Aksanınız Sizin Hakkınızda Ne Söylüyor?: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Video aksanları kimlik ve toplumsal önyargıyla ilişkilendiriyor, ardından sesbirim öğreniminin yaşla nasıl değiştiğini ve beyni nasıl etkilediğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. it turns out that: Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler. Önceki varsayımı düzelten beklenmedik bir sonucu açıklamak için bu kalıbı kullanın. 2. making it difficult for German speakers to pronounce: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Sıfat-fiil sonuç tümcesinin nedeni belirli bir grubun yaşadığı zorluğa nasıl bağladığını görün. 3. come to terms with: Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bunun koşulları görüşmek değil, rahatsız edici bir gerçeği zamanla kabullenmek olduğunu anlayın.
Bu derste
Whether you say tomato or tomato, it's clear that your accent is a defining feature of who you are. Notlar
0:00İster “tomayto” ister “tomahto” deyin, aksanınızın kimliğinizi belirleyen özelliklerden biri olduğu açık.
Whether you say tomato or tomato, ...: seçeneklere rağmen aynı sonuç
Whether A or B iki olası durumu sunar, ancak ana cümle her iki durumda da geçerli kalan tek bir sonuç verir. Buradaki giriş, dinleyiciden bir telaffuz seçmesini istemez; aksanla ilgili iddiayı belirtmeden önce iki telaffuz arasındaki farkı bir kenara bırakır. Tomato iki kez de aynı şekilde yazıldığı için karşıtlık, iki farklı yazımı görmekten değil iki telaffuzu duymaktan anlaşılır. Bu kısa belirsizlik aksan konusunu güçlendirir; yazılı kelimeler hangi kesin telaffuzların kastedildiğini göstermez.
Alıştırma
Aynı talimatın iki durumda da geçerli olduğunu göstermek için whether ... or ... kullanan cümle hangisidir?
- Whether you drive or take the train, call me when you arrive.
- Do you want to drive or take the train?
- You can either drive or take the train.
Cevabı göster
Whether you drive or take the train, call me when you arrive.
a defining feature of: kimliği belirleyen temel özellik
a defining feature of X ifadesindeki defining, 'X'in ne olduğunu veya nasıl tanındığını belirlemeye yardımcı olacak kadar önemli' anlamına gelen bir sıfattır. İfadenin tamamı, birçok ayrıntıdan yalnızca birini değil, merkezi bir özelliği adlandırır. Bu cümlede ifade, aksanın bir kişinin kimliğine güçlü biçimde katkıda bulunduğunu söyler. Defining, tanım yazma eylemini anlatmaz.
Alıştırma
'... için merkezi bir özellik' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Trust is ____ a strong partnership.
Cevabı göster
a defining feature of
Heck, even goats have regional ways of saying "baa".
0:08Hatta keçilerin “mee” deyişi bile bölgeden bölgeye değişir.
But what's the science behind language acquisition? Kalıp ifadeler
0:12Peki dil ediniminin ardındaki bilim nedir?
the science behind + bir olgu
“The science behind X”, X'in nasıl veya neden gerçekleştiğini açıklayan bilimsel fikirler, kanıtlar ya da süreçler demektir. Bu cümlede dil edinimini hangi mekanizmaların açıkladığı soruluyor; behind fiziksel olarak “arkada” olmayı anlatmıyor. Bu kalıp, bir olguyu adlandırdıktan sonra onun açıklamasını sormaya geçmeyi sağlar: the science behind + isim veya -ing biçimi.
Alıştırma
Cümleyi, bu notta öğretilen ve “bir olguyu açıklayan bilimsel fikirler” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The show explains ____ sleep.
Cevabı göster
the science behind
And does your accent say something about you? Deyimler
0:14Aksanınız sizin hakkınızda bir şeyler söyler mi?
say something about: ipucu vermek
“X says something about Y” kalıbında say gerçek anlamıyla “konuşmak” değildir. X bir seçim, davranış, görünüş veya başka bir özellik olabilir ve Y'yi anlamaya yardımcı olan bir ipucu sunar. Burada aksan, bir kişi hakkında bilgi verebilir. Something, iddiayı genel ve temkinli hâle getirir: soru, aksanın herhangi bir ipucu verip vermediğini sorar; belirli bir gerçeği kanıtladığını söylemez.
Alıştırma
“Returning the lost toy says something about Mia's character” cümlesinde “says something about” ne anlama gelir?
- Mia'dan oyuncağı tarif etmesini ister.
- Oyuncağın doğrudan Mia ile konuştuğu anlamına gelir.
- Mia'nın nasıl bir insan olduğuna dair ipucu verir.
Cevabı göster
Mia'nın nasıl bir insan olduğuna dair ipucu verir.
In an American survey, 47% of adults found British accents to be sophisticated, Dilbilgisi
0:16ABD’de yapılan bir ankette yetişkinlerin %47’si Britanya aksanını sofistike bulurken,
found British accents to be sophisticated: find + nesne + to be + tümleç
Bu cümlede found, “yerini buldu” değil, “değerlendirdi” veya “öyle olduğunu düşündü” anlamındadır. Ankete katılanlar Britanya aksanlarının sofistike duyulduğu görüşüne varmıştır. Find + nesne + to be + tümleç yapısı, deneyim, gözlem veya yargı sonucunda ulaşılan bir değerlendirmeyi aktarır. Burada British accents nesne, to be sophisticated ise bu nesneyi açıklayan tümleçtir; nesnel bir gerçeği değil, katılımcıların izlenimini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi yargıyı başlatan iki sözcüklü kalıpla tamamlayın: After testing the app, the reviewers found it ____ reliable.
Cevabı göster
to be
while 51% thought New York accents were rude. Anlatım akışı
0:22%51’i New York aksanının kaba olduğunu düşündü.
while 51% thought New York accents were rude: karşıtlık bildiren while
Burada while, birbirine paralel iki anket sonucu arasında karşıtlık kurar: yüzdelerden biri Britanya aksanları hakkındaki görüşleri, diğeri ise New York aksanları hakkındaki görüşleri anlatır. “O sırada” anlamında değil, whereas anlamında düşünülebilir. Karşıtlık bildiren while, iki yan cümleyi kısa ve düzenli biçimde birleştirir. Yan cümleler, aralarındaki farkın okuyucu için önemli olduğu karşılaştırılabilir bilgiler sunmalıdır.
