Neden Yaşlanıyoruz? Yaşlanmayı Sonsuza Dek Bitirmeli miyiz?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.075 kelime 177 kel/dk

Video özeti: Yaşlanmayı sona erdirmek, bitmeyen güçsüzlüğü korumak değil, hastalıkları önleyip sağlıklı ömrü uzatmaktır; video bu uzun ömrün istenir olup olmadığını sorar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “The older we get, the more damaged and fragile we become” iki eşzamanlı değişimi bağlaşık karşılaştırmayla (dil bilgisi ve cümle kalıpları) birleştirir. 2. “the golden years.” yaşlılık için olumlu bir örtmecedir (deyimler ve mecazlı ifadeler); rahatlatıcı sözlerle gerçek kırılganlığı karşılaştırır. 3. “It's more like a summer evening” genişletilmiş bir karşılaştırmayla (söylem, hikaye anlatımı ve retorik) uzun ömrü ölümsüzlük değil, biraz daha sağlıklı zaman olarak çerçeveler.

Bu derste

If you had to choose right now, Dilbilgisi

0:01

Şu anda seçmek zorunda olsaydınız,

how long would you want to live?

0:03

ne kadar yaşamak isterdiniz?

Dilbilgisi

If you had to choose: şimdiki zamana yönelik varsayımsal koşul

If you had to choose, şimdiki zamana ilişkin hayalî bir seçim durumu kurar. Buradaki had biçim olarak geçmiş zamandadır, ancak geçmiş zamanı anlatmaz; İngilizce, varsayımsal bir uzaklık yaratmak için geçmiş biçimi kullanır. Ana soru, bu hayalî durumdaki sonucu sormak için would kullanır: şu anda seçim yapmak gerekseydi ne isterdin?

Alıştırma

Hangi cümlede If you had to choose yapısı şimdi veya gelecekle ilgili bir varsayım kurmak için kullanılmıştır?

  1. You have to choose one place before noon.
  2. If you had to choose one place to visit this year, where would you go?
  3. Yesterday, you had to choose one place to visit.
Cevabı göster

If you had to choose one place to visit this year, where would you go?

80 years?

0:05

80 yıl?

90?

0:06

90?

120?

0:07

120?

Longer?

0:09

Daha uzun?

And do you think you'll change your mind once you reach that age? Kalıp ifadeler

0:10

Peki o yaşa geldiğinizde fikrinizi değiştireceğinizi düşünüyor musunuz?

Kalıp ifadeler

change your mind: bir kararı veya görüşü değiştirmek

Change your mind, önceki bir kararı, planı veya görüşü farklı bir tanesiyle değiştirmek anlamına gelir. Buradaki mind sözcüğü gerçek anlamda kullanılmaz; ifade, birinin düşüncesinin veya kararının değişmesini anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: I changed my mind, she changed her mind ve they may change their minds.

Alıştırma

Cümleyi change your mind ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamla: Maya said no at first, but after hearing the plan, she ____.

Cevabı göster

changed her mind

50,000 years ago,

0:15

50.000 yıl önce,

most humans died very young.

0:16

çoğu insan çok genç öldü.

As we learned how to use the resources around us to treat ourselves,

0:19

Çevremizdeki kaynakları kendimizi tedavi etmek için nasıl kullanacağımızı öğrendikçe,

this got better and better.

0:22

bu durum gittikçe daha iyiye gitti.

Today,

0:25

Bugün,

humans are living longer and healthier lives than ever before. Dilbilgisi

0:25

insanlar hiç olmadığı kadar uzun ve sağlıklı yaşıyor.

Dilbilgisi

longer and healthier ... than ever before: her zamankinden daha uzun ve sağlıklı hayatlar

Longer ve healthier, lives sözcüğünü niteleyen eş görevli karşılaştırma sıfatlarıdır. Cümle, hayatların aynı anda iki yönden geliştiğini söyler: süre ve sağlık. Than ever before, bugünü yalnızca yakın zamandaki bir yılla değil, geçmişteki tüm dönemlerle karşılaştırır. “Önceki herhangi bir zamandan daha” anlamına gelir ve hem longer hem de healthier için geçerlidir.

Alıştırma

Hangi yorum cümleyle eşleşir?

  1. Her ikisi de yalnızca geçen yıla göre gelişmiştir.
  2. Yalnızca yaşam süresi tarihî bir zirvededir; cümle sağlıkla ilgili bir karşılaştırma yapmaz.
  3. Hem yaşam süresi hem de sağlık geçmişteki herhangi bir dönemden daha iyidir.
Cevabı göster

Hem yaşam süresi hem de sağlık geçmişteki herhangi bir dönemden daha iyidir.

But this has an unforeseen consequence.

0:30

Ancak bunun öngörülemeyen bir sonucu var.

We spend an ever-increasing part of our lives being sick and in need of care. Kalıp ifadeler

0:32

Hayatımızın giderek artan bir bölümünü hasta ve bakıma muhtaç olarak geçiriyoruz.

Kalıp ifadeler

in need of care: bakıma ihtiyaç duymak

in need of + isim yapısı, o şeye “ihtiyaç duymak” anlamına gelir. Burada in need of care, bir kişinin yardım, gözetim ya da tıbbi veya kişisel desteğe ihtiyaç duyduğu durumu anlatır. Buradaki care, yalnızca birini önemseme duygusu değil, zaman içinde sağlanan pratik destektir. Bu ifade sağlık, aile ve sosyal hizmet bağlamlarında yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi “pratik yardıma ihtiyaç duymak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: After the operation, Mr. Lee was ____ for several weeks.

Cevabı göster

in need of care

Most of us will die in a hospital bed,

0:37

Çoğumuz bir hastane yatağında öleceğiz,

which is depressing enough by itself,

0:40

ki bu tek başına yeterince iç karartıcı,

but we also have to witness the same happening to our loved ones.

0:42

ama aynı zamanda sevdiklerimizin de aynı şeyi yaşadığına tanık olmak zorundayız.

Except,

0:45

Belki,

maybe,

0:46

ama belki,

we can stop this forever.

0:47

bunu sonsuza dek durdurabiliriz.

The most effective way to treat a disease is to prevent it. Dilbilgisi

0:50

Bir hastalığı tedavi etmenin en etkili yolu onu önlemektir.

Dilbilgisi

The ... way to do X is to do Y kalıbı

The + üstünlük bildiren sıfat + way + to do X + is + to do Y kalıbı, bir yöntemi hedefe ulaşmanın en güçlü cevabı olarak sunar. Burada to treat a disease hedefi, to prevent it ise önerilen yöntemi belirtir; it, disease sözcüğüne gönderme yapar. İki to'lu mastar farklı görevler üstlenir: ilki way sözcüğünü niteleyerek yöntemin amacını, ikincisi ise is sonrasında yöntemin ne olduğunu açıklar. Net bir öneri sunmak için The best/easiest/safest way to do X is to do Y kalıbını yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi The ... way to do X is to do Y kalıbıyla tamamlayın: The safest way ____ this busy road ____ use the footbridge.

