Eski Sevgiliye Duyulan Özlemi Nasıl Durdurabiliriz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video tanıtımı: Yalnızlık bitmiş bir ilişkiyi güzelleştirebilir; deneme bu yanlılığı Orta Çağ nostaljisiyle karşılaştırır ve bilgili kararları sonraki üzüntüden güvenilir bulur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. in the grip of — Deyimler ve mecazi ifadeler: alışkanlık ya da duyguyu insanı yöneten güç olarak anlatın. 2. At the heart of the nostalgic attitude is — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: “At the heart of X is Y” devriğini ve gerçek özne Y’yi tanıyın. 3. trust not what we feel now, / but what we must have known then. — Söylem, anlatı ve retorik: geçmiş kanıtı şimdiki duyguya tercih etmek için “not A, but B” kullanın.
Bu derste
broke down: çalışmayı bıraktı
Burada broke down, geçişsiz öbek fiil break down'un geçmiş zaman biçimidir. Merkezi ısıtma sisteminin düzgün çalışmayı bıraktığı anlamına gelir. Bu anlamda arızalanan makine veya sistem özne olur: something breaks down. İfade başka bağlamlarda başka anlamlara gelebilir, ancak bu cümlede ekipman arızasından söz edilir; bir şeyi parçalarına ayırmak veya duygusal olarak çökmek kastedilmez.
Alıştırma
Cümleyi break down'un geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Our washing machine ____ during the night.
Cevabı göster
broke down
is proving a hurdle: bağlayıcı fiil olarak prove
is proving a hurdle ifadesinde prove, “sonunda ... olduğu anlaşılmak” veya “... olarak ortaya çıkmak” anlamında bağlayıcı bir fiildir. The shopping ile isim tamamlayıcısı a hurdle arasında bağ kurar; alışverişin bir şeyi kanıtladığı anlamına gelmez. İlerleyen zaman biçimi is proving, güçlüğün deneyim yoluyla giderek belirginleştiğini gösterir. Burada hurdle mecazidir: üzerinden atlanacak fiziksel bir engel değil, bir zorluk veya sorun anlamındadır.
Alıştırma
Bu cümlede is proving ne anlama geliyor? The new filing system is proving a problem for the whole team.
- Bir sorun olduğu ortaya çıkıyor.
- Bir sorun hakkında kanıt sağlıyor.
- Sorunu ortadan kaldırıyor.
Cevabı göster
Bir sorun olduğu ortaya çıkıyor.
find ourselves daydreaming: planlanmamış bir eylemi fark etmek
find + dönüşlülük zamiri + -ing yapısında find, “aramak” değil, “kendini bir şey yaparken fark etmek” anlamına gelir. Burada konuşan kişiler, farkında olmadan geçmişi idealize eden düşüncelere daldıklarını anlar. Bu yapı çoğu zaman eylemin ya da düşüncenin bilinçli bir plan olmadan başladığını sezdirir. Dönüşlülük zamirini özneye göre değiştirin: I find myself thinking; she found herself wondering.
Alıştırma
find oneself doing yapısını geçmiş zamanda ve think fiiliyle kullanarak cümleyi tamamlayın: After a few quiet minutes, I ____ about my childhood.
Cevabı göster
found myself thinking
They looked adorable walking on the beach in their thick scarf.
0:32Kalın atkılarıyla kumsalda yürürken çok sevimli görünüyorlardı.
We fed the seagulls and drank cheap white wine from paper cups on the seafront
0:35Sahilde martıları besledik ve kağıt bardaklardan ucuz beyaz şarap içtik,
putting everything away in the fridge and the cupboards,
0:49her şeyi buzdolabına ve dolaplara yerleştirmek,
and at points distinctly tempted to call the ex up again. Öbek fiiller
0:59ve bazen eski sevgiliyi tekrar arama konusunda belirgin bir istek duyuyoruz.
call the ex up: ayrılabilen bir öbek fiilde nesnenin yeri
Burada call the ex up, “eski sevgiliyi yeniden telefonla aramak” demektir. The ex, bağlamdan kim olduğu anlaşılan eski romantik partnerdir. Bu anlamda call up ayrılabilen bir öbek fiildir ve up yön değil, fiilin bir parçacığıdır.
Alıştırma
call ... up yapısını him zamiriyle kullanarak cümleyi tamamlayın: If you still need his answer, ____ tonight.
Cevabı göster
call him up
give us a hearing: bize kendimizi anlatma fırsatı vermek
“Give us a hearing”, “bize görüşümüzü açıklamak için gerçek bir fırsat verin ve karar vermeden önce bizi ciddiyetle dinleyin” anlamına gelir. Buradaki a hearing, fiziksel işitme yetisi değil, konuşup dikkate alınma fırsatıdır. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı give + someone + a hearing biçimindedir. give sözcüğünden sonra gelen kişi, bir talep, açıklama veya sav sunmak isteyen taraftır.
Alıştırma
Hangi cümle, kurulun karar vermeden önce konuşmacıların savlarını sunmalarına izin vermesi gerektiğini belirtir?
- The panel should at least give them a summary of its decision.
- The panel should at least give them a hearing before it votes.
- The panel should at least hold a private vote before meeting them.
Cevabı göster
The panel should at least give them a hearing before it votes.
make of our feelings: duygularımızı yorumlamak
“What can we make of our feelings?” cümlesinde make of, yorumlamak veya bir şeyden sonuç çıkarmak anlamına gelir. Konuşan kişi bu duyguların ne anlama geldiğini ve ne gösterebileceğini soruyor; onlarla ne üretilebileceğini sormuyor. Yaygın yapı What do/can you make of + isim veya zamir? biçimindedir. Do bir kişinin görüşünü sorar; can ise çoğu zaman sonucun zor veya belirsiz olduğunu vurgular.
Alıştırma
Mina takımdan aniden ayrılmasının nedenini açıklamıyor. Hangi soru, kararının nasıl yorumlanması gerektiğini sorar?
- What decision did Mina make?
- How did Mina make the decision?
- What do you make of Mina's decision?
Cevabı göster
What do you make of Mina's decision?
