Vücutlarımız neden yaşlanır? - Monica Menesini: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Jeanne Calment’ın 122 yıllık yaşamını başlangıç noktası alan video, yaşlanmayı moleküllerin, hücrelerin ve organların giderek gerilemesi olarak açıklıyor. Bu gerilemenin ardındaki önemli fizyolojik özellikleri ele alıyor ve beslenme, tıp, gen terapisi ya da başka teknolojilerin insan ömrünü uzatıp uzatamayacağını sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. For some, / While for others, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: İki grubun yorumlarını paralel bir yapı içinde dengeli biçimde karşılaştırmayı öğrenin. Bu kalıp, görüşlerden birini herkes için geçerli saymadan tanımları, deneyimleri veya fikirleri açıkça karşı karşıya getirmenize yardımcı olur. 2. each of which has two protective regions at the extremities called telomeres. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: each of which yapısının daha önce belirtilmiş çoğul bir kümedeki her öğeye ayrı ayrı gönderme yaptığını anlayın. Bu açıklayıcı ilgi cümleciğiyle yoğun bir akademik cümlede her bileşene ilişkin kesin ek bilgi verebilirsiniz. 3. come down to — Öbek fiiller: Bu ifadenin karmaşık bir meseleyi belirleyici nedenlerine veya etkenlerine indirgediğini kavrayın. Bir sonucun, seçimin ya da henüz yanıtlanmamış bir sorunun nihayetinde neye bağlı olduğunu özetlerken kullanın; yalnızca genel konuyu belirtmekten ayırın.
Bu derste
In 1997, a French woman named Jeanne Calment passed away Kelime
0:061997 yılında Jeanne Calment adında Fransız bir kadın,
passed away: died demenin daha yumuşak bir yolu
Burada passed away, pass away ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve died, yani “hayatını kaybetti” anlamına gelir. Bir kişinin ölümünü daha yumuşak ve saygılı biçimde anlatan örtülü bir ifadedir; birinin fiziksel olarak geçip uzaklaşmasını anlatmaz. Anlatıcı bu ifadeyi, Jeanne Calment'ın ölümünü sert bir söyleyiş kullanmadan bildirmek için kullanır.
Alıştırma
Cümleyi pass away ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Her grandfather ____ peacefully at age 90.
Cevabı göster
passed away
after 122 years and 164 days on this Earth,
0:11bu Dünya'da 122 yıl 164 gün geçirdikten sonra vefat ederek,
making her the oldest known person in history: bir sonuç eklemek
making her the oldest known person in history ifadesi, hemen önce belirtilen gerçeğin sonucunu ekleyen bir present participle yan cümlesidir. Burada making, “üretmek” değil “bir duruma getirmek” anlamındadır: Önceki gerçek onun bu konuma gelmesine neden olmuştur. Kalıp şöyledir: ana cümle, making + nesne + nesne tamamlayıcısı. Her nesnedir; the oldest known person in history ise kazandığı konumu adlandıran nesne tamamlayıcısıdır.
Alıştırma
Sonuç yan cümlesini making ve doğru nesne zamiriyle tamamlayın: Maya won the final race, ____ the youngest champion in the club.
Cevabı göster
making her
that a millionaire pledged $1 million to anyone who could break her record. Notlar
0:22bir milyoner, onun rekorunu kırabilecek herhangi birine 1 milyon dolar vaat etti.
so astounding that: sonuca yol açan derece
so astounding that ifadesinde so, astounding sıfatının derecesini güçlendirir; that ise sonucu bildiren yan cümleyi başlatır. Bu cümlede yaşın son derece şaşırtıcı olması, bir milyonerin ödül teklif etmesi sonucunu doğurmuştur. Buradaki that, bir ismi niteleyen ilgi cümlesini değil, sonuç cümlesini başlatır. Yüksek bir dereceyi doğrudan sonucuna bağlamak için so + sıfat/zarf + that + sonuç cümlesi yapısını kullanın. Very yalnızca dereceyi güçlendirirken so, anlatımı that ile verilen sonuca yönlendirir.
Alıştırma
Sonuç yapısını so...that ile tamamlayın: The flashlight was ____ bright ____ we could see the whole cave.
Cevabı göster
so · that
pledged $1 million to anyone: resmî bir taahhüt
Burada pledged, koşulu karşılayan kişiye ödül olarak 1 milyon dolar vermek üzere kesin ve kamuya açık bir taahhütte bulunulduğu anlamına gelir. Sözcük taahhüdü anlatır; tek başına paranın zaten ödendiğini göstermez. Yapı pledge + miktar veya kaynak + to + alıcı ya da amaç biçimindedir. Anyone, who could break her record ile sınırlandırılır; dolayısıyla teklif koşulu karşılayan herhangi bir kişi için geçerlidir.
Alıştırma
Bir haber metninde “The company pledged $1 million to the relief fund” ne anlama gelir?
- Şirket fondan 1 milyon dolar borç aldı.
- Şirket, 1 milyon dolar sağlamayı resmen taahhüt etti.
- Şirket 1 milyon doları kesinlikle çoktan aktarmıştı.
Cevabı göster
Şirket, 1 milyon dolar sağlamayı resmen taahhüt etti.
break her record: break ile record kullanımı
break her record ifadesindeki break, bir şeyi fiziksel olarak kırmak değil, “mevcut en iyi sonucu aşmak” anlamına gelir. Break a record, önceki rekoru aşan bir sonuç elde etmeyi anlatan standart bir eş dizimdir. İyelik belirten her, rekorun sahibi olan kişiyi gösterir. Yapı break a record, break the record veya break someone's record şeklinde de kullanılabilir.
Alıştırma
“Önceki en iyi dereceyi aştı” anlamını vermek için cümleyi break fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After months of training, Maya finally ____ the school swimming record.
Cevabı göster
broke
But in reality: önceki bir izlenimi düzeltmek
But in reality, önceki bir hikâyeyi, görünümü veya beklentiyi gerçekte doğru olan durumla karşılaştıran bir geçiş ifadesidir. But yön değişikliğini belirtir, in reality ise daha gerçekçi değerlendirmeyi sunar. Burada dinleyiciyi ödül ve rekorla ilgili çarpıcı hikâyeden insan ömrünün gerçek sınırlarına yönlendirir. Bir açıklamada bu ifadeyi duyduğunuzda, sonraki noktanın daha önce oluşan izlenimi düzelteceğini bekleyebilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümlede but in reality yanıltıcı bir ilk izlenimi düzeltmek için kullanılmıştır?
- We arrived at noon, but in reality, the café serves soup.
- I packed my bag, but in reality, I used the blue zipper.
- The backpack looks light, but in reality, it weighs nearly twenty pounds.
Cevabı göster
The backpack looks light, but in reality, it weighs nearly twenty pounds.
maybe even no humans are likely to accomplish. Kalıp ifadeler
0:32belki de hiçbir insanın başaramayacağı bir başarıdır.
Living to this age or beyond: özne olarak kullanılan bir -ing öbeği
Living to this age or beyond, is fiilinin öznesi olarak kullanılan bir -ing öbeğidir. “Bu yaşa veya daha ileri bir yaşa ulaşma” durumunun tamamını değerlendirilecek tek bir şey olarak ele alır. Önceki bağlamda this age, 122 yaş anlamına gelir. Buradaki Living, progressive yapının bir parçası değildir. Bir eylem ya da durum genel bir fikir olarak ele alındığında, -ing öbeği özne konumunda kullanılabilir. Öbeğin tamamı tek bir fikir sayıldığı için tekil is fiili kullanılır.
Alıştırma
Eylemin özne olması için read fiilini -ing biçimine dönüştürün: ____ before bed helps me relax.
Cevabı göster
Reading
a feat: zor ve etkileyici bir başarı
Bu cümlede a feat, alışılmadık derecede zor ve bu nedenle etkileyici bir başarı anlamına gelir. Bu kadar ileri bir yaşa kadar hayatta kalmaya a feat denmesi bir değerlendirme katar: bu yalnızca gerçekleşen bir olay değil, neredeyse hiçbir insanın başaramayacağı bir şeydir. Feat, sayılabilen bir isimdir. a feat, an impressive feat ve a feat of engineering yaygın kalıplardır.
Alıştırma
“Designing a bridge that can survive those winds was a feat,” cümlesinde a feat ne anlama gelir?
- zor ve etkileyici bir başarı
- gerçeklere dayalı bir bilgi
- planlanmış sıradan bir etkinlik
Cevabı göster
zor ve etkileyici bir başarı
are likely to accomplish: zor bir hedefi tamamlama olasılığı
Be likely to + fiilin yalın hâli, bir eylemin kesin değil ama olası olduğunu belirtir. Burada are likely to accomplish, “muhtemelen başarıyla tamamlayacaklar” anlamına gelir. Accomplish; bir hedefin, görevin, misyonun veya zor bir başarının başarıyla tamamlanmasını vurgular. Özne very few, maybe even no humans olduğu için cümle, bunu neredeyse hiç kimsenin başaramayacağını öngörür.
Alıştırma
Be likely to ve accomplish kullanarak geniş zamandaki cümleyi tamamlayın: With enough time, the team ____ its main goal.
