Kasa | Hammerbarn - 2. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
224 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Hayali bir süpermarket oyununda çocuklar, emek vererek yaptıkları evlerin kasada sökülmesini istemeyerek de olsa kabullenir ve yarattıkları şeylerin sonsuza kadar kalamayacağını anlar. Ardından görünüşü biraz özensiz olsa da tadı şaşırtıcı derecede güzel olan ev yapımı pizzayı birlikte paylaşırlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. scan all your stuff, — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: scan sözcüğünün fiziksel bir kasada görevlinin ürünleri okuyucudan geçirmesini anlattığını, gündelik ve toplu anlam taşıyan stuff sözcüğünün ise müşterinin eşyalarına ya da satın aldıklarına doğal biçimde gönderme yaptığını anlayın. Böylece scan fiilini yalnızca dijital veya teknik bir işlem sanmadan günlük süpermarket sürecini takip edebilirsiniz. 2. nothing lasts forever. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Atasözü havasındaki bu cümleyi, değerli deneyimlerin, eserlerin veya koşulların bir gün sona ereceğini kabullenmenin düşünceli bir yolu olarak tanıyın. Değişimi özetlemek, kayıp yaşayan birini teselli etmek ya da bütün ayrıntıları yeniden anlatmadan sakin bir kabulleniş göstermek için kullanabilirsiniz. 3. a bit bodgy. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: bodgy sözcüğünü kaba yapılmış, düşük kaliteli veya biraz güvenilmez görünen şeyleri niteleyen, Avustralya ve Britanya İngilizcesine özgü gündelik bir kelime olarak tanıyın. a bit ifadesinin eleştiriyi yumuşattığını fark ederek gereksiz ölçüde sert görünmeden hafif ve konuşma diline uygun değerlendirmeleri anlayıp kullanabilirsiniz.

Bu derste

Would you like to try some beetroot? Notlar

0:00

Biraz pancar denemek ister misin?

Ton ve niyet

Would you like to try...?: birini kibarca bir şey denemeye davet etmek

Bu cümlede Would you like to try...? o anda bir şeyi denemeye veya tatmaya yönelik kibar bir tekliftir. Yalnızca genel bir beğeniyi sormaz. Would you like to + fiil...? yapısı dinleyene kabul ya da ret seçeneği sunduğu için bir talimattan daha yumuşak gelir. Burada try, denemek veya tadına bakmak demektir.

Alıştırma

Ev sahibi yeni bir tatlı uzatıyor ve misafirini kibarca tatmaya davet etmek istiyor. Ne söylemelidir?

  1. Do you like this dessert?
  2. Would you like to try this dessert?
  3. Try this dessert.
Cevabı göster

Would you like to try this dessert?

Kelime

beetroot: bu sebzenin Britanya ve Avustralya İngilizcesindeki adı

Beetroot, pancar bitkisinin yenilebilen koyu kırmızı-mor kökünü adlandıran kalıplaşmış bir birleşik isimdir. Buradaki some beetroot, sözcüğü yiyecek olarak ele aldığı için çoğul eki kullanılmaz. Britanya ve Avustralya İngilizcesinde beetroot günlük hayatta kullanılan olağan terimdir. Amerikan İngilizcesinde bir tane için beet, birden fazla veya genel olarak yiyecek için beets daha sık kullanılır.

Alıştırma

Britanya İngilizcesinde, Amerikan İngilizcesinde sıkça beet denen kırmızı-mor sebzeyi en doğal biçimde hangi seçenek adlandırır?

  1. beetroot
  2. beet greens
  3. tree root
Cevabı göster

beetroot

Oh, thank you, darling. Kelime

0:02

Ah, teşekkürler hayatım.

Kelime

Sevecen bir hitap olarak darling

Bu cümlede darling bir hitap sözüdür: konuşan kişi karşısındaki kişiye doğrudan ve sevgiyle seslenir. Teşekküre sıcaklık katar; kişiyi kelimenin gerçek anlamıyla tanımlamaz. Darling çıkarılabilen bir seslenme ifadesidir, bu yüzden thank you ifadesinden virgülle ayrılır. Çıkarıldığında temel mesaj değişmez, ancak yakın ve yumuşak ton zayıflar.

Alıştırma

Kullanımı değerlendirin: İlk resmî görüşmede yeni bir müşteriye darling diye hitap etmek genellikle uygundur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Isn't it nice having everything? Dilbilgisi

0:04

Her şeye sahip olmak çok güzel değil mi?

