Bu mantık hatasını alt edebilir misiniz? - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, birleşim yanılgısı üzerinden ayrıntılı bir senaryonun neden daha inandırıcı gelebildiğini, oysa eklenen her koşulun senaryoyu istatistiksel olarak daha az olası yaptığını ve bu yanlılığın komplo teorileriyle sahte haberlerde de kullanıldığını açıklıyor. Temel İngilizce öğrenme noktaları: 1. However counterintuitive it seems to — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir düşüncenin şaşırtıcı göründüğünü kabul ettikten sonra yine de geçerli olan sonucu sunmaya yarayan bu resmî ödünleme yapısını tanıyıp kullanın; özellikle sezginin bir olasılık kuralıyla çatıştığı durumlarda düşünceyi dengeli biçimde kurabilirsiniz. 2. but not vice versa. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Bu kısa mantık ifadesinin bir ilişkinin tek yönde geçerli olduğunu, ters yönde ise geçerli olmadığını anlattığını kavrayın ve bir grubun başka bir grubun içinde yer almasının iki grubu eşdeğer yapmadığını açıkça belirtmek için kullanın. 3. The more resonant details are added to an outlandish story, the more plausible it begins to — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Birbiriyle bağlantılı iki değişimi anlatan the more..., the more... yapısını ayırt edin ve insanlara yakın gelen ayrıntılar eklendikçe gerçek olasılık artmadan algılanan inandırıcılığın nasıl yükseldiğini açıklamak için kullanın.
Bu derste
Meet Lucy. ile hikâyenin başında bir kişiyi tanıtmak
Burada Meet Lucy., Lucy'yi izleyiciye tanıtmak için kullanılan kısa bir emir cümlesidir; mutlaka yüz yüze bir buluşma ayarlamak anlamına gelmez. Hikâyenin ele alacağı kişiye dikkati yöneltir. Meet + isim kalıbı, bir videonun, sunumun veya yazının başında bir karakteri ya da örnek olayı hızlıca tanıtabilir.
Alıştırma
Bir hikâyenin başında Meet Lucy. diyen kişi ne yapıyor?
- Lucy'nin izleyiciyle daha önce tanıştığını söylemek
- Lucy'yi odaklanılacak kişi olarak tanıtmak
- İzleyiciye Lucy'yle hemen bir buluşma ayarlamasını emretmek
Cevabı göster
Lucy'yi odaklanılacak kişi olarak tanıtmak
math major: öğrencinin alanını belirten isim öbeği
Bu cümlede a math major, üniversitedeki ana çalışma alanı matematik olan bir öğrenci demektir. İfadenin tamamı Lucy'yi akademik alanına göre tanımlar. Burada major, belirli bir alanda okuyan öğrenciyi belirten sayılabilir bir isimdir ve math bu ismi niteler. Yaygın kalıp a/an + ders veya alan + major şeklindedir; örneğin a history major.
Alıştırma
Kimlik belirten ifadeyi math ve major sözcükleriyle tamamlayın: Ava is a ____ in college.
Cevabı göster
math major
and aced all her courses in probability and statistics. Kelime
0:10ve olasılık ile istatistik derslerinin hepsinden en yüksek notu aldı.
aced all her courses: fiil olarak ace
aced all her courses ifadesinde ace, geçmiş zamanda kullanılan bir fiildir ve bir şeyde son derece başarılı olmak anlamına gelir. Burada onun olasılık ve istatistik derslerinin hepsinde çok yüksek başarı gösterdiğini anlatır. Başarılı olan kişi öznedir; ders, sınav veya mülakat ise ace fiilinin nesnesi olarak gelir. Bu ifade onun derslere A notu verdiği anlamına gelmez; değerlendirilen ve başarı gösteren kişi odur.
Alıştırma
Cümlede aced all her courses ne anlama geliyor?
- Bu derslerin her birinde son derece başarılı oldu.
- Her derse A notu verdi.
- Her dersi bir kart oyununa dönüştürdü.
Cevabı göster
Bu derslerin her birinde son derece başarılı oldu.
which sorusunda do you think
Bu soruda do you think, karşıdaki kişinin değerlendirmesini ister. Asıl istenen bilgi hangi seçeneğin daha olası olduğudur; bu ifade soruyu yalnızca bir gerçeği sormak yerine fikir belirtmeye yönelik bir davete dönüştürür. Soru sözcüğü önce gelir, ardından do you think kullanılır ve kalan bölüm düz cümle sırasını korur: Which do you think is more likely? do you think ifadesinden sonra it gibi ikinci bir özne eklemeyin.
Alıştırma
Karşıdaki kişinin değerlendirmesini istemek için do you think kullanın: Which route ____ is safer after dark?
Cevabı göster
do you think
Olasılığı karşılaştırmak için more likely
more likely, likely sözcüğünün karşılaştırma biçimidir. Bir olasılığın diğerine göre doğru olma veya gerçekleşme ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtir. Bu soruda which seçenekler arasından birini seçmeyi ister, more likely ise olasılıkları karşılaştırmanız gerektiğini gösterir.
Alıştırma
"Which outcome is more likely?" cümlesinde more likely ne anlama gelir?
- Daha fazla kişi bundan hoşlanır veya bunu onaylar.
- Doğru olma veya gerçekleşme ihtimali daha yüksektir.
- Başka bir sonuca daha çok benzer.
Cevabı göster
Doğru olma veya gerçekleşme ihtimali daha yüksektir.
or that Lucy is a portrait artist who also plays poker? Dilbilgisi
0:18yoksa Lucy'nin aynı zamanda poker de oynayan bir portre ressamı olması mı?
who also plays poker: ilgi cümleciğiyle bir koşul eklemek
Who also plays poker, a portrait artist ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Who aynı kişiyi, yani Lucy'yi gösterir; also plays poker ise onun hakkında bir bilgi daha ekler. Bu nedenle uzun tanım iki koşul içerir: Lucy bir portre ressamıdır ve poker oynar. Cümlecik farklı bir kişiyi anlatmaz.
Alıştırma
"a portrait artist who also plays poker" bize ne anlatır?
- Aynı kişi hem portre ressamıdır hem de poker oynar.
- Kişi portre ressamı olmak yerine poker oynar.
- Bir kişi portre ressamıdır, farklı bir kişi de poker oynar.
Cevabı göster
Aynı kişi hem portre ressamıdır hem de poker oynar.
In studies of similar questions ile araştırma kanıtını çerçeveleme
In studies of similar questions, cümlenin başında bir bilgi çerçevesi oluşturur. Ardından gelen sonucun yalnızca mevcut örneğe değil, ilgili sorular hakkında yapılmış araştırmalara dayandığını belirtir. Burada studies, öğrenme etkinliği değil, araştırma çalışmaları anlamındaki çoğul bir isimdir. Similar questions, tamamen aynı şekilde ifade edilmeseler bile ilgili yönlerden birbirine benzeyen soruları anlatır.
Alıştırma
In studies of similar questions bu cümlede hangi işlevi görüyor?
- Dinleyicilerden yeni bir araştırma projesi başlatmalarını ister.
- Katılımcıların nasıl soru soracaklarını öğrendiğini söyler.
- Ardından gelen yüzdeyi ilgili araştırmalardan elde edilen kanıt olarak sunar.
Cevabı göster
Ardından gelen yüzdeyi ilgili araştırmalardan elde edilen kanıt olarak sunar.
up to 80% of participants chose the equivalent of the second statement, Kelime
0:25katılımcıların %80'e kadarı ikinci cümlenin karşılığı olan,
Üst sınır bildiren up to 80%
Up to 80%, %80’in üst sınır olduğu anlamına gelir. Gerçek oran daha düşük olabilir; bu ifade tek başına oranın tam olarak %80 olduğunu veya %80’i aştığını belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi up ile başlayan ve “en fazla” anlamına gelen iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The hall can hold ____ 200 people.
