Telefonunuz Size Zarar Verebilir mi? Elektromanyetik Kirlilik: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Video, gündelik cihaz radyasyonunu tartışmalı araştırmalar, bilimsel belirsizlik, nosebo etkisi ve kanıtlanmış risklerle değerlendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “Before we dive deeper,” analizden önce gerekli bağlamı veren bir Söylem, hikâye anlatımı ve retorik işaretidir. 2. “cherry-picking the findings” yalnızca istenen iddiayı destekleyen kanıtların seçildiğini fark ettiren bir Deyimler ve mecazi ifadeler örneğidir. 3. “If there were any definite cause-effect relations, we would know by now” mevcut kanıtlardan iddia edilen bağın muhtemelen gerçek olmadığını çıkarmaya yarayan, Dil bilgisi ve cümle kalıpları içinde gerçek dışı koşul modelidir.
Bu derste
It makes our lives easier, safer, more fun, and most of us never think about it.
0:04Hayatlarımızı daha kolay, daha güvenli, daha eğlenceli hale getirir ve çoğumuz onu hiç düşünmeyiz.
But is there such a thing as too much electricity? Dilbilgisi
0:10Ancak, çok fazla elektrik diye bir şey var mıdır?
Bir şeyin varlığını sorgulayan “Is there such a thing as ...?”
“Is there such a thing as X?” X’in gerçekten var olup olmadığını ya da gerçek bir olasılık olup olmadığını sorar. “such a thing as” sözcükleri, sorgulanan fikri sunmak için bir bütün olarak çalışır; thing mutlaka fiziksel bir nesne anlamına gelmez. Buradaki X, “too much electricity” ifadesidir. Konuşmacı, elektrikle bağlantılı elektromanyetik alanlara maruz kalmanın aşırı olup olamayacağını tartışmaya açıyor; yüksek bir elektrik faturasını ya da yalnızca çok elektrik kullanmayı sormuyor.
Alıştırma
“Bu fikir gerçekten var mı?” anlamındaki altı sözcüklük soru kalıbıyla tamamlayın: ____ perfect memory?
Cevabı göster
Is there such a thing as
Mecaz olarak “the foundation of the modern world”
Foundation sözcüğü gerçek anlamıyla bir binayı taşıyan temeldir. Burada ise daha büyük bir şeyin dayandığı temel desteği anlatan bir mecazdır. Elektriğe “the foundation of the modern world” denmesi, modern toplumun sistemlerinin ve günlük yaşamın elektriğe bağlı olduğu anlamına gelir. “The foundation of X” kalıbı, X için hayati bir temeli belirtir. Elektriğe merkezi ve vazgeçilmez bir rol verir; böylece cümlenin karşıtlığını güçlendirir: modern yaşamı destekleyen bir şey insanlara zarar da veriyor olabilir.
Alıştırma
“Electricity is the foundation of the modern world,” cümlesinde foundation ne anlama gelir?
- modern çağda kurulmuş bir yardım kuruluşu
- modern bir binanın altındaki beton temel
- modern toplumun dayandığı vazgeçilmez destek
Cevabı göster
modern toplumun dayandığı vazgeçilmez destek
Geçiş ifadesi olarak Before we dive deeper
Before we dive deeper, daha fazla ayrıntıya geçişi kısa süreliğine durduran bir geçiş ifadesidir. Dinleyiciye önce daha basit bir fikir veya tanımın açıklanacağını bildirir. Buradaki dive deeper mecazidir ve konuyu daha yakından incelemek anlamına gelir. Böylece cümle bir sıra kurar: önce temel anlayışı oluştur, ardından konuyu daha ayrıntılı biçimde ele al.
Alıştırma
Daha ayrıntılı tartışmadan önce temel bir adımı gösteren tam ifadeyle geçişi tamamlayın: “____, let's define the two key terms.”
Cevabı göster
Before we dive deeper
This movement generates electric and magnetic fields
0:39Bu hareket, elektrik ve manyetik alanlar üretir
that spread out through space and carry energy. Öbek fiiller
0:42bu alanlar uzaya yayılır ve enerji taşır.
Dışa doğru yayılmayı anlatan spread out
Bu cümlede spread out, bir kaynaktan dışarı doğru uzanmak veya hareket ederek daha geniş bir alana yayılmak anlamına gelir. Yayılan şeyler elektrik ve manyetik alanlardır; bu nedenle öbek fiil burada geçişsizdir ve nesne almaz. out parçacığı, alanların biri tarafından elle düz biçimde serilmesini değil, uzayda kaplanan alanın artmasını veya ayrılmayı vurgular.
Alıştırma
En uygun ifadeyi seçin: “Once inside the park, the group ___ across the open field.” İfade geçişsiz olmalı ve insanların daha geniş bir alanı kaplamak için birbirlerinden uzaklaştığını anlatmalıdır.
- spread out the field
- spread the field out
- spread out
Cevabı göster
spread out
We call this phenomenon electromagnetic radiation.
0:46Biz bu olguya elektromanyetik radyasyon diyoruz.
Radiation is a word that makes people very nervous,
0:50Radyasyon insanları çok gergin yapan bir kelimedir,
but to radiate just means giving off, Öbek fiiller
0:53ancak yaymak sadece dışarı vermek anlamına gelir,
like when the radiator in your house gives off heat
0:56tıpkı evinizdeki radyatörün kızılötesi radyasyon formunda
giving off: ısı, ışık, gaz veya koku yaymak
Giving off, give off öbek fiilinin -ing biçimidir. Bir kaynaktan enerji veya bir maddenin salınması ya da yayılması anlamına gelir. Burada radyatör ısı yayıyor. Yaygın kalıp kaynak + give off + ısı, ışık, gaz veya koku şeklindedir. İfade, bir şeyden doğal olarak ne çıktığını anlatır; bir nesneyi birine vermek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi give off ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The heater is ____ too much heat.
Cevabı göster
giving off
in the form of: bir şeyin nasıl göründüğünü veya var olduğunu göstermek
In the form of, bir şeyin aldığı belirli türü, aracı veya gösterim biçimini belirtir. Burada ısının kızılötesi ışınım olarak yayıldığını açıklar. Kalıp X + in the form of + Y şeklindedir; Y, biçimi adlandıran bir isim öbeğidir. Buradaki form, bir şeyin görünme veya var olma biçimidir; doldurulan bir form değildir.
Alıştırma
Belirli bir formatta sunulmuş anlamına gelen ifadeyi seçin: The guide is available ___ a PDF.
- in the form of
- in form of
- in the shape of
Cevabı göster
in the form of
Different parts of the electromagnetic spectrum correspond to different types of radiation, Kalıp ifadeler
1:01Elektromanyetik spektrumun farklı kısımları farklı radyasyon türlerine karşılık gelir,
correspond to: karşılık gelmek
Burada correspond to, “karşılık gelmek” veya “bağlantılı olmak” anlamındadır. Cümle, elektromanyetik spektrumun bölümlerini radyasyon türleriyle eşleştirir. A ve B birbiriyle ilişkili iki sisteme aitse ve her A belirli bir B ile bağlantılıysa A corresponds to B kullanılabilir. Bu ilişki bire bir veya kategoriler arasında olabilir; A'nın B ile iletişim kurduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Doğrudan bir eşleştirmeyi anlatmak için correspond to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Each icon corresponds to one command.
