Biyolojik çeşitlilik neden bu kadar önemli? - Kim Preshoff: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
546 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Bu anlatım, ekosistem, tür ve genetik çeşitliliğin doğal sistemleri birlikte nasıl dirençli kıldığını gösteriyor. Amazon yağmur ormanlarıyla mercan resiflerini karşılaştırarak tek bir türün kaybının bazen telafi edilebildiğini, ancak kilit bir canlının yok olmasının bütün sistemi istikrarsızlaştırıp insan yaşamını da tehdit edebileceğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. may seem like permanent fixtures, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: may seem like ifadesinin önce görünürdeki izlenimi sunduğunu, ardından gelen karşıtlığın ise daha az belirgin gerçeği açığa çıkardığını fark edin. Bu kalıbı açıklayıcı bir girişte ilk izlenimi sınırlamak ve aşırı kesin bir yargı kurmadan okuyucuyu düzeltmeye ya da şaşırtıcı gerçeğe hazırlamak için kullanabilirsiniz. 2. keystone organism, — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Bu ifadeyi, çok sayıda başka canlı kendisine bağlı olduğu için ekosistemde orantısız ölçüde önemli rol oynayan bir organizmayı anlatan ekoloji kavramı olarak anlayın. Böylece mercan resifi örneğinin mantığını izleyebilir ve keystone sözcüğünü yalnızca fiziksel bir taş ya da genel bir “önemli şey” ifadesi olarak yorumlamaktan kaçınabilirsiniz. 3. an insurance policy, Earth's own safety net — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bu iki metaforun biyolojik çeşitliliği gelecekteki belirsiz değişimlere karşı koruma sağlayan bir düzenek olarak sunduğunu kavrayın. Bilimsel anlatımın tanıdık risk ve güvenlik imgeleriyle ekosistem direncini insan esenliği ve yaşamıyla ilişkilendirerek sonucu nasıl güçlendirdiğini görebilirsiniz.

Bu derste

Our planet's diverse, thriving ecosystems may seem like permanent fixtures, Dilbilgisi

0:06

Gezegenimizin çeşitli, gelişen ekosistemleri kalıcı yapılar gibi görünebilir,

but they're actually vulnerable to collapse. Kalıp ifadeler

0:11

ancak aslında çökmeye karşı savunmasızdırlar.

Dilbilgisi

may seem like permanent fixtures: yüzeysel izlenim ve gerçek

may seem like ifadesi, permanent fixtures sözünü doğrulanmış bir gerçek olarak değil, olası bir yüzeysel izlenim olarak sunar. Burada like, uzun süre yerinde kalması beklenen şeyleri anlatan permanent fixtures isim öbeğini getirir. Ardından gelen but they're actually... bölümü bu izlenimi düzeltir. Başka durumlara da aktarılabilen may seem like X, but actually Y kalıbı, ilk görünüş ile daha az belirgin olan gerçeği ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle bir şeyi olası bir yüzeysel izlenim olarak sunup ardından bu izlenimi düzeltir?

  1. The trail is an easy walk, and the last mile is very steep.
  2. The trail may seem like an easy walk, but the last mile is very steep.
  3. The trail may become an easy walk after the repairs.
Cevabı göster

The trail may seem like an easy walk, but the last mile is very steep.

Kalıp ifadeler

vulnerable to collapse: gerçekleşmiş çöküş değil, çökme riski

Vulnerable to collapse, bir şeyin kolayca zarar görebilmesi veya dengesinin bozulabilmesi nedeniyle çökme riski altında olması demektir. Gerçekleşmiş bir çöküşü değil, zayıflığı veya etkilenmeye açıklığı anlatır. Başka durumlara da aktarılabilen yapı be vulnerable to + isim veya -ing biçimidir. Burada collapse, olası kötü sonucu adlandıran bir isimdir; they ise ekosistemleri ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi vulnerable sözcüğünden sonra gereken edatla tamamlayın: The coastal road is vulnerable ____ flooding during heavy storms.

Cevabı göster

to

Jungles can become deserts and reefs can become lifeless rocks

0:14

Ormanlar çöllere ve resifler cansız kayalara dönüşebilir,

even without cataclysmic events like volcanoes and asteroids. Notlar

0:19

volkanlar ve asteroitler gibi yıkıcı olaylar olmasa bile.

Dilbilgisi

even without: Bir koşul yokken de sonuç geçerlidir

Even without, mevcut olmayan bir koşulu belirtir ve ana sonucun yine de gerçekleşebileceğini vurgular. Even bir şaşkınlık anlamı katar: Eksik koşul önemli görünebilir, ancak sonuç için gerekli değildir. Bu cümlede, volkanlar veya asteroitlerle ilgili büyük felaketler olmasa da ekosistemlerin ciddi biçimde değişebileceği anlatılır. Yeniden kullanılabilen yapı sonuç + even without + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Eksik koşulu vurgulayan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The team can win ____ its star player.

Cevabı göster

even without

Kelime

cataclysmic events: Büyük ve yıkıcı felaketler

Cataclysmic events, çok büyük bir yıkıma veya ani ve geniş kapsamlı bir değişime yol açan olaylardır. Cataclysmic, big ya da serious sözcüklerinden çok daha güçlüdür ve genellikle olumsuz, felaket boyutunda bir anlam taşır. Bu cümlede volkanlar ve asteroitlerle ilgili olaylar aşırı dış güçlerin örnekleridir. İfade, ekosistemlerin cansız hâle gelmesi için böylesine büyük felaketlerin gerekli olmadığını vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede cataclysmic event doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Moving a chair is usually a cataclysmic event.
  2. Missing one bus is always a cataclysmic event.
  3. An asteroid impact could be a cataclysmic event.
Cevabı göster

An asteroid impact could be a cataclysmic event.

What makes one ecosystem strong and another weak in the face of change? Kalıp ifadeler

0:23

Değişim karşısında bir ekosistemi güçlü, diğerini zayıf kılan şey nedir?

Kalıp ifadeler

in the face of change: bir zorlukla yüzleşmek

In the face of change, “değişimle başa çıkmak gerektiğinde” veya “değişimin yarattığı zorluğa rağmen” anlamına gelir. Face, in the face of kalıp ifadesinin bir parçasıdır; burada bir insanın yüzü anlamında değildir. Bu ifade karşılaştırmanın koşulunu belirler: Soru, her ekosistemin normal koşullarda ne kadar güçlü olduğunu değil, değişim onu sınadığında ne kadar güçlü kaldığını sorar.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “karşısında” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The rescue team stayed calm ____ danger.

Cevabı göster

in the face of

The answer to a large extent is biodiversity. Kalıp ifadeler

0:28

Bunun cevabı büyük ölçüde biyoçeşitliliktir.