Cevabı göster

to cross · is to

It saves many more lives if you stop a million people from smoking Dilbilgisi

0:53

Bir milyon insanın sigara içmesini engellemek,

Dilbilgisi

stop someone from doing something kalıbı

stop someone from doing something kalıbında stop, engellemek anlamına gelir. Kişi veya grup stop sözcüğünden sonra gelir; from sözcüğünü ise fiilin -ing biçimi izler. Burada a million people engellenen grubu, smoking ise eylemi belirtir. Bu kalıp, dışarıdan gelen bir gücün birinin bir şey yapmasını engellediğini anlatır. Bir kişi, kural veya nesne bir eylemi engellediğinde stop + kişi/nesne + from + -ing yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi stop someone from doing kalıbıyla tamamlayın: The crossing guard stops children ____ into traffic.

Cevabı göster

from walking

than coming up with better chemotherapies. Öbek fiiller

0:57

daha iyi kemoterapiler bulmaktan çok daha fazla hayat kurtarır.

Öbek fiiller

Come up with: bir şey düşünmek veya geliştirmek

Come up with bir fikir, plan, cevap veya çözüm düşünmek, bulmak ya da geliştirmek anlamına gelir. Bu cümlede coming up with better chemotherapies, daha iyi kemoterapi tedavileri geliştirmek demektir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. Yapı come up with + isim öbeği şeklindedir. Buradaki -ing biçimi coming up with olası bir eylemi adlandırır ve insanların sigarayı bırakmasını sağlama eylemiyle karşılaştırılır.

Alıştırma

Üç sözcüklü come up with öbek fiilinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After two hours, Maya ____ a solution that everyone could use.

Cevabı göster

came up with

So, why not put a halt to the cause of all disease, Kalıp ifadeler

1:00

Öyleyse neden tüm hastalıkların nedenini,

the process of aging?

1:03

yani yaşlanma sürecini durdurmuyoruz?

Kalıp ifadeler

Put a halt to: bir şeyi resmî biçimde durdurmak

Put a halt to bir faaliyeti, süreci veya durumu durdurmak anlamına gelir. Yalnızca stop demekten daha resmî ve güçlüdür. Bu cümlede konuşmacı, hastalıkların temel nedeni olarak sunulan yaşlanma sürecini durdurmayı önerir. Yapı put a halt to + isim veya -ing biçimi şeklindedir. To burada bir edattır: put a halt to the process; put a halt to dumping waste.

Alıştırma

Put ile başlayan ve “durdurdu” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Last month, the new safety rule ____ the sale of unsafe toys.

Cevabı göster

put a halt to

In a nutshell, Kalıp ifadeler

1:05

Kısacası,

aging is caused by physics and not biology.

1:06

yaşlanmaya biyoloji değil fizik neden olur.

Kalıp ifadeler

Özete giriş yapan In a nutshell

In a nutshell, “çok kısaca ifade etmek gerekirse” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Burada ardından gelen iddianın eksiksiz bir bilimsel açıklama değil, basitleştirilmiş bir özet olduğunu gösterir. Cümlenin başında kullanıldığında dinleyiciye sonraki cümleyi nasıl değerlendireceğini söyler: destekleyici ayrıntılar yerine ana noktaya odaklanmak gerekir.

Alıştırma

Bu kalıplaşmış özet deyimini tek sözcükle tamamlayın: “In a ____, the new schedule gives us more time.”

Cevabı göster

nutshell

Think of cars. Anlatım akışı

1:10

Arabaları düşünün.

Parts wear down from rubbing and grinding. Öbek fiiller

1:11

Parçalar sürtünme ve aşınma nedeniyle eskir.

Anlatım akışı

Benzetme başlatmak için Think of ...

Think of cars, açıklamayı düzenleyen bir yönergedir. Dinleyiciden tanıdık bir nesneyi zihninde canlandırmasını ister; böylece konuşmacı bu nesneyi daha soyut bir fikir için benzetme olarak kullanabilir. Bu kısa yönerge örneği hazırlar; ardından gelen aşınmış araba parçalarıyla ilgili ayrıntılar karşılaştırmayı oluşturur. Başka bağlamlarda Think of + a familiar example yapısı, dinleyiciyi soyut bir noktadan somut bir görüntüye yönlendirebilir.

Alıştırma

Bilgisayar belleğini açıklayan bir konuşmacı “Think of a desk with limited space.” diyor. Konuşmacı ne yapıyor?

  1. Dinleyicilerden mobilyaları ayrıntılı biçimde incelemelerini istemek
  2. Masayı tanıdık bir benzetme olarak sunmak
  3. Konuşmacının masayı özlediğini söylemek
Cevabı göster

Masayı tanıdık bir benzetme olarak sunmak

Öbek fiiller

wear down: kademeli aşınma veya zayıflama

Bu cümlede wear down, tekrarlanan sürtünme ve aşındırma nedeniyle bir şeyin azar azar incelmesi, zayıflaması veya daha az etkili hâle gelmesi demektir. Değişimi parçalar yaşadığı için ifade, parçaların zamanla başına gelen süreci anlatır. Aynı öbek fiil fiziksel güç, enerji, sabır veya direncin yavaş yavaş azalmasını da anlatabilir. Temel fikir, tek seferde meydana gelen ani bir kırılma değil, zaman içindeki baskı veya kullanımdır.

Alıştırma

Cümleyi wear down ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Constant use has ____ the rubber grip.

Cevabı göster

worn down

Metal rusts,

1:14

Metal paslanır,

filters get plugged,

1:15

filtreler tıkanır,

rubber cracks.

1:17

kauçuk çatlar.

Our bodies are worn down by trillions of tiny physical processes.

1:19

Vücudumuz trilyonlarca küçük fiziksel süreç tarafından yıpratılır.

Oxygen, radiation from the sun,

1:23

Oksijen, güneşten gelen radyasyon,

our metabolism.

1:26

metabolizmamız.

Our bodies have many mechanisms to repair this damage,

1:28

Vücudumuzun bu hasarı onarmak için birçok mekanizması vardır,

but over time they become less effective.

1:31

ancak zamanla daha az etkili hale gelirler.

So, our bones and muscles weaken,

1:33

Böylece kemiklerimiz ve kaslarımız zayıflar,

our skin wrinkles,

1:36

cildimiz kırışır,

our immune system gets weaker.

