Teriyerleri Geçelim! | Daktilo | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
288 kelime 167 kel/dk

Video özeti: Bluey kaybolan gerçek daktiloyu ararken endişeli iki arkadaşını Calypso’ya gitmeye davet eder. Yolda hayali bir savaşın içine girerler ve önlerini kesen çocukların çevresinden geçmek için bir güzergâh planlarlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. where did the real typewriter go? — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Beklenen yerinde bulunmayan bir nesneyi sormanın doğal bir yolunu öğrenin. Soru, daktilonun hangi yöne hareket ettiğini değil, “şimdi nerede?” olduğunu sorar; bu nedenle bir eşyanın kaybolduğunu fark ettiğinizde kullanışlıdır. 2. sausage dog. — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Uzun gövdesinden esinlenen ve Britanya ile Avustralya İngilizcesinde dachshund için kullanılan gündelik adı tanıyın. Bu kültürel anlam, köpeğin oturmasının daha uzun sürmesi ve küçük “sosis köpek” bacaklarıyla koşması hakkındaki şakaları anlaşılır kılar. 3. outflank us. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Rakibin yanından dolaşıp daha avantajlı bir konuma geçmeyi anlatan resmî bir askerî fiili anlayın. Sözcüğün taktik diline ait olduğunu bilmek, çocukların hayali savaşını takip etmeyi ve onu geçmek ya da etrafında yürümek gibi genel fiillerden ayırmayı sağlar.

Bu derste

Why didn't the old dog look in the chest sooner? Notlar

0:00

Yaşlı köpek sandığın içine neden daha önce bakmadı?

Dilbilgisi

Why didn't + özne + fiilin yalın hâli?

Why didn't + özne + fiilin yalın hâli? geçmişte gerçekleşmemiş bir eylemin nedenini sorar. Bu cümlede konuşan kişi, köpeğin sandığın içine daha önce bakmasını beklediğini ima eder. Didn't geçmiş zamanı ve olumsuzluğu zaten taşıdığı için asıl fiil yalın hâlde kalır: looked değil, look.

Alıştırma

Geçmiş zamandaki olumsuz soruyu didn't ve bring fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Why ____ Sam ____ an umbrella?

Cevabı göster

didn't · bring

Kalıp ifadeler

look in the chest

Look in the chest, içinde ne olduğunu kontrol etmek için sandığın içine bakmak demektir. Burada chest büyük bir saklama sandığını, in ise onun iç kısmını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp look in + kap biçimindedir; örneğin look in a bag, look in a drawer veya look in a cupboard.

Alıştırma

Hangi cümle bir kabın içinin kontrol edilmesini açıkça söyler?

  1. Look after the box until I return.
  2. Look at the box by the door.
  3. Look in the box for the missing key.
Cevabı göster

Look in the box for the missing key.

I'm not sure.

0:02

Emin değilim.

Well, I'm going to write a story Dilbilgisi

0:03

Şey, ben bir hikaye yazacağım

Dilbilgisi

I'm going to write: planlanmış bir eylem

“I'm going to write”, be going to + fiilin yalın hâli yapısını kullanarak yazma eylemini konuşanın mevcut planı olarak sunar. Eylemin daha sonra gerçekleşmesi beklenir; henüz gerçekleşmiyordur. Burada going bir yere gitmeyi anlatmaz. Özne I olduğunda be, am olur ve I'm biçiminde kısalır; write ise to sonrasında yalın hâlde kalır.

Alıştırma

be going to ve write kullanarak planı tamamlayın: Tomorrow, I ____ a story.

Cevabı göster

am going to write

where he looked in the chest straightaway Kelime

0:05

hemen sandığın içine baktığı

Dilbilgisi

a story where ...: hikâyenin içindeki bir durum

“a story where...” ifadesinde where, hikâyenin içindeki durumu anlatan bölümü başlatır. “In which”, yani “onun içinde” şeklinde anlaşılabilir: o hikâyede, o kişi sandığın içine hemen baktı. Where yalnızca fiziksel bir yeri değil, bir ortamı veya durumu belirten adı da o ortamda neler olduğunu anlatan cümleciğe bağlayabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, hikâyenin içinde her hayvanın konuşabildiği anlamına gelir?

  1. He wrote a story where every animal could talk.
  2. He wrote a story who every animal could talk.
  3. He wrote a story that every animal could tell.
Cevabı göster

He wrote a story where every animal could talk.

and he saw the treats.

0:07

ve ödül mamalarını gördüğü.