Kalıp ifadeler

to a large extent: güçlü ama sınırlı bir iddiada bulunmak

To a large extent, “çoğunlukla” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir. Biyolojik çeşitliliği cevabın önemli bir parçası olarak gösterir, ancak tek parçası olduğunu söylemez. Bu bir derece sınırlayıcısıdır. Başka nedenlere veya istisnalara yer bırakarak karmaşık konular hakkındaki iddiaları daha doğru hâle getirir.

Alıştırma

Bir rapor, bir etkenin çok önemli olduğunu ancak tek etken olmadığını söylüyor. Hangi cümle bu anlamı en iyi ifade eder?

  1. The result depends entirely on preparation.
  2. The result depends to some extent on preparation.
  3. The result depends to a large extent on preparation.
Cevabı göster

The result depends to a large extent on preparation.

Biodiversity is built out of three intertwined features: Kalıp ifadeler

0:32

Biyoçeşitlilik iç içe geçmiş üç özellikten oluşur:

ecosystem diversity, species diversity, and genetic diversity.

0:35

ekosistem çeşitliliği, tür çeşitliliği ve genetik çeşitlilik.

Kalıp ifadeler

is built out of: bir şeyin nelerden oluştuğunu anlatmak

Bu cümlede is built out of, “-den oluşur” anlamına gelir. Soyut bir bütün olan Biodiversity kavramını, ifadeden sonra sıralanan ve birbiriyle bağlantılı üç parçanın birleşimi olarak sunar. A is built out of B kalıbında B, A'yı oluşturan malzemeleri, ögeleri veya parçaları belirtir. Built, ayrı parçaların bir bütün hâline getirilmesi görüntüsünü oluşturduğu için bu kalıp hem fiziksel nesneleri hem de soyut fikirleri anlatabilir.

Alıştırma

Built sözcüğüne “-den oluşmak” anlamını veren iki kelimeyle cümleyi tamamlayın: The program is built ____ four short units.

Cevabı göster

out of

The more intertwining there is between these features, Dilbilgisi

0:41

Bu özellikler arasında ne kadar çok iç içe geçme varsa,

the denser and more resilient the weave becomes.

0:44

doku o kadar yoğun ve dirençli hale gelir.

Dilbilgisi

The more ..., the denser ...: iki değişimi birbirine bağlamak

The more ..., the ... iki karşılaştırma ifadesini eşleştiren bir kalıptır. İlk yan cümle değişen bir miktarı veya dereceyi belirtir, ikinci yan cümle ise onunla birlikte değişen sonucu verir. Burada iç içe geçmenin artması, dokunun daha sık ve dayanıklı hâle gelmesiyle ilişkilendirilir. Her iki bölümde de the ve bir karşılaştırma ifadesi kullanılır. More, more intertwining örneğinde olduğu gibi bir ismi niteleyebilir; sonuç bölümünde de denser and more resilient gibi birden fazla karşılaştırma ifadesi birlikte kullanılabilir. Bu kalıp, bağlantılı iki değişimi tek cümlede anlatır.

Alıştırma

Eşleşmiş karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ you practice, ____ confident you become.

Cevabı göster

The more · the more

Take the Amazon rainforest, Anlatım akışı

0:48

Amazon yağmur ormanlarını ele alalım,

Anlatım akışı

Take the Amazon rainforest: Take + isim ile örnek tanıtma

Burada Take + isim, “onu kaldırıp almak” değil, “onu örnek olarak kullanmak” anlamına gelir. Take the Amazon rainforest, konuşmacının açıklamak üzere olduğu somut bir örneği tanıtır. Bu kalıp, genel bir düşünceden onu destekleyen veya açıklayan belirli bir örneğe geçerek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

“Take a school garden: it can turn science lessons into hands-on learning,” cümlesinde Take a school garden ne işe yarar?

  1. Birine okul bahçesini taşımasını söyler.
  2. Okul bahçesini bir örnek olarak tanıtır.
  3. Tartışmanın sona erdiğini gösterir.
Cevabı göster

Okul bahçesini bir örnek olarak tanıtır.

one of the most biodiverse regions on Earth Dilbilgisi

0:50

dünyadaki biyoçeşitliliği en yüksek bölgelerden biri,

due to its complex ecosystems, Kalıp ifadeler

0:53

bu, karmaşık ekosistemleri,

huge mix of species,

0:55

devasa tür karışımı

and the genetic variety within those species.

0:56

ve bu türler içindeki genetik çeşitlilik sayesindedir.

Dilbilgisi

one of the most biodiverse regions on Earth: one of the most kalıbı

one of the most + sıfat + çoğul sayılabilen isim kalıbı, bir ögeyi en üst gruplardan birinin içine yerleştirir. Burada Amazon yağmur ormanı, Dünya’nın biyolojik çeşitlilik açısından en zengin bölgeleri arasında gösterilir; ancak bunun tek başına en zengin bölge olduğu söylenmez. regions sözcüğü çoğul olmalıdır çünkü one, birkaç bölge arasından birini seçer. On Earth karşılaştırmanın kapsamını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle one of the most + sıfat + çoğul sayılabilen isim yapısını doğru kullanıyor?

  1. The Ocean Museum is one of the most popular museum in the city.
  2. The Ocean Museum is the one of most popular museums in the city.
  3. The Ocean Museum is one of the most popular museums in the city.
Cevabı göster

The Ocean Museum is one of the most popular museums in the city.

Kalıp ifadeler

due to + isim öbeği

Bu cümlede due to, bölgenin neden bu kadar yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip olduğunu açıklayan nedenleri tanıtır. because of ile aynı anlama gelir ve bölgeyle ilgili tanımı karmaşık ekosistemlere, tür çeşitliliğine ve genetik çeşitliliğe bağlar. Yaygın yapı due to + isim öbeğidir. Burada due to ifadesinden sonra üç isim öbeği sıralanır; özne ve yüklem içeren tam bir yan cümle gelmez.

Alıştırma

Cümleyi due to ile tamamlayın: The museum closed early ____ a power outage.

Cevabı göster

due to

Here are tangled liana vines, Kültür

0:59

Burada birbirine dolanmış liana sarmaşıkları vardır,

which crawl up from the forest floor to the canopy, Kalıp ifadeler

1:01

bunlar orman zemininden ağaç gölgeliklerine kadar tırmanır,

Kalıp ifadeler

crawl up from ... to ...: yukarı yönlü bir yolu belirtme

crawl up, bir yüzey boyunca yavaşça yukarı doğru hareket etmeyi veya büyümeyi anlatır. Sarmaşıklar için kullanıldığında crawl mecazidir; yolu sadece yüksek bir yere varış olarak değil, yavaş yavaş yükselen bir tırmanış olarak gösterir. from the forest floor to the canopy, yolun başlangıç ve bitiş noktalarını belirtir. Fiil + from A to B kalıbı bütün bir yolu gösterebilir; up ise B'nin A'dan daha yüksekte olduğunu ekler.