1:37

bağışıklık sistemimiz zayıflar.

We lose our memory and our senses diminish.

1:39

Hafızamızı kaybederiz ve duyularımız azalır.

There's no such thing as dying of old age. Kalıp ifadeler

1:43

Yaşlılıktan ölmek diye bir şey yoktur.

Kalıp ifadeler

There's no such thing as ...: bir kavramı reddetmek

There's no such thing as + isim veya isim öbeği kalıbı, adı verilen şeyin, kategorinin ya da fikrin var olmadığını veya geçerli olmadığını güçlü biçimde söyler. Burada reddedilen kategori dying of old age ifadesidir; cümle yaşlanmanın kendisinin gerçek olmadığını söylemez. Bu kalıbı bir varsayımı düzeltmek veya konuşulan konuyu yeniden tanımlamak için kullanın. As sözcüğünden sonraki bölüm, konuşanın tam olarak neyi reddettiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi bir kavramı reddeden hedef kalıpla tamamlayın: ____ a perfect plan.

Cevabı göster

There's no such thing as

We all die because one of our important parts breaks.

1:45

Hepimiz önemli parçalarımızdan biri kırıldığı için ölürüz.

The older we get, Dilbilgisi

1:49

Yaşlandıkça,

the more damaged and fragile we become

1:50

o kadar çok hasar görür ve kırılganlaşırız ki

Dilbilgisi

The older ..., the more ... ile bağlantılı değişimler

the + karşılaştırma biçimi ..., the + karşılaştırma biçimi ... kalıbı iki değişimi birbirine bağlar: İlk özellik belirtilen yönde değiştikçe ikinci özellik de onunla birlikte değişir. Bu cümlede yaşın ilerlemesi, daha yıpranmış ve kırılgan hâle gelmekle ilişkilendiriliyor. İlk bölüm değişen koşulu, ikinci bölüm ise bununla bağlantılı sonucu verir. İki the da sıradan belirli tanımlıklar değil, kalıbın sabit parçalarıdır ve iki bölümde de karşılaştırma biçimi gerekir.

Alıştırma

İlk boşlukta old, ikinci boşlukta fragile kullanarak cümleyi ikili karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: ____ we get, ____ our bones may become.

Cevabı göster

The older · the more fragile

until one or multiple diseases take over and kill us. Öbek fiiller

1:52

ta ki bir veya birden fazla hastalık kontrolü ele geçirip bizi öldürene kadar.

Öbek fiiller

take over: baskın hâle gelmek

Bu cümlede take over, baskın güç hâline gelmek ve olanları kontrol etmek anlamına gelir. Hastalıklar bir nesneyi kelimenin gerçek anlamıyla alıp götürmez; bir veya daha fazla hastalık sonunda bedenin durumuna hâkim olur ve ölüme yol açar. Baskın hâle gelen şey özne olduğunda take over nesne almadan kullanılabilir. İfade kendi başına nötr olabilir; ancak hastalık, korku veya yabani ot gibi özneler, ifadeye genellikle kontrolün kaybedildiği olumsuz bir anlam verir.

Alıştırma

“At first there was one small patch of mold, but soon it began to take over,” cümlesinde take over ne anlama gelir?

  1. Bir işte bir çalışanın yerini aldı.
  2. Baskın hâle geldi ve alana yayıldı.
  3. Alandan temizlendi.
Cevabı göster

Baskın hâle geldi ve alana yayıldı.

Unnoticed by most of us, Dilbilgisi

1:57

Çoğumuzun fark etmediği bir şekilde,

longevity research has made some unprecedented advances in the last few years. Kalıp ifadeler

1:58

uzun ömür araştırmaları son birkaç yılda benzeri görülmemiş bazı ilerlemeler kaydetti.

Dilbilgisi

Cümle başındaki Unnoticed by most of us

Unnoticed burada edilgen anlamdadır: uzun ömür araştırmaları ve son dönemdeki ilerlemeleri çoğu insanın dikkatini çekmemiştir. Baştaki ifade yaklaşık olarak Although most of us did not notice it anlamına gelir; araştırmanın insanları görmezden geldiğini söylemez. Cümle başındaki bu geçmiş zaman ortaç yapısı, ana cümleden önce arka plan bilgisini kısaltarak verir. Okuyucu bunu sonraki yan cümlenin sunduğu durumla ilişkilendirir ve böylece ilerlemeler önemli yeni bilgi olarak öne çıkar.

Alıştırma

Örnek cümlede Unnoticed by most of us ne anlatır?

  1. Çoğu insan uzun ömür araştırmalarındaki ilerlemeyi fark etmedi.
  2. Uzun ömür araştırmacıları çoğu insanı kasıtlı olarak görmezden geldi.
  3. Çoğu insan araştırmanın ilerlemesini engelledi.
Cevabı göster

Çoğu insan uzun ömür araştırmalarındaki ilerlemeyi fark etmedi.

Kalıp ifadeler

made some unprecedented advances ifadesi

Make advances, ilerleme veya önemli gelişmeler kaydetmek anlamına gelen resmî bir eş dizimdir. Burada advances çoğul, sayılabilir bir isimdir ve made fiilinin nesnesidir; avans ödemeleri veya fiziksel olarak ileri hareket anlamına gelmez. Unprecedented, daha önce bilinmeyen veya başarılmamış demektir. made some unprecedented advances birlikte, alanın öncekilerden farklı birkaç gelişme kaydettiğini anlatır. Bağlamdaki has made, bu yakın dönem sonuçlarını bugüne bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle bir alanın daha önce görülmemiş bir ilerleme kaydettiğini doğal biçimde anlatır?

  1. The field has made an unprecedented progress in cancer screening.
  2. The field has done unprecedented advances in cancer screening.
  3. The field has made unprecedented advances in cancer screening.
Cevabı göster

The field has made unprecedented advances in cancer screening.

For the first time,

2:03

İlk defa,

we're starting to understand the mechanisms behind aging and how to manipulate them.

2:04

yaşlanmanın arkasındaki mekanizmaları ve onları nasıl manipüle edeceğimizi anlamaya başlıyoruz.

Aging is neither mystical nor inevitable, Dilbilgisi

2:09

Yaşlanma ne mistik ne de kaçınılmazdır,

Dilbilgisi

neither mystical nor inevitable: iki tanımlamayı da reddetmek

neither A nor B eşli yapısı, paralel iki tanımlamanın ikisini de reddeder. Burada A mystical, B ise inevitable olduğundan konuşmacı yaşlanmanın bu iki özelliğe de sahip olmadığını söyler. Neither yapıya zaten olumsuz anlam katar. İki taraftaki dil bilgisi biçimini paralel tut: neither + sıfat + nor + sıfat veya neither + isim + nor + isim.

