Şeker bağımlılığı ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, şekerin nadir bir lüks olmaktan çıkıp kölelik, ticari genişleme ve değişen beslenme düzenleriyle bağlantılı kitlesel bir metaya dönüşmesini inceliyor; ardından günümüzdeki tüketimi ciddi sağlık sorunları ve toplumdaki eşitsiz etkilerle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. our addiction to sugar — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: addiction to ifadesinin basit bir hoşlanmadan ziyade güçlü ve zarar verebilen bir bağımlılığı anlattığını kavrayın. Bu eşdizimi sağlık ve toplum bağlamlarında şeker, teknoloji veya başka alışkanlıklarla kurulan kontrol edilmesi güç ilişkileri anlatmak için kullanabilirsiniz. 2. the fuel for human bodies, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Vücuda enerji sağlayan şekeri, araçlara güç veren petrole benzeten metaforu tanıyın. Böylece biyolojik süreçleri tanıdık makineler ya da kaynaklarla ilişkilendiren açıklayıcı benzetmeleri anlayabilir ve kendiniz kurabilirsiniz. 3. just because something is cheap and easily available, doesn't mean — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: just because... doesn't mean... yapısıyla mantıklı görünen ama mutlaka doğru olmayan bir çıkarımı reddedin. Burada ucuz şekerin bolca bulunması tüketileceğini garanti etmez; kalıp, dikkatli savlar kurmak ve varsayımları düzeltmek için kullanışlıdır.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:07Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
Would you like...?: nazikçe bir şey teklif etme
Would you like...? belirli bir anda birine bir şeyi nazikçe teklif etmenin yoludur. Burada konuşan kişi Neil'a bir fincan çay teklif ediyor; genel olarak çayı sevip sevmediğini sormuyor. Bir şey teklif ederken Would you like + isim?, birini bir şey yapmaya davet ederken Would you like to + fiilin yalın hâli? kullanılır. Bu kalıp karşıdaki kişiye rahatça seçim yapma fırsatı verir ve genellikle Do you want...? ifadesinden daha yumuşak duyulur.
Alıştırma
Hangi cümle bir misafire nazikçe içecek teklif eder?
- Do you like water in general?
- You have to drink this water.
- Would you like a glass of water?
Cevabı göster
Would you like a glass of water?
Wow, you really have a sweet tooth. Deyimler
0:21Vay canına, gerçekten tatlıya düşkünsün (sweet tooth).
have a sweet tooth: tatlı yiyecekleri sevmek
have a sweet tooth deyimi kek, çikolata veya şeker gibi tatlı yiyecekleri özellikle sevmek anlamına gelir. Gerçek bir dişi ya da diş sorununu anlatmaz. I, you, we veya they ile have; he, she veya it ile has kullanılır. Bu cümlede really anlamı güçlendirirken Wow yoruma hafif, şaşkın veya şakacı bir ton katar.
Alıştırma
'Tatlı yiyecekleri sevmek' anlamındaki deyimle İngilizce cümleyi tamamlayın: Mia orders dessert every day; she ____.
Cevabı göster
has a sweet tooth
Aren't you worried...?: beklenti bildiren olumsuz soru
Aren't you worried about...? olumsuz bir sorudur. Burada konuşan kişi, karşısındaki kişinin endişeli olup olmadığını tarafsız biçimde sormaz; zaten endişelenmek için bir neden olduğunu düşünür ve bir karşılık bekler. Are you worried about...? ile karşılaştırıldığında bu yapı bir hatırlatma, şaşkınlık veya hafif bir sorgulama gibi duyulabilir: “Bu seni elbette endişelendiriyor, değil mi?” Olumsuz biçim, konuşanın beklentisini soruya katar.
Alıştırma
Bir arkadaşınız kask takmadan bisiklete binmeye devam ediyor. Endişelenmek için bir neden olduğunu düşündüğünüzü en açık biçimde hangi soru gösterir?
- Are you worried about getting hurt?
- Aren't you worried about getting hurt?
- What are you worried about?
Cevabı göster
Aren't you worried about getting hurt?
can't say no to: bir şeye karşı koyamamak
say no to + isim veya -ing biçimi, “reddetmek ya da karşı koymak” anlamına gelir. can't say no to sugar ifadesinde konuşan kişi, şekerin karşı koyamayacağı kadar çekici olduğunu söyler; no sözcüğünü telaffuz edemediğini söylemez. Buradaki to, reddedilen şeyi tanıtan bir edattır. can't say no to chocolate örneğindeki gibi bir isim öbeği veya can't say no to trying a new game örneğindeki gibi bir -ing biçimiyle devam edebilir.
Alıştırma
“Reddetmeyi çok zor bulmak” anlamındaki hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: I ____ homemade cookies.
Cevabı göster
can't say no to
Just as our addiction to oil is causing a climate emergency, Dilbilgisi
0:30Tıpkı petrole olan bağımlılığımızın bir iklim acil durumuna neden olması gibi,
our addiction to sugar is causing a health emergency for our bodies. Kelime
0:35şekere olan bağımlılığımız da bedenlerimiz için bir sağlık acil durumuna neden oluyor.
Benzetme kuran Just as
Burada Just as, “aynı şekilde” anlamına gelir. Benzetmenin ilk tarafını tanıtır: petrole bağımlılık bir tür acil duruma, şekere bağımlılık ise başka bir acil duruma yol açar. Bu kullanım, birbirine benzeyen iki neden-sonuç örüntüsünü eşleştirerek düşünceyi düzenler. Buradaki anlamı “tam … olduğu sırada” biçimindeki zaman anlamı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede Just as ne işe yarıyor?
- İki acil durumun tam olarak aynı anda başladığını söylüyor.
- Birbirine benzeyen iki neden-sonuç örüntüsü arasında benzetme kuruyor.
- Petrol sorununun nedeninin şeker olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Birbirine benzeyen iki neden-sonuç örüntüsü arasında benzetme kuruyor.
our addiction to sugar: şekere güçlü bir bağımlılık
our addiction to sugar ifadesinde addiction, kontrol edilmesi veya bırakılması zor gelen güçlü bir şeker bağımlılığı anlamına gelir. Şekeri sevdiğimizi söylemekten çok daha güçlüdür. Kalıp addiction to + isim veya -ing biçimidir. Burada bu güçlü sözcük, şekere bağımlılık ile petrole bağımlılık arasında da paralellik kurar; herkesin resmî bir tıbbi tanı aldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Kalıplaşmış ifadeyi iki sözcükle tamamlayın: The report warns about children's ____ sugary drinks.
Cevabı göster
addiction to
Sugar gives us an instant hit at the chemical hormone dopamine, Kelime
0:39Şeker bize kimyasal hormon olan dopaminin anlık bir patlamasını yaşatıyor,
an instant hit: ani ve güçlü bir etki
Bu cümlede an instant hit, aniden ortaya çıkan ve açıkça hissedilen bir haz ya da uyarılma dalgası anlamına gelir. Burada hit, hızla gelen güçlü bir etkiyi anlatan isimdir; instant ise hızı özellikle vurgular. Buradaki hit fiziksel bir darbe ya da popüler bir şarkı veya film anlamına gelmez. dopamine sözcüğünün geçmesi, hızlı ve ödül benzeri bir histen söz edildiğini gösterir.
Alıştırma
Cümlede an instant hit ne anlama gelir?
- Hemen popüler olan bir şarkı
- Ani ve açıkça hissedilen bir uyarılma dalgası
- Hemen gerçekleşen fiziksel bir darbe
Cevabı göster
Ani ve açıkça hissedilen bir uyarılma dalgası
making us feel good, but in the long run causing obesity, Notlar
0:44bizi iyi hissettiriyor, ancak uzun vadede obeziteye,
in the long run: uzun vadeli bir sonuç
“In the long run”, “uzun bir süre sonra neler olacağını düşündüğümüzde” anlamına gelir. Bu cümlede dikkati o anki iyi histen, daha sonra ortaya çıkan obezite sonucuna yöneltir. Buradaki “run” bir koşu veya yarış anlamına gelmez. İfadenin tamamı, nihai etkileri değerlendirmek için kullanılan kalıplaşmış bir zaman ifadesidir.