Alıştırma

Yolu from ... to ... ile tamamlayın: The caterpillar crawled up ____ the base of the tree ____ a high branch.

Cevabı göster

from · to

intertwining with treetops and growing thick wooden stems that support these towering trees.

1:05

ağaç tepeleriyle iç içe geçer ve bu yükselen ağaçları destekleyen kalın ahşap gövdeler oluşturur.

Kültür

tangled liana vines: birbirine dolanmış odunsu tırmanıcılar

Lianalar, tropikal ormanlarda yaygın olan uzun ve odunsu tırmanıcı bitkilerdir. Toprağa kök salar ve ağaçlar gibi kendi başlarına dik durmak yerine gölgelik katmanına doğru büyümek için ağaçları destek olarak kullanırlar. Tangled, sarmaşıkların birbirine dolandığını ve kesiştiğini anlatır. tangled liana vines ifadesi, ormanın içinde birbirine örülmüş çok sayıda odunsu tırmanıcı bitkinin görüntüsünü oluşturur.

Alıştırma

Bir yağmur ormanı betimlemesinde liana vines nedir?

  1. Yalnızca su altında büyüyen küçük çiçekli bitkiler.
  2. Ağaçların üzerinde ve çevresinde büyüyen odunsu tırmanıcı bitkiler.
  3. Gölgelik katmanından düşen gevşek ağaç kabuğu parçaları.
Cevabı göster

Ağaçların üzerinde ve çevresinde büyüyen odunsu tırmanıcı bitkiler.

Helped along by the vines, Dilbilgisi

1:11

Sarmaşıkların yardımıyla

trees provide the seeds, fruits, and leaves to herbivores

1:13

ağaçlar, tohumlarını, meyvelerini ve yapraklarını

Dilbilgisi

Helped along by the vines: cümle başındaki geçmiş zaman ortacı öbeği

Helped along by the vines, ana cümleden önce gelen geçmiş zaman ortacı biçimli bir öbektir. Edilgen bir arka plan bilgisi verir: trees, vines tarafından yardım alan taraf olarak sunulur. help along öbek fiili, bir kişinin veya şeyin ilerlemesine yardım etmek demektir; yanında hareket etmek anlamına gelmez. Bu öbeğin açıkça belirtilmiş ayrı bir öznesi yoktur; bu nedenle anlaşılan özne ana cümleden gelir. Burada trees sözcüğüne bağlanır ve tam ana cümle trees provide ile başlar. Açılmış biçimi şöyledir: Because trees are helped along by the vines, they provide seeds, fruits, and leaves to herbivores.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: Helped along by an experienced guide, the hikers reached the campsite. Yardımı alan tarafın kim olduğu anlaşılır?

  1. an experienced guide
  2. the campsite
  3. the hikers
Cevabı göster

the hikers

such as the tapir and the agouti, Anlatım akışı

1:16

tapir ve aguti gibi otoburlara sunar,

which disperse their seeds throughout the forest so they can grow. Kelime

1:19

onlar da büyüyebilmeleri için tohumları orman boyunca dağıtırlar.

Anlatım akışı

such as the tapir and the agouti: belirli örnekler verme

Such as, herbivores genel kategorisinin belirli üyelerini tanıtır. Bu cümlede the tapir and the agouti, genel kategoriyi daha somut hâle getiren örneklerdir. Bu ifade, bilgiyi genel bir gruptan belirli örneklere doğru düzenler. Bunların tek otçul türleri olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu derste örnekleri tanıtmak için kullanılan iki kelimelik ifadeyi yazın: Many nocturnal animals, ____ owls and bats, are active after sunset.

Cevabı göster

such as

Kelime

which disperse their seeds: bitki tohumlarını dağıtmak

Disperse their seeds, bitki tohumlarını başladıkları yerden uzağa taşıyarak farklı yerlere yaymak demektir. Ekolojik açıklamalarda disperse, geniş bir alana dağılmayı vurgular. Which, the tapir and the agouti hakkında ek bilgi verir: dağıtma eylemini bu hayvanlar yapar. Önceki bağlama göre their seeds, hayvanların ürettiği tohumları değil, ağaçların tohumlarını ifade eder.

Alıştırma

Birds disperse seeds after eating berries cümlesinde disperse seeds ne anlama gelir?

  1. Tohumları büyümeden önce yok etmek
  2. Tohumları farklı yerlere taşımak veya yaymak
  3. Bütün tohumları tek bir yerde tutmak
Cevabı göster

Tohumları farklı yerlere taşımak veya yaymak

Leftovers are consumed by the millions of insects that decompose and recycle nutrients to create rich soil. Kelime

1:23

Artıklar, besinleri ayrıştırıp geri dönüştürerek zengin topraklar yaratan milyonlarca böcek tarafından tüketilir.

Kelime

that decompose and recycle nutrients: besin maddelerini ayrıştırıp yeniden döngüye sokan

Decompose fiili, ölü veya arta kalan organik maddeleri daha basit maddelere ayırmak demektir. Recycle nutrients, bu maddelerdeki yararlı besin öğelerini yeniden kullanılabilmeleri için ekosisteme geri kazandırmak demektir. Bu iki bağlı fiil birlikte, birbiriyle ilgisiz iki eylemi değil, ekolojik döngüdeki bir eylem dizisini anlatır. That decompose and recycle nutrients ilgi yan cümlesi böceklerin ne yaptığını açıklar.

Alıştırma

Ekolojik süreci hedef fiillerle tamamlayın: Soil organisms ____ dead leaves and ____ nutrients for new plant growth.

Cevabı göster

decompose · recycle

The rainforest is a huge system filled with many smaller systems like this,

1:30

Yağmur ormanı, her biri birbirine bağlı türlerle dolu

each packed with interconnected species. Kalıp ifadeler

1:34

bunun gibi birçok küçük sistemle dolu devasa bir sistemdir.

Kalıp ifadeler

each packed with interconnected species: her biri birbiriyle bağlantılı türlerle dolu

Packed with, sınırlı bir alanın veya sistemin içinde çok sayıda şey bulunması demektir. Buradaki interconnected species, beslenme, ortak yaşam alanı veya tozlaşma gibi ekolojik ilişkilerle birbirine bağlı türlerdir. Each, daha önce geçen many smaller systems ifadesine gönderme yapar. Virgülden sonraki each + geçmiş zaman ortacı yapısı, her bir öğe hakkında ayrı ayrı aynı ayrıntıyı ekler: küçük sistemlerin her biri bu türlerle doludur.