Cevabı göster
is likely to accomplish
Human bodies just aren't built for extreme aging. Deyimler
0:36İnsan vücudu aşırı yaşlanma için tasarlanmamıştır.
just aren't built for: bir şeye dayanacak yapıda olmamak
Be built for + isim veya -ing biçimi, kelime anlamıyla bir amaç için tasarlanmış olmak demektir. İnsanlar, bedenler veya sistemlerle kullanıldığında genellikle bir şeyi doğal olarak yapmaya uygun ya da kaldırabilecek durumda olmak anlamında mecaz görevi görür. Burada Human bodies just aren't built for extreme aging, bedeni gerçekten birinin inşa ettiğini söylemez. Bedenin biyolojik sınırları olduğunu ve aşırı derecede yaşlanmayı iyi kaldıramadığını belirtir. Just olumsuz yargıyı güçlendirir ve bu bağlamda “basitçe” ya da “gerçekten” anlamına yakındır.
Alıştırma
Ceketin uygun olmadığını söylemek için cümleyi just + be built for ile tamamlayın: This thin jacket ____ winter storms.
Cevabı göster
just isn't built for
Our capacity is set at about 90 years. Kelime
0:40Kapasitemiz yaklaşık 90 yıl olarak belirlenmiştir.
capacity is set at: belirli bir düzeye konmuş üst sınır
Burada capacity, bir kabın hacmini değil, insan bedeninin ulaşabileceği veya sürdürebileceği üst sınırı ifade eder. is set at ifadesi bu sınırın belirli bir değerde olduğunu gösterir; dolayısıyla cümle, insanın yaşam süresi kapasitesini yaklaşık 90 yıl olarak sunar. Başka durumlarda da kullanılabilen be set at + sayı kalıbı; bir sınırı, oranı, fiyatı veya hedefi belirli bir düzeyde sunar. Cümlede about bulunduğu için 90 yıl kesin bir sınır değil, yaklaşık bir değerdir.
Alıştırma
Resmî olarak belirlenmiş seyirci sınırını anlatmak için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The stadium's ____ 40,000 spectators.
Cevabı göster
capacity is set at
But what does aging really mean?: tanıma geçiş sağlayan bir soru
Bu soru yalnızca sözlük tanımı istemekten daha fazlasını yapar. But, soruyu önceki tartışmaya bağlarken what does aging really mean? odağı yaşam süresiyle ilgili gerçeklerden yaşlanmanın kendisine dair daha derin bir açıklamaya taşır. Bir açıklamada What does X really mean? yol gösterici bir işaret gibi çalışır: sırada tanımlanacak veya incelenecek düşünceyi belirtir. Burada really daha derin veya daha kesin bir anlam ister.
Alıştırma
Bir bilim sunucusu hafızayla ilgili birkaç gerçeği sıraladıktan sonra "But what does memory really mean?" diye soruyor. Bu soru esas olarak ne yapıyor?
- Konuşmayı gerçeklerden kavramın daha ayrıntılı bir açıklamasına geçiriyor.
- Konuşmanın bittiğini belirtiyor.
- Dinleyicilere memory sözcüğünün nasıl yazıldığını soruyor.
Cevabı göster
Konuşmayı gerçeklerden kavramın daha ayrıntılı bir açıklamasına geçiriyor.
And how does it counteract the body's efforts to stay alive? Kelime
0:46Ve vücudun hayatta kalma çabalarına karşı nasıl hareket ediyor?
counteract the body's efforts to stay alive: vücudun hayatta kalma çabalarını etkisizleştirmek
Bu soruda counteract, bir şeye karşı etki göstererek onun etkisini azaltmak anlamına gelir. Yaşlanma, vücudun kendisini hayatta tutma çabalarını engelleyen bir süreç olarak ele alınıyor. Yaygın yapı counteract + etki, güç, süreç veya çaba şeklindedir. Ana fikir, yalnızca bir kişiye karşı çıkmak değil, bir etkinin başka bir etkiyi zayıflatmasıdır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Shade can counteract some of the heating caused by direct sunlight. counteract ne anlama gelir?
- Isınma etkisini azaltmak veya dengelemek
- Isınma etkisini dikkatlice açıklamak
- Isınma etkisini artırmak
Cevabı göster
Isınma etkisini azaltmak veya dengelemek
We know intuitively what it means to age.
0:50Yaşlanmanın ne anlama geldiğini sezgisel olarak biliyoruz.
For some, ... while for others, ...: iki grubun görüşlerini karşılaştırma kalıbı
For some, ... while for others, ... iki grubu paralel biçimde karşılaştıran bir kalıptır. Önce bir düşünceyi bir gruba bağlar, ardından başka bir düşünceyi ikinci gruba bağlar. Böylece aynı konu hakkındaki iki görüşü düzenler. Burada while, whereas ya da buna karşılık anlamındadır; bir şey olurken anlamında değildir. Dinleyen kişi, aynı düşüncenin farklı gruplar için farklı anlamlar taşıyabileceğini anlar.
Alıştırma
Bu cümlede while sözcüğünün temel görevi nedir? For some, the rule feels fair, while for others, it feels too strict.
- Kuralın nedenini açıklar.
- İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
- İki grubun kuralı nasıl gördüğünü karşılaştırır.
Cevabı göster
İki grubun kuralı nasıl gördüğünü karşılaştırır.
grow up ve grow old: yetişkin olmak ve yaşlanmak
Her iki ifade de grow fiilini kullansa da ardından gelen sözcük yaşam evresiyle ilgili anlamı değiştirir. Growing up yetişkinliğe ulaşmayı veya daha olgun hâle gelmeyi, growing old ise yaşın ilerlemesini ve yaşamın ileri dönemlerine geçmeyi anlatır. Burada iki cümlecik yaşlanmaya farklı bakışları gösterir: Bazı kişiler bunu devam eden bir gelişim, diğerleri ise yaşlanma olarak görür.
Alıştırma
grow up ve grow old ifadelerinin doğru biçimlerini kullanın: Leo spent his childhood in Brazil, so he ____ there; many years later, he hopes to ____ there too.
Cevabı göster
grew up · grow old
Yet Finding a strict scientific definition of aging is a challenge. Dilbilgisi
0:58Ancak yaşlanmanın kesin bir bilimsel tanımını bulmak bir zorluktur.
Finding ... is a challenge: özne olarak -ing öbeği
Finding a strict scientific definition of aging isim gibi işleyen uzun bir bütündür. Finding burada isim-fiildir ve -ing öbeğinin tamamı is fiilinin öznesidir; sürerlik bildiren bir fiil yapısının parçası değildir. Doing something is a challenge kalıbı önce bir görevi sunar, ardından bu görevi zor olarak değerlendirir. Bu cümlede zor olan, yaşlanmanın varlığını yalnızca fark etmek değil, kesin bir bilimsel tanım oluşturmaktır.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri kullanarak -ing biçiminde bir özne oluşturun: ____ is a challenge for new drivers. (drive in heavy traffic)
Cevabı göster
Driving in heavy traffic
What we can say is that aging occurs when intrinsic processes and interactions with the environment, Notlar
1:04Söyleyebileceğimiz şey, yaşlanmanın, içsel süreçler ve çevreyle olan etkileşimler,
What we can say is that ...: bir yargıyı kanıtların desteklediği alanla sınırlamak
What we can say is that ..., konuşanın kanıtlarla desteklenebileceğini düşündüğü bir yargıyı sunar. Burada temel yargı aging occurs when ... ile başlar; baştaki çerçeve ise bu yargının ne kadar güçlü sunulduğunu sınırlar. Bu ifade basit bir kararsızlık değildir. Açıklamayı zor bir soru veya tanımdan daha dar ve güvenilir bir ifadeye taşır: gerekçelendirilebilen kısmı söylemek ve daha fazlasını iddia etmemek.
Alıştırma
Bir açıklamada What we can say is that ... genellikle neyi gösterir?
- Konuşan, yargıyı desteklenebilecek olanla sınırlıyor.
- Konuşanın hiçbir bilgisi yok.
- Konuşan, uyulması gereken bir emir veriyor.
Cevabı göster
Konuşan, yargıyı desteklenebilecek olanla sınırlıyor.
intrinsic processes and interactions with the environment: bir sistemin içindeki süreçler ve dış etkileşimleri
Bu ifade, iki değişim kaynağını and ile birleştirir. intrinsic processes, vücudun kendi içinde başlayan veya gerçekleşen süreçlerdir. interactions with the environment ise vücut ile dış koşulların birbirini etkileme biçimleridir. Burada intrinsic, önemli değil, içsel veya içeriden kaynaklanan anlamına gelir. environment yalnızca doğal dünyayı ifade etmez; ilgili tüm dış koşulları ve dış etkenlere maruz kalmayı kapsar.
