Bu mantık hatasını alt edebilir misiniz? - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
521 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Video, birleşim yanılgısı üzerinden ayrıntılı bir senaryonun neden daha inandırıcı gelebildiğini, oysa eklenen her koşulun senaryoyu istatistiksel olarak daha az olası yaptığını ve bu yanlılığın komplo teorileriyle sahte haberlerde de kullanıldığını açıklıyor. Temel İngilizce öğrenme noktaları: 1. However counterintuitive it seems to — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir düşüncenin şaşırtıcı göründüğünü kabul ettikten sonra yine de geçerli olan sonucu sunmaya yarayan bu resmî ödünleme yapısını tanıyıp kullanın; özellikle sezginin bir olasılık kuralıyla çatıştığı durumlarda düşünceyi dengeli biçimde kurabilirsiniz. 2. but not vice versa. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Bu kısa mantık ifadesinin bir ilişkinin tek yönde geçerli olduğunu, ters yönde ise geçerli olmadığını anlattığını kavrayın ve bir grubun başka bir grubun içinde yer almasının iki grubu eşdeğer yapmadığını açıkça belirtmek için kullanın. 3. The more resonant details are added to an outlandish story, the more plausible it begins to — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Birbiriyle bağlantılı iki değişimi anlatan the more..., the more... yapısını ayırt edin ve insanlara yakın gelen ayrıntılar eklendikçe gerçek olasılık artmadan algılanan inandırıcılığın nasıl yükseldiğini açıklamak için kullanın.

Bu derste

Meet Lucy. Anlatım akışı

0:06

Lucy ile tanışın.

Anlatım akışı

Meet Lucy. ile hikâyenin başında bir kişiyi tanıtmak

Burada Meet Lucy., Lucy'yi izleyiciye tanıtmak için kullanılan kısa bir emir cümlesidir; mutlaka yüz yüze bir buluşma ayarlamak anlamına gelmez. Hikâyenin ele alacağı kişiye dikkati yöneltir. Meet + isim kalıbı, bir videonun, sunumun veya yazının başında bir karakteri ya da örnek olayı hızlıca tanıtabilir.

Alıştırma

Bir hikâyenin başında Meet Lucy. diyen kişi ne yapıyor?

  1. Lucy'nin izleyiciyle daha önce tanıştığını söylemek
  2. Lucy'yi odaklanılacak kişi olarak tanıtmak
  3. İzleyiciye Lucy'yle hemen bir buluşma ayarlamasını emretmek
Cevabı göster

Lucy'yi odaklanılacak kişi olarak tanıtmak

She was a math major in college Kelime

0:08

Üniversitede matematik bölümünde okudu

Kelime

math major: öğrencinin alanını belirten isim öbeği

Bu cümlede a math major, üniversitedeki ana çalışma alanı matematik olan bir öğrenci demektir. İfadenin tamamı Lucy'yi akademik alanına göre tanımlar. Burada major, belirli bir alanda okuyan öğrenciyi belirten sayılabilir bir isimdir ve math bu ismi niteler. Yaygın kalıp a/an + ders veya alan + major şeklindedir; örneğin a history major.

Alıştırma

Kimlik belirten ifadeyi math ve major sözcükleriyle tamamlayın: Ava is a ____ in college.

Cevabı göster

math major

and aced all her courses in probability and statistics. Kelime

0:10

ve olasılık ile istatistik derslerinin hepsinden en yüksek notu aldı.

Kelime

aced all her courses: fiil olarak ace

aced all her courses ifadesinde ace, geçmiş zamanda kullanılan bir fiildir ve bir şeyde son derece başarılı olmak anlamına gelir. Burada onun olasılık ve istatistik derslerinin hepsinde çok yüksek başarı gösterdiğini anlatır. Başarılı olan kişi öznedir; ders, sınav veya mülakat ise ace fiilinin nesnesi olarak gelir. Bu ifade onun derslere A notu verdiği anlamına gelmez; değerlendirilen ve başarı gösteren kişi odur.

Alıştırma

Cümlede aced all her courses ne anlama geliyor?

  1. Bu derslerin her birinde son derece başarılı oldu.
  2. Her derse A notu verdi.
  3. Her dersi bir kart oyununa dönüştürdü.
Cevabı göster

Bu derslerin her birinde son derece başarılı oldu.

Which do you think is more likely? Notlar

0:14

Sizce hangisi daha olası?

Ton ve niyet

which sorusunda do you think

Bu soruda do you think, karşıdaki kişinin değerlendirmesini ister. Asıl istenen bilgi hangi seçeneğin daha olası olduğudur; bu ifade soruyu yalnızca bir gerçeği sormak yerine fikir belirtmeye yönelik bir davete dönüştürür. Soru sözcüğü önce gelir, ardından do you think kullanılır ve kalan bölüm düz cümle sırasını korur: Which do you think is more likely? do you think ifadesinden sonra it gibi ikinci bir özne eklemeyin.

Alıştırma

Karşıdaki kişinin değerlendirmesini istemek için do you think kullanın: Which route ____ is safer after dark?

Cevabı göster

do you think

Kelime

Olasılığı karşılaştırmak için more likely

more likely, likely sözcüğünün karşılaştırma biçimidir. Bir olasılığın diğerine göre doğru olma veya gerçekleşme ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtir. Bu soruda which seçenekler arasından birini seçmeyi ister, more likely ise olasılıkları karşılaştırmanız gerektiğini gösterir.

Alıştırma

"Which outcome is more likely?" cümlesinde more likely ne anlama gelir?

  1. Daha fazla kişi bundan hoşlanır veya bunu onaylar.
  2. Doğru olma veya gerçekleşme ihtimali daha yüksektir.
  3. Başka bir sonuca daha çok benzer.
Cevabı göster

Doğru olma veya gerçekleşme ihtimali daha yüksektir.

That Lucy is a portrait artist

0:16

Lucy'nin bir portre ressamı olması mı,

or that Lucy is a portrait artist who also plays poker? Dilbilgisi

0:18

yoksa Lucy'nin aynı zamanda poker de oynayan bir portre ressamı olması mı?

Dilbilgisi

who also plays poker: ilgi cümleciğiyle bir koşul eklemek

Who also plays poker, a portrait artist ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Who aynı kişiyi, yani Lucy'yi gösterir; also plays poker ise onun hakkında bir bilgi daha ekler. Bu nedenle uzun tanım iki koşul içerir: Lucy bir portre ressamıdır ve poker oynar. Cümlecik farklı bir kişiyi anlatmaz.

Alıştırma

"a portrait artist who also plays poker" bize ne anlatır?

  1. Aynı kişi hem portre ressamıdır hem de poker oynar.
  2. Kişi portre ressamı olmak yerine poker oynar.
  3. Bir kişi portre ressamıdır, farklı bir kişi de poker oynar.
Cevabı göster

Aynı kişi hem portre ressamıdır hem de poker oynar.

In studies of similar questions, Anlatım akışı

0:23

Benzer sorulardan oluşan araştırmalarda,

Anlatım akışı

In studies of similar questions ile araştırma kanıtını çerçeveleme

In studies of similar questions, cümlenin başında bir bilgi çerçevesi oluşturur. Ardından gelen sonucun yalnızca mevcut örneğe değil, ilgili sorular hakkında yapılmış araştırmalara dayandığını belirtir. Burada studies, öğrenme etkinliği değil, araştırma çalışmaları anlamındaki çoğul bir isimdir. Similar questions, tamamen aynı şekilde ifade edilmeseler bile ilgili yönlerden birbirine benzeyen soruları anlatır.

Alıştırma

In studies of similar questions bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Dinleyicilerden yeni bir araştırma projesi başlatmalarını ister.
  2. Katılımcıların nasıl soru soracaklarını öğrendiğini söyler.
  3. Ardından gelen yüzdeyi ilgili araştırmalardan elde edilen kanıt olarak sunar.
Cevabı göster

Ardından gelen yüzdeyi ilgili araştırmalardan elde edilen kanıt olarak sunar.

up to 80% of participants chose the equivalent of the second statement, Kelime

0:25

katılımcıların %80'e kadarı ikinci cümlenin karşılığı olan,

Kelime

Üst sınır bildiren up to 80%

Up to 80%, %80’in üst sınır olduğu anlamına gelir. Gerçek oran daha düşük olabilir; bu ifade tek başına oranın tam olarak %80 olduğunu veya %80’i aştığını belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi up ile başlayan ve “en fazla” anlamına gelen iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The hall can hold ____ 200 people.

