Neden Yaşlanıyoruz? Yaşlanmayı Sonsuza Dek Bitirmeli miyiz?: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Yaşlanmayı sona erdirmek, bitmeyen güçsüzlüğü korumak değil, hastalıkları önleyip sağlıklı ömrü uzatmaktır; video bu uzun ömrün istenir olup olmadığını sorar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “The older we get, the more damaged and fragile we become” iki eşzamanlı değişimi bağlaşık karşılaştırmayla (dil bilgisi ve cümle kalıpları) birleştirir. 2. “the golden years.” yaşlılık için olumlu bir örtmecedir (deyimler ve mecazlı ifadeler); rahatlatıcı sözlerle gerçek kırılganlığı karşılaştırır. 3. “It's more like a summer evening” genişletilmiş bir karşılaştırmayla (söylem, hikaye anlatımı ve retorik) uzun ömrü ölümsüzlük değil, biraz daha sağlıklı zaman olarak çerçeveler.
Bu derste
If you had to choose: şimdiki zamana yönelik varsayımsal koşul
If you had to choose, şimdiki zamana ilişkin hayalî bir seçim durumu kurar. Buradaki had biçim olarak geçmiş zamandadır, ancak geçmiş zamanı anlatmaz; İngilizce, varsayımsal bir uzaklık yaratmak için geçmiş biçimi kullanır. Ana soru, bu hayalî durumdaki sonucu sormak için would kullanır: şu anda seçim yapmak gerekseydi ne isterdin?
Alıştırma
Hangi cümlede If you had to choose yapısı şimdi veya gelecekle ilgili bir varsayım kurmak için kullanılmıştır?
- You have to choose one place before noon.
- If you had to choose one place to visit this year, where would you go?
- Yesterday, you had to choose one place to visit.
Cevabı göster
If you had to choose one place to visit this year, where would you go?
And do you think you'll change your mind once you reach that age? Kalıp ifadeler
0:10Peki o yaşa geldiğinizde fikrinizi değiştireceğinizi düşünüyor musunuz?
change your mind: bir kararı veya görüşü değiştirmek
Change your mind, önceki bir kararı, planı veya görüşü farklı bir tanesiyle değiştirmek anlamına gelir. Buradaki mind sözcüğü gerçek anlamda kullanılmaz; ifade, birinin düşüncesinin veya kararının değişmesini anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: I changed my mind, she changed her mind ve they may change their minds.
Alıştırma
Cümleyi change your mind ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamla: Maya said no at first, but after hearing the plan, she ____.
Cevabı göster
changed her mind
As we learned how to use the resources around us to treat ourselves,
0:19Çevremizdeki kaynakları kendimizi tedavi etmek için nasıl kullanacağımızı öğrendikçe,
humans are living longer and healthier lives than ever before. Dilbilgisi
0:25insanlar hiç olmadığı kadar uzun ve sağlıklı yaşıyor.
longer and healthier ... than ever before: her zamankinden daha uzun ve sağlıklı hayatlar
Longer ve healthier, lives sözcüğünü niteleyen eş görevli karşılaştırma sıfatlarıdır. Cümle, hayatların aynı anda iki yönden geliştiğini söyler: süre ve sağlık. Than ever before, bugünü yalnızca yakın zamandaki bir yılla değil, geçmişteki tüm dönemlerle karşılaştırır. “Önceki herhangi bir zamandan daha” anlamına gelir ve hem longer hem de healthier için geçerlidir.
Alıştırma
Hangi yorum cümleyle eşleşir?
- Her ikisi de yalnızca geçen yıla göre gelişmiştir.
- Yalnızca yaşam süresi tarihî bir zirvededir; cümle sağlıkla ilgili bir karşılaştırma yapmaz.
- Hem yaşam süresi hem de sağlık geçmişteki herhangi bir dönemden daha iyidir.
Cevabı göster
Hem yaşam süresi hem de sağlık geçmişteki herhangi bir dönemden daha iyidir.
We spend an ever-increasing part of our lives being sick and in need of care. Kalıp ifadeler
0:32Hayatımızın giderek artan bir bölümünü hasta ve bakıma muhtaç olarak geçiriyoruz.
in need of care: bakıma ihtiyaç duymak
in need of + isim yapısı, o şeye “ihtiyaç duymak” anlamına gelir. Burada in need of care, bir kişinin yardım, gözetim ya da tıbbi veya kişisel desteğe ihtiyaç duyduğu durumu anlatır. Buradaki care, yalnızca birini önemseme duygusu değil, zaman içinde sağlanan pratik destektir. Bu ifade sağlık, aile ve sosyal hizmet bağlamlarında yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi “pratik yardıma ihtiyaç duymak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: After the operation, Mr. Lee was ____ for several weeks.
Cevabı göster
in need of care
but we also have to witness the same happening to our loved ones.
0:42ama aynı zamanda sevdiklerimizin de aynı şeyi yaşadığına tanık olmak zorundayız.
The most effective way to treat a disease is to prevent it. Dilbilgisi
0:50Bir hastalığı tedavi etmenin en etkili yolu onu önlemektir.
The ... way to do X is to do Y kalıbı
The + üstünlük bildiren sıfat + way + to do X + is + to do Y kalıbı, bir yöntemi hedefe ulaşmanın en güçlü cevabı olarak sunar. Burada to treat a disease hedefi, to prevent it ise önerilen yöntemi belirtir; it, disease sözcüğüne gönderme yapar. İki to'lu mastar farklı görevler üstlenir: ilki way sözcüğünü niteleyerek yöntemin amacını, ikincisi ise is sonrasında yöntemin ne olduğunu açıklar. Net bir öneri sunmak için The best/easiest/safest way to do X is to do Y kalıbını yeniden kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi The ... way to do X is to do Y kalıbıyla tamamlayın: The safest way ____ this busy road ____ use the footbridge.