Kelime

straightaway: hemen, gecikmeden

Bu cümlede straightaway, “hemen” veya “gecikmeden” anlamına gelen bir zarftır. looked sözcüğünü niteler: hiç beklemeden sandığın içine baktığını anlatır. Burada straightaway tek bir sözcük olarak anlaşılmalıdır. Eylemin ne zaman gerçekleştiğini belirtir; straight ve away sözcüklerinin kelimesi kelimesine birleşmiş anlamı değildir.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz “hemen” anlamındaki zarfla cümleyi tamamlayın: If the alarm rings, leave the building ____.

Cevabı göster

straightaway

Hey, where did the real typewriter go? Notlar

0:09

Hey, gerçek daktilo nereye gitti?

Ton ve niyet

Where did the real typewriter go?: kayıp bir nesnenin yerini sormak

Where did the real typewriter go?, konuşan kişi daktilonun orada olmasını beklerken onun kayıp olduğunu yeni fark ettiğinde sorulan doğal bir sorudur. Şimdi nerede olduğunu sorar ve kaybolmasına duyulan şaşkınlığı da ifade edebilir. Özne bir nesne olduğunda go, nesnenin kendi kendine hareket ettiği anlamına gelmez. Kalıp Where did + kişi veya şey + go? şeklindedir; did sözcüğünden sonra go fiilinin yalın hâli kullanılır.

Alıştırma

Anahtarlarınızın masada olmasını bekliyordunuz ama kayıplar. Bu durumu en doğal biçimde ifade eden soru hangisidir?

  1. Where did my keys go?
  2. Where did my keys went?
  3. Where are my keys going?
Cevabı göster

Where did my keys go?

Kültür

real typewriter: gerçek bir daktilo

typewriter, yazıyı kâğıda basmaya yarayan bir makineyi, yani daktiloyu ifade eder. Bu makineler bilgisayarlar yaygınlaşmadan önce çok kullanılırdı; sözcük hikâye yazan bir kişi anlamına gelmez. Burada real, oyuncak veya hayalî ya da oyun sırasında daktilo yerine kullanılan bir nesnenin aksine, fiziksel olarak var olan gerçek bir daktiloyu belirtir. Sıfat, oyun sırasında daktilo gibi davranılan bir şeyi değil, gerçek nesneyi gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede "the real typewriter" neyi ifade ediyor?

  1. Hikâye yazan bir kişi
  2. Bir oyundaki hayalî klavye
  3. Kâğıda yazı yazmak için kullanılan gerçek bir makine
Cevabı göster

Kâğıda yazı yazmak için kullanılan gerçek bir makine

Oh, I don't know.

0:11

Oh, bilmiyorum.

I'll go ask Calypso. Kalıp ifadeler

0:12

Gidip Calypso'ya soracağım.

Kalıp ifadeler

go ask: go + fiilin yalın hâli

Buradaki go ask, Calypso'nun yanına gidip ona sormak anlamına gelen kısa ve günlük bir fiil dizisidir. Calypso, ask fiilinin nesnesidir; bu yüzden go ile ask birbiriyle ilgisiz iki düşünce değil, tek bir eylem sırası oluşturur. Kalıp go + fiilin yalın hâlidir: go sözcüğünden sonra to gelmeden doğrudan ask kullanılır. Birinin yanına gidip ardından ona soru sormayı kısa biçimde anlatır.

Alıştırma

Cümleyi örnekteki aynı iki sözcüklü günlük ifadeyle tamamlayın: I don't know the answer, so I'll ____ Mia.

Cevabı göster

go ask

I can't be a storywriter Dilbilgisi

0:14

Bir hikaye yazarı olamam

without a real typewriter.

0:15

gerçek bir daktilo olmadan.

Dilbilgisi

Gerekli bir koşulu anlatan can't be ... without ...

can't be + rol veya kimlik + without + gerekli koşul kalıbı, o rolü ya da kimliği edinmek için bu koşulun gerekli olduğunu anlatır. Without eksik olan şeyi belirtir; burada konuşan kişi, hikâye yazarı olmak için gerçek bir daktilonun gerekli olduğunu düşünüyor. Without sonrasındaki koşul genellikle bir isim öbeği ya da -ing biçimidir; neden bildiren bir yan cümle değildir.

Alıştırma

Hedef kalıbı tek bir sözcükle tamamlayın: You can't be an effective tour guide ____ knowing the city well.

Cevabı göster

without

Hey Snickers, what's wrong? Ton ve niyet

0:18

Hey Snickers, sorun ne?

Ton ve niyet

İlgi göstermek için sorulan What's wrong?

What's wrong?, üzgün, rahatsız ya da sıkıntılı görünen birinin ne sorunu olduğunu sorar. Bu cümlede konuşan kişi Snickers'a seslenip onu açıklama yapmaya davet ediyor; dolayısıyla bu ifadenin olağan işlevi suçlamak değil, ilgi göstermektir. Aynı soru, bir şeyin neden çalışmadığını veya bir durumda neyin ters gittiğini sormak için de kullanılabilir. Normalde hangi cevabın yanlış olduğunu sormaz.