- Each icon is correspond to one command.
- Each icon corresponds one command.
Cevabı göster
Each icon corresponds to one command.
are strong enough to rip electrons out of their atoms, Dilbilgisi
1:17elektronları atomlarından koparacak kadar güçlüdür,
strong enough to: gereken düzeye ulaşmak
Strong enough to, gücün to sonrasındaki eylem için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Bu cümlede radyasyon, elektronları atomlardan koparmaya yetecek güce sahiptir. Yeniden kullanılabilen yapı sıfat + enough + to + fiilin yalın hâlidir. Enough sıfattan sonra gelir: strong enough to rip; enough strong to rip denmez.
Alıştırma
Cümleyi strong enough to ile tamamlayın: The rope is ____ hold the box.
Cevabı göster
strong enough to
This is what many people have in mind Kalıp ifadeler
1:24Birçok insanın radyasyon terimini duyduğunda
have in mind: aklında belirli bir şey olmak
Bu cümlede have in mind, “düşünüyor olmak” veya “zihninde canlandırmak” anlamına gelir. İfade, birçok kişinin radiation kelimesiyle ilişkilendirdiği düşünceyi ya da görüntüyü belirtir. Burada what başta görünmesine rağmen have fiilinin nesnesidir. what many people have in mind, “birçok kişinin düşündüğü şey” demektir. İfade, bir şeyi gerçek anlamda zihnin içine koymakla ilgili değildir.
Alıştırma
“I have a place in mind for our picnic” cümlesinde have a place in mind ne anlama gelir?
- Piknik yapıp yapmayacağımıza az önce karar verdim.
- O yeri unutmamaya dikkat ediyorum.
- Belirli bir yer düşünüyorum.
Cevabı göster
Belirli bir yer düşünüyorum.
The rest of the spectrum covers a large range of longer waves,
1:28Spektrumun geri kalanı, görünür ışık, kızılötesi, mikrodalgalardan
This radiation doesn't disrupt molecules in our body.
1:47Bu radyasyon vücudumuzdaki molekülleri parçalamaz.
However, some kinds of radiation can stimulate muscles and nerves,
1:50Ancak, bazı radyasyon türleri kasları ve sinirleri uyarabilir,
and can also make the hair on your body vibrate,
1:54ve ayrıca vücudunuzdaki kılların titreşmesine neden olabilir,
Other kinds are useful for making dinner.
2:01Diğer türleri akşam yemeği yapmak için kullanışlıdır.
Microwaves push the water molecules in your food around,
2:04Mikrodalgalar yemeğinizdeki su moleküllerini iterek hareket ettirir,
warms it up: zamirin yeri
Burada warms it up, “yemeği daha sıcak hâle getirir” anlamına gelir. Geçişli bir kullanımdır: hareket eden su molekülleri değişime neden olur ve it, your food ifadesini belirtir. Parçacıklı fiil warm up ile it gibi bir zamir nesne, fiil ile up arasına gelir: warm it up doğrudur, warm up it değildir. İsim olan bir nesne iki konumda da kullanılabilir: warm the soup up veya warm up the soup.
Alıştırma
Cümleyi warm up ve it zamirini doğal sırayla kullanarak tamamlayın: “The soup is a little cold, so I'll ____.”
Cevabı göster
warm it up
For example, the pleasant warmth you feel at the beach
2:10Örneğin, plajda hissettiğiniz o hoş sıcaklık,
to electromagnetic infrared radiation from the sun.
2:15maruz kalmaktan dolayı cildinizin ısınmasıdır.
We are surrounded by natural and generally harmless sources of electromagnetic radiation
2:18Her zaman doğal ve genellikle zararsız elektromanyetik radyasyon kaynaklarıyla
and always have been: tekrarlanan yüklemin eksiltilmesi
and always have been ifadesinde we öznesi ilk cümlecikle ortaktır; surrounded by such sources ise hemen önce söylendiği için tekrar edilmez. Tam anlamı and we have always been surrounded by such sources şeklindedir. Burada have been, geçmişte var olan edilgen durumu bugüne bağlar; ‘bir yeri ziyaret etmiş olmak’ anlamına gelmez. İngilizcede tekrarlanan yüklemin geri kalanı açıksa genellikle yalnızca yardımcı fiiller bırakılır. Kısa biçimi anlamak için yardımcı fiillerden sonra söylenmeyen kelimeleri geri koyun: have been surrounded.
Alıştırma
open sözcüğünü tekrarlamadan present perfect yardımcı fiil grubuyla tamamlayın: The museum is open every Sunday, and it ____ for years.
Cevabı göster
has been
we have added a lot of it to our immediate environment.
2:28yakın çevremize bundan çok fazla ekledik.
since the Industrial Revolution, we have added: since ve present perfect
Burada since, geçmişteki bir başlangıç noktasını, yani Sanayi Devrimi’ni belirtir. Present perfect yapısındaki we have added, bu başlangıç noktasını bugünkü duruma bağlar: insan faaliyetleri o zamandan bugüne kadar yakın çevrede daha fazla elektromanyetik radyasyon biriktirmiştir. Zaman bildiren since ifadesinden sonra geçmişteki bir başlangıç noktası gelir. Değişim veya faaliyet bugüne hâlâ uzanıyorsa ana cümlede present perfect kullanılır. Burada since, ‘o zamandan şimdiye kadar’ anlamındadır; ‘çünkü’ anlamında değildir.
Alıştırma
since ve add fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: ____ 2020, the town ____ three new parks.
Cevabı göster
Since · has added
The question of whether this is actually dangerous
2:32Bunun gerçekten tehlikeli olup olmadığı sorusu
first got public attention: kamuoyunun ilk kez dikkat ettiği anı belirtmek
Get public attention, bir konunun genel halk tarafından fark edilmeye ve konuşulmaya başlaması demektir. Bu cümlede özne the question olduğundan ifade, bu sorunun kamuoyunun gündemine girmesini anlatır. First, bu süreçteki en erken noktayı belirtir. Ardından gelen when yan cümlesi, ilk ilgi dalgasını başlatan olayı açıklar.
Alıştırma
Bir konunun ilk kez geniş çapta fark edildiğini belirten tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The proposal ____ after a journalist wrote about it.
Cevabı göster
first got public attention
linked leukemia to living near power lines. Kalıp ifadeler
2:38lösemiyi elektrik hatlarının yakınında yaşamaya bağlamasıyla halkın dikkatini çekti.
linked leukemia to living near power lines içindeki link A to B yapısı
Link A to B, A ile B arasında bir bağlantı veya ilişki bulunduğunu bildirmek demektir. Bu cümlede leukemia A, living near power lines ise B’dir; to bir edat olduğu için living, -ing biçimindedir. Araştırma haberlerinde linked tek başına caused veya proved anlamına gelmez. Çalışmanın bir ilişki bulduğunu ya da öne sürdüğünü belirtir; kanıtların gücü ve güvenilirliği ayrıca açıklanmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi link A to B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The survey ____ poor sleep ____ late-night screen use.