Cevabı göster
up to
the equivalent of: sürümler veya sistemler arasında eşleştirme
Bu cümlede the equivalent of the second statement, anlamı veya mantıksal rolü bakımından ikinci ifadeyle eşleşen seçeneği anlatır. Katılımcılar aynı sözcükleri birebir görmüş veya seçmiş olmak zorunda değildir. the equivalent of + isim yapısı, farklı bir sürümde, sistemde veya durumda başka bir şeyle aynı anlama, değere ya da işleve sahip olan şeyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “aynı değere sahip karşılık” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: In this system, Level 5 is ____ an A grade.
Cevabı göster
the equivalent of
that Lucy is a portrait artist who also plays poker.
0:30Lucy'nin aynı zamanda poker de oynayan bir portre ressamı olduğu seçeneğini tercih etti.
nothing we know about Lucy suggests an affinity for art, Kelime
0:34Lucy hakkında bildiğimiz hiçbir şey sanata ilgisi olduğunu göstermiyor,
suggests an affinity for art: sanata doğal ilgiyi çıkarsamak
Bu cümlede suggests, “kanıtlar” değil, “öyle düşünmek için bir neden verir” anlamındadır. Özne nothing we know about Lucy olduğu için cümlenin tamamı, bilinen gerçeklerin hiçbirinin bu yönde bir sonuca işaret etmediğini söyler. An affinity for art, sanata karşı doğal bir ilgi, çekim veya yakınlık demektir. Sanatsal beceriyi değil, bir eğilimi veya uyumu anlatır.
Alıştırma
“nothing we know about Lucy suggests an affinity for art,” cümlesinde bilinen gerçekler neyi gösteriyor?
- Lucy’nin yetenekli bir sanatçı olduğunu kanıtlıyorlar.
- Lucy’nin sanata doğal bir ilgisi olduğuna dair hiçbir işaret vermiyorlar.
- Lucy’nin sanat eğitimi almasını öneriyorlar.
Cevabı göster
Lucy’nin sanata doğal bir ilgisi olduğuna dair hiçbir işaret vermiyorlar.
but statistics and probability are useful in poker.
0:38ancak istatistik ve olasılık poker için faydalıdır.
After all: destekleyici bir neden ekleme
After all, hemen önce söylenen bir düşünceyi destekleyen bir neden sunar. Burada Lucy hakkındaki bilgiler ikinci ifadeyi daha makul gösterir; bu nedenle ifade, insanların onu neden seçebileceğini açıklamaya yardımcı olur. After all cümlenin başında yer aldığında, ardından gelen bölümün önceki noktayı gerekçelendirmesini, savunmasını veya onu destekleyen bir nedeni hatırlatmasını bekleyebilirsiniz. Zaman sırası anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi destekleyici bir neden ekleyen bağlayıcıyla tamamlayın: We can walk home. ____, it is only ten minutes away.
Cevabı göster
After all
And yet: beklenmedik bir ters dönüşü belirtmek
And yet, “az önce söylenenlere rağmen” anlamına gelen bir geçiş ifadesidir. Önceki düşünceyi göz önünde tutar ve bu düşüncenin oluşturduğu beklentiyle çelişen bir sonuç sunar. Burada önceki akıl yürütmenin ikna edici gelebileceğini, ancak konuşmacının onun sonucunu yanlış diye reddetmek üzere olduğunu belirtir. Açıklamalarda ve tartışmalarda bu ifade, beklenmedik bir ters dönüşü fark etmeye yardımcı olur.
Alıştırma
“And yet, this is the wrong answer,” cümlesinde And yet dinleyiciye ne anlatır?
- Konuşmacı makul görünen bir cevabı reddedecek.
- Konuşmacı zaman içinde daha sonra ne olduğunu anlatacak.
- Konuşmacı aynı cevabı destekleyen başka bir neden ekleyecek.
Cevabı göster
Konuşmacı makul görünen bir cevabı reddedecek.
How do we know the first statement is more likely to be true? Anlatım akışı
0:46İlk ifadenin doğru olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu nereden biliyoruz?
Yönlendirici bir soru olarak How do we know ...?
Burada How do we know...? yönlendirici bir sorudur. Konuşmacı bu soruyu, ilk ifadenin doğru olma olasılığının daha yüksek olduğu sonucundan bu sonucu destekleyen nedenlere geçmek için kullanır. How do we know + yan cümle yapısı, bir iddiayı hangi kanıtın veya akıl yürütmenin doğruladığını sorar. know sonrasındaki iç cümlede düz cümle sırası korunur: the first statement is... denir; is the first statement... denmez.
Alıştırma
Bir açıklamada How do we know ...? sorusunun temel işlevi nedir?
- Konuyu başka bir açıklama yapmadan bitirmek.
- Konuşmacının cevabı olmadığını kabul etmek.
- Bir iddiadan onu destekleyen kanıta veya akıl yürütmeye geçmek.
Cevabı göster
Bir iddiadan onu destekleyen kanıta veya akıl yürütmeye geçmek.
Because it's a less specific version of the second statement. Kelime
0:50Çünkü ikinci ifadenin daha az spesifik bir versiyonudur.
a less specific version of: daha az koşul ve daha geniş kapsam
A less specific version of, bir şeyin daha az ayrıntı veren veya daha az koşul koyan biçimi demektir. Bu cümlede ikinci ifade ek bir koşul içerdiği için ilk ifadenin kapsamı daha geniştir. Yapı a less specific version of + isim öbeği şeklindedir. Less specific, nitelik veya doğruluk değil kapsam bildirir: daha az belirgin bir ifade daha fazla duruma uygulanabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi ‘daha az ayrıntı veya koşul içeren bir biçim’ anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The short weather alert is ____ the detailed forecast.
Cevabı göster
a less specific version of
Saying that Lucy is a portrait artist Dilbilgisi
0:54Lucy'nin bir portre ressamı olduğunu söylemek,
doesn't make any claims about what else she might or might not do. Notlar
0:56onun başka neler yapıp yapamayacağı hakkında herhangi bir iddiada bulunmaz.
Cümlenin öznesi olarak Saying that Lucy is a portrait artist
Burada Saying that Lucy is a portrait artist, doesn't make any claims bölümünün öznesidir. Saying, isim görevinde kullanılan bir -ing biçimidir ve Saying that... yan cümleciğinin tamamı bir şey olarak, yani o ifadeyi söyleme eylemi veya olgusu olarak ele alınır. Bu, devam eden zamanı gösteren bir fiil biçimi değildir. Saying that + cümlecik yapısı bir ifadeyi cümlenin başına taşıyabilir; cümlenin geri kalanı da bu ifadenin etkisini, çıkarımını veya mantıksal sınırını açıklar.
Alıştırma
İfadeyi söyleme eyleminin özne olması için say fiilini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: ____ that the road is shorter does not prove it is faster.
Cevabı göster
Saying
doesn't make any claims about: hiçbir iddiada bulunmamak
To make a claim about something, bir şey hakkında bir ifadeyi doğruymuş gibi ileri sürmek demektir. doesn't make any claims about yapısında doesn't...any olumsuz kalıbı, ardından gelen konu hakkında böyle hiçbir iddiada bulunulmadığını gösterir. Bu ifade, ilk cümlenin neyi desteklediğine bir sınır koyar: Lucy'yi portre sanatçısı olarak tanımlamak, onun başka hangi etkinlikleri yaptığı veya yapmadığı hakkında kesin bir bilgi vermez.