It might be that we have realized a genuine mistake,
1:09Gerçek bir hata yaptığımızı fark etmiş olabiliriz,
in the grip of: güçlü bir kuvvetin kontrolü altında
In the grip of bir duyguyu, fikri, alışkanlığı veya durumu, birini sıkıca tutan güçlü bir kuvvet gibi gösterir. Burada karakteristik bir zihinsel alışkanlık, insanları fiziksel olarak yakalamak yerine onların düşünme biçimini güçlü şekilde kontrol eder. Kalıp be + in the grip of + isim şeklindedir. Genellikle kişinin veya grubun bu etkiden kurtulmakta zorlandığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “güçlü biçimde kontrol edilmek” anlamındaki hedef deyimle tamamlayın: After the earthquake, the town was ____ fear.
Cevabı göster
in the grip of
the vertigo of independence: yön kaybı olarak özgürlük
Vertigo sözcüğü gerçek anlamıyla kişinin kendisinin veya çevresinin dönüyormuş gibi hissetmesini ifade eder. the vertigo of independence ifadesinde ise birdenbire yalnızca kendine güvenmek zorunda kalmanın yaratabileceği yön kaybı ve korku için bir metafordur. the vertigo of + isim kalıbı, ismi baş döndürücü zihinsel durumun kaynağı gibi gösterir. Bir gerilimi yansıtır: Özgürlük memnuniyet verici olabilirken aynı zamanda dengesiz veya korkutucu da gelebilir.
Alıştırma
“She felt the vertigo of sudden freedom,” cümlesinde vertigo büyük olasılıkla neyi anlatır?
- Özgürlükle ilgisi olmayan, doğrulanmış bir tıbbi tanı
- Yeni özgürlüğün yol açtığı baş döndürücü bir yön kaybı
- Hiçbir belirsizlik içermeyen basit mutluluk
Cevabı göster
Yeni özgürlüğün yol açtığı baş döndürücü bir yön kaybı
Britain underwent industrial and scientific revolutions
1:26Britanya endüstriyel ve bilimsel devrimler geçirdi;
that transformed old settled ways of life,
1:29bu devrimler eski yerleşik yaşam biçimlerini dönüştürdü,
ripping apart communities: toplumsal birliğe ağır zarar verme
Bu cümlede ripping apart communities, toplulukları bir arada tutan ilişkilerin ve ortak yapının ciddi biçimde zarar görmesi demektir. Devrimler binaları ya da insanları gerçekten yırtmıyor. Rip apart, güçlü bir görüntü yaratan bir öbek fiildir; apart, önceden bağlantılı olan bir bütünün birbirinden kopuk parçalara ayrıldığını gösterir. Ailelere, gruplara, kuruluşlara veya toplumlara verilen ciddi zararı anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi rip apart ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: A bitter feud is ____ the once-close club.
Cevabı göster
ripping apart
throwing people together in large and anonymous cities, Öbek fiiller
1:34insanları büyük ve isimsiz şehirlere fırlattı,
throwing people together: zorunlu veya plansız temas
Burada throwing people together, dış koşulların çok sayıda insanı, çoğu zaman birbirini tanımayan kişileri, aniden aynı yere veya duruma sokması demektir. Kimse gerçekten birilerini fırlatmıyor. İfade, planlanmamış ya da kaçınılmaz temasa odaklanır. Tek başına insanların arkadaş olacağı veya yakın bir topluluk kuracağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi throw together ifadesinin doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: By chance, three strangers were ____ on the same project.
Cevabı göster
thrown together
what a better world might look like, Dilbilgisi
1:47daha iyi bir dünyanın nasıl görünebileceğini hayal etmeye başladılar,
what a better world might look like: dolaylı soruda bildirme cümlesi sözcük dizimi
what a better world might look like ifadesinde what, imagine fiilinin nesnesi olan dolaylı bir soru cümlesi başlatır. Yan cümle bildirme cümlesi söz dizimini korur: what + a better world + might + look like; doğrudan sorudaki devrik sıra kullanılmaz. might, hayal edilen görünümü kesin bir öngörü olarak değil, bir olasılık olarak sunar. Doğrudan soru sormak yerine düşünülen cevabı anlatırken imagine, wonder ve consider gibi fiillerden sonra bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
might kullanan ve dolaylı soruda doğru bildirme cümlesi sırasını koruyan cümleyi seç.
- I imagine what a better future might looks like.
- I imagine what a better future might look like.
- I imagine what might a better future look like.
Cevabı göster
I imagine what a better future might look like.
coherence, and contentment of the Middle Ages. Kültür
1:56tutarlılığına ve hoşnutluğuna doğru yöneldi.
the Middle Ages: bir tarih döneminin sabit adı
The Middle Ages, Avrupa tarihinde İlk Çağ ile erken modern dönem arasındaki dönemin standart adıdır. Bu cümlede ifade, o döneme atfedilen bilgelik, toplumsal bütünlük ve huzurdan oluşan idealize edilmiş bir versiyonu anlatır; Orta Çağ'daki yaşamın gerçekten böyle olduğuna dair tarafsız bir iddia değildir. Bu ad normalde belirli artikel olan the ile kullanılır. Middle Ages, özel bir tarih adı oluşturduğu için her iki kelime de büyük harfle yazılır.
Alıştırma
Cümleyi tarih döneminin standart İngilizce adıyla tamamlayın: The museum's new exhibit focuses on ____.
Cevabı göster
the Middle Ages
the simple innocent communities that they proposed
2:0812. ve 13. yüzyıllarda var olduğunu öne sürdükleri
subsisting on: kıt kaynaklarla hayatta kalmak
Subsist on, belirli miktarda yiyecek, para veya başka temel kaynaklarla hayatta kalmak anlamına gelir. Burada yulaf ile ara sıra bulunan domuz yağının yaşamı sürdürmeye ancak yettiğini anlatır; on bir konum belirtmez. Bu fiil çoğunlukla kıtlık ve zorluk çağrıştırır. Temel kalıp subsist on + yiyecek veya kaynak şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede subsist on ifadesi alışılmış ciddi anlamıyla doğal biçimde kullanılmıştır?
- The painting subsisted on the wall beside the door.
- After the storm, the family subsisted on rice and canned beans for a week.