Cevabı göster
to cross · is to
It saves many more lives if you stop a million people from smoking Dilbilgisi
0:53Bir milyon insanın sigara içmesini engellemek,
stop someone from doing something kalıbı
stop someone from doing something kalıbında stop, engellemek anlamına gelir. Kişi veya grup stop sözcüğünden sonra gelir; from sözcüğünü ise fiilin -ing biçimi izler. Burada a million people engellenen grubu, smoking ise eylemi belirtir. Bu kalıp, dışarıdan gelen bir gücün birinin bir şey yapmasını engellediğini anlatır. Bir kişi, kural veya nesne bir eylemi engellediğinde stop + kişi/nesne + from + -ing yapısını kullanın.
Alıştırma
Cümleyi stop someone from doing kalıbıyla tamamlayın: The crossing guard stops children ____ into traffic.
Cevabı göster
from walking
than coming up with better chemotherapies. Öbek fiiller
0:57daha iyi kemoterapiler bulmaktan çok daha fazla hayat kurtarır.
Come up with: bir şey düşünmek veya geliştirmek
Come up with bir fikir, plan, cevap veya çözüm düşünmek, bulmak ya da geliştirmek anlamına gelir. Bu cümlede coming up with better chemotherapies, daha iyi kemoterapi tedavileri geliştirmek demektir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. Yapı come up with + isim öbeği şeklindedir. Buradaki -ing biçimi coming up with olası bir eylemi adlandırır ve insanların sigarayı bırakmasını sağlama eylemiyle karşılaştırılır.
Alıştırma
Üç sözcüklü come up with öbek fiilinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After two hours, Maya ____ a solution that everyone could use.
Cevabı göster
came up with
So, why not put a halt to the cause of all disease, Kalıp ifadeler
1:00Öyleyse neden tüm hastalıkların nedenini,
Put a halt to: bir şeyi resmî biçimde durdurmak
Put a halt to bir faaliyeti, süreci veya durumu durdurmak anlamına gelir. Yalnızca stop demekten daha resmî ve güçlüdür. Bu cümlede konuşmacı, hastalıkların temel nedeni olarak sunulan yaşlanma sürecini durdurmayı önerir. Yapı put a halt to + isim veya -ing biçimi şeklindedir. To burada bir edattır: put a halt to the process; put a halt to dumping waste.
Alıştırma
Put ile başlayan ve “durdurdu” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Last month, the new safety rule ____ the sale of unsafe toys.
Cevabı göster
put a halt to
Özete giriş yapan In a nutshell
In a nutshell, “çok kısaca ifade etmek gerekirse” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Burada ardından gelen iddianın eksiksiz bir bilimsel açıklama değil, basitleştirilmiş bir özet olduğunu gösterir. Cümlenin başında kullanıldığında dinleyiciye sonraki cümleyi nasıl değerlendireceğini söyler: destekleyici ayrıntılar yerine ana noktaya odaklanmak gerekir.
Alıştırma
Bu kalıplaşmış özet deyimini tek sözcükle tamamlayın: “In a ____, the new schedule gives us more time.”
Cevabı göster
nutshell
Parts wear down from rubbing and grinding. Öbek fiiller
1:11Parçalar sürtünme ve aşınma nedeniyle eskir.
Benzetme başlatmak için Think of ...
Think of cars, açıklamayı düzenleyen bir yönergedir. Dinleyiciden tanıdık bir nesneyi zihninde canlandırmasını ister; böylece konuşmacı bu nesneyi daha soyut bir fikir için benzetme olarak kullanabilir. Bu kısa yönerge örneği hazırlar; ardından gelen aşınmış araba parçalarıyla ilgili ayrıntılar karşılaştırmayı oluşturur. Başka bağlamlarda Think of + a familiar example yapısı, dinleyiciyi soyut bir noktadan somut bir görüntüye yönlendirebilir.
Alıştırma
Bilgisayar belleğini açıklayan bir konuşmacı “Think of a desk with limited space.” diyor. Konuşmacı ne yapıyor?
- Dinleyicilerden mobilyaları ayrıntılı biçimde incelemelerini istemek
- Masayı tanıdık bir benzetme olarak sunmak
- Konuşmacının masayı özlediğini söylemek
Cevabı göster
Masayı tanıdık bir benzetme olarak sunmak
wear down: kademeli aşınma veya zayıflama
Bu cümlede wear down, tekrarlanan sürtünme ve aşındırma nedeniyle bir şeyin azar azar incelmesi, zayıflaması veya daha az etkili hâle gelmesi demektir. Değişimi parçalar yaşadığı için ifade, parçaların zamanla başına gelen süreci anlatır. Aynı öbek fiil fiziksel güç, enerji, sabır veya direncin yavaş yavaş azalmasını da anlatabilir. Temel fikir, tek seferde meydana gelen ani bir kırılma değil, zaman içindeki baskı veya kullanımdır.
Alıştırma
Cümleyi wear down ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Constant use has ____ the rubber grip.
Cevabı göster
worn down
Our bodies are worn down by trillions of tiny physical processes.
1:19Vücudumuz trilyonlarca küçük fiziksel süreç tarafından yıpratılır.
Our bodies have many mechanisms to repair this damage,
1:28Vücudumuzun bu hasarı onarmak için birçok mekanizması vardır,
There's no such thing as dying of old age. Kalıp ifadeler
1:43Yaşlılıktan ölmek diye bir şey yoktur.