Dilbilgisi

Onay bekleyen Isn't it nice having... yapısı

Isn't it nice...? olumsuz biçimli bir sorudur, ancak burada konuşan kişi durumun güzel olduğuna zaten inanır. Soru, dinleyiciyi bu görüşe katılmaya ve olumlu duyguyu paylaşmaya davet eder; işlevi It is nice, isn't it? ifadesine benzer. having everything şeklindeki -ing yan cümlesi, nice olarak değerlendirilen deneyimi belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp Isn't it + sıfat + -ing yan cümlesi? şeklindedir ve özellikle iki taraf da deneyimi bildiğinde uygundur.

Alıştırma

Konuşan kişi “Isn't it nice having everything?” derken büyük olasılıkla neyi kasteder?

  1. Her şeye sahip olmanın hoş olmadığını düşünür.
  2. Hiçbir görüşü yoktur ve tamamen tarafsız bir soru sorar.
  3. Bunun güzel olduğunu düşünür ve dinleyicinin de katılmasını bekler.
Cevabı göster

Bunun güzel olduğunu düşünür ve dinleyicinin de katılmasını bekler.

Yes, it is.

0:06

Evet, öyle.

Just try not to get used to it, okay? Notlar

0:08

Sadece buna alışmamaya çalış, tamam mı?

Dilbilgisi

try not to + fiilin yalın hâli

Try not to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmaktan kaçınmak için çaba göstermek” demektir. not, to sonrasındaki eylemi olumsuz yapar; “deneme” anlamına gelmez. Bu cümlede yapı, konuşanın uyarısını tavsiye veya hatırlatma biçiminde verir. Genellikle Don't ile kurulan doğrudan bir emirden daha yumuşaktır; ancak konuşan yine de karşısındaki kişinin eylemden kaçınmasını ister.

Alıştırma

Hatırlatmayı try not to kullanarak tamamlayın: Please ____ touch the wet paint.

Cevabı göster

try not to

Kalıp ifadeler

get used to + isim, zamir veya -ing biçimi

Get used to, “bir şeye zamanla alışmak” demektir. get, alışık olmama durumundan bir şeyi normal veya tanıdık görmeye geçişi vurgular. Bu cümlede it, daha önce sözü edilen her şeye sahip olma durumunu belirtir; konuşan, bu durumun normal kabul edilmeye başlanmaması için uyarıda bulunur. Buradaki to bir edattır; bu nedenle ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: get used to the noise, get used to it, get used to waking up early.

Alıştırma

Değişimin şu anda gerçekleştiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. I am getting used to waking up early.
  2. I used to waking up early.
  3. I am getting used to wake up early.
Cevabı göster

I am getting used to waking up early.

Oh, it's that lady who said we can't have everything we want. Deyimler

0:10

Ah, bu istediğimiz her şeye sahip olamayacağımızı söyleyen kadın.

Deyimler

can't have everything we want: sınırları kabul etmek

Bu cümlede can't have everything we want, bütün isteklerimizin karşılanamayacağı anlamına gelir. Buradaki have geniş bir anlam taşır: yalnızca bir nesneye sahip olmak değil, bir şeyi elde etmek veya yaşamak demektir. Everything we want, “istediğimiz her şey” anlamındadır ve that ilgi sözcüğü düşürülmüştür. İfadenin bütünü, sınırları kabul etme ve seçim yapma konusunda genel bir ders verir.

Alıştırma

We can't have everything we want cümlesinde have ne anlama gelir?

  1. Her insanın ne istediğini bilmek
  2. Dünyadaki her nesneye sahip olmak
  3. İstediğimiz her şeyi elde etmek veya yaşamak
Cevabı göster

İstediğimiz her şeyi elde etmek veya yaşamak

Don't listen to her, Rhonda.

0:14

Onu dinleme Rhonda.

Oh, that pizza was delicious.

0:18

Ah, pizza çok lezzetliydi.

Hey, why have we stopped? Dilbilgisi

0:21

Hey, neden durduk?

Dilbilgisi

why have we stopped?: mevcut sonuç için present perfect

Why have we stopped? present perfect yapısını kullanır: have + geçmiş zaman ortacı stopped. Durmayı, sonucu şu anda önemli olan yakın geçmişteki bir olay olarak sunar. Burada konuşan kişi artık hareket etmediklerini fark eder ve mevcut durumun nedenini sorar. Present perfect, daha önceki değişimi şu anda geçerli olan durumla ilişkilendirir; yalnızca tamamlanmış bir geçmiş olayı sormaz.

Alıştırma

Otobüs hareket ediyordu ancak şimdi duruyor. we, stop ve present perfect kullanarak soruyu tamamlayın: Why ____?

