Tarih vs. Kristof Kolomb - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
853 kelime 165 kel/dk

Video açıklaması: Kurgusal bir duruşma, Kolomb’un bir kâşif ve göçmenlik simgesi olarak mı hatırlanması, yoksa sömürgeleştirme ve şiddet nedeniyle mi mahkûm edilmesi gerektiğini inceliyor; ardından günümüz değerlerinin bayramın anlamını nasıl değiştirmesi gerektiğini sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. put Columbus on the stand. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Mahkeme dilindeki bir ifadenin, tarihî bir kişiyi ve mirasını kamuoyu önünde sorgulamayı anlatan videonun temel metaforuna nasıl dönüştüğünü anlayın; bunun gerçek anlamda tanık kürsüsüne çağırmak olmadığını ayırt edin. 2. judge a guy in the 15th century by modern standards. — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: Geçmişte yaşamış kişilerin bugünün ahlaki beklentileriyle değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin tartışmalarda sık kullanılan çerçeveyi tanıyın ve farklı dönemlerin etiğini konuşurken kullanın. 3. hero in one era may become a villain in the next, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Tarih bilgisi genişledikçe ve toplumsal değerler değiştikçe aynı kişiye ilişkin yargının tersine dönebileceğini dengeli bir karşıtlıkla özetlemeyi öğrenin.

Bu derste

Many people in the United States and Latin America

0:06

Amerika Birleşik Devletleri ve Latin Amerika'daki birçok insan

have grown up celebrating the anniversary of Christopher Columbus's voyage. Notlar

0:09

Kristof Kolomb'un yolculuğunun yıldönümünü kutlayarak büyüdü.

Dilbilgisi

have grown up celebrating: çocukluktan beri süren bir deneyim

Have grown up celebrating, bu yıl dönümünü kutlamanın birçok kişinin büyüme sürecinde tekrarlanan veya alışılmış bir parça olduğunu anlatır. Kutlamaya başlamak için yetişkin olana kadar bekledikleri anlamına gelmez. Grow up + -ing kalıbı, kişinin gelişimine eşlik eden bir etkinliği, deneyimi veya ortamı anlatır. Burada present perfect biçimindeki have grown up, bu yetişme geçmişini kişilerin bugünkü aşinalığına veya bakışına bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle caz dinlemenin konuşanın çocukluğunda düzenli bir deneyim olduğunu anlatır?

  1. I grew up listening to jazz at home.
  2. I grew up to become a jazz musician.
  3. I started listening to jazz after I graduated.
Cevabı göster

I grew up listening to jazz at home.

Kalıp ifadeler

celebrating the anniversary of: anılan olayı belirtmek

Celebrate the anniversary of something, bir olayın üzerinden bir veya daha fazla yıl geçtiği için kutlama yapmak anlamına gelir. Bu cümlede of Christopher Columbus's voyage, anılan tarihî olayı belirtir. Anniversary yalnızca evlilikler veya romantik ilişkiler için kullanılmaz. Tarihî bir olayın, bir kurumun kuruluşunun, bir açılışın veya başka önemli bir dönüm noktasının her yıl gelen tarihini de anlatabilir.

Alıştırma

Hedef sözcük birlikteliğini tamamlayın: The museum is celebrating the ____ its opening.

Cevabı göster

anniversary of

But was he an intrepid explorer who brought two worlds together Notlar

0:14

Peki o, iki dünyayı bir araya getiren korkusuz bir kaşif miydi,

Deyimler

brought two worlds together ifadesindeki mecaz

Burada brought two worlds together, bring ... together yapısını mecazi anlamda kullanır. Daha önce birbirinden ayrı olan iki toplumun veya uygarlığın, bu bağlamda Avrupa ile Amerika kıtalarının, temas kurması sağlandı demektir. İfade fiziksel bir hareketi değil, bağlantıyı öne çıkarır. Together çoğu zaman iş birliğini veya olumlu bir durumu çağrıştırdığı için bu anlatım, karmaşık ve şiddet içeren tarihsel bir karşılaşmayı gerçekte olduğundan daha uyumlu gösterebilir.

Alıştırma

Cümlede brought two worlds together ne anlama gelir?

  1. Daha önce ayrı olan iki toplum arasındaki teması bir bağlantı olarak sunar.
  2. İki gezegenin fiziksel olarak aynı yere taşındığını söyler.
  3. Kâşifin iki ayrı dünyanın tamamını dolaştığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Daha önce ayrı olan iki toplum arasındaki teması bir bağlantı olarak sunar.

or a ruthless exploiter who brought colonialism and slavery?

0:18

yoksa sömürgecilik ve kölelik getiren acımasız bir sömürücü mü?

Anlatım akışı

Karşıt etiketler olarak intrepid explorer ... ruthless exploiter

Intrepid explorer övgü içeren bir etikettir: intrepid, tehlike karşısında korkusuz olmayı anlatır. Ruthless exploiter ise kınayıcı bir etikettir: ruthless merhametsiz demektir; exploiter da insanları veya kaynakları haksız biçimde kullanarak çıkar sağlayan kişidir. Or kullanılan soru, bu etiketleri tartışmanın iki karşıt ucuna yerleştirir. İki mesleği tarafsız biçimde adlandırmak yerine, aynı kişi hakkında birbiriyle yarışan iki yargı sunar: kahraman bir kâşif ya da zarar veren bir zalim.

Alıştırma

Bu cümlede intrepid explorer ... ruthless exploiter ifadelerinin bilgiyi düzenleyen temel işlevi nedir?

  1. Kişinin resmen yaptığı iki tarafsız mesleği sıralarlar.
  2. Her iki tanımın da eşit ölçüde doğru olduğunun kanıtlandığını gösterirler.
  3. Tartışmayı birbirine güçlü biçimde karşıt iki değerlendirmeyle çerçevelerler.
Cevabı göster

Tartışmayı birbirine güçlü biçimde karşıt iki değerlendirmeyle çerçevelerler.

And did he even discover America at all? Anlatım akışı

0:22

Zaten Amerika'yı gerçekten o mu keşfetti?

Anlatım akışı

Bir önermeyi sorgulayan even ... at all?

Bu evet-hayır sorusunda even, onun Amerika'yı keşfettiği yönündeki temel iddiaya dikkat çeker; at all ise bu iddianın herhangi bir anlamda geçerli olup olmadığını sorgulamayı güçlendirir. Bu iki unsur birlikte soruyu tarafsız bir bilgi isteği olmaktan çıkarır. Konuşmacı kabul edilmiş bir önermeye meydan okur ve cevabın hayır olabileceğini sezdirir. Bu kalıp, bir tartışmada konuşmacının tutumunu anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Did he even discover America at all? sorusundaki tutumu en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Keşfin tarihini tarafsız biçimde soruyor.
  2. Bu olaya en başta keşif demenin geçerli olup olmadığından kuşku duyuyor.
  3. Amerika'nın her bölgesinin keşfedildiğini doğruluyor.
Cevabı göster

Bu olaya en başta keşif demenin geçerli olup olmadığından kuşku duyuyor.

It's time to put Columbus on the stand. Notlar

0:26

Kolomb'u tanık kürsüsüne çıkarma vakti geldi.

Dilbilgisi

It's time to + fiilin yalın hâli

It's time to + fiilin yalın hâli, bir eylem için uygun zamanın geldiğini belirtir. Saatin kaç olduğunu söylemekten çok hatırlatma, öneri veya harekete geçme çağrısı işlevi görür. Burada ayrıca tartışmayı düzenler: konuşmacı bu yapıyla bir sonraki aşamayı, Kolomb'un mahkeme biçiminde incelenmesini duyurur.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade It's time to + fiilin yalın hâli ile tamamlayın: ____ review the final results.

Cevabı göster

It's time to

Deyimler

put someone on the stand: birini tanık kürsüsüne çağırmak

Mahkemede put someone on the stand, bir kişiyi ifade vermesi ve soruları yanıtlaması için tanık kürsüsüne çağırmak demektir. Burada stand, ayakta durma eylemi değil, tanık kürsüsü anlamındaki bir isimdir. Kolomb gerçekten mahkemeye çıkmıyor. Video mahkeme çerçevesini mecaz olarak kullanıyor: Kolomb'u ve onunla ilgili bilinen anlatıyı sorgulayıp yakından inceleyecek, sanki bu tarihî kişi kayıtlara cevap vermek zorundaymış gibi davranacaktır.

Alıştırma

“The documentary puts the official account on the stand,” cümlesindeki mahkeme mecazı neyi anlatıyor?

  1. Belgesel anlatının suç işlediğini kanıtlar.
  2. Belgesel anlatıdan dimdik ayakta durmasını ister.
  3. Belgesel anlatıyı yakından sorgular ve sınar.
Cevabı göster

Belgesel anlatıyı yakından sorgular ve sınar.

in history vs. Christopher Columbus.

0:29

Tarih ve Kristof Kolomb davasında.

Order, order in the court. Kültür

0:32

Sükunet, mahkemede sessizlik.

Kültür

Sessizlik, mahkeme salonunda sessizlik!

Order in the court, bir hâkimin veya mahkeme görevlisinin sessizlik isteyip uygun düzeni yeniden sağlamak için kullandığı kalıplaşmış bir sözdür. Burada order, bir satın alma veya belirli bir emir değil, düzenli olma hâli anlamındadır. Order sözcüğünün tekrarlanması çağrıyı daha güçlü ve teatral yapar. Video, tarih konulu temsili duruşmasının başladığını göstermek için bu bilinen mahkeme sözünü kullanıyor.

Alıştırma

Gürültülü bir kulüp toplantısında başkan şaka yollu “Order, order in the court!” diyor. Bu ifade nasıl bir etki yaratır?

  1. Sessizlik isteyen bir hâkimi eğlenceli biçimde taklit eder.
  2. Herkesten sipariş vermesini ister.
  3. Mahkemenin nihai kararını açıklar.
Cevabı göster

Sessizlik isteyen bir hâkimi eğlenceli biçimde taklit eder.

Wait,

0:33

Bir dakika,

am I even supposed to be at work today? Dilbilgisi

0:34

bugün benim çalışmam gerekmiyor muydu?

Dilbilgisi

Am I even supposed to be ...?: dışarıdan belirlenen beklentileri sormak

Be supposed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın, planın, görevin veya ortak beklentinin bir şeyin yapılmasını gerektirdiğini belirtir. Tam soruda am, be fiilinin çekimli biçimidir ve özne I’ın önüne gelir; supposed to’dan sonra ise yalın be fiili kullanılır: Am I ... supposed to be at work ...? Even şaşkınlık ve kuşku katar. Konuşan kişi yalnızca çalışmanın iyi bir fikir olup olmadığını sormaz; o günkü programın veya görevin işte olmasını gerektirip gerektirmediğini sorgular. Buradaki supposed tek başına “varsayılan” anlamına gelmez.

Alıştırma

Planlanmış bir görevi ifade etmek için cümleyi be supposed to yapısıyla tamamlayın: We ____ arrive at nine.

Cevabı göster

are supposed to

Yes, your honor. Kültür

0:38

Evet, sayın yargıç.

Kültür

Your Honor: bir hâkime hitap etmek

Your Honor, ABD’de bir mahkeme salonunda hâkime doğrudan hitap ederken kullanılan kalıplaşmış saygı unvanıdır. Saygılı bir hitap görevi gördüğü için buradaki honor, “saygı” veya “iyi itibar” anlamındaki sıradan soyut isim değildir. Yes, your honor cümlesinde bu hitap, yanıtın sıradan bir yes değil, mahkeme dilinin parçası olduğunu gösterir.