Alıştırma
“The first group preferred tea, while the second group chose coffee,” cümlesinde while ne yapar?
- İlk grubun tercihinin nedenini verir.
- İkinci seçimin birincisi sırasında gerçekleştiğini gösterir.
- İki grubun tercihlerini karşılaştırır.
Cevabı göster
İki grubun tercihlerini karşılaştırır.
Southern accents were considered nice, but possibly uneducated,
0:25Güney aksanı hoş bulunsa da eğitimsizliğin işareti olabileceği düşünüldü,
while New England accents were considered intelligent.
0:29New England aksanının ise zekâ göstergesi olduğu düşünüldü.
But it turns out that humans have a bias towards others who sound like them or who have the same accent. Kalıp ifadeler
0:31Ancak insanların, kendileri gibi konuşanları veya aynı aksana sahip olanları kayırma eğiliminde olduğu ortaya çıkıyor.
Sonradan keşfedilen bir gerçeği açıklayan “it turns out that”
“It turns out that”, kanıtlara baktıktan, bir şey yaşadıktan veya daha fazla düşündükten sonra öğrenilen bir gerçeği sunar. Burada insan davranışına ilişkin daha genel bir bulguyu bildirir. Bu kalıp çoğu zaman küçük bir ters köşe yaratır: gerçek şaşırtıcı olabilir ya da beklenenden farklı çıkabilir. “that”ten sonraki yan cümle yeni ortaya çıkan sonucu verir; günlük İngilizcede “that” bazen atılabilir.
Alıştırma
Programı kontrol ettikten sonra keşfedilen şaşırtıcı bir gerçeği belirten kalıpla cümleyi tamamlayın: “We thought the museum was closed, but ____ it stays open until nine.”
Cevabı göster
it turns out that
Olumlu bir yanlılığı anlatan “have a bias towards”
Birine veya bir şeye “have a bias towards” denmesi, çoğu zaman tüm kanıtları adil biçimde değerlendirmeden onun lehine eğilim göstermek anlamına gelir. Burada insanlar, sesi veya aksanı kendilerininkine benzeyen kişileri kayırma eğilimindedir. Bu yanlılık bilinçsiz olabilir; mutlaka açık bir düşmanlık ya da bilinçli bir seçim anlamına gelmez. “Towards”, olumlu yanlılığın yöneldiği kişiyi, grubu veya seçeneği belirtir.
Alıştırma
Bir değerlendirici, çalışmalarının daha iyi olup olmadığını kontrol etmeden ünlü okullardan gelen adaylara daha yüksek puan veriyor. Bu durumu en iyi hangi cümle anlatır?
- The reviewer has a preference for reading applications in the morning.
- The reviewer has a bias towards candidates from famous schools.
- The reviewer is biased against candidates from famous schools.
Cevabı göster
The reviewer has a bias towards candidates from famous schools.
Of course, it's important to distinguish between a native language accent and an additional language accent. Kalıp ifadeler
0:37Elbette ana dil aksanıyla sonradan öğrenilen bir dilin aksanını birbirinden ayırmak önemli.
distinguish between A and B: A ile B’yi ayırt etmek
Distinguish between A and B, A ile B’nin nasıl farklı olduğunu fark etmek veya açıklamak demektir. Bu cümlede iki aksan türü arasında net bir kavramsal sınır kurar. Yaygın kalıp distinguish between A and B şeklindedir. Between karşılaştırılan seçenekleri tanıtır, and ise sonuncusunu bağlar.
Alıştırma
Distinguish ve doğru edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The lab test helps us ____ salt water and fresh water.
Cevabı göster
distinguish between
English native language accents depend on factors such as geographic location Kalıp ifadeler
0:43Ana dili İngilizce olanların aksanları, coğrafi konum
depend on factors such as ...: ... gibi etkenlere bağlı olmak
Depend on, bir sonucun belirli koşullardan etkilendiğini veya bu koşullar tarafından belirlendiğini anlatır. Factors bu koşulları adlandırır ve bu yapıda depend sonrasında on kullanılması gerekir. Such as, etkenlerin temsilî örneklerini tanıtır. Ardından gelen liste örnekleme amaçlıdır ve bütün etkenleri içermek zorunda değildir.
Alıştırma
Depend ve bu dersteki örnek tanıtma ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Plant growth can ____ light and soil quality.
Cevabı göster
depend on factors such as
a Cockney accent of the working-class London is markedly different than the Queen's received pronunciation. Notlar
0:49Londra işçi sınıfının Cockney aksanı, Kraliçe’nin Received Pronunciation olarak bilinen standart telaffuzundan belirgin biçimde farklıdır.
Cockney aksanı ... Kraliçe'nin Received Pronunciation'ı
Burada Cockney aksanı ile Kraliçe'nin Received Pronunciation'ı, farklı toplumsal çevrelerle ilişkilendirilen iki İngiliz İngilizcesi konuşma biçimini temsil eder. Cockney geleneksel olarak Doğu Londra'daki işçi sınıfının konuşmasıyla ilişkilendirilirken Received Pronunciation, yani RP, tarih boyunca eğitimli ve yüksek statülü kişilerle ve kraliyet ailesinin halka açık konuşmalarıyla ilişkilendirilmiştir. Queen's burada kültürel bir etikettir; bu aksanı kimin kullanabileceğini belirleyen gerçek bir kural değildir. Bu karşıtlık, aksanın bölgeyi ve toplumsal geçmişi çağrıştırabileceğini gösterir. Ancak her Londralının veya bir toplumsal gruptaki herkesin tek ve değişmez bir biçimde konuştuğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede a Cockney accent ile the Queen's Received Pronunciation arasındaki karşıtlık temel olarak neyi gösteriyor?
- Londra'daki herkes Cockney aksanıyla konuşur.
- Aksanlardan biri İngiliz aksanıdır, diğeri ise İngilizce değildir.
- Received Pronunciation'ı yalnızca kraliyet ailesi üyeleri kullanabilir.
