Grey En Sık Sorulan Sorularınızı Yanıtlıyor: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Hızlı soru-cevap eğitim, video yapımı, siyaset, araştırma ve yaratıcılığı ele alıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “who knew after I promised to do a Q&A that the pope would resign.” — Konuşma edimbilimi: mizahi retorik şaşkınlığı tanıyın ve “would”u geçmiş bakıştan okuyun. 2. “die a little inside” — Deyimler ve mecazlar: gerçek ölüm değil, yoğun hayal kırıklığına yönelik abartı olduğunu anlayın. 3. “The more you write, the more things you want to write about, and the more you program, the more programming ideas you have.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir etkinlik artarken başka bir sonucun da arttığını bağıntılı karşılaştırmayla anlatın.
Bu derste
Well, actually, by the time I finish this video, Dilbilgisi
0:03Gerçi, ben bu videoyu bitirene kadar
by the time I finish this video: gelecekteki son noktayı gösteren zaman cümlesi
By the time + yan cümle, gelecekte bir referans noktası veya son sınır belirler. Ana cümle, o noktaya gelindiğinde neyin doğru ya da tamamlanmış olacağını söyler. Burada video bittiğinde sayının biraz daha yüksek olacağını belirtir. Gelecekten söz edilse bile by the time sonrasındaki zaman cümlesinde İngilizce normalde geniş zaman kullanır: I will finish değil, I finish. Ana cümlede gelecek zaman, tamamlanmışlık bildiren bir yapı veya zamanın bağlamdan açık olduğu konuşmalarda şimdiki zaman kullanılabilir.
Alıştırma
Son sınır belirten standart üç sözcüklü ifadeyi tamamlayın: ____ I finish the report, the office will already be closed.
Cevabı göster
By the time
but who knew after I promised to do a Q&A that the pope would resign. Ton ve niyet
0:07ama bir Soru-Cevap yapacağıma söz verdikten sonra papanın istifa edeceğini kim bilebilirdi.
Who knew ...?: şaşkınlık anlatan retorik soru
Who knew ...? burada retorik bir sorudur. Konuşan kişi bunu bilen birinin adını sormaz; soru, olayın beklenmedik olduğunu anlatır ve şaşkınlıkla hafif bir hayal kırıklığını birlikte ifade eder. Who knew ... that X would happen? yapısında would, geçmişteki bir noktadan bakıldığında daha sonra gerçekleşen X olayını sunar. Burada istek değil, geçmişteki gelecek anlamını taşır.
Alıştırma
“Who knew that this little café would become so popular?” cümlesinde konuşan kişi, bu bilgiye sahip olan kişinin kim olduğunu gerçekten soruyor. Doğru mu, yanlış mı?
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
I would never have expected this: geçmişe dönük şaşkınlık
Would never have expected, şimdiki zamandan geçmişteki bir beklentiye bakmak için would + have + geçmiş zaman ortacı expected yapısını kullanır. Konuşanın o sırada sonucu o kadar düşük olasılıklı gördüğünü, bunun gerçekleşmesini hayal bile edemediğini anlatır. Tamamlanmış yapı have expected, beklentiyi artık bilinen sonuçtan daha önceki bir zamana yerleştirir. Buradaki this, kanalın daha sonra elde ettiği başarıyı ifade eder; dolayısıyla cümle gelecekle ilgili bir tahmin değil, geçmişe dönük güçlü bir şaşkınlık anlatır.
Alıştırma
Bir toplum projesi, başlangıçta hayal ettiğinizin çok ötesine geçerek ulusal bir ödül kazandı. Önceki beklentilerinize dönüp bakarken güçlü şaşkınlığı en iyi hangi cümle ifade eder?
- I would never expect this in ordinary circumstances.
- I would never have expected this.
- I never expect this to happen next year.
Cevabı göster
I would never have expected this.
Now, as promised, though slightly behind schedule, Kalıp ifadeler
0:24Şimdi, söz verdiğim gibi, takvimin biraz gerisinde kalsam da,
behind schedule: planlanandan geç
Behind schedule, planlanan zaman çizelgesinden daha geç veya beklenenden daha az ilerlemiş olmak demektir. Genellikle yalnızca tek bir geç varışı değil, bir etkinlik, proje, hizmet ya da yolculuğun ilerleyişini anlatır. Slightly gecikmenin boyutunu gösterir: slightly behind schedule, planlanandan yalnızca biraz geç anlamına gelir. Daha büyük veya ölçülmüş gecikmeler well behind schedule ya da three weeks behind schedule şeklinde anlatılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, schedule ile biten ve ilerlemenin planlanandan geç olduğunu belirten kalıpla tamamlayın: The repairs were meant to finish on Monday, but they are still continuing, so they are ____.
Cevabı göster
behind schedule
and became qualified as a physics teacher in England. Kalıp ifadeler
0:36ve İngiltere'de fizik öğretmeni olarak yeterlilik kazandım.
fen eğitimi alanında bir PGCE
PGCE, Postgraduate Certificate in Education ifadesinin kısaltmasıdır ve Birleşik Krallık'taki öğretmenlik eğitimiyle bağlantılı bir yeterliliktir. Bu cümlede in science education, eğitim alanının fen öğretimi olduğunu belirtir. Bu ifade, konuşan kişinin fizik alanında lisans veya yüksek lisans derecesi aldığı anlamına gelmez. PGCE, daha sonra fizik öğretmeni olarak yeterlilik kazanmasına giden yolun bir parçasıdır.
Alıştırma
Bu cümlede a PGCE in science education ne anlama geliyor?
- Fen öğretimine odaklanan Birleşik Krallık'a ait lisansüstü öğretmenlik eğitimi yeterliliği
- Fizik alanında lisans derecesi
- Genel İngilizce dil sertifikası
Cevabı göster
Fen öğretimine odaklanan Birleşik Krallık'a ait lisansüstü öğretmenlik eğitimi yeterliliği
fizik öğretmeni olarak yeterlilik kazandı
become qualified as + meslek yapısında become bir statü değişimini, qualified gerekli resmî eğitimin veya belgelerin alındığını, as ise mesleki rolü belirtir. Bu yapı became a physics teacher ifadesinden daha kesindir; yalnızca işe başlamaya değil, resmî yeterlilik kazanmaya odaklanır. Ruhsat veya mesleki belge gerektiren başka meslekler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle Lina'nın bir meslekte çalışmak için gereken resmî belgeleri aldığını açıkça belirtir?
- After completing the required training, Lina became qualified as a pharmacist.
- After completing the required training, Lina became qualified for a pharmacy interview.