Alıştırma

Your Honor hangi durumda uygun bir doğrudan hitap biçimidir?

  1. Trafik kontrolü sırasında polis memuruyla konuşmak
  2. Bir duruşmada doğrudan hâkimle konuşmak
  3. Dersten sonra öğretmenle konuşmak
Cevabı göster

Bir duruşmada doğrudan hâkimle konuşmak

From 1792, Columbus Day was celebrated in many parts of the United States on October 12th, Kültür

0:39

1792'den bu yana Kolomb Günü, ABD'nin birçok yerinde asıl yıldönümü olan

Kültür

Bir tatil günü adı olarak Columbus Day

Columbus Day, Kristof Kolomb'un 1492'de Amerika kıtasına yaptığı yolculuğun yıldönümüyle tarihsel olarak bağlantılı bir ABD tatil gününün adıdır. Burada Day, özel adın bir parçasıdır; sıradan herhangi bir günü ifade eden cins isim değildir. Bu ad, Kolomb'un ve Avrupa sömürgeleşmesinin etkilerinin ne ifade ettiği konusunda farklı görüşler bulunduğu için tartışmalı tarihsel ve siyasi çağrışımlar taşır. Bu arka plan, ABD'nin farklı yerlerinde bu tatil gününe neden farklı yaklaşıldığını anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede Columbus Day neyi ifade ediyor?

  1. Kolomb'un yolculuğuyla bağlantılı bir ABD tatil gününün adı
  2. Kolomb'u incelemek için kullanılan herhangi bir gün
  3. Kolomb'un doğduğu takvim tarihi
Cevabı göster

Kolomb'un yolculuğuyla bağlantılı bir ABD tatil gününün adı

the actual anniversary date.

0:45

12 Ekim'de kutlandı.

But although it was declared an official holiday in 1934, Kalıp ifadeler

0:47

Ancak 1934'te resmi tatil ilan edilmesine rağmen,

Kalıp ifadeler

was declared an official ...: resmî statü verilmesi

it was declared an official holiday ifadesinde was declared, declare fiilinin edilgen biçimidir. Buna karşılık gelen etken yapı an authority declared it an official holiday şeklindedir: declare + nesne + isim tamamlayıcısı. an official holiday tamamlayıcısı, verilen statünün adını belirtir. Edilgen yapı yetkili makamı belirtmez ve yeni resmî statüyü öne çıkarır. Burada declared, sohbet sırasında yalnızca söylenmiş olmayı değil, bir makam tarafından resmen duyurulmuş veya oluşturulmuş olmayı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi declare fiilinin iki sözcüklü edilgen biçimiyle tamamlayın: In 2005, the area ____ an official nature reserve.

Cevabı göster

was declared

individual states aren't required to observe it. Kelime

0:51

eyaletlerin bunu kutlaması zorunlu değil.

Kelime

be required to observe a holiday: bir resmî tatili tanıyıp uygulamakla yükümlü olmak

Resmî tatil bağlamında observe, günü resmen tanımak veya anmak ya da o günle bağlantılı geleneklere ve çalışma düzenine uymak anlamına gelir. Bakmak veya izlemek anlamına gelmez. Edilgen be required to + fiil yapısı, bir kural veya yetkili makam gereği bir şeyi yapmakla yükümlü olmak demektir. Aren't ile birlikte cümle, her eyaletin bu günü resmî olarak uygulayıp uygulamayacağına karar verebileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu resmî tatil bağlamında aren't required to observe it ne anlama gelir?

  1. Tatili resmen tanımak veya uygulamak zorunda değiller.
  2. Tatili kutlamaları yasaktır.
  3. Tatile bakmak zorunda değiller.
Cevabı göster

Tatili resmen tanımak veya uygulamak zorunda değiller.

Only 23 states close public services, Kelime

0:54

Sadece 23 eyalet kamu hizmetlerine ara veriyor,

Kelime

close public services: kamu hizmetlerini geçici olarak durdurmak

Bu hükümet ve resmî tatil bağlamında public services; idari daireler ve diğer kamu sektörü faaliyetleri gibi hükümetin veya kamu kurumlarının sunduğu hizmetleri ifade eder. Restoran ya da başka bir özel işletmedeki müşteri hizmeti anlamına gelmez. Close burada fiildir ve genellikle sınırlı bir süre için erişimi veya faaliyeti durdurmak anlamına gelir. İfade, tatil nedeniyle kamu sektörü faaliyetlerini yalnızca 23 eyaletin askıya aldığını söyler; her temel hizmetin durduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada close public services ne anlama gelir?

  1. Kamu hizmeti dairelerini birbirine daha yakın taşımak.
  2. Özel restoranlardaki müşteri hizmetlerini sona erdirmek.
  3. Hükümet veya kamu sektörü hizmetlerinin faaliyetini geçici olarak durdurmak.
Cevabı göster

Hükümet veya kamu sektörü hizmetlerinin faaliyetini geçici olarak durdurmak.

and more states are moving away from it completely. Öbek fiiller

0:57

ve daha fazla eyalet bu tatilden tamamen vazgeçiyor.

Öbek fiiller

are moving away from it completely: bir uygulamayı giderek tamamen bırakmak

Burada are moving away from it, giderek daha fazla eyaletin it ile belirtilen uygulamayı izlememeyi veya desteklememeyi seçtiği anlamına gelir. Bu, fiziksel bir hareket değil, politika veya tutum değişikliğidir. Şimdiki zamanın sürekli biçimi, eğilimin hâlen devam ettiğini gösterir. Completely ise yönün küçük bir düzenleme değil, uygulamayı bütünüyle bırakmak olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi move away from ifadesinin şimdiki zamanın sürekli biçimiyle tamamlayın: The company ____ disposable cups and switching to reusable ones.

Cevabı göster

is moving away from

Huh.

1:01

Hıh.

What a pity.

1:01

Ne yazık.

In the '70s,

1:03

70'lerde,

we even moved it to the second Monday in October so people could get a nice three-day weekend. Kalıp ifadeler

1:03

insanlar üç günlük güzel bir hafta sonu tatili yapsın diye onu Ekim'in ikinci Pazartesi gününe bile taşıdık.

Kalıp ifadeler

get a nice three-day weekend: üç gün izinli olmak

People could get a nice three-day weekend, programın insanların işe veya okula gitmeden art arda üç gün geçirmesine olanak tanıyacağı anlamına gelir. Get burada bir şeyi satın almak veya fiziksel olarak almak değil, bu avantajdan yararlanmak demektir. Nice, sonucu hoş bir avantaj olarak sunar. Three-day, weekend sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfattır. Sayı + zaman birimi yapısında day tekil kalır ve birleşik sıfat isimden önce geldiğinde kısa çizgiyle yazılır: a three-day weekend.

Alıştırma

Üç gün süren bir hafta sonunu belirten kısa çizgili sıfatı içeren ifadeyle cümleyi tamamlayın: With Monday off, we get ____.

Cevabı göster

a three-day weekend

But I guess you folks just hate celebrations. Ton ve niyet

1:08

Ama sanırım siz insanlar kutlamalardan nefret ediyorsunuz.

Ton ve niyet

guess you folks just hate celebrations: alaycı bir suçlama

Buradaki guess, dikkatli ve kesin olmayan bir sonuç sunmaz. Konuşmacı guess you folks just hate celebrations sözünü alaycı bir suçlama olarak kullanır: karşı tarafın tutumunu abartır ve anlaşmazlığı onların kutlamalardan nefret ettiğinin kanıtı gibi gösterir. Folks gündelik bir sözdür ve tek başına dostça duyulabilir, ancak bu cümleyi dostça yapmaz. Cümlenin bütünü savunmacı ve küçümseyicidir; dinleyenlerin gerçekten neden nefret ettiğine dair tarafsız bir tespit değildir.

Alıştırma

Konuşmacı“I guess you folks just hate celebrations” sözüyle ne yapıyor?

  1. Dinleyenler hakkında bilinen bir gerçeği tarafsız biçimde aktarmak
  2. Onların itirazını alaycı biçimde kutlamalardan nefret etmeye indirgemek
  3. Hangi kutlamaları tercih ettiklerini kibarca sormak
Cevabı göster

Onların itirazını alaycı biçimde kutlamalardan nefret etmeye indirgemek

Ah,

1:11

Ah,

what are we celebrating again? Ton ve niyet

1:12

biz tam olarak neyi kutluyoruz?

Ton ve niyet

what are we celebrating again?: hatırlatma isteyen again

Soru sonunda kullanılan again, daha önce söylenmiş veya bilinmesi gereken bir bilgiyi hatırlatmayı istemek için kullanılabilir. Bu nedenle what are we celebrating again? “Hatırlatır mısın, neyi kutluyoruz?” demektir; kutlamanın kendisinin bir kez daha gerçekleştiği anlamına gelmez. Soru gerçekten unutmuş olmayı ifade edebilir. Bu bağlamda hafif bir kuşku ya da itiraz da taşır; konuşmacı sanki bu olayın tam olarak neden kutlanmaya değer olduğunu soruyordur.

Alıştırma

Soruyu hatırlatma isteyen cümle sonu sözcüğüyle tamamlayın: Which room are we meeting in ____?

Cevabı göster

again

Come on, your honor. Ton ve niyet

1:14

Hadi ama sayın yargıç.

Ton ve niyet

Sabırsız bir itiraz olarak Come on

Buradaki Come on, birinden yaklaşmasını istemez. Konuşanın yargıcın cevabı zaten bilmesi gerektiğini düşündüğünü gösteren, sabırsızlık veya hafif itiraz bildiren bir ünlemdir. Bu ifade birini harekete geçirmek veya cesaretlendirmek için de kullanılabilir. Bu yüzden anlamı ses tonuna ve bağlama bağlıdır. Bu cümlede “Hadi ama” ya da “Bunu biliyorsunuz” anlamına yakındır.

Alıştırma

“Come on, your honor.” cümlesindeki Come on ne anlatıyor?

  1. Konuşan yargıcı odaya davet edip karşılıyor.
  2. Konuşan yargıcın kendisine doğru yürümesini istiyor.
  3. Konuşan sabırsızdır çünkü yargıcın bunu zaten bilmesi gerekir.
Cevabı göster

Konuşan sabırsızdır çünkü yargıcın bunu zaten bilmesi gerekir.

We all learned it in school.

1:15

Bunu hepimiz okulda öğrendik.

Christopher Columbus convinced the king of Spain Dilbilgisi

1:17

Kristof Kolomb İspanya kralını,

to send him on a mission to find a better trade route to India. Kalıp ifadeler

1:19

onu Hindistan'a daha iyi bir ticaret yolu bulma görevine göndermeye ikna etti.

Dilbilgisi

convince someone to do something: birini bir eylem yapmaya ikna etmek

convince + person + to + base verb kalıbı, birini bir eylemi yapmayı kabul etmeye ikna etmek anlamına gelir. Bu cümlede person, the king of Spain; eylem ise send him on a mission bölümüdür. person, convince sözcüğünden hemen sonra gelir ve ardından to-infinitive kullanılır. Bu yapı hem kimin ikna edildiğini hem de o kişinin ne yapmayı kabul ettiğini belirtir.