Alıştırma

Maya her zamankinden daha sessiz ve üzgün görünüyor. Arkadaşı What's wrong? diye soruyor. Arkadaşı büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. İlgi gösterip Maya'dan sorunu açıklamasını istemek
  2. Maya'ya hata yaptığını kabul etmesini emretmek
  3. Maya'nın hangi cevabın yanlış olduğunu bilip bilmediğini sınamak
Cevabı göster

İlgi gösterip Maya'dan sorunu açıklamasını istemek

Everyone else has learned to sit except me. Dilbilgisi

0:20

Benim dışımda herkes oturmayı öğrendi.

Dilbilgisi

Everyone else ... except me: diğer herkes..., ben hariç

Bu cümlede Everyone else, gruptaki diğer herkes demektir. else, everyone ile birlikte anlam kazanır; tek başına istisnayı başlatmaz. Everyone else ... except me kalıbı önce grubu verir, sonra konuşanı istisna olarak belirtir. Diğerlerinin bir şeyi yaptığını, fakat konuşanın yapmadığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi Everyone else ... except me ile tamamlayın: ____ got a sticker ____.

Cevabı göster

Everyone else · except me

Dilbilgisi

has learned to sit: oturmayı öğrendi

Has learned to sit, oturmayı kişinin artık kazandığı bir beceri olarak anlatır. Has learned, has + learned yapısından oluşan present perfect biçimidir; to sit ise öğrenilen beceriyi belirtir. Cümle, hâlâ devam eden öğrenme sürecine değil, şu andaki sonuca odaklanır. Bu bağlamda diğerleri artık oturabilmektedir.

Alıştırma

Bebeğin oturma becerisini kazandığını göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The baby ____.

Cevabı göster

has learned to sit

But you're a sausage dog. Kültür

0:23

Ama sen bir sosis köpeksin.

Kültür

sausage dog: dachshund için günlük bir ad

Sausage dog, uzun gövdesi ve kısa bacaklarıyla bilinen dachshund cinsi için kullanılan samimi ve günlük bir addır. Bu ad, köpeğin biçimini sosise benzetir; kelimenin gerçek anlamıyla sosisten yapılmış bir köpek demek değildir. Burada ifade, köpeğin cinsini ve vücut yapısını belirtir. Uzun gövde ayrıca sonraki cümledeki longer sözcüğünün şakalı kullanımına zemin hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede sausage dog ne anlama geliyor?

  1. Uzun gövdeli ve kısa bacaklı bir dachshund
  2. Sosis bulmak için eğitilmiş bir köpek
  3. Sosisten yapılmış bir köpek
Cevabı göster

Uzun gövdeli ve kısa bacaklı bir dachshund

It's going to take you longer. Kalıp ifadeler

0:24

Senin öğrenmen daha uzun sürecek.

Kalıp ifadeler

take you longer: daha fazla zamanını gerektirmek

take + kişi + süre kalıbında take, 'bir şeyi götürmek' değil, 'zaman gerektirmek veya zaman almak' anlamına gelir. Zaman gerektiren şey ya da etkinlik özne olur; kişi ise kimin zamanının gerektiğini gösterir. Longer, süreyi karşılaştıran bir ifadedir. Take you longer, 'senin daha fazla zamanını gerektirmek' demektir. Karşılaştırma açıkça söylenmese bile genellikle başka bir kişi, yöntem veya durumla karşılaştırma yapılır.

Alıştırma

Cümleyi take + kişi + longer ile tamamlayın: This puzzle will ____ than the easy one.

Cevabı göster

take me longer

Why?

0:26

Neden?

'Cause you're longer.

0:27

Çünkü sen daha uzunsun.

Aw. I hate being a sausage dog. Dilbilgisi

0:28

Ah. Sosis köpek olmaktan nefret ediyorum.

Dilbilgisi

hate being + kimlik veya durum: o durumda olmaktan nefret etmek

Hate being + bir isim öbeği ya da betimleme, “o kimliğe sahip olmaktan veya o durumda bulunmaktan hiç hoşlanmamak” demektir. Bu cümlede konuşanın sevmediği durum being a sausage dog, yani bir sosis köpek olmaktır. Burada being, be fiilinin -ing biçimidir; edilgenlik işareti değildir. Hate fiilinden sonraki being a sausage dog isim-fiil öbeği, bu duyguyu doğuran durumu adlandırır. Bu kalıp çoğu zaman gerçek, tekrarlanan ya da sürmekte olan bir deneyime odaklanır.

Alıştırma

Hate ve be fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: I ____ the only person awake.

Cevabı göster

hate being

Why don't you come with me to see Calypso? Ton ve niyet

0:31

Neden benimle Calypso'yu görmeye gelmiyorsun?