- Aksanlar bölge ve toplumsal geçmişle ilgili çağrışımlar taşıyabilir.
Cevabı göster
Aksanlar bölge ve toplumsal geçmişle ilgili çağrışımlar taşıyabilir.
markedly different: belirgin biçimde farklı
Markedly different, açık ve fark edilir derecede farklı demektir. Markedly, different sözcüğünü güçlendirerek karşıtlığın küçük veya belirsiz değil, kolayca gözlemlenebilir olduğunu söyler. Kalıp markedly + sıfat biçimindedir; markedly better ve markedly lower buna örnektir. Özellikle dikkatli bir karşılaştırma yapılırken yaygındır.
Alıştırma
Dikkatli hazırlanmış bir rapor, iki yöntemin açık ve fark edilir bir farklılık ürettiğini söylüyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?
- The results from the two methods differed only slightly.
- The results from the two methods could not be compared.
- The results from the two methods were markedly different.
- The results from the two methods were almost identical.
Cevabı göster
The results from the two methods were markedly different.
However, when it comes to non-native language accents, Kalıp ifadeler
0:55Ancak ana dili olmayan bir dildeki aksan söz konusu olduğunda,
when it comes to: konuyu belirli bir alana daraltmak
When it comes to, sonraki ifadenin hangi konu hakkında olduğunu belirtir. Burada durumun daha karmaşık olduğu söylenmeden önce tartışmanın kapsamı ana dil dışındaki aksanlarla sınırlandırılır. Genel yapı when it comes to + konuyu belirten bir sözcük veya ifade, zamir ya da -ing biçimidir. Buradaki comes gerçek bir hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, odağı belirli bir konuya çevirmek için when it comes to ifadesini kullanıyor?
- Ben comes to our street when he visits.
- When it comes to packing lunches, Ben plans everything the night before.
- When the bus comes to our street, Ben gets ready to leave.
Cevabı göster
When it comes to packing lunches, Ben plans everything the night before.
If you decide to move to Spain and learn Spanish as an English speaker,
1:00İngilizce konuşan biri olarak İspanya’ya taşınıp İspanyolca öğrenmeye karar verirseniz,
you will always speak with an English accent, Kalıp ifadeler
1:03her zaman İngiliz aksanıyla konuşursunuz,
speak with an English accent: İngilizce aksanıyla konuşmak
Bu cümlede an English accent, kişinin ana dili olan İngilizcenin etkisiyle oluşmuş bir aksan anlamına gelir. With aksanın türünü belirtir; kişinin bir aksanla «birlikte» konuştuğu anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı speak + (dil) + with + aksan tanımıdır. Örneğin speak French with an English accent denebilir.
Alıştırma
Cümleyi aksanı tanımlamak için kullanılan doğal edatla tamamlayın: Maya speaks Italian ____ an English accent.
Cevabı göster
with
even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if, ana cümledeki sonucu değiştirmeyen olası veya varsayımsal bir koşul getirir. Burada onlarca yıl orada kalmak uç bir olasılık olarak sunulur, ancak her zaman İngiliz aksanıyla konuşacağın yönündeki tahmin aynı kalır. Koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de ana sonuç, karar veya yargı değişmiyorsa even if kullanılır. Böylece koşul, sıradan bir if koşulu olmaktan çıkar ve ödünleyici bir anlam kazanır.
Alıştırma
Olası koşulun planı değiştirmeyeceğini gösteren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We will leave at eight ____ the traffic is heavy.
Cevabı göster
even if
After the age of 12, the length of residence has almost no effect on your accent. Kalıp ifadeler
1:0812 yaşından sonra, bir yerde ne kadar uzun yaşadığınızın aksanınız üzerinde neredeyse hiç etkisi olmaz.
has almost no effect on: sıfıra yakın etkiyi ifade etmek
Has ... effect on, have an effect on kalıbının burada tekil özneyle kullanılan biçimidir. Özne olan the length of residence, your accent üzerinde etkide bulunabilecek unsurdur; on edatı ise etkilenen şeyi getirir. Almost no, mutlak bir iddiada bulunmadan etkinin derecesini sıfıra yakın gösterir. Bu nedenle cümle, etkinin çok küçük olduğunu bildirir; etkinin mutlaka tamamen yok olduğunu söylemez. Bu ayrım araştırmalarda ve dikkatli olgusal yazılarda önemlidir.
Alıştırma
Hangi cümle etkinin sıfıra yakın olduğunu, ancak mutlaka tam olarak sıfır olmadığını belirtir?
- The change has no effect on battery life at all.
- The change has almost no effect on battery life.
- The change has a major effect on battery life.
Cevabı göster
The change has almost no effect on battery life.
Studies pinpoint the ideal age as 6 years old Kalıp ifadeler
1:13Araştırmalar ideal yaşın 6 olduğunu gösteriyor;
pinpoint X as Y: X’i kesin olarak Y diye belirlemek
“pinpoint the ideal age as 6 years old” ifadesinde pinpoint, bir şeyi yüksek bir kesinlikle belirlemek anlamına gelir. Çalışmalar, yalnızca genel bir yaş aralığı önermek yerine belirli bir yaşı kesinleştiren kanıt olarak sunulur. “pinpoint X as Y” kalıbı, X’i tam olarak belirleyip Y’yi sonuç olarak sunmak demektir: X ideal yaş, Y ise 6 yaştır. Buradaki as, bulgunun X’e atadığı değeri veya kimliği getirir.
Alıştırma
Araştırmanın tam olarak altı yaşın ideal yaş olduğunu belirlediğini en güçlü biçimde söyleyen cümle hangisidir?
- The research suggested that the ideal age might be around six.
- The research pinpointed the ideal age as six.
- The research considered several possible ages, including six.
Cevabı göster
The research pinpointed the ideal age as six.
with diminishing ability from that point forward. Kalıp ifadeler
1:16bu yaştan sonra bu beceri giderek azalıyor.
from that point forward: belirli bir zamandan itibaren devam etmek
“From that point forward”, daha önce belirlenmiş bir zamana gönderme yapar ve o anda başlayıp daha sonra devam eden dönemi kapsar. Bu cümlede that point altı yaştır ve yeteneğin o zamandan itibaren azaldığı söylenir. İfade, kesin bir sınır vererek zamanı düzenler: from başlangıç noktasını işaretler, that point önceki göndermeyi geri getirir ve forward anlatımı daha sonraki zamana uzatır. Buradaki anlam zamansaldır, fiziksel hareket değildir.