Cevabı göster

up to

Kelime

the equivalent of: sürümler veya sistemler arasında eşleştirme

Bu cümlede the equivalent of the second statement, anlamı veya mantıksal rolü bakımından ikinci ifadeyle eşleşen seçeneği anlatır. Katılımcılar aynı sözcükleri birebir görmüş veya seçmiş olmak zorunda değildir. the equivalent of + isim yapısı, farklı bir sürümde, sistemde veya durumda başka bir şeyle aynı anlama, değere ya da işleve sahip olan şeyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “aynı değere sahip karşılık” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: In this system, Level 5 is ____ an A grade.

Cevabı göster

the equivalent of

that Lucy is a portrait artist who also plays poker.

0:30

Lucy'nin aynı zamanda poker de oynayan bir portre ressamı olduğu seçeneğini tercih etti.

After all, Anlatım akışı

0:33

Ne de olsa,

nothing we know about Lucy suggests an affinity for art, Kelime

0:34

Lucy hakkında bildiğimiz hiçbir şey sanata ilgisi olduğunu göstermiyor,

Kelime

suggests an affinity for art: sanata doğal ilgiyi çıkarsamak

Bu cümlede suggests, “kanıtlar” değil, “öyle düşünmek için bir neden verir” anlamındadır. Özne nothing we know about Lucy olduğu için cümlenin tamamı, bilinen gerçeklerin hiçbirinin bu yönde bir sonuca işaret etmediğini söyler. An affinity for art, sanata karşı doğal bir ilgi, çekim veya yakınlık demektir. Sanatsal beceriyi değil, bir eğilimi veya uyumu anlatır.

Alıştırma

“nothing we know about Lucy suggests an affinity for art,” cümlesinde bilinen gerçekler neyi gösteriyor?

  1. Lucy’nin yetenekli bir sanatçı olduğunu kanıtlıyorlar.
  2. Lucy’nin sanata doğal bir ilgisi olduğuna dair hiçbir işaret vermiyorlar.
  3. Lucy’nin sanat eğitimi almasını öneriyorlar.
Cevabı göster

Lucy’nin sanata doğal bir ilgisi olduğuna dair hiçbir işaret vermiyorlar.

but statistics and probability are useful in poker.

0:38

ancak istatistik ve olasılık poker için faydalıdır.

Anlatım akışı

After all: destekleyici bir neden ekleme

After all, hemen önce söylenen bir düşünceyi destekleyen bir neden sunar. Burada Lucy hakkındaki bilgiler ikinci ifadeyi daha makul gösterir; bu nedenle ifade, insanların onu neden seçebileceğini açıklamaya yardımcı olur. After all cümlenin başında yer aldığında, ardından gelen bölümün önceki noktayı gerekçelendirmesini, savunmasını veya onu destekleyen bir nedeni hatırlatmasını bekleyebilirsiniz. Zaman sırası anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi destekleyici bir neden ekleyen bağlayıcıyla tamamlayın: We can walk home. ____, it is only ten minutes away.

Cevabı göster

After all

And yet, Anlatım akışı

0:42

Fakat yine de,

this is the wrong answer.

0:43

bu yanlış bir cevap.

Anlatım akışı

And yet: beklenmedik bir ters dönüşü belirtmek

And yet, “az önce söylenenlere rağmen” anlamına gelen bir geçiş ifadesidir. Önceki düşünceyi göz önünde tutar ve bu düşüncenin oluşturduğu beklentiyle çelişen bir sonuç sunar. Burada önceki akıl yürütmenin ikna edici gelebileceğini, ancak konuşmacının onun sonucunu yanlış diye reddetmek üzere olduğunu belirtir. Açıklamalarda ve tartışmalarda bu ifade, beklenmedik bir ters dönüşü fark etmeye yardımcı olur.

Alıştırma

“And yet, this is the wrong answer,” cümlesinde And yet dinleyiciye ne anlatır?

  1. Konuşmacı makul görünen bir cevabı reddedecek.
  2. Konuşmacı zaman içinde daha sonra ne olduğunu anlatacak.
  3. Konuşmacı aynı cevabı destekleyen başka bir neden ekleyecek.
Cevabı göster

Konuşmacı makul görünen bir cevabı reddedecek.

Look at the options again.

0:44

Seçeneklere tekrar bakın.

How do we know the first statement is more likely to be true? Anlatım akışı

0:46

İlk ifadenin doğru olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu nereden biliyoruz?

Anlatım akışı

Yönlendirici bir soru olarak How do we know ...?

Burada How do we know...? yönlendirici bir sorudur. Konuşmacı bu soruyu, ilk ifadenin doğru olma olasılığının daha yüksek olduğu sonucundan bu sonucu destekleyen nedenlere geçmek için kullanır. How do we know + yan cümle yapısı, bir iddiayı hangi kanıtın veya akıl yürütmenin doğruladığını sorar. know sonrasındaki iç cümlede düz cümle sırası korunur: the first statement is... denir; is the first statement... denmez.

Alıştırma

Bir açıklamada How do we know ...? sorusunun temel işlevi nedir?

  1. Konuyu başka bir açıklama yapmadan bitirmek.
  2. Konuşmacının cevabı olmadığını kabul etmek.
  3. Bir iddiadan onu destekleyen kanıta veya akıl yürütmeye geçmek.
Cevabı göster

Bir iddiadan onu destekleyen kanıta veya akıl yürütmeye geçmek.

Because it's a less specific version of the second statement. Kelime

0:50

Çünkü ikinci ifadenin daha az spesifik bir versiyonudur.

Kelime

a less specific version of: daha az koşul ve daha geniş kapsam

A less specific version of, bir şeyin daha az ayrıntı veren veya daha az koşul koyan biçimi demektir. Bu cümlede ikinci ifade ek bir koşul içerdiği için ilk ifadenin kapsamı daha geniştir. Yapı a less specific version of + isim öbeği şeklindedir. Less specific, nitelik veya doğruluk değil kapsam bildirir: daha az belirgin bir ifade daha fazla duruma uygulanabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi ‘daha az ayrıntı veya koşul içeren bir biçim’ anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The short weather alert is ____ the detailed forecast.

Cevabı göster

a less specific version of

Saying that Lucy is a portrait artist Dilbilgisi

0:54

Lucy'nin bir portre ressamı olduğunu söylemek,

doesn't make any claims about what else she might or might not do. Notlar

0:56

onun başka neler yapıp yapamayacağı hakkında herhangi bir iddiada bulunmaz.

Dilbilgisi

Cümlenin öznesi olarak Saying that Lucy is a portrait artist

Burada Saying that Lucy is a portrait artist, doesn't make any claims bölümünün öznesidir. Saying, isim görevinde kullanılan bir -ing biçimidir ve Saying that... yan cümleciğinin tamamı bir şey olarak, yani o ifadeyi söyleme eylemi veya olgusu olarak ele alınır. Bu, devam eden zamanı gösteren bir fiil biçimi değildir. Saying that + cümlecik yapısı bir ifadeyi cümlenin başına taşıyabilir; cümlenin geri kalanı da bu ifadenin etkisini, çıkarımını veya mantıksal sınırını açıklar.

Alıştırma

İfadeyi söyleme eyleminin özne olması için say fiilini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: ____ that the road is shorter does not prove it is faster.

Cevabı göster

Saying

Kalıp ifadeler

doesn't make any claims about: hiçbir iddiada bulunmamak

To make a claim about something, bir şey hakkında bir ifadeyi doğruymuş gibi ileri sürmek demektir. doesn't make any claims about yapısında doesn't...any olumsuz kalıbı, ardından gelen konu hakkında böyle hiçbir iddiada bulunulmadığını gösterir. Bu ifade, ilk cümlenin neyi desteklediğine bir sınır koyar: Lucy'yi portre sanatçısı olarak tanımlamak, onun başka hangi etkinlikleri yaptığı veya yapmadığı hakkında kesin bir bilgi vermez.