Alıştırma

reconsider sözcüğünü ve convince someone to do something kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Her clear evidence convinced the committee ____ the proposal.

Cevabı göster

to reconsider

Kalıp ifadeler

a mission to find ...: açık bir hedef belirtmek

Bu cümlede a mission, yalnızca bir yolculuğu değil, belirli bir amacı olan ve birine verilmiş görevi ifade eder. to find a better trade route to India mastar yapısı, bu görevle neyin başarılmasının amaçlandığını belirtir. Tekrar kullanılabilen kalıp send someone on a mission to + fiilin yalın hâlidir. be on a mission to + fiilin yalın hâli de bir eylemi odaklanılmış bir hedef olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi send someone on a mission to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: The engineers were sent ____ find the cause of the power failure.

Cevabı göster

on a mission to

Not by going east overland, Anlatım akışı

1:23

Karadan doğuya giderek değil,

but sailing west around the globe.

1:24

dünyanın etrafından batıya doğru yelken açarak.

Anlatım akışı

Not by ..., but ...: bir yöntemi reddedip diğerini vurgulamak

Not by A, but B iki yöntemi karşılaştırmalı biçimde düzenler. not by bölümü doğuya karadan gitme yöntemini reddeder; but bölümü ise odağı amaçlanan yöntem olan batıya doğru dünyanın çevresinden yelken açmaya kaydırır. Burada by bir yöntemi belirtir ve iki ulaçtan önce de varmış gibi anlaşılır: by going ve [by] sailing. Açık ve tekrar kullanılabilir bir kalıp için by tekrarlanabilir: not by + -ing, but by + -ing.

Alıştırma

Cümleyi not by + -ing, but by + -ing yapısıyla tamamlayın: We improved the project ____ waiting for luck, ____ making a clear plan.

Cevabı göster

not by · but by

Everyone said it was crazy

1:27

Herkes bunun delilik olduğunu söyledi

because they still thought the world was flat.

1:28

çünkü hala dünyanın düz olduğunu düşünüyorlardı.

But he knew better. Kalıp ifadeler

1:31

Ama o gerçeği biliyordu.

Kalıp ifadeler

he knew better: bir düşüncenin yanlış olduğunu bilmek

Bu cümlede he knew better, onun genel kabul gören düşüncenin yanlış olduğunu anladığı veya bu konuda daha doğru bir yargıya sahip olduğu anlamına gelir. Genel olarak ne kadar bilgi sahibi olduğunu karşılaştırmaz. İfade, konuşmada daha önce geçen bir düşünceye gönderme yapar: diğerleri buna inanabilir, ama o ilgili gerçekleri bildiği için inanmaz.

Alıştırma

'The rumor said the museum was closed, but Priya knew better,' cümlesinde knew better ne anlama gelir?

  1. Daha iyi bir müze bulmak istiyordu.
  2. Müzeler hakkında herkesten daha fazla bilgi biliyordu.
  3. Müzenin kapalı olmadığını biliyordu.
Cevabı göster

Müzenin kapalı olmadığını biliyordu.

And when in 1492,

1:32

Ve 1492'de,

he sailed the ocean blue, Kültür

1:34

masmavi okyanusa yelken açtığında,

Kültür

sailed the ocean blue: okul kafiyesine gönderme

Bu sözler İngilizcede yaygın bir okul kafiyesini hatırlatır: In fourteen ninety-two, Columbus sailed the ocean blue. Bu gönderme, cümleyi sade bir tarih anlatımından çok sınıfta ezberlenen bir dize gibi duyurur. Blue, ninety-two içindeki two ile kafiye oluşturur ve basit, şarkımsı bir ritim yaratır. Okyanusun rengi önemli bilgi değildir; bu sözler geleneksel bir ders kitabı anlatısının alıntılandığını veya eğlenceli biçimde taklit edildiğini gösterebilir.

Alıştırma

'In fourteen ninety-two, he sailed the ocean blue,' dizesinde sailed the ocean blue nasıl bir etki yaratır?

  1. Okyanusun rengi hakkında kesin bir bilimsel açıklama verir.
  2. Ezberlemeye yarayan kafiyeli bir okul dizesini hatırlatır.
  3. Yalnızca resmî adı Ocean Blue olan bir yerden geçtiği anlamına gelir.
Cevabı göster

Ezberlemeye yarayan kafiyeli bir okul dizesini hatırlatır.

he found something better than India,

1:36

Hindistan'dan daha iyi bir şey buldu,

a whole new continent.

1:38

yepyeni bir kıta.

What rubbish. Ton ve niyet

1:40

Ne saçmalık.

Ton ve niyet

What rubbish: sert bir ret

What rubbish. önceki bir sözü saçma veya tamamen gerçek dışı bularak reddeden kısa bir ünlemdir. Burada rubbish gerçek anlamdaki çöpleri değil, söylenen şeyi niteler. Bu ifade yalnızca konuşanın farklı düşündüğünü belirtmez; karşı tarafın iddiasını ciddiye alınmaya değmez gösterir. Bu nedenle güçlü ve çatışmacı bir tepki verir.

Alıştırma

Yargılayın: Resmî bir toplantıda What rubbish. demek, bir iş arkadaşına kibar ve tarafsız biçimde katılmamanın yoludur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

First of all, Anlatım akışı

1:41

Öncelikle,

Anlatım akışı

First of all: ilk noktayı tanıtmak

First of all, düzenli bir açıklamadaki ilk gerekçeyi, adımı veya noktayı tanıtan bir söylem belirtecidir. Bu cümlede dinleyiciye konuşanın yapılandırılmış bir çürütmeye başladığını bildirir. Temel işlevi, hangi olayın zaman bakımından önce gerçekleştiğini söylemek değildir. Konuşanın düşüncelerini düzenler ve çoğu zaman dinleyiciyi başka noktaların geleceğine hazırlar.

Alıştırma

Cümleyi First ile başlayan ve ilk noktayı tanıtan üç sözcüklü belirteçle tamamlayın: ____, we need to check the facts.

Cevabı göster

First of all

educated people knew the world was round since Aristotle.

1:42

eğitimli insanlar Aristoteles'ten beri dünyanın yuvarlak olduğunu biliyorlardı.

Secondly,

1:46

İkincisi,

Columbus didn't discover anything. Kelime

1:47

Kolomb hiçbir şey keşfetmedi.

Kelime

didn't discover anything: tarihsel bir çerçeve olarak discover'ı sorgulamak

Bu cümlede didn't discover anything yalnızca gerçek bir keşfin gerçekleştiğini reddetmez. Aynı zamanda discover fiilinin uygun olup olmadığını sorgular: zaten insanların yaşadığı ve kendi halkı tarafından bilinen bir yer, Kolomb gelene kadar basitçe “bilinmeyen” bir yer değildi. discover fiili tarihi yeni gelen kişinin bakış açısından çerçeveleyebilir. Tarihî metinlerde ve medya dilinde, kimin bilgisinin hesaba katıldığını ve daha kesin bir fiilin zaten orada bulunan insanları görünmez kılmayı önleyip önlemeyeceğini düşünün.

Alıştırma

Hangi cümle bir sefer ekibinin zaten insanların yaşadığı bir adaya vardığını en tarafsız şekilde aktarır?

  1. The expedition reached an island where thousands of people already lived.
  2. The expedition discovered a community that had always known the island.
  3. The expedition discovered an island where thousands of people already lived.
Cevabı göster

The expedition reached an island where thousands of people already lived.

There were already people living here for millennia. Dilbilgisi

1:49

Orada zaten binlerce yıldır yaşayan insanlar vardı.

Dilbilgisi

There were ... people living ...: zaten orada olanları arka plan olarak sunmak

There were, insanların varlığını arka plan bilgisi olarak sunar. İsim öbeği people living here'dir; living here, people sözcüğünü niteleyen bir ortaç yan cümlesidir, ikinci bir çekimli fiil değildir. Already, durumun söz edilen zamandan önce başladığını gösterir; for millennia ise uzun süresini belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp there + be + isim + -ing biçimindedir ve bir sahnede kimin ya da neyin bulunduğunu ve ne yaptığını arka plan olarak anlatmak için sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin doğru geçmiş zaman biçimi ve live fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: There ____ already several families ____ near the lake.

Cevabı göster

were · living

And he wasn't even the first European to visit. Dilbilgisi

1:52

Ve üstelik orayı ziyaret eden ilk Avrupalı bile değildi.

Dilbilgisi

even the first European to visit: the first + isim + to do yapısı

the first European to visit ifadesinde the first + isim + to-infinitive yapısı kullanılır. to visit, bu Avrupalının hangi eylem bakımından “ilk” sayılacağını belirtir; amaç bildirmez. wasn't ... the first olumsuz yapısı, onun bu ilk sırada olmadığını söyler. Even düzeltmeyi güçlendirir: konuşan kişi, daha dar kapsamlı bu iddianın bile doğru olmadığını vurgular.

Alıştırma

the first + isim + to do yapısını tamamlamak için bir kelime girin: She was the first scientist ____ discover the error.

Cevabı göster

to

The Norse had settled Newfoundland almost 500 years before. Kültür

1:55

Norslar neredeyse 500 yıl önce Newfoundland'e yerleşmişlerdi.

Kültür

Norse had settled: tarihsel anlam ve daha önce gerçekleşme

the Norse ifadesi, Orta Çağ'daki Kuzey Cermen halklarını, özellikle Viking Çağı'yla bağlantılı denizci grupları anlatır. Newfoundland, Kanada'nın doğusunda bir ada ve bölgedir. Bu arka plan, cümlenin daha sonra ele alınan yolculuktan çok daha önceki bir Avrupa varlığını anlattığını gösterir. Burada had settled, “bir yerleşim kurmuş ve orada yaşamaya başlamışlardı” demektir. Past perfect, bu yerleşimi geçmişteki başka bir referans noktasından önceye yerleştirir; almost 500 years before ise aradaki süreyi belirtir. Newfoundland bir yer olduğu için settled, “çözdüler” anlamına gelmez.

Alıştırma

The Norse had settled Newfoundland cümlesinde settled ne anlama gelir?

  1. bölge hakkındaki bir anlaşmazlığı çözdüler
  2. bölgenin çevresindeki denizi sakinleştirdiler
  3. bir topluluk kurup orada yaşamaya başladılar
Cevabı göster

bir topluluk kurup orada yaşamaya başladılar

You don't say. Ton ve niyet

1:59

Yok canım.

Ton ve niyet

Alaycı bir tepki olarak You don't say.

You don't say. kalıplaşmış bir konuşma tepkisidir; birine konuşmayı bırakmasını söyleyen bir emir değildir. Gerçek bir şaşkınlık gösterebilir, ancak ton ve bağlam ifadeyi alaycı hâle de getirebilir. Burada bir düzeltmeye verilen şakacı bir yanıttır: konuşan kişi yaklaşık olarak “Bu pek yeni bir bilgi değil” veya “Bunu zaten biliyorum” demektedir. Sözcükleri kelimesi kelimesine çevirmek yerine konuşanın tutumunu anlamak gerekir.

Alıştırma

Bir arkadaşın "Winter is colder than summer." diyor. Sen de "You don't say." diye yanıt veriyorsun. Yanıtın büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Arkadaşına konuşmayı bırakmasını emrediyorsun.
  2. Bu gerçeğin tekrarlanmasını istiyorsun.
  3. Bu gerçeğin bariz olduğunu şakayla söylüyorsun.
Cevabı göster

Bu gerçeğin bariz olduğunu şakayla söylüyorsun.