- After completing the required training, Lina became interested in pharmacy.
Cevabı göster
After completing the required training, Lina became qualified as a pharmacist.
I've tracked my time to get an accurate answer,
0:40Kesin bir cevap verebilmek için zamanımı takip ettim,
and every minute of final video you see Dilbilgisi
0:42ve gördüğünüz final videosunun her bir dakikasını
«Every minute ... takes me ... hours to make» kalıbı
Nesne veya görev + take + kişi + süre + to + fiil kalıbında nesne ya da görev öznedir; take sözcüğünden sonra kişi, ardından süre gelir. Bu kalıp, kişinin eylemi tamamlamak için ne kadar zamana ihtiyaç duyduğunu belirtir. Burada özne every minute of final video ifadesidir. takes me between 10 and 20 hours benim bu kadar zamana ihtiyaç duyduğumu, to make ise bitmiş videonun her dakikasını üretmek için gereken eylemi gösterir. every tekil minute adını nitelediği için take, takes biçimini alır.
Alıştırma
Maya'nın üç güne ihtiyaç duyduğunu take kalıbıyla belirtin: This detailed model ____ build.
Cevabı göster
took Maya three days to
Difficult to quantify: sayısallaştırılması zor
Quantify, bir şeyin miktarını, büyüklüğünü, etkisini veya maliyetini sayılarla ifade etmek demektir. Bu nedenle difficult to quantify, konunun anlaşılmasının değil, güvenilir bir sayısal ölçüm yapmanın zor olduğunu belirtir. Sıfat + to + fiil yapısı, özneyle ilgili bir eylemi gerçekleştirmenin ne kadar kolay veya zor olduğunu değerlendirir. The research phase is difficult to quantify, araştırma aşamasını sayısal olarak ölçmenin zor olduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Mali etkinin sayılarla güvenilir biçimde ölçülemediğini en iyi hangi cümle ifade eder?
- The long-term financial effect is difficult to describe.
- The long-term financial effect is difficult to quantify.
- The long-term financial effect is difficult to understand.
Cevabı göster
The long-term financial effect is difficult to quantify.
The 2012 video was the most fun by far, Kalıp ifadeler
1:012012 videosu açık ara en eğlencelisiydi,
Üstünlük yapısıyla by far
By far, the most fun üstünlük yapısını güçlendirir. 2012 videosunun yalnızca biraz daha eğlenceli değil, diğerlerinin hepsinden açıkça önde olduğunu anlatır. Burada far fiziksel mesafeyi değil, farkın büyüklüğünü belirtir. Bir üstünlük yapısıyla by far, yapının önüne veya arkasına gelebilir: by far the best ve the best by far.
Alıştırma
Bir seçeneğin diğerlerinin hepsinden açıkça önde olduğunu gösteren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Of all the routes, this one is ____ the safest.
Cevabı göster
by far
mainly because I didn't have to do a lot of complicated research,
1:03bunun temel nedeni karmaşık bir araştırma yapmak zorunda kalmamam
Fırsat anlamındaki got to complain about
Got to complain about, bir şeyden şikâyet etme fırsatı bulmak anlamına gelir. Konuşmacı şikâyet etmeyi izin verilen veya yapabildiği bir şey olarak sunar ve bu bağlamda bu fırsattan keyif almıştır. Got, get to + fiilin yalın hâli yapısındaki get fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Complain about, memnuniyetsizlik yaratan şeyi tanıtır. Burada have got to yapısının zorunluluk anlamı yoktur.
Alıştırma
Hangi cümle konuşmacının bir zorunluluk değil, memnuniyet verici bir fırsat yaşadığını anlatır?
- I got to present my idea to the whole team.
- I had to present my idea to the whole team.
- I have got to present my idea to the whole team.
Cevabı göster
I got to present my idea to the whole team.
What change would you make to the education system?
1:08Eğitim sisteminde ne gibi bir değişiklik yapardınız?
Alternatif önermek için Instead of + -ing ... I'd try + -ing kullanmak
Instead of + -ing, değiştirilecek eylemi, yani çocukları yaşlarına göre gruplandırmayı belirtir. I'd try + -ing ise çocukları yeteneklerine göre gruplandırma alternatifini önerir. I'd, I would ifadesinin kısaltmasıdır; bu nedenle öneri bir emirden çok temkinli bir fikir gibi duyulur. Sondaki instead ilk seçeneğe yeniden gönderme yapar ve konuşmada vurgu ekler. Son instead olmasa da cümle açık olurdu.
Alıştırma
Cümleyi Instead of + -ing ve I'd try + -ing ile tamamlayın: ____ sorting the books by color, ____ sorting them by topic.
Cevabı göster
Instead of · I'd try
The idea that just because a kid is 14 years old, Dilbilgisi
1:13Bir çocuğun sadece 14 yaşında olduğu için
The idea that just because ... is weird ile bir düşünceyi değerlendirmek
The idea that ... is weird, bütün bir düşünceyi değerlendirilen şey olarak sunar. Uzun that cümleciği öznedir; is weird ise konuşanın değerlendirmesini verir. Bu cümlecikte just because, tek başına yeterli kanıt sayılan bir gerçeği belirtir. Konuşan kişi, 14 yaşında olmaktan trigonometriye hazır olma sonucuna atlamayı reddeder. Just, yaşın tek başına hazır olmayı garanti etmediğini vurgular.
Alıştırma
Konuşan kişi neyi eleştiriyor?
- Trigonometrinin her okulda kullanılması.
- Yalnızca 14 yaşında olmanın bir çocuğun trigonometriye hazır olduğunu kanıtladığı inancı.
- Bazı 14 yaşındaki çocukların trigonometri çalışması gerçeği.
Cevabı göster
Yalnızca 14 yaşında olmanın bir çocuğun trigonometriye hazır olduğunu kanıtladığı inancı.
for good reason: bir iddianın haklı gerekçesi olduğunu belirtmek
For good reason, az önce söylenen şeyin arkasında güçlü ve mantıklı gerekçeler bulunduğunu belirtir. Bu cümlede önceki iddiayı güçlendirir: toplumun diğer alanlarının böyle örgütlenmemesi tesadüf değil, gerekçeli bir tercihtir. İfade, daha önce söylenen bir yargıyı değerlendirip onun haklı gerekçelere dayandığını gösterir. Ardından bir açıklama veya destekleyici kanıt geleceğine de işaret edebilir.
Alıştırma
Cümleyi “sağlam nedenler bulunduğu için” anlamındaki kalıpla tamamlayın: The lab requires safety glasses, and ____.