Cevabı göster
linked · to
This particular study was quickly discredited, though. Kelime
2:41Ancak bu özel çalışma hızla itibarını kaybetti.
was quickly discredited: hızla güvenilirliğini yitirdi
Araştırma dilinde discredit, kanıtlarının, yöntemlerinin veya sonuçlarının güvenilir olmadığını göstererek bir çalışmanın ya da iddianın güvenilirliğini kaybetmesine yol açmak demektir. Buradaki was ... discredited edilgendir: odak, güvenilirliği zarar gören çalışmadadır; buna neden olan kişiler veya kanıtlar belirtilmez. Quickly, bu değerlendirmenin ne kadar kısa sürede yapıldığını anlatır. Cümle tek başına araştırmacıların sahtekârlık yaptığını söylemez; çalışmanın artık güvenilir kabul edilmediğini belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede was quickly discredited ne anlama geliyor?
- Çalışmanın artık güvenilir olmadığına karar verildi.
- Araştırmacılar konu hakkında yalnızca farklı bir görüşe sahipti.
- Çalışma finansmanını kaybetti ve iptal edildi.
Cevabı göster
Çalışmanın artık güvenilir olmadığına karar verildi.
and no direct causal link was confirmed. Kalıp ifadeler
2:46ve doğrudan bir nedensellik bağı doğrulanamadı.
no direct causal link was confirmed: doğrudan nedensel bağ doğrulanmadı
Causal link, iki şeyin yalnızca birlikte gözlemlenmesi değil, bir etkenin bir sonuç üretmesi veya sonuca katkıda bulunması demektir. Direct, iddiayı iki etken arasındaki doğrudan neden-sonuç ilişkisiyle sınırlar; no ... was confirmed ise kanıtların bu ilişkiyi ortaya koymadığı anlamına gelir. Bu, araştırmalarda kullanılan temkinli bir ifadedir. Doğrudan nedensel bir bağı doğrulayamamak, hiçbir tür ilişkinin bulunmadığını kanıtlamaktan daha zayıf bir sonuçtur; bir ilişki, dolaylı bir yol veya belirsizlik hâlâ mevcut olabilir.
Alıştırma
Hangi sonuç no direct causal link was confirmed ifadesiyle eşleşir?
- Kanıtlar bir şeyin diğerine doğrudan neden olduğunu doğruladı.
- Kanıtlar doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi ortaya koymadı.
- Kanıtlar iki şeyin tamamen ilişkisiz olduğunu kanıtladı.
Cevabı göster
Kanıtlar doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi ortaya koymadı.
once this had been proposed: geçmiş olayları sıraya koymak
Burada once, “bir kez” değil, “olur olmaz” ya da “-dikten sonra” anlamındadır. Ardından gelen olaya zemin hazırlayan önceki olayı tanıtır; this daha önce sözü edilen varsayıma gönderme yapar. Had been proposed, had been + past participle yapısındaki edilgen past perfect biçimidir. Öne sürme eylemini daha sonraki geçmiş olay olan persisted’dan önceye yerleştirir. Edilgen yapı, fikri kimin öne sürdüğünden çok fikrin kendisine odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle, önerinin fikrin varlığını sürdürmesinden önce gerçekleştiğini açıkça gösterir?
- Once the idea was proposing, it persisted.
- Once the idea has been proposed, it persisted.
- Once the idea had been proposed, it persisted.
Cevabı göster
Once the idea had been proposed, it persisted.
and the thousands of studies about possible dangers
2:53ve olası tehlikeler hakkındaki binlerce çalışma,
illustrate that it's still seen as a very real threat.
2:55bunun hala çok gerçek bir tehdit olarak görüldüğünü göstermektedir.
A lot of people claim to be sensitive Kalıp ifadeler
2:59Birçok insan, aletlerimizden ve cep telefonlarımızdan gelen
to the radiation coming from our appliances and cell phones.
3:01radyasyona duyarlı olduğunu iddia ediyor.
claim to be sensitive to: doğrulanmamış bir hassasiyeti aktarmak
Claim to be + adjective, kişinin kendi durumu hakkında söylediği şeyi doğrulanmış bir gerçek gibi sunmadan aktarır. Biraz mesafe veya kuşku katabilir, ancak kişinin yalan söylediği anlamına gelmez. Be sensitive to something, bir şeyden daha güçlü ya da rahatsız edici biçimde etkilenmek demektir. Birlikte claim to be sensitive to, kişinin belirttiği hassasiyeti doğruluğu konusunda hüküm vermeden aktarmayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, hassasiyetin gerçek olduğunu doğrulamadan misafirlerin söylediğini aktarır?
- Some guests are sensitive to the cleaning spray.
- Some guests claim to be sensitive to the cleaning spray.
- Some guests pretend to be sensitive to the cleaning spray.
Cevabı göster
Some guests claim to be sensitive to the cleaning spray.
skin reactions, burning eyes, or exhaustion.
3:07cilt reaksiyonları, göz yanması veya bitkinlik gibi semptomlar bildiriyorlar.
But those are just effects reported on a day-to-day basis. Kalıp ifadeler
3:11Ancak bunlar yalnızca günlük bazda bildirilen etkilerdir.
on a day-to-day basis: günlük yaşam düzeyinde
Bu cümlede on a day-to-day basis, sıradan ve kısa vadeli günlük deneyim düzeyinde anlamına gelir: etkiler, insanlar günlük yaşamlarını sürdürürken bildirilir. İfade, günden güne ilerleyen bir zaman ölçeğini anlatır; ancak herkesin takvimdeki her gün mutlaka bir etki bildirdiği anlamına gelmez. Rutin gözlemler ile uzun vadeli veya sistematik sonuçları ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Örnekteki on a day-to-day basis için en uygun yorum hangisidir?
- Sıradan, kısa vadeli günlük deneyimde bildirilen etkileri anlatır.
- Herkesin her gün tam olarak aynı saatte aynı etkiyi bildirdiği anlamına gelir.
- Yalnızca uzun vadeli bir bilimsel çalışmayla kanıtlanan etkileri anlatır.
Cevabı göster
Sıradan, kısa vadeli günlük deneyimde bildirilen etkileri anlatır.