Alıştırma

Cümleyi, any sözcüğünü de içeren dersteki tam olumsuz ifadeyle tamamlayın: The brochure ____ the medicine's long-term effects.

Cevabı göster

doesn't make any claims about

Dilbilgisi

might or might not: iki olasılığı da açık bırakmak

might or might not olumlu bir olasılıkla onun olumsuzunu bir araya getirir: bir şey olabilir, ama olmayabilir de. Bu cümlede Lucy'nin portre sanatçısı olması, onun diğer etkinlikleri hakkında bize kesin bir bilgi vermez. Yapı might or might not + fiilin yalın hâlidir. Konuşanın kendini tekrarladığı veya tereddüt ettiği anlamına gelmez; iki olasılıktan birini seçmekten bilinçli olarak kaçınır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve might sözcüğünü iki kez kullanan yapıyla tamamlayın: The school trip ____ happen on Friday.

Cevabı göster

might or might not

But even though it's far easier to imagine her playing poker Dilbilgisi

1:01

Ancak arka plan bilgilerine dayanarak onun poker oynadığını hayal etmek,

than making art based on the background information,

1:05

sanat yaptığını hayal etmekten çok daha kolay olsa da,

Dilbilgisi

far easier to imagine ... than ...: büyük bir farkı belirten karşılaştırma

Far easier ... than ... güçlü bir karşılaştırma kurar: onu poker oynarken hayal etmek, sanat yaparken hayal etmekten çok daha kolaydır. Far, karşılaştırma biçimi olan easier sözcüğünü güçlendirir ve “büyük bir farkla” anlamına gelir; uzaklık bildirmez. Yapı far easier to imagine + kişi + A şeklindeki -ing eylemi + than + B şeklindeki -ing eylemidir. Kişinin iki eylemi de yapan kişi olduğu anlaşılır ve anlam açıksa than sonrasındaki tekrarlanan sözler atılabilir.

Alıştırma

far ve easy sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: With the clear signs, it is ____ to find the library than the campsite.

Cevabı göster

far easier

the second statement is only true if she does both of these things. Dilbilgisi

1:08

ikinci ifade ancak o bu iki şeyi birden yapıyorsa doğrudur.

Dilbilgisi

even though: gerçeği kabul ederken sonucu değiştirmemek

even though bir ödünleme ilişkisi kurar. Ardından gelen yan cümle, belirli bir sonucu beklememize yol açabilecek bir gerçeği veya kabul edilen noktayı sunar; ana cümle ise buna rağmen geçerliliğini koruyan sonucu ya da yargıyı verir. Burada Lucy'yi poker oynarken hayal etmek daha kolaydır, ancak arka plan bilgisine dayanan bu sezgi ikinci ifadeyi doğru yapmaz. Bu ifade, daha kolay hayal edilen fikrin kabul edildiğini gösterir; onu sonucu kanıtlayan bir neden olarak sunmaz.

Alıştırma

Hangi cümle even though kullanarak bir gerçeği kabul ederken sonucun yine de gerçekleştiğini gösterir?

  1. Because the path was muddy, we finished the walk.
  2. Even though the path was muddy, we finished the walk.
  3. Even if the path is muddy tomorrow, we will finish the walk.
Cevabı göster

Even though the path was muddy, we finished the walk.

Dilbilgisi

only true if: gerekli bir koşulu belirtmek

Only true if, if sözcüğünden sonra gelen şeyin zorunlu bir koşul olduğu anlamına gelir. Bu cümlede, kişi iki şeyi de yapmadıkça ikinci ifade doğru olamaz; yalnızca birini yapmak yeterli değildir. Only sözcüğü, bir şeyin doğru sayılabileceği koşulları sınırlar. Genel A is only true if B yapısında, B olmadan A doğru olamaz.

Alıştırma

“The safety claim is only true if both tests pass” ne anlatır?

  1. İki testin de geçilmesi yalnızca isteğe bağlı bir örnektir.
  2. Güvenlik iddiasının doğru olması için iki testin de geçilmesi gerekir.
  3. Testlerin geçilip geçilmemesine bakılmaksızın güvenlik iddiası doğrudur.
Cevabı göster

Güvenlik iddiasının doğru olması için iki testin de geçilmesi gerekir.

However counterintuitive it seems to imagine Lucy as an artist, Dilbilgisi

1:13

Lucy'yi bir sanatçı olarak hayal etmek ne kadar mantığa aykırı görünse de,

the second scenario adds another condition on top of that, Kalıp ifadeler

1:17

ikinci senaryo bunun üzerine bir koşul daha ekliyor

making it less likely. Dilbilgisi

1:21

ve ihtimali daha da düşürüyor.

Dilbilgisi

However counterintuitive it seems to: ne kadar mantığa aykırı görünürse görünsün

Burada however, “ama” anlamına gelmez. Counterintuitive sıfatını niteler ve ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. however + sıfat + özne + fiil kalıbı, “ne kadar ... olursa olsun” anlamına gelir. Bir fikrin şaşırtıcı veya yanlış gelebileceğini kabul eder, ancak ana sonucu değiştirmez. it seems to imagine Lucy as an artist bölümünde it, daha sonra gelen to imagine Lucy as an artist eylemine işaret eder. Girişin tamamı, Lucy’yi bu şekilde hayal etmek ne kadar mantığa aykırı görünürse görünsün sonucun geçerliliğini koruduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi no matter how ifadesinin tek sözcüklü resmî karşılığıyla tamamlayın: ____ surprising the result seems, we still need to check it.

Cevabı göster

However

Kalıp ifadeler

adds another condition on top of that: bir koşul daha eklemek

adds another condition on top of that ifadesi, daha önce belirtilen bir koşula yeni bir koşul eklendiği anlamına gelir. That önceki koşula gönderme yapar ve on top of mecazidir: yeni koşul, ilk koşulun yerini almak yerine onun üzerine eklenir. Bu ifade, birikimli mantığı gösterir. Bütün koşulların aynı anda doğru olması gerekiyorsa bir koşul daha eklemek tanımı daha kısıtlayıcı yapar ve bütün senaryonun olasılığını azaltabilir.

Alıştırma

Adres belgesinin ek bir gereklilik olduğunu göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The permit already requires a photo, and the new rule adds another condition ____: proof of address.

  1. instead of that
  2. on top of that
  3. by itself
Cevabı göster

on top of that

Dilbilgisi

making it less likely: -ing yapısıyla sonuç bildirme

making it less likely, az önce sözü edilen durumun sonucunu belirten bir -ing yan cümleciğidir. Daha açık biçimde “and this makes it less likely” olarak yazılabilir. making'in örtük öznesi, bir şeyi gerçekten yapan bir kişi değil, önceki durumun tamamıdır. Bu yapı, yeni bir tam cümle başlatmadan neden-sonuç bağlantısı ekler.

Alıştırma

“The extra requirement reduces the number of valid choices, making success less likely,” cümlesindeki -ing yan cümleciği neyi ifade eder?

  1. Önceki durumun sonucu
  2. Kim olduğu belirtilmeyen bir kişinin yaptığı ayrı bir eylem
  3. Şartı eklemenin amacı
Cevabı göster

Önceki durumun sonucu

For any possible set of events, Anlatım akışı

1:23

Olası herhangi bir olay kümesi için,

the likelihood of A occurring Kelime

1:26

A'nın gerçekleşme olasılığı,

will always be greater than the likelihood of A and B both occurring. Dilbilgisi

1:28

her zaman A ve B'nin her ikisinin birden gerçekleşme olasılığından daha büyük olacaktır.

Anlatım akışı

For any possible set of events: bir kuralın kapsamını belirleme

For any possible set of events, kapsamı ana yargıdan önce belirler. Kuralın yalnızca daha önce ele alınan bir örnek için değil, olası her olay kümesi için geçerli olduğunu anlatır. Buradaki for, “amacıyla” değil, “... bakımından” veya “... durumunda” anlamına gelir. Bu giriş, açıklamayı belirli bir durumdan genel bir ilkeye taşır.

Alıştırma

Örnek cümledeki “For any possible set of events” ifadesinin görevini en iyi hangisi açıklar?