Alıştırma

İki nedeni de reddeden eşli yapıyla cümleyi tamamla: The delay was caused by ____ bad weather ____ a technical fault.

Cevabı göster

neither · nor

and we might be able to stop or delay it during your lifetime.

2:11

ve yaşamınız boyunca onu durdurabilir veya geciktirebiliriz.

We'll discuss the science behind it and how scientists are trying to stop it in another video.

2:16

Bunun arkasındaki bilimi ve bilim insanlarının onu nasıl durdurmaya çalıştıklarını başka bir videoda tartışacağız.

But first,

2:21

Ama önce,

if we could, Dilbilgisi

2:22

yapabilseydik,

should we end aging?

2:23

yaşlanmayı bitirmeli miyiz?

Dilbilgisi

If we could ... should we ...?: olasılık ve değerlendirme

if we could ifadesindeki could, could end aging sözlerinin yerini tutar. Eksik eylem ana sorudan açıkça anlaşılıyorsa İngilizcede bir kiplik fiilinden sonra tekrarlanan fiil öbeği atılabilir. İki kiplik fiilinin görevleri farklıdır: could varsayımsal bir yetenek veya olasılık oluştururken should bu eylemi yapmanın doğru ya da akıllıca olup olmadığını sorar. Cümle “Yapılabilir mi?” sorusundan “Yapılmalı mı?” sorusuna geçer.

Alıştırma

If we could stop the experiment, should we? sorusu ne anlama gelir?

  1. Deneyi durdurmanın hem mümkün hem de zorunlu olduğunu söyler.
  2. Mümkün olduğu varsayıldığında deneyi durdurmanın doğru olup olmadığını sorar.
  3. Deneyin yalnızca geçmişte durdurulup durdurulamadığını sorar.
Cevabı göster

Mümkün olduğu varsayıldığında deneyi durdurmanın doğru olup olmadığını sorar.

Is this a good idea?

2:25

Bu iyi bir fikir mi?

The end of aging or life extension makes many people uncomfortable.

2:28

Yaşlanmanın sona ermesi veya yaşamın uzatılması birçok insanı rahatsız ediyor.

We're born,

2:33

Doğarız,

are young,

2:34

genç oluruz,

become older,

2:34

yaşlanırız,

and then we die.

2:35

ve sonra ölürüz.

This has been the natural order for literally all of human history,

2:37

Bu, insanlık tarihinin tam anlamıyla tamamı için doğal bir düzen olmuştur,

and getting old is a good thing,

2:40

ve yaşlanmak iyi bir şeydir,

right?

2:42

değil mi?

We celebrate the idea of living long enough to experience old age.

2:43

Yaşlılığı deneyimleyecek kadar uzun yaşama fikrini kutlarız.

We even call them the golden years. Deyimler

2:47

Hatta onlara altın yıllar deriz.

Deyimler

the golden years: ileri yaşları olumlu anlatan bir ifade

the golden years, yaşamın ileri dönemini, özellikle de emeklilik yıllarını olumlu ve dolaylı biçimde adlandırır. Golden, bu dönemin değerli, keyifli veya yıllarca çalıştıktan sonra hak edilmiş olduğunu anlatır; gerçek anlamda altından söz edilmez. Bu ifade yaşlanmayı ideal bir şekilde sunduğu için bağlama göre samimi, tanıtım amaçlı, mizahi ya da ironik olabilir. Zorlukların hiç olmadığı bir yaşlılık sözü vermez; umutlu bir bakış açısını yansıtır.

Alıştırma

Örnekte the golden years ne anlama geliyor?

  1. Olumlu görülen ileri yaşlar, özellikle emeklilik dönemi
  2. Bir ülkenin tarihindeki en başarılı dönem
  3. Altının para olarak kullanıldığı yıllar
Cevabı göster

Olumlu görülen ileri yaşlar, özellikle emeklilik dönemi

But the reality is that everybody wants to become old, Anlatım akışı

2:49

Ancak gerçek şu ki herkes yaşa gelmek ister,

but nobody wants to be old.

2:52

ama kimse yaşlı olmak istemez.

Anlatım akışı

everybody ... nobody ile become old ... be old karşıtlığı

Cümle mesajını birbirine uyan iki bölüm hâlinde düzenler: everybody wants to become old, but nobody wants to be old. Everybody ile nobody keskin bir karşıtlık kurarken wants to ve old tekrar edilerek dönüşün kolayca duyulması ve hatırlanması sağlanır. Burada become old, uzun yaşayıp ileri bir yaşa ulaşmaya odaklanır; be old ise yaşlılık durumunu ve bunun istenmeyen etkilerini yaşamaya odaklanır. Bu fiil öbekleri normalde birbirinin karşıtı değildir. Farkı bağlam yaratır ve görünürdeki tekrarı bir paradoksa dönüştürür.

Alıştırma

Vurgulanan cümlenin düşüncesini nasıl kurduğunu en iyi hangi açıklama anlatıyor?

  1. Farklı yaş grupları hakkında birbiriyle ilgisiz iki gerçeği sıralar.
  2. Akılda kalıcı bir paradoks yaratmak için everybody ile nobody, become old ile be old ifadelerini eşleştirir.
  3. become old ile be old ifadelerini odak farkı olmayan tam eş anlamlılar olarak kullanır.
Cevabı göster

Akılda kalıcı bir paradoks yaratmak için everybody ile nobody, become old ile be old ifadelerini eşleştirir.

Think of the Greek myth of Tithonus, Kültür

2:55

Yunan mitolojisindeki Tithonos'u düşünün,

for example.

2:57

örneğin.

Tithonus was the lover of the goddess Eos and probably an amazing dude

2:58

Tithonos, tanrıça Eos'un sevgilisiydi ve muhtemelen harika bir adamdı,

because she begged Zeus to grant him immortality so they could spend eternity together.

3:02

çünkü Eos, Zeus'a ona ölümsüzlük bahşetmesi için yalvardı ki sonsuzluğu birlikte geçirebilsinler.

But she forgot to specifically ask for eternal youth. Dilbilgisi

3:08

Ama sonsuz gençliği özel olarak istemeyi unuttu.

Dilbilgisi

forgot to specifically ask for eternal youth: forget to + fiil

forgot to specifically ask for eternal youth ifadesinde forgot to ask, unuttuğu için isteği hiç dile getirmediği anlamına gelir. forget to + fiilin yalın hâli, yapılması planlanan veya gereken bir eylemin yapılmadığını anlatır. Ask for ifadesinden sonra istenen şey gelir: ask for eternal youth. Specifically, başka bir şey istemiş olsa da tam olarak bu koşulun eksik kaldığını gösterir.