Alıştırma
Cümleyi “o anda başlayıp gelecekte devam eden” anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The new rule takes effect on July 1; ____, every visitor must sign in.
Cevabı göster
from that point forward
Interestingly, some stroke patients wake up with an accent completely different to their original voice. Kelime
1:18İlginçtir ki bazı felç hastaları, asıl seslerinden tamamen farklı bir aksanla uyanır.
completely different to: Britanya İngilizcesinde karşılaştırma
Completely different to, “hiç aynı olmamak” veya “tamamen farklı olmak” anlamına gelir. Completely, different sözcüğünü güçlendirirken to karşılaştırma noktasını, yani their original voice ifadesini tanıtır. Bu cümlede different to, Britanya İngilizcesinde normal bir kalıptır. Edat burada yön anlamı katmaz; aksanın neyle karşılaştırıldığını gösterir.
Alıştırma
Belirli bir bölgesel tarz amaçlanmadığında, İngilizce çeşitleri arasında en güvenli standart seçim hangi cümledir?
- The new design is completely different than the old one.
- The new design is completely different to the old one.
- The new design is completely different from the old one.
Cevabı göster
The new design is completely different from the old one.
This condition is known as the foreign accent syndrome Notlar
1:23Bu durum yabancı aksan sendromu olarak bilinir
yerleşik bir adı tanıtan is known as
Is known as, öznenin yerleşik adını veya etiketini tanıtır. Burada this condition adlandırılan şey, the foreign accent syndrome ise ona verilen addır. Bu yapı, know something as something ifadesinin edilgen biçimidir. Tanımlarda ve açıklamalarda yaygındır; “şu adla anılır” anlamına gelir, “bir şey nedeniyle ünlüdür” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, know + as ile kurulan ve “bu adı taşır” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This condition ____ foreign accent syndrome.
Cevabı göster
is known as
the foreign accent syndrome: tıbbi bir ad
Foreign accent syndrome, inme veya beyin hasarı gibi bir olaydan sonra kişinin telaffuzunun değiştiği nadir bir konuşma bozukluğunun adıdır. Dinleyenler yeni konuşma biçiminin başka bir bölgenin veya ülkenin aksanı gibi geldiğini düşünebilir. Burada foreign, değişen aksanın dinleyenlere nasıl geldiğini anlatır. Kişinin yabancı bir kimlik edindiği, başka bir dil öğrendiği veya bilerek aksan taklidi yaptığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bağlamda foreign accent syndrome ne anlama gelir?
- Bir vatandaşlıktan diğerine yasal geçiş
- Yeni öğrenilen bir yabancı dili akıcı biçimde konuşma yeteneği
- Kişinin aksanını eskisinden farklı duyuran bir konuşma bozukluğu
Cevabı göster
Kişinin aksanını eskisinden farklı duyuran bir konuşma bozukluğu
and results from damage to the insula region of the brain, Kalıp ifadeler
1:26ve beynin insula bölgesindeki hasardan kaynaklanır;
results from damage to: nedeni ve zarar gören şeyi belirtmek
Results from bir şeyin nedenini belirtir. X results from Y yapısında X sonuç, Y ise nedendir; bu cümlede sendrom sonuç, hasar da neden olarak sunulur. Damage to + isim, neyin zarar gördüğünü belirtir. Birlikte kullanıldığında X results from damage to Y, Y’yi etkileyen hasarın X’e neden olduğunu kısa biçimde anlatır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki neden ve hasar yapısıyla tamamlayın: The recurring error ____ the sensor.
Cevabı göster
results from damage to
is responsible for: suçlama değil, işlev belirtme
Bu cümlede is responsible for, “bir işlevi yerine getirir veya o işlevi yürütme rolüne sahiptir” anlamına gelir. İlgi zamiri which, the insula region ifadesine gönderme yapar; language processing ise bu bölgeye atfedilen işlevdir. Aynı ifade başka bağlamlarda görev veya suçluluk da anlatabilir. Bu nedenle anlamı, özneye ve for sonrasındaki nesneye bakarak yorumlayın. Bir beyin bölgesinin bir süreçle birlikte kullanılması, bir sorun için suçlamayı değil, tarafsız bir işlevi gösterir.
Alıştırma
“The calendar app is responsible for sending reminders,” cümlesinde is responsible for ne anlama gelir?
- Hatırlatıcılar yüzünden zarar görmüştür.
- Bir hata nedeniyle suçlanmaktadır.
- Bu işlevi yerine getirir.
Cevabı göster
Bu işlevi yerine getirir.
One integral aspect of language is the phoneme. Kalıp ifadeler
1:32Dilin ayrılmaz unsurlarından biri fonemdir.
One integral aspect of ... is ...: vazgeçilmez bir özelliği belirtme
Integral, “bütün için vazgeçilmez” anlamına gelir. Bu nedenle an integral aspect of language, yalnızca yararlı değil, temel olarak sunulan bir dil özelliğini anlatır. Buradaki integral, matematikteki “integral” ismi değildir. One integral aspect of X is Y kalıbı, birkaç özellik arasından vazgeçilmez olan birini seçip odak noktası olarak tanıtır. Açıklamaları düzenlemenin resmî ve yeniden kullanılabilir bir yoludur.
Alıştırma
“Vazgeçilmez bir parçası” anlamındaki resmî ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: “Clear communication is ____ effective teamwork.”
Cevabı göster
an integral aspect of
Phonemes are the different sound units we use to make up words, Notlar
1:35Fonemler, sözcükleri oluşturmak için kullandığımız farklı ses birimleridir
make up words: parçaların bir bütünü oluşturması
Burada make up, “oluşturmak” ya da “meydana getirmek” anlamına gelir. Ses birimleri parçaları, sözcükler ise bu parçaların birleşerek oluşturduğu bütünü gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı parts + make up + whole, yani “parçalar + make up + bütün” şeklindedir. Burada make up, parça-bütün ilişkisini anlatır; “uydurmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “oluşturmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Five small villages ____ the district.