  1. Olayların hangi amaçla gerçekleştiğini belirtir.
  2. Konuşulan tek ve belirli olay kümesini tanımlar.
  3. Ardından gelen kuralın geçerli olduğu kapsamı belirler.
Cevabı göster

Ardından gelen kuralın geçerli olduğu kapsamı belirler.

Kelime

the likelihood of A occurring: bir olayın olasılığını ifade etme

the likelihood of A occurring, “A'nın gerçekleşme olasılığı” demektir. Likelihood ana isimdir; of A occurring ise hangi olayın olasılığının ele alındığını belirtir. A occurring içinde gerçekleşen şey A'dır; occurring ayrı bir olay değildir. Tüm ifade, bir olayı ölçülebilen veya karşılaştırılabilen bir şeye dönüştürür.

Alıştırma

Hedef yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: The ____ the bus arriving late is low.

Cevabı göster

likelihood of

Dilbilgisi

will always be greater than: kural niteliğinde bir karşılaştırma

Bu cümlede will always be greater than, kuralın kapsadığı her durumda bir niceliği diğerinden daha büyük olarak sunar. Greater than iki olasılık değerini karşılaştırır. Buradaki will, karşılaştırmayı esas olarak geleceğe yerleştirmez. Genel bir kuralda will, koşullar her sağlandığında ortaya çıkan sonucu anlatabilir; always ise istisna olmadığını belirtir.

Alıştırma

Kural belirten bu cümlede will always be greater than ne anlama gelir?

  1. Gelecekte belirli bir anda yapılacak tek bir karşılaştırmayı tahmin eder.
  2. İlk niceliğin büyümeye istekli olduğunu ifade eder.
  3. Kural olarak geçerli olan bir karşılaştırmayı belirtir.
Cevabı göster

Kural olarak geçerli olan bir karşılaştırmayı belirtir.

If we took a random sample of a million people who majored in math, Notlar

1:33

Matematik bölümü mezunu bir milyon kişiden rastgele bir örneklem alsaydık,

the subset who are portrait artists might be relatively small.

1:37

portre ressamı olan alt küme nispeten küçük olabilirdi.

Dilbilgisi

If we took ...: varsayımsal bir durum için geçmiş biçimi kullanmak

Burada If we took ..., dinleyiciden bir eylemi hayal etmesini ister. took geçmiş biçimi, örnekleme işleminin geçmişte yapıldığını söylemez; koşulu varsayımsal hâle getirir. Ana cümledeki might be, hayal edilen durumda ortaya çıkabilecek bir sonucu belirtir. Yaygın yapı if + geçmiş biçim ve ardından would, might veya could + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Örnekte If we took ... ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi örneklem almayı hayal etmemizi istiyor; gerçekten örneklem alındığını söylemiyor.
  2. Konuşan kişi örneklemin geçmişte alındığını bildiriyor.
  3. Konuşan kişi örneklemin şimdi alınması için talimat veriyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi örneklem almayı hayal etmemizi istiyor; gerçekten örneklem alındığını söylemiyor.

Kelime

random sample: rastgele bir süreçle seçilen örneklem

İstatistikte random sample, daha büyük bir evrenden şansa dayalı bir yöntemle seçilen gruptur. Kimin veya neyin dâhil edileceğini kişisel tercih ya da kolay erişim değil, rastgele süreç belirler. Burada random, seçim yöntemini açıklar. Dikkatsiz, tuhaf veya hiçbir yöntem kullanılmadan seçilmiş anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi grup en doğru şekilde random sample olarak tanımlanabilir?

  1. İlk gelen on kişi
  2. Ulaşılması en kolay olduğu için iletişim kurulan kişiler
  3. Tam listeden rastgele bir süreçle seçilen kişiler
Cevabı göster

Tam listeden rastgele bir süreçle seçilen kişiler

But it will necessarily be bigger Kalıp ifadeler

1:41

Ancak, portre ressamı olan ve poker oynayan alt kümeden

than the subset who are portrait artists and play poker.

1:43

daha büyük olması kaçınılmazdır.

Kalıp ifadeler

will necessarily be bigger than: mantıksal olarak kesin bir karşılaştırma

Will necessarily be bigger than, bir miktarın veya grubun diğerinden kaçınılmaz olarak daha büyük olduğunu belirtir. Necessarily, yalnızca bir tahmini değil, verilen gerçeklerden veya ilişkiden çıkan bir sonucu gösterir. Burada bigger, iki kümedeki kişi sayılarını karşılaştırır. Daha dar olan alt küme ek bir koşul içerdiği için karşılaştırma mantıksal olarak garanti edilen bir sonuç şeklinde sunulur.

Alıştırma

Necessarily bu cümleye hangi anlamı katar?

  1. Birinin grubu büyütme yükümlülüğü vardır.
  2. Grubun daha büyük olması yalnızca beklenmektedir, ancak garanti değildir.
  3. Grup büyüklüklerinin karşılaştırılması ilişkiden mantıksal olarak çıkar.
Cevabı göster

Grup büyüklüklerinin karşılaştırılması ilişkiden mantıksal olarak çıkar.

Anyone who belongs to the second group will also belong to the first, Kalıp ifadeler

1:47

İkinci gruba ait olan herkes aynı zamanda ilk gruba da ait olacaktır,

but not vice versa. Kelime

1:51

ancak tam tersi geçerli değildir.

Kalıp ifadeler

who belongs to the second group ... also belong to the first: küme üyeliği

Belong to, bir grubun, kategorinin veya kümenin “üyesi olmak” anlamına gelir. Who belongs to the second group, anyone sözcüğünü niteler; also belong to the first ise aynı kişinin birinci grubun da üyesi olduğunu belirtir. İki biçim farklı dil bilgisi kurallarına uyar: ilgi cümleciğindeki belongs, tekil anyone ile uyumludur; will sonrasındaki belong ise yalın fiil biçiminde kalır. Bu bağlamda ikisi de duygusal bir aidiyet hissini değil, nesnel sınıflandırmayı anlatır.

Alıştırma

Küme üyeliğiyle ilgili ifadeyi tamamlamak için belong to yapısının doğru biçimini kullanın: Every square ____ the set of rectangles.

Cevabı göster

belongs to

Kelime

but not vice versa: tersi geçerli değildir

But not vice versa, iki tarafın yeri değiştirildiğinde ifadenin doğru olmadığını anlatır. Burada ikinci grup birinci grubun içindedir; ancak birinci grupta olmak, ikinci grupta olmayı garanti etmez. Vice versa, ters çevrilmiş ifadenin tamamını yeniden söylemenin yerine kullanılır. “A, B'yi gerektirir” ifadesinden sonra but not vice versa denmesi, B'nin A'yı mutlaka gerektirmediğini belirtir.

Alıştırma

Ters çevrilmiş ilişkinin doğru olmadığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: Every violin is an instrument, but not ____.

Cevabı göster

vice versa

The more conditions there are, Dilbilgisi

1:53

Ne kadar çok koşul varsa,

the less likely an event becomes.

1:54

bir olayın gerçekleşme olasılığı o kadar azalır.

Dilbilgisi

The more ..., the less ...: bağlantılı karşılaştırma

The more conditions there are, the less likely an event becomes, the + comparative ..., the + comparative ... biçimindeki bağlantılı karşılaştırma yapısını kullanır. Değişen iki miktarı birbirine bağlar: koşulların sayısı arttıkça olayın gerçekleşme olasılığı düşer. Bu yapıda the, bir ismin önünde kullanılan tanımlık değildir. Her the ilişkinin bir tarafını başlatır ve iki taraf da more veya less likely gibi karşılaştırma biçimleri kullanır.

Alıştırma

Daha fazla pratik yapmanın gerginliği azalttığını anlatan bağlantılı karşılaştırmayı tamamlayın: ____ you practice, ____ nervous you feel.

Cevabı göster

The more · the less

So why do statements with more conditions Anlatım akışı

1:57

Peki neden daha fazla koşul içeren ifadeler

sometimes seem more believable?

2:00

bazen daha inandırıcı görünür?

Anlatım akışı

Sonraki açıklamaya geçiş sağlayan So why do ...?