Alıştırma
Cümleyi “nihai sonucu düşündüğümüzde” anlamına gelen ve “run” ile biten kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Small daily savings can make a big difference ____.
Cevabı göster
in the long run
tooth decay, and diseases like diabetes.
0:47diş çürümesine ve diyabet gibi hastalıklara neden oluyor.
making ... but ... causing ...: iki sonucu karşılaştırma
making us feel good ve causing obesity... bölümleri, Sugar gives us ile başlayan tam ana cümleciğe bağlı -ing cümlecikleridir. Bu durumun iki sonucunu eklerler; making ve causing ayrı ana fiiller olarak görev yapmaz. But, hemen ortaya çıkan olumlu bir sonuçtan uzun vadeli olumsuz bir sonuca geçiş yapar. Aynı -ing biçiminin kullanılması iki sonucu dil bilgisi bakımından aynı düzeye getirirken in the long run zaman farkını gösterir.
Alıştırma
Örnekte making ve causing nasıl bir görev yapıyor?
- Ana cümleciğe karşıt sonuçlar ekleyen paralel -ing cümlecikleridir.
- Yeni cümleler başlatan ayrı ana fiillerdir.
- İnsanlara ne yapmaları gerektiğini söyleyen iki emirdir.
Cevabı göster
Ana cümleciğe karşıt sonuçlar ekleyen paralel -ing cümlecikleridir.
But how did our addiction to the sweet stuff begin? Kelime
0:51Fakat bu tatlı şeylere olan bağımlılığımız nasıl başladı?
the sweet stuff: şekere yönelik gündelik bir gönderme
“The sweet stuff”, zaten konuşmanın konusu olan şekere yeniden gönderme yapmanın gündelik bir yoludur. “Stuff” tam adı tekrarlamayı önler ve soruya rahat, sohbet havasında bir ton verir. “The” tanımlığı, dinleyicilerin hangi tatlı maddeyi kastedildiğini anlayabildiğini gösterir. Bu nedenle ifade yeni bir şey ortaya atmaz.
Alıştırma
Bu cümlede “the sweet stuff” neyi ifade ediyor?
- Birinin dişlerini
- Daha önce konuşulan şekeri
- Yeni tanıtılan bir ilacı
Cevabı göster
Daha önce konuşulan şekeri
That's what we'll be discussing in this program, Anlatım akışı
0:54Bu programda tartışacağımız şey bu,
That's what we'll be discussing: sıradaki konuyu duyurmak
That's what we'll be discussing, az önce sözü edilen bir soru ya da konuya geri gönderme yapar ve onu bundan sonraki konuşmanın konusu hâline getirir. Bu yapıda That's, That is ifadesinin kısaltmasıdır; what we'll be discussing ise “tartışacağımız şey” demektir. Bu kalıp girişi bitirip dinleyiciyi sonraki bölüme yönlendirir: programın ilgisiz yeni bir bilgi sunmak yerine önceki soruyu ele alacağını belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede “That's what we'll be discussing” ne işe yarıyor?
- Önceki soru ya da konuyu programın ele alacağı konu hâline getiriyor.
- Programın bu konuyu tartışmayı çoktan bitirdiğini söylüyor.
- İlgisiz yeni bir bilgi sunuyor.
Cevabı göster
Önceki soru ya da konuyu programın ele alacağı konu hâline getiriyor.
and as usual, we'll be learning some useful new vocabulary as well.
0:57ve her zamanki gibi, bazı yararlı yeni kelimeler de öğreneceğiz.
give it a try: bir şeyi denemeyi kabul etmek
Give it a try, “onu denemek” ya da “nasıl olduğunu görmek için denemek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Give burada gerçek anlamında kullanılmaz; ifadenin tamamını tek bir kalıp olarak düşünün. It, daha önce sözü edilen bir yöntem, yiyecek, araç ya da etkinlik gibi bir şeyi gösterir. I'll give it a try, konuşanın onu denemeye istekli olduğunu belirtir; ancak işe yarayacağını ya da konuşanın onu seveceğini garanti etmez.
Alıştırma
give içeren ve “onu denemek” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyi kullanın: This new study method sounds useful, so I'll ____.
Cevabı göster
give it a try
before we go on: sonraki adımdan önce kısa bir duraklama
Before we go on, “mevcut konuşmaya ya da etkinliğe devam etmeden önce” anlamına gelir. Bu bir geçiş ifadesidir: konuşmacı bir soru, açıklama, hatırlatma veya kısa görev eklemeden önce ana akışı kısa süreliğine durdurur. Buradaki go on “devam etmek” demektir, “meydana gelmek” değil. Bu ifade, kısa aradan sonra ana akışın süreceğini dinleyiciye bildirir.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki dört kelimelik geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____, can I check one detail?
Cevabı göster
Before we go on
Sugarcane, which grows naturally in Asia, Africa, and the Americas, Dilbilgisi
1:11Asya, Afrika ve Amerika'da doğal olarak yetişen şeker kamışı,
which grows naturally...: tanımlayıcı olmayan ilgi cümleciği
Vurgulanan sözcükler, tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği oluşturur. Virgüller arasında yer alan bu cümlecik Sugarcane hakkında ek bilgi verir; belirli bir şeker kamışı türünü tanımlamaz. which zamiri Sugarcane sözcüğüne gönderme yapar. Cümlecik çıkarıldığında ana mesaj yine tamamdır: Sugarcane first came to England in the 11th century. Çıkarılabilmesi ve yalnızca ek bilgi vermesi, bu yapının temel işaretidir.
Alıştırma
Cümlede which grows naturally in Asia, Africa, and the Americas bölümünün görevi nedir?
- Şeker kamışı hakkında ek arka plan bilgisi verir.
- İngiltere hakkında ek bilgi verir.
- Belirli bir şeker kamışı türünü tanımlar.
Cevabı göster
Şeker kamışı hakkında ek arka plan bilgisi verir.
Back then: daha önce sözü edilen geçmiş döneme dönmek
Back then, “geçmişte o zamanlar” anlamına gelir. Daha önce sözü edilmiş tarihî bir döneme geri gönderme yapar ve ardından gelen açıklamanın zaman çerçevesini belirler. Burada then, “sonra” anlamında değildir. Back, geçmişe dönüşü açık hâle getirir; böylece ifade, açıklamayı önceki döneme döndürerek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Bir açıklamada az önce 1900 yılındaki yaşamdan söz edildi. Sonraki cümle şöyledir: Back then, most homes had no electricity. Back then burada ne yapar?
- Açıklamanın günümüzle ilgili olduğunu söyler.
- Açıklamayı daha önce sözü edilen geçmiş döneme yerleştirir.
- Açıklamanın bir sonraki olaydan sonra gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster
Açıklamayı daha önce sözü edilen geçmiş döneme yerleştirir.
affordable only to kings, queens, and the very rich. Dilbilgisi
1:22sadece kralların, kraliçelerin ve çok zenginlerin gücünün yetebileceği bir şeydi.
affordable only to + bir kişi veya grup
affordable only to kings, queens, and the very rich ifadesinde affordable, “birinin ödeme gücü içinde” anlamına gelir; to ise bütçesi bu maliyeti karşılayabilen kişileri tanıtır. Only, bu grubu adı geçen kişilerle sınırlar. Virgülle ayrılan sıfat öbeği an expensive luxury item ifadesini niteler ve ürünü kimlerin satın alabildiğini ekler. Ödeme gücüne dayalı erişimi anlatır; ürünün düşük fiyatlı olduğunu söylemez.
Alıştırma
“Belirtilen grup dışında hiç kimsenin bütçesinin karşılayamayacağı” anlamındaki üç kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: The beachfront villas are ____ multimillionaires.
Cevabı göster
affordable only to
So, which English monarch loved eating sugar so much Dilbilgisi
1:26Peki, hangi İngiliz hükümdarı şeker yemeyi o kadar severdi ki
so much (that) ... their teeth turned black: sonuç doğuran yüksek derece
loved eating sugar so much (that) their teeth turned black ifadesinde so much çok yüksek bir dereceyi belirtir; ardından gelen yan cümle de sonucu verir. Konuşma dilindeki bu soruda isteğe bağlı that kullanılmamıştır; eklenmesi anlamı değiştirmez. Their, tekil monarch ismine gönderme yapar. Tekil their kullanımı kişinin cinsiyetini belirtme gereğini ortadan kaldırır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir eylemin sonuca yol açtığını göstermek için so much (that) yapısını doğru kullanır?