Alıştırma
Cümleyi, any sözcüğünü de içeren dersteki tam olumsuz ifadeyle tamamlayın: The brochure ____ the medicine's long-term effects.
Cevabı göster
doesn't make any claims about
might or might not: iki olasılığı da açık bırakmak
might or might not olumlu bir olasılıkla onun olumsuzunu bir araya getirir: bir şey olabilir, ama olmayabilir de. Bu cümlede Lucy'nin portre sanatçısı olması, onun diğer etkinlikleri hakkında bize kesin bir bilgi vermez. Yapı might or might not + fiilin yalın hâlidir. Konuşanın kendini tekrarladığı veya tereddüt ettiği anlamına gelmez; iki olasılıktan birini seçmekten bilinçli olarak kaçınır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve might sözcüğünü iki kez kullanan yapıyla tamamlayın: The school trip ____ happen on Friday.
Cevabı göster
might or might not
But even though it's far easier to imagine her playing poker Dilbilgisi
1:01Ancak arka plan bilgilerine dayanarak onun poker oynadığını hayal etmek,
than making art based on the background information,
1:05sanat yaptığını hayal etmekten çok daha kolay olsa da,
far easier to imagine ... than ...: büyük bir farkı belirten karşılaştırma
Far easier ... than ... güçlü bir karşılaştırma kurar: onu poker oynarken hayal etmek, sanat yaparken hayal etmekten çok daha kolaydır. Far, karşılaştırma biçimi olan easier sözcüğünü güçlendirir ve “büyük bir farkla” anlamına gelir; uzaklık bildirmez. Yapı far easier to imagine + kişi + A şeklindeki -ing eylemi + than + B şeklindeki -ing eylemidir. Kişinin iki eylemi de yapan kişi olduğu anlaşılır ve anlam açıksa than sonrasındaki tekrarlanan sözler atılabilir.
Alıştırma
far ve easy sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: With the clear signs, it is ____ to find the library than the campsite.
Cevabı göster
far easier
the second statement is only true if she does both of these things. Dilbilgisi
1:08ikinci ifade ancak o bu iki şeyi birden yapıyorsa doğrudur.
even though: gerçeği kabul ederken sonucu değiştirmemek
even though bir ödünleme ilişkisi kurar. Ardından gelen yan cümle, belirli bir sonucu beklememize yol açabilecek bir gerçeği veya kabul edilen noktayı sunar; ana cümle ise buna rağmen geçerliliğini koruyan sonucu ya da yargıyı verir. Burada Lucy'yi poker oynarken hayal etmek daha kolaydır, ancak arka plan bilgisine dayanan bu sezgi ikinci ifadeyi doğru yapmaz. Bu ifade, daha kolay hayal edilen fikrin kabul edildiğini gösterir; onu sonucu kanıtlayan bir neden olarak sunmaz.
Alıştırma
Hangi cümle even though kullanarak bir gerçeği kabul ederken sonucun yine de gerçekleştiğini gösterir?
- Because the path was muddy, we finished the walk.
- Even though the path was muddy, we finished the walk.
- Even if the path is muddy tomorrow, we will finish the walk.
Cevabı göster
Even though the path was muddy, we finished the walk.
only true if: gerekli bir koşulu belirtmek
Only true if, if sözcüğünden sonra gelen şeyin zorunlu bir koşul olduğu anlamına gelir. Bu cümlede, kişi iki şeyi de yapmadıkça ikinci ifade doğru olamaz; yalnızca birini yapmak yeterli değildir. Only sözcüğü, bir şeyin doğru sayılabileceği koşulları sınırlar. Genel A is only true if B yapısında, B olmadan A doğru olamaz.
Alıştırma
“The safety claim is only true if both tests pass” ne anlatır?
- İki testin de geçilmesi yalnızca isteğe bağlı bir örnektir.
- Güvenlik iddiasının doğru olması için iki testin de geçilmesi gerekir.
- Testlerin geçilip geçilmemesine bakılmaksızın güvenlik iddiası doğrudur.
Cevabı göster
Güvenlik iddiasının doğru olması için iki testin de geçilmesi gerekir.
However counterintuitive it seems to imagine Lucy as an artist, Dilbilgisi
1:13Lucy'yi bir sanatçı olarak hayal etmek ne kadar mantığa aykırı görünse de,
the second scenario adds another condition on top of that, Kalıp ifadeler
1:17ikinci senaryo bunun üzerine bir koşul daha ekliyor
However counterintuitive it seems to: ne kadar mantığa aykırı görünürse görünsün
Burada however, “ama” anlamına gelmez. Counterintuitive sıfatını niteler ve ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. however + sıfat + özne + fiil kalıbı, “ne kadar ... olursa olsun” anlamına gelir. Bir fikrin şaşırtıcı veya yanlış gelebileceğini kabul eder, ancak ana sonucu değiştirmez. it seems to imagine Lucy as an artist bölümünde it, daha sonra gelen to imagine Lucy as an artist eylemine işaret eder. Girişin tamamı, Lucy’yi bu şekilde hayal etmek ne kadar mantığa aykırı görünürse görünsün sonucun geçerliliğini koruduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi no matter how ifadesinin tek sözcüklü resmî karşılığıyla tamamlayın: ____ surprising the result seems, we still need to check it.
Cevabı göster
However
adds another condition on top of that: bir koşul daha eklemek
adds another condition on top of that ifadesi, daha önce belirtilen bir koşula yeni bir koşul eklendiği anlamına gelir. That önceki koşula gönderme yapar ve on top of mecazidir: yeni koşul, ilk koşulun yerini almak yerine onun üzerine eklenir. Bu ifade, birikimli mantığı gösterir. Bütün koşulların aynı anda doğru olması gerekiyorsa bir koşul daha eklemek tanımı daha kısıtlayıcı yapar ve bütün senaryonun olasılığını azaltabilir.
Alıştırma
Adres belgesinin ek bir gereklilik olduğunu göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The permit already requires a photo, and the new rule adds another condition ____: proof of address.
- instead of that
- on top of that
- by itself
Cevabı göster
on top of that
making it less likely: -ing yapısıyla sonuç bildirme
making it less likely, az önce sözü edilen durumun sonucunu belirten bir -ing yan cümleciğidir. Daha açık biçimde “and this makes it less likely” olarak yazılabilir. making'in örtük öznesi, bir şeyi gerçekten yapan bir kişi değil, önceki durumun tamamıdır. Bu yapı, yeni bir tam cümle başlatmadan neden-sonuç bağlantısı ekler.
Alıştırma
“The extra requirement reduces the number of valid choices, making success less likely,” cümlesindeki -ing yan cümleciği neyi ifade eder?
- Önceki durumun sonucu
- Kim olduğu belirtilmeyen bir kişinin yaptığı ayrı bir eylem
- Şartı eklemenin amacı
Cevabı göster
Önceki durumun sonucu
will always be greater than the likelihood of A and B both occurring. Dilbilgisi
1:28her zaman A ve B'nin her ikisinin birden gerçekleşme olasılığından daha büyük olacaktır.
For any possible set of events: bir kuralın kapsamını belirleme
For any possible set of events, kapsamı ana yargıdan önce belirler. Kuralın yalnızca daha önce ele alınan bir örnek için değil, olası her olay kümesi için geçerli olduğunu anlatır. Buradaki for, “amacıyla” değil, “... bakımından” veya “... durumunda” anlamına gelir. Bu giriş, açıklamayı belirli bir durumdan genel bir ilkeye taşır.