Alıştırma
Bilimsel bir açıklamada intrinsic processes and interactions with the environment ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Vücudun içindeki süreçler ve vücut ile dış koşulların karşılıklı etkisi
- Çevredeki en önemli süreçler
- Yalnızca doğada gerçekleşen açık hava etkinlikleri
Cevabı göster
Vücudun içindeki süreçler ve vücut ile dış koşulların karşılıklı etkisi
cause changes in the structure and function of the body's molecules and cells. Kalıp ifadeler
1:15vücudun moleküllerinin ve hücrelerinin yapısında ve işlevinde değişikliklere neden olduğunda meydana geldiğidir.
cause changes in the structure and function of...: yapı ve işlevde değişikliklere neden olmak
Cause changes in X, “X’te değişiklikler meydana getirmek” anlamına gelir. Cause sözcüğünden sonra changes ismi gelir; in ise değişikliklerin meydana geldiği sistemi veya yönü belirtir. Burada structure ve function birlikte kullanılan iki kavramdır: structure, moleküllerin ve hücrelerin nasıl düzenlendiğini; function ise ne yaptıklarını anlatır. İfade, hem düzenlerinin hem de faaliyetlerinin değiştiğini söyler.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeyde değişiklikler meydana getirmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Long-term stress can ____ sleep patterns.
Cevabı göster
cause changes in
Those changes in turn drive their decline Anlatım akışı
1:20Bu değişiklikler de sırasıyla onların çöküşünü
Those changes in turn drive...: bir neden-sonuç zincirini bağlamak
Those changes sözleri, daha önce sözü edilen değişikliklere gönderme yapar. Böylece açıklamanın tamamı tekrarlanmadan fikirler birbirine bağlanır. In turn, önceki değişiklikleri bir neden-sonuç zincirindeki bir sonraki neden olarak gösterir: bir süreç değişikliklere yol açar, değişiklikler de ardından başka bir sonucu yönlendirir. Burada drive, “güçlü biçimde neden olmak veya ilerletmek” anlamındadır; araç kullanmak anlamında değildir.
Alıştırma
“The new rule reduces delays, and that in turn improves customer satisfaction,” cümlesinde in turn neyi gösterir?
- İkinci olay, birinci olayın karşılığı olarak gerçekleşir.
- Müşteriler kurala sırayla uyar.
- Müşteri memnuniyetinin artması, neden-sonuç zincirindeki bir sonraki sonuçtur.
Cevabı göster
Müşteri memnuniyetinin artması, neden-sonuç zincirindeki bir sonraki sonuçtur.
and subsequently the failure of the whole organism. Anlatım akışı
1:23ve ardından tüm organizmanın başarısızlığını tetikler.
subsequently: tüm organizmanın sonraki işlev kaybını belirtmek
Bu cümlede subsequently, bir etki zincirindeki sonraki aşamayı tanıtır: önce gerileme olur, ardından tüm organizmanın işlev kaybı gelir. Bilgiyi daha küçük ölçekli bir sorundan daha büyük bir sonuca ilerleyen bir süreç olarak düzenler. Subsequently, “bundan sonra” veya “sıralamada daha sonra” anlamına gelir. Cümle, değişikliklerin her iki sonucu da doğurduğunu söylediği için burada sıralama aynı zamanda bir neden-sonuç bağlantısı da içerir; ancak sözcüğün kendisi esas olarak sırayı belirtir, ani oluşu değil.
Alıştırma
Örnek cümlede subsequently nasıl bir işlev görür?
- Organizmanın işlev kaybının ani ve uyarısız olduğunu söyler.
- Gerileme ile organizmanın işlev kaybının ilgisiz olduğunu söyler.
- Organizmanın işlev kaybını sıralamada daha sonra gelen bir sonuç olarak belirtir.
Cevabı göster
Organizmanın işlev kaybını sıralamada daha sonra gelen bir sonuç olarak belirtir.
The exact mechanisms of aging are poorly understood. Kalıp ifadeler
1:27Yaşlanmanın kesin mekanizmaları çok az anlaşılmıştır.
are poorly understood: yeterince anlaşılmamış olmak
Are poorly understood, araştırmacıların kesin mekanizmaları henüz yeterince iyi anlamadığı anlamına gelen edilgen bir ifadedir. Poorly, mekanizmaların niteliğini veya ahlaki değerini değil, anlama derecesinin yetersizliğini anlatır. Bilimsel yazıda bu ifade, mevcut bilginin sınırını belirtir. Bazı bilgilerin bulunmasına izin verirken tam açıklamanın hâlâ eksik olduğunu söyler.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “henüz iyi anlaşılmamış” anlamına gelen iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The long-term effects of the treatment are still ____.
Cevabı göster
poorly understood
scientists have identified nine physiological traits Kelime
1:32bilim insanları, genetik değişikliklerden bir hücrenin yenilenme yeteneğindeki değişikliklere kadar değişen
identified nine physiological traits: dokuz fizyolojik özelliği belirledi
Bu araştırma cümlesinde identified, bilim insanlarının analiz sonucunda dokuz belirli özelliği tanıyıp açıkça ortaya koyduğu anlamına gelir. Yalnızca bir şeyi bulduklarını söylemekten daha kesin ve resmîdir. Physiological traits, canlı bir bedenin işleyişiyle ilgili özelliklerdir. Burada traits, alışkanlık veya davranış değil, nitelik ya da özellik anlamındadır.
Alıştırma
Bu araştırma bağlamında identified nine physiological traits ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Bilim insanları kanıt olmadan dokuz günlük alışkanlık tahmin etti.
- Bilim insanları dokuz kişinin kimliğini kontrol etti.
- Bilim insanları bedenin işleyişiyle ilgili dokuz özelliği tanıyıp açıkça belirledi.
Cevabı göster
Bilim insanları bedenin işleyişiyle ilgili dokuz özelliği tanıyıp açıkça belirledi.
ranging from genetic changes to alterations in a cell's regenerative ability Dilbilgisi
1:36ve merkezi bir rol oynayan
ranging from A to B: A'dan B'ye uzanan aralık
Ranging from A to B, bir aralığın iki uç noktasını verir. Burada A genetic changes, B ise alterations in a cell's regenerative ability ifadesidir; yani özellikler bu iki uç arasındaki farklı biyolojik değişim türlerini kapsar. Ranging, daha önce sözü edilen traits hakkında ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Fiziksel hareketi değil, özelliklerin kapsamını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi ranging from A to B aralık yapısıyla tamamlayın: The museum displays objects ____ ancient tools ____ modern machines.
Cevabı göster
ranging from · to
that play a central role: kilit bir işlev belirtmek
Play a central role, “bir şeyin gerçekleşmesinde veya işleyişinde kilit bir unsur olmak” anlamına gelir. Burada that, hemen önce sıralanan fizyolojik özelliklere gönderme yapar ve play bu çoğul anlama uyum sağlar. That ile başlayan yan cümle, bu özelliklerin açıklanan süreç için çok önemli olduğunu belirtir. Role burada mecazidir; tiyatrodaki bir karakteri değil, işlevi veya etkiyi anlatır. Central da fiziksel konumu değil, önemi belirtir. Yeniden kullanılabilen yaygın yapı play a central role in + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Sabit ifadeyi play, central ve role sözcükleriyle tamamlayın: Daily movement can ____ keeping the heart healthy.
Cevabı göster
play a central role in
Firstly, as the years pass: zaman içinde gelişen ilk maddeyi başlatmak
Firstly, konuşmacının sıralı bir açıklamanın ilk maddesine başladığını gösterir. Dinleyicilerin yapıyı görmesine ve daha sonra başka bir madde beklemesine yardımcı olur. As the years pass ilerleyen bir zaman çerçevesi kurar: zaman geçerken bir şey yavaş yavaş gelişir. Buradaki as, “-dikçe” veya “zaman içinde” anlamındadır; “çünkü” ya da “sıfatıyla” anlamında değildir. Bu açılış, ilk mekanizmayı tanıtır ve dinleyiciye onun zaman içinde nasıl değiştiğini izlemesi gerektiğini gösterir.
Alıştırma
'Firstly, as the weeks pass, the seedlings grow taller,' cümlesinde giriş bölümü ne işe yarar?
- Büyümenin nedenini verir ancak sıralı bir maddeyi göstermez.
- İlk maddeyi gösterir ve büyümenin zaman içinde geliştiğini belirtir.
- Son maddeyi belirtir ve tamamlanmış bir olayı anlatır.
Cevabı göster
İlk maddeyi gösterir ve büyümenin zaman içinde geliştiğini belirtir.
our bodies accumulate genetic damage in the form of DNA lesions. Kalıp ifadeler
1:46vücudumuz DNA lezyonları şeklinde genetik hasar biriktirir.
accumulate genetic damage: genetik hasarı giderek biriktirmek
Burada accumulate genetic damage, genetik materyaldeki hasarın zaman içinde azar azar birikmesi demektir. Accumulate, tek ve ani bir olayı değil, kademeli bir artışı anlatır. Kalıp accumulate + isim şeklindedir: öznenin sahip olduğu bir şeyin miktarı giderek artar. Özellikle çok sayıda küçük değişikliğin üst üste eklenmesiyle oluşan etkiler için uygundur.
Alıştırma
‘Yavaş yavaş birikmek’ anlamındaki hedef fiille cümleyi tamamlayın: Over many years, cells may ____ genetic damage.