Cevabı göster
make up
some of which are unique to different languages. Notlar
1:38ve bunlardan bazıları yalnızca belirli dillere özgüdür.
Phonemes: anlamı ayırt eden ses birimleri
Fonem, bir dilde bir sözcüğü diğerinden ayırabilen en küçük soyut ses kategorisidir. Örneğin İngilizcede pat ve bat farklı anlamlara geldiği için /p/ ile /b/ ayrı fonemlerdir. Fonem, yazılı bir harf ya da bir kişinin bir sesi belirli bir anda söyleyiş biçimi değil, soyut bir ses birimidir. Diller sesleri farklı biçimlerde düzenler; bu yüzden bir dilde anlamı değiştiren ses karşıtlığı başka bir dilde anlamı değiştirmeyebilir.
Alıştırma
Dilbilimde phoneme, yani fonem nedir?
- Alfabedeki yazılı bir simge
- Anlamları ayırt edebilen soyut bir ses birimi
- Bir kişinin bir sesi belirli bir anda söyleyişi
Cevabı göster
Anlamları ayırt edebilen soyut bir ses birimi
some of which: bir grubun bir bölümü hakkında bilgi eklemek
some of which yapısında which, çoğul isim öbeği the different sound units ifadesine geri gönderme yapar; some ise bu birimlerin bir bölümünü belirtir. Ardından gelen are unique... yan cümlesi bu alt grubu açıklar ve aynı özelliği bütün fonemlere yüklemez. Virgül, bilginin ek ve sınırlayıcı olmayan bir bilgi olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilen “çoğul isim öbeği, some of which + fiil” kalıbı, daha önce belirtilmiş bir grubun bir bölümü hakkında yeni bir cümle başlatmadan bilgi ekler.
Alıştırma
Yargının grubun yalnızca bir bölümü için geçerli olduğunu göstermek üzere cümleyi hedef üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: The village has forty houses, ____ have solar panels.
Cevabı göster
some of which
be unique to: belirli bir gruba özgü olmak
are unique to different languages ifadesindeki unique to, bir şeyin evrensel olarak paylaşılması yerine belirli dillerde bulunması veya bu dillere özgü olması demektir. Burada bazı fonemlerin yalnızca belirli dil sistemlerine ait olduğu anlatılır. Yeniden kullanılabilen kalıp “be unique to + isim öbeği”dir. to sonrasındaki isim öbeği, özelliğe tek başına sahip olan yeri, grubu, türü, kültürü veya sistemi belirtir.
Alıştırma
Başka hiçbir türün bu desene sahip olmadığını belirtmek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: This pattern of spots ____ this species.
Cevabı göster
is unique to
the phonemes with TH "th" and "th" as in words like "the" and "thing"
1:41“the” ve “thing” gibi sözcüklerdeki iki farklı TH fonemi
making it difficult for German speakers to pronounce these words properly. Dilbilgisi
1:47bu yüzden Almanca konuşanlar bu sözcükleri doğru telaffuz etmekte zorlanır.
making it difficult for ... to ... sonuç yapısı
making it difficult for German speakers to pronounce biçimindeki -ing yan cümlesi, önceki gerçeğin sonucunu gösterir: Bu ses birimleri Almancada yoktur. Bu nedenle making, nedeni sonucuna bağlayan bir şimdiki zaman ortacıdır; cümlenin bağımsız çekimli fiili değildir. make + it + adjective + for + person + to-infinitive yapısı, “bir eylemi o kişi için zor hâle getirmek” anlamına gelir. it, sonraya bırakılmış asıl içeriğin yerini tutan biçimsel nesnedir ve ses birimlerini göstermez; zor olan eylem to pronounce these words, bu eylemi yapacak kişiler ise German speakers ifadesidir.
Alıştırma
Sonuç cümlesini making it difficult for ... to ... yapısı ve find fiiliyle tamamlayın: The building has very few direction signs, ____ visitors ____ the exit.
Cevabı göster
making it difficult for · to find
Conversely, there are many phonemes in other languages that Anlatım akışı
1:50Buna karşılık diğer dillerde pek çok fonem bulunur;
as English speakers we cannot pronounce or even hear properly. Dilbilgisi
1:53İngilizce konuşanlar olarak bunları doğru telaffuz edemez, hatta doğru duyamayız.
Conversely: Bir ilişkinin yönünü tersine çevirme
Conversely, konuşmanın artık aynı ilişkiyi ters yönden ele aldığını gösterir. Önceki düşünce, Almanca konuşanların İngilizce seslerde zorlanabileceğiydi; bu cümle bakış açısını tersine çevirerek İngilizce konuşanların da diğer dillerdeki seslerde zorlanabileceğini söyler. Bu sözcük, yalnızca başka bir bilgi eklemek yerine bilgiyi düzenler. Okur, conversely sonrasında rollerin, yönün veya bakış açısının tersine çevrilmesini beklemelidir; bu, genel bir karşıtlıktan daha özel bir anlamdır.
Alıştırma
İkinci cümleyi en iyi hangi bağlaç başlatır ve ilişkinin tersine çevrildiğini gösterir? Some adults find children's software confusing. ____ some children struggle with software designed for adults.
- Conversely,
- For example,
- However,
Cevabı göster
Conversely,
or even hear: daha şaşırtıcı bir zorluğu belirtmek
Burada or, İngilizce konuşanların yapamayabileceği iki şeyi birbirine bağlar: bir sesi telaffuz etmek ve onu doğru duymak. Even, ikinci zorluğu birinciden daha şaşırtıcı göstermek için hear sözcüğünün önüne yerleştirilmiştir. Başka durumlara aktarılabilen X or even Y kalıbı, Y’yi daha güçlü veya daha beklenmedik bir olasılık olarak ekler. Odak, even sözcüğünün hemen ardından gelen sözcük ya da söz öbeğindedir; even burada “eşit biçimde” anlamına gelmez.
Alıştırma
İkinci yetersizliği daha şaşırtıcı gösteren iki sözcüklük İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The label was so faded that I couldn't read the instructions ____ see the warning symbol.