So how come we're not all wearing those cow helmets? Dilbilgisi

2:00

Peki o zaman neden hepimiz o inek boynuzlu miğferleri takmıyoruz?

Dilbilgisi

how come + düz cümle dizilişi

How come, why ile neden sorusunu sormanın gündelik bir yoludur. Bu şakacı soruda olduğu gibi, genellikle beklenmedik bir şeye verilen anlık tepki havası taşır. How come sonrasında normal düz cümle dizilişini kullanın: how come + özne + fiil. Cümlede How come we're not ... denir; How come are we not ... denmez.

Alıştırma

Düz cümle dizilişi alan iki sözcüklü gündelik ifadeyle neden sorusunu tamamlayın: "____ you're leaving so early?"

Cevabı göster

How come

Actually,

2:03

Aslında,

they didn't really wear those either.

2:03

onlar da pek öyle bir şey takmıyorlardı.

Who cares what some Vikings did way back when? Notlar

2:06

Çok eskiden birkaç Viking'in ne yaptığı kimin umurunda?

Ton ve niyet

Who cares ...?: küçümseyici bir retorik soru

Who cares ...? biçim olarak bir sorudur, ancak burada retorik bir sorudur. Konuşan kişi kimin önemsediğini sormaz; vermek istediği mesaj bu gerçeğin önemli olmadığıdır. what yan cümlesi önemsizleştirilen bilgiyi, yani what some Vikings did bölümünü belirtir. Tartışmada bu hamle, bir olgunun yanlış olduğunu göstermeden onun konuyla ilgisini veya önemini azaltır.

Alıştırma

“Who cares what some Vikings did way back when?” cümlesinde konuşan kişi tarihsel gerçeği nasıl ele alıyor?

  1. Onu tartışma açısından önemsiz görmek
  2. Bu gerçeğin bilinmediğini kabul etmek
  3. Onunla ilgilenen kişilerin adlarını sormak
Cevabı göster

Onu tartışma açısından önemsiz görmek

Deyimler

way back when: çok uzun zaman önce demenin gündelik yolu

Way back when, belirtilmemiş uzak bir geçmiş dönemi anlatan, çok uzun zaman önce anlamındaki gündelik ve kalıplaşmış bir ifadedir. Way zaman bakımından uzaklığı güçlendirir, back ise geçmişi gösterir. Burada when ifadeyi tamamlar; bir zaman yan cümlesi başlatmaz ve soru sormaz. Bu ifade nostaljik duyulabilir veya geçmişi rahat bir tavırla uzak gösterebilir. Bu cümlede söz konusu uzaklık, Viking tarihinin uzak ve önemsiz gösterilmesine yardımcı olur; ancak ifade her zaman küçümseyici değildir.

Alıştırma

Burada way back when içindeki when nasıl bir görev yapıyor?

  1. Dinleyiciden bir tarih vermesini ister.
  2. Ardından gelen bir zaman yan cümlesini başlatır.
  3. Uzak geçmişe belirsiz biçimde gönderme yapan kalıplaşmış ifadeyi tamamlar.
Cevabı göster

Uzak geçmişe belirsiz biçimde gönderme yapan kalıplaşmış ifadeyi tamamlar.

Those settlements didn't last, Kelime

2:09

O yerleşimler kalıcı olmadı,

Kelime

didn't last: fiil olarak last

Burada last, zaman içinde var olmaya, çalışmaya veya geçerli kalmaya devam etmek anlamında bir fiildir. Those settlements didn't last, bu yerleşimlerin bir süre var olduğunu ancak devam etmediğini anlatır. İngilizcede did veya didn't sonrasında fiilin yalın hâli kullanılır; bu yüzden last burada “son” anlamına gelemez. Bu fiil bir ilişkinin, anlaşmanın, etkinliğin, ürünün veya etkinin ne kadar sürdüğünü de anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede Those settlements didn't last ne anlama geliyor?

  1. En yakın zamanda kurulan yerleşimlerdi.
  2. Yalnızca sınırlı bir süre devam ettiler.
  3. Onlar son yerleşimlerdi.
Cevabı göster

Yalnızca sınırlı bir süre devam ettiler.

but Columbus's did.

2:11

ama Kolomb'un ki oldu.

And the news he brought back to Europe spread far and wide, Notlar

2:13

Ve onun Avrupa'ya getirdiği haberler dört bir yana yayıldı,

Öbek fiiller

brought back: haber veya başka şeylerle geri dönmek

Brought back, bring back fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada onun Avrupa'ya dönerken haberi veya bilgiyi yanında getirdiği anlamına gelir. Back, daha önce bulunulan yere veya topluluğa dönüşü gösterir; haberin geriye doğru hareket ettiği anlamına gelmez. the news he brought back to Europe ifadesinde the news, onun getirdiği şeydir. İlgi zamiri atılabilir: the news (that) he brought back to Europe. Aynı yapı somut nesneler, bilgiler ve fikirlerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bring back fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Maya returned from the conference with useful notes. She ____ useful notes from the conference.

Cevabı göster

brought back

Deyimler

“Europe spread far ... and wide”: “far and wide” kalıbı

Vurgulanan sözcükler bir dil bilgisi sınırını aşar: Europe, brought back to Europe yapısının parçasıdır ve haberin nereye geri getirildiğini gösterir; spread ise the news hakkındaki ana yargıyı başlatır. Okurken spread sözcüğünü ardından gelenlerle birlikte spread far and wide olarak düşünün. Far and wide, “çok geniş bir alana” ya da “birçok yere” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada haberin geniş çevrelerce öğrenildiğini anlatır; bir şeyin hem uzak hem de fiziksel olarak geniş olduğunu söylemez.

Alıştırma

“Birçok yere veya kişiye ulaşmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Within a day, the news had spread ____.

Cevabı göster

far and wide

inspiring all the explorers and settlers who came after. Öbek fiiller

2:16

kendisinden sonra gelen tüm kaşiflere ve yerleşimcilere ilham kaynağı oldu.

Öbek fiiller

who came after: daha sonra ortaya çıkan kişiler

Who came after, all the explorers and settlers ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Burada came after, “daha sonra geldi veya ortaya çıktı” anlamındadır: Kolomb’dan sonra gelen kâşifleri ve yerleşimcileri belirtir. Burada after sözcüğünün açıkça belirtilmiş bir nesnesi yoktur; bu nedenle zaman referansı önceki bağlamdan gelir. Tarihsel sıralamalarda come after daha sonraki kişileri, eserleri veya olayları belirtebilir; bu cümlede birini kovalamak anlamına gelmez.

Alıştırma

“The invention shaped the machines that came after,” cümlesinde that came after ne anlama gelir?

  1. daha önce geliştirilenler
  2. daha sonra geliştirilenler
  3. icadın peşine düşenler
Cevabı göster

daha sonra geliştirilenler

Without him, Dilbilgisi

2:20

O olmasaydı,

none of us would be here today.

2:21

bugün hiçbirimiz burada olmazdık.

Dilbilgisi

Without him, ... would be here today: karşıt gerçeklik bildiren bir koşul

Without him gerçek dışı bir koşul verir; bu bağlamda yaklaşık olarak “if he had not played that role” anlamına gelir. Daha uzun bir if yan cümlesini without + isim veya zamir yapısıyla kısaltır. None of us would be here today hayal edilen şimdiki sonucu verir. Would be here gelecek zamana gönderme yapmaz; gerçek dışı koşul altında bugünkü gerçeğin farklı olacağını anlatır. Yeniden kullanılabilir kalıp şöyledir: Without + isim, özne + would + fiilin yalın hâli.

Alıştırma

Karşıt gerçeklik sonucunu tamamlamak için would sözcüğünün iki kelimelik olumsuz biçimini yazın: Without the rescue team, we ____ be safe now.

Cevabı göster

would not

And because of him, Anlatım akışı

2:23

Ve onun yüzünden,

millions of Native Americans aren't here today.

2:25

bugün milyonlarca Amerikan yerlisi burada değil.

Anlatım akışı

And because of him: nedensel çerçeveyi yeniden kullanıp tersine çevirmek

And because of him, önceki konuşmacının nedeni aynı kişiye bağlayan ifadesini bilinçli olarak tekrarlar. And yanıtı doğrudan önceki iddiaya bağlarken because of him aynı nedensel çerçeveyi korur. Ardından yanıt değerlendirmeyi tersine çevirir: “bizim” için olumlu bir sonuca odaklanmak yerine Amerikan Yerlileri açısından yıkıcı bir sonuca dikkat çeker. Karşı tarafın sözlerini bu şekilde yeniden kullanmak, ilk iddianın dışarıda bıraktığı bir sonucu vurgular.

Alıştırma

Konuşmacı A, “Because of the new highway, deliveries are faster.” diyor. Konuşmacı B ise “And because of it, several neighborhoods are noisier.” diye yanıt veriyor. Konuşmacı B ne yapıyor?

  1. Konuyu olayların gerçekleşme sırasına çeviriyor.
  2. Konuşmacı A'nın nedensel çerçevesini yeniden kullanarak karşıt ve zararlı bir sonuca dikkat çekiyor.
  3. Otoyolun yalnızca olumlu etkileri olduğunu kabul ediyor.
Cevabı göster

Konuşmacı A'nın nedensel çerçevesini yeniden kullanarak karşıt ve zararlı bir sonuca dikkat çekiyor.

Do you know what Columbus did in the colonies he founded? Dilbilgisi

2:28

Kolomb'un kurduğu kolonilerde ne yaptığını biliyor musunuz?

Dilbilgisi

know what Columbus did: dolaylı soruda söz dizimi

Do you know...? yapısında what Columbus did in the colonies he founded yan cümlesi know fiilinin nesnesidir. Ayrı bir soru oluşturmak yerine, sorulan bilginin ne olduğunu belirtir. Bu bir dolaylı soru olduğu için düz cümle söz dizimini kullanır: what + özne + fiil; yani what Columbus did. know sonrasında doğrudan soru dizilişi olan what did Columbus do kullanılmaz.

Alıştırma

What did Maya discover? doğrudan sorusunu dolaylı soruya dönüştürün: Do you know ____?

Cevabı göster

what Maya discovered

He took the very first natives he met prisoner Kalıp ifadeler

2:31

Karşılaştığı ilk yerlileri esir aldı

Kalıp ifadeler

take someone prisoner: birini esir almak

Take someone prisoner, birini yakalayıp esir etmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede uzun nesne the very first natives he met ifadesidir; prisoner ise bu kişilerin yakalandıktan sonraki durumunu belirtir. Yapı take + kişi + prisoner şeklindedir. Burada prisoner, alınan bir şey değil, nesnenin durumunu tamamlayan sözcüktür. Nesne çoğul olsa bile bu sözcük genellikle tekil kalır: take them prisoner.

Alıştırma

take someone prisoner ifadesini tamamlayın: The army took the scouts ____.

Cevabı göster

prisoner

and wrote in his journal about how easily he could conquer and enslave all of them. Dilbilgisi

2:34

ve günlüğüne hepsini ne kadar kolayca fethedip köleleştirebileceğini yazdı.