- Leo ran so much that his legs ached.
- Leo so much ran that his legs ached.
- Leo ran that his legs so much ached.
Cevabı göster
Leo ran so much that his legs ached.
We'll find out the answer later in the program. Öbek fiiller
1:45Cevabı programın ilerleyen bölümlerinde öğreneceğiz.
find out: bir cevabı veya gerçeği öğrenmek
Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu bilgi çoğunlukla sorarak, kontrol ederek, araştırarak ya da bekleyerek edinilir. Burada program, cevabın daha sonra öğrenileceğini söylüyor. Bu ifade tek bir birim olarak çalışır; out burada “dışarı” anlamına gelmez. Buradaki nesne fiziksel bir şey değil, cevap biçimindeki bir bilgidir.
Alıştırma
Cümleyi find out öbek fiiliyle tamamlayın: We need to ____ why the alarm went off.
Cevabı göster
find out
compared sugar to oil as...: benzetmeye ortak bir rol kazandırmak
compare X to Y kalıbı, X'i anlamak için Y'yi bir benzetme olarak sunar. Burada şeker, görünüşleri veya davranışları aynı olduğu için değil, ikisi de dünya çapında son derece önemli ticari mallar olarak sunulduğu için petrole benzetilir. as + isim öbeği, benzetmeyi destekleyen ortak rolü veya bakış açısını belirtir. Burada as, '-dığı zaman' anlamına gelmez; X ve Y için kullanılan ortak etiketi getirir.
Alıştırma
'Maya compared a classroom to a team as two groups that succeed through cooperation,' cümlesinde as öbeği ne yapar?
- Sınıfın bir takıma dönüştüğünü gösterir.
- Karşılaştırmanın ortak yönünü belirtir.
- Karşılaştırmanın ne zaman yapıldığını belirtir.
Cevabı göster
Karşılaştırmanın ortak yönünü belirtir.
commodity: ticareti yapılan temel mal veya kaynak
Commodity; petrol, şeker, buğday veya metal gibi piyasalarda alınıp satılan temel bir malı ya da doğal kaynağı ifade eder. Cümle bu sözcüğü traded, bought, and sold eylemleriyle tanımlar. Ekonomide commodity türündeki mallar genellikle standart sınıflara göre satılır; bu yüzden aynı sınıftaki bir birim çoğunlukla başka bir birimin yerini alabilir. Piyasa odaklı bu anlam nedeniyle sözcük fiyat, ticaret, tarım ve enerji konularında sık görülür.
Alıştırma
Bir ekonomi raporunda hangi unsur en doğal biçimde commodity olarak adlandırılır?
- İki sınıf arkadaşı arasındaki özel bir konuşma.
- Uluslararası piyasalarda sınıfına göre satılan ham petrol.
- Bir arkadaş için yapılmış, eşi olmayan bir doğum günü kartı.
Cevabı göster
Uluslararası piyasalarda sınıfına göre satılan ham petrol.
can be traded, bought, and sold: kiplik fiiliyle edilgen yapı ve eş görevli ortaçlar
Can be + past participle yapısı, can ile edilgen çatıyı kurar. Öznenin belirttiği şey üzerinde hangi eylemlerin yapılmasının mümkün olduğunu gösterir. Burada commodity eylemleri yapan değil, eylemlerden etkilenen unsurdur: insanlar onun ticaretini yapabilir, onu satın alabilir ve satabilir. Traded, bought ve sold, aynı can be yapısını paylaşan eş görevli üç past participle biçimidir. Bir emtianın üç paralel özelliğini anlatırlar; zaman sırasına koyulmuş eylemler değildir.
Alıştırma
Cümleyi can ve buy fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: These museum passes ____ online or at the front desk.
Cevabı göster
can be bought
Today, economies, governments, and wars are based on controlling oil, Kalıp ifadeler
2:00Bugün ekonomiler, hükümetler ve savaşlar petrolün kontrolüne dayanıyor,
are based on controlling: be based on + isim görevi gören -ing biçimi
Be based on, “bir şeyi temel veya ana ilke olarak almak” anlamına gelir. Are based on controlling ifadesinde temel yüklem yapısı are based on'dur; on sözcüğünden sonra gelen bölüm bu temelin ne olduğunu belirtir. On bir edat olduğu için controlling burada isim görevi gören -ing biçimidir ve petrolü kontrol etme eylemini adlandırır. Bir süreklilik zamanının parçası değildir. Çoğul özneler economies, governments, and wars, are ile kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi be based on ve save fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The plan ____ energy without reducing comfort.
Cevabı göster
is based on saving
but in earlier centuries, the same was true of sugar. Anlatım akışı
2:04ancak önceki yüzyıllarda şeker için de aynısı geçerliydi.
the same was true of: önceki yargıyı yeni bir özneye aktarmak
the same was true of + isim kalıbı, önceki yan cümledeki bir yargıyı yeni bir kişiye, şeye veya konuya aktarır. Burada petrol hakkındaki önceki yargının geçmiş yüzyıllarda şeker için de geçerli olduğu söylenir. the same önceki durumun tamamına gönderme yapar; true of sugar ise yargının şeker için geçerli olduğunu belirtir. Bu kalıp, yargının tamamını tekrarlamadan karşılaştırma kurar.
Alıştırma
İlk yargıyı ikinci özneye aktarmak için hedef kalıbı yazın: The library needed repairs, and ____ the gym.
Cevabı göster
the same was true of
For 400 years, sugar, along with coffee and tobacco, Kalıp ifadeler
2:08400 yıl boyunca şeker, kahve ve tütünle birlikte,
was grown in slavery plantations and shipped across the Atlantic Ocean to Europe. Notlar
2:12köle tarlalarında yetiştirildi ve Atlantik Okyanusu üzerinden Avrupa'ya gönderildi.
along with: ek bilgi ve özne-yüklem uyumu
along with + isim yapısı, together with veya as well as gibi, ilgili bir kişiyi ya da şeyi ekler. Bu cümlede along with coffee and tobacco başka ürünleri ekler, ancak temel özne hâlâ tekil olan sugar sözcüğüdür. Bu ek bölüm birleşik bir özne oluşturmadığı için yüklem temel özneyle uyum sağlar: sugar was grown kullanılır, sugar were grown değil. along with öbeği çıkarıldığında ana cümle dil bilgisi açısından yine tamamlanmış olur.
Alıştırma
Temel özneyle uyumlu olan be fiilinin şimdiki zaman biçimini kullanın: The coach, along with two players, ____ visiting the school today.
Cevabı göster
is
slavery plantations: köleleştirilmiş insanların emeğine dayanan büyük plantasyonlar
Bu cümlede slavery plantations, köleleştirilmiş insanların şeker, kahve ve tütün gibi satılacak ürünleri yetiştirmeye zorlandığı büyük tarım işletmelerini ifade eder. Slavery, insanların yasal olarak mal gibi görüldüğü ve çalışmaya zorlandığı sistemi; plantation ise büyük ölçekli üretim yapılan tarım arazisini anlatır. Bu ifade, cümleyi anlamak için gereken temel tarihsel arka planı verir: Avrupa’daki tüketim ve Atlantik ticareti yalnızca sıradan tarımla değil, köleleştirmeye dayalı üretimle bağlantılıydı.
Alıştırma
Bu tarihsel cümlede slavery plantations ne anlama gelir?
- Köleleştirilmiş insanların zorla çalıştırılmasına dayanan büyük tarım işletmeleri
- Şekeri modern makinelerle işleyen fabrikalar
- İşçilerin özgürce işe alındığı küçük aile çiftlikleri
Cevabı göster
Köleleştirilmiş insanların zorla çalıştırılmasına dayanan büyük tarım işletmeleri
shipped across ... to ...: güzergâh ve varış noktası
shipped across the Atlantic Ocean to Europe, ürünlerin Atlas Okyanusu’nu aşarak Avrupa’ya taşındığını ve varış noktasının Avrupa olduğunu anlatır. Kalıp be shipped across + alan + to + varış noktası biçimindedir: across geçilen güzergâhı veya alanı, to ise son noktayı gösterir. Burada was hem grown hem de shipped ile kullanılır; bu nedenle iki eylem de edilgendir: şeker yetiştirildi ve taşındı. Ship fiili çoğu zaman malları göndermek veya taşımak anlamına gelir; taşımanın mutlaka gemiyle yapıldığını göstermez. Ancak bu cümledeki yolculuk deniz yoluyla yapılmıştır.