Cevabı göster
or even
In a groundbreaking study, 32 American and 32 Japanese 6-month-old babies
1:57Çığır açan bir araştırmada, 6 aylık 32 Amerikalı ve 32 Japon bebek
listened to a recording play "la la la" repeatedly.
2:02tekrar tekrar “la la la” çalan bir kaydı dinledi.
a toy to the side would light up and play a musical tune. Öbek fiiller
2:08yan taraftaki bir oyuncak ışıklarını yakıp bir melodi çalıyordu.
When ... switched to ... would light up: geçmişte yinelenen bir tepki
Bu deney açıklamasında when, her denemede gerçekleşen tetikleyici olayı tanıtır: kayıt belirli bir ses dizisine geçerdi. Ardından would + fiilin yalın hâli, oyuncağın düzenli ve beklenen tepkisini verir: oyuncak yanar ve bir melodi çalardı. Bu, daha önce kurulmuş bir geçmiş deney süreci içinde tekrarlanan geçmiş davranışı anlatan would kullanımıdır. Sonucu hayalî yapmaz ve kibar bir rica anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp, geçmişte tekrar eden bir tetikleyici ve tepki için When + simple past, ... would + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
When ve would kullanarak geçmişte yinelenen tetikleyici ve tepki kalıbını tamamlayın: During each trial, ____ the bell rang, the screen ____ turn blue.
Cevabı göster
when · would
Geçişsiz öbek fiil olarak light up
Bu cümlede light up, “ışık vermeye başlamak veya yanmak” anlamına gelir. Özne oyuncaktır; dolayısıyla değişimi oyuncağın kendisi yaşar ve öbek fiilden sonra nesne gelmez. Burada light up tek bir bütün olarak anlaşılmalı, light ve up ayrı ayrı çevrilmemelidir. Aynı yapı lambaların, ekranların, düğmelerin veya başka nesnelerin yanmasını anlatabilir.
Alıştırma
Videodaki cümlede “a toy ... would light up” ne anlama geliyor?
- Oyuncağın kendisi ışık vermeye başlardı.
- Birisi başka bir nesneyi aydınlatmak için oyuncağı kullanırdı.
- Oyuncak gözle görülür biçimde mutlu olurdu.
Cevabı göster
Oyuncağın kendisi ışık vermeye başlardı.
led to an audiovisual reward, Kalıp ifadeler
2:16görsel-işitsel bir ödül getirdiğini anlayacak şekilde hazırlanmıştı.
Bir deneyde were primed to understand
Burada were primed to understand, önceki deneyimin bebekleri bu bağlantıyı fark edip öğrenmeye daha hazır hâle getirdiği veya bunun olasılığını artırdığı anlamına gelir. Edilgen yapı be primed to + fiil biçimindedir: Bir kişi veya şey, belirli bir tepkiye yönelmesi için önceden etkilenmiştir. Bir deneyde primed, bebeklerin bu fikri bilinçli olarak çalıştığı veya anlamalarının garanti olduğu anlamına gelmez. Önceki eşleştirmenin nasıl bir beklenti oluşturduğunu veya tepki hazırlığını artırdığını anlatır.
Alıştırma
Bu deneyde “The babies were primed to understand” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Bebeklere doğrudan bir kural öğretildi ve bunu kesinlikle anladılar.
- Bebekler deneyden önce dersi kendi başlarına tekrar ettiler.
- Önceki deneyimler bebekleri bağlantıyı kurmaya daha hazır hâle getirdi veya bunun olasılığını artırdı.
Cevabı göster
Önceki deneyimler bebekleri bağlantıyı kurmaya daha hazır hâle getirdi veya bunun olasılığını artırdı.
led to + bir sonuç
Bu cümlede led to, “sonuç olarak neden oldu veya ortaya çıkardı” anlamındadır. Cümlenin öznesi recognizing the difference between “la” and “ra” etkinliğinin tamamıdır; sonuç ise an audiovisual reward ifadesidir. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Yeniden kullanılabilen kalıp X led to Y şeklindedir: X neden, Y ise genellikle bir isim öbeği veya -ing biçimiyle belirtilen sonuçtur.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The heavy rain ____ a delay in the game.
Cevabı göster
led to
and both the American and Japanese 6-month-old babies were able to tell the difference Kalıp ifadeler
2:186 aylık Amerikalı ve Japon bebeklerin tümü aradaki farkı ayırt edebildi
and anticipate the toy reward when necessary.
2:23ve gerektiğinde oyuncaktan gelecek ödülü öngörebildi.
tell the difference between A and B (A ile B’yi ayırt etmek)
Bu cümlede tell the difference, “birbirine benzeyen iki şeyin aynı olmadığını fark etmek” anlamındadır. Buradaki tell, “söylemek” veya “bilgi vermek” değil, “bir farkı görerek ayırt etmek” demektir. Her iki şey de belirtiliyorsa tell the difference between A and B kullanılır. Bu ifade sesler, tatlar, görünüşler, sürümler veya başka benzer şeyler arasındaki ayrımlar için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “ayırt etmek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: With her eyes closed, Nina could ____ between the two bells.
Cevabı göster
tell the difference
But "la" and "ra" are phonemes that do not exist in the Japanese language.
2:25Ancak “la” ve “ra”, Japoncada bulunmayan fonemlerdir.
When this study was replicated with 10 to 12 month old babies, Kelime
2:30Bu çalışma 10 ila 12 aylık bebeklerle tekrarlandığında,
study was replicated: araştırma dilinde edilgen yapı
Araştırma İngilizcesinde replicate a study, bulguları kontrol etmek veya karşılaştırmak amacıyla bir çalışmayı aynı ya da çok benzer yöntemlerle yeniden yürütmek demektir. Burada bir belgenin kopyasını çıkarmak anlamına gelmez. Edilgen was replicated biçimi, çalışmayı yapan araştırmacılar yerine çalışmayı ve işlemin yeniden uygulanmasını öne çıkarır. With 10 to 12 month old babies, bu tekrarlama çalışmasındaki katılımcı grubunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki araştırma ifadesiyle tamamlayın: To check whether the finding was reliable, the ____ by an independent team.