Alıştırma

Maya'nın unuttuğu için istekte bulunmadığını anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: At the hotel, Maya needed an extra towel, but she ____ one.

Cevabı göster

forgot to ask for

Tithonus was granted eternal life,

3:11

Tithonos'a sonsuz yaşam bahşedildi,

but he kept aging,

3:14

ama yaşlanmaya devam etti,

unable to die.

3:15

ölemiyordu.

Kültür

Yunan Tithonos efsanesi: ebedî gençlik olmadan ölümsüzlük

Tithonos efsanesinde tanrıça Eos, Zeus'tan Tithonos'u ölümsüz yapmasını ister ancak onun genç kalmasını istemez. Bunun sonucunda Tithonos ölemez, fakat yaşlanmaya devam eder. Bu gönderme, ölümsüzlüğü ebedî gençlikten ve sağlıklı bir uzun yaşamdan ayırır. Yaşam süresini uzatma tartışmalarında Tithonos'tan söz etmek, sağlık veya gençlik korunmazsa daha uzun yaşamanın bir yüke dönüşebileceği uyarısını taşır.

Alıştırma

Yaşam süresini uzatma tartışmasında Tithonos'a yapılan bir gönderme en doğrudan neyi anlatır?

  1. Yaşlandıktan sonra yeniden gençleşmek
  2. Ölümsüzlüğün bilimsel olarak mümkün olduğunu kanıtlamak
  3. Yaşlanmaya devam ederken sonsuza dek yaşamak
  4. Kısa ama sağlıklı bir hayatı seçmek
Cevabı göster

Yaşlanmaya devam ederken sonsuza dek yaşamak

After a few hundred years,

3:16

Birkaç yüz yıl sonra,

he was reduced to the size of a grape,

3:18

bir üzüm tanesi boyutuna küçüldü,

babbling on senselessly forever.

3:20

sonsuza dek anlamsızca mırıldanarak.

Thousands of years ago,

3:23

Binlerce yıl önce,

humans already feared never-ending old age.

3:24

insanlar zaten hiç bitmeyen yaşlılıktan korkuyorlardı.

But ending aging does not mean getting weaker and weaker. Dilbilgisi

3:27

Ancak yaşlanmayı durdurmak, gittikçe daha zayıf olmak anlamına gelmez.

Dilbilgisi

Yaşlanmayı sona erdirmek giderek güçsüzleşmek anlamına gelmez

Ending aging, dil bilgisel özne görevi gören bir gerund öbeğidir. Eylemin tamamını tek bir fikir olarak ele aldığı için tekil yardımcı fiil does ile kullanılır. Does not mean, varsayılan bir çıkarımı reddeder: yaşlanmayı durdurmak, güç kaybetmeye devam etmekle aynı şey değildir. mean sonrasındaki getting weaker and weaker da bir gerund öbeğidir; karşılaştırma biçiminin tekrarlanması zamanla giderek güçsüzleşmeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle gerund öbeğini özne olarak ve does not mean + -ing yapısını bir çıkarımı reddetmek için doğru kullanır?

  1. Taking a break does not mean giving up.
  2. Taking a break does not mean to giving up.
  3. Taking a break does not means giving up.
Cevabı göster

Taking a break does not mean giving up.

If you become too old,

3:30

Çok yaşlı hale gelirseniz,

it's too late.

3:32

artık çok geçtir.

A 90-year-old who stopped aging would die anyway after a few years.

3:33

Yaşlanması duran 90 yaşındaki bir adam birkaç yıl sonra zaten ölürdü.

Too much damage has been done to his internal machinery.

3:37

İç mekanizmasına çok fazla zarar verilmiş olurdu.

There are already too many surfaces for disease to attack.

3:40

Hastalıkların saldırabileceği çok fazla yüzey çoktan oluşmuştur.

Instead,

3:44

Bunun yerine,

the concept of life extension promises to end diseases

3:45

yaşamı uzatma kavramı, hastalıkları bitirmeyi vaat eder

and with them the end of a fixed maximum age.

3:48

ve onlarla birlikte sabit bir maksimum yaşın sonunu.

We don't know how much we could prolong our lives. Dilbilgisi

3:51

Hayatımızı ne kadar uzatabileceğimizi bilmiyoruz.

Dilbilgisi

how much we could prolong our lives: dolaylı soru dizilimi

How much we could prolong our lives, know fiilinin nesnesi görevindeki dolaylı bir soru yan cümlesidir. How much, sayılabilen şeylerin sayısını değil, uzatmanın belirsiz derecesini veya kapsamını sorar. Bir bildirme cümlesinin içine yerleştirildiği için düz cümle dizilimini kullanır: özne we, kiplik bildiren could sözcüğünden önce gelir. Doğrudan soru bu sırayı ters çevirirdi: How much could we prolong our lives? Buradaki could ayrıca bilinen bir sonuçtan çok olasılık belirtir.

Alıştırma

We don't know sonrasında dolaylı soru için doğru sözcük dizilimine sahip cümle hangisidir?

  1. We don't know how many we could reduce the cost.
  2. We don't know how much we could reduce the cost.
  3. We don't know how much could we reduce the cost.
Cevabı göster

We don't know how much we could reduce the cost.

We might make every human healthy to the currently accepted maximum age of around 120

3:54

Her insanı, şu anda kabul edilen yaklaşık 120 yıllık maksimum yaşa kadar sağlıklı hale getirebiliriz,

or we might stop biological aging and disease indefinitely.

3:59

ya da biyolojik yaşlanmayı ve hastalıkları süresiz olarak durdurabiliriz.

Nobody knows at this point what's possible.

4:03

Bu noktada neyin mümkün olduğunu kimse bilmiyor.

Okay,

4:06

Tamam,

but even if we could achieve that, Dilbilgisi

4:07

ama bunu başarabilsek bile,

should we?

4:09

yapmalı mıyız?

Dilbilgisi

Bunu başarabilsek bile, yapmalı mıyız?

“Even if”, bir koşulun doğru olabileceğini hayal ettirirken asıl soruyu değiştirmez. Buna varsayımsal ödünleme denir. Konuşmacı, hedefe ulaşmanın mümkün olabileceğini bir an için kabul eder ve ardından ayrı bir soru sorar: Bunu yapmak doğru olur mu? Burada “could” geçmiş zamanı değil, olasılığı gösterir. Koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de ana sonucunuz veya sorunuz aynı kalıyorsa “even if + koşul” yapısını kullanın. Bu cümlede teknik başarı, ahlaki kararı tek başına çözmez.