There's no such thing as ...: bir kavramı reddetmek
There's no such thing as + isim veya isim öbeği kalıbı, adı verilen şeyin, kategorinin ya da fikrin var olmadığını veya geçerli olmadığını güçlü biçimde söyler. Burada reddedilen kategori dying of old age ifadesidir; cümle yaşlanmanın kendisinin gerçek olmadığını söylemez. Bu kalıbı bir varsayımı düzeltmek veya konuşulan konuyu yeniden tanımlamak için kullanın. As sözcüğünden sonraki bölüm, konuşanın tam olarak neyi reddettiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bir kavramı reddeden hedef kalıpla tamamlayın: ____ a perfect plan.
Cevabı göster
There's no such thing as
We all die because one of our important parts breaks.
1:45Hepimiz önemli parçalarımızdan biri kırıldığı için ölürüz.
The older ..., the more ... ile bağlantılı değişimler
the + karşılaştırma biçimi ..., the + karşılaştırma biçimi ... kalıbı iki değişimi birbirine bağlar: İlk özellik belirtilen yönde değiştikçe ikinci özellik de onunla birlikte değişir. Bu cümlede yaşın ilerlemesi, daha yıpranmış ve kırılgan hâle gelmekle ilişkilendiriliyor. İlk bölüm değişen koşulu, ikinci bölüm ise bununla bağlantılı sonucu verir. İki the da sıradan belirli tanımlıklar değil, kalıbın sabit parçalarıdır ve iki bölümde de karşılaştırma biçimi gerekir.
Alıştırma
İlk boşlukta old, ikinci boşlukta fragile kullanarak cümleyi ikili karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: ____ we get, ____ our bones may become.
Cevabı göster
The older · the more fragile
until one or multiple diseases take over and kill us. Öbek fiiller
1:52ta ki bir veya birden fazla hastalık kontrolü ele geçirip bizi öldürene kadar.
take over: baskın hâle gelmek
Bu cümlede take over, baskın güç hâline gelmek ve olanları kontrol etmek anlamına gelir. Hastalıklar bir nesneyi kelimenin gerçek anlamıyla alıp götürmez; bir veya daha fazla hastalık sonunda bedenin durumuna hâkim olur ve ölüme yol açar. Baskın hâle gelen şey özne olduğunda take over nesne almadan kullanılabilir. İfade kendi başına nötr olabilir; ancak hastalık, korku veya yabani ot gibi özneler, ifadeye genellikle kontrolün kaybedildiği olumsuz bir anlam verir.
Alıştırma
“At first there was one small patch of mold, but soon it began to take over,” cümlesinde take over ne anlama gelir?
- Bir işte bir çalışanın yerini aldı.
- Baskın hâle geldi ve alana yayıldı.
- Alandan temizlendi.
Cevabı göster
Baskın hâle geldi ve alana yayıldı.
longevity research has made some unprecedented advances in the last few years. Kalıp ifadeler
1:58uzun ömür araştırmaları son birkaç yılda benzeri görülmemiş bazı ilerlemeler kaydetti.
Cümle başındaki Unnoticed by most of us
Unnoticed burada edilgen anlamdadır: uzun ömür araştırmaları ve son dönemdeki ilerlemeleri çoğu insanın dikkatini çekmemiştir. Baştaki ifade yaklaşık olarak Although most of us did not notice it anlamına gelir; araştırmanın insanları görmezden geldiğini söylemez. Cümle başındaki bu geçmiş zaman ortaç yapısı, ana cümleden önce arka plan bilgisini kısaltarak verir. Okuyucu bunu sonraki yan cümlenin sunduğu durumla ilişkilendirir ve böylece ilerlemeler önemli yeni bilgi olarak öne çıkar.
Alıştırma
Örnek cümlede Unnoticed by most of us ne anlatır?
- Çoğu insan uzun ömür araştırmalarındaki ilerlemeyi fark etmedi.
- Uzun ömür araştırmacıları çoğu insanı kasıtlı olarak görmezden geldi.
- Çoğu insan araştırmanın ilerlemesini engelledi.
Cevabı göster
Çoğu insan uzun ömür araştırmalarındaki ilerlemeyi fark etmedi.
made some unprecedented advances ifadesi
Make advances, ilerleme veya önemli gelişmeler kaydetmek anlamına gelen resmî bir eş dizimdir. Burada advances çoğul, sayılabilir bir isimdir ve made fiilinin nesnesidir; avans ödemeleri veya fiziksel olarak ileri hareket anlamına gelmez. Unprecedented, daha önce bilinmeyen veya başarılmamış demektir. made some unprecedented advances birlikte, alanın öncekilerden farklı birkaç gelişme kaydettiğini anlatır. Bağlamdaki has made, bu yakın dönem sonuçlarını bugüne bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle bir alanın daha önce görülmemiş bir ilerleme kaydettiğini doğal biçimde anlatır?
- The field has made an unprecedented progress in cancer screening.
- The field has done unprecedented advances in cancer screening.
- The field has made unprecedented advances in cancer screening.
Cevabı göster
The field has made unprecedented advances in cancer screening.
we're starting to understand the mechanisms behind aging and how to manipulate them.
2:04yaşlanmanın arkasındaki mekanizmaları ve onları nasıl manipüle edeceğimizi anlamaya başlıyoruz.
neither mystical nor inevitable: iki tanımlamayı da reddetmek
neither A nor B eşli yapısı, paralel iki tanımlamanın ikisini de reddeder. Burada A mystical, B ise inevitable olduğundan konuşmacı yaşlanmanın bu iki özelliğe de sahip olmadığını söyler. Neither yapıya zaten olumsuz anlam katar. İki taraftaki dil bilgisi biçimini paralel tut: neither + sıfat + nor + sıfat veya neither + isim + nor + isim.