- The guests subsisted on a delicious five-course dinner at the hotel.
Cevabı göster
After the storm, the family subsisted on rice and canned beans for a week.
been very much easier back then,
2:38o zamanlar sazdan çatılı kulübelerde ve dindar taş kiliselerde,
and might have needed to do so. Dilbilgisi
2:51ve neden değişmesi gerektiğine dair bir umursamazlık yatar.
At the heart of X is Y: temel sorunu belirtmek
At the heart of X is Y, Y'nin X içindeki temel neden, özellik veya sorun olduğu anlamına gelir. Bu cümlede X, the nostalgic attitude; Y ise a disregard for why things changed ifadesidir. Baştaki edat öbeği X'i konu olarak önce getirir. Bu, devrik bir sunma yapısıdır; dolayısıyla gerçek dil bilgisel özne is fiilinden sonra gelen a disregard ifadesidir. Rolleri kontrol etmek için cümle A disregard ... is at the heart of the nostalgic attitude biçiminde yeniden sıralanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle güven eksikliğini çatışmanın temel sorunu olarak sunar?
- At the heart of a lack of trust is the conflict.
- At the heart of the conflict is a lack of trust.
- The conflict is at the heart of a lack of trust.
Cevabı göster
At the heart of the conflict is a lack of trust.
might have needed to do so: geçmişte olası gereklilik ve eylemin yerine geçme
Burada might have needed to, geçmişteki bir gerekliliği kesin bir gerçek değil, olasılık olarak sunar. Yazar, değişikliklerin gerekli olmuş olabileceğini temkinli biçimde öne sürer. Kalıp might + have + past participle biçimindedir: might have needed to. things öznesi zaten vardır; do so, change eyleminin tekrarını önler. Tüm ifade “değişmesi gerekmiş olabilir” anlamına gelir.
Alıştırma
“The old procedure changed; it might have needed to do so” cümlesinde ikinci tümce ne anlama gelir?
- Prosedürün gelecekte hâlâ değişmesi gerekebilir.
- Prosedürün o zaman değişmesi gerekmiş olabilir.
- Prosedürün o zaman kesinlikle değişmesi gerekiyordu.
Cevabı göster
Prosedürün o zaman değişmesi gerekmiş olabilir.
the past never required alteration or development.
2:55geçmiş hiçbir zaman değişiklik veya gelişim gerektirmedi.
moved on: tarihin yeni bir aşamaya ilerlemesi
Burada moved on mecaz anlamdadır. Tarihin gelişmeye devam edip daha sonraki bir aşamaya geçtiğini belirtir; tarihin fiziksel olarak hareket ettiğini anlatmaz. history, society, life veya discussion gibi öznelerle kullanılan move on, olayları önceki bir aşama ya da konudan uzaklaşan bir ilerleme olarak düzenler. Çoğu zaman önceki aşamanın geride bırakıldığını düşündürür.
Alıştırma
“History moved on” cümlesinde moved on ne anlama gelir?
- Toplum ve olaylar gelişmeye devam ederek yeni bir aşamaya geçti.
- Tarih fiziksel olarak başka bir yere gitti.
- İnsanlar geçmiş hakkında bilgi edinmeyi bıraktı.
Cevabı göster
Toplum ve olaylar gelişmeye devam ederek yeni bir aşamaya geçti.
be deemed wholly accidental: bütünüyle rastlantısal sayılmak
Burada is deemed, bir şeyin resmî biçimde yargılandığı veya belli bir şekilde değerlendirildiği anlamına gelir. Edilgen yapı, yargıya varan kişiyi belirtmez; bu nedenle ifade kişiden bağımsız ve analitik duyulur. Wholly, accidental sözcüğünü güçlendirir: karmaşıklıklar bütünüyle rastlantısal veya zorunlu olmayan şeyler olarak sınıflandırılır. Accidental, deemed fiilinden sonra gelen bir sıfat tümlecidir; bir kazanın meydana geldiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Yargıyı kişiden bağımsız biçimde sunan resmî bir rapora en uygun cümle hangisidir?
- The plan was deemed unsafe after the safety review.
- The plan happened to become unsafe after the safety review.
- The safety team thought the plan was kind of unsafe.
Cevabı göster
The plan was deemed unsafe after the safety review.
of a legitimate search for growth and progress,
3:09büyüme ve ilerleme için haklı bir arayışın yan ürünleri olarak;
away from what must have been, Dilbilgisi
3:12önceki bir düzenden uzaklaşmanın sonuçları olarak görülmezler,
what must have been: geçmişe ilişkin isim görevli bir çıkarım
Must have been, must + have + geçmiş zaman ortacından oluşan modal perfect yapıdır. Burada geçmişteki bir durum hakkında güçlü bir çıkarım ifade eder: yazar, bir şeyin geçmişte neredeyse kesin olarak öyle olduğu sonucuna varır. Geçmişte verilmiş bir emri veya yükümlülüğü anlatmaz. What, o şey veya durum anlamını içerir; bu nedenle what must have been, from sözcüğünden sonra isim gibi çalışan bir birim oluşturur. Tam cümlede, araya giren bölümden sonra gelen bir tümleç önceki durumun ne olduğunu açıklar; vurgulanan parça yalnızca bir şeyin var olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi what ve must fiilinin modal perfect biçimiyle tamamlayın: The archaeologists uncovered ____ a storage room.
Cevabı göster
what must have been
perhaps at harvest time or on a midsummer morning,
3:16belki hasat zamanı veya bir yaz ortası sabahında,
came about because of inescapable difficulties with the past. Öbek fiiller
3:27geçmişle ilgili kaçınılmaz zorluklar nedeniyle ortaya çıktığını kabul edemez.
Parantez işlevli ödün ifadesi olarak “whatever its faults”
Bu cümlede whatever its faults, parantez işlevli bir ödün ifadesidir. Bugünün kusurları olabileceğini kabul eder, ancak kusurların tam olarak ne olduğunun ana yargıyı değiştirmediğini belirtir. Buradaki whatever soru sözcüğü değil, “kusurları ne olursa olsun” anlamındadır. Its, the present ifadesine gönderme yapar. Yeniden kullanılabilen kalıp şudur: isim, whatever its/their faults, + ana cümle.