A few studies have found much more unsettling results,
3:15Birkaç çalışma çok daha rahatsız edici sonuçlar buldu,
like possible connections between the side of the brain
3:18insanların telefondayken kullandıkları beynin tarafı ile
is not so much about the acute effects of irradiation. Anlatım akışı
3:28ışınlamanın akut etkileri hakkında o kadar da değildir.
that X-rays cause immediate damage to the DNA in your cells,
3:32X-ışınları hücrelerinizdeki DNA'ya anında hasar verir,
is not so much about ... The question is rather ...: odağı düzeltip değiştirmek
Burada is not so much about, ilk konunun ana odak olarak önemini azaltır; akut etkilerin gerçek olmadığını veya tamamen ilgisiz olduğunu söylemez. Much, küçük bir miktarı değil, o konunun asıl soruyu ne kadar iyi tanımladığını anlatır. The question is rather bir yön değişikliğine işaret eder: konuşmacı daha önemli soruyu belirtmek üzeredir. İki parça birlikte bilgiyi not so much X; rather, Y biçiminde düzenler; önce bir odağı geri plana iter, sonra dinleyiciyi başka bir odağa yönlendirir.
Alıştırma
Konuşmacı is not so much about ... The question is rather ... yapısıyla ne yapıyor?
- İlk konunun yalnızca küçük bir miktarda gerçekleştiğini söyler.
- İlk konunun önemini azaltır ve dikkati asıl soruya yönlendirir.
- İki soruyu eşit derecede önemli olarak sıralar.
Cevabı göster
İlk konunun önemini azaltır ve dikkati asıl soruya yönlendirir.
in the long run: uzun vadede
“In the long run”, uzun bir süre geçtikten ve nihai ya da kalıcı etkiler belirginleştikten sonrasını anlatır. Burada, hemen fark edilen bir zarar olmasa bile sürekli maruz kalmanın sonunda zarara yol açıp açmayacağı soruluyor. Bu ifade dikkati kısa vadeli koşullardan uzun vadeli sonuçlara yöneltir. Bir deyimdir; “run” fiziksel olarak koşmayı değil, zamanın veya olayların ilerleyişini ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The training takes time, but it will make the team faster ____.
Cevabı göster
in the long run
Answering this question was much harder than we first thought.
3:51Bu soruyu yanıtlamak ilk düşündüğümüzden çok daha zordu.
and statements by an onslaught of different organizations. Deyimler
3:57ve saldırı niteliğinde farklı kuruluşların açıklamaları var.
an onslaught of: ezici bir akın
“An onslaught of”, bir şeyin aniden, güçlü ve ezici miktarda ya da akış hâlinde gelmesini ifade eder. Bu cümlede çok sayıdaki kuruluş, işlenmesi zor bir kaynak veya iddia dalgası olarak sunuluyor; gerçek bir askerî saldırıdan söz edilmiyor. Yapıan onslaught of + isim şeklindedir. Konuşanın tutumunu da yansıtır: miktar yoğun, bitmek bilmeyen veya başa çıkılması zor gelir. Bu nedenle yalnızca “many” demekten daha güçlü ve daha olumsuzdur.
Alıştırma
Bir destek masası birkaç dakika içinde yüzlerce öfkeli mesaj alıyor. Durumun ezici ve saldırıyı andıran gücünü en iyi hangi ifade anlatır?
- an onslaught of angry messages
- a sample of angry messages
- a list of angry messages
- a pair of angry messages
Cevabı göster
an onslaught of angry messages
You can take a look at our research in the video description.
4:02Araştırmamıza video açıklamasından göz atabilirsiniz.
What we found is that this debate is a good example
4:06Bulduğumuz şey, bu tartışmanın bilimin nasıl iletilmesi gerektiğine
how ... should ... and how ... shouldn't kalıbı
Birbirine bağlanan iki how yan cümlesi, aynı işi yapmanın karşıt yollarını sunar: ilki bilimin doğru biçimde aktarılmasını, ikincisi ise yanlış biçimde aktarılmasını gösterir. how it shouldn't ifadesinde it, science sözcüğünü belirtir. be communicated ise ilk yan cümleden zaten anlaşıldığı için kullanılmaz. Bu olumlu-olumsuz eşleştirme, mesajı iyi ve kötü uygulamalar çevresinde düzenler; konu bilimin aktarılıp aktarılmaması değil, nasıl aktarılması gerektiğidir.
Alıştırma
Hangi tamamlama, bilgiyi paylaşmanın doğru ve yanlış yolları arasındaki karşıtlığı korur? The handbook explains how personal data should be shared and ____.
- how it shouldn't
- whether it should
- why it should
Cevabı göster
how it shouldn't
about electromagnetic radiation are highly controversial.
4:15çalışmaların çoğu oldukça tartışmalıdır.
much-cited studies: sık atıf, güvenilirlik değil
Much-cited studies, akademik yazılarda, haberlerde veya kamuya açık tartışmalarda çok sık anılan ya da kaynak gösterilen çalışmalar demektir. Much-cited, studies sözcüğünün önünde kullanılan ve kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. Bu ifade kaliteyi değil, görülen ilgiyi veya atıf sıklığını ölçer. Bir çalışma çokça kaynak gösterilse bile tartışmalı, kötü tasarlanmış veya sonraki kanıtlarla desteklenmemiş olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle araştırmanın güvenilir olduğunu söylemeden yalnızca sıkça kaynak gösterildiğini belirtir?
- The article reviews several widely accepted studies.
- The article reviews several well-designed studies.
- The article reviews several much-cited studies.
Cevabı göster
The article reviews several much-cited studies.
a series of population studies based on surveys and self-reporting. Kalıp ifadeler
4:19anketlere ve kendi bildirimlerine dayanan bir dizi nüfus araştırması.
Araştırmanın dayanağını belirten based on surveys and self-reporting
Burada based on, nüfus çalışmalarını destekleyen kanıtları ve veri toplama yöntemlerini tanıtır. Çalışmalar bilgi kaynağı olarak surveys ve self-reporting kullanmıştır; bu ifade çalışmaların nerede yapıldığını anlatmaz. Survey, insanlara sorular yönelten bir araştırmadır; self-reporting ise katılımcıların kendi deneyimlerini veya davranışlarını anlatmasıdır. Bu yanıtlar hafızaya ve kişisel yargıya bağlı olduğundan, kaynağı belirlemek bulguların ne kadar güvenilir olabileceğini değerlendirmeye de yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi based ve doğru edatla tamamlayın: The report is ____ interviews with 200 families.
Cevabı göster
based on
asking brain tumor patients how much they think
4:26beyin tümörü hastalarına son birkaç yılda telefonlarını
they used their phone in the last few years.
4:28ne kadar kullandıklarını düşündüklerini sormaktır.
We tend to misremember things or can be influenced easily. Kalıp ifadeler
4:34Olayları yanlış hatırlama eğilimindeyizdir veya kolayca etkilenebiliriz.
Genel bir eğilimi ifade eden tend to
Tend to + fiilin yalın hâli, genellikle veya sık sık gerçekleşen bir durumu anlatır. Her seferinde geçerli bir kuralı değil, genel bir eğilimi ifade eder. Bu cümlede tend to, hafızayla ilgili iddiayı daha temkinli yapar: İnsanlar olayları sık sık yanlış hatırlar, ancak bu her zaman gerçekleşmez.
Alıştırma
Cümleyi “genellikle bu örüntüye sahiptir, ama her zaman değil” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: People ____ speak faster when they are excited.