Alıştırma
İki nedeni de reddeden eşli yapıyla cümleyi tamamla: The delay was caused by ____ bad weather ____ a technical fault.
Cevabı göster
neither · nor
and we might be able to stop or delay it during your lifetime.
2:11ve yaşamınız boyunca onu durdurabilir veya geciktirebiliriz.
We'll discuss the science behind it and how scientists are trying to stop it in another video.
2:16Bunun arkasındaki bilimi ve bilim insanlarının onu nasıl durdurmaya çalıştıklarını başka bir videoda tartışacağız.
If we could ... should we ...?: olasılık ve değerlendirme
if we could ifadesindeki could, could end aging sözlerinin yerini tutar. Eksik eylem ana sorudan açıkça anlaşılıyorsa İngilizcede bir kiplik fiilinden sonra tekrarlanan fiil öbeği atılabilir. İki kiplik fiilinin görevleri farklıdır: could varsayımsal bir yetenek veya olasılık oluştururken should bu eylemi yapmanın doğru ya da akıllıca olup olmadığını sorar. Cümle “Yapılabilir mi?” sorusundan “Yapılmalı mı?” sorusuna geçer.
Alıştırma
If we could stop the experiment, should we? sorusu ne anlama gelir?
- Deneyi durdurmanın hem mümkün hem de zorunlu olduğunu söyler.
- Mümkün olduğu varsayıldığında deneyi durdurmanın doğru olup olmadığını sorar.
- Deneyin yalnızca geçmişte durdurulup durdurulamadığını sorar.
Cevabı göster
Mümkün olduğu varsayıldığında deneyi durdurmanın doğru olup olmadığını sorar.
The end of aging or life extension makes many people uncomfortable.
2:28Yaşlanmanın sona ermesi veya yaşamın uzatılması birçok insanı rahatsız ediyor.
This has been the natural order for literally all of human history,
2:37Bu, insanlık tarihinin tam anlamıyla tamamı için doğal bir düzen olmuştur,
We celebrate the idea of living long enough to experience old age.
2:43Yaşlılığı deneyimleyecek kadar uzun yaşama fikrini kutlarız.
the golden years: ileri yaşları olumlu anlatan bir ifade
the golden years, yaşamın ileri dönemini, özellikle de emeklilik yıllarını olumlu ve dolaylı biçimde adlandırır. Golden, bu dönemin değerli, keyifli veya yıllarca çalıştıktan sonra hak edilmiş olduğunu anlatır; gerçek anlamda altından söz edilmez. Bu ifade yaşlanmayı ideal bir şekilde sunduğu için bağlama göre samimi, tanıtım amaçlı, mizahi ya da ironik olabilir. Zorlukların hiç olmadığı bir yaşlılık sözü vermez; umutlu bir bakış açısını yansıtır.
Alıştırma
Örnekte the golden years ne anlama geliyor?
- Olumlu görülen ileri yaşlar, özellikle emeklilik dönemi
- Bir ülkenin tarihindeki en başarılı dönem
- Altının para olarak kullanıldığı yıllar
Cevabı göster
Olumlu görülen ileri yaşlar, özellikle emeklilik dönemi
But the reality is that everybody wants to become old, Anlatım akışı
2:49Ancak gerçek şu ki herkes yaşa gelmek ister,
everybody ... nobody ile become old ... be old karşıtlığı
Cümle mesajını birbirine uyan iki bölüm hâlinde düzenler: everybody wants to become old, but nobody wants to be old. Everybody ile nobody keskin bir karşıtlık kurarken wants to ve old tekrar edilerek dönüşün kolayca duyulması ve hatırlanması sağlanır. Burada become old, uzun yaşayıp ileri bir yaşa ulaşmaya odaklanır; be old ise yaşlılık durumunu ve bunun istenmeyen etkilerini yaşamaya odaklanır. Bu fiil öbekleri normalde birbirinin karşıtı değildir. Farkı bağlam yaratır ve görünürdeki tekrarı bir paradoksa dönüştürür.
Alıştırma
Vurgulanan cümlenin düşüncesini nasıl kurduğunu en iyi hangi açıklama anlatıyor?
- Farklı yaş grupları hakkında birbiriyle ilgisiz iki gerçeği sıralar.
- Akılda kalıcı bir paradoks yaratmak için everybody ile nobody, become old ile be old ifadelerini eşleştirir.
- become old ile be old ifadelerini odak farkı olmayan tam eş anlamlılar olarak kullanır.
Cevabı göster
Akılda kalıcı bir paradoks yaratmak için everybody ile nobody, become old ile be old ifadelerini eşleştirir.
Tithonus was the lover of the goddess Eos and probably an amazing dude
2:58Tithonos, tanrıça Eos'un sevgilisiydi ve muhtemelen harika bir adamdı,
because she begged Zeus to grant him immortality so they could spend eternity together.
3:02çünkü Eos, Zeus'a ona ölümsüzlük bahşetmesi için yalvardı ki sonsuzluğu birlikte geçirebilsinler.
But she forgot to specifically ask for eternal youth. Dilbilgisi
3:08Ama sonsuz gençliği özel olarak istemeyi unuttu.
forgot to specifically ask for eternal youth: forget to + fiil
forgot to specifically ask for eternal youth ifadesinde forgot to ask, unuttuğu için isteği hiç dile getirmediği anlamına gelir. forget to + fiilin yalın hâli, yapılması planlanan veya gereken bir eylemin yapılmadığını anlatır. Ask for ifadesinden sonra istenen şey gelir: ask for eternal youth. Specifically, başka bir şey istemiş olsa da tam olarak bu koşulun eksik kaldığını gösterir.