Cevabı göster
study was replicated
the Japanese babies could not tell the difference between these uniquely English phonemes,
2:33Japon bebekler yalnızca İngilizceye özgü bu fonemleri birbirinden ayıramadı.
showing that: bir sonucu çıkarıma bağlamak
showing that ortaç yan cümlesi önceki sonuca, yani daha büyük Japon bebeklerin İngilizce ses birimlerini ayırt edememesine gönderme yapar. Bu gözlenen sonucu, ardından gelen çıkarımı destekleyen kanıt olarak düzenler. showing sözcüğünün belirtilmiş bir öznesi olmadığı için örtük kaynağı, bebeklerin etkin biçimde bir şey göstermesi değil, önceki durumun tamamıdır. Showing that kanıta dayalı bir yorum sunar; sonraki iddiayı ayrı olarak gözlenmiş bir gerçeğe veya kesin kanıta dönüştürmez.
Alıştırma
İlk cümleyi çıkarımın kanıtı olarak sunmak için ortaç yan cümlesi kullanan tamamlamayı seçin: The control group also improved, ____ the treatment was not the only cause.
- to show that
- showing that
- and this shows that
Cevabı göster
showing that
ses birimlerini tanımaya yönelik kritik bir dönem
a critical period for recognizing phonemes ifadesindeki critical period, deneyimin bir becerinin oluşumu veya değişimi üzerinde özellikle güçlü etki yarattığı erken bir zaman aralığını anlatan gelişim bilimi terimidir. Buradaki beceri recognizing phonemes, yani bir dilde anlamı değiştirebilen ses kategorilerini ayırt etmektir. Critical burada “tehlikeli” değil, “belirleyici” veya “özellikle önemli” demektir; period ise bir ders saatini değil, gelişimdeki bir zaman aralığını belirtir. a critical period for + isim veya -ing biçimi kalıbı, bu dönemde etkilenen beceriyi adlandırır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dersteki “özellikle önemli bir gelişim aralığı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Infancy may be ____ for learning to distinguish speech sounds.
Cevabı göster
a critical period
If you try and learn a language, regardless of your age, Notlar
2:44Yaşınız ne olursa olsun bir dil öğrenmeye çalıştığınızda,
try and learn: konuşma dilinde öğrenmeye çalışmak
If you try and learn a language cümlesindeki try and learn, try to learn ifadesinin konuşma dilindeki yaygın bir çeşididir. Öğrenmeyi çabanın hedefi olarak sunar; and mutlaka sırayla yapılan iki ayrı eylemi belirtmez. Aktarılabilir kalıp try and + fiilin yalın hâlidir; try and remember ve try and call buna örnektir. Uygulamadaki anlamı genellikle “ikinci fiilin belirttiği şeyi yapmak için çabalamak”tır.
Alıştırma
Hangi cümlede try and, iki ayrı eylemi bağlamak veya bir deneyi önermek yerine try to ifadesinin samimi bir çeşidi olarak kullanılmıştır?
- I'll try and learn the names before Friday.
- I'll learn the names and call everyone before Friday.
- I'll try learning the names with flash cards.
Cevabı göster
I'll try and learn the names before Friday.
regardless of your age: yaşınız ne olursa olsun
Regardless of your age, yaşın söylenen sonucu değiştirmediği anlamına gelir. Bu cümlede koşulu her yaştan insan için geçerli kılar; yaş bir istisna oluşturmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp regardless of + isim öbeği biçimindedir. Önemli görünebilecek bir etkeni belirtir ve ardından sonucun değişmediğini söyler.
Alıştırma
Hangi cümle yaşın kimin katılabileceğini değiştirmediğini doğru biçimde söyler?
- Anyone may join, regardless their age.
- Anyone may join because of their age.
- Anyone may join, regardless of their age.
Cevabı göster
Anyone may join, regardless of their age.
Daha yoğun gri madde ve daha güçlü beyaz madde ağları
Gray matter (gri madde) ve white matter (beyaz madde), beyindeki doku türlerini anlatan iki sinir bilimi terimidir. Burada matter bir konu, sorun veya durum değil, fiziksel sinir dokusu anlamına gelir. İki karşılaştırma sıfatının görevleri ayrıdır: denser, gray matter ifadesini; stronger ise white matter networks ifadesini niteler. Bunları sıradan nesnelerin renkleri olarak değil, birbirine paralel iki beyin değişimi olarak okuyun.
Alıştırma
Vurgulanan ifadelerin hangi yorumu doğrudur?
- Matter sorun anlamına gelir ve iki karşılaştırma sıfatı da aynı sorunu anlatır.
- İki tür beyin dokusunu anlatırlar: denser gray matter ve stronger white matter networks.
- Beynin dışında bulunan sıradan gri ve beyaz nesneleri anlatırlar.
Cevabı göster
İki tür beyin dokusunu anlatırlar: denser gray matter ve stronger white matter networks.
In fact, those who have grown up in bilingual households are consistently more sensitive to subtle language differences Notlar
2:52Aslında iki dilli evlerde büyüyenler ince dil farklılıklarına sürekli olarak daha duyarlıdır.
İki dilli ailelerde büyümüş olmak
Grow up in a household, çocukluğu belirli bir aile ortamında geçirmek anlamına gelir. A bilingual household, iki dilin düzenli olarak kullanıldığı bir ailedir; household yalnızca binayı değil, birlikte yaşayan insanları ve paylaştıkları ev yaşamını anlatır. Grown up, grow up fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Have sonrasında kullanıldığında çocukluk deneyimini şimdiki bir sonuçla bağlantılı olarak sunar.
Alıştırma
Grew up, in, a ve bilingual household ögelerinden doğru ifadeyi kurarak cümleyi tamamlayın: Mia ____, so she spoke Korean with her grandmother and English at school.
Cevabı göster
grew up in a bilingual household
compared to their monolingual counterparts.
2:58Bu duyarlılık, tek dilli yaşıtlarına göre daha yüksektir.