Alıştırma

Hangi cümle, izin almanın konuşmacının gitmeme kararını değiştirmeyeceğini belirtir?

  1. Even though I got permission, I still won't go.
  2. Because I got permission, I will go.
  3. If I get permission, I will go.
  4. Even if I get permission, I still won't go.
Cevabı göster

Even if I get permission, I still won't go.

Well,

4:10

Şey,

life extension is really just another phrase for medicine.

4:11

yaşam uzatma aslında tıbbın sadece başka bir adıdır.

All the doctors are doing is trying to prolong life and minimize suffering. Dilbilgisi

4:14

Tüm doktorların yaptığı, yaşamı uzatmaya ve acıyı en aza indirmeye çalışmaktır.

Dilbilgisi

Doktorların yaptığı tek şey yaşamı uzatmaya çalışmak

Burada “all”, “doktorların yaptığı her şey” veya daha doğal bir ifadeyle “doktorların yaptığı tek şey” anlamına gelir. “Bütün doktorlar” anlamına gelmez. “All the doctors are doing” bölümünün tamamı özne görevindedir. Ardından “is”, odaklanan eylemi sunar: “trying to prolong life and minimize suffering”. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp “All + özne + be doing + is + odaklanan eylem” şeklindedir. Karmaşık bir durumu tek bir ana eyleme indirger ve çoğu zaman “yalnızca” ya da “sadece” anlamı verir.

Alıştırma

“Maya'nın yaptığı tek şey programı kontrol etmek” anlamındaki odak yapısını tamamlayan sözcüğü yazın: All Maya is doing ____ checking the schedule.

Cevabı göster

is

The vast majority of healthcare resources are spent on the consequences of aging.

4:18

Sağlık kaynaklarının büyük çoğunluğu yaşlanmanın sonuçlarına harcanmaktadır.

Nearly half of your lifetime healthcare costs will be spent during your senior years Kalıp ifadeler

4:23

Yaşam boyu sağlık maliyetlerinizin neredeyse yarısı yaşlılık yıllarınızda harcanacak,

and another third during middle age.

4:28

ve diğer üçte biri de orta yaş döneminizde.

Kalıp ifadeler

Nearly half of ... another third: oranları birbirine bağlama

Nearly half of, bir toplamın yarısına yakın ama genellikle yarısından biraz az bir miktarı anlatır. Another third, daha önce belirtilen paya ek olarak üçte birlik başka bir pay demektir; buradaki another, sıralamadaki üçüncü öğeyi göstermez. Bu iki ifade, aynı toplamın farklı oranlarını düzenleyerek sunar. İkinci bağlı bölümde tekrar edilecek of your lifetime healthcare costs will be spent sözleri anlaşılır olduğu için çıkarılmıştır: another third [of your lifetime healthcare costs will be spent] during middle age.

Alıştırma

Cümleyi açıkça ek bir üçte birlik pay anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Forty percent of the grant funds research, and ____ funds training.

Cevabı göster

another third

We are actually already trying to prolong life with our current medicine.

4:30

Aslında biz zaten mevcut tıbbımızla yaşamı uzatmaya çalışıyoruz.

We're just doing it very inefficiently.

4:34

Sadece bunu çok verimsiz bir şekilde yapıyoruz.

Trying to stop aging from happening is not less natural than transplanting a heart, Dilbilgisi

4:37

Yaşlanmanın gerçekleşmesini engellemeye çalışmak; bir kalp naklinden,

treating cancer with chemotherapy,

4:41

kanseri kemoterapiyle tedavi etmekten,

using antibiotics or vaccines.

4:43

antibiyotik veya aşı kullanmaktan daha az doğal değildir.

Dilbilgisi

is not less natural than: asgari derece karşılaştırması

A is not less + sıfat + than B yapısı, A’nın o niteliğe B’den daha düşük derecede sahip olduğu iddiasını reddeder. A’nın o niteliğe en az B kadar sahip olduğunu anlatır; A ile B eşit olabilir veya A bu ölçekte daha yukarıda olabilir. Burada yaşlanmayı durdurmaya çalışmak, kabul gören tıbbi müdahalelerle karşılaştırılıyor. İddia mutlak değil, karşılaştırmalıdır: herkesin yaşlanmayı durdurmayı tamamen doğal sayması gerektiğini söylemeden, bu müdahalelere göre asgari bir doğallık düzeyi belirler.

Alıştırma

Bu cümle ne iddia ediyor? Using online banking is not less secure than paying by card in a store.

  1. İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmaktan daha az güvenlidir.
  2. İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmaktan kesinlikle daha güvenlidir.
  3. İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmak kadar veya ondan daha güvenlidir.
Cevabı göster

İnternet bankacılığı kullanmak, mağazada kartla ödeme yapmak kadar veya ondan daha güvenlidir.

Nothing humans do nowadays is purely natural anymore,

4:46

İnsanların günümüzde yaptığı hiçbir şey artık tamamen doğal değil,

and we enjoy the highest standard of living ever as a consequence of that. Kalıp ifadeler

4:49

ve bunun bir sonucu olarak şimdiye kadarki en yüksek yaşam standardının tadını çıkarıyoruz.

Kalıp ifadeler

as a consequence of that: nedeni belirtmek

Bu cümlede as a consequence of that, “bunun yüzünden” anlamına gelir. That, daha önce sözü edilen teknoloji ve tıbbi müdahale kullanımına gönderme yapar. İfade, yüksek yaşam standardının nedenini belirtir; yeni bir sonuç sunmaz. Yapı as a consequence of + isim grubu veya zamirdir. Açık bir neden-sonuç ilişkisi kurar ve günlük because of kullanımına göre daha resmî ve tartışmacı bir ton taşır.

Alıştırma

Cümleyi as a consequence of ile tamamlayın: The match was postponed ____ the heavy rain.

Cevabı göster

as a consequence of

What we're doing right now is waiting until it's too late and the machine is failing. Deyimler

4:53

Şu an yaptığımız şey, çok geç olana ve makine bozulana kadar beklemektir.

And then we use the vast majority of our resources trying to fix it as well as we can

4:58

Ve sonra makine daha da bozulurken onu elimizden geldiğince düzeltmeye çalışarak

while it breaks down even further.

5:03

kaynaklarımızın büyük çoğunluğunu kullanıyoruz.

Deyimler

the machine is failing ... it breaks down even further: genişletilmiş bir makine benzetmesi

Konuşmacı, yaşlanan insan bedenini bir makineymiş gibi anlatır. The machine is failing, beden sağlığının kötüleştiğini; fix it, geç aşamadaki tıbbi tedaviyi; it breaks down even further ise bedenin giderek daha fazla bozulduğunu ifade eder. It zamiri, cümleler boyunca aynı makine benzetmesinin içindeki bedeni göstermeye devam eder. Bu genişletilmiş benzetme eleştiriyi daha çarpıcı hâle getirir: insanlar ciddi hasar başlayana kadar bekler, ardından durum kötüleşmeye devam ederken kaynakların çoğunu bedeni “onarmaya” harcar.