Cevabı göster
accumulate
in the form of DNA lesions: DNA lezyonları biçiminde
In the form of, bir şeyin hangi somut biçimde ortaya çıktığını belirtir. Burada genel bir düşünce olan genetic damage daha somut hâle getirilir: DNA lesions biçiminde ortaya çıkar. Kalıp in the form of + isim öbeği şeklindedir. Buradaki form, doldurulan bir belgeyi değil, bir türü veya ortaya çıkış biçimini ifade eder.
Alıştırma
Desteğin somut biçimini tanıtan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school provided support ____ free lunches.
Cevabı göster
in the form of
These occur naturally when the body's DNA replicates, Anlatım akışı
1:51Bunlar vücudun DNA'sı kopyalanırken doğal olarak meydana gelir,
when..., but also in...: başka bir koşul eklemek
These, hemen önce sözü edilen DNA hasarlarını ifade eder. Cümle önce yaygın bir koşul verir: Bu hasarlar, vücudun DNA’sı eşlenirken doğal olarak oluşur. but also in non-dividing cells ikinci bir durumu ekleyerek ifadenin kapsamını genişletir. Buradaki but ilk koşulu geçersiz kılmaz; hasarların yalnızca DNA eşlenmesi sırasında oluştuğu düşüncesini düzeltir. not only açıkça söylenmese de yapı, not only ... but also ... gibi kapsamı genişletir. Aynı kalıp, aynı ifadenin geçerli olduğu başka bir yer, grup, zaman veya koşul ekleyebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, aynı ifadenin geçerli olduğu başka bir durumu but also ile ekliyor?
- The path is open in summer, but it becomes icy in winter.
- The path is open in summer, but also on mild winter days.
- The path is open in summer because the snow has melted.
Cevabı göster
The path is open in summer, but also on mild winter days.
Organelles called mitochondria are especially prone to this damage. Notlar
1:57Mitokondri adı verilen organeller bu hasara özellikle eğilimlidir.
Organelles called mitochondria: called ile bir terim tanıtmak
Organelles genel kategoriyi, mitochondria ise tanıtılan bilimsel adı verir. Burada called, 'adı verilen' ya da 'denen' anlamındadır; 'telefonla aranan' veya 'yüksek sesle çağrılan' anlamında değildir. called mitochondria, organelles that are called mitochondria ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. Bu kısa isim + called + ad kalıbı bilimsel terimleri tanıtırken yaygındır, ancak günlük adlar için de kullanılabilir.
Alıştırma
Ad tanıtan kısaltılmış cümleciği call fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: A small opening ____ a stoma lets gases move in and out of a leaf.
Cevabı göster
called
be especially prone to this damage: bu hasara özellikle yatkın olmak
Be prone to, özellikle istenmeyen bir şeyden “etkilenme veya onu yaşama olasılığı yüksek olmak” anlamına gelir. Burada are especially prone to this damage, mitokondrilerin daha önce sözü edilen genetik hasardan etkilenme riskinin özellikle yüksek olduğunu belirtir; hasarın kesinlikle oluşacağını söylemez. Yaygın be prone to + isim veya -ing biçimi yapısında to bir edattır. Especially, etkilenmeye yatkınlığın derecesini artırır.
Alıştırma
Be prone to kalıp ifadesini tamamlayın: After heavy rain, this hillside is prone ____ landslides.
Cevabı göster
to
Mitochondria produce adenosine triphosphate or ATP, Kültür
2:02Mitokondriler, tüm hücresel süreçler için ana enerji kaynağı olan
adenosine triphosphate or ATP: or ile bir kısaltma tanıtma
İfade önce tam bilimsel ad olan adenosine triphosphate ifadesini verir, ardından ATP’yi bunun kısaltması olarak tanıtır. Burada or, “diğer adıyla” veya “başka bir deyişle” anlamına gelir; iki farklı madde sunmaz. Tam ad + or + kısaltma yapısı, teknik bir terim ilk kez geçtiğinde okuyucunun onu tanımasına yardımcı olur; sonrasında kısa biçim kullanılabilir. ATP, hücrelerin kullandığı enerjiyle ilişkili bir moleküldür; bu tanıtımı anlamak için gereken tek arka plan budur.
Alıştırma
“The central processing unit, or CPU, follows instructions,” cümlesinde or okuyucuya ne anlatır?
- Okuyucu iki bileşenden hangisini kullanacağını seçmelidir.
- CPU, central processing unit ifadesinin kısaltmasıdır.
- CPU, central processing unit ifadesinden farklı bir bileşendir.
Cevabı göster
CPU, central processing unit ifadesinin kısaltmasıdır.
the main energy source for all cellular processes. Kelime
2:07adenozin trifosfat veya ATP üretirler.
tüm hücresel süreçler için ana enerji kaynağı
Bu bağlamda bu isim öbeği, ATP’yi hücrelerin içinde gerçekleşen bütün faaliyetlerin kullandığı enerjinin ana sağlayıcısı olarak tanımlar. for sözcüğünden sonraki bölüm, enerjiyi neyin kullandığını belirtir. Main, “başlıca” demektir; mutlaka “tek” anlamına gelmez. Source, energy ile sınırlandığı için burada haber veya bilgi kaynağını değil, enerjinin kaynağını ya da sağlayıcısını ifade eder.
Alıştırma
Bu cümlede the main energy source for all cellular processes ne anlama gelir?
- Hücrelerdeki her sürecin kullandığı enerjinin ana sağlayıcısı
- Hücrede enerji kullanan tek süreç
- Hücre biyolojisi hakkında haber veren bir haber kaynağı
Cevabı göster
Hücrelerdeki her sürecin kullandığı enerjinin ana sağlayıcısı
Plus, mitochondria regulate many different cell activities
2:11Ayrıca, mitokondriler birçok farklı hücre aktivitesini düzenler
and play an important role in programmed cell death. Notlar
2:15ve programlanmış hücre ölümünde önemli bir rol oynarlar.
play an important role in: … konusunda önemli bir rol oynamak
Play an important role in, bir süreç, faaliyet veya alan içinde önemli bir işleve ya da etkiye sahip olmak anlamına gelir. Burada mitokondrilerin programlanmış hücre ölümünde önemli bir işlevi olduğu belirtilir; role, bir oyuncunun canlandırdığı karakteri değil, işlevi ifade eder. Yaygın yapı özne + play/plays an important role in + isim veya -ing biçimidir. Bu yapı, öznenin hangi alanda veya süreçte önemli olduğunu belirtir ve yalnızca önemli olduğunu söylemekten daha belirgindir.
Alıştırma
Bu dersteki beş kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Careful planning can ____ a project's success.
Cevabı göster
play an important role in
programmed cell death: düzenlenen bir biyolojik süreç
Programmed cell death, biyolojik sinyaller ve mekanizmalar tarafından düzenlenen bir hücre ölümü sürecini anlatan biyoloji terimidir. Buradaki programmed bilgisayar yazılımını ifade etmez; sürecin düzenli bir biyolojik yol izlediğini belirtir. Bu terim, düzenlenen hücre ölümünü yalnızca kontrolsüz veya kazara oluşan hasarın yol açtığı ölümden ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede programmed cell death ne anlama geliyor?
- Hücrelerin öldüğü, düzenlenen bir biyolojik süreç
- Bir hücrenin içinde çalışan bilgisayar programı
- Yalnızca kazara oluşan bir hasarın yol açtığı hücre ölümü
Cevabı göster
Hücrelerin öldüğü, düzenlenen bir biyolojik süreç
then cells and later on whole organs deteriorate too.
2:21hücreler ve daha sonra tüm organlar da bozulur.
If ..., then ...: koşulu sonucuna bağlamak
If A, then B kalıbı A'yı koşul, B'yi ise bu koşul gerçekleştiğinde ortaya çıkan sonuç olarak sunar. Burada mitochondrial function declines koşuldur; hücrelerin ve organların bozulması ise sonuçtur. Bu yapıda then yalnızca zaman bakımından “sonra” değil, “bu durumda” veya “bunun sonucunda” anlamına gelir. Ayrı bir ifade olan later on zaman bilgisi ekler: önce hücreler etkilenir, organların tamamı ise daha sonraki bir aşamada bozulur.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: If the sensor fails, then the alarm will not work. then burada esas olarak ne yapar?
- Alarmın sensörden önce bozulduğunu gösterir.
- Koşulun sonucunu başlatır.
- İlgisiz bir konu başlatır.
Cevabı göster
Koşulun sonucunu başlatır.
Other changes are known to occur in the expression patterns of genes, Dilbilgisi
2:25Genlerin ifade modellerinde meydana geldiği bilinen diğer değişiklikler,
be known to occur in... ile yerleşmiş bir gerçeği aktarmak
Be known to + fiilin yalın hâli, bir durumun kanıtlarla desteklenen veya yerleşmiş bir gerçek olduğunu belirtir. Are known to occur yapısında çoğul özne Other changes, are kullanımını belirler; occur ise to sonrasında yalın hâlde kalır. Odak, bunu bilen kişilerde değil, gerçeğin kendisindedir. Occur in the expression patterns of genes, değişikliklerin hangi alanda gerçekleştiğini, yani gen ifadesi örüntülerini belirtir. Bu yapı, araştırmacıyı veya kaynağı adlandırmadan kabul gören bilgileri resmî bir açıklamayla aktarmaya yarar.