Alıştırma
Maya'nın unuttuğu için istekte bulunmadığını anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: At the hotel, Maya needed an extra towel, but she ____ one.
Cevabı göster
forgot to ask for
Yunan Tithonos efsanesi: ebedî gençlik olmadan ölümsüzlük
Tithonos efsanesinde tanrıça Eos, Zeus'tan Tithonos'u ölümsüz yapmasını ister ancak onun genç kalmasını istemez. Bunun sonucunda Tithonos ölemez, fakat yaşlanmaya devam eder. Bu gönderme, ölümsüzlüğü ebedî gençlikten ve sağlıklı bir uzun yaşamdan ayırır. Yaşam süresini uzatma tartışmalarında Tithonos'tan söz etmek, sağlık veya gençlik korunmazsa daha uzun yaşamanın bir yüke dönüşebileceği uyarısını taşır.
Alıştırma
Yaşam süresini uzatma tartışmasında Tithonos'a yapılan bir gönderme en doğrudan neyi anlatır?
- Yaşlandıktan sonra yeniden gençleşmek
- Ölümsüzlüğün bilimsel olarak mümkün olduğunu kanıtlamak
- Yaşlanmaya devam ederken sonsuza dek yaşamak
- Kısa ama sağlıklı bir hayatı seçmek
Cevabı göster
Yaşlanmaya devam ederken sonsuza dek yaşamak
humans already feared never-ending old age.
3:24insanlar zaten hiç bitmeyen yaşlılıktan korkuyorlardı.
But ending aging does not mean getting weaker and weaker. Dilbilgisi
3:27Ancak yaşlanmayı durdurmak, gittikçe daha zayıf olmak anlamına gelmez.
Yaşlanmayı sona erdirmek giderek güçsüzleşmek anlamına gelmez
Ending aging, dil bilgisel özne görevi gören bir gerund öbeğidir. Eylemin tamamını tek bir fikir olarak ele aldığı için tekil yardımcı fiil does ile kullanılır. Does not mean, varsayılan bir çıkarımı reddeder: yaşlanmayı durdurmak, güç kaybetmeye devam etmekle aynı şey değildir. mean sonrasındaki getting weaker and weaker da bir gerund öbeğidir; karşılaştırma biçiminin tekrarlanması zamanla giderek güçsüzleşmeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle gerund öbeğini özne olarak ve does not mean + -ing yapısını bir çıkarımı reddetmek için doğru kullanır?
- Taking a break does not mean giving up.
- Taking a break does not mean to giving up.
- Taking a break does not means giving up.
Cevabı göster
Taking a break does not mean giving up.
A 90-year-old who stopped aging would die anyway after a few years.
3:33Yaşlanması duran 90 yaşındaki bir adam birkaç yıl sonra zaten ölürdü.
Too much damage has been done to his internal machinery.
3:37İç mekanizmasına çok fazla zarar verilmiş olurdu.
There are already too many surfaces for disease to attack.
3:40Hastalıkların saldırabileceği çok fazla yüzey çoktan oluşmuştur.
the concept of life extension promises to end diseases
3:45yaşamı uzatma kavramı, hastalıkları bitirmeyi vaat eder
and with them the end of a fixed maximum age.
3:48ve onlarla birlikte sabit bir maksimum yaşın sonunu.
We don't know how much we could prolong our lives. Dilbilgisi
3:51Hayatımızı ne kadar uzatabileceğimizi bilmiyoruz.
how much we could prolong our lives: dolaylı soru dizilimi
How much we could prolong our lives, know fiilinin nesnesi görevindeki dolaylı bir soru yan cümlesidir. How much, sayılabilen şeylerin sayısını değil, uzatmanın belirsiz derecesini veya kapsamını sorar. Bir bildirme cümlesinin içine yerleştirildiği için düz cümle dizilimini kullanır: özne we, kiplik bildiren could sözcüğünden önce gelir. Doğrudan soru bu sırayı ters çevirirdi: How much could we prolong our lives? Buradaki could ayrıca bilinen bir sonuçtan çok olasılık belirtir.
Alıştırma
We don't know sonrasında dolaylı soru için doğru sözcük dizilimine sahip cümle hangisidir?
- We don't know how many we could reduce the cost.
- We don't know how much we could reduce the cost.
- We don't know how much could we reduce the cost.
Cevabı göster
We don't know how much we could reduce the cost.
We might make every human healthy to the currently accepted maximum age of around 120
3:54Her insanı, şu anda kabul edilen yaklaşık 120 yıllık maksimum yaşa kadar sağlıklı hale getirebiliriz,
or we might stop biological aging and disease indefinitely.
3:59ya da biyolojik yaşlanmayı ve hastalıkları süresiz olarak durdurabiliriz.
Bunu başarabilsek bile, yapmalı mıyız?
“Even if”, bir koşulun doğru olabileceğini hayal ettirirken asıl soruyu değiştirmez. Buna varsayımsal ödünleme denir. Konuşmacı, hedefe ulaşmanın mümkün olabileceğini bir an için kabul eder ve ardından ayrı bir soru sorar: Bunu yapmak doğru olur mu? Burada “could” geçmiş zamanı değil, olasılığı gösterir. Koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de ana sonucunuz veya sorunuz aynı kalıyorsa “even if + koşul” yapısını kullanın. Bu cümlede teknik başarı, ahlaki kararı tek başına çözmez.
Alıştırma
Hangi cümle, izin almanın konuşmacının gitmeme kararını değiştirmeyeceğini belirtir?