Ton ve niyet

Why don't you come with me?: nazik bir birlikte gelme daveti

Why don't you + fiilin yalın hâli? çoğu zaman bir neden sormak için değil, öneri ya da davette bulunmak için kullanılır. Burada Why don't you come with me...? dinleyiciyi konuşan kişiyle birlikte gitmeye nazikçe davet eder. you sözcüğünden sonraki fiil come, join, sit, ask örneklerinde olduğu gibi yalın hâlde kalır. Bağlam ve dostça bir ton, konuşanın şimdi ya da daha sonra yapılacak bir eylem önerdiğini gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşın kalabalık bir odaya girme konusunda gergin. Ona “Why don't you come with me?” diyorsun. Büyük olasılıkla ne yapıyorsun?

  1. Arkadaşını seninle gelmeye nazikçe davet etmek
  2. Arkadaşının daha önce neden reddettiğini sertçe sormak
  3. Arkadaşının seninle çoktan gittiğini söylemek
Cevabı göster

Arkadaşını seninle gelmeye nazikçe davet etmek

Maybe she can help you too. Ton ve niyet

0:34

Belki sana da yardım edebilir.

Ton ve niyet

Maybe she can help you too: bir olasılığı nazikçe önermek

Bu cümlede maybe, konuşanın kesin bir gerçeği söylemediğini, yalnızca bir olasılık sunduğunu gösterir. Can, yardım etmeyi onun yapabileceği bir şey olarak sunar; bu nedenle öneri umut verir ama kesinlik taşımaz. Too, onun başka birinin yanı sıra sana da yardım edebileceğini gösterir. Maybe + özne + can + fiil kalıbı, olası bir sonraki adımı nazikçe önermek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümleyle ilgili ifadeyi değerlendir: Maybe the librarian can help you. Bu cümle, kütüphanecinin kesinlikle yardım edeceğini vaat eder.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Okay. Thanks, Bluey.

0:35

Tamam. Teşekkürler, Bluey.

Hey Winton, what's wrong?

0:38

Hey Winton, sorun ne?

Everyone keeps running away from me. Dilbilgisi

0:40

Herkes benden kaçıp duruyor.

Dilbilgisi

keeps running away from me: tekrarlanan bir eylem

keeps running ifadesinde keep + fiil-ing, eylemin tekrar tekrar gerçekleştiğini veya bir süre devam ettiğini gösterir. Burada Everyone dil bilgisi bakımından üçüncü tekil şahıstır; bu yüzden keeps gerekir ve keep sözcüğünden sonra run fiilinin -ing biçimi olan running kullanılır. Run away from someone, o kişiden koşarak uzaklaşmak veya kaçmak demektir. keeps running away from me bütünü, davranışın tekrarlandığını ve çoğu zaman konuşanın üzgün ya da rahatsız olduğunu anlatır.

Alıştırma

Tekrarlanan bir eylemi göstermek için keep ve run fiillerinin doğru biçimlerini kullan: The dog ____ away from me whenever the gate opens.

Cevabı göster

keeps running

Oh, no, they don't. Ton ve niyet

0:43

Oh, hayır, yapmıyorlar.

They do. Winton.

0:45

Yapıyorlar. Winton.

Ton ve niyet

Yüklemin yerine kullanılan they don't. They do.

Her kısa cümlede do, daha önce sözü edilen sıradan bir fiil öbeğinin yerini tutar. Burada They don't. yaklaşık olarak They don't keep running away from you, They do. ise They do keep running away from me anlamındadır. Olumsuz cevap karşıdakini rahatlatır veya iddiayı reddeder; olumlu cevap ise buna karşı çıkar. İkinci cümlede do vurguludur: Konuşan kişi eylemin gerçekten gerçekleştiğinde ısrar eder.

Alıştırma

Bu konuşmada They do. tam olarak hangi düşünceyi ifade ediyor?

  1. They complete a task.
  2. They do keep running away from me.
  3. They are going to leave now.
Cevabı göster

They do keep running away from me.

Well, why don't you come and see Calypso with us?

0:47

Peki, neden bizimle Calypso'yu görmeye gelmiyorsun?

Maybe she can help.

0:49

Belki yardım edebilir.

Okay, let's get going. Kalıp ifadeler

0:50

Tamam, hadi gidelim.

Kalıp ifadeler

Harekete geçmek için kullanılan let's get going.

Let's get going, hareket etmeye başlayalım veya artık başlayalım anlamına gelen yaygın bir konuşma dili önerisidir. Burada get going bir bütün olarak hareket etmeye ya da bir işe başlamayı anlatır; get sözcüğü gerçek anlamında kullanılmaz. Let's hem konuşanı hem de dinleyiciyi veya grubu kapsar. Daha kısa olan Let's go ile karşılaştırıldığında get going, bekleme ya da hazırlanma durumundan eyleme geçişi biraz daha fazla vurgular.