Alıştırma
"These changes are known to occur under extreme stress," cümlesinde known to occur ne anlama gelir?
- Kanıtlar bunların meydana geldiğini gösteriyor.
- Birisi bunları kişisel olarak tanıyor.
- Bunlara “aşırı stres” adı veriliyor.
Cevabı göster
Kanıtlar bunların meydana geldiğini gösteriyor.
also known as... ile başka bir ad eklemek
Also known as + isim öbeği, aynı kişi, yer, nesne veya fikir için başka bir ad ya da teknik terim sunar. Burada epigenetic alterations, hemen önce sözü edilen değişikliklere verilen teknik terimdir. Also bunun ek bir ad olduğunu belirtir, as ise bu adı tanıtır. İfade tek başına bir şeyin ünlü olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“Ek olarak bu ada sahiptir” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The red planet is ____ Mars.
Cevabı göster
also known as
Genes silenced or expressed ... become: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği
Önce ana cümleyi bulun: Genes become prominent. Genes ile become arasındaki sözcükler hangi genlerden söz edildiğini açıklar; cümlenin ana fiilini oluşturmaz. silenced or expressed only at low levels in newborns, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir. that are silenced or expressed only at low levels in newborns biçiminde açılabilir. Genetikte silenced, bir genin ifade edilmemesi veya ifadesinin engellenmesi anlamına gelir; birine sessiz olmasının söylenmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede örnekteki gibi ‘isim+kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği+ana fiil’ yapısı kullanılmıştır?
- The samples were stored at low temperatures.
- Scientists stored the samples at low temperatures.
- Samples stored at low temperatures remained stable.
Cevabı göster
Samples stored at low temperatures remained stable.
only at low levels: ölçülebilir küçük bir miktarı anlatmak
At low levels, küçük bir miktarda veya düşük bir derecede anlamına gelir. Burada genlerin yeni doğanlarda ne kadar ifade edildiğini belirtir. Only, iddiayı daha da sınırlar: genlerin ifadesi bu düşük aralıkla sınırlıdır. Levels, bir binanın katlarını değil; ölçülebilir bir miktarı, etkinliği, yoğunluğu veya şiddeti belirtir. Low levels, bir şeyin hâlâ mevcut olduğu veya gerçekleştiği anlamına gelir; hiç olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi ‘ölçülebilir küçük bir miktar’ anlamına gelen vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: The protein was detected only ____ in the blood.
Cevabı göster
at low levels
leading to the development of degenerative diseases like Alzheimer's, Dilbilgisi
2:41Alzheimer gibi dejeneratif hastalıkların gelişimine yol açar
leading to...: bir sonucu tanıtmak
Burada leading to, hemen önce anlatılan durumun yol açtığı sonucu tanıtır. “Buna neden olarak” anlamındadır; birini ya da bir şeyi fiziksel olarak bir yere götürmek anlamına gelmez. Bu -ing öbeği önceki cümleciğe bağlanır ve neden-sonuç ilişkisini tek cümlede özetler: [neden], leading to + sonucu adlandıran isim öbeği. Bu bölümde sonuç, dejeneratif hastalıkların gelişmesidir.
Alıştırma
Cümleyi lead fiilinin -ing biçimi ve sonucu tanıtırken aldığı edatla tamamla: The power failure shut down the pumps, ____ a shortage of clean water.
Cevabı göster
leading to
Even if we could avoid all these harmful genetic alterations, Dilbilgisi
2:48Tüm bu zararlı genetik değişikliklerden kaçınabilsek bile,
Even if...: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if ödünleyici bir koşul tanıtır: Konuşan kişi, bir koşulun mümkün ya da doğru olduğunu geçici olarak kabul eder ve ardından ana sonucun değişmediğini söyler. Bu bölümde zararlı genetik değişikliklerden kaçınmak varsayımsal koşuldur; ardından gelen ana cümle, buna rağmen neyin doğru kaldığını belirtecektir. Burada could, koşulu varsayımsal yapar. Tek başına if ifadesinden farklı olarak even if, bunun gerçekleşip gerçekleşmemesine bakılmaksızın ana düşüncenin geçerli kaldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi if ile biten iki sözcüklü hedef ödünleme bağlacıyla tamamla: ____ the train is delayed, we will still attend the meeting.
Cevabı göster
Even if
Güçlü olumsuzluk için not even ... could ...
Not even X could Y, güçlü bir olumsuzluk anlatır. Başarma ihtimali en yüksek kişi veya şey X olarak seçilir ve onun bile başaramadığı ya da başaramayacağı söylenir. Bu da daha az umut veren seçeneklerin de başarısız olacağını güçlü biçimde ima eder. Burada our own cells, bizi koruma ihtimali en yüksek şey olarak sunulur. Bu nedenle ifade yalnızca “hücrelerimiz bizi kurtaramazdı” demekle kalmaz; olumsuzluğu şaşırtıcı sınıra, yani “onlar bile kurtaramazdı” noktasına taşır.
Alıştırma
En güçlü çözüm olduğu düşünülen seçeneğin bile başarısız olduğunu göstermek için cümleyi not even ... could kalıbıyla tamamlayın: ____ the master key ____ open the lock.
Cevabı göster
Not even · could
The fact remains that ... ile değişmeyen sonucu yeniden vurgulamak
The fact remains that, başka noktalar, itirazlar veya olası istisnalar değerlendirildikten sonra da doğru kalan temel gerçeği ya da sonucu sunar. Dinleyiciye, yapılan tartışmanın bundan sonra söylenecek şeyi değiştirmediğini bildirir. Bu cümlede ifade, dikkati önceki olasılıktan uzaklaştırıp hücresel yenilenmeyle ilgili temel iddiaya geri getirir. Burada remains, “doğru olmaya devam eder” anlamında bir fiildir.
Alıştırma
Bazı onarımların yararlı olduğu kabul edildikten sonra, ana sonucun hâlâ değişmediğini en iyi hangi cümle belirtir?
- By the way, the bridge still needs major repairs.
- The fact is that the bridge still needs major repairs.
- The fact remains that the bridge still needs major repairs.
Cevabı göster
The fact remains that the bridge still needs major repairs.
the very stuff of life: Vurgu yapan very ve mecazi stuff
the very stuff of life ifadesi cellular regeneration sözünü yeniden tanımlar ve onu yaşamın temel maddesi ya da vazgeçilmez bir parçası olarak sunar. Buradaki stuff mecazidir: Bir nesne yığınını değil, bir şeyi o şey yapan temel malzemeyi veya ana unsurları belirtir. very, bir isim öbeğinin önünde “tam da o” anlamına gelebilir ve güçlü vurgu yapabilir. Burada the very stuff, “temel unsurun ta kendisi” demektir; very useful ifadesindeki “çok” anlamına gelen derece zarfı değildir.
Alıştırma
the very stuff of life ifadesinde very ne görev yapar?
- Bunun tam olarak merkezî unsur olduğunu vurgular.
- Bu unsurun boyutunun son derece büyük olduğunu söyler.
- stuff sözcüğünü sıfata dönüştürür.
Cevabı göster
Bunun tam olarak merkezî unsur olduğunu vurgular.
declines as we age: Eş zamanlı değişimi gösteren as
Declines, bir şeyin giderek daha düşük, daha zayıf veya daha az etkin hâle gelmesi demektir. Özne cellular regeneration olduğundan cümle, bu sürecin zamanla daha az etkin hâle geldiğini söyler. Burada as, “bir değişim ilerlerken” veya “...dıkça” anlamındadır. Yaş artarken hücresel yenilenme aynı dönem içinde azalır. As zamansal ilişkiyi anlatır; tek başına because gibi doğrudan ve eksiksiz bir neden ileri sürmez.
Alıştırma
declines as we age ifadesinde as nasıl bir ilişki gösterir?
- Yaşlanma ilerlerken azalma da gelişir.
- Azalma, yaşlanma başlamadan önce gerçekleşir.
- Yaşlanma ve azalma aynı eylemdir.
Cevabı göster
Yaşlanma ilerlerken azalma da gelişir.
The DNA in our cells is packaged within chromosomes, Kelime
3:02Hücrelerimizdeki DNA kromozomların içinde paketlenmiştir
is packaged within chromosomes: packaged sözcüğünün bilimsel anlamı
Bu bilimsel cümlede is packaged within edilgen bir yapıdır: DNA, kromozomların bir parçası olarak düzenlenen ve sıkıca barındırılan maddedir. Buradaki packaged, ticari bir ürünün ambalajlanmasını anlatmaz; biyolojik düzeni açıklamak için içeriğin bir kaba yerleştirilmesi fikrini kullanır. Within, “içinde” anlamına gelir ve in sözcüğünden biraz daha resmî ve teknik duyulur. Aktarılabilir be packaged within + yapı kalıbı, bir madde veya bilginin daha büyük bir birim içinde düzenlenip barındırılmasını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede is packaged within chromosomes ne anlama gelir?
- Kromozomlar DNA'nın içinde saklanmaktadır.
- DNA satış için paketlenip kromozomların yanına konmuştur.
- DNA, kromozomların içinde düzenlenmiş ve sıkıca barındırılmıştır.