Alıştırma
Güzergâh ve varış noktası kalıbını tamamlayın: The medical supplies were shipped ____ the desert ____ remote clinics.
Cevabı göster
across · to
the demand for sugar in Europe and the United States
2:21Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde şekere olan talep
By the time: zamanda bir sınır noktası belirlemek
By the time + yan cümle bir zaman referansı belirler ve “o noktaya gelindiğinde” ya da “en geç o zamana kadar” anlamına gelir. Bu cümlede 1834 yılını gösterir; ana cümle o anda zaten var olan durumu anlatır. Ana eylem bu noktadan önce tamamlandıysa yapı, had left örneğindeki gibi perfect tense ile sık kullanılır. Ancak o andaki bir durum anlatılıyorsa was at a record high örneğindeki gibi basit zaman da doğaldır. Buradaki by yöntem değil, zaman bildirir.
Alıştırma
“O noktaya gelindiğinde” anlamındaki üç kelimelik zaman bağlacını yazarak cümleyi tamamlayın: ____ the guests arrived, we had set the table.
Cevabı göster
By the time
was at a record high: kaydedilen en yüksek düzeyde olmak
Was at a record high, “o zamana kadar ölçülmüş veya kaydedilmiş en yüksek düzeydeydi” anlamına gelir. Cümle, talebin bu aşırı yüksek düzeyde olduğunu söyler. Burada record, high ismini niteler; record fiili değildir. Be at, düzeyi bir durum olarak anlatır. Bu ifade talep, fiyatlar, satışlar, sıcaklıklar veya katılım gibi yükselip düşebilen ölçülebilir şeylerle sık kullanılır.
Alıştırma
“Ölçülen en yüksek düzeyde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Online orders are ____ this month.
Cevabı göster
at a record high
Here's Professor of International History Ulbe Bosma Anlatım akışı
2:26İşte Uluslararası Tarih Profesörü Ulbe Bosma
explaining more to BBC Radio 4 program Thinking Allowed.
2:29BBC Radio 4 programı Thinking Allowed'a daha fazlasını açıklıyor.
Here's ... explaining more: yayında bir konuşmacıyı tanıtma kalıbı
Yayınlarda kullanılan bu kalıpta Here's + kişi veya unvan + -ing, izleyicinin ya da dinleyicinin birazdan duyacağı konuşmacıyı veya göreceği görüntüyü tanıtır. Here, Profesör Bosma'nın fiziksel konumunu belirtmez; Here's kalıbının tamamı “şimdi bu kişiyi dinleyelim veya izleyelim” gibi işlev görür. -ing bölümü, tanıtılan kişinin ne yapacağını belirtir: explaining more. Kalıbın tamamı, sunucunun girişinden uzmanın açıklamasına geçildiğini gösterir.
Alıştırma
Bir belgeselde "Here's Dr. Patel explaining the result" ifadesi büyük olasılıkla ne yapar?
- Dr. Patel'ın konuşmacının yakınında durduğunu söyler.
- Birazdan gelecek açıklamayı veya görüntüyü tanıtır.
- Dr. Patel'ın açıklamasını bitirdiğini bildirir.
Cevabı göster
Birazdan gelecek açıklamayı veya görüntüyü tanıtır.
Sugar was already an extremely important commodity
2:33Şeker zaten son derece önemli bir ticari maldı
staggering growth: şaşırtıcı derecede büyük büyüme
staggering growth ifadesinde staggering, büyümenin şaşırtıcı veya inanması güç olacak kadar büyük ya da hızlı olduğunu belirten bir sıfattır. Büyümenin ölçeğini güçlendirir; birinin dengesini kaybedip sendelemesini anlatmaz. Bu ifade yalnızca betimleyici değil, aynı zamanda değerlendiricidir: konuşmacı artışı normal beklentilerin çok ötesinde gösterir.
Alıştırma
Bir raporda "The museum saw staggering growth in online visitors." deniyor. staggering ne anlatır?
- Artış düzenli bir hızda devam etti.
- Ziyaretçiler yürümekte zorlandı.
- Artış şaşırtıcı derecede büyüktü.
Cevabı göster
Artış şaşırtıcı derecede büyüktü.
sugar consumption: miktar ve eğilimleri anlatan resmî bir isim öbeği
“Sugar consumption”, insanların yediği veya bir topluluğun tükettiği şeker miktarı anlamına gelir. Burada consumption bir isimdir ve isim + consumption yapısında ilk isim neyin tüketildiğini belirtir. Bu öbek, tek bir kişinin yemek yeme eyleminden ziyade geniş bir tarihsel eğilimi anlatmaya uygundur. Bu cümlede consumption, eski “verem” anlamında değil, modern “kullanma veya tüketme” anlamındadır.
Alıştırma
Nüfus genelindeki bir eğilimi anlatan resmî bir raporda hangi cümle en doğaldır?
- Sugar consumption increased last year.
- People consumption more sugar last year.
- Sugar eating increased last year.
Cevabı göster
Sugar consumption increased last year.
And with that, um, sugar became the fuel for human bodies, Notlar
2:47Ve bununla birlikte, hmm, şeker insan bedenleri için yakıt haline gelirken,
with that: önceki bir değişikliği sonrasındaki gelişmeye bağlamak
Cümle başındaki with that, fiziksel bir nesneye değil, daha önce anlatılan olayın, değişikliğin veya kararın tamamına gönderme yapabilir. Burada that, şeker tüketimindeki keskin artışı belirtir. Bu ifade, önceki gelişmeyi sonrasında gelecek şeyin temeli olarak özetler. Açıklamayı ileri taşır: bu değişikliğin sonucunda veya bu değişiklikle birlikte şeker yakıt olarak yeni bir rol kazanmıştır.
Alıştırma
Başkan son kararı açıklar ve toplantı hemen ardından biter. Kararı bu sonraki sonuca en iyi bağlayan cümle hangisidir?
- With that said, the proposal still had a serious weakness.
- With that, the meeting came to an end.
- In spite of that, the chair announced another vote.
Cevabı göster
With that, the meeting came to an end.
the fuel for human bodies: enerji benzetmesi olarak fuel
Bu cümlede fuel mecaz anlamda kullanılır. Şeker, insan bedenine enerji sağlayan bir şey olarak sunulur; bedenlerin şekeri, araçların petrolü yakmasıyla mekanik olarak tamamen aynı biçimde yaktığı ileri sürülmez. the fuel for ... kalıbının tekrarı bir benzetme kurar: Şekerin bedenlerle ilişkisi, petrolün araçlarla ilişkisi gibidir. Daha genel olarak fuel for, bir şeye enerji, motivasyon veya ivme sağlayan şeyi adlandırabilir.
Alıştırma
Cümledeki the fuel for human bodies ne anlama gelir?
- İnsan bedeninin motorla tamamen aynı olduğu iddiası
- İnsanlar için mecazla anlatılan bir enerji kaynağı
- İnsanların bir araca döktüğü yakıt
Cevabı göster
İnsanlar için mecazla anlatılan bir enerji kaynağı
whereas: karşıt iki olguyu bağlamak
Whereas, iki yan cümleyi bağlayan ve içerdikleri olguları karşılaştıran bir bağlaçtır. Burada bedenlerin yakıtı olarak şekeri, araçların yakıtı olarak petrolle karşı karşıya getirir. Genellikle dengeli ve açıklayıcı bir karşılaştırma kurar: Bir şey bir taraf için doğruyken başka bir şey diğer taraf için doğrudur. ‘Bulunduğu yerde’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste vurgulanan resmî karşıtlık bağlacıyla tamamlayın: The east room is bright, ____ the west room stays dark.