Dilbilgisi

about how easily he could conquer and ...: derece bildiren iç yan cümle

about how easily he could conquer and enslave all of them ifadesinde about, yazdığı içeriği başlatır. how yan cümlesi onun derece değerlendirmesini aktarır: onları pek zorlanmadan fethedip köleleştirebileceğine inanıyordu. Bu doğrudan bir soru değil, iç içe geçmiş bir yan cümledir; bu nedenle could he conquer değil, he could conquer şeklindeki bildirme cümlesi sırasını kullanır. Aktarılabilir kalıp fiil veya edat + how + sıfat/zarf + özne + fiildir.

Alıştırma

İç yan cümleyi tamamlamak için verilen sözcükleri bildirme cümlesi sırasına koyun: The review explains how easily ____ be repaired. Şu sözcükleri kullanın: the device, could.

Cevabı göster

the device could

Oh, come on.

2:40

Yok artık.

Everyone was fighting each other back then. Kalıp ifadeler

2:42

O zamanlar herkes birbiriyle savaşıyordu.

Kalıp ifadeler

back then: geçmişteki bir döneme bakmak

Back then, geçmişteki o zaman anlamına gelen kalıplaşmış bir zaman ifadesidir. Hangi dönemin kastedildiği konuşmadan veya çevresindeki bağlamdan anlaşılmalıdır. Back, geçmişe bakma bakış açısı katar; fiziksel olarak geriye hareket etmeyi anlatmaz. Burada konuşmacı karşılıklı çatışmayı daha eski bir tarihsel ortama yerleştirir ve bu ortamı kullanarak davranışı o dönemin tipik bir özelliği gibi gösterir. İfade bağlam sağlar, ancak tek başına davranışın kabul edilebilir olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi geçmişteki o zaman anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When I was a child, the town was much smaller ____.

Cevabı göster

back then

Didn't the natives even tell Columbus about other tribes raiding and taking captives? Kelime

2:44

Yerliler bile Kolomb'a, diğer kabilelerin yağma yapıp esir aldığından bahsetmedi mi?

Kelime

raiding and taking captives: baskın düzenlemek ve insanları tutsak almak

Burada raiding, genellikle çalmak, zarar vermek veya insanları ele geçirmek amacıyla bir yere aniden saldırmak demektir. Taking captives, insanları yakalayıp başka bir grubun denetimi altında tutmak anlamına gelir. İki -ing yapısı diğer kabilelerin eylemlerini anlatır. Birlikte kullanıldıklarında fighting sözcüğünden daha belirgindirler: hem saldırıyı hem de saldırının sonuçlarından biri olan insanların tutsak edilmesini gösterirler.

Alıştırma

Cümlede raiding and taking captives ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Yakındaki toplulukları ziyaret etmek ve yolcu taşımak
  2. Ani saldırılar düzenlemek ve insanları tutsak almak
  3. Kısa süre tartışıp sonra ayrılmak
Cevabı göster

Ani saldırılar düzenlemek ve insanları tutsak almak

Yes,

2:49

Evet,

but tribal warfare was sporadic and limited. Kelime

2:49

ama kabile savaşları tek tük ve sınırlıydı.

Kelime

was sporadic and limited: düzensiz aralıklarla yaşanıyor ve sınırlı kalıyordu

Sporadic, bir şeyin sürekli veya düzenli biçimde değil, dağınık ve düzensiz zamanlarda gerçekleştiğini anlatır. Limited ise boyutun, kapsamın, sürenin veya etkinin kısıtlı olduğunu belirtir. was + sıfat yapısında bu iki sıfat tribal warfare ifadesini tanımlar. Cümle, savaşların yaşandığını kabul ederken hem sıklıkları hem de kapsamlarıyla ilgili iddiayı daraltır.

Alıştırma

“The protests were sporadic and limited” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Protestolar düzensiz aralıklarla gerçekleşti ve geniş bir alana yayılmadı.
  2. Hiç protesto gerçekleşmedi.
  3. Protestolar her yerde durmaksızın devam etti.
Cevabı göster

Protestolar düzensiz aralıklarla gerçekleşti ve geniş bir alana yayılmadı.

It certainly didn't wipe out 90% of the population. Öbek fiiller

2:52

Kesinlikle nüfusun %90'ını yok etmedi.

Öbek fiiller

wipe out: tamamen ya da yıkıcı biçimde yok etmek

Bu cümlede wipe out, “tamamen yok etmek” veya “bir grubun neredeyse tamamının ölmesine neden olmak” anlamına gelir. Nesnesi 90% of the population olduğu için bir yüzeyi silme hareketini değil, felaket düzeyindeki can kaybını anlatır. Bu öbek fiil türler, ürünler, topluluklar, işletmeler ve birikimler için de kullanılabilir. Temel fikir, geride kalan ya da hayatta kalan neredeyse hiçbir şey olmamasıdır; bu yüzden yalnızca reduce veya damage demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi bu notta geçen ve “tamamen yok etmek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: A new disease could ____ the entire crop.

Cevabı göster

wipe out

Hmm.

2:56

Hmm.

Why is celebrating this Columbus so important to you anyway? Ton ve niyet

2:56

Zaten bu Kolomb'u kutlamak sizin için neden bu kadar önemli?

Ton ve niyet

Why is ... so important to you anyway?: gerçek nedeni sorgulamak

Bu Why sorusunun sonundaki anyway, yaklaşık olarak “sonuçta” ya da “gerçek neden nedir?” anlamına gelir. Konuşmayı önceki tartışmadan uzaklaştırır ve diğer kişinin asıl motivasyonunu açıklaması için baskı yapar. Burada bildirme cümlelerindeki yaygın “buna rağmen” anlamında değildir. so important to you ifadesi konuyu kişisel hâle getirir: Konuşan kişi, dinleyenin bunu neden bu kadar önemsediğini sorar. Bir anlaşmazlık sırasında bu birleşim tamamen tarafsız değil, kuşkucu veya meydan okuyucu duyulabilir.

Alıştırma

İngilizce soruyla ilgili şu ifadeyi değerlendirin: "Why is this so important to you anyway?" her zaman tamamen tarafsız bir bilgi isteğidir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Your honor,

3:00

Sayın yargıç,

Columbus's voyage was an inspiration to struggling people all across Europe, Kalıp ifadeler

3:00

Kolomb'un yolculuğu tüm Avrupa'da mücadele eden insanlar için bir ilham kaynağıydı,

Kalıp ifadeler

an inspiration to struggling people: cesareti kimin aldığını belirtmek

Be an inspiration to someone kalıbı, bir kişinin ya da şeyin birine veya bir gruba cesaret, umut ya da motivasyon vermesi anlamına gelir. to edatı bu etkiyi alan kişileri belirtir. Örnekte struggling, people sözcüğünü niteler ve bu kişilerin ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösterir. Cümle, yolculuğu belirli bir yaratıcı projenin fikir kaynağı olarak değil, güçlük içindeki insanlara cesaret veren bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Dersteki isim kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Her courage was ____ young athletes.

Cevabı göster

an inspiration to

symbolizing freedom and new beginnings. Anlatım akışı

3:05

özgürlüğü ve yeni başlangıçları simgeliyordu.

Anlatım akışı

symbolizing freedom and new beginnings: önceki ifadeye anlam eklemek

symbolizing freedom and new beginnings şeklindeki -ing yan cümleciği, önceki özne Columbus's voyage hakkında ek bir açıklama yapar. Yolculuğun bu düşüncelerin simgesi olarak sunulduğunu belirtir. Ayrı bir olay başlatmaz. Konuşmacı bu yan cümleciği ana ifadenin sonuna koyarak yolculuğa atfedilen etkiden, ona verilen daha geniş anlama geçer.

Alıştırma

symbolizing freedom and new beginnings cümlede ne işlev görür?

  1. Fiziksel olarak bir simge yapan kişileri belirtir.
  2. Önceki yolculuğa verilen simgesel anlamı ekler.
  3. Daha sonra gerçekleşen ayrı bir yolculuğu tanıtır.
Cevabı göster

Önceki yolculuğa verilen simgesel anlamı ekler.

And his discovery gave our grandparents and great-grandparents Kalıp ifadeler

3:08

Ve onun keşfi dedelerimize, büyük dedelerimize

the chance to come here and build better lives for their children.

3:11

buraya gelip çocukları için daha iyi hayatlar kurma şansını verdi.

Kalıp ifadeler

give someone the chance to do something: birine bir şey yapma fırsatı vermek

give + someone + the chance + to + fiilin yalın hâli yapısını, birinin ya da bir şeyin bir kişiye belirli bir eylemi yapma fırsatı sağladığını anlatmak için kullanın. Bu cümlede our grandparents and great-grandparents fırsatı elde eden kişilerdir. to come here and build better lives mastar öbeği, bu fırsatın hangi eylemleri mümkün kıldığını açıklar.

Alıştırma

Eksik sözcükle kalıbı tamamlayın: The youth program gave them the chance ____ start their own businesses.

Cevabı göster

to

Don't we deserve a hero to remind everyone Ton ve niyet

3:15

Ülkemizin göçmenlerin mücadeleleri üzerine kurulduğunu herkese hatırlatacak

Ton ve niyet

Don't we deserve...?: onay bekleyen retorik soru

Don't we deserve...? biçim olarak olumsuz bir sorudur, ancak burada retorik soru işlevi görür. Konuşan kişi zaten bir şeyi hak ettiğimize inanır ve dinleyicilerin buna katılmasını bekler. Bu biçim, We deserve a hero gibi bir iddiayı destek çağrısına dönüştürür. Temel amacı tarafsız biçimde bilgi istemek değildir.

Alıştırma

Doğru ya da yanlış: 'Don't we deserve a fair hearing?' cümlesinde konuşan kişi normalde cevabın evet olmasını beklediğini gösterir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

that our country was built on the struggles of immigrants? Deyimler

3:18

bir kahramanı hak etmiyor muyuz?

Deyimler

was built on the struggles of immigrants: göçmenlerin mücadelesini temel almak

Burada was built on mecazidir. Göçmenlerin yaşadığı zorlukların, gösterdiği çabanın ve yaptığı fedakârlıkların ülkenin tarihsel temelinin bir parçasını oluşturduğunu söyler; bir yapının fiziksel olarak bir şeyin üzerinde durduğunu anlatmaz. be built on + isim kalıbı bir ülkeyi, kurumu, başarıyı veya savı destekleyen temeli belirtir. Bu temel güven, kanıt, sıkı çalışma ya da geçmiş deneyim gibi soyut bir şey olabilir.

Alıştırma

“The organization was built on years of community work,” cümlesinde was built on ne anlama gelir?

  1. Yıllar süren toplum hizmetini temel alıyordu
  2. Toplum hizmeti tarafından yıkılmıştı
  3. Fiziksel olarak toplum çalışanlarının üstüne yerleştirilmişti
Cevabı göster

Yıllar süren toplum hizmetini temel alıyordu

And what about the struggles of Native Americans Anlatım akışı

3:22

Peki ya Amerikan yerlilerinin mücadeleleri ne olacak?

Anlatım akışı

what about: gözden kaçırılan bir tarafı gündeme getirmek

Burada what about, önceki noktada dışarıda bırakılan bir tarafı gündeme getirir. Konuşan kişi what about the struggles of Native Americans diyerek dikkati göçmenlerin zorluklarından başka bir grubun zorluklarına yöneltir ve tek taraflı bir sava karşı çıkar. What about + isim öbeği? kalıbı, dikkate alınması gereken ilgili bir kişiyi, olguyu, sonucu veya karşı örneği ekleyerek tartışmayı düzenleyebilir. Burada Amerikan yerlilerinin nasıl olduğunu sormaz.