Alıştırma
Cümleyi “kusurları ne olursa olsun” anlamındaki üç sözcüklü ödün ifadesiyle tamamlayın: The plan, ____, is still our best option.
Cevabı göster
whatever its faults
Bir şeyin nasıl ortaya çıktığını anlatan “came about because of”
Burada came about, “ortaya çıktı”, “oluştu” veya “gerçekleşti” anlamındadır. Come about geçişsizdir; öznesi ortaya çıkan durumu ya da sonucu belirtir. Because of, nedeni bir isim öbeğiyle belirtir. Birlikte X came about because of Y yapısı, X'in Y sonucunda ortaya çıktığı anlamına gelir.
Alıştırma
Bir durumun nasıl ortaya çıktığını doğru biçimde açıklayan ve nedenini bir isim öbeğiyle belirten cümleyi seçin.
- The new rule came about repeated safety complaints.
- Repeated safety complaints came about the new rule.
- The new rule came about because of repeated safety complaints.
Cevabı göster
The new rule came about because of repeated safety complaints.
They insist that we had already once been perfectly happy,
3:32Bir zamanlar zaten mükemmel bir şekilde mutlu olduğumuzda ısrar ederler,
because we forgot we had been so.
3:38her şeyi gizemli bir şekilde daha kötüye çevirdiğimizi iddia ederler.
Relationships can find us reasoning no less selectively. Dilbilgisi
3:41İlişkiler, akıl yürütmemizin hiç de daha az seçici olmadığını gösterebilir.
no less selectively: aynı derece, daha az değil
Burada “no less selectively”, “aynı derecede seçici biçimde” anlamına gelir. Karşılaştırma, daha önce sözü edilen tarihe yönelik seçici bakışladır: ilişkiler de akıl yürütmemizi aynı ölçüde seçici hâle getirebilir. “no less + sıfat/zarf” kalıbında “less”, bir derece karşılaştırmasının parçasıdır. İfadenin bütünü daha düşük bir dereceyi reddeder; bu yüzden genellikle eşitliği, bazı bağlamlarda ise beklenmedik ölçüde yüksek bir dereceyi belirtir. Niteliğin daha az olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“Relationships can find us reasoning no less selectively” cümlesine en uygun yorum hangisidir?
- Akıl yürütme, karşılaştırma noktası kadar seçicidir.
- Akıl yürütme hiç seçici değildir.
- Akıl yürütme, karşılaştırma noktasından daha az seçicidir.
Cevabı göster
Akıl yürütme, karşılaştırma noktası kadar seçicidir.
and then grew ungrateful through error and inattention.
3:49ve sonra hata ve dikkatsizlik yüzünden nankörleşmişiz gibi hissedebiliriz.
feel as if ... must once have been: geçmişe dair çıkarım, olgu değil
“Feel as if”, ardından gelen kısmı bir izlenim ya da görünüş olarak sunar ve doğrulanmış bir olguyla arasında mesafe bırakır. Konuşmacı, geçmişe ilişkin bir anlatının nasıl doğruymuş gibi görünebildiğini anlatır; onu doğrulamaz. “Must once have been content”, geçmişteki bir duruma ilişkin güçlü bir çıkarımdır: “must have been”, eldeki ipuçlarının bunu çok olası gösterdiği anlamına gelir; “once” ise durumu geçmişe yerleştirir. Burada “must” zorunluluk değil, çıkarım bildirir. Yapı bütünüyle ikna edici ama yine de kanıtlanmamış bir izlenim oluşturur.
Alıştırma
“It can feel as if we must once have been content” ne anlatır?
- Geçmişte muhtemelen memnun olduğumuza dair bir izlenim; doğrulanmış bir olgu değil.
- Herkesin memnun olduğuna dair doğrulanmış tarihsel bir olgu.
- Geçmişteki insanların memnun hissetmek zorunda olduğuna dair bir yükümlülük.
Cevabı göster
Geçmişte muhtemelen memnun olduğumuza dair bir izlenim; doğrulanmış bir olgu değil.
Yet, in locating profound satisfaction in the past,
3:54Yine de, geçmişte derin bir tatmin ararken,
we are crediting our earlier selves with too little acumen. Kalıp ifadeler
3:58eski benliklerimize çok az feraset atfediyoruz.
crediting our earlier selves with too little acumen: geçmişteki muhakeme gücümüzü küçümsemek
Burada crediting our earlier selves with too little acumen, geçmişteki hâlimizin yeterli sağduyuya sahip olduğunu kabul etmemek anlamına gelir. Daha basit bir ifadeyle, geçmişte ilişkiyi değerlendirme becerimizi küçümsüyoruz. Buradaki credit para veya finansal krediyle ilgili değildir. Kalıp credit + kişi + with + nitelik, beceri, fikir veya başarı şeklindedir. Too little, bugün ne kadar acumen kabul ettiğimizi belirtir; dolayısıyla ifade, şimdiki bakışımızın geçmişteki muhakeme gücümüzü yeterince takdir etmediğini söyler.
Alıştırma
Lena adını ve credit someone with kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: We should ____ enough judgment to make her own choice.
Cevabı göster
credit Lena with
is best ascertained not when we are feeling low, Dilbilgisi
4:05ilişkinin bitiminden altı ay veya birkaç yıl sonra,
not when ... but from what: yargının dayanağını değiştirmek
Cümle, bir yargı temelini reddedip yerine başkasını koymak için not X, but Y yapısını kullanır. Not when, sonraki üzüntü dönemini gerçeği ortaya çıkarmak için uygun koşul olarak kabul etmez; but from what ise ilişkinin içindeyken bilinenleri kanıt olarak sunar. İki bölüm farklı biçimde başlasa da ikisi de is best ascertained ifadesini tamamlar: is best ascertained not when ... ve is best ascertained from what .... when ifadesinden from what ifadesine geçiş, odağı yargının verildiği duygusal andan yargının dayanması gereken kanıta taşır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için iki parçalı not when ... but from what ... kalıbını kullanın: A player's season is best judged ____ one game goes badly, ____ the full record shows.