Alıştırma

Herkes ayrılmaya hazır. Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Okay, ____.

Cevabı göster

let's get going

I'll follow you.

0:52

Sizi takip edeceğim.

Oh no, the English are approaching. Kültür

0:59

Olamaz, İngilizler yaklaşıyor.

Kültür

hayalî bir savaşta the English are approaching

Burada the English, çocukların hayali savaşında İngiltere'yi temsil eden taraf demektir. Are approaching bu tarafın yaklaştığını belirtir; bu nedenle cümle oyun içinde bir uyarı görevi görür. Savaş oyunu bağlamı önemlidir: bu bir rol yapma repliğidir; gerçek bir çatışma haberi veya İngilizlere karşı düşmanlık ifadesi değildir. Daha genel olarak approaching, birinin veya bir şeyin yaklaştığını belirtir.

Alıştırma

Hayalî savaş sahnesinde the English are approaching ne anlama gelir?

  1. Çocuklar gerçek bir savaş haberi izliyor.
  2. Bir İngilizce dersi başlamak üzere.
  3. Oyunda İngiltere'yi temsil eden taraf yaklaşıyor.
Cevabı göster

Oyunda İngiltere'yi temsil eden taraf yaklaşıyor.

Archers, ready.

1:02

Okçular, hazır olun.

Ready.

1:03

Hazır.

Hold and fire. Kalıp ifadeler

1:04

Bekleyin ve ateş.

Kalıp ifadeler

iki aşamalı bir emir olarak Hold and fire

Hold and fire, öznesi söylenmeyen iki yalın fiili emir olarak birleştirir; gizli özne you'dur. Burada hold, beklemek ve henüz atış yapmamak; fire ise ateş etmek demektir. Hayalî savaşta fire, bir atış yapmak —burada muhtemelen ok atmak— anlamında bir fiildir; alev anlamındaki isim değildir. İki kısa emir eylem sırasını verir: önce bekle, sonra atış yap.

Alıştırma

Bu hayalî savaş sahnesinde Hold and fire nasıl bir eylem sırası verir?

  1. Ellerinde biraz alev tut.
  2. Hiç durmadan hemen atış yap.
  3. Önce bekle, sonra atış yap.
Cevabı göster

Önce bekle, sonra atış yap.

And fire! Hey, we're shooting bows and arrows at you. Kalıp ifadeler

1:06

Ve ateş! Hey, size ok ve yayla ateş ediyoruz.

Kalıp ifadeler

Bir silah takımı olarak bows and arrows

bows and arrows ifadesinde bows, okları fırlatmak için kullanılan kavisli silahlar olan yayları; arrows ise sivri uçlu okları belirtir. and ile bağlanan bu ikili, genellikle tek bir okçuluk ekipmanı takımı olarak öğrenilir ve anlaşılır. Buradaki bows çoğul bir isimdir; öne eğilmek anlamındaki bows fiili değildir. Ardından gelen and arrows sözleri, silah anlamını açıkça gösterir.

Alıştırma

“The club keeps bows and arrows in a locked cabinet.” cümlesinde bows and arrows ne anlama gelir?

  1. Öne eğilerek yapılan nazik hareketler
  2. Sivri uçlu okları fırlatmak için kullanılan okçuluk silahları
  3. Süs fiyonkları ve yol işaretleri
Cevabı göster

Sivri uçlu okları fırlatmak için kullanılan okçuluk silahları

Not real ones. They're pretend real. Notlar

1:13

Gerçek değil. Bunlar yalandan gerçek.

Dilbilgisi

Not real ones: çoğul isim yerine ones kullanımı

Burada ones, daha önce geçen çoğul bows and arrows isimlerinin yerini tutar. Bu nedenle Not real ones. sözü, söz konusu yay ve okların gerçek olmadığı anlamına gelir. Ones kullanmak isimleri tekrarlamayı önler. One tekil sayılabilen bir ismin, ones ise çoğul sayılabilen isimlerin yerine kullanılır. Eksik özne ve fiil konuşmadan anlaşılır; bu yüzden Not real ones. doğal ve kısa bir konuşma parçasıdır.

Alıştırma

cars sözcüğünü tekrarlamamak için çoğul isim yerine kullanılan sözcüğü yazın: These are toy cars, not real ____.

Cevabı göster

ones

Kelime

They're pretend real: hayal oyunundaki gerçeklik

Bir çocuğun oluşturduğu bu ifadede pretend, real sözcüğünün anlamını sınırlar. Nesneler günlük hayatta gerçek değildir; hayal oyununda ise gerçek sayılırlar. Bu eğlenceli birleşim iki düzeyi ayırır: gerçek dünyada doğru olan ile oyun sırasında herkesin doğru kabul etmeyi kararlaştırdığı şey.