- Even though I got permission, I still won't go.
- Because I got permission, I will go.
- If I get permission, I will go.
- Even if I get permission, I still won't go.
Cevabı göster
Even if I get permission, I still won't go.
life extension is really just another phrase for medicine.
4:11yaşam uzatma aslında tıbbın sadece başka bir adıdır.
All the doctors are doing is trying to prolong life and minimize suffering. Dilbilgisi
4:14Tüm doktorların yaptığı, yaşamı uzatmaya ve acıyı en aza indirmeye çalışmaktır.
Doktorların yaptığı tek şey yaşamı uzatmaya çalışmak
Burada “all”, “doktorların yaptığı her şey” veya daha doğal bir ifadeyle “doktorların yaptığı tek şey” anlamına gelir. “Bütün doktorlar” anlamına gelmez. “All the doctors are doing” bölümünün tamamı özne görevindedir. Ardından “is”, odaklanan eylemi sunar: “trying to prolong life and minimize suffering”. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp “All + özne + be doing + is + odaklanan eylem” şeklindedir. Karmaşık bir durumu tek bir ana eyleme indirger ve çoğu zaman “yalnızca” ya da “sadece” anlamı verir.
Alıştırma
“Maya'nın yaptığı tek şey programı kontrol etmek” anlamındaki odak yapısını tamamlayan sözcüğü yazın: All Maya is doing ____ checking the schedule.
Cevabı göster
is
The vast majority of healthcare resources are spent on the consequences of aging.
4:18Sağlık kaynaklarının büyük çoğunluğu yaşlanmanın sonuçlarına harcanmaktadır.
Nearly half of your lifetime healthcare costs will be spent during your senior years Kalıp ifadeler
4:23Yaşam boyu sağlık maliyetlerinizin neredeyse yarısı yaşlılık yıllarınızda harcanacak,
Nearly half of ... another third: oranları birbirine bağlama
Nearly half of, bir toplamın yarısına yakın ama genellikle yarısından biraz az bir miktarı anlatır. Another third, daha önce belirtilen paya ek olarak üçte birlik başka bir pay demektir; buradaki another, sıralamadaki üçüncü öğeyi göstermez. Bu iki ifade, aynı toplamın farklı oranlarını düzenleyerek sunar. İkinci bağlı bölümde tekrar edilecek of your lifetime healthcare costs will be spent sözleri anlaşılır olduğu için çıkarılmıştır: another third [of your lifetime healthcare costs will be spent] during middle age.
Alıştırma
Cümleyi açıkça ek bir üçte birlik pay anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Forty percent of the grant funds research, and ____ funds training.
Cevabı göster
another third
We are actually already trying to prolong life with our current medicine.
4:30Aslında biz zaten mevcut tıbbımızla yaşamı uzatmaya çalışıyoruz.
Trying to stop aging from happening is not less natural than transplanting a heart, Dilbilgisi
4:37Yaşlanmanın gerçekleşmesini engellemeye çalışmak; bir kalp naklinden,
is not less natural than: asgari derece karşılaştırması
A is not less + sıfat + than B yapısı, A’nın o niteliğe B’den daha düşük derecede sahip olduğu iddiasını reddeder. A’nın o niteliğe en az B kadar sahip olduğunu anlatır; A ile B eşit olabilir veya A bu ölçekte daha yukarıda olabilir. Burada yaşlanmayı durdurmaya çalışmak, kabul gören tıbbi müdahalelerle karşılaştırılıyor. İddia mutlak değil, karşılaştırmalıdır: herkesin yaşlanmayı durdurmayı tamamen doğal sayması gerektiğini söylemeden, bu müdahalelere göre asgari bir doğallık düzeyi belirler.
Alıştırma
Bu cümle ne iddia ediyor? Using online banking is not less secure than paying by card in a store.
- İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmaktan daha az güvenlidir.
- İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmaktan kesinlikle daha güvenlidir.
- İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmak kadar veya ondan daha güvenlidir.
Cevabı göster
İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmak kadar veya ondan daha güvenlidir.
Nothing humans do nowadays is purely natural anymore,
4:46İnsanların günümüzde yaptığı hiçbir şey artık tamamen doğal değil,
and we enjoy the highest standard of living ever as a consequence of that. Kalıp ifadeler
4:49ve bunun bir sonucu olarak şimdiye kadarki en yüksek yaşam standardının tadını çıkarıyoruz.
as a consequence of that: nedeni belirtmek
Bu cümlede as a consequence of that, “bunun yüzünden” anlamına gelir. That, daha önce sözü edilen teknoloji ve tıbbi müdahale kullanımına gönderme yapar. İfade, yüksek yaşam standardının nedenini belirtir; yeni bir sonuç sunmaz. Yapı as a consequence of + isim grubu veya zamirdir. Açık bir neden-sonuç ilişkisi kurar ve günlük because of kullanımına göre daha resmî ve tartışmacı bir ton taşır.
Alıştırma
Cümleyi as a consequence of ile tamamlayın: The match was postponed ____ the heavy rain.
Cevabı göster
as a consequence of
And then we use the vast majority of our resources trying to fix it as well as we can
4:58Ve sonra makine daha da bozulurken onu elimizden geldiğince düzeltmeye çalışarak
the machine is failing ... it breaks down even further: genişletilmiş bir makine benzetmesi
Konuşmacı, yaşlanan insan bedenini bir makineymiş gibi anlatır. The machine is failing, beden sağlığının kötüleştiğini; fix it, geç aşamadaki tıbbi tedaviyi; it breaks down even further ise bedenin giderek daha fazla bozulduğunu ifade eder. It zamiri, cümleler boyunca aynı makine benzetmesinin içindeki bedeni göstermeye devam eder. Bu genişletilmiş benzetme eleştiriyi daha çarpıcı hâle getirir: insanlar ciddi hasar başlayana kadar bekler, ardından durum kötüleşmeye devam ederken kaynakların çoğunu bedeni “onarmaya” harcar.