Cevabı göster
not when · but from what
When we were most familiar with all the facts
4:17Ayrılmak için verdiğimiz o yavaş ve kasıtlı kararı dayandırdığımız
upon which we made our slow and deliberate decision to leave.
4:19tüm gerçeklere en aşina olduğumuz o zamanlardan.
tend to evaporate: olağan ve kademeli bir kayboluş
Tend to kesinlik değil, genel olarak görülen bir eğilimi belirtir. Evaporate gerçek anlamıyla bir sıvının buhara dönüşmesini anlatır; burada ise bir mecazdır: memnuniyetsizliğin belirli nedenleri yavaş yavaş hafızadan silinir. Cümle, yaşanan incinmenin gerçek olmadığını söylemez. Zaman geçtikçe ayrıntılı nedenleri hatırlamanın çoğu zaman zorlaştığını söyler.
Alıştırma
Yavaş yavaş kaybolmaya yönelik genel bir eğilimi anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: As we learn more, small worries ____.
Cevabı göster
tend to evaporate
edit out: bir şeyi tamamen çıkarmak
Edit out bir kayıt, metin, resim, hikâye veya hatırlanan anlatıdan bir bölümü çıkarmak anlamına gelir. Burada rows şiddetli tartışmalar demektir; bu tartışmalar geçmişin hatırlanan hâlinden zihinsel olarak çıkarılır. Ayrılabilen bir öbek fiildir: edit something out veya edit out something denebilir. Zamirler iki sözcüğün arasına gelir.
Alıştırma
“Düzenleme sırasında tamamen çıkarmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: The producer decided to ____ the long pause before publishing the interview.
Cevabı göster
edit out
A squeamish organ: rahatsız edici gerçekten kaçınan zihin benzetmesi
Squeamish genellikle kan, yaralanma veya başka hoş olmayan şeylerden kolayca rahatsız olan birini anlatır. Burada zihni tanımladığı için anlamı fiziksel tiksintiden acı verici bilgiler karşısındaki zihinsel rahatsızlığa doğru genişler. Zihne organ demek, kişileştirme içeren bir benzetmedir: zihin geri çekilip kendini koruyabilen bir şey gibi gösterilir. Bu tıbbi bir iddia değildir; insanların yüzleşmek istemedikleri gerçeklerden kaçınabildiğini veya onları zihninden uzaklaştırabildiğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede squeamish, zihin hakkında neyi ima ediyor?
- Her hoş olmayan gerçeği direnmeden saklar.
- Hoş olmayan gerçeklerden geri çekilme eğilimindedir.
- Kötü haberleri eğlenceli hâle getirir.
- Gerçek anlamda hastalanan bir vücut organıdır.
Cevabı göster
Hoş olmayan gerçeklerden geri çekilme eğilimindedir.
Entertain bad news: kötü haberi değerlendirmeye almak
Burada entertain, “bir şeyin zihne girmesine izin vermek ve onu ciddi biçimde değerlendirmek” anlamına gelir. Bad news, entertain fiilinin nesnesidir ve It önceki the mind ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla cümle zihni istenmeyen bir düşünceye direnen bir şey gibi gösterir. Bu zihinsel anlam “eğlendirmek” veya “ağırlamak” değildir. Ayrıca haberin doğru olduğunu kabul etmek anlamına da gelmez: kişi entertain an idea veya a possibility yaparken hâlâ bundan şüphe duyabilir.
Alıştırma
“Bir fikrin ciddi biçimde değerlendirilmesine izin vermek” anlamındaki hedef fiili kullanın: The committee refused to ____ the possibility that the report was wrong.
Cevabı göster
entertain
attended to: attend to ifadesinin edilgen biçimi
Attend to, bir kişiye, soruna veya acil meseleye ihtiyaç duyduğu ilgi, bakım ya da müdahaleyi göstermek anlamına gelir. Bu cümlede tehlike, hemen ele alınması gereken bir şeydir. Be attended to edilgen biçimdir: işlem tehlikeye uygulanır ve onunla ilgilenen kişi belirtilmez. To, attend to ifadesinin bir parçasıdır ve attended sözcüğünden sonra kalmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi attend to ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The urgent safety issue must be ____ immediately.
Cevabı göster
attended to
knowing our amnesiac tendencies: bir nedeni -ing yan cümlesiyle belirtmek
Knowing our amnesiac tendencies, cümlenin başında yer alan bir -ing ortaç yan cümlesidir. Ardından gelen ifadenin nedenini veya dayanağını verir; burada knowing, because we know anlamındadır. Knowing sözcüğünün örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olmalıdır. Our, bilen kişilerin we olduğunu gösterir. Buradaki amnesiac tendencies, rahatsız edici ayrıntıları unutma eğilimini belirten mecazi bir ifadedir; tıbbi bir tanı değildir.
Alıştırma
Hangi cümle ana cümlenin nedenini vermek için cümle başında knowing ifadesini doğru kullanır?
- Knowing the roads were icy, the trip was delayed.
- Knowing the roads were icy, we drove slowly.
- We knowing the roads were icy, drove slowly.
Cevabı göster
Knowing the roads were icy, we drove slowly.
we can be certain that profound unpleasantness must have existed,
4:48derin bir hoşnutsuzluğun var olduğundan emin olabiliriz,
for our decision to rip our situation apart. Öbek fiiller
4:55durumumuzu paramparça etme kararımızın hiçbir açıklaması olmazdı.
Geçmişe ilişkin bir çıkarımı for ... would otherwise have been ile desteklemek
For bağlacı, önceki sonucu destekleyen nedeni sunar. Burada “bir amaç için” anlamına gelmez; because gibi “çünkü” anlamındadır. Başka hiçbir açıklamanın bulunmaması, derin bir mutsuzluğun var olmuş olması gerektiğine kanıt olarak gösterilir. Would otherwise have been, geçmişte gerçeğin tersi olan varsayımsal bir durumu anlatır. Buradaki otherwise, “o mutsuzluk var olmasaydı” demektir. Bu hayalî durumda kararlarının hiçbir açıklaması olmayacaktı. Bu yapı, karşıt durumun bilinen sonucu açıklayamayacağını göstererek geçmiş hakkındaki bir çıkarımı destekler.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan akıl yürütme ne anlama geliyor?