Alıştırma

Cümleyi “çok sayıda içeren” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The travel guide has six chapters, each ____ useful maps.

Cevabı göster

packed with

Every link provides stability to the next, Deyimler

1:37

Her bağlantı bir sonrakine istikrar sağlar,

strengthening biodiversity's weave.

1:40

biyoçeşitliliğin dokusunu güçlendirir.

Deyimler

Every link provides stability to the next: karşılıklı bağımlılığı anlatan zincir mecazı

Bu cümlede link mecaz anlamda kullanılmıştır. Bir türü veya ekolojik ilişkiyi, bir zincirin bağlantılı parçası olarak gösterir; web bağlantısını ya da bir metal parçasını anlatmaz. Every link provides stability to the next, bağlantılı her parçanın başka bir parçayı desteklediği anlamına gelir. Zincir imgesi, biyolojik çeşitliliği iç içe geçmiş bir sistem olarak gösteren daha geniş bir tablo başlatır: güç, parçaların birbirine bağlı olup birbirini desteklemesinden gelir.

Alıştırma

Bu cümlede Every link provides stability to the next ne anlama gelir?

  1. Her tür, diğer tüm türlerden ayrılarak istikrarlı hâle gelir.
  2. Bağlantılı her parça, ekosistemin başka bir parçasını desteklemeye yardımcı olur.
  3. Her tür, kelimenin gerçek anlamıyla bir zincirdeki metal halkadır.
Cevabı göster

Bağlantılı her parça, ekosistemin başka bir parçasını desteklemeye yardımcı olur.

That weave is further reinforced by the genetic diversity within individual species, Kalıp ifadeler

1:43

Bu doku, bireysel türler içindeki genetik çeşitlilikle daha da güçlendirilir

which allows them to cope with changes. Kalıp ifadeler

1:48

ve bu da onların değişikliklerle başa çıkmasını sağlar.

Kalıp ifadeler

is further reinforced by: edilgen yapıda ek destek

A is further reinforced by B kalıbı, B'nin A'ya ek güç veya destek sağladığı anlamına gelir. Further, A'nın zaten bir miktar desteğe sahip olduğunu ve B'nin buna yeni bir katman eklediğini gösterir. Bu bir edilgen yapıdır: güçlendirilen şey olan A önce gelir; ek desteğin kaynağı ise by sözcüğünden sonra yer alır. Cümlede biyolojik çeşitliliğin dokusu, her türün içindeki genetik çeşitlilikle güçlendirilir.

Alıştırma

Cümleyi is further reinforced by kullanarak tamamlayın: The conclusion ____ two independent studies.

Cevabı göster

is further reinforced by

Kalıp ifadeler

cope with changes: cope with + zorlu bir durum

cope with changes ifadesinde cope, değişiklikler zorlayıcı olduğunda durumu yönetmek veya işlevini sürdürmek anlamına gelir. Sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Cope, başa çıkılan zorluğu doğrudan nesne olarak almaz. cope with + isim öbeği yapısı kullanılır: cope with changes, cope with stress veya cope with a new situation.

Alıştırma

Cümleyi cope ve gerekli edatla tamamlayın: A quiet place helps Mia ____ noisy afternoons.

Cevabı göster

cope with

Species that lack genetic diversity due to isolation or low population numbers Kelime

1:51

İzolasyon veya düşük popülasyon sayıları nedeniyle genetik çeşitlilikten yoksun türler,

are much more vulnerable to fluctuations caused by climate change, Kalıp ifadeler

1:55

iklim değişikliği,

disease, or habitat fragmentation.

1:59

hastalık veya yaşam alanı parçalanmasının neden olduğu dalgalanmalara karşı çok daha savunmasızdır.

Kelime

Species that lack genetic diversity: lack + isim

Species that lack genetic diversity, “yeterli genetik çeşitliliğe sahip olmayan türler” anlamına gelir. that lack genetic diversity ilgi yan cümlesi, hangi türlerin anlatıldığını belirtir. Burada lack geçişli bir fiildir; bu nedenle genetic diversity doğrudan nesnesidir: lack genetic diversity. Fiilden sonra of eklenmez. lack isim olarak a lack of genetic diversity gibi farklı bir yapıda kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle lack sözcüğünü fiil olarak doğru kullanıyor?

  1. Plants that lack water may stop growing.
  2. Plants that are lack water may stop growing.
  3. Plants that lack of water may stop growing.
Cevabı göster

Plants that lack water may stop growing.

Kalıp ifadeler

much more vulnerable to fluctuations: dalgalanmalara karşı çok daha savunmasız

be vulnerable to + isim yapısında vulnerable, bir şeyden zarar görme veya güçlü biçimde etkilenme olasılığının yüksek olduğunu anlatır. Burada fluctuations koşullardaki değişimleri ifade eder; cümle, bu değişimlerin genetik çeşitliliği düşük türler için daha büyük bir tehlike oluşturduğunu söyler. More vulnerable karşılaştırma biçimidir. Much, farkın büyük olduğunu göstermek için karşılaştırma biçiminin önüne gelir. Bu nedenle much more vulnerable, more vulnerable ifadesinin tek başına belirttiğinden çok daha yüksek bir savunmasızlık düzeyi anlatır.

Alıştırma

Vurgulanan yapıyla cümleyi tamamlayın: Compared with large chains, independent shops are ____ sudden price increases.

Cevabı göster

much more vulnerable to

Whenever a species disappears because of its weakened gene pool, Kültür

2:02

Ne zaman bir tür zayıflamış gen havuzu nedeniyle yok olsa,

a knot is untied and parts of the net disintegrate. Deyimler

2:06

bir düğüm çözülür ve ağın parçaları dağılır.

Kültür

weakened gene pool: zayıflamış gen havuzu

Gene pool, birbiriyle üreyebilen bir popülasyonda bulunan tüm genlerin ve bu genlerin farklı biçimlerinin oluşturduğu bütündür. Gerçek bir havuz veya depolama yeri değildir. Bu cümlede weakened gene pool, türün genetik çeşitliliğinin çok az olduğu anlamına gelir. Varyantlar azaldığında, popülasyonda bazı bireylerin hastalıklara veya çevresel değişimlere dayanmasına yardımcı olan özelliklerin bulunma olasılığı da azalır.

Alıştırma

Bu biyoloji bağlamında gene pool ne anlama gelir?