Alıştırma
“while it breaks down even further” ifadesindeki it, benzetmenin içinde neyi gösterir?
- Bir tamirhanedeki gerçek bir makine
- Tedavide kullanılan tıbbi kaynaklar
- Makine olarak düşünülen yaşlanan insan bedeni
Cevabı göster
Makine olarak düşünülen yaşlanan insan bedeni
But life extension still feels hubristic. Kelime
5:05Ancak yaşamı uzatmak hala kibirli hissettiriyor.
hubristic: insanın sınırlarını aşan kibirli özgüven
Hubristic, aşırı özgüven gösteren ve insanın sınırlarını ya da ciddi sonuçları görmezden geliyor gibi duran bir fikir, plan veya eylemi tanımlayan güçlü ve resmî bir sıfattır. Bu cümlede yaşamı uzatmayı yalnızca cesur veya iddialı bir şey olarak sunmaz. Bir sınırı aşmayı ima eder: İnsanlar sahip olmamaları gereken bir gücü talep ediyor olabilir. Sözcük, tanrılara, doğaya veya ahlaki sınırlara meydan okuyan aşırı gurur hakkındaki eski hubris kavramından gelir.
Alıştırma
Bu cümledeki hubristic sözcüğünün anlamını en iyi hangi yorum açıklar?
- Herhangi bir olumsuz yargı olmadan iddialı olarak tanımlanıyor.
- İnsanın sınırlarını veya olası sonuçları görmezden gelecek kadar aşırı özgüvenli bulunuyor.
- Dikkatli, gerçekçi ve güvenli olarak sunuluyor.
Cevabı göster
İnsanın sınırlarını veya olası sonuçları görmezden gelecek kadar aşırı özgüvenli bulunuyor.
Most people assume that they will want to die once they reach a certain age,
5:08Çoğu insan belirli bir yaşa ulaştıklarında ölmek isteyeceklerini varsayar,
The idea of avoiding death entirely is off-putting for many. Kelime
5:14Ölümden tamamen kaçınma fikri birçokları için iticidir.
off-putting: hoşnutsuzluk veya uzaklaşma isteği yaratan
Off-putting, hoşnutsuzluk, rahatsızlık veya uzaklaşma isteği yaratan bir şeyi tanımlayan sıfattır. Yalnızca bir şeyin hoş olmadığını değil, insanlar üzerinde yarattığı itici etkiyi anlatır. Burada bu fikir birçok insanda karşı koyma isteği yaratır. Sıfat, put someone off ifadesinden gelir; ancak off-putting bu tepkiye yol açan niteliği adlandırır: an off-putting idea, smell veya attitude.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “hoşnutsuzluk veya uzaklaşma isteği yaratan” anlamına gelen tireli sıfatla tamamlayın: The website's aggressive pop-ups were ____, so I closed the page.
Cevabı göster
off-putting
The end of biological aging would not mean the end of death in any way.
5:18Biyolojik yaşlanmanın sona ermesi, ölümün herhangi bir şekilde sona ermesi anlamına gelmez.
It's more like a summer evening when you were a kid Anlatım akışı
5:24Bu daha çok çocukken yaşanan bir yaz akşamı gibidir,
just a little longer until we feel tired.
5:35yorgun hissedene kadar biraz daha uzun oynamakla ilgili.
Bir fikri yeniden çerçeveleyen It's more like ...
Burada It's more like a summer evening, görkemli ve kelimesi kelimesine bir çerçevenin yerine daha yumuşak bir benzetme getirir. Konuşmacı gerçek bir yaz akşamını anlatmıyor; çocukluk sahnesi sonsuza kadar yaşama isteğini değil, sağlıklı yaşamın biraz daha uzun sürmesi isteğini temsil ediyor. It's more like + isim öbeği kalıbı, “Bunu anlamanın daha uygun yolu budur” mesajını verir. Önceki bir düşünceye bağlanıp dikkati yeni bir benzetmeye yöneltir ve soyut bir fikri gözde canlandırmayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Dersteki ifadeyle yeniden çerçevelemeyi tamamlayın: Don't think of the meeting as a test. ____ a team conversation.
Cevabı göster
It's more like
If you imagine a world without disease Dilbilgisi
5:38Hastalıkların olmadığı bir dünya hayal ederseniz,
where you and your loved ones could live in good health for another 100 or 200 years,
5:40sizin ve sevdiklerinizin 100 veya 200 yıl daha sağlıklı yaşayabileceği,
Düşünce deneyi için If you imagine ..., how would ...?
if yan cümlesi, dinleyicileri hayalî bir duruma girmeye çağırır: Hastalıkların olmadığı ve insanların sevdikleriyle birlikte çok daha uzun süre sağlıklı kaldığı bir dünya. Ardından ana soru, bu varsayılan koşulun sonuçlarının ne olacağını sorar. Yeniden kullanılabilen kalıp If you imagine + durum, how would + özne + fiil ...? şeklindedir. Buradaki would, kesin bir gelecek tahminini değil varsayımsal bir sonucu gösterir. Bu yapı, durumun gerçekleşeceğini iddia etmeden bir düşünce deneyi başlatır ve tartışmaya davet eder.
Alıştırma
Düşünce deneyi kalıbını tamamlayın: ____ a school without grades, how ____ learning change?