Alıştırma

They're pretend real. cümlesinde pretend, real sözcüğünün anlamını nasıl etkiler?

  1. Nesnelerin yalnızca hayal oyununun içinde gerçek olduğunu gösterir.
  2. Nesnelerin günlük hayatta gerçek hâle geldiğini gösterir.
  3. Konuşanın nesnelerin gerçek olup olmadığını bilmediğini gösterir.
Cevabı göster

Nesnelerin yalnızca hayal oyununun içinde gerçek olduğunu gösterir.

We're not playing your game. Ton ve niyet

1:16

Sizin oyununuzu oynamıyoruz.

Ton ve niyet

We're not playing your game: katılmayı doğrudan reddetmek

Burada We're not playing your game, diğer grubun etkinliğine katılmayı ve onların hayalî oyun kurallarını kabul etmeyi doğrudan reddeder. Şimdiki zaman yapısındaki playing, şu anda katılım olup olmadığını anlatır; konuşanların oyun oynama becerisine sahip olmadığı anlamına gelmez. İyelik bildiren your da bir sınır çizer: bu, diğer grubun oyunudur ve konuşanlar bunun bir parçası olmamayı seçer.

Alıştırma

Konuşan kişi We're not playing your game. diyerek ne yapıyor?

  1. Diğer taraftan kuralları öğretmesini istemek.
  2. Etkinliğe katılmayı ve diğer tarafın kurallarına uymayı reddetmek.
  3. Grubun oyun oynamayı bilmediğini açıklamak.
Cevabı göster

Etkinliğe katılmayı ve diğer tarafın kurallarına uymayı reddetmek.

We're going to see Calypso.

1:18

Calypso'yu görmeye gidiyoruz.

I'm looking for the real typewriter. Öbek fiiller

1:20

Ben gerçek daktiloyu arıyorum.

Öbek fiiller

looking for: birini veya bir şeyi aramak

Look for, “bulmaya çalışmak” veya “aramak” anlamına gelir. I'm looking for... ifadesinde fiil şimdiki zaman yapısındadır; yani arama şu anda devam etmektedir. Look for ifadesini tek bir anlam birimi olarak düşünün. for sonrasındaki sözler, bulunmak istenen kişiyi veya şeyi belirtir; buradaki look yalnızca gözleri bir yöne çevirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

look fiiline “aramak” anlamını veren sözcükle İngilizce cümleyi tamamlayın: I'm looking ____ my keys.

Cevabı göster

for

Aw. Please, can you pretend that they're pretend real? Ton ve niyet

1:22

Ah. Lütfen, bunların yalandan gerçekmiş gibi davranabilir misiniz?

Ton ve niyet

Please, can you pretend that ...?: hayalî bir oyuna yönelik nazik rica

Please ve can you birlikte kullanıldığında doğrudan bir talimat nazik bir ricaya dönüşür. Pretend that, dinleyiciden hayal etmesi istenen durumu anlatan tam bir yan cümleyi başlatır. Konuşan kişi, dinleyiciden hayalî bir oyuna katılmasını ister: Sonraki düşünce oyun içinde doğruymuş gibi davranmasını ister, onu gerçekte doğru hâle getirmesini değil.

Alıştırma

Hangi cümle hayalî bir durumu kabul etmeye yönelik nazik bir ricayı doğal biçimde ifade eder?

  1. Please, can you pretend this cardboard box to a spaceship?
  2. Please, can you pretend that is this cardboard box a spaceship?
  3. Please, can you pretend that this cardboard box is a spaceship?
Cevabı göster

Please, can you pretend that this cardboard box is a spaceship?

Oh, okay. Arrows! Get down! Öbek fiiller

1:26

Ah, tamam. Oklar! Yere yatın!

Öbek fiiller

Get down!: vücudu alçaltmaya yönelik acil komut

Burada Get down!, havada gelen bir şeyin çarpmaması için eğilerek, çömelerek ya da yere yatarak vücudu alçaltmaya yönelik acil bir komuttur. Anlamı tehlike bağlamı belirler. Get down yüksek bir yerden aşağı inmek anlamına da gelebilir; ancak böyle bir uyarıda kişinin hemen vücudunu alçaltmasını ister.

Alıştırma

Acil komutu dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: A ball is flying toward your head—____!

Cevabı göster

Get down

Hooray! Pling. And fire! Pling. How are we going to get past them? Notlar

1:31

Yaşasın! Pling. Ve ateş! Pling. Onları nasıl geçeceğiz?

Dilbilgisi

How are we going to + fiilin yalın hâli?