Cevabı göster

have we stopped

And what's that dooting? Kelime

0:22

Ve bu bip sesi de ne?

Kelime

dooting: bip sesi için kullanılan eğlenceli bir sözcük

Burada dooting, doot sesinden türetilmiş, eğlenceli ve o anda uydurulmuş bir ses sözcüğüdür. Ürünler taranırken makinenin çıkardığı kısa elektronik sesi ifade eder. what's that dooting? cümlesinde konuşan kişi bu sesin ne olduğunu veya nereden geldiğini sorar. Çocuk dilinde ve altyazılarda bir ses, standart bir sözlük fiili olmasa bile doğaçlama biçimde -ing alan bir sözcüğe dönüştürülebilir.

Alıştırma

Bu kasa sahnesinde dooting büyük olasılıkla neyi ifade ediyor?

  1. Tarayıcının çıkardığı kısa ses
  2. Mağazadaki resmî bir görev
  3. Bir yiyecek türü
Cevabı göster

Tarayıcının çıkardığı kısa ses

Hey,

0:24

Hey,

my plants!

0:25

bitkilerim!

What are you doing?

0:26

Ne yapıyorsun?

Hi, guys.

0:28

Merhaba çocuklar.

I have to scan all your stuff, okay? Notlar

0:29

Tüm eşyalarınızı okutmam gerekiyor, tamam mı?

Dilbilgisi

have to + fiilin yalın hâli: zorunluluk belirtmek

Have to + fiilin yalın hâli, bir şeyin yapılmasının gerekli olduğunu belirtir. I have to scan... ifadesinde kasa işlemi, konuşan kişinin ürünleri taramasını gerektirir; burada bir şeye sahip olmaktan söz edilmez. Bu yapıyı görevler, kurallar, programlar veya bir eylemi gerekli kılan gerçek koşullar için kullanın: özne + have/has to + fiilin yalın hâli.

Alıştırma

Kuralı have to ile tamamlayın: At this museum, visitors ____ leave large bags at the front desk.

Cevabı göster

have to

Kültür

scan all your stuff: kasada alınan her şeyi okutmak

Bir mağazanın kasasında scan, ürünleri ödeme için kaydetmek üzere barkod okuyucu kullanmak demektir. scan all your stuff ifadesindeki all your stuff, müşterinin satın aldığı her şeyi ifade eder. Stuff, farklı şeyleri topluca anlatan, sayılamayan ve gündelik bir isimdir; bu yüzden belirli bir ürünü adlandırmaz. İfadenin tamamı, müşterinin ödeme yapmasından önceki normal bir işlemi anlatır.

Alıştırma

Bir süpermarket kasasında I have to scan all your stuff ne anlama gelir?

  1. Her etiketi yüksek sesle okumam gerekiyor.
  2. Tüm ürünlerinizi barkod okuyucuyla kaydetmem gerekiyor.
  3. Tüm özel eşyalarınızı aramam gerekiyor.
Cevabı göster

Tüm ürünlerinizi barkod okuyucuyla kaydetmem gerekiyor.

We're at the checkout. Kültür

0:32

Kasadayız.

Kültür

at the checkout: mağazanın kasa bölümünde

Bu mağaza bağlamında the checkout, ürünlerin tarandığı ve ödemelerinin yapıldığı kasa ya da bölümdür. At the checkout, konuşan kişilerin bu fiziksel yerde olduğunu belirtir.

Alıştırma

Konuşan kişiler bir süpermarketteyse ve ürünler taranıyorsa We're at the checkout ne anlama gelir?

  1. Mağazanın ödeme kasasındayız.
  2. Çevrim içi bir siparişi tamamlıyoruz.
  3. Otelden ayrılıyoruz.
Cevabı göster

Mağazanın ödeme kasasındayız.

Oh, My pizza oven!

0:35

Ah, pizza fırınım!

Give it back. Öbek fiiller

0:36

Onu geri ver.

Öbek fiiller

Give it back: give back yapısında zamirin yeri

Give back, “bir şeyi ait olduğu kişiye veya yere geri vermek” anlamına gelen, ayrılabilen bir öbek fiildir. Burada it, alınmış olan nesneyi ifade eder. Nesne it veya them gibi bir zamirse zamiri give ile back arasına koyun: give it back. Nesne bir isimse hem give the book back hem de give back the book kullanılabilir.

Alıştırma

Give back ve it zamirini kullanarak isteği tamamlayın: Please ____ back.

Cevabı göster

give it

No!

0:38

Hayır!

Don't take my dining table.

0:38

Yemek masamı alma.

We have to pay for it. Kalıp ifadeler

0:41

Onun için ödeme yapmalıyız.