Bir şeye daha duyarlı olup benzerleriyle karşılaştırılmak
More sensitive to + isim öbeği yapısı, bir kişinin veya grubun bir şeyi daha iyi fark ettiğini ya da ona daha güçlü tepki verdiğini anlatır. Burada subtle language differences fark edilen alandır; sensitive, duygusal olarak kolay incinmek anlamına gelmez. Compared to + karşılaştırma grubu, ölçüt alınan grubu belirtir. Their monolingual counterparts, tek dil kullanan veya tek dille büyümüş karşılaştırılabilir kişileri anlatır. İki bölüm birlikte özelliği, özelliğin yöneldiği şeyi ve ölçüt grubunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle iki dilli okurların neyi daha net fark ettiğini ve hangi grupla karşılaştırıldığını doğru biçimde anlatır?
- Bilingual readers are more sensitive to monolingual readers compared to small sound differences.
- Bilingual readers are more sensitive about small sound differences compared to monolingual readers.
- Bilingual readers are more sensitive to small sound differences compared to monolingual readers.
Cevabı göster
Bilingual readers are more sensitive to small sound differences compared to monolingual readers.
Brain scans have shown that bilingual babies have stronger brain responses in their orbital and prefrontal cortices, Anlatım akışı
3:00Beyin taramaları, iki dilli bebeklerin orbital ve prefrontal kortekslerinde daha güçlü beyin tepkileri oluştuğunu göstermiştir;
which are areas linked to focus and problem-solving abilities. Kalıp ifadeler
3:06bu bölgeler odaklanma ve problem çözme becerileriyle bağlantılıdır.
Brain scans have shown that: kanıtı önce sunmak
Brain scans have shown that, önce kanıtın kaynağını verir ve bulguyu that ile başlatır. Buradaki shown, “görüntüleri sergiledi” değil, “belirten kanıtlar sundu” anlamındadır. Bu kalıp bilgiyi kanıt → sonuç sırasıyla düzenler. Sonraki yan cümleyi konuşanın kişisel görüşü değil, taramalarla desteklenen bir gözlem olarak sunar; tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz.
linked to focus and problem-solving abilities: ilişki belirtmek
Linked to, “ilişkili” veya “bağlantılı” anlamına gelir. Linked to focus and problem-solving abilities ifadesinde bu bölüm areas sözcüğünü açıklar ve bu alanların hangi becerilerle ilişkili olduğunu belirtir. Dil bilgisi açısından linked, kısaltılmış bir ilgi yan cümlesindeki geçmiş zaman ortacıdır: areas linked to ... ile areas that are linked to ... aynı anlama gelir. Bu ifade bir ilişki belirtir; doğrudan neden veya tek başına sorumluluk anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle yalnızca bir ilişki olduğunu söylüyor?
- Regular exercise is responsible for better sleep.
- Better sleep is caused by regular exercise.
- Regular exercise is linked to better sleep.
Cevabı göster
Regular exercise is linked to better sleep.
But have you ever wondered why so many people hate the sound of their own voice? Dilbilgisi
3:09Peki neden bu kadar çok insanın kendi sesinden nefret ettiğini hiç merak ettiniz mi?
Have you ever wondered why...? ile konu açan dolaylı soru
Have you ever wondered why...? dinleyicinin şimdiye kadarki herhangi bir zamanda bir şeyin nedenini düşünüp düşünmediğini sorar. Have you ever wondered, present perfect yapısını kullanır ve genel bir konuya ilgi çekici bir giriş yapar; hemen yanıt bekleyen bir soru yerine retorik bir soru olabilir. why ile başlayan yan cümle, dıştaki evet-hayır sorusunun içine yerleşmiş bir dolaylı sorudur. Dolaylı sorular düz cümle sırasını kullanır; bu nedenle why so many people hate... doğrudur ve why sonrasında do yardımcı fiili eklenmez.
Alıştırma
Konu açan soruyu dersteki tam ifadeyle tamamlayın: ____ some dreams are easier to remember than others?
Cevabı göster
Have you ever wondered why
break down the science: karmaşık bir konuyu açıklamak
Burada break down, karmaşık bir konuyu daha küçük ve anlaşılması kolay parçalara ayırarak analiz etmek ve açıklamak anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. the science nesnesi, neyin açıklandığını gösterir. Cümle, bilimsel fikirlerin açık bir şekilde anlatılacağını belirtir. Bilimin zarar görmesi, bir makinenin çalışmayı bırakması veya birinin duygusal kontrolünü kaybetmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümleyi okuyun: The presenter breaks down the report for a general audience. breaks down ne anlama geliyor?
- Daha basit parçalara ayırarak analiz eder ve açıklar
- Duygularını kontrol edemez hâle gelir
- Çalışmayı bırakmasına neden olur
Cevabı göster
Daha basit parçalara ayırarak analiz eder ve açıklar
challenge some people to come: challenge + kişi + to-mastar
challenge + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısı, birine zor bir görev vermek veya onu kendini sınamaya teşvik etmek anlamına gelir. some people, challenge fiilinin nesnesidir; to come ise eylemi adlandıran mastar yapısının başlangıcıdır. Cümlenin tamamında bu eylem come to terms with their own voice ifadesidir. Buradaki challenge, birinin dürüstlüğünü veya haklılığını sorgulamak anlamına gelmez; kişi + to-mastar yapısı o kişiye verilen görevi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi challenge + the team + to try kullanarak tamamlayın: The coach wanted to ____ one more difficult move.
Cevabı göster
challenge the team to try
come to terms with: zor bir gerçeği zamanla kabullenmek
come to terms with something, hoş olmayan, şaşırtıcı veya değiştirilmesi zor bir gerçeği zamanla kabullenmek anlamına gelen bir deyimdir. Bir şeyi yalnızca zihinsel olarak anlamaktan fazlasını içerir; duygusal bir uyum sürecini anlatır. Buradaki gerçek, insanların kendi seslerini duyduklarında nasıl çıktıklarıdır. İfade, ilk başta rahatsız edici gelse bile bu sesi zamanla kabullenmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi zor bir gerçeği zamanla kabullenmek anlamına gelen deyimle tamamlayın: After feeling upset for weeks, Leo began to ____ moving to a new school.
Cevabı göster
come to terms with
And subscribe for more weekly science videos.
3:20Her hafta yeni bilim videoları için kanalımıza abone olun.