How are we going to + fiilin yalın hâli? gelecekte veya sıradaki adımda bir şeyi yapmak için kullanılacak planı ya da yöntemi sorar. Bu cümlede konuşanlar, bir engeli veya bazı kişileri geçmelerini sağlayacak yöntemi soruyor. Yapı How + are + özne + going to + fiilin yalın hâli şeklindedir. to sonrasında get, solve veya cross gibi yalın bir fiil kullanılır; -ing biçimi ya da geçmiş zaman biçimi kullanılmaz.

Alıştırma

Bir planı soran cümleyi dersteki beş kelimelik soru kalıbıyla tamamlayın: ____ cross the river?

Cevabı göster

How are we going to

Öbek fiiller

get past them?: engeli aşıp ilerlemek

Get past them, yolu kapatan kişileri geçip öbür tarafa ulaşmayı başarmak demektir. Get, geçişin başarıldığını vurgular; past ise onların bulunduğu noktanın ötesine hareket edildiğini gösterir. Burada past geçmiş zamanı değil, mekânsal konumu anlatır. Kullanılabilir kalıp get past + kişi veya engel şeklindedir.

Alıştırma

Bir güvenlik görevlisi koridoru kapatıyor. “We need to get past him” ne anlama gelir?

  1. Onu yakalamamız gerekiyor.
  2. Ona geçmiş bir zamanı sormamız gerekiyor.
  3. Yolu kapatmasına rağmen onun ötesine geçmemiz gerekiyor.
Cevabı göster

Yolu kapatmasına rağmen onun ötesine geçmemiz gerekiyor.

Snickers, you sneak around them Öbek fiiller

1:37

Snickers, sen etraflarından gizlice dolan

through those skinny trees.

1:38

şu ince ağaçların arasından.

Öbek fiiller

sneak around them: fark edilmeden etraflarından dolaşmak

Sneak around them, fark edilme ihtimalini azaltmak için insanların etrafından sessizce veya gizlice dolaşmak demektir. Sneak eyleme gizli ve dikkatli bir hareket biçimi katar; around them ise rotanın insanlara doğru gitmek yerine yanlarından dolaştığını gösterir. Kullanılabilir sneak around + kişi kalıbı, fark edilmeden hareket etmeyi birinden kaçınan rotayla birleştirir.

Alıştırma

“Sneak around the guard” hangi durumda en iyi seçimdir?

  1. Muhafızın sana bakması için seslenirsin.
  2. Saklanmaya çalışmadan muhafızın etrafında normal biçimde yürürsün.
  3. Muhafızın seni fark etmemesi için sessizce hareket edersin.
Cevabı göster

Muhafızın seni fark etmemesi için sessizce hareket edersin.

And then wait at the top of the hill

1:40

Ve sonra tepenin üstünde bekle

to do you know what. Ton ve niyet

1:41

ne olduğunu bildiğin şeyi yapmak için.

Ton ve niyet

do you know what: söylenmeyen ortak bir plan

Burada you know what bir soru değildir. do sözcüğünden sonra, konuşanın adını söylemediği bir eylemin belirsiz yer tutucusu olarak kullanılır: “zaten bildiğin şey”. Bu ifade ortak bir bağlama dayanır. Konuşan, dinleyenin planı anlayacağını düşünür; planın söylenmemesi de gizlilik veya ekip ruhu hissi yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede you know what neyi anlatıyor?

  1. Dinleyenin hangi gerçekleri bildiğini soran bir soruyu
  2. İki kişinin de anladığı fakat adını söylemediği bir eylemi
  3. Dinleyenin beklemesi gereken yeri
Cevabı göster

İki kişinin de anladığı fakat adını söylemediği bir eylemi

Oh, yeah. Okay.

1:43

Oh, evet. Tamam.

Run your little sausage dog legs.

1:44

O küçük sosis köpek bacaklarını çalıştır.

They're trying to outflank us. Kelime

1:47

Yanımızdan dolaşıp bizi kuşatmaya çalışıyorlar.

Kelime

outflank us: avantaj için yanımızdan dolaşmak

Outflank, nesne alan bir strateji fiilidir. To outflank us, bize karşı daha iyi bir konum elde etmek için yanımızdan, hatta arka tarafımıza doğru dolaşmak anlamına gelir. Askerî dilden gelmesine rağmen spor, siyaset veya iş dünyasındaki taktikleri de anlatabilir. Hayalî bir savaş oyununda bu resmî sözcük, oyunu gerçek bir taktik operasyon gibi gösterir.

Alıştırma

“Üstünlük kazanmak için rakibin yanından dolaşmak” anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: The defenders guarded the centre, so our team tried to ____ them on the left.

Cevabı göster

outflank

I'm going into those skinny trees.

1:49

Ben şu ince ağaçların oraya gidiyorum.