Cevabı göster
tend to
Ekleme bağlayıcısı olarak On top of this
On top of this, ekleme yapan bir bağlayıcıdır. Dinleyiciye, az önce söylenenlere ilgili bir noktanın daha eklendiğini bildirir. Burada yeni nokta, bilginin güvenilmez olmasına yol açabilecek başka bir etken daha ekler. Bu nedenle konu yön değiştirmez; önceki kaygı güçlenir. Bu kullanımda top fiziksel bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
Örnekte On top of this nasıl bir ilişki kuruyor?
- Önceki açıklamanın yerini alır.
- Önceki kaygıyı güçlendiren başka bir nokta ekler.
- Karşıt bir nokta sunar.
- Bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyin üzerinde olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Önceki kaygıyı güçlendiren başka bir nokta ekler.
cherry-picking the findings: bulguları taraflı seçme
Cherry-picking the findings, tercih edilen bir görüşü veya dikkat çekici bir hikâyeyi destekleyen araştırma sonuçlarını seçip bu görüşü zayıflatan ya da sorgulayan sonuçları dışarıda bırakmak demektir. İfade, yalnızca en güzel görünen kirazları seçme imgesinden gelir; ancak burada kanıtların taraflı biçimde seçilmesini anlatır. may be cherry-picking yapısında cherry-picking, may be sonrasında kullanılan -ing biçimidir. may yardımcı fiili iddiayı temkinli tutar: bu davranışı bir olasılık olarak sunar, her çalışmanın veya haberin kesinlikle böyle yaptığını söylemez.
Alıştırma
Hangi durum en iyi cherry-picking the findings olarak tanımlanır?
- Bir inceleme, farklı sonuçlara varanlar da dâhil olmak üzere bütün önemli sonuçları özetler.
- Bir araştırmacı, hesaplama hatalarını bulmak için verileri iki kez kontrol eder.
- Bir haber, yalnızca kendi iddiasını destekleyen sonuçları öne çıkarır ve iddiayı sorgulayan sonuçları dışarıda bırakır.
- Bir gazeteci, manşeti kısaltmak için yeniden yazar.
Cevabı göster
Bir haber, yalnızca kendi iddiasını destekleyen sonuçları öne çıkarır ve iddiayı sorgulayan sonuçları dışarıda bırakır.
make for + bir sonuç
Bu cümlede make for, belirli bir sonucu “oluşturmaya yardımcı olmak” veya “o sonuca yol açmaya elverişli olmak” anlamındadır. Bulgular, dikkat çekici bir manşet için malzeme sundukları için habercilere cazip gelir; burada bir manşeti kelimenin gerçek anlamıyla elle yapmak söz konusu değildir. make for + isim öbeği kalıbı genellikle bir niteliği, seçimi veya durumu, onun oluşmasına yardımcı olduğu sonuçla bağlar: X makes for Y. Buradaki the most exciting üstünlük yapısı, bu bulguların neden seçilebileceğini vurgular.
Alıştırma
make for kalıbını doğru biçimle tamamlayın: A quiet room ____ better concentration.
Cevabı göster
makes for
a study looking for cancer in rats and mice
4:46cep telefonu radyasyonundan fareler ve sıçanlarda kanser
The results seemed to show a connection, Ton ve niyet
4:51Sonuçlar bir bağlantı gösteriyor gibi görünüyordu,
only in male rats and none at all in mice.
4:54sadece erkek sıçanlarda görüldü ve farelerde hiç görülmedi.
Temkinli bir kanıt ifadesi olarak seemed to show
Seemed to show, bağlantıyı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, sonuçların destekliyor gibi göründüğü bir değerlendirme olarak sunar. Seemed bir mesafe oluşturur: kanıtlar o yöne işaret eder, fakat konuşan kişi başka bir açıklamaya yer bırakır. Bu, raporlama için yararlı bir kalıptır: results/data/evidence + seemed to show + iddia. Birinin rol yaptığı anlamına gelmez; yorumdaki belirsizliği gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle erken bir sonucu kesinmiş gibi sunmadan bildiriyor?
- The early results seemed to show that the filter helped.
- The early results proved that the filter helped.
- The early results showed beyond doubt that the filter helped.
Cevabı göster
The early results seemed to show that the filter helped.
But it was reported as if this study did prove Dilbilgisi
4:58Ancak bu çalışma sanki cep telefonu radyasyonunun
as if: Bir Şeyi Gerçekmiş Gibi Sunmak
As if, bir şeyin görünüşte düşündürdüğü durumu tanıtır. Burada haberin sunuluş biçimi, çalışmanın neden-sonuç ilişkisini kesin olarak kanıtlamış olduğu izlenimini yaratır. As if'ten sonraki yan cümle, konuşanın kabul ettiği bir gerçek değildir. Bu bağlamda ifade, haberin kendinden emin tonu ile zayıf kanıt arasındaki farkı gösterir ve eleştiri taşır.
Alıştırma
"The ad talks as if this tiny pill solves every problem," cümlesinde as if ne anlatır?
- İddiayı, doğru olmayabilecek bir görünüş olarak sunar.
- Reklamın neden oluşturulduğunu açıklar.
- Hapın her sorunu çözdüğünü doğrular.
Cevabı göster
İddiayı, doğru olmayabilecek bir görünüş olarak sunar.
did prove: did + fiilin yalın hâliyle vurgu
Olumlu bir geçmiş zaman yan cümlesinde did + fiilin yalın hâli vurgu ekleyebilir. Did prove, ‘gerçekten kanıtladı’ veya ‘kesinlikle kanıtladı’ anlamına gelir; geçmiş zamanı did taşır, bu nedenle prove yalın hâlde kalır. Burada vurgulu yapı as if yan cümlesinin içindedir. Habere yüklenen abartılı iddiayı güçlendirir, fakat cümlenin tamamı bu iddiayı onaylamak yerine eleştirir.
Alıştırma
Vurgulu did ve confirm fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: The team ____ the booking yesterday; the confirmation email is right here.
Cevabı göster
did confirm
Another aspect is that the WHO did officially
5:10Başka bir husus da, DSÖ'nün (WHO) radyo frekansı alanlarını resmen
classify radio frequency fields as possibly carcinogenic, Kalıp ifadeler
5:13muhtemel kanserojen olarak sınıflandırmasıdır,
Radyo frekansı alanlarını kanserojen olma ihtimali bulunan bir kategoriye yerleştirmek
Classify A as B, A’yı B kategorisine yerleştirmek demektir. Burada DSÖ, radio frequency fields için possibly carcinogenic resmî sınıflandırmasını kullanıyor; kanıtlanmış bir neden-sonuç ilişkisini doğrudan ileri sürmek yerine bir kategori belirtiyor. Possibly, iddiadaki belirsizliği korur. İfade, kanser riskini araştırmak için nedenler bulunduğunu söyler; ancak radyo frekansı alanlarının kansere yol açtığının kanıtlandığını söylemez.
Alıştırma
classified as possibly carcinogenic ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?
- Her durumda kansere yol açtığı kanıtlandı.