Kalıp ifadeler

pay for: bir ürün veya hizmet için ödeme yapmak

Pay for something, “bir şeyi almak veya onun masrafını karşılamak için para vermek” anlamına gelir. For edatı, parası ödenen ürün, hizmet veya masrafı tanıtır. We have to pay for it. cümlesinde it, ürünü ifade eder. Nesne satın alınan şey olduğunda for kelimesini atmayın.

Alıştırma

Biletlerin satın alınan şey olduğunu anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: We need to pay ____ the tickets before Friday.

Cevabı göster

for

Bluey, relax.

0:45

Bluey, sakin ol.

She's taking my husband.

0:47

Kocamı götürüyor.

Uh, I might meet you in the car. Ton ve niyet

0:50

Şey, ben sizi arabada bekleyeyim.

Ton ve niyet

I might meet you in the car: might ile ayrılma niyetini yumuşatmak

Bu cümlede might yalnızca belirsizlik bildirmez. Konuşan kişi, garip bir ortamdan uzaklaşma niyetini doğrudan ayrıldığını söylemek yerine I might... ile yumuşatır. might'ın daha çok olasılık mı yoksa nezaket mi bildirdiğini bağlam belirler. Yapılmak istenen şey oldukça açıksa might bir yumuşatma aracı olabilir; konuşanın daha az kesin ve daha az sert duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Bu garip durumda I might... ifadesinin temel etkisi nedir?

  1. Diğer kişiye arabaya gitmesini emreder.
  2. Konuşanın nerede olacağına dair kesin bir söz verir.
  3. Konuşanın ortamdan ayrılma niyetini yumuşatır.
Cevabı göster

Konuşanın ortamdan ayrılma niyetini yumuşatır.

We worked so hard on our houses. Kalıp ifadeler

0:57

Evlerimiz için çok sıkı çalışmıştık.

Kalıp ifadeler

worked so hard on: bir şeye çok büyük emek vermek

Work hard on + isim, belirli bir göreve, projeye, soruna veya ürüne çok çaba harcamak anlamına gelir. on edatı, çabanın yöneltildiği şeyi belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. worked so hard ifadesinde so, hard sözcüğünün derecesini güçlendirir. Bu nedenle ifade hem çaba gösterme eylemini hem de çabanın olağanüstü derecede fazla olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hedef kalıbı doğru edatla tamamlayın: We worked hard ____ the report before the deadline.

Cevabı göster

on

I wasn't ready to take them down. Notlar

1:00

Onları yıkmaya hazır değildim.

Kalıp ifadeler

wasn't ready to: sonraki eyleme henüz hazır olmamak

Be ready to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya hazır olmak demektir. Wasn't ready to, bu hazır olmama durumunun geçmişte olduğunu belirtir. Ready hem pratik hazırlığı hem de zihinsel veya duygusal hazırlığı anlatabilir. Burada konuşan kişi nesneleri sökmeyi henüz duygusal olarak kabullenmemiştir; alet veya malzeme eksik olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Ready ile kurulan ve “henüz yapmaya hazır değildi” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce kısaltmalı ifadeyi yazın: After twenty years in the same house, Maya ____ move away.

Cevabı göster

wasn't ready to

Öbek fiiller

take them down: sökmek ve zamirin konumu

Burada take down, kurulmuş, asılmış veya yerleştirilmiş bir şeyi sökmek ya da kaldırmak anlamına gelir. Them, daha önce sözü edilen çoğul nesneleri gösterir; dolayısıyla take them down bu nesneleri sökmek veya kaldırmak demektir. Bu anlamıyla take down ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim iki konumda da kullanılabilir: take down the decorations veya take the decorations down. Zamir ise fiil ile parçacığın arasına gelmelidir: take them down denir, take down them denmez.

Alıştırma

The decorations yerine them kullanın ve cümleyi take down ile tamamlayın: The party is over, so let's ____.

Cevabı göster

take them down

I know.

1:03

Biliyorum.

I guess nothing lasts forever. Notlar

1:04

Sanırım hiçbir şey sonsuza dek sürmüyor.

Ton ve niyet

I guess: bir yargıyı yumuşatma

Bu cümlede I guess, konuşanın öncelikle bir bilmeceyi çözmeye çalıştığı anlamına gelmez. Sonucu daha az kesin ve daha az güçlü bir biçimde sunar; “sanırım” ya da “galiba durum böyle” anlamına yakındır. Burada isteksizce kabullenmeyi de gösterir: konuşan hoş olmayan bir gerçeği kabullenmeye başlamaktadır. Cümlenin başındaki I guess, düşünceyi kesin ve kendinden emin bir bildirimden çok, üzerinde düşünülmüş bir kabulleniş gibi duyurur.