Alıştırma

“while it breaks down even further” ifadesindeki it, benzetmenin içinde neyi gösterir?

  1. Bir tamirhanedeki gerçek bir makine
  2. Tedavide kullanılan tıbbi kaynaklar
  3. Makine olarak düşünülen yaşlanan insan bedeni
Cevabı göster

Makine olarak düşünülen yaşlanan insan bedeni

But life extension still feels hubristic. Kelime

5:05

Ancak yaşamı uzatmak hala kibirli hissettiriyor.

Kelime

hubristic: insanın sınırlarını aşan kibirli özgüven

Hubristic, aşırı özgüven gösteren ve insanın sınırlarını ya da ciddi sonuçları görmezden geliyor gibi duran bir fikir, plan veya eylemi tanımlayan güçlü ve resmî bir sıfattır. Bu cümlede yaşamı uzatmayı yalnızca cesur veya iddialı bir şey olarak sunmaz. Bir sınırı aşmayı ima eder: İnsanlar sahip olmamaları gereken bir gücü talep ediyor olabilir. Sözcük, tanrılara, doğaya veya ahlaki sınırlara meydan okuyan aşırı gurur hakkındaki eski hubris kavramından gelir.

Alıştırma

Bu cümledeki hubristic sözcüğünün anlamını en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Herhangi bir olumsuz yargı olmadan iddialı olarak tanımlanıyor.
  2. İnsanın sınırlarını veya olası sonuçları görmezden gelecek kadar aşırı özgüvenli bulunuyor.
  3. Dikkatli, gerçekçi ve güvenli olarak sunuluyor.
Cevabı göster

İnsanın sınırlarını veya olası sonuçları görmezden gelecek kadar aşırı özgüvenli bulunuyor.

Most people assume that they will want to die once they reach a certain age,

5:08

Çoğu insan belirli bir yaşa ulaştıklarında ölmek isteyeceklerini varsayar,

and this might still be true.

5:12

ve bu hala doğru olabilir.

The idea of avoiding death entirely is off-putting for many. Kelime

5:14

Ölümden tamamen kaçınma fikri birçokları için iticidir.

Kelime

off-putting: hoşnutsuzluk veya uzaklaşma isteği yaratan

Off-putting, hoşnutsuzluk, rahatsızlık veya uzaklaşma isteği yaratan bir şeyi tanımlayan sıfattır. Yalnızca bir şeyin hoş olmadığını değil, insanlar üzerinde yarattığı itici etkiyi anlatır. Burada bu fikir birçok insanda karşı koyma isteği yaratır. Sıfat, put someone off ifadesinden gelir; ancak off-putting bu tepkiye yol açan niteliği adlandırır: an off-putting idea, smell veya attitude.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “hoşnutsuzluk veya uzaklaşma isteği yaratan” anlamına gelen tireli sıfatla tamamlayın: The website's aggressive pop-ups were ____, so I closed the page.

Cevabı göster

off-putting

The end of biological aging would not mean the end of death in any way.

5:18

Biyolojik yaşlanmanın sona ermesi, ölümün herhangi bir şekilde sona ermesi anlamına gelmez.

It's more like a summer evening when you were a kid Anlatım akışı

5:24

Bu daha çok çocukken yaşanan bir yaz akşamı gibidir,

and your mom called you inside.

5:26

anneniz sizi içeri çağırdığında.

You just wanted to keep playing,

5:28

Siz sadece oynamaya devam etmek istediniz,

have a little more fun during sunset

5:30

gün batımında biraz daha eğlenmek,

before you went to sleep.

5:31

uyumadan önce.

It's not about playing outside forever,

5:33

Bu sonsuza dek dışarıda oynamakla ilgili değil,

just a little longer until we feel tired.

5:35

yorgun hissedene kadar biraz daha uzun oynamakla ilgili.

Anlatım akışı

Bir fikri yeniden çerçeveleyen It's more like ...

Burada It's more like a summer evening, görkemli ve kelimesi kelimesine bir çerçevenin yerine daha yumuşak bir benzetme getirir. Konuşmacı gerçek bir yaz akşamını anlatmıyor; çocukluk sahnesi sonsuza kadar yaşama isteğini değil, sağlıklı yaşamın biraz daha uzun sürmesi isteğini temsil ediyor. It's more like + isim öbeği kalıbı, “Bunu anlamanın daha uygun yolu budur” mesajını verir. Önceki bir düşünceye bağlanıp dikkati yeni bir benzetmeye yöneltir ve soyut bir fikri gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Dersteki ifadeyle yeniden çerçevelemeyi tamamlayın: Don't think of the meeting as a test. ____ a team conversation.

Cevabı göster

It's more like

If you imagine a world without disease Dilbilgisi

5:38

Hastalıkların olmadığı bir dünya hayal ederseniz,

where you and your loved ones could live in good health for another 100 or 200 years,

5:40

sizin ve sevdiklerinizin 100 veya 200 yıl daha sağlıklı yaşayabileceği,

how would this change us?

5:45

bu bizi nasıl değiştirirdi?

Dilbilgisi

Düşünce deneyi için If you imagine ..., how would ...?

if yan cümlesi, dinleyicileri hayalî bir duruma girmeye çağırır: Hastalıkların olmadığı ve insanların sevdikleriyle birlikte çok daha uzun süre sağlıklı kaldığı bir dünya. Ardından ana soru, bu varsayılan koşulun sonuçlarının ne olacağını sorar. Yeniden kullanılabilen kalıp If you imagine + durum, how would + özne + fiil ...? şeklindedir. Buradaki would, kesin bir gelecek tahminini değil varsayımsal bir sonucu gösterir. Bu yapı, durumun gerçekleşeceğini iddia etmeden bir düşünce deneyi başlatır ve tartışmaya davet eder.

Alıştırma

Düşünce deneyi kalıbını tamamlayın: ____ a school without grades, how ____ learning change?

Cevabı göster

If you imagine · would

Would we take better care of our planet Kalıp ifadeler

5:47

Gezegenimize daha iyi bakar mıydık,

if we knew we would be around longer? Kelime

5:49

eğer daha uzun süre buralarda olacağımızı bilseydik?

