Eşyalarımıza neden bu kadar bağlıyız? - Christian Jarrett: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
612 kelime 153 kel/dk

Video Özeti: Video, sahip olmanın nesnelere neden daha fazla değer vermemize yol açtığını; çocuklukta ortaya çıkan sahiplik etkisini benlikle kurulan bağ ve nesnelerin benzersiz bir özü olduğu inancıyla ilişkilendirerek açıklıyor, ayrıca kültürel farklılıkları, biriktirme bozukluğunu ve dijital teknolojinin fiziksel eşyalara bağlılığımızı nasıl değiştirebileceğini ele alıyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. well-established phenomenon — Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: Çok sayıda araştırmayla desteklenen bir olguyu tanıtmak için kullanılan bu resmî akademik eşdizimi öğrenin; “bilinen şey” gibi belirsiz bir ifade yerine araştırma raporlarında ve açıklayıcı metinlerde kabul görmüş kavramları sunabilirsiniz. 2. a unique essence. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: essence sözcüğünü, bir nesnenin eşsiz ve yerine konamaz olduğu varsayılan iç niteliği olarak anlayın; bu soyut anlam, özgün bir oyuncağın, ünlüye ait bir eşyanın veya aile yadigârının kusursuz bir kopyadan neden farklı hissedilebildiğini açıklar. 3. At the other extreme, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Bu ifadeyi, bir ölçeğin bir ucundan belirgin biçimde karşıt ucuna geçiş olarak tanıyın; Hadza toplumundaki zayıf sahiplik etkisi ile biriktirme bozukluğuyla bağlantılı aşırı korumacılık gibi karşıtlıkları düzenlemek için kullanın.

Bu derste

After witnessing the violent rage shown by babies whenever deprived of an item they considered their own, Notlar

0:07

Bebeklerin, kendilerine ait olduğunu düşündükleri bir eşyadan mahrum bırakıldıklarında gösterdikleri şiddetli öfkeye tanık olduktan sonra,

Kelime

deprived of: bir şeyden mahrum bırakılmak

Deprived of, bir kişiye bir şeyin verilmemesi, elinden alınması veya o şeye sahip olmasının engellenmesi anlamına gelir. Yalnızca yokluğu değil, dışarıdan gelen bir nedeni veya kaybı ima eder. Buradaki whenever deprived of, whenever the babies were deprived of an item anlamına gelen kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Bebekler nesnenin kendilerine ait olduğuna inanıyordu; bu yüzden ifade, öfkelerinin şiddetini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle, gardiyanların mahkûmların önemli bir ihtiyacını karşılamasını engellediğini en açık biçimde anlatır?

  1. The prisoners were without a television in the common room.
  2. The prisoners slept after the guards left.
  3. The prisoners were deprived of sleep by the guards.
Cevabı göster

The prisoners were deprived of sleep by the guards.

Dilbilgisi

considered their own: consider + nesne + nesne tamamlayıcısı

Consider, consider + nesne + nesne tamamlayıcısı yapısıyla kullanılabilir; bu yapı birinin nesneyi belirli bir kimlikte veya durumda gördüğünü anlatır. Tam ilişki they considered an item their own şeklindedir; yani their own, an item ifadesini onlara ait bir şey olarak tanımlar. an item ifadesinden sonra they considered their own ilgi cümleciği geldiği için considered fiilinin nesnesi an item üzerinden anlaşılır: an item (that) they considered their own. Bu yapı consider A B olarak genellenebilir; consider the plan a success buna başka bir örnektir.

Alıştırma

Takımın odayı kendilerine ait gördüğünü anlatmak için consider + nesne + nesne tamamlayıcısı yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The team considered the room to their own.
  2. The team considered the room their own.
  3. The team considered their own the room.
Cevabı göster

The team considered the room their own.

Jean Piaget, a founding father of child psychology, Deyimler

0:14

çocuk psikolojisinin kurucularından Jean Piaget,

observed something profound about human nature.