Cevabı göster
for good reason
the best and the brightest. Kalıp ifadeler
1:23en iyileri ve en parlak olanları yapay olarak yavaşlatıyor.
slows down: ilerlemeyi yavaşlatmak
Slow down, bir kişinin veya şeyin hareketini, çalışmasını ya da ilerlemesini yavaşlatmak anlamına gelir. Burada slows down geçişlidir: It nedeni belirtir, the best and the brightest ifadesi ise öğrenme ilerlemesi sınırlandırılan kişileri belirtir. Bu öbeksi fiil ayrılabilir. Nesne bir isimse slow down the project ve slow the project down biçimlerinin ikisi de kullanılabilir. Nesne bir zamirse onu fiil ile parçacığın arasına koyun: slow it down veya slow them down.
Alıştırma
slow down ve us zamirini doğal sözcük sırasıyla kullanarak cümleyi tamamlayın: Too many meetings can ____ when we are trying to finish the project.
Cevabı göster
slow us down
Topluluğu ifade eden the best and the brightest
the + sıfat kalıbı, bir insan grubunun tamamını adlandırabilir. the best and the brightest ifadesinde best ve brightest çoğul isim gibi işlev görür ve birlikte tek bir grubu, yani en yetenekli ve en başarılı kişileri anlatır. Burada bu adlandırma, öğrenmede daha hızlı ilerleyen kişileri ifade eder. İki üstünlük derecesinin yan yana kullanılması anlatımı vurgulu ve retorik kılar; brightest burada gerçekten ışık saçmayı değil, zihinsel açıdan üstün olmayı anlatır.
Alıştırma
“The academy recruits the best and the brightest,” cümlesinde bu ifade kimi anlatır?
- En yetenekli ve en becerikli kişiler
- Hem nazik hem neşeli kişiler
- En parlak ışıkların altındaki en iyi nesneler
Cevabı göster
En yetenekli ve en becerikli kişiler
Resmî olmayan bir yumuşatıcı olarak kind of
Konuşma İngilizcesinde kind of, anlamı yumuşatmak için bir sıfatın veya sıfat grubunun önüne gelebilir. Burada shocked and horrified ifadesini daha az kesin hâle getirir ve kabaca “biraz” ya da “bir bakıma” anlamı verir. Bu yumuşatıcı, tepkiyi ortadan kaldırmaz. Konuşan kişi hâlâ güçlü bir olumsuz tepki ifade eder; yalnızca biraz pay bırakır ve tamamen kesin ya da aşırı dramatik görünmekten kaçınır.
Alıştırma
Hangi cümlede kind of, bir sıfattan önce resmî olmayan bir yumuşatıcı olarak kullanılmıştır?
- That is the kind of answer we need.
- This is a kind of tropical fruit.
- I was kind of nervous before the interview.
Cevabı göster
I was kind of nervous before the interview.
only so many + çoğul sayılabilen isim
only so many + çoğul sayılabilen isim yapısında only bir üst sınır belirtir. Bir güne sığabilecek ders sayısı sınırlıdır; buradaki so many, “şaşırtıcı derecede çok” anlamına gelmez. Çoğul bir isimden önce there's kullanımı gündelik konuşmada yaygındır; ancak özenli standart dil bilgisi there are kullanır. Cümle, savı kapasite sınırı etrafında kurar: bir ders eklemek başka bir dersi çıkarmayı gerektirebilir.
Alıştırma
Sabit bir üst sınırı belirten ders ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: There are ____ seats available in this small room.
Cevabı göster
only so many
and everybody wants their pet subject taught in school, Kelime
1:34ve herkes kendi sevdiği dersin okulda okutulmasını ister,
pet subject: kişisel olarak özellikle desteklenen konu
Burada pet, hayvan anlamındaki isim değil, bir sıfattır. Pet subject, bir kişinin özellikle sevdiği ve sık sık desteklemeye devam ettiği konu veya okul dersidir. Tarafsız favorite subject ile karşılaştırıldığında pet subject, kişisel bir takıntı veya gündem izlenimi verebilir. Bu cümlede, sınırlı okul zamanını kendi önceliğine ayırmak isteyen kişiler hafifçe alaya alınır.
Alıştırma
Maya'nın bu konuyu kendi özel önceliği olduğu için tekrar tekrar desteklediğini en iyi hangi ifade anlatır? “Recycling policy is Maya's ___; she brings it up at every meeting.”
- pet subject
- favorite subject
- difficult subject
Cevabı göster
pet subject
make room for: bir seçim yaparak kapasite açmak
Bu cümlede make room for computer programming, başka bir şeyi çıkararak ya da azaltarak sınırlı bir müfredatta yer açmak demektir. Buradaki room fiziksel alanı değil, ders programındaki kapasiteyi anlatır. Bir öncelik, hâlihazırda başka bir şeye ayrılmış zaman, alan, para veya ilgiye ihtiyaç duyduğunda make room for + isim ya da -ing biçimi kullanılabilir. Yalnızca add demekten farklı olarak, yeni şeyin sığabilmesi için bir şeyden vazgeçme veya değişiklik yapma gereğini vurgular.
Alıştırma
Hangi durum, sınırlı bir programda make room for ifadesini en iyi örnekler?
- Takvimde zaten bolca boş zaman olduğu için yeni bir oturum eklenir.
- Yeni bir oturumun sığması için iki gündem maddesi kısaltılır.
- Programın tamamı iptal edilir ve yerine hiçbir şey konmaz.
Cevabı göster
Yeni bir oturumun sığması için iki gündem maddesi kısaltılır.
without the slightest hesitation: en ufak bir tereddüt olmadan
Without the slightest hesitation, “hiç tereddüt etmeden” anlamına gelir. Olumsuz without the slightest + soyut isim yapısında the slightest, “en küçük miktar bile” demektir; dolayısıyla cümle hiçbir tereddüde yer bırakmaz. Burada kararın anında ve tamamen emin bir şekilde verildiğini gösterir. Daha güçlü olan bu ifade, konuşanın seçimini yalnızca hızlı değil, kararlı ve muhtemelen kışkırtıcı da gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “hiç tereddüt etmeden” anlamındaki dört sözcüklü vurgu ifadesiyle tamamlayın: When the child called for help, Maya stepped in ____.
Cevabı göster
without the slightest hesitation
Aşamalı değişimi anlatan closer and closer
Closer and closer, sürekli bir değişimi göstermek için closer karşılaştırma biçimini tekrarlar: Bir hedefe olan mesafe zaman içinde giderek azalır. Burada bilgisayar programlamanın evrensel bir çeviri cihazını giderek daha yakın veya gerçekleştirilebilir hâle getirdiği anlatılıyor. 「Karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimi」kalıbı “gitgide daha...” anlamına gelir: better and better, faster and faster. İki ayrı karşılaştırmayı değil, aynı durumun aşamalar hâlinde değişmesini anlatır.