Alıştırma

“The plan helps office workers, but what about night-shift workers?” cümlesinde what about ne yapar?

  1. Herkesin gece çalışmasını önerir.
  2. Planın gözden kaçırmış olabileceği bir grubu gündeme getirir.
  3. Gece vardiyasında çalışanların nasıl hissettiğini sorar.
Cevabı göster

Planın gözden kaçırmış olabileceği bir grubu gündeme getirir.

who were nearly wiped out and forced into reservations, Kültür

3:24

Hani şu neredeyse yok edilen ve rezervasyon bölgelerine sürülmeye zorlanan,

Kültür

nearly wiped out and forced into reservations: neredeyse yok edilmek ve rezervasyon bölgelerine zorla yerleştirilmek

Bu cümlede nearly wiped out, bir halkın nüfus olarak yok olmanın eşiğine gelmesi demektir. forced into reservations ise insanların davet edilmediğini veya kendi istekleriyle taşınmadığını, Yerli halklar için rezervasyon bölgesi olarak ayrılan topraklara zorla götürüldüğünü belirtir. Buradaki reservations, Amerikan yerlilerine ayrılmış rezervasyon topraklarını ifade eder. İki edilgen yapı birlikte ağır tarihsel zararları özetler: yıkıcı nüfus kaybı ve zorla yerinden edilme. Nearly, yok oluşun tam gerçekleşmediğini fakat buna çok yaklaşıldığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede nearly wiped out and forced into reservations ne anlatıyor?

  1. Küçük bir aksilik yaşadılar ve ardından başka bir topluluğa kendi istekleriyle taşındılar.
  2. Bir halk olarak yok olmanın eşiğine geldiler ve Amerikan yerlilerine ayrılan rezervasyon topraklarına zorla taşındılar.
  3. Önceden yaptıkları rezervasyonları neredeyse kaybettiler ve yenilerini yapmak zorunda kaldılar.
Cevabı göster

Bir halk olarak yok olmanın eşiğine geldiler ve Amerikan yerlilerine ayrılan rezervasyon topraklarına zorla taşındılar.

and whose descendants still suffer from poverty and discrimination? Kalıp ifadeler

3:28

ve soyundan gelenlerin hala yoksulluk ve ayrımcılık çektiği insanlar?

Kalıp ifadeler

suffer from poverty and discrimination: yoksulluk ve ayrımcılıktan zarar görmek

Burada suffer from, bir şey yüzünden devam eden zarar veya zorluk yaşamak anlamına gelir. Ardından gelen nesne sorunun ne olduğunu belirtir: poverty ciddi para ve kaynak yetersizliğidir; discrimination ise kimlik veya grup üyeliği temelindeki haksız muameledir. Bu kalıp, sağlık ve toplumsal koşullar hakkındaki ciddi tartışmalarda yaygındır. Still zararın günümüze kadar sürdüğünü gösterir; from ise bir çıkış yerini değil, sıkıntıya neden olan durumu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: Some workers still ____ discrimination at work.

Cevabı göster

suffer from

How can you make a hero out of a man Kalıp ifadeler

3:32

Bu kadar acıya sebep olan bir adamdan

Kalıp ifadeler

make a hero out of someone: birini kahramana dönüştürmek

make a hero out of someone, birini kahramana dönüştürmek veya onu kahraman gibi göstermek anlamına gelir. Bu çoğu zaman bir hikâye, tanıtım ya da anma yoluyla yapılır. Kalıp make + a hero + out of + kişi biçimindedir; out of, kimliği veya imajı dönüştürülen kişiyi getirir, bir nesnenin yapıldığı fiziksel malzemeyi değil. Bu sorudaki ifade kuşkucudur: konuşan kişi, adamın hayranlık duyulacak biri olarak sunulmasına karşı çıkar. Sonuç kimliği değiştirilerek make a celebrity out of someone gibi başka kullanımlar da oluşturulabilir.

Alıştırma

Cümleyi “birini kahraman gibi göstermek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The campaign tried to ____ the disgraced mayor.

Cevabı göster

make a hero out of

who caused so much suffering?

3:34

nasıl bir kahraman yaratabilirsiniz?

That's history.

3:36

Tarih budur.

You can't judge a guy in the 15th century by modern standards. Kalıp ifadeler

3:37

15. yüzyılda yaşamış bir adamı modern standartlarla yargılayamazsınız.

Kalıp ifadeler

judge someone by modern standards: birini modern ölçütlere göre yargılamak

judge someone by modern standards, geçmişte yaşamış bir kişiyi bugünün ahlaki, hukuki veya toplumsal ölçütleriyle değerlendirmek anlamına gelir. judge A by B yapısında by, değerlendirmenin dayanağını veya ölçütünü getirir. Cümle, değerlendirmenin tarihsel bağlamdan etkilenmesi gerektiğini savunur. Ancak can't mutlak bir ifade olduğu için yalnızca dönemi dikkate alma hatırlatması değil, modern eleştiriyi güçlü biçimde engelleme girişimi gibi de duyulabilir.

Alıştırma

judge a person by modern standards ifadesinde by hangi görevi görür?

  1. Yargılamayı kimin yaptığını belirtir.
  2. Yargılamada kullanılan ölçütü getirir.
  3. Yargılamanın nerede gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

Yargılamada kullanılan ölçütü getirir.

People back then even thought spreading Christianity and civilization across the world Kültür

3:41

O zamanki insanlar Hıristiyanlığı ve medeniyeti tüm dünyaya yaymanın

was a moral duty. Kelime

3:45

ahlaki bir görev olduğunu bile düşünüyorlardı.

Kültür

thought spreading Christianity and civilization across the world: Hristiyanlığı ve medeniyeti dünyaya yaymayı görev saymak

Bu ifade, genellikle uygarlaştırma misyonu olarak adlandırılan sömürge dönemi düşünce biçimini anlatır: Bazı insanlar Hristiyanlığı ve kendi medeniyet anlayışlarını başka toplumlara yaymanın yararlı ya da ahlaken gerekli olduğunu iddia ediyordu. Burada civilization tarafsız bir övgü değildir. Sömürgeci kültürün üstün olduğu varsayımını taşır; thought ise cümlenin bu görüşü desteklemek yerine geçmişteki bir inancı aktardığını gösterir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu tarihsel bağlamda en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Eşit güce sahip kültürler arasında tarafsız bir alışveriş
  2. Dini kitapları çevirmek için hazırlanmış pratik bir plan
  3. Kendi dinini ve kültürünü yaymanın genişlemeyi haklı gösterebileceğine dair sömürge dönemi inancı
Cevabı göster

Kendi dinini ve kültürünü yaymanın genişlemeyi haklı gösterebileceğine dair sömürge dönemi inancı

Kelime

moral duty: doğru ve yanlış düşüncesine dayanan ahlaki yükümlülük

Moral duty, doğru ve yanlış hakkındaki düşüncelere dayanan bir yükümlülük anlamına gelir. Yasa ya da kişinin işi gerektirmese bile, kişinin yapması gerektiğine inandığı bir şeydir. Bu cümlede was a moral duty, insanların dini ve sömürgeci yayılmayı etik açıdan gerekli bir şey olarak nasıl sunduklarını aktarır. Onların ahlaki yargısını bildirir; eylemlerin gerçekten ahlaki olduğunu doğrulamaz.

Alıştırma

Doğru ve yanlış düşüncesine dayanan bir yükümlülüğü anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Many people believe we have a ____ to protect children from harm.

Cevabı göster

moral duty

Actually,

3:47

Aslında,

he was pretty bad even by old standards. Anlatım akışı

3:47

eski standartlara göre bile oldukça kötüydü.

Anlatım akışı

even by old standards: bir ölçütü kabul edip onunla karşılık vermek

By old standards, “daha eski bir dönemin ölçütlerine göre değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Even, cümleye ödün verme anlamı katar ve iddiayı güçlendirir: kişi yalnızca modern ölçütlere göre değil, daha hoşgörülü olması beklenebilecek eski ölçütler içinde de kötüydü. Bu, bir görüşü çürütmek için yararlı bir kalıptır. Önce karşı tarafın değerlendirme çerçevesini kısa süreliğine kabul eder, ardından olumsuz sonucun o çerçeve içinde de geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

“O ölçüte göre değerlendirildiğinde bile” anlamını veren iki İngilizce sözcükle cümleyi tamamlayın: The laptop was slow ____ 2015 standards.

Cevabı göster

even by

While governing Hispaniola, Dilbilgisi

3:50

Hispaniola'yı yönetirken,

Dilbilgisi

While governing Hispaniola: while + -ing yapısı

While governing Hispaniola, kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. While he was governing Hispaniola ile aynı anlama gelir ve ardından gelen ana cümlenin zaman bağlamını verir. while + -ing yapısında -ing eylemini yaptığı anlaşılan kişi genellikle ana cümlenin öznesidir. Bu nedenle governing, daha sonra gelen öznenin ne yaptığını anlatır; Hispaniola ise governing fiilinin nesnesidir.

Alıştırma

while Lena was checking zaman yan cümlesini, check fiilinin -ing biçimini girerek kısaltın: While ____ the figures, Lena found an error.

Cevabı göster

checking

he tortured and mutilated natives who didn't bring him enough gold

3:52

kendisine yeterince altın getirmeyen yerlilere işkence edip uzuvlarını kesti

and sold girls as young as nine into sexual slavery. Dilbilgisi

3:56

ve henüz dokuz yaşındaki kızları seks kölesi olarak sattı.

Dilbilgisi

as young as nine: çok düşük bir yaşı vurgulamak

Burada as young as nine, “yalnızca dokuz yaşında” ya da “dokuz yaşına kadar inen yaşlarda” anlamına gelir. Bir kişinin gençliğini başka birininkiyle karşılaştırmaz. Dokuz yaşı alışılmadık derecede düşük bir yaş olarak sunar ve bazı kızların ne kadar küçük olduğunu vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp as young as + yaş biçimindedir. Genellikle children as young as six örneğindeki gibi bir kişiyi veya grubu belirten isimden sonra gelir. Sayı, gruba dâhil olan en düşük veya dikkat çekici derecede küçük yaşı gösterir.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede düşük bir yaşı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The science camp accepts children ____ seven.

Cevabı göster

as young as

And he was brutal even to the other colonists he ruled,

3:59

Ve yönettiği diğer sömürgecilere karşı bile o kadar acımasızdı ki,

to the point that he was removed from power and thrown in jail. Notlar

4:02

sonunda iktidardan uzaklaştırılıp hapse atıldı.

Dilbilgisi

to the point that: dereceyi sonuçla ilişkilendirmek

To the point that, bir durumun ne kadar ileri gittiğini gösteren bir sonucu anlatır. Bu cümlede daha önce sözü edilen davranış o kadar aşırı hâle gelmiştir ki sonuçta kişi iktidardan uzaklaştırılmış ve hapse atılmıştır. Kalıp, durum veya derece + to the point that + tam cümlecik biçimindedir. Buradaki point fiziksel bir yer değil, bir aşama veya düzey anlamına gelir. Sonuç cümleciği, aşırı dereceye ulaşıldığını somut biçimde gösterir.