- Derin bir mutsuzluk olmasaydı kararları açıklamasız kalırdı.
- Derin mutsuzluk, kararlarının amacıydı.
- Kararları, herhangi birinin açıklama aramasını engelledi.
Cevabı göster
Derin bir mutsuzluk olmasaydı kararları açıklamasız kalırdı.
rip our situation apart ifadesindeki güçlü mecaz
Rip ... apart, sözcüğü sözcüğüne bir şeyi yırtıp parçalara ayırmak demektir. Burada mecazi anlamdadır: our situation, ilişkiyi ve onun etrafında kurulmuş ortak hayatı ifade eder; rip it apart ise bu düzenin tamamını bilerek bozup dağıtmak anlamına gelir. Bu imge, yalnızca end a relationship demekten çok daha güçlüdür. Ayrılığı ani, acı verici ve yıkıcı bir eylem olarak sunar ve iki kişi için de ciddi sonuçlar doğurduğunu vurgular.
Alıştırma
“Their constant fighting ripped the family apart,” cümlesinde ripped the family apart ne anlama gelir?
- Ailenin ilişkilerine ve birliğine ciddi zarar verdi.
- Aile hakkında sert bir eleştiri yaptı.
- Bir aile üyesini fiziksel olarak parçalara ayırdı.
Cevabı göster
Ailenin ilişkilerine ve birliğine ciddi zarar verdi.
We would never have needed to act Dilbilgisi
5:00İşler hiçbir zaman şu anda nostaljik olarak varsaydığımız kadar
Geçmiş karşıolgusu: would never have needed ... if ... had been
Ana cümledeki would never have needed to act, gerçekleşmemiş varsayımsal bir geçmiş sonucu, yani harekete geçmeye ihtiyaç duymamayı anlatır. If yan cümlesindeki had ever ... been, geçmişte gerçek olandan farklı bir durum hayal etmek için past perfect yapısını kullanır. Cümlenin bütünü, gerçekte durum o kadar tatmin edici olmadığı için harekete geçmenin gerekli olduğunu ima eder. as gratifying as we are now nostalgically assuming they were bölümünde gratifying, duygusal açıdan tatmin edici demektir. Sondaki they were, gratifying sözcüğünün tekrarını önler ve “şimdi eskiden öyle olduğunu varsaydığımız kadar tatmin edici” anlamına gelir. Remotely ve nostalgically ifadenin kuşkucu tonunu güçlendirir: bugünkü idealize edilmiş anıya rağmen durum o kadar iyi olmaya yaklaşmamıştır bile.
Alıştırma
Şu gerçek dışı geçmiş anlamını doğru ifade eden cümle hangisidir: koşullar tatmin edici olmadığı için ekip gerçekten harekete geçti?
- If conditions had been satisfactory, the team will not need to act.
- If conditions were satisfactory, the team would not need to act.
- If conditions had been satisfactory, the team would not have needed to act.
Cevabı göster
If conditions had been satisfactory, the team would not have needed to act.
portrait we are painting of the relationship mecazı
Burada portrait, mecazi bir genel temsildir; painting ise insanların bir şeyi anlatma veya hatırlama biçimiyle bu temsili oluşturması anlamına gelir. İfade, gerçek bir resme değil, ilişkinin oluşturulmakta olan versiyonuna gönderme yapar. Portrait sözcüğünden sonraki ilgi zamiri örtük durumdadır: portrait (that) we are painting of the relationship. Daha genel olarak paint a portrait of something, çoğu zaman seçme ve yorumlamayla şekillenen belirli bir görüntü veya anlatım sunmak demektir.
Alıştırma
Hangi cümlede paint a portrait of, genel bir izlenim oluşturmak anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?
- The documentary paints a portrait of a town changed by tourism.
- The artist paints a portrait of the mayor on canvas.
- The photographer takes a portrait of the mayor.
Cevabı göster
The documentary paints a portrait of a town changed by tourism.
not from A, but from B: A'dan değil, B'den
not from A, but from B eşleşmiş yapısı, bir şeyin kaynağı hakkındaki düşünceyi düzeltir. Önce kaynağın bilgi olduğunu reddeder, ardından gerçek kaynak olarak yalnızlık ve kaygıyı gösterir. from edatının tekrarlanması iki kaynağı paralel hâle getirir ve karşılaştırmayı kolaylaştırır. Burada apprehension, anlama yetisi değil, kaygı veya geleceğe ilişkin endişeli bir beklenti demektir.
Alıştırma
Bir kaynağı reddedip gerçek kaynağı belirten yapıyla cümleyi tamamlayın: Her decision came ____ pressure, ____ careful planning.
Cevabı göster
not from · but from
what was on offer: o sırada mevcut olanlar
what was on offer ifadesinde what, “olan şeyler” veya “her ne varsa” anlamına gelir. Yan cümlenin tamamı, o sırada kabul edilebilecek ya da seçilebilecek her şeyi belirtir. Burada on offer özellikle indirimli anlamına gelmez. Bu ilişki bağlamında, durumun sağlayabileceği yaşamı veya olasılıkları ifade eder.
Alıştırma
“She looked at the available courses and chose the best of what was on offer,” cümlesinde what was on offer ne anlama gelir?
- indirimli olarak sunulan dersler
- ona yapılan tek bir teklif
- seçilebilecek dersler
Cevabı göster
seçilebilecek dersler
who dreams they might find enduring happiness
5:30kalıcı mutluluğu bulabileceğini düşleyen fantezisi kadar
as untrue ... as is the fantasy of: eşitlik karşılaştırmasında resmî devrik yapı
Bu, eşitlik bildiren bir karşılaştırmadır: A is as + adjective + as + B. Burada untrue to our own nature, “insan doğasına uygun olmayan” anlamına gelir ve önceki düşünce, sonraki hayal kadar gerçek dışı gösterilir. İkinci as sonrasında normal sıra as the fantasy of ... is olurdu. Resmî düzyazıda bu karşılaştırma yan cümlesi as is the fantasy of ... biçiminde devrik kurulabilir ve is uzun özneden önce getirilebilir. as karşılaştırmayı başlatır, is ise the fantasy ifadesinin fiilidir.
