme yapar ve birçok araştırmacının artık bunun tersini savunduğunu belirtir.
Alıştırma
Maya kütüphanenin gürültülü olmasını bekliyordu, ancak kütüphane tamamen sessizdi. Olanları en iyi hangi cümle anlatır?
- The library was exactly the same as Maya expected.
- The library was the exact opposite of what Maya expected.
- The library was almost what Maya expected.
Cevabı göster
The library was the exact opposite of what Maya expected.
Being too hard on yourself can layer additional bad emotions onto a task, Notlar
4:35Kendinize çok yüklenmek, bir göreve fazladan kötü duygular ekleyebilir,
layer additional bad emotions onto a task: bir görevin üzerine ek olumsuz duygular bindirmek
Burada layer, layer A onto B kalıbında kullanılan bir fiildir: A, additional bad emotions; B ise a task bölümüdür. İfade, bu duyguları göreve ek bir yük olarak bindirmek anlamına gelir. Bu anlatım mecazidir. Fiziksel bir katmanın bir şeyin üzerine yerleştirilmesi gibi, öz eleştiri de zaten zor gelebilen bir göreve yeni bir duygusal katman ekleyebilir. Bu kalıp baskı, karmaşıklık veya anlam gibi soyut şeyleri de anlatabilir.
Alıştırma
layer ve onto ile layer A onto B kalıbını tamamlayın: Constant criticism can ____ more anxiety ____ an already stressful task.
Cevabı göster
layer · onto
Being too hard on yourself: kendine karşı fazla sert olmak
Be hard on someone, birini sert biçimde yargılamak, eleştirmek veya ona sert davranmak demektir. Being too hard on yourself, kendini adil ya da yararlı olandan daha ağır biçimde eleştirmek anlamına gelir; hard burada fiziksel sertliği değil, bir tutumu anlatır. Burada Being too hard on yourself, can layer yükleminin öznesi olan bir -ing yan cümlesidir. Too, öz eleştirinin makul düzeyi aştığını gösterir.
Alıştırma
“Kendini aşırı sert biçimde eleştirmek” anlamındaki be hard on yourself ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After one small mistake, tell yourself, 'Don't be too ____.'
Cevabı göster
hard on yourself
To short-circuit this stress response: bu stres tepkisini hızla kesmek
Burada short-circuit, elektrik alanından alınmış bir benzetmedir. Otomatik tepki zinciri devam etmeden stres tepkisini hızla kesmek anlamına gelir; gerçek bir elektrik devresinden söz edilmez. Baştaki To sayesinde ifade, “bu stres tepkisini kesintiye uğratmak için” anlamına gelir. Ardından gelen tavsiyenin amacını, yani bu tepki düzenini kırmayı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki kısa çizgili fiille tamamlayın: A quick grounding exercise can help ____ the panic response before it grows.
Cevabı göster
short-circuit
we need to address and reduce these negative emotions. Kalıp ifadeler
4:45bu olumsuz duyguları ele almalı ve azaltmalıyız.
address and reduce these negative emotions: bu olumsuz duyguları ele almak ve azaltmak
Burada address, adres yazmak değil, bir sorunu fark edip ele almak anlamına gelir. Reduce ise duyguların yoğunluğunu veya etkilerini azaltmak demektir. Birbirine bağlanan address ve reduce fiilleri, these negative emotions şeklindeki tek nesneyi paylaşır. Bu ifade, duyguları ele almak ve azaltmak şeklinde iki ayrı hedefi gösterir; duyguların hemen kaybolacağını iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki fiilli ifadeyle tamamlayın: We need to ____ these concerns before they damage trust.
Cevabı göster
address and reduce
Some simple strategies include breaking a task into smaller elements Kalıp ifadeler
4:50Bazı basit stratejiler arasında bir görevi daha küçük parçalara bölmek
breaking a task into smaller elements: break A into B kalıbı
Breaking a task into smaller elements, büyük bir görevi daha küçük ve yönetilmesi daha kolay parçalara ayırmak demektir. Buradaki breaking, include fiilinden sonra stratejilerden birini adlandıran -ing biçimidir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp break A into B şeklindedir: A başlangıçtaki bütündür, B ise ortaya çıkan daha küçük parçalardır.
Alıştırma
Break A into B kalıbını tamamlayın: Let's break the project ____ four smaller tasks.
Cevabı göster
into
or journaling about why it's stressing you out Öbek fiiller
4:55veya neden stresli hissettiğiniz hakkında günlük tutmak
it's stressing you out: stress someone out ile birini strese sokmak
Stress someone out, birinin çok endişeli, gergin veya bunalmış hissetmesine yol açmak demektir. Bu cümlede it stresi yaratan şeyi, you ise bundan etkilenen kişiyi belirtir. Bu öbek fiil ayrılabilir: stress me out veya stress them out denir. Nesne bir zamirse stress ile out arasına gelmelidir; out'tan sonra gelemez.
Alıştırma
Me zamirini ve stress someone out ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: This constant noise is ____.