Alıştırma

“I guess we'll have to take the bus” cümlesinde I guess ne yapar?

  1. Sonucu yumuşatır ve isteksiz bir kabulleniş ifade eder.
  2. Konuşanın bir tahmin oyununa katıldığını gösterir.
  3. İfadeyi kesin bir emre dönüştürür.
Cevabı göster

Sonucu yumuşatır ve isteksiz bir kabulleniş ifade eder.

Deyimler

nothing lasts forever: her şeyin sona erdiğini kabullenmek

Nothing lasts forever, her şeyin, her durumun veya her dönemin sonunda değiştiğini ya da bittiğini anlatan atasözü benzeri bir ifadedir. Lasts, last fiilinin üçüncü tekil kişi biçimidir ve burada “sürmek” ya da “varlığını devam ettirmek” anlamına gelir. Bu söz yalnızca fiziksel nesneler için kullanılmaz. Mutlu zamanları, planları, ilişkileri veya zorlukları anlatabilir; çoğu zaman düşünme, teselli ya da değişimi kabullenme havası taşır.

Alıştırma

Her şeyin sonunda bittiğini anlatan yaygın sözü tamamlayın: Nothing ____ forever.

Cevabı göster

lasts

Hey, would you kids like to try my beeper gun? Kelime

1:08

Hey, siz çocuklar bip tabancamı denemek ister misiniz?

Kelime

beeper gun: ses ve biçime dayalı gündelik bir ad

Bu sahnede beeper gun, süpermarkette kullanılan elde taşınır barkod okuyucuya takılmış, o anda oluşturulan eğlenceli bir addır. Beeper cihazın çıkardığı bip sesini, gun ise cihazın biçimini ve elde tutulma şeklini anlatır; burada gun silah anlamına gelmez. İngilizcede gündelik konuşmada, resmî ad bilinmediğinde veya önemli olmadığında basit isimler bazen bu şekilde birleştirilir. Her birleşimi sözlükte yer alan sabit bir terim saymak yerine, görünen işlevi, biçimi ve durumu kullanarak hangi nesnenin kastedildiğini çıkarın.

Alıştırma

Cümlede beeper gun büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Tüm barkod okuyucuların resmî ürün adı
  2. Bip sesi çıkaran ve biçimi biraz tabancaya benzeyen elde taşınır bir okuyucu
  3. Uyarı sesi çıkaran gerçek bir silah
Cevabı göster

Bip sesi çıkaran ve biçimi biraz tabancaya benzeyen elde taşınır bir okuyucu

Yes, please.

1:10

Evet, lütfen.

Here you go. Ton ve niyet

1:11

Buyurun.

Ton ve niyet

Bir şeyi uzatırken kullanılan Here you go.

Here you go, bir şeyi başka birine uzatırken ya da verirken söylenen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede “Bu senin için” ya da kısaca “Buyur” anlamına gelir; kişinin bir yere gittiği anlamına gelmez. Bir şeyin teslim edildiğini veya teslimin tamamlandığını gösteren kısa bir sosyal işaret görevi görür. Bu nedenle mağazalarda, evde ve arkadaşlar arasında yaygındır.

Alıştırma

Bir şeyi birine uzatırken kullanılan, dersteki tam ifadeyi tamamlayın: ____.

Cevabı göster

Here you go

Can I have a turn? Ton ve niyet

1:17

Ben de bir deneyebilir miyim?

Ton ve niyet

Can I have a turn?: sırada bir kez yapma fırsatı istemek

Can I have a turn? insanlar bir şeyi sırayla yaparken bir nesneyi kullanmak veya bir etkinliğe katılmak için bir kez fırsat istemeyi anlatır. Burada a turn, bir sıra içindeki kişiye ait fırsat demektir; yön değiştirmek anlamına gelmez. Bu soru, sıraya dâhil olmayı nazikçe ister. Kullanım veya katılım fırsatı sırayla paylaşıldığında have a turn ifadesini başka durumlara da aktarabilirsiniz.

Alıştırma

Birkaç kişi aynı oyunu sırayla oynuyor. Hangi istek bir kez oynama fırsatını nazikçe ister?

  1. Can I turn around?
  2. Can I keep the game?
  3. Can I have a turn?
Cevabı göster

Can I have a turn?

Yeah, here you go.

1:18

Evet, al bakalım.

Okay, kids.

1:22

Tamam, çocuklar.