Alıştırma
Örnek cümledeki “For any possible set of events” ifadesinin görevini en iyi hangisi açıklar?
- Olayların hangi amaçla gerçekleştiğini belirtir.
- Konuşulan tek ve belirli olay kümesini tanımlar.
- Ardından gelen kuralın geçerli olduğu kapsamı belirler.
Cevabı göster
Ardından gelen kuralın geçerli olduğu kapsamı belirler.
the likelihood of A occurring: bir olayın olasılığını ifade etme
the likelihood of A occurring, “A'nın gerçekleşme olasılığı” demektir. Likelihood ana isimdir; of A occurring ise hangi olayın olasılığının ele alındığını belirtir. A occurring içinde gerçekleşen şey A'dır; occurring ayrı bir olay değildir. Tüm ifade, bir olayı ölçülebilen veya karşılaştırılabilen bir şeye dönüştürür.
Alıştırma
Hedef yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: The ____ the bus arriving late is low.
Cevabı göster
likelihood of
will always be greater than: kural niteliğinde bir karşılaştırma
Bu cümlede will always be greater than, kuralın kapsadığı her durumda bir niceliği diğerinden daha büyük olarak sunar. Greater than iki olasılık değerini karşılaştırır. Buradaki will, karşılaştırmayı esas olarak geleceğe yerleştirmez. Genel bir kuralda will, koşullar her sağlandığında ortaya çıkan sonucu anlatabilir; always ise istisna olmadığını belirtir.
Alıştırma
Kural belirten bu cümlede will always be greater than ne anlama gelir?
- Gelecekte belirli bir anda yapılacak tek bir karşılaştırmayı tahmin eder.
- İlk niceliğin büyümeye istekli olduğunu ifade eder.
- Kural olarak geçerli olan bir karşılaştırmayı belirtir.
Cevabı göster
Kural olarak geçerli olan bir karşılaştırmayı belirtir.
the subset who are portrait artists might be relatively small.
1:37portre ressamı olan alt küme nispeten küçük olabilirdi.
If we took ...: varsayımsal bir durum için geçmiş biçimi kullanmak
Burada If we took ..., dinleyiciden bir eylemi hayal etmesini ister. took geçmiş biçimi, örnekleme işleminin geçmişte yapıldığını söylemez; koşulu varsayımsal hâle getirir. Ana cümledeki might be, hayal edilen durumda ortaya çıkabilecek bir sonucu belirtir. Yaygın yapı if + geçmiş biçim ve ardından would, might veya could + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Örnekte If we took ... ne anlama geliyor?
- Konuşan kişi örneklem almayı hayal etmemizi istiyor; gerçekten örneklem alındığını söylemiyor.
- Konuşan kişi örneklemin geçmişte alındığını bildiriyor.
- Konuşan kişi örneklemin şimdi alınması için talimat veriyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi örneklem almayı hayal etmemizi istiyor; gerçekten örneklem alındığını söylemiyor.
random sample: rastgele bir süreçle seçilen örneklem
İstatistikte random sample, daha büyük bir evrenden şansa dayalı bir yöntemle seçilen gruptur. Kimin veya neyin dâhil edileceğini kişisel tercih ya da kolay erişim değil, rastgele süreç belirler. Burada random, seçim yöntemini açıklar. Dikkatsiz, tuhaf veya hiçbir yöntem kullanılmadan seçilmiş anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi grup en doğru şekilde random sample olarak tanımlanabilir?
- İlk gelen on kişi
- Ulaşılması en kolay olduğu için iletişim kurulan kişiler
- Tam listeden rastgele bir süreçle seçilen kişiler
Cevabı göster
Tam listeden rastgele bir süreçle seçilen kişiler
But it will necessarily be bigger Kalıp ifadeler
1:41Ancak, portre ressamı olan ve poker oynayan alt kümeden
will necessarily be bigger than: mantıksal olarak kesin bir karşılaştırma
Will necessarily be bigger than, bir miktarın veya grubun diğerinden kaçınılmaz olarak daha büyük olduğunu belirtir. Necessarily, yalnızca bir tahmini değil, verilen gerçeklerden veya ilişkiden çıkan bir sonucu gösterir. Burada bigger, iki kümedeki kişi sayılarını karşılaştırır. Daha dar olan alt küme ek bir koşul içerdiği için karşılaştırma mantıksal olarak garanti edilen bir sonuç şeklinde sunulur.
Alıştırma
Necessarily bu cümleye hangi anlamı katar?
- Birinin grubu büyütme yükümlülüğü vardır.
- Grubun daha büyük olması yalnızca beklenmektedir, ancak garanti değildir.
- Grup büyüklüklerinin karşılaştırılması ilişkiden mantıksal olarak çıkar.
Cevabı göster
Grup büyüklüklerinin karşılaştırılması ilişkiden mantıksal olarak çıkar.
Anyone who belongs to the second group will also belong to the first, Kalıp ifadeler
1:47İkinci gruba ait olan herkes aynı zamanda ilk gruba da ait olacaktır,
who belongs to the second group ... also belong to the first: küme üyeliği
Belong to, bir grubun, kategorinin veya kümenin “üyesi olmak” anlamına gelir. Who belongs to the second group, anyone sözcüğünü niteler; also belong to the first ise aynı kişinin birinci grubun da üyesi olduğunu belirtir. İki biçim farklı dil bilgisi kurallarına uyar: ilgi cümleciğindeki belongs, tekil anyone ile uyumludur; will sonrasındaki belong ise yalın fiil biçiminde kalır. Bu bağlamda ikisi de duygusal bir aidiyet hissini değil, nesnel sınıflandırmayı anlatır.
Alıştırma
Küme üyeliğiyle ilgili ifadeyi tamamlamak için belong to yapısının doğru biçimini kullanın: Every square ____ the set of rectangles.
Cevabı göster
belongs to
but not vice versa: tersi geçerli değildir
But not vice versa, iki tarafın yeri değiştirildiğinde ifadenin doğru olmadığını anlatır. Burada ikinci grup birinci grubun içindedir; ancak birinci grupta olmak, ikinci grupta olmayı garanti etmez. Vice versa, ters çevrilmiş ifadenin tamamını yeniden söylemenin yerine kullanılır. “A, B'yi gerektirir” ifadesinden sonra but not vice versa denmesi, B'nin A'yı mutlaka gerektirmediğini belirtir.
Alıştırma
Ters çevrilmiş ilişkinin doğru olmadığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: Every violin is an instrument, but not ____.
Cevabı göster
vice versa
The more ..., the less ...: bağlantılı karşılaştırma
The more conditions there are, the less likely an event becomes, the + comparative ..., the + comparative ... biçimindeki bağlantılı karşılaştırma yapısını kullanır. Değişen iki miktarı birbirine bağlar: koşulların sayısı arttıkça olayın gerçekleşme olasılığı düşer. Bu yapıda the, bir ismin önünde kullanılan tanımlık değildir. Her the ilişkinin bir tarafını başlatır ve iki taraf da more veya less likely gibi karşılaştırma biçimleri kullanır.
Alıştırma
Daha fazla pratik yapmanın gerginliği azalttığını anlatan bağlantılı karşılaştırmayı tamamlayın: ____ you practice, ____ nervous you feel.
Cevabı göster
The more · the less
So why do statements with more conditions Anlatım akışı
1:57Peki neden daha fazla koşul içeren ifadeler
Sonraki açıklamaya geçiş sağlayan So why do ...?