- Kansere yol açamayacağını gösteren bir kategoriye yerleştirildi.
- Olası kanser riskini belirten bir kategoriye yerleştirildi, ancak risk kanıtlanmış olarak sunulmadı.
Cevabı göster
Olası kanser riskini belirten bir kategoriye yerleştirildi, ancak risk kanıtlanmış olarak sunulmadı.
is that there are some hints that they might cause cancer,
5:19kanser yapabileceklerine dair bazı ipuçlarının olması,
What this actually means is that ...: bunun aslında anlamı...
What this actually means is that, daha önce geçen bir etiketi veya ifadeyi açıkça açıklamak için kullanılır. What this ... means özne görevindedir; that ile başlayan yan cümle ise amaçlanan anlamı verir. Actually bir düzeltmeye işaret eder: konuşan kişi, dinleyicinin sınıflandırmayı gereğinden güçlü yorumlamış olabileceğini düşünür. Önceki ifadeyi reddetmez, onu daha kesin hâle getirir.
Alıştırma
Açıklamayı hedef kalıpla tamamlayın: ____ you can talk, but you need to keep your voice low.
Cevabı göster
What this actually means is that
keep an eye out: tetikte kalıp dikkat etmek
Bu cümlede keep an eye out, “tetikte kalmak ve yeni kanıtları ya da işaretleri fark etmek için dikkatle izlemeye devam etmek” anlamına gelir. Tek seferlik bir aramayı değil, sürekli dikkati anlatır. Bu deyim sıkça keep an eye out for + isim biçiminde kullanılır: Keep an eye out for updates. Neye dikkat edileceği bağlamdan zaten anlaşılıyorsa buradaki gibi for ... bölümü atılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “tetikte kalıp bir şeyi gözlemek” anlamına gelen deyimle tamamlayın. The trail can be slippery, so ____ for warning signs.
Cevabı göster
keep an eye out
zoom out a bit ... the big picture: ayrıntılardan genel tabloya geçmek
Zoom out a bit, bakış açısını anlatan bir mecazdır. Dinleyiciye tek tek ayrıntılardan uzaklaşıp daha geniş bir açıdan düşünmesini söyler. A bit geçişi yumuşatır ve daha az ani duyulmasını sağlar. Ardından gelen What’s the big picture? genel anlamın veya ana örüntünün ne olduğunu sorar. İki ifade birlikte açıklamayı düzenler: ayrıntılara odaklanan bölümü kapatıp özete ya da genel değerlendirmeye geçer.
Alıştırma
Geçiş cümlesini dersteki iki bakış açısı ifadesiyle tamamlayın. We have reviewed each expense separately. Now let's ____ and look at ____.
Cevabı göster
zoom out a bit · the big picture
that electromagnetic radiation below exposure value limits
5:33sağlık sorunlarına neden olduğuna dair
On the whole, ile genel bir sonuç bildirme
On the whole, bütün cümlenin bilgisini düzenleyen ve “ilgili bütün kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde” anlamına gelen bir ifadedir. Burada, ardından gelen görüşün tek bir çalışmanın sonucu değil, insanlar üzerinde yapılan çalışmaların genel sonucu olduğunu gösterir. Bu ifade, istisnalara veya birbiriyle uyuşmayan ayrıntılara yer bırakır. “Tamamen” ya da “her durumda” anlamına gelmez; daha büyük genel örüntüyü vurgular. Cümlenin başında kullanıldığında normalde ardından virgül gelir.
Alıştırma
Bu cümlede On the whole ne anlama geliyor?
- Her bir çalışma tamamen aynı sonuca ulaştı.
- Bütün kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde genel sonuç budur.
- Sonuç, kanıtların yalnızca bir kısmı için geçerlidir.
Cevabı göster
Bütün kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde genel sonuç budur.
no consistent evidence ... mostly weak and inconsistent
Araştırma yazılarında consistent evidence, farklı çalışmalarda veya ölçümlerde güvenilir biçimde görülen bir örüntüyü ifade eder. No consistent evidence, çalışmaların bütünü ele alındığında istikrarlı ve tekrarlanabilir bir örüntü görülmediği anlamına gelir; her çalışmada hiçbir şey bulunmadığını iddia etmez. Weak bir ilişkinin gücünü, inconsistent ise bu ilişkinin farklı çalışmalarda güvenilir biçimde tekrarlanıp tekrarlanmadığını açıklar. İlişkilerin mostly weak and inconsistent olduğunu söylemek, dağınık sonuçların neden kesin bir genel sonucu desteklemediğini açıklar.
Alıştırma
Şunu okuyun: “There are some statistical associations, but they're mostly weak and inconsistent.” En doğru yorum hangisidir?
- Çalışmalar güçlü sağlık etkilerini tutarlı biçimde gösterdi.
- Bazı ilişkiler görüldü, ancak bunlar genellikle zayıftı ve çalışmalar arasında tutarlı biçimde tekrarlanmadı.
- Hiçbir çalışmada herhangi bir ilişki bulunmadı.
Cevabı göster
Bazı ilişkiler görüldü, ancak bunlar genellikle zayıftı ve çalışmalar arasında tutarlı biçimde tekrarlanmadı.
If there were any definite cause-effect relations, Dilbilgisi
5:44Eğer herhangi bir kesin neden-sonuç ilişkisi olsaydı,
If there were ..., we would ...: şimdiki zamana aykırı bir varsayım
If there were any definite cause-effect relations ifadesindeki geçmiş biçim were, durumu geçmiş zamana yerleştirmez. Koşulun konuşanın bugünkü görüşüne aykırı olduğunu gösterir: konuşan böyle kesin ilişkilerin var olmadığına inanır. We would know by now ise varsayımsal sonucu verir. If + geçmiş biçim ile would + fiilin yalın biçimi birlikte, gerçek dışı bir şimdiki zaman koşulundan çıkarım yapmayı sağlar: doğru olsaydı, mevcut kanıtlar bunu şimdiye kadar ortaya çıkarmış olmalıydı.
Alıştırma
Hangi cümle, kesin bir ilişkinin varlığını konuşanın mevcut yargısına aykırı bir varsayım olarak sunar?
- If there is a definite link, we will know soon.
- If there were a definite link, we would know by now.
- Because there is a definite link, we know already.
Cevabı göster
If there were a definite link, we would know by now.
So, based on the current state of science, Kalıp ifadeler
5:50Yani, bilimin mevcut durumuna dayanarak,
should you worry about the radiation
5:53dizüstü bilgisayarınızdan, cep telefonunuzdan veya televizyonunuzdan gelen
based on the current state of science: bir iddiayı mevcut kanıtlara dayandırmak
Based on the current state of science, ardından gelen soru ve yanıt için bir kanıt çerçevesi oluşturur. Buradaki state of science, tek bir çalışmayı değil, şu anda mevcut olan bilimsel bilgi ve kanıtların bütününü ifade eder. Current, iddiayı zaman bakımından sınırlar: sonuç şu anda bilinenlerle gerekçelendirilir ve daha güçlü kanıtlar ortaya çıkarsa güncellenebilir. Bu, mevcut kanıtların zayıf olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi başlangıç, bir sonucu mevcut bilimsel bilgilerle desteklenen ancak ileride değiştirilmeye açık bir yargı olarak en iyi biçimde sunar?