Alıştırma
Cümleyi resmî devrik karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: The claim is as unrealistic ____ the belief that every problem has an instant solution.
Cevabı göster
as is
The solution to the problem of satisfying our needs Anlatım akışı
5:36İhtiyaçlarımızı karşılama sorununun çözümü,
The solution ... is not X. It is Y: reddet, sonra yerine yenisini koy
Cümle, önce reddedip sonra yerine yenisini koyan bir yapı kullanır. The solution ... is not X önce yanlış bir cevabı ortadan kaldırır; ardından ayrı bir cümle olan It is Y gerçek cevabı verir. is tekrarlandığı için Y daha güçlü vurgulanır ve düzeltmeyi takip etmek kolaylaşır. It, the solution ifadesine; they ve them ise our needs ifadesine gönderme yapar. Hallucinate burada mecazidir: ihtiyaçların bulunmadığını hayal etmek veya öyleymiş gibi davranmak anlamına gelir. Square up to them, bu ihtiyaçlarla dürüstçe yüzleşip onları ele almak demektir.
Alıştırma
Düzeltme kalıbını burada öğrenilen sözcüklerle tamamlayın: The solution is ____ blame each other. ____ find out what went wrong.
Cevabı göster
not to · It is to
square up to them: bir şeyle doğrudan yüzleşmek
Bu cümlede square up to them, them ile belirtilen şeylerden kaçınmayı bırakıp onlarla doğrudan yüzleşmek anlamına gelir. Buradaki them, konuşanın gerçek ihtiyaçlarına gönderme yapar; rakiplere değil. İfade, bir meydan okumaya dönüp onunla yüzleşme görüntüsü taşır. Bu nedenle cesaret ve gerilim hissi katar: kişi kaçınmaktan vazgeçip etkin biçimde karşı karşıya gelir. Burada borç kapatmak anlamında değildir.
Alıştırma
“After weeks of denial, Leo finally squared up to the truth,” cümlesinde squared up to the truth ne anlama gelir?
- Gerçeğin iki yönünü dengeledi
- Biriyle fiziksel olarak kavga etmeye hazırlandı
- Gerçekle doğrudan yüzleşti
Cevabı göster
Gerçekle doğrudan yüzleşti
Şimdi hissettiklerimize değil, o zaman mutlaka bildiklerimize güvenmek
Eşleşen trust not A, but B yapısı, yargının temeli olarak A’yı reddedip onun yerine B’yi koyar. Burada A, sıkıntılı bir durumdayken şimdi hissettiklerimizdir; B ise önceki zamanda elimizde olan bilgidir. now ve then karşıtlığı, dayanak kaynağındaki değişimi açıkça gösterir. Must have known, geçmiş hakkında şimdi yapılan bir çıkarımdır: konuşan kişi, o zaman bunu kesinlikle bildikleri sonucuna varır. O dönemde bilmek zorunda oldukları anlamına gelmez.
Alıştırma
“We should trust not what we feel now, but what we must have known then” cümlesinin mantığını en iyi hangi yorum korur?
- İnsanların o önceki zamanda yeni bir şey öğrenmesi zorunluydu.
- Şimdiki duygu ile geçmişteki bilgi eşit derecede güvenilirdir.
- Yargıyı şimdiki duyguya değil, o zaman bilindiğini çıkarabildiğimiz şeye dayandırmalıyız.
Cevabı göster
Yargıyı şimdiki duyguya değil, o zaman bilindiğini çıkarabildiğimiz şeye dayandırmalıyız.
rule of thumb: pratik ve yaklaşık bir yol gösterici ilke
Rule of thumb, deneyime dayanan pratik bir yol gösterici ilkeyi ifade eder. Hızlı ve mantıklı bir karar vermeye yardımcı olur, ancak kesin bir yasa ya da garanti değildir. Bu cümlede önceki tartışmadan basit ve genel bir ilke ortaya çıkıyor. İfade, bu ilkenin istisnalara izin veren yararlı bir rehber olarak görülmesi gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Rule of thumb ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- This rule of thumb legally requires every shop to close at six.
- This rule of thumb proves the result with absolute mathematical certainty.
- As a rule of thumb, leave ten minutes between online meetings.
Cevabı göster
As a rule of thumb, leave ten minutes between online meetings.
mold ourselves into a caricature of: kimliği çarpıtılmış bir biçime dönüştürmek
Mold A into B kalıbı, A’yı biçimlendirerek veya değiştirerek B hâline getirmek demektir. Burada A ourselves olduğu için kişiler kendi kimliklerini bilinçli biçimde yeniden şekillendiriyor. Caricature, abartılmış ve aşırı basitleştirilmiş bir betimlemedir. İfade mecazidir: Gerçekten sanat eseri üretmek yerine kendilerini kolayca tatmin olan birinin çarpıtılmış sürümüne indirgiyorlar. Söyleyiş eleştireldir; kişisel gelişimin tarafsız bir anlatımı değildir.
Alıştırma
Bu cümlenin en iyi yorumunu seçin: To impress the audience, Lena molded herself into a caricature of a fearless explorer.
- Davranışlarını değiştirerek korkusuz bir kâşifin abartılmış ve basitleştirilmiş bir sürümüne dönüştü.
- Kendisini değiştirmeden korkusuz bir kâşifi inceledi.
- Korkusuz bir kâşifin gerçeğe uygun bir heykelini yaptı.
Cevabı göster
Davranışlarını değiştirerek korkusuz bir kâşifin abartılmış ve basitleştirilmiş bir sürümüne dönüştü.
even if ... can't remember a single one: bir tanesini bile hatırlayamıyor olsak da
Even if bir ödünleme durumu sunar: Yan cümledeki durum, ana cümlenin iddiasını değiştirmez. Burada şu anda hiçbir nedeni hatırlayamamak, geçmişte ikna edici nedenlerin bulunduğu iddiasını geçersiz kılmaz. One, persuasive reason ifadesinin yerine geçer. Not ... a single one, güçlü biçimde “bir tane bile yok” anlamına gelir ve hiçbir nedenin hatırlanamadığını vurgular.