Cevabı göster
If you imagine · would
if we knew we would be around longer? Kelime
5:49eğer daha uzun süre buralarda olacağımızı bilseydik?
take better care of + nesne: daha sorumlu biçimde bakmak
take better care of ifadesinde take care of, birine veya bir şeye bakmak, onu korumak ya da iyi durumda tutmak anlamına gelir. Better, care sözcüğünü niteler; dolayısıyla bakımın ne kadar iyi veya sorumlu yapıldığını karşılaştırır. Kalıp take better care of + nesne şeklindedir. Burada of, our planet nesnesini bağlar; sabit kalıbın bir parçasıdır ve yerine gelişigüzel başka bir edat getirilemez.
Alıştırma
'Daha sorumlu biçimde bakmak' anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to ____ the equipment if we want it to last.
Cevabı göster
take better care of
be around longer: daha uzun süre hayatta veya var olmak
Burada be around longer, daha uzun süre hayatta kalmak ve varlığını sürdürmek anlamına gelir. Around yakın bir konumu anlatmaz. Be around, bir kişinin, kuruluşun, nesnenin veya geleneğin var olmaya ya da mevcut olmaya devam ettiğini söylemenin gündelik ve dolaylı bir yoludur. Kastedilen anlamın yaşam, ulaşılabilirlik veya süren varlık olup olmadığını bağlam gösterir.
Alıştırma
'I hope my grandparents will be around for many years,' cümlesinde be around ne anlama gelir?
- Sık sık farklı yerlere seyahat etmek
- Hayatta ve mevcut olmaya devam etmek
- Fiziksel olarak yakında kalmak
Cevabı göster
Hayatta ve mevcut olmaya devam etmek
how much time would we spend figuring out what we're good at? Öbek fiiller
5:54neyde iyi olduğumuzu bulmaya ne kadar zaman harcardık?
figuring out: düşünüp anlamak
Burada figuring out, düşünerek, deneyerek veya gözlemleyerek bir şeyi anlamaya ulaşmak demektir. Zaten bildiğimiz bir şeyi söylemekten değil, hangi konuda iyi olduğumuzu keşfetmek için zaman harcamaktan söz ediliyor. Burada figure out ifadesinden sonra, neyin anlaşılacağını belirten what we're good at yan cümlesi gelir. spend time yapısından sonra fiil -ing biçimini aldığı için figuring kullanılır: spend time doing something.
Alıştırma
Videodaki cümlede figuring out neyi vurguluyor?
- Bir gerçeği yalnızca birisi söylediği için öğrenmek
- Bir yanıtı diğer insanlardan saklamak
- Düşünerek veya deneyerek yavaş yavaş anlamaya ulaşmak
Cevabı göster
Düşünerek veya deneyerek yavaş yavaş anlamaya ulaşmak
Would the intense feeling of pressure and stress many of us are feeling right now
6:00Birçoğumuzun şu anda hissettiği yoğun baskı ve stres duygusu
if you could choose how long to live right now,
6:08şu anda ne kadar yaşayacağınızı seçebilseydiniz,
in good health and with your friends and family,
6:11sağlığınız yerinde ve arkadaşlarınızla, ailenizle birlikte,
What would you like your future to look like? Dilbilgisi
6:16Geleceğinizin nasıl görünmesini istersiniz?
... nasıl olsun isterdin?
Bu soru, dinleyenin tahmin ettiği geleceği değil, istediği geleceği sorar. Would like kibar bir istek veya tercih belirtir; look like ise bir şeyin hangi biçime veya özelliklere sahip olacağını sorar. Yapı What + would you like + nesne + to look like? şeklindedir. Burada your future bu özelliklere sahip olacak şeydir; what ise istenen görünümü sorar. İki like farklı görevler üstlenir: would like istemek anlamındadır, look like içindeki like ise görünüşü veya niteliği anlatan ifadenin parçasıdır.
Alıştırma
Would like kalıbını kullanarak kibar soruyu tamamlayın: What ____ you ____ your new school to look like?
Cevabı göster
would · like
“That” ve “the Reaper whispering into your brain”
İlk cümlede “nagging”, bir hissin tekrar tekrar geri gelip seni rahatsız etmesi demektir; birinin seni azarladığı anlamına gelmez. Sonraki cümledeki “That”, önceki düşüncenin tamamına, yani kalıcı olan o hisse gönderme yapar. Bu nedenle iki cümle de aynı iç kaygıyı anlatır. “The Reaper”, ölümün insanlaştırılmış geleneksel bir simgesidir ve çoğu zaman “the Grim Reaper” diye adlandırılır. “Whispering into your brain”, ölüm korkusunu zihinde kaygıyı sürekli tekrarlayan hayali bir sese dönüştürür. Bu mecazi bir anlatımdır; birinin gerçekten fısıldadığı iddia edilmez.
Alıştırma
İki cümle arasındaki bağlantıyı en iyi hangi yorum açıklar?
- “That”, daha uzun yaşama isteğine gönderme yapar; “the Reaper” ölümsüzlük vaat eder.
- “That”, “the nagging feeling” ifadesine gönderme yapar; “the Reaper” ölümü kişileştirir ve fısıltısı zihinde konuşan korkuyu temsil eder.
- “That”, “the brain” ifadesine gönderme yapar; “the Reaper” tıbbi tavsiye veren gerçek bir kişidir.
Cevabı göster
“That”, “the nagging feeling” ifadesine gönderme yapar; “the Reaper” ölümü kişileştirir ve fısıltısı zihinde konuşan korkuyu temsil eder.
Go watch the other part over at CGP Grey's channel.
6:38Gidin ve diğer bölümü CGP Grey'in kanalından izleyin.