Are you ready for the best pizza you've ever tasted? Dilbilgisi

1:23

Şimdiye kadar yediğiniz en iyi pizzaya hazır mısınız?

Dilbilgisi

the best ... you've ever tasted: şimdiye kadarki tüm deneyimle karşılaştırmak

The best pizza you've ever tasted, bu pizzanın şimdiye kadar tattığınız bütün pizzalar arasında ilk sırada olduğu anlamına gelir. The best üstünlük derecesidir; you've ever tasted ise karşılaştırmayı dinleyenin şu ana kadarki deneyimi içine yerleştirir. Aktarılabilir kalıp the + üstünlük derecesi + isim + özne + have/has ever + geçmiş zaman ortacıdır. Çok güçlü bir kişisel değerlendirme verir; bunun gibi bir soruda kendinden emin bir tanıtım veya bilinçli bir abartı gibi duyulabilir.

Alıştırma

Cümleyi ever ve taste kullanan kısaltılmış present-perfect ifadesiyle tamamlayın: This is the best cake ____.

Cevabı göster

I've ever tasted

Yeah.

1:26

Evet.

We'll see about that. Ton ve niyet

1:27

Onu göreceğiz.

Ton ve niyet

We'll see about that: kuşku veya meydan okuma

Burada We'll see about that, sadece bir şeye bakmak anlamına gelmez. Konuşan kişinin ikna olmadığını ve karşı tarafın haklı olup olmadığını sonucun göstereceğini anlatır. Genellikle bir övünmeye veya çok emin bir tahmine cevap olarak kullanılır. Ses tonuna göre şakacı bir kuşku, rekabet veya daha sert bir meydan okuma ifade edebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “I’m definitely going to win.” diyor. Siz de gülümseyerek “We'll see about that.” diyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

  1. Kazanacağına tamamen katılıyorum.
  2. İkna olmadım; sonucu görünce anlayacağız.
  3. Yarışmayla ilgili bir şey izlemek istiyorum.
Cevabı göster

İkna olmadım; sonucu görünce anlayacağız.

Ta-da. Ton ve niyet

1:29

Ta-da.

Ton ve niyet

Ta-da: bir şeyi gösterirken kullanılan eğlenceli ünlem

Ta-da, bir şeyin gösterildiği veya ortaya çıkarıldığı anda kullanılan eğlenceli bir ünlemdir. Dinleyenlere tam o anda bakmalarını söyleyen küçük bir sözlü davul sesi gibidir. Bir nesnenin ya da eylemin adı değildir. Gösterme anını daha etkileyici, gururlu veya komik hâle getirir.

Alıştırma

Süslediğiniz bir pastayı gösteriyorsunuz. Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ünlemle tamamlayın: ____! Here's the cake I decorated.

Cevabı göster

Ta-da

Looks a bit bodgy. Kelime

1:33

Biraz uyduruk görünüyor.

Kelime

a bit bodgy: gündelik bir eleştiriyi yumuşatmak

Burada bodgy, bir şeyin kaba göründüğünü, kötü yapılmış olduğunu veya pek güvenilir görünmediğini anlatır. Özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda İngilizcesiyle ilişkilendirilen, Britanya İngilizcesinde de görülen bölgesel ve gündelik bir sıfattır. a bit “biraz” anlamına gelir ve eleştiriyi yumuşatır. Konuşan kişi, o şeyin berbat olduğunu söylemek yerine hafif ve gündelik bir olumsuz yorum yapar.

Alıştırma

Bu cümlede “Looks a bit bodgy.” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Biraz kaba veya kötü yapılmış görünüyor.
  2. Kusursuz biçimde tamamlanmış ve pahalı görünüyor.
  3. Beklenenden biraz daha büyük görünüyor.
Cevabı göster

Biraz kaba veya kötü yapılmış görünüyor.

No, it's just got character. Kelime

1:34

Hayır, sadece kendine has bir tarzı var.

Kelime

just got character: bir kusuru kendine özgü çekicilik olarak sunmak

it's just got character ifadesinde it's, it has anlamına gelir; has got character ise “kendine özgü ve çekici bir niteliği var” demektir. Buradaki character, bir hikâyedeki kişi değil, soyut ve sayılamayan bir kavramdır. No olumsuz değerlendirmeyi reddederken just bu olumlu tanımı basit açıklama olarak sunar. Konuşan kişi bir kusuru eğlenceli biçimde özgünlük veya çekicilik olarak yeniden yorumlar.

Alıştırma

El yapımı bir kupanın biçimi düzgün değil ve bu kusurun ona kendine özgü bir çekicilik verdiğini söylemek istiyorsunuz. Hangi cümle uygundur?