Cevabı göster
whereas
Professor Bosma talks about the staggering growth in the popularity of sugar.
2:57Profesör Bosma, şekerin popülaritesindeki şaşırtıcı büyümeden bahsediyor.
The adjective staggering means shocking or surprising.
3:02Sıfat olan staggering, şoke edici veya şaşırtıcı anlamına gelir.
Just like oil became the fuel for machine engines, Dilbilgisi
3:06Tıpkı petrolün makine motorları için yakıt haline gelmesi gibi,
sugar became the fuel for the human body.
3:08şeker de insan bedeni için yakıt (fuel) haline geldi.
Just like ile benzetme kurma
Just like bir benzetmenin ilk tarafını sunar. Bu cümlede petrol ile makine motorları arasındaki ilişki, şeker ile insan vücudu arasındaki paralel ilişkiyi açıklamaya yardımcı olur. Burada like, 'aynı şekilde' anlamına gelir; 'hoşlanmak' anlamında değildir. Just like + durum, ana fikir kalıbı yeni bilgiyi zaten tanıdık olan bir şeyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümlede Just like ifadesinin temel işlevi nedir?
- Olayların tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- Birinin petrolden hoşlandığını gösterir.
- İki ilişki arasında bir benzetme kurar.
Cevabı göster
İki ilişki arasında bir benzetme kurar.
Fuel is a substance that is burned to provide heat or power.
3:11Yakıt (fuel), ısı veya güç sağlamak için yakılan maddedir.
Trading companies had become rich selling sugar grown using slave labor. Notlar
3:15Ticaret şirketleri köle emeği kullanılarak yetiştirilen şekeri satarak zenginleşmişti.
had become rich selling: past perfect ve yöntemi belirten -ing yan cümlesi
had become rich, past perfect yapısını kullanır. Şirketlerin tarihsel anlatıda daha sonra gelen başka bir geçmiş noktadan önce zengin olma sonucuna çoktan ulaştığını gösterir. selling sugar... biçimindeki -ing yan cümlesi, şirketlerin nasıl zengin olduğunu açıklar ve by selling sugar ile benzer bir işlev görür. Çekimsizdir ve örtük öznesi Trading companies olduğundan selling ikinci bir ana fiil değildir.
Alıştırma
had become rich selling sugar ifadesinin doğru çözümlemesi hangisidir?
- had become gelecekteki bir sonucu gösterir, selling sugar ise ikinci bir ana fiildir.
- had become şirketlerin yoksul kaldığını belirtir, selling sugar ise sonraki bir planı adlandırır.
- had become geçmişte daha önce oluşmuş bir sonucu gösterir, selling sugar ise yöntemi açıklar.
Cevabı göster
had become geçmişte daha önce oluşmuş bir sonucu gösterir, selling sugar ise yöntemi açıklar.
grown using slave labor: şekerin nasıl üretildiği
grown using slave labor, sugar sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir yan cümledir. grown, şekerin yetiştirildiğini; using slave labor ise üretimde kullanılan emek sistemini gösterir. Buradaki slave labor, yalnızca zor veya düşük ücretli bir işi değil, köleleştirilmiş insanlara zorla yaptırılan işi ifade eder. Bu nedenle ifade, şirketlerin zenginliğiyle köleliğe dayalı üretim arasında doğrudan bağlantı kurar.
Alıştırma
Bu cümlede grown using slave labor, şeker hakkında ne anlatıyor?
- Köleleştirilmiş insanların zorla çalıştırılmasıyla yetiştirildiğini.
- İnsan emeği olmadan doğal olarak yetiştiğini.
- Bu işi kendi isteğiyle seçen işçiler tarafından ucuza satıldığını.
Cevabı göster
Köleleştirilmiş insanların zorla çalıştırılmasıyla yetiştirildiğini.
When people began to realize the health problems of sugar in the 20th century,
3:20İnsanlar 20. yüzyılda şekerin sağlık sorunlarını fark etmeye başladıklarında,
these companies needed new ways to sell their product Dilbilgisi
3:25bu şirketlerin ürünlerini satmak için yeni yollara ihtiyacı oldu
new ways to sell: ways to + fiilin yalın hâli
ways to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma yöntemleri” anlamına gelir. new ways to sell ifadesinde to sell, yöntemlerin hangi eylem için olduğunu belirtir. to-infinitive, ways ismiyle birlikte bir bütün oluşturur; ayrı bir amaç ifadesi değildir. Bu kalıbı ways to save, ways to learn ve ways to solve a problem gibi başka fiillerle de kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi ways to + fiilin yalın hâli kalıbının gerektirdiği sözcükle tamamlayın: The team found new ways ____ reduce waste.
Cevabı göster
to
and began using sugar in food, which had previously contained none. Dilbilgisi
3:29ve şekeri daha önce hiç içermeyen gıdalarda kullanmaya başladılar.
which had previously contained none: none sözcüğünün gönderimi ve past perfect
which had previously contained none, food hakkında ek bilgi veren bir ilgi cümleciğidir. Which yiyecekleri gösterir; none ise hemen önce sözü edilen sugar miktarının sıfır olduğunu anlatır. Yiyecek bulunmadığı anlamına gelmez. Had previously contained, past perfect yapısındadır. Şekerin bulunmadığı durumu began using sugar geçmiş eyleminden daha önceye yerleştirir ve şekersiz durumdan şeker eklenen duruma geçişi vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede which had previously contained none ne anlatıyor?
- Yiyecekler her zaman şeker içeriyordu.
- Şirketler şeker eklemeye başlamadan önce yiyeceklerde şeker yoktu.
- Şirketlerin daha önce satacak yiyeceği yoktu.
Cevabı göster
Şirketler şeker eklemeye başlamadan önce yiyeceklerde şeker yoktu.
taking up the story for BBC Radio 4's Thinking Allowed. Öbek fiiller
3:37BBC Radio 4'ün Thinking Allowed programı için hikayeyi devam ettiriyor.
taking up the story: önceki anlatıya devam etmek
Taking up the story, bir hikâyeye veya açıklamaya durduğu yerden devam etmek demektir. Buradaki -ing cümleciği, Profesör Bosma geri döndüğünde ne yaptığını anlatır: radyo programındaki önceki anlatıyı sürdürür. Bu kullanımda take up, yer kaplamak veya bir hobiye başlamak anlamına gelmez. The story nesnesi ifadeye anlatıyla ilgili anlamını verir ve dinleyicinin sözün yeniden bir konuşmacıya geçtiğini anlamasına yardım eder.
Alıştırma
Cümleyi take up the story ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the news break, the presenter ____ exactly where she had stopped.
Cevabı göster
took up the story
flood the market: bir ürünü piyasaya çok büyük miktarda sürmek
Burada flood the market ticari bir mecazdır: bir ürünü çok büyük miktarda piyasaya sürerek her yerde bulunur hâle getirmek, çoğu zaman da arz fazlası yaratmak anlamına gelir. Su veya doğal afetle ilgili değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp flood the market with + ürün şeklindedir. Bu cümlede ürün şekerdir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ‘çok büyük miktarlarda tedarik etmek’ anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The manufacturer plans to ____ low-cost batteries.
Cevabı göster
flood the market with
with sugar in this case: genel bir kategoriyi tek bir örnekle sınırlandırmak
With sugar in this case, genel bir fikri belirli bir örnekle sınırlandıran ek bir ifadedir. A certain commodity geniş kategoriyi adlandırırken sugar konuşulan özel örneği belirtir. In this case, ‘bu belirli durumda veya örnekte’ anlamına gelir; buradaki case ‘dava’ anlamında değildir. İfade, dinleyiciyi genel kategoriden mevcut örneğe yönlendirir.
Alıştırma
'with sugar in this case' cümlede bilgiyi düzenlemek için ne yapar?
- sugar maddesinin bir kabın içinde saklandığını söyler.
- sugar ile ilgili bir davayı tanıtır.
- sugar sözcüğünün mevcut örnekteki belirli ürün olduğunu gösterir.