Cevabı göster
stressing me out
and addressing those underlying concerns. Kalıp ifadeler
4:57ve altta yatan bu endişeleri ele almak yer alır.
addressing those underlying concerns: bir sorunun arkasındaki derin endişeleri ele almak
Bu cümlede addressing, bir sorunla yüzleşmek ve onu ele almak için adım atmak anlamına gelir. Adres yazmak ya da endişeden yalnızca söz etmek anlamına gelmez. Underlying concerns, görünürdeki bir sorun veya davranışın arkasındaki daha derin endişelerdir. Bu nedenle ifade, yalnızca yüzeydeki belirtilerle değil, soruna neden olabilecek derin endişelerle ilgilenmek anlamına gelir.
Alıştırma
“A good plan should address the underlying concerns.” cümlesinde vurgulanan düşünce ne anlama gelir?
- Endişeleri bir adresin altına yazmak
- Yalnızca en acil görevi tartışmak
- Nedeni görmezden gelip yüzeydeki belirtiyi kaldırmak
- Görünürdeki sorunun arkasındaki derin endişeleri ele almak
Cevabı göster
Görünürdeki sorunun arkasındaki derin endişeleri ele almak
Try removing nearby distractions that make it easier to impulsively procrastinate. Dilbilgisi
5:01Dürtüsel olarak ertelemeyi kolaylaştıran yakındaki dikkat dağıtıcıları kaldırmayı deneyin.
make it easier to impulsively procrastinate: make + it + sıfat + to do yapısı
Make it easier to impulsively procrastinate, make + it + sıfat + to do kalıbını izler. Burada it biçimsel nesnedir ve nesne konumunu doldurur; kolaylaşan eylemin ne olduğunu ise to impulsively procrastinate mastar yapısı belirtir. Örnekte yakındaki dikkat dağıtıcı şeyler, ani bir dürtüyle ertelemeyi daha olası hâle getiren koşullar yaratır. Impulsively, procrastinate fiilini niteler. Genel olarak bir koşulun eylemi kolaylaştırdığını göstermek için make it easier to + fiil yapısını kullanın.
Alıştırma
Cümleyi make it easier to kullanarak tamamlayın: A simple map can ____ find the library.
Cevabı göster
make it easier to
And more than anything, it helps to cultivate an attitude of self-compassion, Notlar
5:07Ve her şeyden çok, öz şefkat tutumu geliştirmek,
Cultivate an attitude of self-compassion: öz şefkatli bir tutum geliştirmek
helps to cultivate an attitude of self-compassion kalıbında cultivate, bir şeyi zaman içinde ve bilinçli olarak geliştirmek anlamına gelir. attitude, habit veya mindset gibi soyut isimlerle sıkça kullanılır; bu da ifadeye düşünceli ve oldukça resmî bir ton verir. Self-compassion, kendi hatalarınıza veya acınıza anlayış ve nezaketle karşılık vermek demektir. Hiçbir şey yanlış gitmemiş gibi davranmak anlamına gelmez; kendinize nazik davranırken yine de sorumluluk alabilir ve gelişmek için plan yapabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tam resmî ifadeyle tamamlayın: After a mistake, it helps ____ instead of attacking yourself.
Cevabı göster
to cultivate an attitude of self-compassion
forgiving yourself and making a plan to do better next time. Kalıp ifadeler
5:12kendinizi affetmek ve bir dahaki sefere daha iyisini yapmak için bir plan yapmak yardımcı olur.
More than anything: en yüksek öncelikli noktayı belirtmek
Burada more than anything bir söylem belirtecidir: Dinleyiciye, sıradaki düşüncenin tavsiyenin en önemli kısmı olduğunu bildirir. Miktarları karşılaştırmak yerine bilgileri önem sırasına koyar. Bir yan cümlenin başında kullanıldığında genellikle “her şeyden önemlisi” veya “özellikle” şeklinde anlaşılabilir. Virgül, en yüksek öncelikli noktadan önceki duraklamayı gösterir.
Alıştırma
“More than anything, the team needs a clear plan.” cümlesinde More than anything ne işe yarar?
- Net bir planın ekibin en yüksek öncelikli ihtiyacı olduğunu belirtir.
- Ekibin daha fazla sayıda plana ihtiyacı olduğunu söyler.
- Ekibin ihtiyaçlarına bir istisna getirir.