0:18

insan doğası hakkında derin bir gözlemde bulundu.

Dilbilgisi

After witnessing: ana fikirden önce arka plan

After witnessing, cümle başında kullanılan after + -ing yapısında bir yan cümledir. Önce gerçekleşen olayı ana mesajdan önce verir: Piaget önce bebeklerin tepkilerine tanık olur, ardından ana cümle insan doğası hakkında ne gözlemlediğini söyler. witnessing eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi Jean Piaget'dir. Bu yapı, önce neden veya zaman arka planını verip ardından temel bulguya ya da tepkiye geçmenizi sağlar.

Alıştırma

Başlangıçtaki ifade önceki arka planı verecek şekilde cümleyi read fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: After ____ the safety instructions, Maya started the machine.

Cevabı göster

reading

Deyimler

a founding father of child psychology: alanın temellerini atan etkili bir erken dönem figürü

Founding father, erken dönem fikirleri veya çalışmaları bir alanın, hareketin ya da kurumun kurulmasına yardımcı olmuş bir erkek için kullanılan mecazi bir unvandır. Burada a founding father of child psychology, Jean Piaget’yi alanın başlıca erken dönem figürlerinden biri olarak tanıtır; birinin biyolojik babası olduğunu veya alanın tek kurucusu olduğunu anlatmaz. Virgüller arasındaki isim grubu bir açıklayıcı eşlemedir: Piaget’nin kim olduğuna ve gözleminin neden ağırlık taşıdığına dair ek bilgi verir.

Alıştırma

Burada a founding father of child psychology ne anlama geliyor?

  1. Alanın ilk yıllarında kurulmasına yardımcı olmuş etkili bir erkek.
  2. Daha sonra psikolog olan bir çocuğun biyolojik babası.
  3. Çocukların zihnini incelemiş tek kişi.
Cevabı göster

Alanın ilk yıllarında kurulmasına yardımcı olmuş etkili bir erkek.

Our sense of ownership emerges incredibly early. Kalıp ifadeler

0:22

Mülkiyet duygumuz inanılmaz derecede erken ortaya çıkar.

Kalıp ifadeler

Our sense of ownership: bir şeyin bize ait olduğu hissi

Sense of ownership, bir şeyin size ait olduğu ya da onunla kişisel bir bağ kurduğunuz hissi demektir. Bu bir isim öbeğidir; Our sense of ownership ifadesinde our, hissin kime ait olduğunu gösterir ve tüm öbek emerges fiilinin öznesidir. Bu ifade, yalnızca bir şeye sahip olma gerçeğini veya yasal hakkını değil, öznel bir hissi vurgular. Bir görev, grup ya da fikri kısmen kendinize ait gördüğünüz için ona karşı sorumluluk hissetmeyi de anlatabilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Giving volunteers real choices created a strong sense of ownership. a sense of ownership en doğrudan ne anlama gelir?

  1. Bir kişinin sahip olduğu eşyaların sayısı
  2. Kişisel bağ ve sorumluluk hissi
  3. Sahipliği kanıtlayan yasal bir belge
Cevabı göster

Kişisel bağ ve sorumluluk hissi

Why are we so clingy? Anlatım akışı

0:26

Neden bu kadar bağlıyız?

Anlatım akışı

Why are we so clingy? sorusunu açılış kancası olarak kullanmak

Why are we so clingy? sorusu açıklamayı vermez. Sonraki bölümde incelenecek soruyu ortaya koyar. Konuşmacı why ve we kullanarak eşyalara bağlılıkla ilgili soyut bir konuyu doğrudan ve herkesin kendini katabileceği ortak bir soruya dönüştürür. Burada clingy, şakacı ve biraz eleştirel bir tona sahiptir. Genellikle aşırı bağlanan veya bırakamayan birini anlatır; bu bağlamda anlamı, insanlara bağlılıktan bize ait olduğunu düşündüğümüz eşyalara bağlılığa genişletilir.