Aw. Why do you get to go into the skinny trees? Kelime

1:51

Ah. Neden sen ince ağaçların arasına gidiyorsun?

Kelime

get to go: gitme fırsatı veya izni elde etmek

get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatı, izni ya da sırası elde etmek anlamına gelir. Burada get to go, “gitmesine izin verilmek” veya “gitme fırsatı bulmak” demektir; get, “varmak” anlamında değildir. Why do you get to...? yapısında konuşan kişi, diğerinin neden bu fırsatı ya da ayrıcalığı elde ettiğini sorgular. Bu kalıp çoğu zaman adaletle ilgili bir şikâyet gibi duyulur.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kişinin neden ilk seçme fırsatına sahip olduğunu sorgular?

  1. Why can you choose first?
  2. Why do you get to choose first?
  3. Why do you have to choose first?
Cevabı göster

Why do you get to choose first?

Because you got to sit in the boot seat this morning. Notlar

1:54

Çünkü bu sabah bagaj koltuğuna sen oturdun.

Kelime

got to sit: geçmişteki bir fırsat

get to + fiilin yalın hâli bir fırsat, izin veya sırayı anlattığında, basit geçmiş biçimi got to + fiilin yalın hâlidir. Burada got to sit, “oturma fırsatı buldu” veya “oturmasına izin verildi” anlamındadır; this morning bu fırsatı geçmiş zamana yerleştirir. got to sözcükleri gündelik zorunluluk ifadelerinde de görülebilir; bu nedenle zamana ve bağlama bakmak gerekir. Bu konuşmada sıraların karşılaştırılması, zorunluluğu değil geçmişteki bir fırsatı gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın dün pencere kenarında oturma fırsatı bulduğunu anlatır?

  1. Maya gets to sit by the window every day.
  2. Maya got to sit by the window yesterday.
  3. Maya had to sit by the window yesterday.
Cevabı göster

Maya got to sit by the window yesterday.

Kültür

boot seat: arka bagaj bölmesi anlamındaki boot

Boot seat ifadesindeki boot, İngiliz ve Avustralya otomobil dilindeki anlamıyla, arabanın arkasındaki bagaj bölmesini belirtir. İfade, bu arka alanın içinde veya yanında bulunan özel bir koltuğu anlatır; botlar için yapılmış bir koltuk anlamına gelmez. Bu anlam şikâyeti açıklığa kavuşturur: çocuklar o özel arka koltuğu kullanma sırasının kimde olduğunu takip etmektedir.

Alıştırma

Boot seat ifadesinde boot bu bağlamda neyi belirtir?

  1. bilgisayarı başlatma işlemi
  2. arabanın arkasındaki bagaj bölmesi
  3. bir ayakkabı türü
Cevabı göster

arabanın arkasındaki bagaj bölmesi

Even though it was my turn. Notlar

1:57

Sıra bende olmasına rağmen.

Dilbilgisi

Even though + sonuçla çelişen gerçek bir olgu

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: ardından gelen yan cümle gerçek bir olguyu belirtirken ana cümle, bu olgunun normalde oluşturduğu beklentiye ters düşen bir sonuç verir. Even though sonrasında bir özne ve fiil gelir. Burada it was my turn gerçek olarak sunulur. Bu bölüm, bağlamdaki şikâyete haksızlık hissi veren bir karşıtlık ekler. Tek başına yalnızca bir yan cümleden oluşan eksik bir yapıdır; konuşma altyazılarında bu yaygındır.

Alıştırma

Even though it was my turn ne anlatır?

  1. Daha sonra sıra bende olabilir.
  2. Sıra bendeydi, bu yüzden beklenmedik hiçbir şey olmadı.
  3. Gerçekten sıra bendeydi ama sonuç bu beklentiye ters düştü.
Cevabı göster

Gerçekten sıra bendeydi ama sonuç bu beklentiye ters düştü.

Kalıp ifadeler

my turn: sıradaki hakkım

Bu cümlede my turn, kararlaştırılmış bir sıraya göre bana ait olan hareket etme hakkını ifade eder. Burada turn, bir kişinin bir şey yapma sırasını belirten isimdir; yön değiştirme eylemi değildir. be + iyelik bildiren sözcük + turn kalıbı sıranın kimde olduğunu gösterir: It's my turn, It was your turn veya Is it our turn? Even though karşıtlık bildirir; bu nedenle konuşan kişi beklenen sıraya uyulmadığını anlatır.

Alıştırma

Kararlaştırılmış bir sırada fırsatın bana ait olması anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Everyone else has chosen a game. Now it's my ____ to choose.

Cevabı göster

turn

Cuz I said boot seat at breakfast before you.

1:58

Çünkü kahvaltıda bagaj koltuğunu senden önce ben söyledim.