  1. DNA örneklerinin saklandığı fiziksel bir tesis
  2. Tek bir organizmanın bütün DNA'sı
  3. Üreyen bir popülasyondaki tüm genler ve genetik varyantlar
Cevabı göster

Üreyen bir popülasyondaki tüm genler ve genetik varyantlar

Deyimler

a knot is untied ... parts of the net disintegrate ifadesinin sistem benzetmesi olarak kullanımı

Buradaki düğüm ve ağ gerçek anlamda kullanılmıyor. Cümle, ekosistemi bir ağa benzeten ve her türün bu ağdaki bağlantıları bir arada tutmaya yardım ettiğini anlatan benzetmeyi sürdürüyor. Bir tür yok olduğunda “a knot is untied” bir bağlantının kaybedildiğini, “parts of the net disintegrate” ise zararın ekosistemin bağlantılı bölümlerine yayılabileceğini anlatır. Bu görüntü, bütün ekosistemin bir anda yok olduğunu söylemeden sistem çapındaki riski gözümüzde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede “a knot is untied and parts of the net disintegrate” görüntüsü ne anlama geliyor?

  1. Bir türün kaybı ekosistemin bağlantılı bölümlerini zayıflatabilir.
  2. Bütün türler tam olarak aynı anda yok oluyor.
  3. Birisi yağmur ormanında gerçekten ipten yapılmış bir ağı çözüyor.
Cevabı göster

Bir türün kaybı ekosistemin bağlantılı bölümlerini zayıflatabilir.

So, what if we were to remove one species from the rainforest? Dilbilgisi

2:10

Peki, yağmur ormanlarından bir türü çıkarsaydık ne olurdu?

Dilbilgisi

What if we were to remove ...? ile hayalî bir durum kurma

What if ...? hayal edilen bir durum ortaya koyar ve bunun olası sonucunu sorar. we were to remove ifadesinde were to + fiilin yalın hâli, çıkarma eylemini daha önce gerçekleşmiş bir olay olarak değil, bilinçli biçimde düşünülen bir olasılık olarak sunar. Yeniden kullanılabilecek kalıp What if + özne + were to + fiilin yalın hâli ...? şeklindedir. Konuşmacı sonuçları incelemeden önce bir düşünce deneyi kurarken bu yapıyı sık kullanır.

Alıştırma

Biraz resmî olan varsayım kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: What if we ____ change one rule?

Cevabı göster

were to

Would the system fall apart? Öbek fiiller

2:14

Sistem çöker miydi?

Öbek fiiller

fall apart: bir sistemin bütünlüğünü kaybetmesi

Fall apart, bir şeyi bütün olarak işler durumda tutan yapının veya bağlantıların kaybolması anlamına gelir. System ile kullanıldığında mecazidir: soru, sistemin kararsızlaşıp çözüleceğini veya çökeceğini sorar; fiziksel olarak aşağı düşmesini değil. Bu öbek fiil, parçaları artık bir arada duramayan planları, takımları, ilişkileri ve kuruluşları da anlatabilir.

Alıştırma

“After two sponsors withdrew, the festival plan fell apart,” cümlesinde ne oldu?

  1. Plan daha ayrıntılı hâle geldi.
  2. Plan daha alçak bir yere taşındı.
  3. Plan artık bir arada kalamıyor veya devam edemiyordu.
Cevabı göster

Plan artık bir arada kalamıyor veya devam edemiyordu.

Probably not.

2:16

Muhtemelen hayır.

The volume of species, their genetic diversity,

2:18

Türlerin hacmi, genetik çeşitlilikleri

and the complexity of the ecosystems

2:20

ve ekosistemlerin karmaşıklığı

form such rich biodiversity in this forest Dilbilgisi

2:23

bu ormanda o kadar zengin bir biyoçeşitlilik oluşturur ki

that one species gap in the weave won't cause it to unravel.

2:26

dokudaki bir tür boşluğu onun çözülmesine neden olmaz.

Dilbilgisi

such rich biodiversity ... that ...: derece ve sonuç

Vurgulanan bölüm such + sıfat + isim öbeği + that + sonuç cümleciği yapısını kullanır. Such rich biodiversity in this forest, biyolojik çeşitliliği çok yüksek olarak sunar; that ile başlayan cümlecik ise sonucu açıklar: eksik olan tek bir türün bıraktığı boşluk ekolojik ağın çözülmesine neden olmayacaktır. Such, rich biodiversity isim öbeğini niteler; ardından that tam bir sonuç cümleciği başlatır. Sonuç olumlu veya olumsuz olabilir, bu nedenle won't cause it to unravel da bu yapıya uyar.

Alıştırma

Cümleyi such ve that ile tamamlayın: The library has ____ a wide selection of books ____ every child can find something interesting.

Cevabı göster

such · that

The forest can stay resilient and recover from change, Kalıp ifadeler

2:30

Orman dirençli kalabilir ve değişimden kurtulabilir,

Kalıp ifadeler

can stay resilient and recover from change: dayanıklılığı korumak ve değişimin ardından toparlanmak

Can sözcüğünden sonra iki paralel fiil grubu gelir: stay resilient ve recover from change. Stay + sıfat yapısında stay, “o durumda kalmaya devam etmek” demektir; dolayısıyla stay resilient, baskı veya bozulmayla başa çıkma yeteneğini korumayı anlatır. Recover from yapısında from sözcüğünden sonra, içinden çıkılan zorluk veya bozulma belirtilir. Bu iki ifade birlikte, ormanın değişime dayanabildiğini ve sonrasında sağlığını ya da işleyişini geri kazanabildiğini anlatır.

Alıştırma

Bir sistemin bir şoka dayanıp sonrasında normale dönebildiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Good backups help the network stay resilient and recover from a failure.
  2. Good backups help the network stay resilience and recover a failure.
  3. Good backups help the network stay resilient and recover of a failure.
Cevabı göster

Good backups help the network stay resilient and recover from a failure.

but that's not true in every case. Anlatım akışı

2:34

ancak bu her durumda doğru değildir.

Anlatım akışı

but that's not true in every case: genel bir iddiadan istisnalara geçmek

But, önceki iddiaya bir sınır getirir. That, ormanın dayanıklılığını koruyup toparlanabileceği fikrinin tamamına gönderme yapar; not true in every case ise bu iddianın istisnaları olduğunu belirtir. Bu yapı, bilgiyi önce genel bir ifade, ardından bir sınırlama gelecek şekilde düzenler. Önceki iddianın her zaman yanlış olduğunu söylemez; iddianın her duruma uygulanamayacağını söyler.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Solar panels reduce bills for many homes, but that's not true in every case. İkinci cümlecik ne yapıyor?

  1. İstisnalara dikkat çekerek genel bir iddianın kapsamını sınırlar.
  2. İlk iddianın her durumda yanlış olduğunu söyler.
  3. İlgisiz bir konuya geçer.
Cevabı göster

İstisnalara dikkat çekerek genel bir iddianın kapsamını sınırlar.