Alıştırma
Belgelerin kaybolmasının önceki sonucu değiştirmediğini gösterecek en uygun ifadeyi seçin: The evidence was convincing, ___ we can no longer find a single document to support it.
- even if
- unless
- only if
- because
Cevabı göster
even if
at great cost to all involved: ilgili herkes için büyük bir bedel karşılığında
At great cost to all involved, eylemin sonucunu açıklayan parantez içi bir zarf öbeğidir: Eylem, durumla bağlantılı herkesin ağır bir bedel ödemesine yol açacaktır. Burada cost yalnızca paradan ibaret değildir; duygusal acı, zarar görmüş ilişkiler, zaman, emek veya başka zararlar anlamına gelebilir. Involved, “ilgili veya katılan” demektir; “karmaşık” demek değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir eylemin durumla bağlantılı herkese ciddi zarar vereceğini söylüyor?
- The decision was approved by all involved.
- The consultation was offered at no cost.
- We must settle the dispute at all costs.
- Reopening the dispute would come at great cost to all involved.
Cevabı göster
Reopening the dispute would come at great cost to all involved.
good things did exist ifadesindeki vurgulu did
Olumlu good things did exist yan cümlesinde did, geçmişteki olguyu vurgular. “İyi şeyler gerçekten vardı” ya da “iyi şeylerin var olduğu doğrudur” anlamına gelir. Vurgu amacıyla kullanılan did sonrasında exist, existed değil, yalın hâlde kalır. Bu yapı bir inkârı düzeltmek veya karşıtlıktan önce bir noktayı kabul etmek için kullanılabilir: yeterli olmasalar bile iyi şeyler gerçekten vardı.
Alıştırma
Bir kişi hiç olumlu sonuç olmadığını söylüyor. Vurgulu did ile düzeltmeyi tamamlayın: Some positive results ____.
Cevabı göster
did exist
but that they were no proper solution
6:41ancak bunların ortaya çıkan bazı haklı ihtiyaçlarımız için
to certain of our well-founded emergent needs. Kelime
6:44uygun bir çözüm olmadığını kabul etmeliyiz.
Sağlam temelli ve yeni gelişen ihtiyaçlar: well-founded emergent needs
Well-founded, iyi gerekçeler veya kanıtlarla desteklenen; emergent ise ortaya çıkmaya ya da gelişmeye başlayan demektir. Birlikte well-founded emergent needs, hem gerçekten gerekçeli hem de yeni gelişmekte olan ihtiyaçları anlatır. İki sıfatın görevleri farklıdır: well-founded ihtiyaçların dayanağını değerlendirirken emergent onların gelişim aşamasını açıklar. Bu, ortaya çıkmaya başlayan ihtiyaçları gerçek ve makul olarak sunan resmî bir anlatımdır.
Alıştırma
Hangi cümle, sağlam bir dayanağı olan ve yeni gelişmekte olan ihtiyaçları well-founded emergent needs ile anlatıyor?
- The relief team responds to emergency needs after the flood.
- The report identifies well-founded emergent needs as remote work expands.
- The hospital treats urgent needs before routine cases.
Cevabı göster
The report identifies well-founded emergent needs as remote work expands.
and that the way forward is to accept our characters Dilbilgisi
6:52ve ileriye giden yolun, asla yaşayamayacağımız bir basitliği varsaymaktan ziyade,
rather than assume a simplicity we could never live up to. Öbek fiiller
6:55karakterlerimizi kabul etmek olduğu anlamına gelir.
the way forward is to A rather than B: ilerlemek için B yerine A'yı yapmak
Burada the way forward, fiziksel bir yol değil, ilerlemek için izlenebilecek en yapıcı sonraki adım anlamına gelir. Konuşan kişi, gerçek karakterimizi kabul etmeyi ilerleme sağlayabilecek çözüm olarak sunar. the way forward is to A rather than B kalıbı A'yı önerirken B'yi daha az gerçekçi bir seçenek olarak reddeder. Bu cümlede accept ve assume paralel fiillerdir: İlk to önerilen eylemi, rather than ise reddedilen eylemi başlatır.
Alıştırma
Bir eylemi yapıcı sonraki adım olarak sunan kalıpla cümleyi tamamlayın: The ____ listen carefully rather than make a quick decision.
Cevabı göster
way forward is to
live up to: bir standardı veya beklentiyi karşılamak
Live up to, bir standardın, beklentinin, sözün, itibarın veya imajın gerektirdiği düzeye ulaşmak anlamına gelir. Gerçek davranışın ya da performansın bu ölçütle uyuşup uyuşmadığını değerlendirir. Buradaki ölçüt, insanların sade ve kolay tatmin edilen varlıklar olması gerektiği düşüncesine dayanan hayalî bir sadeliktir. Konuşan kişi bu imaja uymanın imkânsız olduğunu söyler. live up to something yapısında to sonrasındaki nesne bir varış noktasını değil, ölçütü belirtir.
Alıştırma
Vurgulanan öbek fiille cümleyi tamamlayın: The hotel looked impressive online, but it did not ____ its five-star reputation.
Cevabı göster
live up to
pay the full price for: bütün sonuçları göze almak
Bu cümlede pay the full price for mecaz olarak kullanılmıştır. Gerçek ve karmaşık doğamızı kabul etmenin beraberinde getirdiği bütün zorlukları, kayıpları veya diğer sonuçları göze almak anlamına gelir; burada para ya da sabit bir fiyat söz konusu değildir. be ready to pay the full price for + isim veya -ing biçimi, bir seçimi onun bütün bedeliyle birlikte sunar. Bir şeyi istemenin veya savunmanın, onun gerektirdiği her şeyin sorumluluğunu üstlenmeyi de gerektirdiğini gösterir.
Alıştırma
Bütün sonuçları kabul etmeyi vurgulamak için cümleyi öne çıkarılan ifadeyle tamamlayın: If we choose complete independence, we must be ready to ____ that freedom.
Cevabı göster
pay the full price for
Our Relationships book calmly guides us with calm and charm
7:11İlişkiler kitabımız sakinlik ve çekicilikle bize rehberlik ediyor,
to ensure that success in love need not be a matter of good luck.
7:18aşkta başarının bir şans meselesi olmasına gerek olmadığını sağlamak için.