Cevabı göster
Net bir planın ekibin en yüksek öncelikli ihtiyacı olduğunu belirtir.
forgiving yourself and making a plan to do better next time: kendini affetmek ve gelişmeyi planlamak
forgiving yourself ve making a plan to do better next time, and ile bağlanan paralel iki -ing öbeğidir. İlk eylem bir hatadan sonra yararsız biçimde kendini suçlamayı azaltır; ikincisi dikkati gelişmeye yöneltir. Bu eylemler birlikte kullanıldığında, kendini affetmenin sorumluluktan kaçmak değil, hatayı düzeltme sürecinin bir parçası olduğu anlaşılır. Tekrar kullanılabilen doing X and doing Y kalıbı, duygusal toparlanmayı pratik bir sonraki adımla birleştirebilir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Bu ifadede forgiving yourself, artık hiçbir gelişme gerekmediği anlamına gelir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
perpetuates this cycle of stress and procrastination: stres ve erteleme döngüsünü sürdürür
Perpetuates, “devam etmesine neden olur” anlamına gelir. Burada bir kültürün stres ve erteleme döngüsünün sona ermesine izin vermek yerine onu sürdürdüğü anlatılır. Perpetuate geçişli bir fiildir: özne zararlı düzeni sürdüren gücü veya etkeni, nesne ise sürdürülen düzeni belirtir. Yalnızca bir şeyin tekrar olmasını değil, bir sorunun devam ettirilmesini vurgular.
Alıştırma
"This habit perpetuates a cycle of stress" cümlesindeki perpetuates ne anlama gelir?
- döngüyü hemen sona erdirir
- döngüyü etkilemeden açıklar
- döngünün devam etmesine neden olur
- döngüyü yalnızca bir kez yaşar
Cevabı göster
döngünün devam etmesine neden olur
Speaking of forgiveness, how good are you at apologizing? Anlatım akışı
5:25Affetmekten bahsetmişken, özür dilemekte ne kadar iyisiniz?
Speaking of forgiveness: bağlantılı bir konuya geçiş
Speaking of forgiveness, “affetmekten söz açılmışken” anlamına gelir. Önceki konuşmada geçen forgiveness konusunu yeniden ele alır ve bunu apologizing hakkındaki bağlantılı soruya geçmek için köprü olarak kullanır. Tekrar kullanılabilen kalıp Speaking of + isim, isim öbeği veya -ing biçimidir; ardından bağlantılı bir açıklama ya da soru gelir. Bu kalıp, geçişi doğal hâle getirerek konuşmayı düzenler; tamamen yeni bir konuyu resmî biçimde duyurmaz.
Alıştırma
Biraz önce anılan konuyu bağlantılı bir soruya bağlayan, bu dersteki iki sözcüklü geçiş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ homework, did you finish the math assignment?
Cevabı göster
Speaking of
Learn what it takes: neyin gerekli olduğunu anlamak
what it takes içindeki take, “alıp götürmek” değil, “gerektirmek” anlamındadır. İfade bir bütün olarak bir hedefe ulaşmak için gereken yetenekleri, özellikleri, çabayı, kaynakları veya diğer koşulları anlatır. Burada it, iyi bir şekilde özür dilemeyi belirtir. Bu yüzden Learn what it takes, bunu başarıyla yapmak için ne gerektiğini öğrenmek anlamına gelir. Gerekenlerin tam olarak ne olduğu hedefe ve bağlama bağlıdır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “gereken yetenekler ve özellikler” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Do you have ____ to lead the team?
Cevabı göster
what it takes
actionable science-based advice: kanıtla desteklenen uygulanabilir tavsiye
Actionable science-based advice, uygulamaya geçirilebilecek kadar pratik ve bilimsel araştırma ya da kanıtlarla desteklenen tavsiye demektir. Actionable, okuyucunun tavsiyeyle ne yapabileceğini; science-based ise tavsiyenin neye dayandığını belirtir. Her iki niteleyici de advice sözcüğünü açıklar. Bu ifade genel bir teşvikten fazlasını vadeder: okuyucunun gerçekten uygulayabileceği, kanıta dayalı adımlar sunulmalıdır.
Alıştırma
Actionable science-based advice ifadesinde actionable ne anlama gelir?
- Yalnızca bilim insanlarına yönelik tavsiye
- Somut adımlara dönüştürülebilen tavsiye
- Bilim tarihini açıklayan tavsiye
- Mahkemede itiraz edilebilen tavsiye
Cevabı göster
Somut adımlara dönüştürülebilen tavsiye
how to build character: kişisel nitelikleri geliştirme yolları
Advice on how to build character ifadesinde how to + fiilin yalın hâli, cümle içine yerleşmiş bir “nasıl yapılır” yapısı oluşturur. Doğrudan bir soru sormak yerine tavsiyenin ilgili olduğu yöntemi veya beceriyi belirtir. Build character; dürüstlük, cesaret ve sorumluluk gibi olumlu nitelikleri zamanla geliştirmek demektir. Character burada sayılamayan bir anlamda kişinin ahlaki niteliklerini ifade eder; bir hikâyedeki kişiyi ifade etmez.
Alıştırma
Kişisel gelişim tavsiyelerinde build character ne anlama gelir?
- Dürüstlük, cesaret ve sorumluluk gibi nitelikleri geliştirmek
- Yazılı bir simge oluşturmak
- Birini daha ünlü yapmak
- Bir hikâye için kurgusal bir kişi oluşturmak
Cevabı göster
Dürüstlük, cesaret ve sorumluluk gibi nitelikleri geliştirmek