Alıştırma

Bu bölümde “Why are we so clingy?” sorusunun temel düzenleyici işlevi nedir?

  1. Sonraki açıklamanın yanıtlayabileceği bir soru ortaya koyar.
  2. Sonucu özetleyerek konuyu kapatır.
  3. Konuşmacının iddiasını destekleyen son kanıtı verir.
Cevabı göster

Sonraki açıklamanın yanıtlayabileceği bir soru ortaya koyar.

There's a well-established phenomenon in psychology known as the endowment effect, Notlar

0:28

Psikolojide sahiplenme etkisi (endowment effect) olarak bilinen köklü bir fenomen vardır,

Kalıp ifadeler

a well-established phenomenon: sağlam biçimde ortaya konmuş bir olgu

Well-established, phenomenon sözcüğünü niteler. Olgunun güçlü kanıtlarla desteklendiğini veya zaman içinde güvenilir biçimde kabul gördüğünü anlatır. Bu cümlede sahiplik etkisini yeni bir tahmin değil, kabul edilmiş bir araştırma bulgusu olarak sunar. Bir isimden önce well-established birleşik sıfat görevi görür; bu nedenle kısa çizgi iki sözcüğü tek bir niteleyici hâline getirir.

Alıştırma

Hangi cümlede well-established, “zaman içinde güçlü kanıtlarla desteklenmiş” anlamında kullanılmıştır?

  1. The singer is well-known because almost everyone recognizes her.
  2. The link has become well-established after many careful studies.
  3. The guess is well-established, although nobody has tested it.
Cevabı göster

The link has become well-established after many careful studies.

Kültür

known as the endowment effect: sahiplik etkisi olarak bilinen

Known as the endowment effect, önce sözü edilen olgunun yerleşmiş adını verir. Bu, kısaltılmış bir sıfat yan cümleciğidir: a phenomenon known as X, a phenomenon that is called X anlamına gelir. Sahiplik etkisi, bir nesne sizin olduktan sonra ona daha fazla değer verme eğilimidir. Buradaki terim bir şeye sahip olmakla ilgilidir; endowment, üniversite veya hayır kurumu fonu anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi durum sahiplik etkisini en iyi gösterir?

  1. Maya bir üniversitenin bağış fonu hakkındaki raporu okur.
  2. Maya bir kupa satın aldıktan sonra, onu satmak için kupaya sahip olmadan önce ödemeye razı olacağı fiyattan daha yüksek bir fiyat ister.
  3. Maya kendisine ait olup olmadığına bakmadan her kupaya aynı değeri verir.
Cevabı göster

Maya bir kupa satın aldıktan sonra, onu satmak için kupaya sahip olmadan önce ödemeye razı olacağı fiyattan daha yüksek bir fiyat ister.

where we value items much more highly just as soon as we own them. Notlar

0:33

bu fenomene göre eşyalara sadece sahip olduğumuz andan itibaren çok daha fazla değer biçeriz.

Kalıp ifadeler

value items much more highly: nesnelere çok daha fazla değer vermek

Bu cümlede value, “önemli ya da çok değerli görmek” anlamına gelen bir fiildir. Bir satış fiyatı belirlemeyi değil, kişinin değerlendirmesini anlatır. Yapı value + nesne + zarf şeklindedir; value items highly buna bir örnektir. Much more highly, değerlendirmenin öncekinden veya başka bir değerlendirmeden çok daha yüksek olduğunu gösterir.

Alıştırma

“Çok daha değerli görmek” anlamını vermek için cümleyi hedef fiil ve zarf yapısıyla tamamlayın: After the repair, Lena began to ____ her old bicycle much more ____.