Alıştırma
Mesafenin adım adım azaldığını gösteren tekrarlı karşılaştırma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: “As the boat approached the dock, it came ____.”
Cevabı göster
closer and closer
Die a little inside deyimi
Die a little inside, bir şeyin konuşan kişiye bir an için yoğun hayal kırıklığı, utanç veya duygusal acı hissettirdiğini anlatan samimi ve abartılı bir ifadedir. Fiziksel zarar veya gerçek ölüm anlamına gelmez. Bu ifade, olumsuz bir tepkiyi çoğu zaman kara mizaha dönüştürür. Bu cümlede konuşan kişi, durumu umudundan veya ruhundan küçük bir parçayı alıyormuş gibi dramatik biçimde anlatır.
Alıştırma
I die a little inside ifadesinin hangi kullanımı doğal ve uygundur?
- Fiziksel bir yaralanmayı doktora gerçek anlamıyla bildirmek: “I die a little inside when that happens.”
- Cenazede yaslı bir aileyle konuşmak: “I die a little inside when that happens.”
- Bir arkadaşınız dizinin sonunu söyledikten sonra şaka yapmak: “I die a little inside when that happens.”
Cevabı göster
Bir arkadaşınız dizinin sonunu söyledikten sonra şaka yapmak: “I die a little inside when that happens.”
but I'm irrationally fond of tungsten, Kalıp ifadeler
1:58ama tungstene karşı mantıksız bir düşkünlüğüm var,
irrationally fond of: öz eleştiri içeren bir tercih
Be fond of, birini ya da bir şeyi sıcak bir duyguyla sevmek anlamına gelir. Burada irrationally fond of, konuşanın tamamen mantıklı bir nedene dayanmasa da tungstene özel bir yakınlık duyduğunu anlatır. Irrationally ciddi bir eleştiriden çok hafif bir öz eleştiri ve mizah katar. Konuşan, bu duygunun kişisel ve biraz mantıksız olduğunu kabul eder; böylece ifade, yalnızca like demekten daha esprili ve incelikli olur.
Alıştırma
Konuşan irrationally fond of tungsten ifadesiyle hangi tutumu aktarıyor?
- Mantıksız bir korkudan kaynaklanan tungsten nefreti
- Tungstenin nesnel olarak en iyi olduğuna dair dikkatle gerekçelendirilmiş bir yargı
- Konuşanın tamamen mantıklı olmadığını şakayla kabul ettiği sıcak bir tercih
Cevabı göster
Konuşanın tamamen mantıklı olmadığını şakayla kabul ettiği sıcak bir tercih
it's not like there's a shortage of ...: bir endişeyi geçersiz saymak
It's not like + yan cümle, bir düşüncenin açıkça doğru olmadığını ya da ciddi bir endişe oluşturmadığını belirtir. Buradaki olası endişe, iyi bilim kanallarının çok az olmasıdır; konuşan iyi kanalların bol olduğunu söyleyerek bu endişeyi reddeder. Bu kullanım, doğrudan There isn't a shortage... demekten daha konuşma diline özgüdür. Birinin sahip olabileceği varsayıma cevap verdiği için çoğu zaman gerekçe, güvence veya hafif bir karşı çıkış gibi duyulur.
Alıştırma
Konuşma dilindeki karşı çıkışı dersin hedef kalıbıyla tamamlayın: We can lend her a notebook. ____ notebooks in the supply cupboard.
Cevabı göster
It's not like there's a shortage of
would you rather fight 100 duck-sized horses Dilbilgisi
2:30100 tane ördek boyutunda atla mı savaşmayı tercih edersin
speaking of which ile bağlantılı bir konuya geçiş
Speaking of which, yeni bir yorum veya soruyu az önce sözü edilen konuya bağlar. Burada Reddit'ten söz edilmesi, Reddit tartışmalarıyla ilişkilendirilen türde varsayımsal bir soruya geçiş sağlar. Which, önceki konunun tamamına gönderme yapar; ardından bir isim gelmez. Kullanışlı kalıp şudur: bir konudan söz et. Speaking of which, + o konuyla bağlantılı bir yorum veya soru.
Alıştırma
Cümleyi sabit geçiş ifadesi speaking of which ile tamamlayın: “We were discussing the school play. ____, who is making the costumes?”
Cevabı göster
Speaking of which
Would you rather A or B? tercih sorusu
Would you rather A or B? bir kişiye iki seçenekten hangisini tercih ettiğini sorar ve genellikle hayalî ya da eğlenceli durumlarda kullanılır. Bu cümledeki iki hayvan seçeneği de bilerek saçma oluşturulmuştur; soru gerçek bir dövüşü sormak yerine sohbet başlatır. Yapı şöyledir: Would you rather + yalın fiil öbeği A + or + yalın fiil öbeği B? Fiil iki seçenekte ortaksa tekrar edilmesi gerekmez: Would you rather fight A or B? Burada rather tercih belirtir ve ardından to gelmez.
Alıştırma
Sabit tercih sorusunu tek sözcükle tamamlayın: “Would you ____ cook dinner or order takeout?”
Cevabı göster
rather
probably wouldn't be structurally sound. Kalıp ifadeler
2:36muhtemelen yapısal olarak sağlam olmayacağı anlamına gelir.
structurally sound: yapısal olarak yeterince sağlam
Structurally sound, bir şeyin maruz kalması beklenen kuvvetleri ve ağırlığı taşıyacak kadar sağlam yapılmış veya oluşmuş olması demektir. Buradaki sound, güvenilir ve iyi durumda anlamında bir sıfattır; sesle ilgisi yoktur. Bu cümlede ifade, at büyüklüğündeki bir ördeği taşıyacak şekilde büyütülmüş bacakların yapısal açıdan muhtemelen yeterince güçlü olmayacağını anlatır. Her türlü güvenliği değil, özellikle yapısal dayanıklılığı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘yapısı bakımından yeterince güçlü’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the storm, engineers confirmed that the bridge was ____.