Baştaki So, bu soruyu hemen önce ortaya konan sonuca bağlar. Sorunun tamamı şaşırtıcı bir karşıtlığı öne çıkarır: koşul eklemek olasılığı düşürmelidir, ancak bu tür ifadeler daha inandırıcı gelebilir. Açıklayıcı anlatımda So why do ...? gibi bir soru, yalnızca yanıt istemek yerine dinleyiciyi yönlendirir. Bu karşıtlığın nedenini sıradaki konu hâline getirir ve ardından gelecek açıklamaya hazırlık yapar.
Alıştırma
Bu sorunun açıklamadaki temel işlevi nedir?
- Önceki sonucu, sırada açıklanacak nedene bağlar.
- Tartışmanın sona erdiğini belirtir.
- Konuyla ilgisiz bir örnek sunar.
Cevabı göster
Önceki sonucu, sırada açıklanacak nedene bağlar.
This is a phenomenon known as the conjunction fallacy. Notlar
2:02Bu, bağlaç yanılgısı (conjunction fallacy) olarak bilinen bir olgudur.
Bir adı veya terimi tanıtan known as the ...
Known as + bir ad veya etiket, “adı verilen” ya da “bu adla bilinen” anlamına gelir. Burada known as the conjunction fallacy, phenomenon sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir ilgi tümcesidir ve a phenomenon that is known as the conjunction fallacy yapısına karşılık gelir. Bu ifade olguya ad verir; tek başına onu tanımlamaz veya açıklamaz. Bir metin, az önce anlattığı bir şeyin terimini verirken bu adlandırma kalıbını sıkça kullanır.
Alıştırma
Cümleyi “adı verilen” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This proportion is ____ the golden ratio.
Cevabı göster
known as
Birleşim safsatası: A ve B’yi A’dan daha olası saymak
Birleşim safsatası, A ve B’den oluşan birleşik bir olayın, B koşulu eklenmemiş daha basit A olayından daha olası olduğuna hükmetme hatasıdır. Oysa A ve B’nin birlikte gerçekleştiği her durum, A’nın gerçekleştiği durumların zaten içindedir; bu yüzden birleşik olay daha olası olamaz. Burada conjunction, and veya but gibi sözcükler için kullanılan dil bilgisi terimini değil, mantıksal “A ve B” birleşimini ifade eder. Fallacy bir akıl yürütme hatasıdır; mutlaka yalan anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi yargı birleşim safsatasını gösterir?
- Bir kişi A’nın, A ve B’nin birlikte gerçekleşmesi kadar veya ondan daha olası olduğunu söyler.
- Bir kişi A ve B’nin birlikte gerçekleşmesinin, B koşulu eklenmemiş A’dan daha olası olduğunu söyler.
- Bir kişi cümlede iki sözcüğü bağlamak için and kullanır.
Cevabı göster
Bir kişi A ve B’nin birlikte gerçekleşmesinin, B koşulu eklenmemiş A’dan daha olası olduğunu söyler.
When we're asked to make quick decisions: edilgen be asked to yapısı
“When we're asked to make quick decisions”, ana cümlenin durumunu belirleyen bir when yan cümleciğidir: Hızla karar verme baskısı altındayken sonraki tepki ortaya çıkma eğilimindedir. Edilgen yapı özne + be + asked + to-infinitive şeklindedir: we + are + asked + to make. Be asked to do something yapısında ask, “birinden bir şey yapmasını istemek veya bunu yapmasını şart koşmak” anlamına gelir. Yalnızca “birine soru sormak” anlamına gelmez. We're, we are ifadesinin kısaltmasıdır.
Alıştırma
ask fiilinin edilgen biçimini ve decide fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: When we ____ quickly, we sometimes miss important details.
Cevabı göster
are asked to decide
we tend to look for shortcuts: genel bir eğilimi anlatmak
Tend to + fiilin yalın hâli, genellikle olan bir şeyi veya birinin genel olarak yapmaya yatkın olduğu davranışı anlatır. Bu cümlede we tend to look for shortcuts, her seferinde gerçekleşen bir şeyi değil, insanlarda sık görülen bir davranış biçimini ifade eder. Buradaki shortcuts mecaz anlamdadır. Fiziksel olarak daha kısa yolları değil, daha az çabayla hızlı karar vermeyi sağlayan yöntemleri anlatır.
Alıştırma
Cümleyi genel bir eğilimi anlatan iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: When people feel rushed, they ____ choose the first acceptable option.
Cevabı göster
tend to
In this case: tartışmayı mevcut durumla sınırlandırmak
In this case, o anda tartışılan belirli durumu veya örneği gösterir. Ardından gelen ifadenin kapsamını belirler: genel bir düşünce artık bu özel duruma uygulanmaktadır. Buradaki case, hukuki dava değil, durum veya örnek anlamındadır.
Alıştırma
In this case cümlenin başında nasıl bir işlev görür?
- İfadeyi şu anda tartışılan durumla sınırlar.
- İfadenin mümkün olan her durumda doğru olduğunu söyler.
- Hukuki bir anlaşmazlığı tanıtır.
Cevabı göster
İfadeyi şu anda tartışılan durumla sınırlar.
What seems plausible rather than what is statistically most probable: akla yatkın görünen ile istatistiksel olarak en olası olan
Cümle, look for ifadesinden sonra gelen iki what yan tümcesini karşılaştırır: what seems plausible ve what is statistically most probable. Rather than, insanların ikinci ölçüt yerine birinciyi kullandığını gösterir. Plausible, bir fikrin inandırıcı gelmesi veya bir hikâyeye uyması demektir. Probable, onun doğru olma ihtimalinin yüksek olduğunu; statistically most probable ise sayılara göre en yüksek ihtimale sahip olduğunu belirtir. İnandırıcı gelen bir seçenek her zaman en olası seçenek değildir.
Alıştırma
what seems plausible rather than what is statistically most probable ifadesindeki karşıtlığı en iyi hangi seçenek açıklar?
- İnsanlar, istatistiksel ihtimali en yüksek olan yerine inandırıcı gelen şeyi tercih eder.
- Cümle, tamamen aynı anlama gelen iki ifadeyi karşılaştırır.
- İnandırıcı gelen her şeyin istatistiksel ihtimali de her zaman en yüksektir.
Cevabı göster
İnsanlar, istatistiksel ihtimali en yüksek olan yerine inandırıcı gelen şeyi tercih eder.
Lucy being an artist doesn't match the expectations Kalıp ifadeler
2:16Lucy'nin bir sanatçı olması, önceki bilgilerin oluşturduğu
On its own: bir etkeni ayrı olarak değerlendirmek
On its own, bir unsurun başka etkenlerle birleştirilmeden ayrı olarak ele alınması demektir. Ardından gelen yan tümcenin tamamının hangi çerçevede anlaşılacağını belirler. Buradaki its, Lucy being an artist ifadesinin anlattığı tek bir gerçeğe işaret eder. İfade, bu gerçeği kendi başına değerlendirmemizi söyler; önceki bilgiler ise karşılaştırmada kullanılan beklentileri sağlamaya devam eder.
Alıştırma
Bu cümlede On its own ne anlama gelir?
- Başka bir etkenle birleştirilmeden ayrı olarak ele alınması.
- Yakında kimse yokken hareket etmesi veya davranması.
- Lucy'ye ait olması.
Cevabı göster
Başka bir etkenle birleştirilmeden ayrı olarak ele alınması.
doesn't match the expectations formed by ...: kanıta dayalı beklentiyle uyumsuzluğu belirtmek
Doesn't match the expectations, mevcut gerçeğin önceki ipuçlarının insanlarda oluşturduğu beklentiyle uyuşmadığını belirtir. is strange ifadesinden daha kesindir; çünkü kanıta dayalı bir tahmin ile gerçeklik arasındaki uyumsuzluğu açıkça gösterir. Formed by the preceding information, expectations sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir yan cümleciktir: beklentiler daha önce verilen bilgiler tarafından oluşturulmuştur. İsimden sonra gelen bu niteleyici, beklentilerin kaynağını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “uyuşmuyor” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The new evidence ____ the expectations formed by the earlier report.