In some environments,

2:36

Bazı ortamlarda,

taking away just one important component can undermine the entire system. Dilbilgisi

2:37

sadece önemli bir bileşeni çıkarmak tüm sistemi çökertir.

Dilbilgisi

taking away ... can undermine ...: isim-fiil öbeğinin özne olması

Taking away just one important component, -ing yapısında bir isim-fiil öbeğidir. -ing biçimi eylemi hakkında konuşulacak bir şey ya da düşünce olarak sunar ve öbeğin tamamı can undermine yükleminin öznesidir. Özne olarak kullanılan bir isim-fiil öbeği normalde tekil kabul edilir. can gibi bir kiplik fiilinden sonra gelen fiil yalın biçimde kalır: can undermine denir, can undermines denmez.

Alıştırma

Hangi cümlede bir isim-fiil öbeği özne olarak doğru kullanılmıştır?

  1. The removed safety check was important.
  2. Removing one safety check can put the whole process at risk.
  3. They are removing one safety check from the process.
Cevabı göster

Removing one safety check can put the whole process at risk.

Take coral reefs, for instance.

2:42

Örneğin mercan resiflerini ele alalım.

Many organisms in a reef are dependent on the coral. Kalıp ifadeler

2:44

Resifteki birçok organizma mercana bağımlıdır.

Kalıp ifadeler

are dependent on the coral: be dependent on yapısı

Be dependent on, birine ya da bir şeye ihtiyaç duymak veya ona bağımlı olmak anlamına gelir. Dependent bir sıfattır; önüne be fiilinin uygun biçimi gelir ve on, ihtiyaç duyulan şeyi sağlayan kişi ya da nesneyi tanıtır. Örnekte are, çoğul özne Many organisms ile uyumludur. the coral ise bu organizmaların bağımlı olduğu şeydir.

Alıştırma

Eksik edatla cümleyi tamamlayın: The alarm system is dependent ____ a steady power supply.

Cevabı göster

on

It provides key microhabitats,

2:48

Önemli mikrohabitatlar sağlar;

shelter, and breeding grounds for thousands of species of fish, Kelime

2:50

binlerce balık türü için barınak ve üreme alanları oluşturur,

crustaceans, and mollusks.

2:54

aynı şekilde kabuklular ve yumuşakçalar için de.

Kelime

breeding grounds: hayvanların ürediği yerler

Breeding grounds, hayvanların çiftleştiği, yumurtladığı, yavruladığı veya yavrularını büyüttüğü yerlerdir. Buradaki grounds, yalnızca “toprak” ya da “gerekçe” değil, bir etkinlik için kullanılan alanlar anlamına gelir. Cümlede bu ifade, anlatılan ortamın sağladığı bir yaşam alanı türünü belirtir. Tek bir alan için breeding ground, birden fazla alan veya üreme yaşam alanı türü için breeding grounds kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “hayvanların ürediği yerler” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Seasonal ponds provide ____ for many frogs.

Cevabı göster

breeding grounds

Corals also form interdependent relationships with fungi and bacteria. Kalıp ifadeler

2:56

Mercanlar ayrıca mantar ve bakterilerle birbirine bağlı ilişkiler kurarlar.

Kalıp ifadeler

form interdependent relationships with: karşılıklı bağımlılık ilişkileri kurmak

Form relationships with, başka bir tarafla bağlantılar geliştirmek veya kurmak anlamına gelir. Form fiildir, relationships onun nesnesidir ve with ilişkideki diğer katılımcıları belirtir. Interdependent, yalnızca bir tarafın diğerine bağımlı olması değil, tarafların birbirine bağımlı olması demektir. Cümlede mercanlar, mantarlar ve bakteriler karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle birbirine bağlı olarak sunulur.

Alıştırma

“Small farms form interdependent relationships with local markets,” cümlesinde interdependent ne anlama gelir?

  1. Her iki taraf da diğerine bağımlıdır.
  2. Yalnızca çiftlikler pazarlara bağımlıdır.
  3. Çiftlikler ve pazarlar birbirinden tamamen ayrı kalır.
Cevabı göster

Her iki taraf da diğerine bağımlıdır.

The coral itself is a loom Deyimler

3:01

Mercanın kendisi,

that allows the tangled net of biodiversity to be woven.

3:03

karmaşık biyoçeşitlilik ağının dokunmasına izin veren bir dokuma tezgahıdır.

Deyimler

coral itself is a loom ... biodiversity to be woven: dokuma tezgâhı ve örme benzetmesi

Burada loom, “dokuma tezgâhı” anlamındaki isimdir. Mercana loom denmesi, onu birbirinden ayrı birçok parçanın bağlantılı bir bütün oluşturmasını sağlayan yapı olarak gösterir. net ve be woven ifadeleri aynı dokuma imgesini sürdürür: biyolojik çeşitlilik, canlılar arasındaki ilişkilerden örülmüş bir ağ gibi sunulur. Buradaki ana fikir mercanın bu ilişkilerin kurulup bağlanmasını sağlamasıdır; gerçekten bir şey dokuduğu anlatılmaz.

Alıştırma

Örnekteki loom benzetmesi ne anlatıyor?

  1. Mercan, birçok canlı ilişkisinin bağlantılı bir sistem oluşturmasını sağlar.
  2. Mercan, diğer hayvanlar için gerçekten balık ağı yapar.
  3. Mercan, yakınında yaşayan hayvanları tehdit eder.
Cevabı göster

Mercan, birçok canlı ilişkisinin bağlantılı bir sistem oluşturmasını sağlar.

That makes coral a keystone organism, Kültür

3:07

Bu, mercanı kilit taşı bir organizma yapar,

one that many others depend on for their suvival. Kalıp ifadeler

3:09

hayatta kalmaları için diğer birçok canlının bağımlı olduğu bir canlıdır.

Kültür

keystone organism: ekosistemi destekleyen kritik canlı

keystone organism, bir ekosistemin yapısı veya dengesi açısından özellikle önemli bir role sahip canlıdır. En büyük ya da sayıca en fazla olan canlı olması gerekmez. keystone, bir kemerin bir arada durmasına yardım eden merkezî taştır. Cümle daha sonra one that many others depend on ifadesiyle ekolojik benzetmeyi açıklar: mercan, diğer birçok canlının ihtiyaç duyduğu koşulları destekler.

Alıştırma

Bir ekoloji yazısında keystone organism ne anlama gelir?