Cevabı göster
DNA, kromozomların içinde düzenlenmiş ve sıkıca barındırılmıştır.
each of which has two protective regions at the extremities called telomeres. Notlar
3:06ve her birinin uçlarında telomer adı verilen iki koruyucu bölge vardır.
each of which has...: her öge hakkında bilgi eklemek
Each of which, açıklayıcı bir ilgi cümleciği başlatır. Which, önceki cümlecikteki chromosomes sözcüğüne döner; each ise ifadenin her bir kromozoma ayrı ayrı uygulanmasını sağlar. Dilbilgisel merkez each olduğu ve bu sözcük tekil sayıldığı için have değil has kullanılır. Bu cümlecik önceki çoğul ada bilgi ekler ve bağımsız bir cümle olarak kullanılamaz.
Alıştırma
Cümleyi “dört galerinin her biri” anlamına gelen üç sözcüklü ilgi yapısıyla tamamlayın: The museum has four galleries, ____ has a different theme.
Cevabı göster
each of which
at the extremities called telomeres: konum ve bilimsel ad
At the extremities, bir yapının “uçlarında” anlamına gelir. Burada extremities aşırı davranışları değil, bir kromozomun iki ucunu belirtir. Called telomeres, bu uçlardaki koruyucu bölgelere ad verir. Böylece ifade hem konumlarını hem de bilimsel adlarını bildirir.
Alıştırma
at the extremities called telomeres ifadesi cümleye hangi bilgiyi ekler?
- Koruyucu bölgeler uçlardadır ve telomer olarak adlandırılır.
- Kromozomlar hücrelerin yakınında aşırı davranış gösterir.
- Uçlar koruyucu bölgelere seslenmektedir.
Cevabı göster
Koruyucu bölgeler uçlardadır ve telomer olarak adlandırılır.
Those shorten every time cells replicate. Dilbilgisi
3:11Bunlar hücreler her kopyalandığında kısalır.
every time + yan cümle: tekrarlanan bir koşul
Every time cells replicate, “hücreler her çoğaldığında” anlamına gelir. Every time ifadesinden sonra özne ve fiil içeren tam yan cümle cells replicate gelir. Bu zaman yan cümlesi tekrarlanan bir koşulu anlatır: olay her gerçekleştiğinde kısalma da gerçekleşir. Every time yan cümlesi buradaki gibi sonuçtan sonra veya sonuçtan önce gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ve “her gerçekleştiğinde” anlamına gelen ifadeyi seçin: The porch light turns on ... the sensor detects movement.
- all the time
- every times
- every time
Cevabı göster
every time
When telomeres become too short: koşul ve sonucu
Baştaki when yan cümlesi, ana sonucu tetikleyen durumu belirtir. Burada when yalnızca belirli bir zamanı göstermez; genel bir biyoloji açıklamasında “bu koşula ulaşıldığında” anlamına gelir. Become too short, işlevsel sınırın ötesine geçen bir değişimi anlatır. Ana cümle olan cells stop replicating and die, bu koşulda ne olduğunu söyler. Yeniden kullanılabilecek kalıp When + koşul, sonuç şeklindedir.
Alıştırma
“When the battery becomes too hot, the device shuts down,” cümlesindeki baştaki when yan cümlesi ne yapar?
- Pili cihazla karşılaştırır.
- Sonucu tetikleyen koşulu belirtir.
- Cihazın pil ısınmadan önce kapandığını söyler.
Cevabı göster
Sonucu tetikleyen koşulu belirtir.
slowing the body's ability to renew itself. Dilbilgisi
3:20bu da vücudun kendini yenileme yeteneğini yavaşlatır.
slowing the body's ability to renew itself: ek bir sonuç belirtme
-ing öbeği slowing the body's ability to renew itself, kendisinden önceki tam yan cümleye ek bir sonuç katar. “and this slows...” ya da “thereby slowing...” şeklinde açılabilir; tek başına tam bir cümle değildir. Slowing için anlaşılan neden, önceki durumun tamamıdır: hücreler çoğalmayı durdurur ve ölür. renew itself içindeki itself, the body ifadesine gönderme yapar. “Tam yan cümle + virgül + -ing” yapısı, bir etki zincirini kısa biçimde sunmayı sağlar.
Alıştırma
Ek bir sonuç belirtmek için cümleyi slow fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The storm damaged the bridge, ____ traffic across the city.
Cevabı göster
slowing
With age: yaş ilerledikçe olan değişimleri çerçevelemek
With age, “yaş ilerledikçe” ya da “bir kişi veya şey yaşlandıkça” demektir. Cümlenin başında, ardından gelen değişimin zaman çerçevesini kurar. Burada with, bir değişimin başka bir değişime eşlik ettiğini gösterir; sözcük anlamıyla “birlikte” demek değildir.
Alıştırma
Bu cümlede With age ne anlama gelir?
- Bir kişinin yaşıyla birlikte
- Yaş ilerledikçe
- Yaşı kullanarak
Cevabı göster
Yaş ilerledikçe
cells increasingly grow senescent: kademeli değişim için grow + sıfat
cells increasingly grow senescent ifadesinde grow, “yavaş yavaş ... hâle gelmek” anlamında bir bağlayıcı fiildir; “boyutu büyümek” anlamına gelmez. Senescent sıfatı, değişimden sonraki yeni durumu adlandırır. Hücreler için senescent, hücrelerin genellikle bölünmeyi bıraktığı bir yaşlanma durumunu anlatan bilimsel terimdir. Increasingly, bu sonucun zamanla daha yaygın veya daha belirgin olduğunu gösterir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Repeated stress can make cells grow senescent. grow ne anlama gelir?
- Boyutu büyümek
- Yeni hücreler üretmek
- Yavaş yavaş hâle gelmek
Cevabı göster
Yavaş yavaş hâle gelmek
a process that halts the cell cycle in times of risk, Dilbilgisi
3:27bu, risk anlarında, örneğin kanser hücreleri çoğaldığında,
a process that halts...: bir süreci işleviyle tanımlama
Burada a process, daha önceki fikir olan hücresel yaşlanmayı yeniden adlandırır ve bunun ne tür bir şey olduğunu belirtir. Bu, açıklayıcı bir eşleme yapısıdır: daha önce sözü edilen bir kavrama kısa bir açıklama ekler. that halts the cell cycle in times of risk ilgi cümleciği process sözcüğünü niteler. Sürecin ne yaptığını ve bunu ne zaman yaptığını açıklar; ayrı ve ilgisiz bir bilgiyi başlatmaz. “a process that + fiil” kalıbı, bilimsel açıklamalarda bir mekanizmayı işleviyle tanımlamak için sık kullanılır.
Alıştırma
Bu bağlamda a process that halts the cell cycle in times of risk ne işe yarar?
- Farklı bir süreç hakkında ilgisiz bir açıklama başlatır.
- Önceki fikri bir süreç olarak tanımlar ve bu sürecin ne yaptığını açıklar.
- Hücre döngüsünün kendisinin bir risk dönemi olduğunu söyler.
Cevabı göster
Önceki fikri bir süreç olarak tanımlar ve bu sürecin ne yaptığını açıklar.
But the response also kicks in more as we age, Öbek fiiller
3:33Ancak bu tepki, biz yaşlandıkça daha fazla devreye girerek
kicks in: çalışmaya veya etkisini göstermeye başlar
Kick in, “çalışmaya veya etkisini göstermeye başlamak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede the response kicks in, hücre döngüsünü durduran tepkinin etkinleştiğini anlatır; more ise yaşlandıkça bunun daha sık gerçekleştiğini veya etkisinin arttığını gösterir. kick in ifadesini tek bir bütün olarak anlayın. Bir şeyi içeri doğru tekmelemek gibi gerçek anlamlı bir hareket değildir.
Alıştırma
kick in öbek fiilini doğru biçimde kullanın: The backup system ____ automatically when the power fails.
Cevabı göster
kicks in
halting cell growth and cutting short their ability to replicate. Deyimler
3:36hücre büyümesini durdurur ve onların kopyalanma yeteneklerini keser.
cutting short their ability to replicate: bir yetiyi erkenden sona erdirmek
Burada cutting short their ability to replicate, hücrelerin kendilerini kopyalama yetisinin normalde süreceğinden daha erken sona ermesine ya da sınırlanmasına neden olmak demektir. Fiziksel olarak bir şeyi kesmek anlamına gelmez. cut + nesne + short kalıbı, “bir etkinliği, süreci, dönemi veya olasılığı beklenenden önce sona erdirmek” anlamına gelir. Cümlede cutting, halting ile paraleldir; ikisi de hücreler üzerindeki etkileri anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, bu dersteki “planlanandan önce sona erdirdi” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: A power outage ____ the evening performance.