  1. It's got no character.
  2. It's got a character.
  3. It's got character.
Cevabı göster

It's got character.

Tuck in, kids. Öbek fiiller

1:38

Yumulun çocuklar.

Öbek fiiller

Tuck in: yemeye başlamaya yönelik samimi bir davet

“Tuck in, kids.” cümlesindeki Tuck in, yemeye başlamaya yönelik samimi bir davettir. Yemek hazır olduğu için konuşan kişi çocuklara sıcak bir şekilde başlamalarını söylüyor. Burada ifade nesne almadan, deyimsel bir anlamda kullanılır. Bir şeyi fiziksel olarak bir yere itmek veya katlayıp sokmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Yemek masada. Ev sahibi “Tuck in!” diyor. Bununla ne demek istiyor?

  1. Yemeği sonraya bırakmak.
  2. Yemeye başlamak.
  3. Gömleğini pantolonunun içine sokmak.
Cevabı göster

Yemeye başlamak.

I'm just going to give one to Lucky's dad. Notlar

1:39

Bir tanesini Lucky'nin babasına vereceğim.

Ton ve niyet

I'm just going to: sıradaki eylemi küçük göstermek

“I'm just going to give one to Lucky's dad.” cümlesinde going to, konuşan kişinin sıradaki planlanmış eylemini anlatır. Just bu eylemi küçük, hızlı veya etkisi az bir iş gibi sunar; yaklaşık olarak “yalnızca bu işi yapacağım” demektir. Burada just tonu yumuşatır; “az önce” anlamına gelen bir zaman sözcüğü değildir. Kısa süreliğine ayrılmayı veya ek bir işi daha az rahatsız edici gösterebilir ve büyük bir tepkiye gerek olmadığını belirtebilir.

Alıştırma

“I'm just going to check the front door.” cümlesinde just temel olarak ne yapar?

  1. Eylemin az önce gerçekleştiğini söyler.
  2. Konuşan kişinin eyleme geçmeyi reddettiğini gösterir.
  3. Sıradaki eylemi küçük ve kısa gösterir.
Cevabı göster

Sıradaki eylemi küçük ve kısa gösterir.

Kültür

İlişki belirten bir adlandırma olarak Lucky's dad

"Lucky's dad", Lucky adlı bir çocuğun babası demektir. Yetişkin kişiyi Lucky ile olan ilişkisi üzerinden belirtir; yetişkinin adı değildir. Aile, okul veya mahalle konuşmalarında çocuk, ebeveyni tanımlamanın en kolay yoluysa çocuğun adına 's eklenip ardından mum veya dad getirilerek ebeveyn belirtilebilir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Günlük okul konuşmalarında "Lucky's dad" genellikle resmî bir tam ad değil, Lucky'nin babası anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Hey.

1:42

Hey.

Yours is bigger than mine. Dilbilgisi

1:42

Seninki benimkinden daha büyük.

Dilbilgisi

bigger than karşılaştırmasında Yours ... mine

"Yours is bigger than mine." cümlesinde yours ve mine, bağlamdan zaten anlaşılan isimlerin yerini alır. Bunlar iyelik zamirleridir: yours "sana ait olan", mine ise "bana ait olan" demektir. Her biri tek başına isim görevinde bulunduğu için arkasından isim gelmez. Bigger, big sıfatının karşılaştırma biçimidir; than ise karşılaştırılan şeyi belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: iyelik zamiri + be + karşılaştırma sıfatı + than + iyelik zamiri.

Alıştırma

Karşılaştırmayı yours ve mine ile doğru sırada tamamlayın: Your suitcase weighs 20 kilos, and my suitcase weighs 15 kilos. ____ is heavier than ____.

Cevabı göster

Yours · mine

But that's fine. Ton ve niyet

1:45

Ama sorun değil.

Ton ve niyet

Olası bir şikâyeti yumuşatmak için But that's fine.

but that's fine, konuşanın durumu kabul edebildiğini belirtir; coşkulu bir övgü değildir. But, az önce söz edilen küçük bir farka dönüp bağlanır; that's fine ise bu farkın tartışmaya değecek bir sorun olmadığını gösterir. Şikâyet gibi duyulabilecek bir yorumun ardından bu cümleyi eklemek, yorumu yumuşatır ve konuşmayı dostça tutar. Başka durumlara aktarılabilecek yöntem, küçük bir sorun veya fark olduğunu belirtip ardından bunu kabul ettiğini açıkça göstermektir.

Alıştırma

Başka bir kişinin porsiyonunun daha büyük olduğunu fark ettikten sonra But that's fine. en doğal olarak ne anlatır?