Cevabı göster
sugar sözcüğünün mevcut örnekteki belirli ürün olduğunu gösterir.
but that still does not mean that people will consume it. Dilbilgisi
3:46ama bu hala insanların onu tüketeceği anlamına gelmez.
still does not mean that: dayanaksız bir sonucu reddetmek
Still does not mean that, önceki bir olgudan çıkıyor gibi görünen ancak yeterince desteklenmeyen bir sonucu reddeder. Önceki olgu doğru olsa bile that yan cümlesindeki sonucu kanıtlamaz. Burada still, buna rağmen anlamındadır: daha önce belirtilen olgu dikkate alınsa bile sonuç hâlâ dayanaksızdır. Yeniden kullanılabilen kalıp A, but that still does not mean that B şeklindedir.
Alıştırma
Örnekte still does not mean that ne işe yarıyor?
- Önceki olgunun yanlış olduğunu söylüyor.
- Önceki olgunun doğru olabileceğini kabul ederken sonucu reddediyor.
- Sonucun kesinlikle doğru olduğunu kanıtlıyor.
Cevabı göster
Önceki olgunun doğru olabileceğini kabul ederken sonucu reddediyor.
So, the eating habits of people had to change.
3:49Bu yüzden, insanların yeme alışkanlıklarının değişmesi gerekiyordu.
they had a few spoons of sugar per week, Kalıp ifadeler
3:55haftada birkaç kaşık şeker alıyorlardı,
a few spoons of sugar per week: miktar ve haftalık oran
A few spoons of sugar, kaşıkla ölçülen, az ama sıfırdan fazla miktarda şekeri belirtir. A few, hiç yok demek değildir. Per week, oranın zaman birimini ekler; böylece tüm ifade düzenli veya ortalama bir haftalık miktarı anlatır. Yeniden kullanılabilen yapı miktar + per + tekil zaman birimi şeklindedir; four visits per month da buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümle her hafta kullanılan, az ama sıfırdan fazla bir miktarı doğal biçimde bildiriyor?
- The café uses a few bags of coffee at week.
- The café uses few bags of coffee per weeks.
- The café uses a few bags of coffee per week.
Cevabı göster
The café uses a few bags of coffee per week.
but not a kilo which people consume today
3:58ancak bugün insanların tükettiği gibi bir kilo değil,
Sugar companies flooded the market with their commodity.
4:02Şeker şirketleri piyasayı kendi ticari mallarıyla doldurdular (flooded the market).
you make a lot of your product available for sale, Dilbilgisi
4:07ürününüzden satış için çok miktarda bulundurursunuz,
make + nesne + available for sale: bir şeyi satın alınabilir hâle getirmek
Burada make, make + nesne + sıfat yapısında kullanılır. Yaratmak değil, bir duruma getirmek anlamındadır: a lot of your product nesnedir ve available ürünün getirildiği durumu açıklar. Available for sale, insanların satın almasına hazır demektir. Bu ifadede sale satış anlamındadır; tek başına ürünün indirimli olduğunu göstermez.
Alıştırma
Hangi cümle müzenin ek biletleri insanların satın alabileceği hâle getirdiğini anlatır?
- The museum made the sale available to extra ticket holders.
- The museum made extra tickets available for sale.
- The museum found extra tickets already on sale.
Cevabı göster
The museum made extra tickets available for sale.
often at a low price: genellikle düşük bir fiyattan
At a low price, bir şeyin satıldığı veya sunulduğu fiyat düzeyini açıklayan bir edat grubudur. İngilizcede fiyat düzeyleriyle yaygın olarak at kullanılır: at a low price, at a high price, at this price. Often, bu düşük fiyatın yaygın olduğunu ancak her zaman geçerli olmadığını gösterir. İfade alınan miktarı açıklar; kalitenin düşük olduğunu veya fiyatın önceki bir fiyata göre düşürüldüğünü söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle fiyatın normal fiyattan düşürüldüğünü söylemeden nesnel olarak düşük olduğunu belirtir?
- The website offers the course at a low price.
- The website describes the course as cheap.
- The website offers the course at a discount.
Cevabı göster
The website offers the course at a low price.
just because A doesn't mean B: otomatik bir sonucu reddetmek
Just because A doesn't mean B, B’nin A’dan otomatik olarak çıktığı düşüncesini reddeder. Konuşan kişi A’nın doğru olduğunu kabul edebilir, ancak A’nın B için yeterli kanıt olmadığını söyler. just because yan cümlesi öncülü ortaya koyarken doesn't mean konuşanın asıl yargısını sunar. Altyazıdaki But, önceki düşünceyle karşıtlık kurar.
Alıştırma
Otomatik bir sonucu reddeden iki parçalı kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ the restaurant is popular ____ you will like it.
Cevabı göster
Just because · doesn't mean
cheap and easily available: düşük fiyat ve kolay erişim
Cheap fiyatı anlatır: bir şeyin fiyatı düşüktür. Easily available erişimi anlatır: bir şey fazla zorluk çekmeden bulunabilir, satın alınabilir veya elde edilebilir. And iki ayrı özelliği birleştirir; biri diğerini garanti etmez. Bu ürün bağlamında available, bir şeyin elde edilebilir olması anlamındadır; bir kişinin görüşmek veya konuşmak için müsait olması anlamında değildir. Easily zarfı available sözcüğünü niteler, cheap sözcüğünü değil.
Alıştırma
Altyazıda cheap and easily available ne anlama geliyor?
- popüler ve yenmeye hazır
- düşük fiyatlı ve kolayca elde edilebilir
- düşük fiyatlı ve ücretsiz kullanılabilir
Cevabı göster
düşük fiyatlı ve kolayca elde edilebilir
So, sugar companies tried to increase sugar consumption
4:17Bu nedenle, şeker şirketleri insanların yeme alışkanlıklarını (eating habits),
by changing people's eating habits: yöntem belirtmek için by + -ing kullanımı
Burada by changing people's eating habits, şeker tüketimini artırmaya çalışırken kullanılan yöntemi açıklar. by + -ing kalıbı, bir sonuca ulaşmanın yolu olarak bir şey yapmak anlamına gelir. Bu kullanımda by bir araç veya yöntem belirtir. Edilgen bir cümlede eylemi yapanı gösteren by değildir.
Alıştırma
Hedef by + -ing kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Mia improved her English ____ reading every day.
Cevabı göster
by
people's eating habits: insanların yemek yeme biçimindeki düzenli kalıplar
People's eating habits, insanların genellikle ne yedikleri, ne zaman yedikleri ve ne kadar yedikleri gibi düzenli ve tekrarlanan yemek yeme biçimleridir. Bu ifade tek bir öğünü değil, devam eden bir kalıbı anlatır. Ardından gelen the way a group of people eat sözleri, eating habits ifadesinin anlamını daha basit bir dille yeniden açıklar.
Alıştırma
eating habits temel olarak neyi ifade eder?
- Yiyeceklerin fiyatını
- İnsanların yemek yeme biçimindeki düzenli kalıpları
- Belirli bir öğünü
Cevabı göster
İnsanların yemek yeme biçimindeki düzenli kalıpları
Instead of one or two spoons of sugar per week, Dilbilgisi
4:30Haftada bir veya iki kaşık şeker yerine,
Instead of + isim öbeği veya -ing biçimi
Instead of, yerine başka bir şey geçen veya seçilmeyen seçeneği, eylemi ya da durumu belirtir. Bu cümlede one or two spoons of sugar per week önceki ve daha küçük miktardır; ana cümle bunun yerini alan çok daha büyük miktarı verir. Yaygın yapı instead of + isim öbeği, zamir veya -ing biçimidir. Burada one or two spoons of sugar per week bir isim öbeğidir.
Alıştırma
Seçilmeyen seçeneği tanıtan, dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ taking the bus, Maya walked to school.
Cevabı göster
Instead of
with results we see around us every day. Anlatım akışı
4:35ve sonuçlarını her gün etrafımızda görüyoruz.
with results we see around us every day: bir sonucu eklemek
Virgülle ayrılan with results we see around us every day öbeği, daha önce anlatılan şeker tüketimindeki büyük artışa dönerek bunun sonuçlarını ekler. Burada with, bilgiyi “bu oldu ve şu sonuçları doğurdu” biçiminde düzenler; bir aracı veya ayrı bir eş zamanlı eylemi anlatmaz. Böylece konuşmacı yeni bir tam cümle başlatmadan önceki değişimden bugün görülebilen etkilere geçer. we see around us every day sözleri results sözcüğünü niteler. Daha açık biçimi results that we see around us every day şeklindedir; nesne görevindeki ilgi zamiri that çıkarılmıştır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: “The town grew quickly, with effects that are still visible today.” Sondaki with öbeği ne yapıyor?