Cevabı göster
structurally sound
and if any of the videos I've ever made
2:44ve eğer şimdiye kadar yaptığım videolardan herhangi birinin
can be said to be important: temkinli bir değerlendirme
can be said to be + sıfat veya isim öbeği kalıbı, bir tanımı tartışılmaz bir gerçek yerine makul ve mümkün bir değerlendirme olarak sunar. Edilgen yapı, değerlendirmeyi kimin yaptığını belirtmez ve konuşanın iddiaya bağlılığını yumuşatır. Burada can be said to be important, “makul biçimde önemli kabul edilebilir” demektir. Birinin konuşma iznine sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, değerlendirmeyi başkalarının görüşü olarak aktarmadan temkinli biçimde ifade eder?
- The plan is successful.
- The plan can be said to be successful.
- The plan is said to be successful.
Cevabı göster
The plan can be said to be successful.
I promise at least one more about the single transferable vote,
2:48Devredilebilir tek oy hakkında en az bir tane daha söz veriyorum,
will ever gain ground in the United States? Deyimler
2:54Amerika Birleşik Devletleri'nde bir gün güç kazanacağını düşünüyor musunuz?
gain ground: destek veya etki kazanmak
Bu soruda gain ground, daha etkili hâle gelmek veya daha fazla destek kazanmak anlamına gelir. Konuşmacı, ABD'de iki büyük parti dışındaki partilerin siyasi konumlarını iyileştirip iyileştiremeyeceğini soruyor. İfade mecazidir: bir alanda ilerlemek, rakiplere karşı ilerleme kaydetmeyi temsil eder. Genellikle göreceli bir ilerleme anlatır; bir taraf öncekinden ve çoğu zaman diğerlerinden daha iyi duruma gelir. Gerçek anlamda toprak sahibi olmayı ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi gain ground ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the televised debate, the independent candidate began to ____ in the polls.
Cevabı göster
gain ground
The problem isn't X, it's Y: yüzeydeki nedeni temel nedenle değiştirmek
“The problem isn't X, it's Y” kalıbı, X'i ana açıklama olarak reddeder ve yerine konuşmacının daha temel olarak sunduğu Y'yi koyar. Eşit önemde iki sorunu sıralamak değil, güçlü bir düzeltme yapmaktır. Burada siyaset ve seçmen ilgisizliği sonuçlar veya yüzeydeki belirtiler olarak ele alınıyor. Sistem ise bunları üreten neden olarak sunuluyor; böylece cümle dinleyiciyi görünür sorundan, konuşmacının ileri sürdüğü temel nedene yönlendiriyor.
Alıştırma
Hangi cümle görünürdeki bir nedeni reddedip onun yerine daha derin bir neden koyan kalıbı kullanıyor?
- The problem may be a lack of effort or an unclear plan.
- The problem isn't a lack of effort; it's an unclear plan.
- The problem is both a lack of effort and an unclear plan.
Cevabı göster
The problem isn't a lack of effort; it's an unclear plan.
is pretty much the worst in the civilized world.
3:02medeniyet dünyasındaki hemen hemen en kötü sistemdir.
Daha güçlü bir ikinci nokta eklemek için isn't just X, it's also Y
isn't just X, it's also Y kalıbı önce bir noktayı sunar, ardından başka bir nokta ekler. Burada konuşmacı önce üçüncü bir partiye oy vermeyi boşa giden bir oy olarak nitelendiriyor, sonra da sonucun seçmenin kendi çıkarlarına ters düştüğü yönünde daha güçlü bir iddia ekliyor. İkinci cümlecik küçük bir ek ayrıntı değildir; savı bir basamak daha güçlendirir. Y, X'in önemini, ciddiyetini veya sonucunu artırdığında bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi isn't just X, it's also Y kalıbının kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: Compared with the basic plan, the premium plan ____ harder to use; ____ more expensive.
Cevabı göster
isn't just · it's also
Kişisel bir gözlemi sunmak için It's been my experience that ...
It's been my experience that, ardından gelen cümleciği konuşmacının zaman içinde biriktirdiği deneyimden çıkardığı bir sonuç olarak sunar. İddia söylenmeden önce dinleyiciye bilgiyi nasıl değerlendirmesi gerektiğini gösterir: Bu, evrensel bir gerçek değil, kişisel deneyime dayalı bir gözlemdir. Burada experience tek bir olayı değil, zaman içinde edinilen bilgi ve deneyimi ifade eder. that ile başlayan cümlecik gözlemin kendisini içerir.
Alıştırma
Cümleyi, iddiayı birikmiş kişisel deneyimden çıkarılan bir sonuç olarak sunan beş kelimelik kalıpla tamamlayın: ____ short daily practice builds confidence.
Cevabı göster
It's been my experience that
The more ..., the more ...: bağlantılı değişimler
The more ..., the more ... bağıntılı bir karşılaştırma yapısıdır: bir miktar ya da etkinlik arttıkça diğeri de artar. Bu cümlede yazmak, hakkında yazılacak daha fazla konu; programlama yapmak ise daha fazla programlama fikri üretir. Her bölüm the + bir karşılaştırma ifadesiyle başlar. the more you write içindeki the, artikel görevinde değildir ve yan cümle düz cümle söz dizimini korur: do you write değil, you write kullanılır. Aynı yapıdaki birkaç çift and ile bağlanarak paralel geri bildirim döngüleri gösterilebilir.
Alıştırma
İki boşluğu da tekrarlanan the more bağıntılı yapısıyla tamamlayın: ____ you practise speaking, ____ natural your English sounds.
Cevabı göster
The more · the more
keep me in touch with: bağlantıda veya haberdar kalmak
keep me in touch with the wider world ifadesinde keep, ‘birinin belli bir durumda kalmasını sağlamak’; in touch with ise bir şeyle bağlantılı olmak ya da o konuda bilgi sahibi olmaya devam etmek anlamına gelir. Sesli kitaplar ve podcast'ler, konuşanın yakın çevresinin ötesindeki yaşamı ve fikirleri öğrenmeye devam etmesini sağlar; burada fiziksel bir dokunmadan söz edilmez. Yeniden kullanılabilen yapı keep + person + in touch with + person, group, topic, or current developments şeklindedir. with sonrasındaki nesneye göre bağlantı doğrudan iletişim içerebilir ya da yalnızca gelişmelerden sürekli haberdar olmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle haftalık bir bültenin Maya'nın kendi alanındaki son gelişmelerden haberdar kalmasına yardımcı olduğunu anlatır?
- The weekly newsletter keeps Maya in touch with the latest developments in her field.
- Maya stays in touch with a former colleague from her field.
- Maya gets in touch with the newsletter editor to ask a question.