- Science guarantees that this will always be safe.
- Based on the current state of science, this appears safe.
- One person says that this is safe.
Cevabı göster
Based on the current state of science, this appears safe.
But what about the people that say it is harming them?
6:01Peki ya bunun kendilerine zarar verdiğini söyleyen insanlar ne olacak?
Research showed they could be experiencing what's known as the nocebo effect. Kültür
6:04Araştırmalar, onların nosebo etkisi olarak bilinen durumu yaşıyor olabileceklerini gösterdi.
what's known as the nocebo effect: nocebo etkisi olarak bilinen olgu
Bu cümlede what's known as X, “X adı verilen olgu” anlamına gelir. Nocebo etkisi, zararlı olduğu düşünülen neden sanıldığı şekilde sorumlu olmasa bile olumsuz beklentilerin gerçek belirtilerin veya yan etkilerin ortaya çıkmasına ya da kötüleşmesine katkıda bulunmasıdır. Bu, kişinin rol yaptığı anlamına gelmez. Belirtilere katkıda bulunabilecek olası bir mekanizmayı anlatır; bütün belirtilerin psikolojik olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Nocebo effect ifadesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?
- Bir kişi başkalarını kandırmak için belirtiler uydurur.
- Olumsuz beklentiler gerçek belirtilere katkıda bulunabilir.
- Bütün belirtiler yalnızca düşüncelerden kaynaklanır.
Cevabı göster
Olumsuz beklentiler gerçek belirtilere katkıda bulunabilir.
If you have a headache and happen to start feeling Dilbilgisi
6:10Başınız ağrıyorsa ve tesadüfen tam dizüstü bilgisayarınızı kapattığınızda
you might see a connection between those two things.
6:14bu iki şey arasında bir bağlantı görebilirsiniz.
happen to + fiil: tesadüfen bir şey yapmak
happen to + fiil yapısında happen tesadüf bildirir: eylem bir planın parçası olarak değil, rastlantı sonucu gerçekleşir. Burada happen to start feeling better, dizüstü bilgisayar kapatıldığı anda iyileşmenin başlaması demektir; ancak bunun nedenini kanıtlamaz. Bu yapı, something happens to somebody yapısından farklıdır. İkinci yapıda happen, bir olayın bir kişinin başına gelmesi veya onu etkilemesi anlamındadır.
Alıştırma
Keşfin tesadüfen gerçekleştiğini göstermek için cümleyi happen to yapısının geçmiş biçimiyle tamamlayın: While cleaning the attic, we ____ find an old map.
Cevabı göster
happened to
the idea alone that weak radiation might harm you
6:19zayıf radyasyonun size zarar verebileceği düşüncesi bile
could be the very thing harming you: size zarar veren şeyin ta kendisi olabilir
the very thing harming you ifadesinde very, “son derece” değil, “tam olarak o” veya “bizzat o” anlamına gelir. Burada özne the idea alone that weak radiation might harm you kısmıdır ve konuşmacı bu düşüncenin kendisini olası bir zarar nedeni olarak sunar. Harming you, that is harming you anlamına gelen kısaltılmış bir ilgi yan cümlesidir. X could be the very thing doing Y kalıbı şaşırtıcı bir nedeni vurgular: X, konuşulan sonucun tam olarak ortaya çıkmasına yol açabilir.
Alıştırma
Cümleyi, very sözcüğünün “tam olarak o” anlamına geldiği dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Trying to hide the error could be ____ making the problem worse.
Cevabı göster
the very thing
belittle: birini küçümsemek
Belittle, bir kişi, onun duyguları veya kaygıları önemsiz, aptalca ya da saygıya değmezmiş gibi konuşmak veya davranmak demektir. Bu cümlede, bu belirtileri bildiren insanlara ciddiye alınmayı hak etmiyorlarmış gibi davranmayı anlatır. Bu sözcük, başka birinin onurunu zedeleyen toplumsal bir davranışı adlandırır. Yalnızca bir fikre katılmamaktan daha güçlü ve daha kişiseldir.
Alıştırma
Hangi durum belittle sözcüğüyle en iyi anlatılır?
- Bir yönetici bir raporu kısaltır.
- Bir yönetici, çalışanın kaygısına güler ve bunun aptalca olduğunu söyler.
- Bir yönetici, çalışanın planının neden işe yaramayacağını sakince açıklar.
- Bir yönetici, çalışandan daha fazla ayrıntı vermesini ister.
Cevabı göster
Bir yönetici, çalışanın kaygısına güler ve bunun aptalca olduğunu söyler.
Most of them feel they're not being taken seriously, Kalıp ifadeler
6:27Çoğu ciddiye alınmadığını hissediyor,
they're not being taken seriously: ciddiye alınmıyorlar
take someone seriously ifadesinde take fiziksel bir eylemi anlatmaz. İfade, bir kişinin sözlerini, duygularını veya endişelerini önemli görüp gerçekten dikkate almak anlamına gelir. they're not being taken seriously, şimdiki zamanda devam eden bir durumu bildiren edilgen yapıdır. Bu davranışa maruz kalanların onlar olduğunu öne çıkarır ve önemsenmemelerini süren ya da tekrarlanan bir durum olarak sunar. Verdikleri her açıklamanın doğru olduğunu söylemez.
Alıştırma
İnsanların, başkalarının endişelerini önemsemediğini hissettiklerini en iyi anlatan cümle hangisidir?
- They feel the issue is not serious.
- They feel they're not being taken seriously.
- They feel they don't take the issue seriously.
Cevabı göster
They feel they're not being taken seriously.
but it's important to be aware that so far, Dilbilgisi
6:34ancak şu ana kadar güvenlik sınırlarının altındaki elektriğin
we have no robust evidence Kalıp ifadeler
6:36insanlar üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olduğuna dair
so far, we have: şu ana kadar elimizde … var
So far, şu ana kadar anlamına gelir. Şu anda mevcut olan kanıtlara bir zaman sınırı koyar; bu nedenle ifade kalıcı bir sonuç değil, mevcut durumu anlatır ve yeni kanıtlar ortaya çıkarsa değişebilir. so far, we have no robust evidence bölümünde have, sahip olmak anlamındaki ana fiildir ve no robust evidence onun nesnesidir. Burada have, present perfect yapısını kuran bir yardımcı fiil değildir; zaman anlamı so far ifadesinden gelir.
Alıştırma
Cümleyi so ile başlayan ve şu ana kadar anlamına gelen iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____, we have found no reliable evidence that the update causes crashes.