Cevabı göster

value · highly

Dilbilgisi

just as soon as: olur olmaz

Burada just as soon as, “hemen ... olduğunda” ya da “... olur olmaz” anlamına gelir. Eşyalara sahip olma anını, onlara ilişkin değerlendirmenin hemen değişmesine bağlar. İfadenin ardından we own them gibi öznesi ve yüklemi olan tam bir yan cümle gelir. Just, as soon as ifadesini güçlendirerek zamanlamanın özellikle ani olduğunu vurgular.

Alıştırma

“Olur olmaz” anlamındaki hedef bağlaçla cümleyi tamamlayın: We'll start dinner ____ Dad gets home.

Cevabı göster

just as soon as

In one famous demonstration,

0:38

Ünlü bir deneyde,

students were given a choice between a coffee mug or a Swiss chocolate bar Dilbilgisi

0:40

öğrencilere bir kahve kupası veya İsviçre çikolatası arasında bir seçim hakkı verildi,

Dilbilgisi

were given a choice between A and B: A ile B arasında seçim yapma hakkı verildi

“Were given a choice between” edilgen bir yapıdır: were + geçmiş zaman ortacı given. Birinin öğrencilere seçim yapma fırsatı sunduğu anlamına gelir. Odak öğrencilerde ve deney düzeninde olduğu için seçenekleri sunan kişi belirtilmeyebilir. a choice between ifadesi alternatifleri tanıtır. Seçim yapma fırsatı bulunduğunu söyler, ancak öğrencilerin sonunda hangi seçeneği seçtiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi give fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimi ve a choice between ifadesiyle tamamlayın: At camp, the children ____ painting and swimming.

Cevabı göster

were given a choice between

as a reward for helping out with research. Notlar

0:45

bu araştırma için yardım etmelerinin ödülüydü.

Kalıp ifadeler

as a reward for + isim veya -ing biçimi

“As a reward for”, “bir eylemi, çabayı veya başarıyı takdir etmek ya da karşılığını vermek için verilen” anlamına gelir. As, alınan şeyin rolünü, yani bir ödül işlevi gördüğünü belirtir; for ise bunun alınma nedenini tanıtır. For sonrasında bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır: for good teamwork; for helping out. Altyazıdaki helping out with research, ödülü kazandıran eylemi belirtir.

Alıştırma

Nina'nın neden bir rozet aldığını açıklamak için as a reward for ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Nina received a badge as a reward to helping at the event.
  2. Nina received a badge as a reward for helped at the event.
  3. Nina received a badge as a reward for helping at the event.
Cevabı göster

Nina received a badge as a reward for helping at the event.

Öbek fiiller

helping out with + bir görev

Helping out with, help out with ifadesinin -ing biçimidir. Belirli bir görev veya etkinliğe uygulamalı destek vermek anlamına gelir. Burada research, yardım edilen etkinliktir. Bu ifade as a reward for yapısındaki for’dan sonra geldiği için help, helping olur. Yeniden kullanılabilen kalıp help out with + görev veya etkinlik şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi help out with ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Thanks for ____ the science fair.

Cevabı göster

helping out with

Half chose the mug and half chose the chocolate.

0:48

Yarısı kupayı, yarısı çikolatayı seçti.

That is, they seemed to value the two rewards similarly. Notlar

0:51

Yani, her iki ödüle de benzer şekilde değer verdikleri görülüyordu.

Anlatım akışı

That is, ile bir sonucu yeniden ifade etmek

That is, önceki bilgiye geri döner ve onun ne anlama geldiğini daha açık biçimde yeniden ifade eder. Burada önceki bir sonucu, iki ödüle de yaklaşık olarak aynı değerin verildiği sonucuna dönüştürür. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak dinleyiciye yeni bir nokta beklememesi gerektiğini söyler: sonraki yan cümle, önceki noktayı açıklar veya daha kesin biçimde yorumlar.

Alıştırma

Bu cümlede That is, neyi gösterir?