Cevabı göster
The weekly newsletter keeps Maya in touch with the latest developments in her field.
expose me to ideas: expose someone to something ile birini bir şeyle tanıştırmak
Expose someone to something, bir kişiye bir şeyi deneyimleme, öğrenme veya ona aşina olma fırsatı vermek anlamına gelir. Buradaki expose me to ideas, sesli içeriğin konuşan kişiyi yeni fikirlerle buluşturduğunu anlatır. Yapı expose + kişi + to + şey şeklindedir. Kişi doğrudan expose fiilinden sonra, konu veya deneyim ise to sözcüğünden sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi expose sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: The museum visit will ____ the class to new forms of art.
Cevabı göster
expose
come across: tesadüfen rastlamak
Bu cümlede come across, aramayı planlamadan bir şeyi tesadüfen bulmak veya onunla karşılaşmak anlamına gelir. Konuşan kişi, dışarıdan yardım olmasaydı bu içeriği muhtemelen keşfedemeyeceğini söylüyor. Beklenmedik bir karşılaşma veya buluş için come across + kişi ya da şey yapısını kullanın; come across an article, a name veya an old friend örneklerinde olduğu gibi.
Alıştırma
Tesadüfen bulmak anlamını vermek için cümleyi come across ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While cleaning the attic, I ____ an old map.
Cevabı göster
came across
If you could live at any time in history, Dilbilgisi
3:47Tarihte herhangi bir zamanda yaşayabilseydiniz,
Hayali bir seçim için If you could ..., when would it be?
If you could live ... yapısındaki could, hayali bir durum kurmak için geçmiş biçimli bir kiplik fiil olarak kullanılır. Geçmişte gerçekten sahip olunan bir beceriyi anlatmaz; dinleyiciden tarihteki herhangi bir dönemi seçebildiğini hayal etmesini ister. Ana soru would kullanır: when would it be? Yaygın kalıp If + could + fiilin yalın hâli, soru sözcüğü + would + özne + fiilin yalın hâli? şeklindedir. Gerçek dışı ya da sınırsız bir durumda kişinin ne seçeceğini sormak için kullanılır.
Alıştırma
Hayali seçim sorusunu can ve will fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: If you ____ visit any period in history, when ____ you go?
Cevabı göster
could · would
Resmî ve teatral bir giriş olarak Allow me to summarize
Allow me to summarize yalnızca sıradaki eylemi belirtmez. Konuşma sırasını alır ve konuşmacının özet yapmak üzere olduğunu resmî ve kendinden emin bir biçimde duyurur. Burada gerçek bir izin isteğinden çok retorik bir açılıştır. Görkemli ifade ve ardından gelen all of human existence gibi çok büyük bir iddia, cümleyi bilinçli olarak teatral ve mizahi kılar.
Alıştırma
Bir sunucu izin istemeden özet yapacağını duyururken bilerek görkemli konuşmak istiyor. Hangi açılış en uygundur?
- I was allowed to summarize the main point.
- Let me summarize the main point.
- Allow me to summarize the main point.
- May I summarize the main point?
Cevabı göster
Allow me to summarize the main point.
Ciddi bir ön açıklama olarak “I'm not trying to be glib here”
Burada I'm not trying to be glib, “Rahatça söylenmiş zekice bir sözle konuyu geçiştiriyor gibi görünmek istemiyorum” demektir. Glib, ciddi veya zor bir meseleyi basitmiş gibi ele alan, akıcı ve kendinden emin ama yeterince düşünülmemiş görünen konuşmayı niteler. Konuşan kişi, kısa bir yanıtın yanında bu açıklamayı kullanarak yanıtı ciddi biçimde verdiğini gösterir. I'm not trying to be + sıfat kalıbı, olası bir olumsuz izlenimi önceden giderebilir: “Bunun X gibi gelebileceğini biliyorum ama niyetim bu değil.”
Alıştırma
Bir kişi zor bir soruya çok kısa bir yanıt verip “I'm not trying to be glib here.” diyor. Esas olarak ne yapıyor?
- Çok yavaş konuştuğu için özür diliyor.
- Yanıt fazla kolay görünse de ciddi bir niyetle verildiğini söylüyor.
- Herkesi güldürmeyi amaçladığını söylüyor.
Cevabı göster
Yanıt fazla kolay görünse de ciddi bir niyetle verildiğini söylüyor.
Tersine çevrilmiş mantık veya öncelikler için “That's completely backwards”
Burada backwards mecaz anlamdadır. That's completely backwards, akıl yürütmenin, neden-sonuç ilişkisinin, sıranın veya önceliğin tersine çevrildiği anlamına gelir; bir şeyin fiziksel olarak yanlış yöne baktığı anlamına gelmez. Bu ifade güçlü bir düzeltmedir: Konuşan kişi, önerilen sıranın neredeyse tam tersi şekilde anlaşıldığına inanır. İfadeyi anlamak için neyin önce gelmesi veya neyin diğerine neden olması gerektiğine bakın.
Alıştırma
“You say confidence must come first, but that's completely backwards; confidence grows through practice,” cümlesinde that's completely backwards ne anlama gelir?
- Plan, belirtilmeyen bir nedenden dolayı yanlıştır.
- Neden-sonuç sırası tersine çevrilmiştir.
- Konuşan kişi fiziksel olarak geriye doğru hareket etmektedir.
Cevabı göster
Neden-sonuç sırası tersine çevrilmiştir.
Koşul bildiren if ve whether anlamındaki care if
İlk if bir koşul bildirir: videolar ilgi çekici olmadığında ortaya çıkan sonuç, kimsenin bunu önemsememesidir. İkinci if ise insanların önemsemeyeceği konuyu, yani videoları düzenli olarak yükleyip yüklemediğini belirtir. Care fiilinin anlamını tamamlar; başka bir koşul eklemez. Bu nedenle aynı cümlede if iki farklı görevde kullanılabilir: koşul bildiren if ve care whether anlamındaki care if.
Alıştırma
Cümledeki ikinci if ne işe yarıyor?
- Kimsenin önemsemeyeceği konuyu, yani yüklemelerin düzenli olup olmadığını belirtir.
- Videoların neden ilgi çekici olmadığını açıklar.
- Birinin önemsemesinden önce gerçekleşmesi gereken ikinci bir koşul ekler.
Cevabı göster
Kimsenin önemsemeyeceği konuyu, yani yüklemelerin düzenli olup olmadığını belirtir.
Twitter takipçileri görüntülenme getirmez; görüntülenmeler Twitter takipçileri getirir
İki cümle followers ve views sözcüklerini özne ve nesne konumlarında tersine çevirir: önce followers → views, ardından views → followers. Get you ifadesinin tekrarlanması bu tersine çevirmeyi görmeyi kolaylaştırır. Bu aynalı yapı, öne sürülen neden-sonuç yönünü düzeltir. Görüntülenmelerin önce geldiğini ve ardından takipçilere ve olası iş birliği ortaklarının ilgisine yol açtığını savunur. Bu, öncelik hakkında güçlü bir ifadedir; takipçilerin hiçbir zaman görüntülenme sağlayamayacağına ilişkin kesin bir iddia değildir.