Kalıp ifadeler

take better care of + nesne: daha sorumlu biçimde bakmak

take better care of ifadesinde take care of, birine veya bir şeye bakmak, onu korumak ya da iyi durumda tutmak anlamına gelir. Better, care sözcüğünü niteler; dolayısıyla bakımın ne kadar iyi veya sorumlu yapıldığını karşılaştırır. Kalıp take better care of + nesne şeklindedir. Burada of, our planet nesnesini bağlar; sabit kalıbın bir parçasıdır ve yerine gelişigüzel başka bir edat getirilemez.

Alıştırma

'Daha sorumlu biçimde bakmak' anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to ____ the equipment if we want it to last.

Cevabı göster

take better care of

Kelime

be around longer: daha uzun süre hayatta veya var olmak

Burada be around longer, daha uzun süre hayatta kalmak ve varlığını sürdürmek anlamına gelir. Around yakın bir konumu anlatmaz. Be around, bir kişinin, kuruluşun, nesnenin veya geleneğin var olmaya ya da mevcut olmaya devam ettiğini söylemenin gündelik ve dolaylı bir yoludur. Kastedilen anlamın yaşam, ulaşılabilirlik veya süren varlık olup olmadığını bağlam gösterir.

Alıştırma

'I hope my grandparents will be around for many years,' cümlesinde be around ne anlama gelir?

  1. Sık sık farklı yerlere seyahat etmek
  2. Hayatta ve mevcut olmaya devam etmek
  3. Fiziksel olarak yakında kalmak
Cevabı göster

Hayatta ve mevcut olmaya devam etmek

If we could work for 150 years,

5:51

Eğer 150 yıl çalışabilseydik,

how much time would we spend figuring out what we're good at? Öbek fiiller

5:54

neyde iyi olduğumuzu bulmaya ne kadar zaman harcardık?

Öbek fiiller

figuring out: düşünüp anlamak

Burada figuring out, düşünerek, deneyerek veya gözlemleyerek bir şeyi anlamaya ulaşmak demektir. Zaten bildiğimiz bir şeyi söylemekten değil, hangi konuda iyi olduğumuzu keşfetmek için zaman harcamaktan söz ediliyor. Burada figure out ifadesinden sonra, neyin anlaşılacağını belirten what we're good at yan cümlesi gelir. spend time yapısından sonra fiil -ing biçimini aldığı için figuring kullanılır: spend time doing something.

Alıştırma

Videodaki cümlede figuring out neyi vurguluyor?

  1. Bir gerçeği yalnızca birisi söylediği için öğrenmek
  2. Bir yanıtı diğer insanlardan saklamak
  3. Düşünerek veya deneyerek yavaş yavaş anlamaya ulaşmak
Cevabı göster

Düşünerek veya deneyerek yavaş yavaş anlamaya ulaşmak

How much more time would we spend learning?

5:57

Öğrenmeye ne kadar daha fazla zaman harcardık?

Would the intense feeling of pressure and stress many of us are feeling right now

6:00

Birçoğumuzun şu anda hissettiği yoğun baskı ve stres duygusu

go away or get worse?

6:04

ortadan kalkar mıydı yoksa daha mı kötüye giderdi?

So,

6:07

Öyleyse,

asking again,

6:07

tekrar soruyorum,

if you could choose how long to live right now,

6:08

şu anda ne kadar yaşayacağınızı seçebilseydiniz,

in good health and with your friends and family,

6:11

sağlığınız yerinde ve arkadaşlarınızla, ailenizle birlikte,

what's your personal answer?

6:14

kişisel cevabınız ne olurdu?

What would you like your future to look like? Dilbilgisi

6:16

Geleceğinizin nasıl görünmesini istersiniz?

Dilbilgisi

... nasıl olsun isterdin?

Bu soru, dinleyenin tahmin ettiği geleceği değil, istediği geleceği sorar. Would like kibar bir istek veya tercih belirtir; look like ise bir şeyin hangi biçime veya özelliklere sahip olacağını sorar. Yapı What + would you like + nesne + to look like? şeklindedir. Burada your future bu özelliklere sahip olacak şeydir; what ise istenen görünümü sorar. İki like farklı görevler üstlenir: would like istemek anlamındadır, look like içindeki like ise görünüşü veya niteliği anlatan ifadenin parçasıdır.

Alıştırma

Would like kalıbını kullanarak kibar soruyu tamamlayın: What ____ you ____ your new school to look like?

Cevabı göster

would · like

But maybe you are still unconvinced.

6:20

Ama belki hala ikna olmadınız.

Some nagging feeling remains. Deyimler

6:22

İçinizde hala rahatsız edici bir his var.

That is the Reaper whispering into your brain.

6:25

Bu, beyninize fısıldayan Azrail'dir.

Deyimler

“That” ve “the Reaper whispering into your brain”

İlk cümlede “nagging”, bir hissin tekrar tekrar geri gelip seni rahatsız etmesi demektir; birinin seni azarladığı anlamına gelmez. Sonraki cümledeki “That”, önceki düşüncenin tamamına, yani kalıcı olan o hisse gönderme yapar. Bu nedenle iki cümle de aynı iç kaygıyı anlatır. “The Reaper”, ölümün insanlaştırılmış geleneksel bir simgesidir ve çoğu zaman “the Grim Reaper” diye adlandırılır. “Whispering into your brain”, ölüm korkusunu zihinde kaygıyı sürekli tekrarlayan hayali bir sese dönüştürür. Bu mecazi bir anlatımdır; birinin gerçekten fısıldadığı iddia edilmez.

Alıştırma

İki cümle arasındaki bağlantıyı en iyi hangi yorum açıklar?

  1. “That”, daha uzun yaşama isteğine gönderme yapar; “the Reaper” ölümsüzlük vaat eder.
  2. “That”, “the nagging feeling” ifadesine gönderme yapar; “the Reaper” ölümü kişileştirir ve fısıltısı zihinde konuşan korkuyu temsil eder.
  3. “That”, “the brain” ifadesine gönderme yapar; “the Reaper” tıbbi tavsiye veren gerçek bir kişidir.
Cevabı göster

“That”, “the nagging feeling” ifadesine gönderme yapar; “the Reaper” ölümü kişileştirir ve fısıltısı zihinde konuşan korkuyu temsil eder.

Watch my video to hear what he says

6:29

Onun ne dediğini duymak için videomu izleyin,

and why you shouldn't listen.

6:31

ve neden onu dinlememeniz gerektiğini.

Your eternal future may depend on it.

6:34

Sonsuz geleceğiniz buna bağlı olabilir.

Go watch the other part over at CGP Grey's channel.

6:38

Gidin ve diğer bölümü CGP Grey'in kanalından izleyin.

And if you're not already subscribed,

6:41

Ve eğer hala abone değilseniz,

subscribe.

6:43

abone olun.