  1. Önceki bilgiyle çelişen bir sonuç sunar.
  2. Önceki bilgiyi daha açık bir sonuç olarak yeniden ifade eder.
  3. İlgisiz bir örnek başlatır.
Cevabı göster

Önceki bilgiyi daha açık bir sonuç olarak yeniden ifade eder.

Dilbilgisi

seemed to value: temkinli bir çıkarım

seemed to value yapısında seemed sözcüğünden sonra to + value fiilinin yalın hâli gelir. Bu ifade, eldeki kanıtların bu yorumu olası gösterdiğini ancak kesinleştirmediğini anlatır. Burada konuşmacı, insanların ne düşündüğünü doğrudan bildiğini söylemez; davranışlarından iki ödüle yönelik bir tutum çıkarır. Böylece gözlem ile gözlemden çıkarılan sonuç birbirinden ayrılır.

Alıştırma

Hangi ifade seemed to value yapısındaki temkinli anlamı en iyi yansıtır?

  1. Kanıtlar, ödüllerin değerinin tamamen aynı olduğunu kesin biçimde kanıtlıyordu.
  2. Davranışları, iki ödüle benzer ölçüde değer verdiklerini düşündürüyordu ancak bunu kanıtlamıyordu.
  3. Her iki ödülü de önemsiyormuş gibi bilerek davranıyorlardı.
Cevabı göster

Davranışları, iki ödüle benzer ölçüde değer verdiklerini düşündürüyordu ancak bunu kanıtlamıyordu.

Other students were given a mug first

0:55

Diğer öğrencilere önce bir kupa verildi

and then a surprise chance to swap it for a chocolate bar, Kalıp ifadeler

0:57

ve sonra sürpriz bir şekilde bunu bir çikolata ile değiştirme şansı sunuldu,

Kalıp ifadeler

swap it for: swap A for B kalıbı

swap it for ifadesindeki kalıp swap A for B şeklindedir: A verilir ve yerine B alınır. it zamiri A'yı, for sözcüğünden sonraki bölüm ise alınan yeni şey olan B'yi belirtir. for edatı değişimin yönünü açıkça gösterir. A'yı tutup yanına B'yi eklemek değil, bir değiş tokuşla A'nın yerine B'yi almak anlamına gelir.

Alıştırma

swap, this shirt ve for bölümlerinin üçünü doğru sıraya koyun: Could I ____ a larger one?

Cevabı göster

swap this shirt for

but only 11% wanted to. Anlatım akışı

1:02

ama sadece %11'i bunu yapmak istedi.

Anlatım akışı

but only 11% wanted: düşük bir sonucu karşıtlık olarak sunmak

Burada but, önceki bilgiyle veya bir beklentiyle çelişen bir sonucu sunar. Sayının tarafsız bir istatistik değil, düşüncenin yönünü değiştiren bir sonuç olarak anlaşılması gerektiğini gösterir. Only, %11'i dikkat çekici derecede düşük bir oran olarak gösterir. but only + yüzde yapısı, düşük oranı öne çıkarır ve konuşanın savını desteklemek için kullanır. Wanted, sayılan tepkinin ne olduğunu belirtir; neyin istendiği veya hangi eylemin yapılmak istendiği çevredeki bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Bu cümlede but only ne işe yarıyor? 'Eighty people were invited to an extra workshop, but only 15% wanted to attend.'

  1. %15'i gerekli en düşük oran olarak sunuyor.
  2. %15'i büyük bir çoğunluk olarak sunuyor.
  3. %15'i şaşırtıcı derecede düşük bir sonuç olarak sunuyor.
Cevabı göster

%15'i şaşırtıcı derecede düşük bir sonuç olarak sunuyor.