Alıştırma
Hangi yeniden yazım aynı tersine çevrilmiş neden-sonuç yapısını koruyor?
- Useful content and a large audience are both valuable.
- A large audience creates useful content, so content matters.
- A large audience doesn't create useful content. Useful content creates a large audience.
Cevabı göster
A large audience doesn't create useful content. Useful content creates a large audience.
I know it's not very helpful advice, Ton ve niyet
4:17Bunun pek yararlı bir tavsiye olmadığını biliyorum,
I know ..., but ...: keterbatasanを認めても主張を取り下げない
I know ... konuşanın önce bir eksikliği kabul ettiğini gösterir: Tavsiye, belirli veya uygulanabilir olmadığı için pek yararlı değildir. Bunu kabul etmek, konuşanın dinleyicinin hayal kırıklığına uğrayabileceğinin farkında olduğunu gösterir. But, konuşanın yine de savunmak istediği ana noktayı getirir. Tavsiye sınırlı olabilir, ancak konuşanın sunabileceği en dürüst cevaptır. I know X, but Y kalıbı, X'i kabul ederken Y'den vazgeçmemenizi sağlar.
Alıştırma
Bir arkadaşınız daha yararlı bir cevap istiyor, ancak siz yalnızca dürüst olabilirsiniz. Hangi cevap hem sorunu kabul eder hem de görüşünüzü korur?
- I know this isn't very practical, but it's the most honest answer I can give.
- I know this is honest, and it gives you every step you need.
- This isn't very practical, so I won't give you an answer.
Cevabı göster
I know this isn't very practical, but it's the most honest answer I can give.
What's the most ... you've ever been told?: tüm deneyim içindeki en önemli örneği sormak
The most interesting fact, üstünlük bildiren bir isim grubudur: Diğerlerinin hepsinden daha üstte yer alan tek bir gerçeği sorar. You've ever been told, edilgen present perfect yapısıdır. Zaman aralığını dinleyicinin geçmişinden şimdiye kadar belirler; been told ise gerçeğin birisi tarafından dinleyiciye söylendiğini gösterir. Ever, “bu sürenin herhangi bir anında” demektir, “sık sık” demek değildir.
Alıştırma
Soruyu dört İngilizce sözcükle tamamlayın. You've ile başlayın ve ever ile give fiilinin edilgen biçimini kullanın: What's the best advice ____?
Cevabı göster
you've ever been given
walk someone through something: birine bir şeyi adım adım anlatmak
Bu cümlede walked me through the process, sürecin bana adım adım açıklandığı anlamına gelir. Bu ifade, yönlendirmeli bir açıklama veya gösterimi anlatır; biriyle fiziksel olarak bir yerden yürüyerek geçmek anlamına gelmez. Kalıp walk + kişi + through + süreç veya görev şeklindedir. Kişinin her aşamayı takip etmesine yardım etmeye odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle doğal biçimde adım adım yardım istiyor?
- Could you walk through me the printer setup?
- Could you walk me through the printer setup?
- Could you walk me to the printer setup?
Cevabı göster
Could you walk me through the printer setup?
the process by which + cümlecik: mekanizmayı açıklayan resmî yapı
Process adı, bir dizi olayı ifade eder. by which trees get water from their roots to their leaves ilgi cümleciği, bu sürecin arkasındaki mekanizmayı açıklar. Burada by, araç veya mekanizmayı belirtir; “yanında” anlamına gelmez. Kalıp the process by which + özne + fiil şeklindedir. Bir şeyin nasıl gerçekleştiği düşüncesini bir ad öbeği içine yerleştirmenin resmî bir yoludur.
Alıştırma
Hangi cümle bir mekanizmayı adlandırmak için resmî yapıyı doğru kullanıyor?
- The report describes by which the process the filter removes salt from water.
- The report describes the process by which the filter removes salt from water.
- The report describes the process how the filter removes salt from water.
Cevabı göster
The report describes the process by which the filter removes salt from water.
Güçlü ve gündelik bir tepki olarak mind-blowing
Mind-blowing, son derece şaşırtıcı, etkileyici veya ufuk açıcı anlamına gelen, güçlü ve olumlu bir gündelik sıfattır. Burada konu sıkıcı görünse de sohbetin konuşanın anlayışını büyük ölçüde genişlettiğini veya değiştirdiğini anlatır. Bu birleşik sözcük mecazidir; birinin zihnine gerçek anlamda bir şey olmaz. Bir şey yalnızca ilginç olmanın çok ötesine geçtiğinde kullanılır.
Alıştırma
Bir arkadaşınız "The planetarium show was mind-blowing." diyor. Ne demek istiyor?
- Biraz sıkıcıydı.
- Gerçek anlamda bir patlamaya yol açtı.
- Son derece şaşırtıcı ve etkileyiciydi.
Cevabı göster
Son derece şaşırtıcı ve etkileyiciydi.
Being ... is a vital part of figuring out ... yapısı
being confused and frustrated with the topic şeklindeki -ing yan cümlesi, is fiilinin dil bilgisel öznesidir. Bir durumu veya deneyimi, cümlenin ele alabileceği tek bir fikir hâline getirir. “-ing yan cümlesi + is a vital part of + -ing yan cümlesi” kalıbı, ilk deneyimin of sözcüğünden sonra belirtilen süreç için gerekli olduğunu anlatır. Burada figuring out, bir şeyi yavaş yavaş anlamak veya bir şeyi yapmanın yolunu bulmak demektir.
Alıştırma
Bir şeyin bir süreç için gerekli olduğunu belirten, dersteki beş sözcüklü ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Making mistakes ____ learning a new language.
Cevabı göster
is a vital part of
look over the final draft: son taslağı gözden geçirmek
Burada look over, sorunları fark etmek veya bir şeyin uygun olup olmadığına karar vermek için onu incelemek ya da gözden geçirmek anlamına gelir. Konuşan kişi, bir uzmanın senaryonun son taslağını kontrol etmesini istiyor; yalnızca bakışlarını onun ötesine yöneltmesini değil. Look over ayrılabilen bir öbek fiildir: look over the draft ve look the draft over kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse zamiri ortaya koyun: look it over deyin, look over it demeyin.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız rapordaki hataları kontrol etmenizi istiyor. Hangi rica look over ifadesini bu anlamda kullanıyor?