Cevabı göster
So far
no robust evidence ifadesinin temkinli anlamı
Bilimsel ve analitik dilde robust evidence, dikkatli yöntemler, tekrarlanan testler ve alternatif açıklamaların incelenmesinden sonra da ikna edici kalan güçlü kanıt anlamına gelir. Burada no robust evidence, olumsuz bir etkiye ilişkin güçlü ve güvenilir kanıtın şu ana kadar ortaya konmadığını belirtir. Bu iddia so far ifadesiyle ve below safety limits koşuluyla sınırlandırılmıştır. Zararın imkânsız olduğunu kanıtlamaz; zayıf, erken aşamadaki veya kesin sonuca varmayan hiçbir kanıt bulunmadığı anlamına da gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, uygulamanın etkisiz olduğunu ileri sürmeden yalnızca bir faydaya yönelik güçlü kanıtın bulunmadığını söyler?
- There is no robust evidence that the app improves memory.
- There is robust evidence that the app does not improve memory.
- The app can never improve memory.
Cevabı göster
There is no robust evidence that the app improves memory.
can make us neglect things that we know for sure are bad for us. Notlar
6:48bize zararlı olduğundan emin olduğumuz şeyleri ihmal etmemize neden olabilir.
In the attention economy we live in ifadesinin iddiayı çerçevelemesi
Dikkat ekonomisi; medya kuruluşlarının, uygulamaların, reklamcıların ve içerik üreticilerinin insanların sınırlı dikkati için rekabet ettiği toplumsal ve ticari ortamdır. Bir mesaja ayrılan zaman başka bir mesaja ayrılamadığı için dikkat kıt bir kaynak olarak görülür. In the attention economy we live in, cümlenin geri kalanı için bir çerçeve kurar: dikkat çekici ancak kanıtlanmamış tehlikeler ilgiyi üzerine toplayabilir ve daha iyi kanıtlanmış riskleri gözden uzaklaştırabilir. İfade, dikkatin fiziksel bir ürün olduğu gerçek bir pazarı değil, bir sistemi anlatır.
Alıştırma
Burada the attention economy neyi ifade ediyor?
- Medya ve platformların insanların sınırlı dikkati için rekabet ettiği bir sistem.
- İnsanların konsantrasyonlarını alıp sattıkları bir dükkân.
- Bir kişinin geçici olarak bir göreve odaklanmakta zorlanması.
Cevabı göster
Medya ve platformların insanların sınırlı dikkati için rekabet ettiği bir sistem.
make us neglect: make + nesne + fiilin yalın hâli
make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı, bir nedenin nesneyi bir şeyi yapmaya yönelttiğini veya bir şeyi yapmamasına yol açtığını anlatır. Burada can make us neglect, belirsiz tehlikeler hakkında konuşmanın bilinen zararları gözden kaçırmamıza yol açabileceği anlamındadır; birinin bizi bilerek zorlaması gerekmez. Etken make yapısından sonra fiil to almadan yalın hâlde kullanılır: make us neglect doğrudur, make us to neglect değildir. Özne yalnızca bir kişi değil, bir eylem veya durum da olabilir.
Alıştırma
Cümleyi make + us ve lose fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Too much noise can ____ concentration.
Cevabı göster
make us lose
know for sure: kesinlik ifade etme
Know for sure, tahmin etmek veya yalnızca şüphelenmek yerine yüksek bir kesinlikle bilmek anlamına gelir. Bu cümlede for sure, know fiilini güçlendirir ve zararları doğrulanmış gerçekler olarak sunarak unproven dangers ile karşıtlık kurar.
Alıştırma
Hangi cümle yolun kapalı olduğunu geçici bir tahmin değil, kesin bir bilgi olarak sunar?
- We heard a rumor that the road is closed.
- We think the road may be closed.
- We know for sure that the road is closed.
Cevabı göster
We know for sure that the road is closed.
Outdoor air pollution is linked to 4.2 million premature deaths each year,
6:53Dış mekan hava kirliliği her yıl 4,2 milyon erken ölümle bağlantılıdır,
and is definitely something we could have a real impact on today. Kalıp ifadeler
6:58ve kesinlikle bugün üzerinde gerçek bir etki yaratabileceğimiz bir şeydir.
have a real impact on: üzerinde gerçek bir etki yaratmak
Have a real impact on ifadesindeki impact, fiziksel bir çarpışmayı değil, fark edilebilir bir etkiyi veya değişimi anlatır. Real, etkinin yalnızca teorik değil, somut ve anlamlı olduğunu vurgular. Yapı, have an impact on + etkilenen kişi, şey veya sonuç biçimindedir. Help gibi genel anlamlı bir fiile kıyasla, bir sonuçta değişiklik yaratmaya daha açık biçimde odaklanır.
Alıştırma
“Anlamlı ve somut bir etki yaratmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Small daily choices can ____ local air quality.
Cevabı göster
have a real impact on
Still, to make people feel safe and just to make sure,
7:02Yine de, insanların kendini güvende hissetmesi ve sadece emin olmak için,
there are several long-term studies ongoing already.
7:05halihazırda devam eden birkaç uzun vadeli çalışma var.
of cell phone use by exactly measuring frequency Dilbilgisi
7:12cep telefonu kullanımının olası sağlık etkilerini inceleyecek olan
by exactly measuring: tam olarak ölçerek
Burada by, bir şeyin hangi yöntemle yapıldığını belirtir. by + -ing yapısı “Nasıl?” sorusuna cevap verir: çalışma, telefon görüşmelerinin sıklığını ve süresini ölçerek olası sağlık etkilerini inceler. Exactly, measuring sözcüğünü niteler ve ölçümdeki kesinliği vurgular. Genel olarak önce bir eylem veya sonuç belirtilip ardından yöntemi açıklamak için by + -ing eklenebilir.
Alıştırma
"by exactly measuring frequency and duration" ifadesinde by neyi belirtir?
- Çalışmayı yürüten kişi
- Çalışmayı yürütmek için kullanılan yöntem
- Çalışmayı bitirmek için belirlenen son tarih
Cevabı göster
Çalışmayı yürütmek için kullanılan yöntem
But while we wait for the conclusion of these long-term studies,
7:18Ancak bu uzun vadeli çalışmaların sonuçlanmasını beklerken,
there are a lot more pressing problems to focus on. Kelime
7:21odaklanılması gereken çok daha acil sorunlar var.
pressing problems: hemen ilgilenilmesi gereken acil sorunlar
Burada pressing, acil ve kısa sürede ele alınması gereken demektir. Pressing problems, daha az acil konulardan önce çözülmesi gereken sorunlardır; pressing burada bir şeye fiziksel olarak bastırma eylemini anlatmaz. Tam ifade olan a lot more pressing problems içinde more, öncelik karşılaştırmasını güçlendirir: bu sorunlar önce ele alınmayı hak eder. Cümle, uzun vadeli araştırmaların sonuçlarını beklemek ile zaten müdahale gerektiren konulara odaklanmayı karşılaştırır.
Alıştırma
Yakında ilgilenilmesi gereken acil güçlükleri anlatan bu dersteki iki kelimelik tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Several roads are flooded, and the emergency phone line is down. The town must deal with these ____ before planning next year's festival.
Cevabı göster
pressing problems