Yet another group started out with chocolate Öbek fiiller

1:05

Başka bir grup ise başlangıçta çikolatayı aldı

Öbek fiiller

started out with: başlangıç durumunu belirtmek

Started out with, 'başlangıçta bir şeye sahipti, bir şeyi kullanıyordu veya ona bir şey verilmişti' anlamına gelir. Bu cümlede çikolata, grubun başlangıçtaki nesnesi veya koşuluydu. Yapı start out with + isim şeklindedir. Start out, bir sürecin başlangıç noktasına odaklanır; bu nedenle çoğu zaman daha sonraki bir değişime, karşılaştırmaya veya sonuca hazırlık yapar.

Alıştırma

Bu derste geçen ve 'başlangıçta sahipti' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Our community garden ____ two small pots, then expanded across the whole yard.

Cevabı göster

started out with

and most preferred to keep it rather than swap. Dilbilgisi

1:07

ve çoğu onu değiştirmek yerine ellerinde tutmayı tercih etti.

Dilbilgisi

prefer to ... rather than ...: iki eylemden birini seçmek

prefer to do A rather than do B kalıbı iki eylemi karşılaştırır ve A’nın daha çok tercih edildiğini gösterir. Burada keep it A, swap ise B’dir; yani çoğu kişi elindekini değiştirmek yerine saklamayı seçmiştir. prefer to sonrasında fiilin yalın biçimi kullanılır. Rather than, ikinci yalın fiili bir to daha kullanmadan bağlayabilir: preferred to keep ... rather than swap. Bu paralel yapı seçimi açıkça gösterir.

Alıştırma

İki eylemi karşılaştırmak için prefer to ... rather than ... kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Mia prefers walk rather than to wait for the bus.
  2. Mia prefers to walk rather than wait for the bus.
  3. Mia prefers to walking rather than wait for the bus.
Cevabı göster

Mia prefers to walk rather than wait for the bus.

In other words, Anlatım akışı

1:10

Başka bir deyişle,

the students nearly always put greater value on whichever reward they started out with. Notlar

1:11

öğrenciler neredeyse her zaman başlangıçta aldıkları ödüle daha fazla değer biçtiler.

Anlatım akışı

In other words: bir sonucu yeniden ifade etmek

In other words, sonraki ifadenin önceki düşünceyi daha açık, kısa veya genel bir biçimde yeniden anlattığını gösterir. Burada daha önce aktarılan seçimleri, insanların ilk aldıkları ödüle nasıl değer verdikleriyle ilgili tek bir sonuca dönüştürür. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak, dinleyiciye sırada yeni bir neden ya da kanıt olmadığını bildirir. Konuşmacı, ana noktanın daha kolay anlaşılması için az önce söylediklerini başka bir biçimde ifade eder.

Alıştırma

İlk düşünceyi yeniden ifade eden, bu dersteki üç sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum is not open today. ____, you cannot visit it.

Cevabı göster

In other words

Kalıp ifadeler

put greater value on: bir şeyi daha önemli görmek

Bu cümlede put greater value on, “bir şeyi daha değerli veya önemli görmek” anlamına gelir. Öğrenciler ilk aldıkları ödülü diğer ödülden daha değerli buluyor; buradaki value mutlaka piyasa fiyatını ifade etmez. Put greater value on + isim öbeği yapısında greater bir karşılaştırma belirtir. Karşılaştırılan diğer seçenek yalnızca bağlamdan da anlaşılabilir.

Alıştırma

Cümleyi put greater value on ifadesiyle tamamlayın: Last year, our team ____ safety than on speed.

Cevabı göster

put greater value on

Dilbilgisi

whichever reward: mevcut seçeneklerden herhangi bir ödül

Bu cümlede whichever reward, “mevcut ödüllerden herhangi biri, hangisi olduğu fark etmeksizin” anlamına gelir. Her öğrencinin ilk aldığı ödülü gösteren whichever reward they started out with nesne bölümünü başlatır. Whichever + tekil isim yapısı, tek bir ifadenin bilinen veya sınırlı bir kümedeki bütün seçenekleri kapsamasını sağlar. Burada soru sormaz.