- Kasabanın hızla büyümesinin bir sonucunu ekliyor.
- İlgisiz bir olayı anlatmaya başlıyor.
- Kasabayı inşa etmek için kullanılan bir aracın adını veriyor.
Cevabı göster
Kasabanın hızla büyümesinin bir sonucunu ekliyor.
Worldwide, obesity and heart disease have tripled in the last 50 years. Dilbilgisi
4:38Dünya çapında obezite ve kalp hastalıkları son 50 yılda üç katına çıktı.
have tripled in the last 50 years: günümüze kadar üç katına çıkan değişim
Present perfect yapısındaki have tripled, geçmişte başlayıp bugüne ulaşan bir dönem içinde gerçekleşen değişimi anlatır. In the last 50 years ifadesi bugünü de kapsadığı için cümle, değişimin şu anki sonucunu bildirir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp özne + have/has + past participle + in the last + zaman aralığıdır. Burada tripled, 'başlangıçtaki miktarın üç katına çıktı' demektir. 100'den 300'e çıkan bir değer has tripled olur: son miktar başlangıç değerinin %300'üdür, ancak artış oranı %200'dür.
Alıştırma
Bir kasabanın nüfusu yirmi yıl önce 40.000 iken bugün 120.000 oldu. Değişimi hangi cümle doğru anlatır?
- The population has tripled three times in the last 20 years.
- The population has tripled in the last 20 years.
- The population has increased by 300% in the last 20 years.
Cevabı göster
The population has tripled in the last 20 years.
What's more, because sugary food is cheaper, Anlatım akışı
4:42Dahası, şekerli yiyecekler daha ucuz olduğu için,
What's more: destekleyici bir noktayı daha eklemek
What's more, 'ayrıca, dahası' anlamına gelen bir cümle bağlayıcısıdır ve sonraki noktanın önceki bilgiyi güçlendirdiğini veya genişlettiğini hissettirir. Burada savı düzenler; başka nelerin bulunduğunu soran bir soru değildir. Genellikle eklenen noktanın başında yer alır ve ardından virgül gelir. Bu ifadeyi duyduğunuzda aynı yönü destekleyen başka bir neden, gerçek, avantaj veya sorun bekleyebilirsiniz.
Alıştırma
Başka bir destekleyici avantaj ekleyen, bu dersteki iki kelimelik bağlayıcıyı yazın: The apartment is spacious. ____, it is close to the school.
Cevabı göster
What's more
it's often the poorest in society who are worst affected. Notlar
4:45bundan en çok etkilenenler genellikle toplumdaki en yoksullardır.
the poorest in society: the + üstünlük derecesiyle bir grubu belirtmek
Bu cümlede the poorest, en az paraya veya kaynağa sahip insan grubunu belirtmek için “the + üstünlük derecesindeki sıfat” yapısını kullanır. Belirli bir kişinin adı veya ismi düşürülmüş değildir. in society, karşılaştırılan grubun sınırını belirler. Burada the poorest birden fazla kişiyi ifade ettiği için ilgi cümleciğinde çoğul fiil are kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede the poorest in society kimi ifade eder?
- toplumda en az paraya veya kaynağa sahip insanları
- toplumda en kötü davranan insanları
- adı söylenmemiş belirli bir yoksul kişiyi
Cevabı göster
toplumda en az paraya veya kaynağa sahip insanları
are worst affected: etkinin en yüksek derecesini belirtmek
are worst affected, “en ciddi etkileri yaşamak” anlamına gelir. are affected edilgen bir fiil yapısıdır; worst ise karşılaştırma ekler: Bu grup, karşılaştırılan diğer gruplardan daha ağır etkilenir. Burada worst, etkinin derecesini açıklar; insanları kötü olarak değerlendirmez.
Alıştırma
Birden fazla bölge arasında kıyı köylerinin en ciddi etkileri yaşadığını hangi cümle belirtir?
- The coastal villages were affected by the storm.
- The coastal villages were worst affected by the storm.
- The coastal villages were badly affected by the storm.
Cevabı göster
The coastal villages were worst affected by the storm.
Hmm, maybe it's time to try having your tea without any sugar, eh, Neil? Ton ve niyet
4:49Hmm, belki de çayını hiç şekersiz içmeyi denemenin zamanı gelmiştir, ha, Neil?
it's time to try having ile nazik bir öneride bulunmak
Bu cümlede it's time to try having, şimdi farklı bir alışkanlığın denenmesini önerir. Kalıp it's time to try + -ing şeklindedir: it's time şu anın uygun bir zaman olduğunu belirtir, try having ise nasıl hissettirdiğini veya nasıl sonuç verdiğini görmek için bir yöntemi denemek anlamına gelir. Konuşan kişi kesin bir emir vermiyor. Maybe, zamanın geldiği yargısını yumuşatır; sondaki eh ise karşı tarafı onay vermeye çağırır. Bu yüzden öneri hafif ve biraz şakacı duyulur.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin yeni bir alışkanlığı denemesini en doğal ve nazik şekilde önerir?
- Maybe it's time to try taking a short walk after lunch.
- You must start taking a short walk after lunch today.
- It's time to take a short walk after lunch.
Cevabı göster
Maybe it's time to try taking a short walk after lunch.
And to reveal the answer to your question, Anlatım akışı
4:54Ve sorunuzun cevabını açıklamak gerekirse,
Geçiş işareti olarak to reveal the answer
Bir sunucunun konuşmasının başında kullanılan to reveal the answer, programın neden daha önceki bir soruya döndüğünü dinleyicilere bildirir: sıradaki bölümde daha önce açıklanmamış bilgi duyurulacaktır. Bu nedenle tartışmadan cevaba geçişi gösteren bir işaret olarak çalışır. Reveal, cevabın daha önce bilinmediği veya açıklanmadığı ve şimdi bilinir hâle getirildiği anlamını ekler. To ile başlayan mastar öbeği, ardından gelen eylemin amacını belirtir.
Alıştırma
Bir sunucu bir bilgi yarışması sorusunu tartıştı ve daha önce açıklanmayan cevabı duyurmak üzere. Bu geçişi en iyi hangi ifade belirtir?
- And now, to reveal the answer, let's return to the quiz.
- And now, to discuss another topic, let's return to the quiz.
- And now, to repeat the question, let's return to the quiz.
Cevabı göster
And now, to reveal the answer, let's return to the quiz.
which English monarch's famous love of sugar turned their teeth black,
4:56hangi İngiliz hükümdarının şekere olan ünlü sevgisi dişlerini karartmıştı,
I guessed it was the notorious overeater, Henry VIII. Kelime
5:00benim tahminim o meşhur aşırı yiyici VIII. Henry idi.
the notorious overeater: kötü bir nedenle tanınan obur
the notorious overeater ifadesinde notorious, “kötü ya da onaylanmayan bir şey yüzünden geniş çapta tanınan” demektir. overeater, sürekli gereğinden fazla yiyen kişidir; notorious bu söze açıkça olumsuz bir yargı katar. Bu ifade, VIII. Henry'yi aşırı yemeyle ilişkilendiren yaygın tarih anlatısındaki imge üzerinden sunar. Başka bağlamlara aktarılacak ipucu şudur: notorious yalnızca tanınmış olmayı değil, olumsuz bir şöhreti belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede notorious doğal biçimde kullanılmıştır?
- The teacher is notorious for receiving a kindness award.
- The bridge is notorious for dangerous ice in winter.
- The garden is notorious for its prize-winning roses.
Cevabı göster
The bridge is notorious for dangerous ice in winter.
Which was the wrong answer, I'm afraid, Georgie. Ton ve niyet
5:04Korkarım bu yanlış bir cevaptı, Georgie.