Cevabı göster
cut short
Aging also involves stem cells that reside in many tissues Kelime
3:40Yaşlanma ayrıca birçok dokuda bulunan
stem cells that reside in many tissues: reside in ifadesinin resmî kullanımı
Bu cümlede reside in, “bir yerde bulunmak veya yer almak” anlamına gelir. Bu kök hücrelerin birçok doku türünde bulunduğunu söyler; reside fiilinin öznesinin insan olması gerekmez. that reside in many tissues yan cümlesi stem cells ifadesini niteler ve hangi hücrelerden söz edildiğini belirtir. Bilimsel ve resmî yazılarda reside; hücrelerin, verilerin, yetkinin veya insan olmayan başka şeylerin nerede bulunduğunu anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu dersteki “bir yerde bulunmak” anlamına gelen resmî iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The backup files ____ a secure data center.
Cevabı göster
reside in
and have the property of dividing without limits to replenish other cells. Dilbilgisi
3:44ve diğer hücreleri yenilemek için sınırsızca bölünme özelliğine sahip kök hücreleri de içerir.
have the property of ... to ...: bir özelliği ve amacını belirtme
have the property of + isim veya -ing biçimi, bir şeyin sahip olduğu özelliği belirtir. Burada property, taşınmaz ya da sahip olunan eşya değil, “nitelik” veya “özellik” demektir; dividing without limits bu özelliği adlandırır. to replenish other cells içindeki to'lu mastar, bu yeteneğin amacını veya işlevini belirtir. Bu kalıp, bir şeyin ne yapabildiğinden bu yeteneğin ne işe yaradığına geçer.
Alıştırma
compress ve protect fiillerinin doğru biçimleriyle have the property of ... to ... kalıbını tamamlayın: This padding has the property of ____ ____ the package.
Cevabı göster
compressing · to protect
stem cells decrease in number and tend to lose their regenerative potential, Kalıp ifadeler
3:50kök hücrelerin sayısı azalır ve yenilenme potansiyellerini kaybetme eğiliminde olurlar;
decrease in number: bir grubun sayıca azalmasını belirtme
decrease in number, bir grubun üyelerinin sayıca azalması demektir. Burada stem cells isim öbeği öznedir; in number neyin azaldığını, yani tek tek hücrelerin büyüklüğünü değil grubun sayısını belirtir. The number of stem cells decreases da doğal bir alternatiftir. Bu yapıda the number tekil öznedir, bu yüzden decreases fiili -s alır.
Alıştırma
decrease in number ifadesini present perfect zamanda kullanın: Since the road opened, local birds ____.
Cevabı göster
have decreased in number
tend to lose their regenerative potential: eğilim ve kapasite
tend to + fiilin yalın hâli, her durumda kesinlikle gerçekleşen bir şeyi değil, genellikle görülen bir eğilimi anlatır. Buradaki tend to lose, kök hücrelerin zamanla yenilenme becerilerinin bir kısmını kaybetme eğiliminde olduğunu belirtir; to sözcüğünden sonra lose fiilin yalın hâlindedir. Regenerative potential, yenilenme veya dokuların onarılmasına yardımcı olma kapasitesidir. Bu bilimsel ifadede potential, elektrik potansiyelini değil, kapasiteyi veya yeteneği anlatır.
Alıştırma
Cümleyi ‘genellikle bu eğilimi göstermek’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Older cells ____ lose some of their repair capacity.
Cevabı göster
tend to
affecting tissue renewal and maintenance of our organs' original functions. Dilbilgisi
3:55bu da doku yenilenmesini ve organlarımızın orijinal işlevlerinin korunmasını etkiler.
affecting ...: -ing grubuyla sonuç eklemek
affecting ile başlayan -ing grubu önceki ifadeye bağlanır ve onun sonucunu verir. Etkilenen iki unsur, dokuların yenilenmesi ile organların özgün işlevlerinin korunmasıdır. Burada affecting bir şimdiki zaman ortacıdır; kendi öznesi olan yeni bir çekimli ana fiil değildir. Bu kısa yapı, ‘and this affects ...’ veya ‘which affects ...’ biçiminde açılarak anlaşılabilir.
Alıştırma
Örnekte affecting ile başlayan grubun işlevi nedir?
- Yeni bir bağımsız cümlenin çekimli ana fiili olarak görev yapar.
- Önceki değişimin sonucunu ekler.
- Doku yenilenmesinin kök hücrelere bilinçli olarak etki ettiğini söyler.
Cevabı göster
Önceki değişimin sonucunu ekler.
Other changes revolve around cells' ability to function properly. Kalıp ifadeler
4:00Diğer değişiklikler, hücrelerin düzgün çalışma yeteneği etrafında döner.
revolve around cells' ability to function properly: hücrelerin düzgün işleyebilme yetisini merkezine almak
Burada revolve around, fiziksel olarak daire çizerek dönmek değil, “ana odak noktası olarak almak” anlamına gelir. Bu ifade, söz konusu değişikliklerin tek bir temel konuyla ilgili olduğunu önceden belirterek açıklamayı düzenler. cells' ability to function properly, “hücrelerin gerektiği gibi işleyebilme yetisi” demektir. Çoğul iyelik biçimi cells' bu yetinin kime ait olduğunu, ability to + fiilin yalın hâli ise ne yapılabildiğini gösterir.
Alıştırma
Örnekteki “Other changes revolve around cells' ability to function properly” ne anlama gelir?
- Diğer değişiklikler hücrelerin daireler çizerek hareket etmesini sağlar.
- Diğer değişiklikler esas olarak hücrelerin düzgün çalışıp çalışamadığıyla ilgilidir.
- Diğer değişiklikler her hücreye yeni bir yeti kazandırır.
Cevabı göster
Diğer değişiklikler esas olarak hücrelerin düzgün çalışıp çalışamadığıyla ilgilidir.
they stop being able to do quality control on proteins, Kalıp ifadeler
4:05proteinler üzerinde kalite kontrolü yapamaz hale gelirler;
stop being able to do quality control on proteins: proteinlerin kalite kontrolünü yapabilme yetisini kaybetmek
stop being able to do something, “bir şeyi yapabilme yetisini kaybetmek” veya “artık o şeyi yapamamak” anlamına gelir. Yapı stop + being able to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu cümlede yaşlanma, yeti kaybına neden olur; hücreler durmayı seçmez. quality control genellikle ürünleri gerekli standartta tutan bir denetim sistemi demektir. Burada anlam hücre biyolojisine genişletilir: do quality control on proteins, proteinlerin durumunu kontrol etmek ve yönetmek anlamına gelir. Fabrika terimi, hücre içindeki bir süreç için benzetme olarak kullanılmıştır.
Alıştırma
Hangi cümle robotun engellerden kaçınma yetisini kaybettiğini açıkça belirtir?
- After its sensor broke, the robot stopped being able to avoid obstacles.
- At the finish line, the robot stopped moving.
- On the path, the robot stopped to avoid an obstacle.
Cevabı göster
After its sensor broke, the robot stopped being able to avoid obstacles.
causing the accumulation of damaged and potentially toxic nutrients, Dilbilgisi
4:08bu, hasarlı ve potansiyel olarak zehirli besinlerin birikmesine neden olarak,
causing the accumulation of...: doğrudan bir sonucu belirtmek
Causing ile başlayan -ing yan cümlesi, daha önce anlatılan durumun doğrudan sonucunu ekler. Yeni bir öznenin yaptığı ayrı bir eylemi başlatmaz; bu sonuca önceki durum neden olur. The accumulation of... bir şeyin zamanla yavaş yavaş birikmesi demektir. Damaged ve potentially toxic ifadelerinin ikisi de nutrients sözcüğünü niteler; potentially, zehirliliğin kesin değil olası olduğunu belirterek anlatımı temkinli kılar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki sonuç ifadesiyle tamamlayın: The drain remained blocked, ____ rainwater behind the wall.
Cevabı göster
causing the accumulation of
leading to excessive metabolic activity that could be fatal for them. Dilbilgisi
4:13onlar için ölümcül olabilecek aşırı metabolik aktiviteye yol açar.
leading to... that could be fatal for...: sonuç zincirini ilerletmek
Leading to... ile başlayan -ing yan cümlesi, sonuçlar zincirindeki bir sonraki adımı verir: önceki birikim aşırı metabolik faaliyete yol açar. Burada excessive yalnızca “çok” anlamına gelmez; normal veya güvenli düzeyin aşıldığını belirtir. That could be fatal for them ilgi yan cümlesi metabolic activity ifadesini niteler. Could, kesin değil olası bir sonucu gösterir; them ise daha önce sözü edilen hücrelere gönderme yapar. Bu yapı, açıklamanın bir sonuçtan daha ciddi olası bir sonuca ilerlemesini sağlar.
Alıştırma
"leading to excessive metabolic activity that could be fatal for them," ifadesindeki yapıyı en iyi hangi seçenek açıklar?
- Metabolik faaliyetin hafif ve kesinlikle zararsız olduğunu söyler.
- Zincirdeki bir sonraki sonucu verir ve ardından olası ölümcül bir sonucu belirtir.
- Hücrelerin metabolik faaliyetlerini artırmayı bilerek seçtiğini söyler.
Cevabı göster
Zincirdeki bir sonraki sonucu verir ve ardından olası ölümcül bir sonucu belirtir.