Alıştırma

Aşırı bir derecenin sonuca yol açtığını gösteren bağlayıcı ifadeyle cümleyi tamamlayın: The river rose ____ several roads had to be closed.

Cevabı göster

to the point that

Kalıp ifadeler

removed from power ... thrown in jail: iktidardan uzaklaştırılmak ve hapse atılmak

was removed from power and thrown in jail dizisinde removed from power, birinin yönetme konumundan zorla çıkarılması veya siyasi yetkisini kaybetmesi demektir. Bir yerden fiziksel olarak uzaklaştırılmayı değil, makam ve güç kaybını anlatır. Tek yardımcı fiil olan was, removed ve thrown geçmiş zaman ortaçlarının ikisi için de geçerlidir. Bu bağlama iki edilgen sonuç sunar: yetkisini kaybetti ve hapse konuldu. Thrown in jail genellikle birini gerçek anlamda fırlatmayı anlatmaz; hapse konulmayı canlı bir biçimde ifade eder.

Alıştırma

Siyasi yetkiyi kaybetmeyi ve hapse konulmayı anlatan dersteki iki ifadeyi tamamlayın: After the coup, the ruler was removed ____ and thrown ____.

Cevabı göster

from power · in jail

When the missionary Bartolomé de las Casas visited the island, Kültür

4:06

Misyoner Bartolomé de las Casas adayı ziyaret ettiğinde,

Kültür

Bartolomé de las Casas visited: tarihî bir kaynağın tanıtılması

Bartolomé de las Casas bir kişinin adıdır; yer veya kurum adı değildir. the missionary isim öbeği, adı verilmeden önce kişinin görevini belirtir. visited the island yan cümlesi onun adada bulunduğunu gösterir ve daha sonra yazılı anlatısının tarihî kanıt olarak sunulmasına zemin hazırlar. Las Casas, sömürge yönetimi altında Yerli halklara yapılan kötü muameleyi belgelemesi ve eleştirmesiyle tanınan İspanyol bir Dominiken rahibi ve yazardı.

Alıştırma

Bu cümlede the missionary Bartolomé de las Casas size ne anlatıyor?

  1. Bir adaya bir misyonerin adı verilmişti.
  2. Bartolomé de las Casas bir sömürge kurumunun adıydı.
  3. Bartolomé de las Casas bir misyonerdi ve ziyareti onu tarihî bir kaynak olarak tanıtıyor.
  4. visited sözcüğü onun adının bir parçasıdır.
Cevabı göster

Bartolomé de las Casas bir misyonerdi ve ziyareti onu tarihî bir kaynak olarak tanıtıyor.

he wrote,

4:10

şöyle yazdı:

"From 1494 to 1508,

4:11

"1494'ten 1508'e kadar,

over 3 million people had perished from war, slavery, and the mines. Kelime

4:14

savaş, kölelik ve madenler yüzünden 3 milyondan fazla insan yok oldu.

Kelime

perished from war: ölüm nedenini belirten resmî ifade

“Perished from war”, “savaş yüzünden öldüler” anlamına gelir. Perish yalnızca ortadan kaybolmayı değil, açıkça ölmeyi ifade eder. perish from + neden yapısında from, ölüm nedenini belirtir. Burada war, cümlede sıralanan birkaç nedenin ilkidir.

Alıştırma

Perish fiilinin uygun biçimini ve nedeni belirten edatı kullanın: Several villagers ____ disease after the flood.

Cevabı göster

perished from

Who in future generations will believe this?"

4:20

Gelecek nesillerde buna kim inanacak?"

Well,

4:23

Şey,

I'm not sure I believe those numbers. Ton ve niyet

4:23

bu rakamlara inandığımdan pek emin değilim.

Ton ve niyet

I'm not sure I believe...: şüpheyi daha yumuşak ifade etmek

“I'm not sure I believe...”, not sure ifadesini kullanarak sözün sertliğini azaltır. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca daha fazla bilgi istemez; rakamların ikna edici görünmediğini belirtir. “I don't believe...” ile karşılaştırıldığında şüpheyi kesin bir ret yerine geçici bir tutum gibi sunar ve tartışmaya daha fazla alan bırakır.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Bir toplantıda “I'm not sure I believe those figures”, genellikle “I don't believe those figures.” ifadesinden daha az doğrudan duyulur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Say,

4:26

Sahi,

aren't there other ways the holiday is celebrated?

4:26

bu tatilin kutlandığı başka şekiller yok mu?

In some Latin American countries,

4:29

Bazı Latin Amerika ülkelerinde,

they celebrate the same date under different names, Kalıp ifadeler

4:31

aynı tarihi farklı isimler altında kutluyorlar,

Kalıp ifadeler

under different names: tek bir şeyin birden fazla adı

under different names ifadesinde under, “belirli bir adı kullanarak” ya da “o adla tanınarak” anlamına gelir; fiziksel olarak “altında” demek değildir. Bu ifade, aynı tarih ya da etkinliğin temel kimliği aynı kalırken adının yere göre değişebileceğini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp under + ad, başlık veya etikettir: bir şey bu tanımlayıcı adla faaliyet gösterebilir, sunulabilir, satılabilir ya da kutlanabilir.

Alıştırma

Örnekteki “farklı adlar kullanarak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The same holiday is celebrated ____ in several countries.

Cevabı göster

under different names

such as Día de la Raza. Kültür

4:33

örneğin Día de la Raza (Irk Günü) gibi.

Kültür

Kültürel bir bayram adı olarak Día de la Raza

Día de la Raza, bazı Latin Amerika ülkelerinde 12 Ekim ve Kolomb’un Amerika kıtasına varışıyla bağlantılı anma etkinlikleri için kullanılmış İspanyolca bir bayram özel adıdır. Burada such as ifadesinden sonra gelir ve önceki düşünceye somut bir örnek verir: aynı anma tarihi farklı bir adla bilinebilir. Bayram adları, tarihi ve kültürel kimliği yorumlamanın farklı yollarını yansıtabildiği için ad önemlidir. Kesin resmî adlar ve yorumlar ülkeden ülkeye değişir ve zaman içinde değişmiştir; bu nedenle bu ifade Latin Amerika’nın tamamında kullanılan ortak bir ad olarak görülmemelidir.

Alıştırma

Bu cümlede “Día de la Raza” nasıl bir işlev görüyor?

  1. Başka bir tarihteki, tamamen ilgisiz bir bayramı tanıtıyor.
  2. İngilizce Columbus Day adını sözcüğü sözcüğüne çeviriyor.
  3. Christopher Columbus’un kendisi için başka bir ad veriyor.
  4. Aynı anma tarihi için kullanılan farklı bir ada örnek veriyor.
Cevabı göster

Aynı anma tarihi için kullanılan farklı bir ada örnek veriyor.

In these places,

4:35

Bu yerlerde,

it's more a celebration of the native and mixed cultures Dilbilgisi

4:36

bu daha çok sömürge dönemi boyunca ayakta kalmayı başaran

Dilbilgisi

it's more a celebration of: daha uygun yorumu seçmek

it's more a celebration of ... ifadesinde more miktarları değil, yorumları karşılaştırır. Konuşmacı, bayramı a celebration of the native and mixed cultures diye tanımlamanın daha doğru olduğunu belirtir. Karşılaştırma than ile açıkça kurulabilir veya bağlamda örtük bırakılabilir. Aktarılabilir kalıp It's more a/an + isim öbeği (than ...), dinleyiciyi bir etiketten ya da vurgu noktasından diğerine yönlendirir.

Alıştırma

it's more a celebration of the native and mixed cultures ifadesindeki more ne yapar?

  1. Konuşmacının bayramın adını unuttuğunu gösterir.
  2. Bu tanımı, bağlamda ima edilen bir alternatiften daha doğru olarak sunar.
  3. Kutlamanın daha uzun sürdüğünü söyler.
  4. Daha fazla sayıda kutlama yapıldığını söyler.
Cevabı göster

Bu tanımı, bağlamda ima edilen bir alternatiften daha doğru olarak sunar.

that survived through the colonial period.

4:39

yerli ve melez kültürlerin bir kutlamasıdır.

Some places in the US have also renamed the holiday as Native American Day Kalıp ifadeler

4:41

ABD'deki bazı yerler de tatilin adını Amerikan Yerlileri Günü

Kalıp ifadeler

Some places in the US have also renamed X as Y: özne ve yeni ad yapısı

Some places in the US have also renamed ... dizisinde dil bilgisel özne Some places ifadesidir. in the US yalnızca bu yerlerin konumunu belirtir; bu nedenle çoğul özne have alır. Have renamed present perfect yapısındadır: değişiklik daha önce gerçekleşmiştir ve sonucu hâlâ önemlidir. Also, bunun ek bir örnek olduğunu gösterir. renamed the holiday as Native American Day ifadesinde the holiday yeni ad alan şeydir, Native American Day ise ortaya çıkan yeni addır. İlişki rename X as Y şeklindedir; ancak etken Amerikan İngilizcesinde rename X to Y veya rename X Y çoğu zaman daha doğal kabul edilir.

Alıştırma

Some places in the US have also renamed the holiday as Native American Day cümlesinde Native American Day nedir?

  1. Bayramın yeni adı
  2. Ad değişikliğinin nedeni
  3. Adı değiştiren kişi
  4. Bayramın kutlandığı yer
Cevabı göster

Bayramın yeni adı

or Indigenous Peoples' Day, Kültür

4:45

veya Yerli Halklar Günü olarak yeniden adlandırdı

Kültür

Indigenous Peoples' Day: kültürel odak ve Peoples' sözcüğünün anlamı

Indigenous Peoples' Day, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bazı eyaletlerin, şehirlerin ve kurumların Yerli halkların tarihlerini ve kültürlerini tanımak için kullandığı bir anma günü adıdır. Genellikle Columbus Day'in yerine ya da onunla birlikte anılır. Bu ad, anmanın odağını Christopher Columbus'tan Yerli topluluklara kaydırır. Peoples' içindeki peoples, birbirinden farklı birden çok halkı veya ulusu belirtir; s'den sonraki kesme işareti çoğul iyeliği gösterir: bu halkları onurlandıran bir gün.

Alıştırma

Bu bağlamda Indigenous Peoples' Day adı neyi gösterir?

  1. Anma odağının Yerli halkların tarih ve kültürlerine kayması
  2. Columbus Day için bir yazım düzeltmesi
  3. Yalnızca bir Yerli kişiyi kutlayan bir gün
  4. ABD'deki her idari bölgenin aynı bayram adını kullandığı iddiası
Cevabı göster

Anma odağının Yerli halkların tarih ve kültürlerine kayması

and changed the celebrations accordingly.

4:47

ve kutlamaları buna göre değiştirdi.

So why not just change the name if it's such a problem? Ton ve niyet

4:50

Madem bu kadar sorun oluyor, neden sadece adını değiştirmiyoruz?

Ton ve niyet

why not just ...?: bir çözümü basit gösterme

Why not just + fiilin yalın hâli ...? doğrudan bir çözüm önerir; burada çözüm adı değiştirmektir. Why not, sözü bir öneri veya retorik soru biçimine sokarken just eylemi basit ya da çok açık bir çözüm gibi gösterir. Bu basitlik, konuşanın durumu sunma biçimidir; gerçek olmak zorunda değildir. Bir anlaşmazlıkta soru, tona ve bağlama göre pratik, kuşkucu veya sabırsız duyulabilir ve dile getirilmeyen maliyetleri ya da kaygıları küçümseyebilir.