- Could you look over at the report on the screen?
- Could you overlook the error in this report before I send it?
- Could you look over this report before I send it?
Cevabı göster
Could you look over this report before I send it?
time constraints: mevcut zamandan kaynaklanan kısıtlamalar
Time constraints, yalnızca belirli miktarda zaman bulunduğu için yapılabilecek şeylere getirilen sınırlamalardır. Bu cümlede uzman incelemesi ayarlamayı zorlaştırırlar; ifade bir takvimi ya da belirli bir randevuyu değil, sınırlayıcı koşulu adlandırır. Time, constraints sözcüğünden önce onu niteleyen bir isim olarak kullanılır. Bir projeyi birden fazla zaman baskısı etkilediğinde çoğul time constraints yaygındır; a time constraint ise belirli tek bir sınırlamayı anlatabilir.
Alıştırma
Bir ekip tek bir teslim tarihinden veya sabit bir süreden değil, sınırlı mevcut zamanın oluşturduğu genel kısıtlamalardan söz ediyor. Sorunu en iyi hangi ifade adlandırır?
- time constraints
- a deadline
- a time limit
Cevabı göster
time constraints
you want to be proven wrong? Dilbilgisi
5:01yanlış olduğunun kanıtlanmasını istediğiniz herhangi bir kısmı var mı?
want to be proven wrong: yanıldığının kanıtlanmasını istemek
To be proven, to be + geçmiş zaman ortacı yapısıyla kurulan edilgen bir mastardır. Bu soruda kişi, bilimsel görüşlerinden veya tahminlerinden birinin yanlış olduğunu kanıtların ya da başka birinin göstermesini istiyor. Wrong kişinin görüşünü niteler; kanıtlama işleminin yanlış yapıldığı anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman açık fikirli bir tutum gösterir: konuşan kişi şu anda kaygı verici bir tahmine inansa da onu çürüten daha iyi kanıtları memnuniyetle karşılayacaktır.
Alıştırma
Cümleyi karşıt kanıtlara açık olmayı gösteren edilgen mastarla tamamlayın: My forecast is pessimistic, but I want ____ if new data emerges.
Cevabı göster
to be proven wrong
İhtiyatlı bir yanıt olarak I'd hope
Buradaki I'd, I had değil I would anlamındadır. Kısa Ravenclaw yanıtından sonra eklenen I'd hope, seçimi konuşanın doğrulayabildiği bir gerçek olarak değil, istediği veya beklediği sonuç olarak sunar. Koşullu biçim yanıtı ihtiyatlı ve alçakgönüllü yapar. Hayalî bir yerleştirme durumundaki şimdiki tutumu anlatır; geçmişteki bir umudu anlatmaz.
Alıştırma
Hangi yanıt Ravenclaw seçimini kesin bir gerçek veya geçmişteki bir umut olarak değil, şimdiki ve ihtiyatlı bir tercih olarak sunar?
- Ravenclaw, I'd hoped.
- Ravenclaw, I'd hope.
- Ravenclaw, I know.
Cevabı göster
Ravenclaw, I'd hope.
Kesin açıklama yapmak için as in ...
Burada as in, bu soruda totally self-sufficient ifadesinin ne anlama geldiğini daha kesin biçimde açıklıyor: ülkenin hiç ithalatı veya ihracatı yok. Önceki ifadenin anlamını daraltıyor; neden, zaman veya karşılaştırma bildirmiyor. “Bu belirli anlamı kastediyorum” demek istediğinizde as in + bir kelime, ifade veya kısa yan cümle kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Konuşan silent kelimesinin anlamını kesinleştiriyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The room must be silent—____ no talking, music, or phone sounds.
- such as
- as in
- as if
Cevabı göster
as in
İstenmeyen son seçenek olarak resort to ...
Resort to, daha iyi seçenekler bulunmadığı veya başarısız olduğu için bir yönteme başvurmak anlamına gelir. Genellikle yöntemin istenmeyen, aşırı veya son seçenek olduğunu gösterir. Burada Orta Çağ teknolojisini kullanmak, tüm ticaretten kaçınmanın saçma bedeli olarak sunuluyor. Resort to ifadesindeki to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: resort to force; resort to borrowing.
Alıştırma
“İstenmeyen bir son seçeneği kullanmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After every peaceful solution failed, the leaders had to ____ force.
Cevabı göster
resort to
Alaycı bir yeniden ifade olarak What, you mean ...?
Burada What, you mean ...? bilimin açıklanmasını isteyen gerçek bir soru değildir. Konuşmacı anlamı kontrol ediyormuş gibi yapar ve bilimi gerçeği belirleme yöntemi olarak yeniden ifade eder. Bu yeniden ifade, konuşmacının tutumunu kendiliğinden açıkmış gibi gösterir: Bilim gerçeği belirleme yolumuzsa siyasette elbette önemli olmalıdır. Bu nedenle soru biçimi belirsizlik değil, alaycı ve güçlü bir onay ifade eder.
Alıştırma
Bu bağlamda konuşmacı What, you mean the method by which we determine the truth? ifadesiyle ne yapıyor?
- Bilimin önemini apaçık göstermek için bilimi alaycı biçimde yeniden tanımlıyor.
- Bilimin gerçeği belirlemeye yardımcı olabileceği düşüncesini reddediyor.
- Bilmediği bir yöntemin adını içtenlikle soruyor.
Cevabı göster
Bilimin önemini apaçık göstermek için bilimi alaycı biçimde yeniden tanımlıyor.
Temkinli bir doğrulama olarak Apparently.
Apparently. tek başına kullanıldığında, az önce olan veya belirgin hâle gelen bir şeye dayanarak bir durumu doğrular. Kabaca “Görünüşe göre bu doğru” anlamına gelir; yalnızca “Bu çok açık” demek değildir. Tek kelimelik cevap, iddiayla arasında biraz mesafe bırakır. Burada bu temkinlilik, kişinin kendisine yönelik hafif bir şaşkınlıkla birleşir: Sonuç, konuşmacıya iddianın doğru olduğunu henüz göstermiştir.
Alıştırma
Bir sunucu “You can answer ten questions in thirty seconds!” diyor. Konuk bunu yaptıktan sonra “Apparently.” diye cevap veriyor. Apparently. burada ne anlama geliyor?
- İddia daha hiçbir şey olmadan önce açıktı.
- Az önce olana bakılırsa bu iddia doğru görünüyor.
- İddiayı duymadım.
Cevabı göster
Az önce olana bakılırsa bu iddia doğru görünüyor.