Baştaki So, bu soruyu hemen önce ortaya konan sonuca bağlar. Sorunun tamamı şaşırtıcı bir karşıtlığı öne çıkarır: koşul eklemek olasılığı düşürmelidir, ancak bu tür ifadeler daha inandırıcı gelebilir. Açıklayıcı anlatımda So why do ...? gibi bir soru, yalnızca yanıt istemek yerine dinleyiciyi yönlendirir. Bu karşıtlığın nedenini sıradaki konu hâline getirir ve ardından gelecek açıklamaya hazırlık yapar.

Alıştırma

Bu sorunun açıklamadaki temel işlevi nedir?

  1. Önceki sonucu, sırada açıklanacak nedene bağlar.
  2. Tartışmanın sona erdiğini belirtir.
  3. Konuyla ilgisiz bir örnek sunar.
Cevabı göster

Önceki sonucu, sırada açıklanacak nedene bağlar.

This is a phenomenon known as the conjunction fallacy. Notlar

2:02

Bu, bağlaç yanılgısı (conjunction fallacy) olarak bilinen bir olgudur.

Kalıp ifadeler

Bir adı veya terimi tanıtan known as the ...

Known as + bir ad veya etiket, “adı verilen” ya da “bu adla bilinen” anlamına gelir. Burada known as the conjunction fallacy, phenomenon sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir ilgi tümcesidir ve a phenomenon that is known as the conjunction fallacy yapısına karşılık gelir. Bu ifade olguya ad verir; tek başına onu tanımlamaz veya açıklamaz. Bir metin, az önce anlattığı bir şeyin terimini verirken bu adlandırma kalıbını sıkça kullanır.

Alıştırma

Cümleyi “adı verilen” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This proportion is ____ the golden ratio.

Cevabı göster

known as

Kültür

Birleşim safsatası: A ve B’yi A’dan daha olası saymak

Birleşim safsatası, A ve B’den oluşan birleşik bir olayın, B koşulu eklenmemiş daha basit A olayından daha olası olduğuna hükmetme hatasıdır. Oysa A ve B’nin birlikte gerçekleştiği her durum, A’nın gerçekleştiği durumların zaten içindedir; bu yüzden birleşik olay daha olası olamaz. Burada conjunction, and veya but gibi sözcükler için kullanılan dil bilgisi terimini değil, mantıksal “A ve B” birleşimini ifade eder. Fallacy bir akıl yürütme hatasıdır; mutlaka yalan anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi yargı birleşim safsatasını gösterir?

  1. Bir kişi A’nın, A ve B’nin birlikte gerçekleşmesi kadar veya ondan daha olası olduğunu söyler.
  2. Bir kişi A ve B’nin birlikte gerçekleşmesinin, B koşulu eklenmemiş A’dan daha olası olduğunu söyler.
  3. Bir kişi cümlede iki sözcüğü bağlamak için and kullanır.
Cevabı göster

Bir kişi A ve B’nin birlikte gerçekleşmesinin, B koşulu eklenmemiş A’dan daha olası olduğunu söyler.

When we're asked to make quick decisions, Dilbilgisi

2:05

Hızlı kararlar vermemiz istendiğinde,

we tend to look for shortcuts. Kalıp ifadeler

2:07

kısa yollar arama eğilimindeyiz.

Dilbilgisi

When we're asked to make quick decisions: edilgen be asked to yapısı

“When we're asked to make quick decisions”, ana cümlenin durumunu belirleyen bir when yan cümleciğidir: Hızla karar verme baskısı altındayken sonraki tepki ortaya çıkma eğilimindedir. Edilgen yapı özne + be + asked + to-infinitive şeklindedir: we + are + asked + to make. Be asked to do something yapısında ask, “birinden bir şey yapmasını istemek veya bunu yapmasını şart koşmak” anlamına gelir. Yalnızca “birine soru sormak” anlamına gelmez. We're, we are ifadesinin kısaltmasıdır.

Alıştırma

ask fiilinin edilgen biçimini ve decide fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: When we ____ quickly, we sometimes miss important details.

Cevabı göster

are asked to decide

Kalıp ifadeler

we tend to look for shortcuts: genel bir eğilimi anlatmak

Tend to + fiilin yalın hâli, genellikle olan bir şeyi veya birinin genel olarak yapmaya yatkın olduğu davranışı anlatır. Bu cümlede we tend to look for shortcuts, her seferinde gerçekleşen bir şeyi değil, insanlarda sık görülen bir davranış biçimini ifade eder. Buradaki shortcuts mecaz anlamdadır. Fiziksel olarak daha kısa yolları değil, daha az çabayla hızlı karar vermeyi sağlayan yöntemleri anlatır.

Alıştırma

Cümleyi genel bir eğilimi anlatan iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: When people feel rushed, they ____ choose the first acceptable option.

Cevabı göster

tend to

In this case, Anlatım akışı

2:09

Bu durumda,

we look for what seems plausible Dilbilgisi

2:10

istatistiksel olarak en olası olanı değil,

rather than what is statistically most probable.

2:12

makul görüneni ararız.

Anlatım akışı

In this case: tartışmayı mevcut durumla sınırlandırmak

In this case, o anda tartışılan belirli durumu veya örneği gösterir. Ardından gelen ifadenin kapsamını belirler: genel bir düşünce artık bu özel duruma uygulanmaktadır. Buradaki case, hukuki dava değil, durum veya örnek anlamındadır.

Alıştırma

In this case cümlenin başında nasıl bir işlev görür?

  1. İfadeyi şu anda tartışılan durumla sınırlar.
  2. İfadenin mümkün olan her durumda doğru olduğunu söyler.
  3. Hukuki bir anlaşmazlığı tanıtır.
Cevabı göster

İfadeyi şu anda tartışılan durumla sınırlar.

Dilbilgisi

What seems plausible rather than what is statistically most probable: akla yatkın görünen ile istatistiksel olarak en olası olan

Cümle, look for ifadesinden sonra gelen iki what yan tümcesini karşılaştırır: what seems plausible ve what is statistically most probable. Rather than, insanların ikinci ölçüt yerine birinciyi kullandığını gösterir. Plausible, bir fikrin inandırıcı gelmesi veya bir hikâyeye uyması demektir. Probable, onun doğru olma ihtimalinin yüksek olduğunu; statistically most probable ise sayılara göre en yüksek ihtimale sahip olduğunu belirtir. İnandırıcı gelen bir seçenek her zaman en olası seçenek değildir.

Alıştırma

what seems plausible rather than what is statistically most probable ifadesindeki karşıtlığı en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. İnsanlar, istatistiksel ihtimali en yüksek olan yerine inandırıcı gelen şeyi tercih eder.
  2. Cümle, tamamen aynı anlama gelen iki ifadeyi karşılaştırır.
  3. İnandırıcı gelen her şeyin istatistiksel ihtimali de her zaman en yüksektir.
Cevabı göster

İnsanlar, istatistiksel ihtimali en yüksek olan yerine inandırıcı gelen şeyi tercih eder.

On its own, Kalıp ifadeler

2:15

Kendi başına ele alındığında,

Lucy being an artist doesn't match the expectations Kalıp ifadeler

2:16

Lucy'nin bir sanatçı olması, önceki bilgilerin oluşturduğu

formed by the preceding information.

2:19

beklentilerle uyuşmuyor.

Kalıp ifadeler

On its own: bir etkeni ayrı olarak değerlendirmek

On its own, bir unsurun başka etkenlerle birleştirilmeden ayrı olarak ele alınması demektir. Ardından gelen yan tümcenin tamamının hangi çerçevede anlaşılacağını belirler. Buradaki its, Lucy being an artist ifadesinin anlattığı tek bir gerçeğe işaret eder. İfade, bu gerçeği kendi başına değerlendirmemizi söyler; önceki bilgiler ise karşılaştırmada kullanılan beklentileri sağlamaya devam eder.

Alıştırma

Bu cümlede On its own ne anlama gelir?

  1. Başka bir etkenle birleştirilmeden ayrı olarak ele alınması.
  2. Yakında kimse yokken hareket etmesi veya davranması.
  3. Lucy'ye ait olması.
Cevabı göster

Başka bir etkenle birleştirilmeden ayrı olarak ele alınması.