Cevabı göster
doesn't match
gives us a narrative that resonates with our intuitions. Notlar
2:24bize sezgilerimizde yankı bulan bir hikaye sunuyor.
gives us a narrative: yorumlayıcı bir çerçeve sunmak
X gives us a narrative yapısında X, ayrı ayrıntıları birbirine bağlamak ve yorumlamak için tutarlı bir yol sunar. Burada give fiilinin iki nesnesi vardır: us alıcıyı, a narrative ise sunulan şeyi belirtir. Burada narrative, mutlaka kurmaca olmayan açıklayıcı bir anlatı anlamına gelir. İfade, eklenen bir ayrıntının bilgileri hikâyeye benzer bir çerçeve içinde nasıl düzenlediğini gösterir. Bir çerçevenin ikna edici gelmesi, onun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
The headline gives us a narrative about progress cümlesinde gives us a narrative ne anlama gelir?
- Bize basılı bir kurmaca eser verir.
- Anlatının olgusal olarak doğru olduğunu kanıtlar.
- Bilgileri birbirine bağlamak için bir çerçeve sağlar.
Cevabı göster
Bilgileri birbirine bağlamak için bir çerçeve sağlar.
resonates with our intuitions: sezgisel uyum, kanıt değil
Burada resonates with mecaz anlamda kullanılır. Anlatı, içgüdüsel olarak beklediklerimizle uyumlu gelir; fiziksel bir ses üretmez. Bu ifade, bir hikâyenin neden ikna edici gelebileceğini açıklar. Sezgilerimizle bir uyumu anlatır; hikâyenin gerçekten olası veya doğru olduğuna dair kanıt sunmaz.
Alıştırma
Bu cümlede 'resonates with our intuitions' ne anlama gelir?
- Doğal olarak beklediğimiz şeylerle uyumlu gelir.
- Fiziksel olarak titreşen bir ses oluşturur.
- Anlatının istatistiksel olarak olası olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Doğal olarak beklediğimiz şeylerle uyumlu gelir.
regardless of its actual probability. Kalıp ifadeler
2:34genel tabloyu daha çok temsil ettiğini düşündüğümüz seçeneği tercih ediyoruz.
It makes it seem more plausible: make + nesne + fiilin yalın hâli
makes it seem yapısında make ettirgen bir fiildir. Kalıp make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: it nesnedir ve seem, to almadan yalın hâlde kalır. More plausible ise seem fiilinden sonra gelen tamamlayıcıdır. Bu yapı, bir etkenin oluşturduğu izlenimi anlatır: bir şeyin daha inandırıcı görünmesini sağlar. Bu cümlede ilk It nedeni, ikinci it ise değerlendirilen şeyi gösterir; bir şeyin makul görünmesi onun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
make + nesne + seem + sıfat kalıbını tamamlayın: The extra detail makes the story ____ more plausible.
Cevabı göster
seem
more representative of the overall picture: genel tabloyu daha iyi temsil eden
more representative of the overall picture sıfat öbeği, bu seçeneğin tüm durumun ana örüntüsünü alternatiflerden daha iyi yansıtıyor gibi göründüğünü belirtir. More karşılaştırma yapar, representative “tipik özellikleri gösteren” anlamına gelir ve of, özellikleri yansıtılan daha büyük bütünü getirir. Burada değerlendirilen şey matematiksel olasılık değil, tipik görünme derecesidir. Bir şey en olası seçenek olmasa bile genel örüntüyle iyi eşleşiyor gibi görünebilir.
Alıştırma
Cümleyi, “daha büyük grubu daha iyi yansıtır” anlamına gelen dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: This sample is ____ the whole population than the smaller sample.
Cevabı göster
more representative of
regardless of its actual probability: gerçek olasılığına bakmaksızın
Regardless of, “bir şeyden etkilenmeden” veya “bir şeye bakılmaksızın” anlamına gelir. Bu cümlede regardless of its actual probability, göz ardı edilen bir etken ekler: gerçek olasılık başka bir sonuca işaret etse bile seçim yapılır. Of bir edattır; bu nedenle burada ardından its actual probability isim öbeği gelir. Ardından bir yan cümle getirmek için regardless of whether + yan cümle kullanılır; örneğin regardless of whether it is likely.
Alıştırma
Cümleyi, “bir şeyden etkilenmeden” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The outdoor concert will continue ____ the weather.
Cevabı göster
regardless of
This effect has been observed across multiple studies, Kalıp ifadeler
2:38Bu etki pek çok araştırmada gözlemlenmiştir;
including ones with participants who understood statistics well,
2:41istatistiği iyi anlayan katılımcıların yer aldığı,
from students betting on sequences of dice rolls Dilbilgisi
2:45zar atışlarının dizilişi üzerine bahis oynayan öğrencilerden,
to foreign policy experts predicting the likelihood of a diplomatic crisis. Kelime
2:47diplomatik bir krizin olasılığını tahmin eden dış politika uzmanlarına kadar geniş bir yelpazede görülmüştür.
“This effect has been observed across multiple studies”: araştırma kanıtını aktarma
Has been observed, observe fiilinin present perfect edilgen biçimidir. Araştırmacıların bu etkiyi çalışmalarda tespit ettiğini veya kaydettiğini söyler ve araştırmacılar yerine etkiye odaklanır. Across multiple studies, bulgunun birden fazla çalışmada görüldüğünü belirtir. İfade bir bütün olarak çeşitli araştırmalardan gelen kanıtları sunar; ancak etkinin nedeninin kanıtlandığını tek başına göstermez.
Alıştırma
Bu resmî kanıt ifadesini tamamlayın. Observe fiilinin present perfect edilgen biçimini ve ardından across sözcüğünü kullanın: The same pattern ____ multiple studies.
Cevabı göster
has been observed across
“from students ... to foreign policy experts”: bir aralığın iki ucu
Burada from ... to ..., bir yolculuğun başlangıç ve varış noktalarını değil, bir aralığın iki ucunu birbirine bağlar. Uçlarda students ve foreign policy experts bulunduğu için ifade, kanıtların birbirinden çok farklı katılımcı türlerini kapsadığını gösterir. Her iki uç da paralel bir -ing yapısıyla genişletilir: students betting ... ve experts predicting .... İki tarafın paralel olması geniş aralığı takip etmeyi kolaylaştırır ve kapsamın büyüklüğünü vurgular.
Alıştırma
Bir aralığın iki ucunu gösteren eşli yapıyı tamamlayın: The club welcomes everyone ____ beginners learning the rules ____ experienced players leading teams.
Cevabı göster
from · to
foreign policy experts ... a diplomatic crisis: dış politika uzmanları ve diplomatik kriz
Foreign policy experts, bir ülkenin diğer ülkelerle nasıl ilişki kurduğunu inceleyen veya bu konuda danışmanlık yapan uzmanlar demektir. Bu birleşik isim grubunda foreign policy uzmanlık alanını belirtir ve experts sözcüğünü niteler; uzmanların kendilerinin yabancı olduğu anlamına gelmez. Diplomatic, “diplomasiyle veya ülkeler arasındaki ilişkilerle ilgili” anlamında bir sıfattır. a diplomatic crisis içinde, bu ilişkilerdeki ciddi bir kopuşu veya çatışmayı anlatır. İki ifade birlikte tahmini resmî uluslararası ilişkiler bağlamına yerleştirir.