Alıştırma

Yargılayın: 'Why not just extend the deadline?' cümlesinde just, değişikliği gerçekte olduğundan daha kolay gösterebilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Because it's tradition.

4:53

Çünkü bu bir gelenek.

Ordinary people need their heroes and their founding myths. Kelime

4:55

Sıradan insanların kahramanlarına ve kuruluş efsanelerine ihtiyacı var.

Kelime

their founding myths: paylaşılan köken anlatıları

Founding myths, bir ulusun, topluluğun veya kurumun nasıl başladığını anlatan ortak hikâyelerdir. Bu cümlede their, bu hikâyeleri sıradan insanların ait olduğu grubun hikâyeleri olarak gösterir ve onları their heroes ile yan yana getirir. Buradaki myth yalnızca doğaüstü bir masal anlamına gelmez ve her şeyin yalan olduğunu da kendiliğinden iddia etmez. Anlatı; gerçekleri, seçici belleği ve idealize edilmiş unsurları birleştirebilir. Temel işlevi, ortak kimlik ve değerleri şekillendirmektir.

Alıştırma

Bu cümlede "their founding myths" ifadesinin en yakın anlamı hangisidir?

  1. Grup kimliğini şekillendirmeye yardımcı olan ortak bir köken anlatısı
  2. Bir ülke kurulurken imzalanan resmî bir hukuk belgesi
  3. Hiçbir simgesel öğe içermeyen, tamamen doğrulanmış kronolojik kayıt
  4. Büyülü yaratıklar içeren bir çocuk fantezi hikâyesi
Cevabı göster

Grup kimliğini şekillendirmeye yardımcı olan ortak bir köken anlatısı

Can't we just keep celebrating the way we've been doing for a century Ton ve niyet

4:58

Tüm bu ciddi araştırmalara dalmak zorunda kalmadan

Ton ve niyet

Can't we just...?: daha basit seçenek için ısrar etmek

Can't we just...? biçim olarak olumsuz bir sorudur, ancak burada esas olarak bir şeyin mümkün olup olmadığını sormaz. Konuşanın tercih ettiği eylemin kabul edilmesi için baskı yapar ve diğer kişilerden onay veya taviz ister. Just, tercih edilen eylemi basit ya da apaçık bir seçenek gibi gösterir. Bir tartışmada bu, diğer seçenekleri gereksiz yere karmaşık gösterebilir ve sabırsızlık, yakınma ya da yalvarma havası katabilir.

Alıştırma

Soruyu, daha basit seçenek için hafifçe bunalmış bir rica hâline getiren üç sözcüklük başlangıçla tamamlayın: ____ use the old schedule?

Cevabı göster

Can't we just

without having to delve into all this serious research? Kalıp ifadeler

5:02

bir yüzyıldır yaptığımız gibi kutlamaya devam edemez miyiz?

Kalıp ifadeler

without having to delve into: derinlemesine incelemek zorunda kalmadan

without having to + fiilin yalın hâli, sonraki eylem gerekli olmadan bir şeyin yapılabildiğini anlatır. without bir edat olduğu için have, -ing biçimi olan having'e dönüşür; to'dan sonra fiilin yalın hâli gelir. delve into + isim, karmaşık bir konuyu derinlemesine araştırmak, incelemek veya tartışmak demektir. Fiziksel olarak bir şeyin içine girmek değil, mecaz bir kullanımdır. İfadenin bütünü, derinlemesine araştırma yapmadan bir şey yapmayı anlatır.

Alıştırma

“Derinlemesine incelemek zorunda olmadan” anlamındaki yapıyla cümleyi tamamlayın: I can explain the main idea ____ every technical detail.

Cevabı göster

without having to delve into

It's not like anyone is actually celebrating genocide. Ton ve niyet

5:05

Gerçekten kimsenin soykırımı kutladığı falan yok sonuçta.

Ton ve niyet

It's not like anyone...: uç bir yorumu reddetmek

Burada It's not like + yan cümle, “durum ... değil” veya daha konuşma diline yakın biçimde “sanki ... gibi değil” anlamına gelir. İma edilen daha uç bir yorumu gündeme getirip reddeder; like ile yapılan sıradan bir benzerlik karşılaştırması değildir. Bu cümlede anyone, olumsuzlamayı herkesi kapsayacak hâle getirir: konuşan kişi, soykırımın kendisini kutlayan hiç kimsenin olmadığını söyler. Daha geniş konuşma işlevi savunmacıdır; konuşan kişi uç yorumu reddederek eleştirinin abartılı olduğunu ima eder ve asıl kaygıyı küçümseyebilir.

Alıştırma

Değerlendirin: "It's not like I ruined the whole project," cümlesinde konuşan kişi, savunmacı veya küçümseyici hiçbir ton olmadan tamamen tarafsız bir açıklama yapar.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Traditions change,

5:09

Gelenekler değişir,

and the way we choose to keep them alive Deyimler

5:10

ve onları yaşatmak için seçtiğimiz yol

Deyimler

to keep them alive: gelenekleri sürdürmek

to keep them alive ifadesindeki them, traditions sözcüğüne gönderme yapar. Keep something alive burada mecazidir: bir geleneğin varlığını ve uygulanmasını sürdürmek anlamına gelir; yaşayan bir canlının ölmesini engellemek anlamına gelmez. keep + nesne + alive kalıbı; gelenek, anı veya umut gibi soyut bir şeyi korumaya yönelik etkin çabaları anlatabilir.

Alıştırma

keep ... alive kalıbını ve them zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: The local school teaches the old songs to ____.

Cevabı göster

keep them alive

says a lot about our values. Kalıp ifadeler

5:12

değerlerimiz hakkında çok şey söyler.

Kalıp ifadeler

says a lot about: değerleri veya nitelikleri ortaya koymak

says a lot about our values ifadesinde say mecazidir. Bir davranış, seçim veya olgu, önemli bilgiler ortaya çıkararak bir şey hakkında çok şey gösterebilir; gerçekten konuşması gerekmez. subject + say(s) a lot about + noun kalıbı, gözlemlenebilir kanıtlardan sonuç çıkarmak için kullanılır. Burada geleneklerin nasıl sürdürüldüğü, insanların neye değer verdiğini gösterir.

Alıştırma

says a lot about kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The way a company handles complaints ____ its priorities.

Cevabı göster

says a lot about

Well,

5:15

Anlaşılan o ki,

it looks like giving tired judges a day off isn't one of those values anyway.

5:15

yorgun yargıçlara bir gün izin vermek yine de o değerlerden biri değil.

Traditions and holidays are important to all cultures,

5:21

Gelenekler ve tatiller tüm kültürler için önemlidir,

but a hero in one era may become a villain in the next, Anlatım akışı

5:24

ancak tarihsel bilgimiz genişledikçe

Anlatım akışı

a hero in one era may become a villain in the next: dönemler arasında zıt değerlendirmeler

Bu cümle hero ile villain ifadelerini ve in one era ile in the next bölümlerini karşı karşıya getirir. Bu dengeli kalıp, iki zıt değerlendirmeyi aynı çerçeveye yerleştirerek zaman içindeki değişimi açıkça gösterir. May become, iddiayı temkinli tutar: Her kahramanın kesinlikle kötü birine dönüşeceğini öngörmez; tekrar görülebilecek olası bir durumu anlatır. X in one era may become Y in the next kalıbı, değerlendirmelerin zamanla nasıl değişebileceğini özetlemek için yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, zaman içinde değerlendirmede yaşanabilecek bir değişimi dengeli kalıpla en iyi anlatır?

  1. A leader respected in one era will always be condemned in the next.
  2. A leader respected in one era may be condemned in the next.
  3. A leader respected in one era may lead the country in the next.
Cevabı göster

A leader respected in one era may be condemned in the next.

as our historical knowledge expands Anlatım akışı

5:28

ve değerlerimiz geliştikçe,

and our values evolve.

5:30

bir dönemin kahramanı bir sonraki dönemde kötü adama dönüşebilir.

Anlatım akışı

as our historical knowledge expands...: aşamalı değişimleri bağlayan as

Burada as, değişmekte olan koşulları açıklar ve kabaca «değişim ilerledikçe» ya da «değişim sürerken» anlamına gelir. Daha önce sözü edilen tarihsel değerlendirme değişimini iki devam eden gelişmeye bağlar: tarih bilgisi genişler ve değerler gelişir. And ile bağlanan iki yan cümle paralel bir çift oluşturur. Bu kullanımda as, zaman ilişkisiyle örtük bir nedeni birleştirir: Değerlendirme bu gelişmeler sırasında ve kısmen bu gelişmeler nedeniyle değişir. Burada «olarak» anlamına gelmez.

Alıştırma

Bağlantılı iki aşamalı değişimi göstermek için cümleyi as ile tamamlayın: Public transportation becomes more important ____ a city expands.

Cevabı göster

as

And deciding what these traditions should mean today Dilbilgisi

5:32

Ve bugün bu geleneklerin ne anlama gelmesi gerektiğine karar vermek

Dilbilgisi

Özne olarak “Deciding what these traditions should mean today”

“Deciding what these traditions should mean today” şeklindeki -ing yan cümlesinin tamamı daha büyük cümlenin öznesidir; ardından gelen “is” ise ana fiildir. Burada deciding, karar verme eylemini adlandırır ve bu nedenle şimdiki zamanın devam eden biçiminin bir parçası değildir. Bu öznenin içinde yer alan “what these traditions should mean today”, kararın içeriğini belirtir. Gömülü bir what yan cümlesi olduğu için bildirme cümlesi sırasını kullanır: “what these traditions should mean”; “what should these traditions mean” değil.

Alıştırma

“Deciding what these traditions should mean today is a major task,” tam cümlesinde “Deciding what these traditions should mean today” hangi görevi üstlenir?

  1. Devam eden zamanda kullanılan ana fiildir.
  2. Ters söz dizimine sahip doğrudan bir sorudur.
  3. Öznedir ve karar verilmesi gereken konuyu belirtir.
Cevabı göster

Öznedir ve karar verilmesi gereken konuyu belirtir.

is a major part of putting history on trial. Deyimler

5:35

tarihi yargılamanın büyük bir parçasıdır.

Deyimler

Mahkeme metaforu olarak “Putting history on trial”

“Putting history on trial” ifadesi bir mahkeme metaforudur. Tarih, sanki sanıkmış gibi ele alınır: insanlar kanıtları inceler, kabul görmüş anlatıları sorgular ve önceki yorumları ya da anma geleneklerini değerlendirir. Bu ifade gerçek bir hukuk davasını anlatmaz. “A major part of putting history on trial” ifadesinde daha önce anlatılan karar verme işi, bu daha geniş kapsamlı eleştirel yeniden değerlendirmenin bir unsurudur. Metafor, yeniden incelemeyi kamuya açık, eleştirel ve bir ölçüde dramatik gösterir.

Alıştırma

“The debate is part of putting history on trial,” cümlesinde “putting history on trial” ne anlama gelir?

  1. Geçmişe ilişkin anlatıları eleştirel biçimde yeniden incelemek ve değerlendirmek
  2. Tarihin artık önemli olmadığını kanıtlamak
  3. Geçmişe karşı gerçek bir hukuk davası açmak
Cevabı göster

Geçmişe ilişkin anlatıları eleştirel biçimde yeniden incelemek ve değerlendirmek