  1. Porsiyonların hemen değiştirilmesini talep ediyorum.
  2. Farkı kabul ediyorum ve bunu bir şikâyete dönüştürmek istemiyorum.
  3. Daha büyük porsiyonun mükemmel olduğunu söyleyerek onu övüyorum.
Cevabı göster

Farkı kabul ediyorum ve bunu bir şikâyete dönüştürmek istemiyorum.

Hey, mate. Kelime

1:47

Hey, dostum.

Kelime

Samimi bir hitap sözü olarak mate

Selamlama Hey, mate. şeklindedir. Burada mate, dinleyene dostça hitap etmenin bir yoludur. Samimi Britanya ve Avustralya İngilizcesinde bir arkadaş, tanıdık veya rahat biçimde konuşulan biri için kullanılabilir; kişiyi kelimenin gerçek anlamıyla eş ya da yoldaş olarak tanımlamaz. Burada Hey ve rahat ortam, mate sözünün sıcak ve sosyal duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Rahat bir selamlama olan Hey, mate. içinde mate ne işe yarar?

  1. Dinleyenin konuşanın eşi olduğunu söyler.
  2. Dinleyenin resmî iş unvanını belirtir.
  3. Dinleyene dostça ve samimi bir şekilde hitap eder.
Cevabı göster

Dinleyene dostça ve samimi bir şekilde hitap eder.

Have a go at this ham and pineapple. Deyimler

1:47

Şu jambonlu ve ananaslıyı bir dene.

Deyimler

Have a go at: denemeye yönelik samimi bir davet

Bu cümlede Have a go at, “denemek” veya “tadına bakmak” anlamına gelir. Konuşan kişi karşısındakini jambonlu ve ananaslı pizzayı denemeye davet ediyor. have a go at + nesne ya da etkinlik yapısı, bir şeyi deneme girişimini anlatabilir. Kesin anlam, at sözcüğünden sonra gelene ve duruma bağlıdır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız size bir kaşık çorba uzatıp “Have a go at this.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Sizi çorbanın tadına bakmaya davet ediyor.
  2. Çorbayı kaldırmanızı söylüyor.
  3. Sizden çorbayı eleştirmenizi istiyor.
Cevabı göster

Sizi çorbanın tadına bakmaya davet ediyor.

Oh, yeah.

1:49

Oh, evet.

Swap you for a meatlover's. Ton ve niyet

1:50

Bol etli olanla değişirim.

Ton ve niyet

Swap you for a meatlover's: kısaltılmış bir takas teklifi

“Swap you for a meatlover's.” cümlesi, konuşma dilinde çok kısaltılmış bir takas teklifidir. Burada yaklaşık olarak “I'll give you this one in exchange for a meatlover's pizza or slice.” anlamına gelir. Buradaki you, takas edilen şey değil, teklifin yöneltildiği kişidir. for sözcüğünden sonraki bölüm konuşan kişinin almak istediği şeyi belirtir; meatlover's ise bağlamdan anlaşılan bir pizza veya pizza diliminin yerine kullanılır.

Alıştırma

İki arkadaşın her biri bir koleksiyon kartı tutuyor. Biri “Swap you for the shiny one.” diyor. Konuşan kişi ne teklif ediyor?

  1. İki kartı da diğer kişiye vermek.
  2. Kendi kartını verip parlak kartı almak.
  3. Diğer kişinin yerine parlak kartı koymak.
Cevabı göster

Kendi kartını verip parlak kartı almak.

Nice.

1:51

Güzel.

Oh my goodness. Ton ve niyet

1:52

Aman Tanrım.

Ton ve niyet

Oh my goodness: yumuşak bir şaşkınlık ünlemi

Oh my goodness kalıplaşmış bir ünlemdir. Bu cümlede, konuşanın az önce yaşadığı şeye hoş bir şaşkınlıkla tepki verdiğini gösterir; başka bağlamlarda aynı ifade şok, endişe veya inanamama duygusunu da gösterebilir. Tüm ifadeyi tek bir tepki olarak anlayın. Burada goodness tek başına “iyilik” veya “ahlaki erdem” anlamına gelmez.

Alıştırma

Tanrı’dan doğrudan söz etmeden, aile ortamına uygun bir tepki vermek istiyorsunuz. En uygun seçenek hangisidir?

  1. My goodness is good!
  2. Oh my goodness!
  3. I have a goodness!
Cevabı göster

Oh my goodness!

What is it?

1:54

Ne oldu?

This is amazing.

1:56

Bu harika.

Hooray!

1:58

Yaşasın!