Alıştırma
“Foreign policy experts warned of a diplomatic crisis.” cümlesinde foreign policy experts ne anlama gelir?
- Bir ülkenin diğer ülkelerle nasıl ilişki kurduğu konusunda uzman kişiler
- Kendileri yabancı ülkelerden gelen politika uzmanları
- Diplomatlar için çeviri yapmayı meslek edinen kişiler
Cevabı göster
Bir ülkenin diğer ülkelerle nasıl ilişki kurduğu konusunda uzman kişiler
The conjunction fallacy isn't just a problem in hypothetical situations. Anlatım akışı
2:53Bağlaç yanılgısı sadece varsayımsal durumlarda karşılaşılan bir sorun değildir.
isn't just a problem in ...: kapsamı genişletmek
X isn't just a problem in Y kalıbı, X'in Y'de ve Y'nin ötesinde de bir sorun olduğu anlamına gelir. Burada just “yalnızca” demektir; olumsuz biçim, bir sorun olduğu düşüncesini değil, dar kapsam sınırını reddeder. Bilgiyi düzenleyen bir geçiş olarak cümle önce hypothetical situations gibi sınırlı bir ortamı belirtir, ardından tartışmanın gerçek veya daha geniş bağlamlara yayılacağını gösterir. Bu kalıbı tek bir örnekten veya ortamdan daha genel bir iddiaya geçmek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
“The conjunction fallacy isn't just a problem in hypothetical situations” neyi ima eder?
- Varsayımsal durumlarda ve başka ortamlarda da bir sorundur.
- Varsayımsal durumlarda bir sorun değildir.
- Yalnızca varsayımsal durumlarda bir sorundur.
Cevabı göster
Varsayımsal durumlarda ve başka ortamlarda da bir sorundur.
often rely on a version of the conjunction fallacy to seem credible. Kalıp ifadeler
3:00inandırıcı görünmek için çoğu zaman bağlaç yanılgısının bir versiyonuna güvenir.
Komplo teorileri ve sahte haberler
Bu medya okuryazarlığı bağlamında komplo teorileri, olayları genellikle yeterli kanıt olmadan güçlü kişilerin veya grupların gizli işi olarak açıklayan iddialardır. Sahte haberler ise haber biçiminde sunulan uydurma veya ciddi biçimde yanıltıcı anlatılardır; bu ifade, sıradan bir haberde yanlışlıkla yapılan küçük bir hatayı anlatmaz. Burada bu iki ifade, bir düşünme yanlılığından yararlanabilen gerçek içerik türlerini adlandırır. Konuyu soyut bir yanılgıdan, inandırıcı görünen yanıltıcı bilgilerin oluşturduğu gerçek riske taşır.
Alıştırma
Bu cümlede false news stories ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Uydurma veya ciddi biçimde yanıltıcı iddiaları haber görünümünde sunan anlatılar
- Yanlışlıkla yapılmış küçük bir yazım hatası içeren sıradan haberler
- Tesadüfen gazetecilerden söz eden kurgu romanlar
Cevabı göster
Uydurma veya ciddi biçimde yanıltıcı iddiaları haber görünümünde sunan anlatılar
Çoğu zaman bir biçimine dayanmak
Rely on, bir şeye bağlı olmak veya onu gerekli bir destek ya da işleyiş mekanizması olarak kullanmak demektir. Bu cümlede içerik, inandırıcı görünmesine yardımcı olması için bilişsel bir yanlılıktan yararlanır. A version of, mutlaka resmî ya da düzenlenmiş bir sürüm değil, bir şeyin bir biçimi veya çeşidi demektir. often rely on a version of bir bütün olarak bu örüntünün sık gerçekleştiğini ve mekanizmanın birleşim yanılgısına benzediğini, ancak ders kitaplarındaki biçimle tamamen aynı olmak zorunda olmadığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi rely on ve a version of kullanarak tamamlayın: Misleading advertisements often ____ social proof.
Cevabı göster
rely on a version of
The more ..., the more ...: birbirine bağlı iki değişim
The more ..., the more ... iki değişimi birbirine bağlayan bir karşılaştırma kalıbıdır. Her iki bölümde more kullanıldığında, ilk miktar ya da derece arttıkça ikincisinin de arttığını anlatır. Burada, insanlarda karşılık bulan ayrıntılar arttıkça hikâye daha makul görünür. Bu kalıp bir ilişki gösterir; nedenselliği ya da doğruluğu kanıtlamaz. seem sözcüğü önemlidir: hikâye daha inandırıcı görünür, ancak gerçek olma olasılığı mutlaka artmaz.
Alıştırma
Aynı bağlantılı karşılaştırma kalıbını tamamlayın: ____ clues you check, ____ confident you can be.
Cevabı göster
The more · the more
more resonant details: insanlarda daha çok karşılık bulan ayrıntılar
more resonant details ifadesinde resonant mecaz anlamda kullanılır. İnsanlarda duygusal bir karşılık bulan, yani onların duyguları, deneyimleri ya da mevcut inançlarıyla bağlantı kurarak anlamlı veya tanıdık gelen ayrıntıları anlatır. Bu etki psikolojiktir, kanıt değildir. Böyle bir ayrıntı yanlış ya da henüz doğrulanmamış olsa bile akıl almaz bir hikâyeyi makul gösterebilir.
Alıştırma
Cümledeki more resonant details ifadesinin en yakın anlamı nedir?
- İnsanların duyguları veya deneyimleriyle bağlantı kuran daha fazla ayrıntı
- Konuyla ilgili olan ama insanlar için mutlaka anlamlı olmayan daha fazla ayrıntı
- Kontrol edilmiş ve güvenilir kanıtlarla desteklenmiş daha fazla ayrıntı
Cevabı göster
İnsanların duyguları veya deneyimleriyle bağlantı kuran daha fazla ayrıntı
an outlandish story: son derece tuhaf ve inanılması güç bir hikâye
Bu cümlede an outlandish story, inanılması zor olacak kadar tuhaf veya aşırı bir hikâye anlamına gelir. Outlandish, story sözcüğünü niteleyen ve değerlendirme bildiren bir sıfattır. Yalnızca şaşkınlık değil, kuşku da ifade eder: Konuşan kişi hikâyeyi makul görünen sınırların çok dışında bulur. Bu anlam, inandırıcı gelmeyen iddia, açıklama, fikir veya planlar için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi açıklama an outlandish story ifadesine en uygundur?
- İnanılması zor olacak kadar tuhaf veya aşırı bir hikâye
- Başka bir ülkeden gelen bir hikâye
- Sıradan ve beklenen bir hikâye
Cevabı göster
İnanılması zor olacak kadar tuhaf veya aşırı bir hikâye
the likelihood a story is true can never be greater than the probability Dilbilgisi
3:12bir hikayenin doğru olma ihtimali,
that its least likely component is true. Kelime
3:17en düşük ihtimalli bileşeninin doğru olma olasılığından asla daha büyük olamaz.
But ultimately: nihai mantıksal sonuca geçiş
But, önceki düşünceyle bir karşıtlık kurar; ultimately ise her şey değerlendirildikten sonra konuşanın en önemli sonuca geçtiğini dinleyiciye bildirir. Burada ultimately zamansal değil, mantıksal bir anlam taşır. İfade, hikâyenin ne kadar inandırıcı göründüğünü bir kenara bırakıp gerçekten doğru olup olamayacağını belirleyen kuralı sunarak düşünceleri düzenler.
Alıştırma
Örnek cümlenin başındaki But ultimately, ne işe yarıyor?