  1. Vücudu taş gibi sert olan bir canlı
  2. Bir ekosistemde sayıca en fazla olan canlı
  3. Bir ekosistemin dengesini korumada özellikle önemli rolü olan bir canlı
Cevabı göster

Bir ekosistemin dengesini korumada özellikle önemli rolü olan bir canlı

Kalıp ifadeler

depend on ... for ...: bağımlı olunan kaynak ve ihtiyaç

depend on someone or something for something kalıbı hem destek alınan kaynağı hem de ihtiyacı belirtir: on, bağımlı olunan kişi veya şeyi; for ise onun ne için gerekli olduğunu gösterir. Burada that, one sözcüğüne gönderme yapar ve on'dan sonra anlaşılan nesne görevini üstlenir: many others depend on that. For their survival, buna neden ihtiyaç duyduklarını açıklar. Bu cümlede suvival, survival yani hayatta kalma anlamında kullanılmak istenmiştir.

Alıştırma

Cümleyi depend on ... for ... ile tamamlayın: Many animals depend ____ trees ____ food and shelter.

Cevabı göster

on · for

So, what happens when destructive fishing practices, Kültür

3:13

Peki yıkıcı balıkçılık uygulamaları,

pollution, and ocean acidification weaken coral

3:15

kirlilik ve okyanus asitlenmesi mercanı zayıflattığında

or even kill it altogether?

3:19

veya hatta tamamen öldürdüğünde ne olur?

Kültür

destructive fishing practices ... ocean acidification: mercanlara yönelik tehditler

Destructive fishing practices, deniz tabanına zarar vermek veya aşırı sayıda canlı yakalamak gibi yollarla deniz yaşamına ya da yaşam alanlarına ciddi zarar veren balıkçılık yöntemleri ve uygulamalarıdır. Burada practices, eğitim değil “bir işi yapma yolları” anlamındadır. Ocean acidification, okyanus karbondioksit emdikçe ve pH değeri düştükçe deniz suyunun kimyasında gerçekleşen aşamalı değişimdir. Bu durum mercanların iskeletlerini oluşturmasını ve korumasını zorlaştırır. Soruda bu iki etken, mercanı zayıflatabilen veya öldürebilen gerçek nedenler olarak kirlilikle birlikte sıralanır.

Alıştırma

Hangi seçenek hem destructive fishing practices hem de ocean acidification ifadelerini doğru açıklar?

  1. Balık popülasyonlarını koruyan kurallar; yalnızca asit sızıntılarının neden olduğu kirlilik.
  2. Balıkçılar için eğitim çalışmaları; buharlaşma nedeniyle okyanustaki tuzun artması.
  3. Deniz ekosistemlerine zarar veren balıkçılık yöntemleri; deniz suyu karbondioksit emdikçe okyanus pH değerinin düşmesi.
Cevabı göster

Deniz ekosistemlerine zarar veren balıkçılık yöntemleri; deniz suyu karbondioksit emdikçe okyanus pH değerinin düşmesi.

Exactly what you might think. Anlatım akışı

3:21

Tam olarak düşündüğünüz şey.

Anlatım akışı

Kısa bir yanıt olarak Exactly what you might think

Exactly what you might think. bazı sözcüklerin çıkarıldığı kısa bir yanıttır. Tam düşünce “The result is exactly what you might think” şeklindedir: sonuç, dinleyicinin muhtemel tahminiyle tam olarak örtüşür. Sonucu hemen söylemek yerine önceki bir soruya ya da hazırlayıcı bilgiye bağlanır. Böylece soruyu kapatır, beklenen yanıtı doğrular ve açıklamanın konuşma havasında ilerlemesini sağlar.

Alıştırma

Bu açıklamada Exactly what you might think. ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Konuyla ilgisiz bir tanım sunar.
  2. Sonucun dinleyicinin muhtemelen beklediği şeyle örtüştüğünü doğrular.
  3. Sonucun tahmin edilmesinin imkânsız olduğunu söyler.
Cevabı göster

Sonucun dinleyicinin muhtemelen beklediği şeyle örtüştüğünü doğrular.

The loss of this keystone species leaves its dependents at a loss, too, Deyimler

3:23

Bu kilit taşı türün kaybı, ona bağımlı olanları da çaresiz bırakır,

threatening the entire fabric of the reef. Deyimler

3:28

resifin tüm dokusunu tehdit eder.

Deyimler

The loss ... leaves its dependents at a loss: loss sözcüğünün iki kullanımı

leave its dependents at a loss ifadesinde leave, “birini belirli bir durumda bırakmak”; at a loss ise durumla baş edememek veya ne yapacağını bilememek anlamına gelir. Its dependents, kilit türe bağımlı canlılardır; dolayısıyla ifade, türün yok olmasının bu canlıları zor durumda bıraktığını söyler. Cümle The loss ile at a loss ifadelerini yan yana getirir. İlk loss türün yok oluşunu belirtir; ikincisi ise kalıplaşmış bir ifadenin parçasıdır. loss sözcüğünün tekrarı bir kelime oyunu oluşturur ve zincirleme tepkiyi daha görünür hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi örnekte geçen ve “ne yapacağına karar verememek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The sudden schedule change left the whole team ____.

Cevabı göster

at a loss

Deyimler

threatening the entire fabric of the reef: ekosistemi bir dokuma olarak anlatan metafor

Burada fabric gerçek bir kumaş anlamına gelmez. Birçok türün ve aralarındaki ilişkinin iç içe geçerek tek bir resif ekosistemi oluşturmasını anlatan bir metafordur. threatening the entire fabric of the reef yalnızca bir türe zarar vermek değil, birbirine bağlı bu sistemin tamamını riske atmak demektir. Bu metafor, karmaşık bir sistemi parçaları birbirini destekleyen bir bütün olarak anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede the entire fabric of the reef neyi ifade eder?

  1. Birbirine bağlı bir bütün olarak resif ekosistemini
  2. Resifi örten gerçek bir kumaş parçasını
  3. Yalnızca resifin görünen biçimini ve rengini
Cevabı göster

Birbirine bağlı bir bütün olarak resif ekosistemini

Ecosystem, species, and genetic diversity

3:31

Ekosistem, tür ve genetik çeşitlilik

together form the complex tangled weave of biodiversity

3:34

birlikte dünyadaki organizmaların hayatta kalması için hayati önem taşıyan

that is vital for the survival of organisms on Earth. Kalıp ifadeler

3:37

biyoçeşitliliğin karmaşık, birbirine dolanmış dokusunu oluşturur.

Kalıp ifadeler

that is vital for the survival of organisms on Earth: vital for, “... için hayati önem taşımak” demektir

Bu ilgi cümleciğinde that, biodiversity sözcüğüne gönderme yapar; is vital for ise “... için hayati önem taşır” demektir. Cümlecik, biyolojik çeşitliliğin neden önemli olduğunu açıklar: Yeryüzündeki canlılar hayatta kalmak için ona bağlıdır. Öznenin hangi sonuç veya faaliyet için vazgeçilmez olduğunu belirtmek için be vital for + isim ya da -ing biçimi kullanılır. Vital, yalnızca important demekten daha güçlü bir gereklilik ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi vital ve doğru edatla tamamlayın: Clean water is ____ human survival.