Kalıp ifadeler

doesn't match the expectations formed by ...: kanıta dayalı beklentiyle uyumsuzluğu belirtmek

Doesn't match the expectations, mevcut gerçeğin önceki ipuçlarının insanlarda oluşturduğu beklentiyle uyuşmadığını belirtir. is strange ifadesinden daha kesindir; çünkü kanıta dayalı bir tahmin ile gerçeklik arasındaki uyumsuzluğu açıkça gösterir. Formed by the preceding information, expectations sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir yan cümleciktir: beklentiler daha önce verilen bilgiler tarafından oluşturulmuştur. İsimden sonra gelen bu niteleyici, beklentilerin kaynağını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “uyuşmuyor” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The new evidence ____ the expectations formed by the earlier report.

Cevabı göster

doesn't match

The additional detail about her playing poker

2:22

Poker oynamasıyla ilgili ek ayrıntı,

gives us a narrative that resonates with our intuitions. Notlar

2:24

bize sezgilerimizde yankı bulan bir hikaye sunuyor.

Anlatım akışı

gives us a narrative: yorumlayıcı bir çerçeve sunmak

X gives us a narrative yapısında X, ayrı ayrıntıları birbirine bağlamak ve yorumlamak için tutarlı bir yol sunar. Burada give fiilinin iki nesnesi vardır: us alıcıyı, a narrative ise sunulan şeyi belirtir. Burada narrative, mutlaka kurmaca olmayan açıklayıcı bir anlatı anlamına gelir. İfade, eklenen bir ayrıntının bilgileri hikâyeye benzer bir çerçeve içinde nasıl düzenlediğini gösterir. Bir çerçevenin ikna edici gelmesi, onun doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

The headline gives us a narrative about progress cümlesinde gives us a narrative ne anlama gelir?

  1. Bize basılı bir kurmaca eser verir.
  2. Anlatının olgusal olarak doğru olduğunu kanıtlar.
  3. Bilgileri birbirine bağlamak için bir çerçeve sağlar.
Cevabı göster

Bilgileri birbirine bağlamak için bir çerçeve sağlar.

Deyimler

resonates with our intuitions: sezgisel uyum, kanıt değil

Burada resonates with mecaz anlamda kullanılır. Anlatı, içgüdüsel olarak beklediklerimizle uyumlu gelir; fiziksel bir ses üretmez. Bu ifade, bir hikâyenin neden ikna edici gelebileceğini açıklar. Sezgilerimizle bir uyumu anlatır; hikâyenin gerçekten olası veya doğru olduğuna dair kanıt sunmaz.

Alıştırma

Bu cümlede 'resonates with our intuitions' ne anlama gelir?

  1. Doğal olarak beklediğimiz şeylerle uyumlu gelir.
  2. Fiziksel olarak titreşen bir ses oluşturur.
  3. Anlatının istatistiksel olarak olası olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Doğal olarak beklediğimiz şeylerle uyumlu gelir.

It makes it seem more plausible, Dilbilgisi

2:28

Bu da daha makul görünmesini sağlıyor,

and we choose the option that seems more representative of the overall picture, Kelime

2:30

ve biz de asıl olasılığını göz ardı ederek

regardless of its actual probability. Kalıp ifadeler

2:34

genel tabloyu daha çok temsil ettiğini düşündüğümüz seçeneği tercih ediyoruz.

Dilbilgisi

It makes it seem more plausible: make + nesne + fiilin yalın hâli

makes it seem yapısında make ettirgen bir fiildir. Kalıp make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: it nesnedir ve seem, to almadan yalın hâlde kalır. More plausible ise seem fiilinden sonra gelen tamamlayıcıdır. Bu yapı, bir etkenin oluşturduğu izlenimi anlatır: bir şeyin daha inandırıcı görünmesini sağlar. Bu cümlede ilk It nedeni, ikinci it ise değerlendirilen şeyi gösterir; bir şeyin makul görünmesi onun doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

make + nesne + seem + sıfat kalıbını tamamlayın: The extra detail makes the story ____ more plausible.

Cevabı göster

seem

Kelime

more representative of the overall picture: genel tabloyu daha iyi temsil eden

more representative of the overall picture sıfat öbeği, bu seçeneğin tüm durumun ana örüntüsünü alternatiflerden daha iyi yansıtıyor gibi göründüğünü belirtir. More karşılaştırma yapar, representative “tipik özellikleri gösteren” anlamına gelir ve of, özellikleri yansıtılan daha büyük bütünü getirir. Burada değerlendirilen şey matematiksel olasılık değil, tipik görünme derecesidir. Bir şey en olası seçenek olmasa bile genel örüntüyle iyi eşleşiyor gibi görünebilir.

Alıştırma

Cümleyi, “daha büyük grubu daha iyi yansıtır” anlamına gelen dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: This sample is ____ the whole population than the smaller sample.

Cevabı göster

more representative of

Kalıp ifadeler

regardless of its actual probability: gerçek olasılığına bakmaksızın

Regardless of, “bir şeyden etkilenmeden” veya “bir şeye bakılmaksızın” anlamına gelir. Bu cümlede regardless of its actual probability, göz ardı edilen bir etken ekler: gerçek olasılık başka bir sonuca işaret etse bile seçim yapılır. Of bir edattır; bu nedenle burada ardından its actual probability isim öbeği gelir. Ardından bir yan cümle getirmek için regardless of whether + yan cümle kullanılır; örneğin regardless of whether it is likely.

Alıştırma

Cümleyi, “bir şeyden etkilenmeden” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The outdoor concert will continue ____ the weather.

Cevabı göster

regardless of

This effect has been observed across multiple studies, Kalıp ifadeler

2:38

Bu etki pek çok araştırmada gözlemlenmiştir;

including ones with participants who understood statistics well,

2:41

istatistiği iyi anlayan katılımcıların yer aldığı,

from students betting on sequences of dice rolls Dilbilgisi

2:45

zar atışlarının dizilişi üzerine bahis oynayan öğrencilerden,

to foreign policy experts predicting the likelihood of a diplomatic crisis. Kelime

2:47

diplomatik bir krizin olasılığını tahmin eden dış politika uzmanlarına kadar geniş bir yelpazede görülmüştür.

Kalıp ifadeler

“This effect has been observed across multiple studies”: araştırma kanıtını aktarma

Has been observed, observe fiilinin present perfect edilgen biçimidir. Araştırmacıların bu etkiyi çalışmalarda tespit ettiğini veya kaydettiğini söyler ve araştırmacılar yerine etkiye odaklanır. Across multiple studies, bulgunun birden fazla çalışmada görüldüğünü belirtir. İfade bir bütün olarak çeşitli araştırmalardan gelen kanıtları sunar; ancak etkinin nedeninin kanıtlandığını tek başına göstermez.

Alıştırma

Bu resmî kanıt ifadesini tamamlayın. Observe fiilinin present perfect edilgen biçimini ve ardından across sözcüğünü kullanın: The same pattern ____ multiple studies.

Cevabı göster

has been observed across

Dilbilgisi

“from students ... to foreign policy experts”: bir aralığın iki ucu

Burada from ... to ..., bir yolculuğun başlangıç ve varış noktalarını değil, bir aralığın iki ucunu birbirine bağlar. Uçlarda students ve foreign policy experts bulunduğu için ifade, kanıtların birbirinden çok farklı katılımcı türlerini kapsadığını gösterir. Her iki uç da paralel bir -ing yapısıyla genişletilir: students betting ... ve experts predicting .... İki tarafın paralel olması geniş aralığı takip etmeyi kolaylaştırır ve kapsamın büyüklüğünü vurgular.

Alıştırma

Bir aralığın iki ucunu gösteren eşli yapıyı tamamlayın: The club welcomes everyone ____ beginners learning the rules ____ experienced players leading teams.

Cevabı göster

from · to

Kelime

foreign policy experts ... a diplomatic crisis: dış politika uzmanları ve diplomatik kriz

Foreign policy experts, bir ülkenin diğer ülkelerle nasıl ilişki kurduğunu inceleyen veya bu konuda danışmanlık yapan uzmanlar demektir. Bu birleşik isim grubunda foreign policy uzmanlık alanını belirtir ve experts sözcüğünü niteler; uzmanların kendilerinin yabancı olduğu anlamına gelmez. Diplomatic, “diplomasiyle veya ülkeler arasındaki ilişkilerle ilgili” anlamında bir sıfattır. a diplomatic crisis içinde, bu ilişkilerdeki ciddi bir kopuşu veya çatışmayı anlatır. İki ifade birlikte tahmini resmî uluslararası ilişkiler bağlamına yerleştirir.