- Konuşan kişi ilgisiz bir konuya geçiyor.
- Konuşan kişi zaman sırasındaki son olayı belirtiyor.
- Konuşan kişi bir karşıtlıktan sonra nihai sonuca geçiyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi bir karşıtlıktan sonra nihai sonuca geçiyor.
can never be greater than: kesin bir mantıksal üst sınır
“Can never be greater than”, belirtilen değerin aşılmasının mantıksal olarak imkânsız olduğu anlamına gelir. Burada can yeteneği değil olasılığı belirtir; never ise sınırın aşıldığı bütün durumları dışlar. can never be + karşılaştırma yapısı kesin bir üst sınır belirtir. Greater than, «kesin olarak daha büyük» demektir; bu nedenle iki değerin eşit olması hâlâ mümkündür.
Alıştırma
Cümleyi kesin bir mantıksal üst sınır bildiren hedef ifadeyle tamamlayın: Under this rule, the final value ____ the fixed limit.
Cevabı göster
can never be greater than
least likely component is: olasılığı en düşük bölüm
Least likely component, tüm bileşenler arasında doğru olma olasılığı en düşük olan bölüm, koşul veya iddia demektir. Burada component soyut anlamdadır: genel hikâyenin bir parçasıdır, bir makine parçası değildir. Dil bilgisi açısından least likely, component sözcüğünü niteler. Ardından gelen is, is true yüklemini başlatır; bu nedenle is isim öbeğinin bir parçası değildir.
Alıştırma
“the least likely component is true” ifadesindeki “least likely component” ne anlama gelir?
- Bir makinenin fiziksel olarak en küçük parçası.
- İddianın en önemsiz ayrıntısı.
- İddianın doğru olma olasılığı en düşük bölümü.
Cevabı göster
İddianın doğru olma olasılığı en düşük bölümü.
so it's natural to think that the more consensus, Dilbilgisi
3:25bu nedenle fikir birliği ne kadar çoksa o kadar iyi olduğunu düşünmek
relies on majority vote and consensus: çoğunluk oylamasına ve uzlaşıya dayanmak
Burada relies on, “karar almak veya kurumların işlemesini sağlamak için bu yöntemlere dayanmak” anlamındadır. majority vote ve consensus, grup kararlarıyla ilgili iki kavramdır: ilki sayılan oylara, ikincisi ise grup içinde geniş ölçüde paylaşılan bir tutuma odaklanır. consensus, tek bir kişinin katılması değil, grup düzeyinde uzlaşıdır. Cümle yaygın bir sezginin arka planını verir: birçok toplumsal kararda bu süreçler kullanıldığı için daha fazla uzlaşı, daha iyi bir kararın işareti gibi görünebilir. Cümle bu sezgiyi ortaya koyar, ancak her zaman doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi ifade majority vote ile consensus arasındaki farkı doğru açıklar?
- Consensus, yalnızca bir kişinin karara katılması anlamına gelir.
- Tam bir consensus olmasa bile bir grup majority vote ile karar alabilir.
- Majority vote, gruptaki herkesin aynı fikirde olmasını gerektirir.
Cevabı göster
Tam bir consensus olmasa bile bir grup majority vote ile karar alabilir.
the more consensus, the better: the..., the... yapısı
The more consensus, the better, the + karşılaştırma..., the + karşılaştırma... biçimindeki bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. Uzlaşı miktarı arttıkça sonucun da iyileşmesinin beklendiğini anlatır. more, sayılamayan consensus ismini niteler. Kısa biçimde, dinleyicinin tamamlayabileceği there is ve things will be gibi sözler atılır: The more consensus there is, the better things will be. İki the da kalıplaşmış yapının parçasıdır; sıradan belirli tanımlık değildir. Bu cümlede konuşmacı doğal bir varsayımı sunar, onun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Kalıplaşmış bağıntılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ more evidence we collect, ____ better.
Cevabı göster
The · the
But how much trust should we place in unanimous decisions? Notlar
3:28Peki oybirliği ile alınan kararlara ne kadar güvenmeliyiz?
place trust in: bir kişiye veya şeye güven bağlamak
Temel yapı place trust in + bir kişi veya şey biçimindedir. Burada place, bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak değil, güven “vermek” veya güven “bağlamak” anlamına gelir. Cümlede, oy birliğiyle alınan kararlara ne kadar güven verilmesi gerektiği değerlendiriliyor. How much trust should we place in ...? soru kalıbında how much güvenin derecesini sorar. Bu ifade, bir şeyin güvenilir olup olmadığını dikkatle değerlendirirken sıkça kullanılır.
Alıştırma
Yukarıda öğretilen resmî kalıpla soruyu tamamlayın: How much trust should we ____ this estimate?
Cevabı göster
place in
unanimous decisions: herkesin kabul ettiği kararlar
Unanimous decision, karar sürecine katılan her üyenin desteklediği ve karşı oy bulunmayan bir karardır. Bu nedenle unanimous, yalnızca yarıdan fazlasının desteğini değil, tam bir görüş birliğini gösterir. Bu soruda ifade, değerlendirilen kararın türünü belirtir. Kararın doğru olduğunu ileri sürmez; tam görüş birliğinin daha fazla güveni hak edip etmediğini sorar.
Alıştırma
Dokuz üyenin tamamı evet oyu verdi. Sonucu en iyi hangi ifade tanımlar?
- a unanimous decision
- a majority decision
- a divided decision
Cevabı göster
a unanimous decision
Check out this video on the paradox of unanimity. Notlar
3:32Oybirliği paradoksu hakkındaki bu videoya göz atın.
Check out: gidip bakmaya yönelik samimi bir davet
Burada Check out, “gidip bakmak, izlemek veya hakkında bilgi edinmek” anlamına gelir. Konuşan kişi izleyiciyi başka bir videoyu izlemeye davet eder; videoda hata olup olmadığını kontrol etmesini istemez. Check out this video ifadesinde check out bir öbek fiildir ve this video onun nesnesidir. Nesne bir isimse Check this video out da denebilir. Zamir kullanıldığında zamir ortaya gelir: Check it out denir, Check out it denmez.
Alıştırma
“Gidip bir göz atmak” anlamındaki iki sözcüklü hedef öbek fiille samimi öneriyi tamamlayın: ____ this website for more science activities.
Cevabı göster
Check out
the paradox of unanimity: tam uzlaşmanın şüphe yaratabildiği durum
The paradox of unanimity, genellikle beklediğimiz şeye aykırı bir düşüncenin adıdır. Unanimity “tam uzlaşma”, paradox ise sağduyuyla çelişiyor gibi görünen bir durum anlamına gelir. Normalde daha fazla kişinin aynı fikirde olması bir iddiayı daha güvenilir gösterir. Bu paradoksa göre ise bazı durumlarda kusursuz uzlaşma şüphe yaratabilir; örneğin herkes aynı hatayı paylaşmış ya da birbirini etkilemiş olabilir. Bu, oybirliğinin her zaman yanlış olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum the paradox of unanimity kavramını en iyi gösterir?
- Seçmenlerin çoğu bir öneriyi destekler, ancak bazı seçmenler karşı çıkar.
- İki üye bulunmadığı için bir komite oylamayı erteler.
- Bütün tanıklar tamamen aynı hikâyeyi anlatır ve bu kusursuz uyum, araştırmacıların ifadelerin birbirinden bağımsız olup olmadığını sorgulamasına yol açar.
Cevabı göster
Bütün tanıklar tamamen aynı hikâyeyi anlatır ve bu kusursuz uyum, araştırmacıların ifadelerin birbirinden bağımsız olup olmadığını sorgulamasına yol açar.