Cevabı göster

vital for

We humans are woven into this biodiversity, too. Deyimler

3:41

Biz insanlar da bu biyoçeşitliliğin içine dokunmuşuz.

Deyimler

Biz insanlar da bu biyolojik çeşitliliğin dokusuna işlenmiş durumdayız

Be woven into, sözcük anlamıyla ipliklerin bir kumaşın parçası olacak biçimde dokunmasını anlatır. Burada bir metafordur: İnsanlar, biyolojik çeşitliliğin temsil ettiği birbirine bağlı yaşam ağının içindedir; onun dışında değildir. We humans, söz konusu grubun «biz insanlar» olduğunu açıkça belirtir. Cümle sonundaki too ise insanları daha önce sözü edilen canlılara ekler. Bu seçimler dikkati yeniden insanlara çeker ve biyolojik çeşitliliğe olanların bizi de ilgilendirdiğini vurgular.

Alıştırma

Bu cümle esas olarak neyi vurguluyor?

  1. İnsanlar da birbirine bağlı yaşam ağının içindedir.
  2. İnsanlar biyolojik çeşitliliği onun dışından gözlemler.
  3. İnsanlar biyolojik çeşitliliği gerçekten kumaşa dokuyabilir.
Cevabı göster

İnsanlar da birbirine bağlı yaşam ağının içindedir.

When just a few strands are lost, Deyimler

3:44

Sadece birkaç iplik kaybolduğunda bile

our own well-being is threatened.

3:47

kendi refahımız tehdit edilir.

Deyimler

Yalnızca birkaç « iplik » kaybolduğunda bile esenliğimiz tehdit edilir

Strands, sözcük anlamıyla dokunmuş bir malzemedeki tek tek iplikler demektir. Sözcük dokuma metaforunu sürdürür; bu yüzden iplikler türler veya ekolojik bağlantılar gibi biyolojik çeşitliliğin parçalarını temsil eder. Are lost, birinin gerçek iplikleri yanlış yere koyduğu değil, bu parçaların ortadan kaybolduğu anlamına gelir. When ile başlayan yan cümle bir neden-sonuç ilişkisi kurar. Just a few, küçük bir kaybın bile yeterli olabileceğini vurgular; edilgen are lost ve is threatened yapıları dikkati kayba ve bunun insan esenliği üzerindeki etkisine yöneltir.

Alıştırma

Hangi yorum hem metaforu hem de uyarıyı en iyi biçimde koruyor?

  1. Biyolojik çeşitlilikteki küçük bir kayıp bile insan esenliğini riske atabilir.
  2. İnsan esenliği ancak bütün türler yok olduktan sonra değişir.
  3. Cümle birkaç parça dikiş ipliğinin kaybolması hakkındadır.
Cevabı göster

Biyolojik çeşitlilikteki küçük bir kayıp bile insan esenliğini riske atabilir.

Cut too many links, and we risk unraveling it all. Dilbilgisi

3:49

Çok fazla bağlantıyı koparırsak, her şeyi çözme riskiyle karşı karşıya kalırız.

Dilbilgisi

Cut too many links, and...: emir cümlesi + and + sonuç

Cut too many links biçim olarak bir emir cümlesidir, ancak burada doğrudan emir vermek yerine varsayımsal bir eylem sunar. and sonrasındaki cümlecik olası sonucu belirtir. Birlikte, emir cümlesi + and + sonuç yapısı yaklaşık olarak “bu olursa şu sonuç ortaya çıkar” anlamına gelir. Bu kısa yapı uyarıyı doğrudan ve güçlü kılar. Bu cümlede sonuç bir risk olarak sunulur: çok fazla bağlantıyı kesmek bütün sistemin çözülüp dağılmasına yol açabilir.

Alıştırma

Bu yapıda kullanılan bağlacı yazarak kısa uyarıyı tamamlayın: Ignore too many warning signs, ____ you may cause an accident.

Cevabı göster

and

What the future brings is unpredictable, Dilbilgisi

3:53

Geleceğin ne getireceği öngörülemez,

Dilbilgisi

What the future brings: özne görevinde bir what cümleciği

What the future brings, what ile başlayan bir isim cümleciğidir. Cümleciğin tamamı is unpredictable ifadesinin öznesidir. Cümlecik içinde the future özne, brings fiil ve what onun nesnesidir; what burada “getirilen şey ya da şeyler” anlamına gelir. Bu yapı doğrudan bir soru değil, bir bildirimin parçası olduğu için bildirme cümlesi söz dizimini kullanır: what does the future bring değil, what the future brings. Böylece henüz bilinmeyen bir fikir, daha büyük bir cümlede isim konumunu doldurabilir.

Alıştırma

Hangi cümle what cümleciğini daha büyük bir bildirimin öznesi olarak doğal biçimde kullanır?

  1. What does the future bring remains uncertain.
  2. What the future brings it remains uncertain.
  3. What the future brings remains uncertain.
Cevabı göster

What the future brings remains uncertain.

but biodiversity can give us an insurance policy, Deyimler

3:55

ancak biyoçeşitlilik bize bir sigorta poliçesi verebilir,

Earth's own safety net to safeguard our survival.

3:58

hayatta kalmamızı güvence altına almak için Dünya'nın kendi güvenlik ağı.

Deyimler

bir sigorta poliçesi, Dünya'nın kendi güvenlik ağı

İki isim öbeği de biyolojik çeşitliliği koruyucu bir mekanizma olarak anlatan metaforlardır. An insurance policy belirsiz bir gelecekteki kayba karşı korunmayı, a safety net ise bir şeyler ters gittiğinde devreye giren yedek desteği düşündürür. Birlikte, biyolojik çeşitliliği gelecekteki değişimlerin etkisini azaltıp yaşamın sürmesine yardım edebilecek bir tampon olarak sunarlar. İkinci ifade olan Earth's own safety net, ilk metaforu yeniden ifade ederek onu daha canlı hâle getirir. Ayrı bir ikinci fayda ya da gerçek bir poliçe veya ağ değildir.

Alıştırma

Bu cümlede an insurance policy, Earth's own safety net ifadesi biyolojik çeşitlilik hakkında ne anlatıyor?

  1. Belirsiz gelecekteki risklere karşı yedek koruma sağlayabilir.
  2. İnsanların hiçbir zaman tehlikeyle karşılaşmayacağını garanti eden finansal bir üründür.
  3. Dünya'yı korumak için birbirinden ayrı iki fiziksel araç oluşturur.
Cevabı göster

Belirsiz gelecekteki risklere karşı yedek koruma sağlayabilir.