Alıştırma

“Foreign policy experts warned of a diplomatic crisis.” cümlesinde foreign policy experts ne anlama gelir?

  1. Bir ülkenin diğer ülkelerle nasıl ilişki kurduğu konusunda uzman kişiler
  2. Kendileri yabancı ülkelerden gelen politika uzmanları
  3. Diplomatlar için çeviri yapmayı meslek edinen kişiler
Cevabı göster

Bir ülkenin diğer ülkelerle nasıl ilişki kurduğu konusunda uzman kişiler

The conjunction fallacy isn't just a problem in hypothetical situations. Anlatım akışı

2:53

Bağlaç yanılgısı sadece varsayımsal durumlarda karşılaşılan bir sorun değildir.

Anlatım akışı

isn't just a problem in ...: kapsamı genişletmek

X isn't just a problem in Y kalıbı, X'in Y'de ve Y'nin ötesinde de bir sorun olduğu anlamına gelir. Burada just “yalnızca” demektir; olumsuz biçim, bir sorun olduğu düşüncesini değil, dar kapsam sınırını reddeder. Bilgiyi düzenleyen bir geçiş olarak cümle önce hypothetical situations gibi sınırlı bir ortamı belirtir, ardından tartışmanın gerçek veya daha geniş bağlamlara yayılacağını gösterir. Bu kalıbı tek bir örnekten veya ortamdan daha genel bir iddiaya geçmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“The conjunction fallacy isn't just a problem in hypothetical situations” neyi ima eder?

  1. Varsayımsal durumlarda ve başka ortamlarda da bir sorundur.
  2. Varsayımsal durumlarda bir sorun değildir.
  3. Yalnızca varsayımsal durumlarda bir sorundur.
Cevabı göster

Varsayımsal durumlarda ve başka ortamlarda da bir sorundur.

Conspiracy theories and false news stories Kültür

2:57

Komplo teorileri ve yalan haberler

often rely on a version of the conjunction fallacy to seem credible. Kalıp ifadeler

3:00

inandırıcı görünmek için çoğu zaman bağlaç yanılgısının bir versiyonuna güvenir.

Kültür

Komplo teorileri ve sahte haberler

Bu medya okuryazarlığı bağlamında komplo teorileri, olayları genellikle yeterli kanıt olmadan güçlü kişilerin veya grupların gizli işi olarak açıklayan iddialardır. Sahte haberler ise haber biçiminde sunulan uydurma veya ciddi biçimde yanıltıcı anlatılardır; bu ifade, sıradan bir haberde yanlışlıkla yapılan küçük bir hatayı anlatmaz. Burada bu iki ifade, bir düşünme yanlılığından yararlanabilen gerçek içerik türlerini adlandırır. Konuyu soyut bir yanılgıdan, inandırıcı görünen yanıltıcı bilgilerin oluşturduğu gerçek riske taşır.

Alıştırma

Bu cümlede false news stories ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Uydurma veya ciddi biçimde yanıltıcı iddiaları haber görünümünde sunan anlatılar
  2. Yanlışlıkla yapılmış küçük bir yazım hatası içeren sıradan haberler
  3. Tesadüfen gazetecilerden söz eden kurgu romanlar
Cevabı göster

Uydurma veya ciddi biçimde yanıltıcı iddiaları haber görünümünde sunan anlatılar

Kalıp ifadeler

Çoğu zaman bir biçimine dayanmak

Rely on, bir şeye bağlı olmak veya onu gerekli bir destek ya da işleyiş mekanizması olarak kullanmak demektir. Bu cümlede içerik, inandırıcı görünmesine yardımcı olması için bilişsel bir yanlılıktan yararlanır. A version of, mutlaka resmî ya da düzenlenmiş bir sürüm değil, bir şeyin bir biçimi veya çeşidi demektir. often rely on a version of bir bütün olarak bu örüntünün sık gerçekleştiğini ve mekanizmanın birleşim yanılgısına benzediğini, ancak ders kitaplarındaki biçimle tamamen aynı olmak zorunda olmadığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi rely on ve a version of kullanarak tamamlayın: Misleading advertisements often ____ social proof.

Cevabı göster

rely on a version of

The more resonant details are added to an outlandish story, Notlar

3:05

Tuhaf bir hikayeye kulağa tanıdık gelen detaylar eklendikçe,

the more plausible it begins to seem.

3:09

hikaye o kadar makul görünmeye başlar.

Dilbilgisi

The more ..., the more ...: birbirine bağlı iki değişim

The more ..., the more ... iki değişimi birbirine bağlayan bir karşılaştırma kalıbıdır. Her iki bölümde more kullanıldığında, ilk miktar ya da derece arttıkça ikincisinin de arttığını anlatır. Burada, insanlarda karşılık bulan ayrıntılar arttıkça hikâye daha makul görünür. Bu kalıp bir ilişki gösterir; nedenselliği ya da doğruluğu kanıtlamaz. seem sözcüğü önemlidir: hikâye daha inandırıcı görünür, ancak gerçek olma olasılığı mutlaka artmaz.

Alıştırma

Aynı bağlantılı karşılaştırma kalıbını tamamlayın: ____ clues you check, ____ confident you can be.

Cevabı göster

The more · the more

Kelime

more resonant details: insanlarda daha çok karşılık bulan ayrıntılar

more resonant details ifadesinde resonant mecaz anlamda kullanılır. İnsanlarda duygusal bir karşılık bulan, yani onların duyguları, deneyimleri ya da mevcut inançlarıyla bağlantı kurarak anlamlı veya tanıdık gelen ayrıntıları anlatır. Bu etki psikolojiktir, kanıt değildir. Böyle bir ayrıntı yanlış ya da henüz doğrulanmamış olsa bile akıl almaz bir hikâyeyi makul gösterebilir.

Alıştırma

Cümledeki more resonant details ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. İnsanların duyguları veya deneyimleriyle bağlantı kuran daha fazla ayrıntı
  2. Konuyla ilgili olan ama insanlar için mutlaka anlamlı olmayan daha fazla ayrıntı
  3. Kontrol edilmiş ve güvenilir kanıtlarla desteklenmiş daha fazla ayrıntı
Cevabı göster

İnsanların duyguları veya deneyimleriyle bağlantı kuran daha fazla ayrıntı

Kelime

an outlandish story: son derece tuhaf ve inanılması güç bir hikâye

Bu cümlede an outlandish story, inanılması zor olacak kadar tuhaf veya aşırı bir hikâye anlamına gelir. Outlandish, story sözcüğünü niteleyen ve değerlendirme bildiren bir sıfattır. Yalnızca şaşkınlık değil, kuşku da ifade eder: Konuşan kişi hikâyeyi makul görünen sınırların çok dışında bulur. Bu anlam, inandırıcı gelmeyen iddia, açıklama, fikir veya planlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi açıklama an outlandish story ifadesine en uygundur?

  1. İnanılması zor olacak kadar tuhaf veya aşırı bir hikâye
  2. Başka bir ülkeden gelen bir hikâye
  3. Sıradan ve beklenen bir hikâye
Cevabı göster

İnanılması zor olacak kadar tuhaf veya aşırı bir hikâye

But ultimately, Anlatım akışı

3:11

Fakat nihayetinde,

the likelihood a story is true can never be greater than the probability Dilbilgisi

3:12

bir hikayenin doğru olma ihtimali,

that its least likely component is true. Kelime

3:17

en düşük ihtimalli bileşeninin doğru olma olasılığından asla daha büyük olamaz.

Anlatım akışı

But ultimately: nihai mantıksal sonuca geçiş

But, önceki düşünceyle bir karşıtlık kurar; ultimately ise her şey değerlendirildikten sonra konuşanın en önemli sonuca geçtiğini dinleyiciye bildirir. Burada ultimately zamansal değil, mantıksal bir anlam taşır. İfade, hikâyenin ne kadar inandırıcı göründüğünü bir kenara bırakıp gerçekten doğru olup olamayacağını belirleyen kuralı sunarak düşünceleri düzenler.