Kötü haberi yumuşatan I'm afraid
Buradaki I'm afraid gerçek bir korkuyu anlatmaz. Hoş olmayan bilgiyi kibarca sunan ya da bu bilginin ardından gelen bir konuşma ifadesidir; bu cümlede cevabın yanlış olduğunu söyleyen düzeltmeyi yumuşatır. Konuşanın, dinleyicinin hayal kırıklığına uğrayabileceğini fark ettiğini gösterir ve sonucu değiştirmeden söyleyiş biçimini yumuşatır. Yaygın kalıp I'm afraid + cümlecik biçimindedir; kaynak cümlede olduğu gibi kötü haberden sonra da eklenebilir.
Alıştırma
Bu derste öğrenilen ve hayal kırıklığı yaratacak bir haberi kibarca sunan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ we cannot offer you a seat today.
Cevabı göster
I'm afraid
those black stumpy teeth belonged to Queen Elizabeth I. Kelime
5:10o siyah kısa dişler Kraliçe I. Elizabeth'e aitti.
In fact: bir düzeltme veya daha kesin bir gerçek sunmak
In fact, sıradaki bilginin önceki bir tahminden, izlenimden veya eksik ifadeden daha doğru ya da kesin olduğunu dinleyiciye bildiren bir söylem işaretidir. Bu cümlede anlatımı tahminden çıkarıp dişlerin kime ait olduğuna ilişkin gerçek cevaba taşır. Bilgiyi düzenler: In fact ifadesinden sonra yalnızca ek bir ayrıntı değil, bir düzeltme veya gerçek cevap gelmesini bekleyin.
Alıştırma
Bu konuşmada In fact neyi gösteriyor? "We thought the key was silver. In fact, it was gold."
- Konuşmacı anahtarın renginden hâlâ emin değil.
- Konuşmacı önceki tahmini bir gerçekle düzeltiyor.
- Konuşmacı gümüş bir anahtar örneği veriyor.
Cevabı göster
Konuşmacı önceki tahmini bir gerçekle düzeltiyor.
during the years before toothpaste and dentists: tarihsel koşulları çerçevelemek
during ile başlayan ifade, ana açıklamadan önce zaman bağlamını verir. Siyah ve küt dişleri geçmişteki diş bakımı koşulları içinde görmemizi sağlar; böylece betimleme yalnızca günümüzün beklentilerine göre değerlendirilmez. before toothpaste and dentists, modern diş macununun ve yaygın biçimde erişilebilen profesyonel diş bakımının öncesini genel ve basitleştirilmiş şekilde anlatır. O dönemde hiç kimsenin dişlerini temizlemediği veya diş sorunlarını tedavi etmediği anlamına gelmez.
Alıştırma
during the years before toothpaste and dentists hangi arka planı sağlıyor?
- Modern diş macunu ve yaygın biçimde erişilebilen profesyonel diş bakımı henüz sıradan değildi.
- İnsanlar dişlerini temizlemenin her yolunu bilinçli olarak reddediyordu.
- Diş macunu ve diş hekimleri dişlerin siyaha dönmesine neden olmuştu.
Cevabı göster
Modern diş macunu ve yaygın biçimde erişilebilen profesyonel diş bakımı henüz sıradan değildi.
those black stumpy teeth: rengi ve kısa, kalın bir şekli anlatmak
those black stumpy teeth ifadesinde black rengi, stumpy ise şekli anlatır. Stumpy, bir şeyin alışılmadık derecede kısa ve kalın olduğunu veya yalnızca kısa bir parçası kalmış gibi göründüğünü belirtir. İki sıfat da teeth isminden önce gelerek güçlü bir görsel imge oluşturur. Burada stumpy dış görünüşü anlatır, zekâyı değerlendirmez. Anlam bakımından stupid ile bağlantılı değildir.
Alıştırma
those black stumpy teeth ifadesinde stumpy neyi anlatır?
- aptalca bir davranışı
- parlak ve ışıl ışıl bir yüzeyi
- kısa ve kalın bir şekli
Cevabı göster
kısa ve kalın bir şekli
Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program about sugar, Anlatım akışı
5:15Tamam, bu programda şeker hakkında öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,
let's recap: kısa bir gözden geçirmeye geçildiğini belirtmek
Let's recap, ana noktaları kısaca yeniden gözden geçirelim anlamına gelir. Let's, dinleyiciyi konuşmacıyla birlikte gözden geçirmeye davet ederken recap bu eylemi adlandırır. Bir söylem işareti olarak dinleyicilere, yeni bilgilerden daha önce ele alınan konuların kısa bir özetine geçildiğini bildirir. Konuya en baştan yeniden başlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi let's ve recap fiiliyle tamamlayın: Before we finish, ____ the three key ideas.
Cevabı göster
let's recap
starting with: ilk ögeyi tanıtmak
Bu cümlede starting with, tekrarın ilk ögesi olan a sweet tooth ifadesini tanıtır. Dinleyiciye listenin nereden başladığını gösterir. Kalıp starting with + isim veya isim öbeğidir. Buradaki with, start fiilini ilk konuya bağlar; “birlikte” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir listedeki ilk ögeyi tanıtan tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: We will check the equipment, ____ the safety helmets.
Cevabı göster
starting with
a fondness for eating sweet, sugary food and drinks. Kalıp ifadeler
5:21tatlı, şekerli yiyecek ve içecekleri yeme sevgisi.
a fondness for eating: hafif bir hoşlanmayı ifade etmek
Burada a fondness for eating, belirli bir tür yiyeceği yemekten hoşlanmak anlamına gelir. a sweet tooth ifadesini, yani tatlı yiyecekleri ve şekerli içecekleri sevmeyi açıklamaya yardımcı olur. Kalıp a fondness for + isim veya -ing biçimidir. Edat for sözcüğüdür ve eating yapılan etkinliği belirtir. Fondness, sıcak veya hafif bir tercihi anlatır; bağımlılık ya da kontrol kaybı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir şeyi yemekten hafifçe hoşlanma anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya has ____ spicy noodles.
Cevabı göster
a fondness for eating
A commodity is a product or natural resource
5:25Bir ticari mal (commodity) alınıp satılabilen, ticareti yapılabilen
The adjective staggering means very shocking and surprising.
5:36Sıfat olan staggering çok şoke edici ve şaşırtıcı anlamına gelir.
If a company floods the market,
5:40Eğer bir şirket piyasayı ürünle doldurursa (floods the market),
they release a lot of a particular product for sale,
5:42satış için belirli bir üründen bol miktarda piyasaya sürer,
eating habits describe the way a particular group of people eat.
5:48yeme alışkanlıkları (eating habits) belirli bir grup insanın yeme şeklini açıklar.
our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi
Bu cümlede our 6 minutes are up, programa ayrılan altı dakikalık sürenin sona erdiği anlamına gelir. up bir zaman ifadesinden sonra geldiğinde “bitmiş” veya “tükenmiş” anlamındadır; yukarı yön bildirmez. “Zaman ifadesi + be + up” yapısı çoğu zaman etkinliğin artık durması ya da bir sonraki aşamaya geçmesi gerektiğini de belirtir.
Alıştırma
Ayrılan on dakikanın bittiğini belirtmek için cümleyi be up yapısıyla tamamlayın: Please stop writing; your ten minutes ____.
Cevabı göster
are up
and useful vocabulary here at 6 Minute English.
6:01ve yararlı kelimeler için 6 Minute English'te yakında tekrar bize katılın.
more trending topics: şu anda ilgi gören daha fazla konu
Trending topics, özellikle haberlerde, aramalarda ve sosyal medyada şu anda çok fazla ilgi veya tartışma çeken konulardır. more trending topics ifadesinde more, isim öbeğinin tamamını niteler; program şu anda popüler olan başka konular sunacağını belirtir. Trending, yalnızca uzun vadeli bir eğilimi ya da yakın zamanda yayımlanan herhangi bir şeyi değil, halkın o anki ilgisini anlatır. Bir konu kısa sürede trending olmaktan çıkabilir.
Alıştırma
more trending topics ifadesinde trending topics ne anlama gelir?
- kimsenin fark edip etmediğine bakılmaksızın yeni oluşturulmuş konular
- yalnızca antik tarihte tartışılmış konular
- şu anda çok fazla ilgi gören konular
Cevabı göster
şu anda çok fazla ilgi gören konular