Intracellular communication: hücre içi sinyal aktarımı
Intracellular, “bir hücrenin içinde” anlamına gelir. Bu bilimsel bağlamda communication, insanlar arasındaki konuşma değil; hücrenin içindeki parçalar ve süreçler arasında sinyal ya da bilgi aktarımıdır. Bu communication sürecinin yavaşladığını söylemek, hücresel etkinliği bir bilgi akışı gibi ele alır. Böylece karmaşık bir biyolojik süreç, tanıdık iletişim kavramıyla açıklanır.
Alıştırma
Bu bilimsel bağlamda “Intracellular communication also slows” ne anlama gelir?
- Sinyaller farklı hücreler arasında daha hızlı ilerler.
- Bir hücrenin içindeki bilgi veya sinyal aktarımı yavaşlar.
- Laboratuvardaki insanlar daha yavaş konuşur.
Cevabı göster
Bir hücrenin içindeki bilgi veya sinyal aktarımı yavaşlar.
ultimately undermining the body's functional ability. Dilbilgisi
4:20ve sonuç olarak vücudun işlevsel yeteneğini zayıflatır.
ultimately undermining ... ile nihai sonucu belirtme
Ultimately, neden-sonuç zincirinin son noktasını gösterir: önceki süreç geliştikten sonra ortaya çıkan nihai etki, bedensel işlevlerin zayıflamasıdır. Undermining burada mecaz anlamdadır ve vücudun işlev görme yetisini azaltmak veya daha az etkili hâle getirmek demektir. Ultimately undermining ... biçimindeki -ing yapısı önceki ifadeye bağlanır ve onun sonucunu sunar. Yeni bir tam yan cümle başlatmadan önceki sürecin neye yol açtığını kısa biçimde ekler.
Alıştırma
Nihai sonucu göstermek için cümleyi ultimately ve undermine fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Repeated delays raised costs, ____ confidence in the project.
Cevabı göster
ultimately undermining
There's a lot we don't yet understand about aging. Kalıp ifadeler
4:24Yaşlanma hakkında henüz anlamadığımız pek çok şey var.
There's a lot we don't yet understand about ...: henüz anlamadığımız çok şey var
There's a lot we don't yet understand about ... bir konunun birçok bölümünün bizim için hâlâ bilinmez olduğunu anlatır. Burada a lot “birçok şey” anlamına gelir; we don't yet understand ise that sözcüğünün atıldığı bir ilgi cümleciğidir: a lot (that) we don't yet understand. Yet “şu ana kadar” anlamını verir. Daha sonra anlayabileceğimiz ihtimalini açık bırakır; bu nedenle don't yet understand, hiçbir zaman anlayamayacağımız anlamına gelmez.
Alıştırma
Anlayışın daha sonra gelişebileceğini anlatmak için cümleyi örnekteki aynı ifadeyle tamamlayın: There's a lot we ____ about dark matter.
Cevabı göster
don't yet understand
as we know it: bize tanıdık olan biçimiyle
As we know it “şu anda bize tanıdık olan biçimiyle” anlamına gelir. Longer life ifadesinden sonra gelir ve soruyu insanların şu anda tanıdığı ve anladığı daha uzun yaşam biçimiyle sınırlar. Buradaki it, longer life ifadesine gönderme yapar. Bu ifade konunun tanıdık biçimini tanımlar; kelimesi kelimesine “bir gerçeği bildiğimiz şekilde” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “şu anki tanıdık biçimiyle” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: A four-day week could change office life ____.
Cevabı göster
as we know it
come down to: belirleyici etkene indirgenmek
Bu soruda come down to, “sonuçta bir şeyle açıklanmak veya o şey tarafından belirlenmek” anlamına gelir. Karmaşık bir konuyu en önemli etken ya da etkenlere indirger. Yapı, something comes down to + isim, -ing biçimi veya yan cümledir. Burada diet, exercise, medicine ve something else, daha uzun yaşamın arkasındaki olası temel etkenler olarak sunuluyor.
Alıştırma
Cümleyi “temel etken tarafından belirlenmek” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After reviewing both offers, the choice will ____ salary and location.
Cevabı göster
come down to
hücre onaran nanobotlar veya gen terapisi gibi teknolojiler
Bu ifade, gelecekteki tıbbi teknolojilere iki örnek verir. Hücre onaran nanobotlar, hücre düzeyinde çalıştığı hayal edilen varsayımsal küçük makinelerdir. Gen terapisi ise hastalıkları tedavi etmek için genleri değiştiren veya etkileyen gerçek bir tıbbi yaklaşımdır. Burada like, “hoşlanmak” değil, “örneğin” veya “… gibi” anlamına gelir. Soru, bu teknolojileri insan yaşamını uzatmanın olası yolları olarak sunar; ikisinin de bunu şimdiden yapabildiğini iddia etmez.
Alıştırma
Vurgulanan ifade cümlede ne yapıyor?
- Yaşamı uzatabilecek iki gelecek teknolojisi örneği veriyor.
- Her iki teknolojinin de yaşamı şimdiden uzattığını belirtiyor.
- İnsanların bu teknolojileri kullanmaktan hoşlandığını söylüyor.
Cevabı göster
Yaşamı uzatabilecek iki gelecek teknolojisi örneği veriyor.
artificially extend our years: teknolojiyle insan ömrünü uzatmak
Bu soruda extend our years, yaşayabileceğimiz yıl sayısını artırmak, yani ömrümüzü uzatmak anlamına gelir. Years burada belirli takvim yıllarını değil, insan ömrünün uzunluğunu ifade eder. Artificially, ek yılların doğal bir değişimden değil, insanların geliştirdiği teknoloji veya tıbbi müdahaleden geleceğini gösterir. Bu yılların sahte olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu soruda artificially extend our years ne anlama geliyor?
- Her takvim yılına daha fazla gün eklemek
- Ek yıllar için yeni adlar bulmak
- İnsanların daha fazla yıl yaşamasına yardımcı olmak için insan yapımı yöntemler kullanmak
Cevabı göster
İnsanların daha fazla yıl yaşamasına yardımcı olmak için insan yapımı yöntemler kullanmak
And do we want to live longer than we already do? Dilbilgisi
4:43Ve zaten yaşadığımızdan daha uzun yaşamak istiyor muyuz?
live longer than we already do: live yerine do kullanımı
Live longer than we already do ifadesinde do, daha önce geçen live fiilinin yerini alır. Anlamı şu anda yaşadığımızdan daha uzun yaşamaktır; do kullanımı live sözcüğünün tekrarlanmasını önler. Bu tür değiştirme than ile kurulan karşılaştırma yan cümlelerinde yaygındır. Özneye ve zamana uyması için do, does veya did kullanılır: we do, she does ve they did. Burada özne we, zaman da geniş zaman olduğu için do gerekir; do yeni bir eylem belirtmez.
Alıştırma
Runs sözcüğünü tekrarlamamak için geniş zamandaki yerine geçen sözcüğü kullanın: Nora runs farther than I ____.
Cevabı göster
do
Starting with 122 years as inspiration: olgudan geleceğe dönük bakışa
Starting with 122 years as inspiration, Jeanne Calment’ın 122 yaş rekorunu kapanış düşüncesini başlatan fikir olarak sunar. Starting with, bir etkinliğin 122 yıl süreceğini anlatmaz; bu gerçeği düşüncenin çıkış noktası olarak kullanmak anlamına gelir. Ana ifadeden önce gelen bu söz grubu, daha önce verilen bir gerçeğe dönüp ardından daha geniş bir olasılığa yönelir. Mesajı önce gerçek, sonra geleceğe dönük açık bir bakış olacak şekilde düzenler.
Alıştırma
“Starting with 122 years as inspiration” burada bilgiyi düzenleme açısından hangi işi yapıyor?
- Bir etkinliğin 122 yıl süreceğini söyler.
- Bir yaş rekorunu gelecekteki olasılıkları hayal etmek için başlangıç noktası olarak kullanır.
- Süre tutulan bir deneyin ilk adımını verir.
Cevabı göster
Bir yaş rekorunu gelecekteki olasılıkları hayal etmek için başlangıç noktası olarak kullanır.
there's no telling where our curiosity might take us. Kalıp ifadeler
4:50merakımızın bizi nereye götürebileceğini kimse bilemez.
There's no telling where ... might take us: tahmin edilemeyen geleceğe bakış
There's no telling where..., bir şeyin nereye varacağını tahmin etmenin mümkün olmadığını anlatır. Where ile başlayan yan cümle bilinmeyen sonucu belirtir; might ise gelecekteki bu sonucu kesinlik değil, olasılık olarak bırakır. Our curiosity might take us mecazidir. Burada uzun yaşam ve yaşlanma konusundaki insan merakının araştırma ve keşifleri yeni yönlere taşıyabileceği anlatılır; merak kimseyi gerçek anlamda bir yere götürmez. Cümle, tahmin edilemeyen geleceğe açık ve umutlu bir bakışla son verir.
Alıştırma
“There's no telling where this simple idea might take us” ne anlama gelir?
- Fikrin gelecekte hangi sonuçlara yol açabileceğini tahmin edemeyiz.
- Fikrin tek ve belirli bir sonuca ulaşacağını biliyoruz.
- Şu anda hiç kimse bu fikir hakkında konuşmuyor.
Cevabı göster
Fikrin gelecekte hangi sonuçlara yol açabileceğini tahmin edemeyiz.