Alıştırma

Örnek cümlenin başındaki But ultimately, ne işe yarıyor?

  1. Konuşan kişi ilgisiz bir konuya geçiyor.
  2. Konuşan kişi zaman sırasındaki son olayı belirtiyor.
  3. Konuşan kişi bir karşıtlıktan sonra nihai sonuca geçiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi bir karşıtlıktan sonra nihai sonuca geçiyor.

Dilbilgisi

can never be greater than: kesin bir mantıksal üst sınır

“Can never be greater than”, belirtilen değerin aşılmasının mantıksal olarak imkânsız olduğu anlamına gelir. Burada can yeteneği değil olasılığı belirtir; never ise sınırın aşıldığı bütün durumları dışlar. can never be + karşılaştırma yapısı kesin bir üst sınır belirtir. Greater than, «kesin olarak daha büyük» demektir; bu nedenle iki değerin eşit olması hâlâ mümkündür.

Alıştırma

Cümleyi kesin bir mantıksal üst sınır bildiren hedef ifadeyle tamamlayın: Under this rule, the final value ____ the fixed limit.

Cevabı göster

can never be greater than

Kelime

least likely component is: olasılığı en düşük bölüm

Least likely component, tüm bileşenler arasında doğru olma olasılığı en düşük olan bölüm, koşul veya iddia demektir. Burada component soyut anlamdadır: genel hikâyenin bir parçasıdır, bir makine parçası değildir. Dil bilgisi açısından least likely, component sözcüğünü niteler. Ardından gelen is, is true yüklemini başlatır; bu nedenle is isim öbeğinin bir parçası değildir.

Alıştırma

“the least likely component is true” ifadesindeki “least likely component” ne anlama gelir?

  1. Bir makinenin fiziksel olarak en küçük parçası.
  2. İddianın en önemsiz ayrıntısı.
  3. İddianın doğru olma olasılığı en düşük bölümü.
Cevabı göster

İddianın doğru olma olasılığı en düşük bölümü.

Much of our society relies on majority vote and consensus, Kültür

3:21

Toplumumuzun büyük bir kısmı çoğunluk oyuna ve fikir birliğine dayanır,

so it's natural to think that the more consensus, Dilbilgisi

3:25

bu nedenle fikir birliği ne kadar çoksa o kadar iyi olduğunu düşünmek

the better.

3:27

doğaldır.

Kültür

relies on majority vote and consensus: çoğunluk oylamasına ve uzlaşıya dayanmak

Burada relies on, “karar almak veya kurumların işlemesini sağlamak için bu yöntemlere dayanmak” anlamındadır. majority vote ve consensus, grup kararlarıyla ilgili iki kavramdır: ilki sayılan oylara, ikincisi ise grup içinde geniş ölçüde paylaşılan bir tutuma odaklanır. consensus, tek bir kişinin katılması değil, grup düzeyinde uzlaşıdır. Cümle yaygın bir sezginin arka planını verir: birçok toplumsal kararda bu süreçler kullanıldığı için daha fazla uzlaşı, daha iyi bir kararın işareti gibi görünebilir. Cümle bu sezgiyi ortaya koyar, ancak her zaman doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi ifade majority vote ile consensus arasındaki farkı doğru açıklar?

  1. Consensus, yalnızca bir kişinin karara katılması anlamına gelir.
  2. Tam bir consensus olmasa bile bir grup majority vote ile karar alabilir.
  3. Majority vote, gruptaki herkesin aynı fikirde olmasını gerektirir.
Cevabı göster

Tam bir consensus olmasa bile bir grup majority vote ile karar alabilir.

Dilbilgisi

the more consensus, the better: the..., the... yapısı

The more consensus, the better, the + karşılaştırma..., the + karşılaştırma... biçimindeki bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. Uzlaşı miktarı arttıkça sonucun da iyileşmesinin beklendiğini anlatır. more, sayılamayan consensus ismini niteler. Kısa biçimde, dinleyicinin tamamlayabileceği there is ve things will be gibi sözler atılır: The more consensus there is, the better things will be. İki the da kalıplaşmış yapının parçasıdır; sıradan belirli tanımlık değildir. Bu cümlede konuşmacı doğal bir varsayımı sunar, onun doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Kalıplaşmış bağıntılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ more evidence we collect, ____ better.

Cevabı göster

The · the

But how much trust should we place in unanimous decisions? Notlar

3:28

Peki oybirliği ile alınan kararlara ne kadar güvenmeliyiz?

Kalıp ifadeler

place trust in: bir kişiye veya şeye güven bağlamak

Temel yapı place trust in + bir kişi veya şey biçimindedir. Burada place, bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak değil, güven “vermek” veya güven “bağlamak” anlamına gelir. Cümlede, oy birliğiyle alınan kararlara ne kadar güven verilmesi gerektiği değerlendiriliyor. How much trust should we place in ...? soru kalıbında how much güvenin derecesini sorar. Bu ifade, bir şeyin güvenilir olup olmadığını dikkatle değerlendirirken sıkça kullanılır.

Alıştırma

Yukarıda öğretilen resmî kalıpla soruyu tamamlayın: How much trust should we ____ this estimate?

Cevabı göster

place in

Kelime

unanimous decisions: herkesin kabul ettiği kararlar

Unanimous decision, karar sürecine katılan her üyenin desteklediği ve karşı oy bulunmayan bir karardır. Bu nedenle unanimous, yalnızca yarıdan fazlasının desteğini değil, tam bir görüş birliğini gösterir. Bu soruda ifade, değerlendirilen kararın türünü belirtir. Kararın doğru olduğunu ileri sürmez; tam görüş birliğinin daha fazla güveni hak edip etmediğini sorar.

Alıştırma

Dokuz üyenin tamamı evet oyu verdi. Sonucu en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a unanimous decision
  2. a majority decision
  3. a divided decision
Cevabı göster

a unanimous decision

Check out this video on the paradox of unanimity. Notlar

3:32

Oybirliği paradoksu hakkındaki bu videoya göz atın.

Öbek fiiller

Check out: gidip bakmaya yönelik samimi bir davet

Burada Check out, “gidip bakmak, izlemek veya hakkında bilgi edinmek” anlamına gelir. Konuşan kişi izleyiciyi başka bir videoyu izlemeye davet eder; videoda hata olup olmadığını kontrol etmesini istemez. Check out this video ifadesinde check out bir öbek fiildir ve this video onun nesnesidir. Nesne bir isimse Check this video out da denebilir. Zamir kullanıldığında zamir ortaya gelir: Check it out denir, Check out it denmez.

Alıştırma

“Gidip bir göz atmak” anlamındaki iki sözcüklü hedef öbek fiille samimi öneriyi tamamlayın: ____ this website for more science activities.

Cevabı göster

Check out

Kültür

the paradox of unanimity: tam uzlaşmanın şüphe yaratabildiği durum

The paradox of unanimity, genellikle beklediğimiz şeye aykırı bir düşüncenin adıdır. Unanimity “tam uzlaşma”, paradox ise sağduyuyla çelişiyor gibi görünen bir durum anlamına gelir. Normalde daha fazla kişinin aynı fikirde olması bir iddiayı daha güvenilir gösterir. Bu paradoksa göre ise bazı durumlarda kusursuz uzlaşma şüphe yaratabilir; örneğin herkes aynı hatayı paylaşmış ya da birbirini etkilemiş olabilir. Bu, oybirliğinin her zaman yanlış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum the paradox of unanimity kavramını en iyi gösterir?

  1. Seçmenlerin çoğu bir öneriyi destekler, ancak bazı seçmenler karşı çıkar.
  2. İki üye bulunmadığı için bir komite oylamayı erteler.
  3. Bütün tanıklar tamamen aynı hikâyeyi anlatır ve bu kusursuz uyum, araştırmacıların ifadelerin birbirinden bağımsız olup olmadığını sorgulamasına yol açar.
Cevabı göster

Bütün tanıklar tamamen aynı hikâyeyi anlatır ve bu kusursuz uyum, araştırmacıların ifadelerin birbirinden bağımsız olup olmadığını sorgulamasına yol açar.