Alıştırma

Hangi cümle, mevcut boş koltuklardan herhangi birinin uygun olduğunu söylüyor?

  1. Tell me which seat is free.
  2. You may take the seat beside the door.
  3. You may take whichever seat is free.
Cevabı göster

You may take whichever seat is free.

Part of this has to do with how quickly we form connections Notlar

1:17

Bunun bir nedeni, benlik duygumuz ile

Kalıp ifadeler

Part of this has to do with: açıklamanın bir bölümünü sunmak

has to do with, “…… ile ilgili olmak” veya “…… ile bağlantılı olmak” anlamına gelir. Burada this ile with sonrasında belirtilen etken arasında bağlantı kurar. Part of this, konuşanın açıklamanın yalnızca bir bölümünü verdiğini ve bu etkenin her şeyi açıkladığını söylemediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ilişki ifadesiyle tamamlayın: Part of the traffic problem ____ poor road design.

Cevabı göster

has to do with

Dilbilgisi

how quickly we form connections: gömülü bir how yan cümlesinde düz cümle sırası

how quickly we form connections, gömülü bir how yan cümlesidir. Ne kadar hızlı bağ kurduğumuzu belirtir ve yan cümlenin tamamı with edatının içeriğini tamamlar. Bu yan cümle daha büyük bir cümlenin içinde olduğu için düz cümle sırasını kullanır: how quickly + özne + fiil. Doğrudan soru ise soru sırasını kullanır: How quickly do we form connections?

Alıştırma

Gömülü yan cümleyi tamamlamak için verilen her sözcüğü bir kez kullanın: The outcome depends on ____. Sözcükler: how quickly / we / can / respond

Cevabı göster

how quickly we can respond

between our sense of self and the things we consider ours. Kelime

1:21

bizim olduğunu düşündüğümüz şeyler arasında ne kadar çabuk bağ kurduğumuzdur.

Kelime

“our sense of self”: benlik algısı ve kendini anlama

“Our sense of self”, kim olduğumuza dair içsel anlayışımızı; yani kimliğimizi, özelliklerimizi ve dünyadaki yerimizi ifade eder. Burada self, “ben” olarak deneyimlediğimiz kişiyi veya kimliği anlatan bir isimdir; yalnızca myself gibi sözcüklerdeki dönüşlülük ögesi değildir. Bu cümlede ifade, bir ilişkinin bir tarafını adlandırır: kimliğimiz, bize ait olduğunu düşündüğümüz eşyalarla ilişkilendirilmektedir. Daha genel olarak sense of self, bir kişinin kim olduğuna dair nispeten istikrarlı görüşüdür.

Alıştırma

Bu cümlede “our sense of self” ne anlama gelir?

  1. Başkaları hakkındaki görüşlerimiz
  2. Kim olduğumuza dair anlayışımız
  3. Bize ait olan bedensel bir duyum
Cevabı göster

Kim olduğumuza dair anlayışımız

That can even be seen at the neural level. Kelime

1:25

Bu nörolojik düzeyde bile görülebilir.

Kelime

“at the neural level”: bilimsel bir açıklama katmanı

“At the neural level”, bir olgunun beyinde veya sinir sisteminde incelenmesi anlamına gelir. Burada level soyut anlamdadır: fiziksel bir yüksekliği ya da bina katını değil, bir gözlem veya açıklama katmanını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen at the ... level kalıbı, bir şeyin gözlemlendiği, ölçüldüğü veya açıklandığı ölçeği ya da katmanı gösterir. Bu cümlede ifade, iddiayı genel bir gözlemden sinirsel etkinlikteki kanıtlara taşır.

Alıştırma

Cümlede “at the neural level” ne anlama gelir?

  1. Bir binanın bir üst katında
  2. Fiziksel olarak daha yüksek bir yüzeyde
  3. Beyinde veya sinir sisteminde incelendiğinde
Cevabı göster

Beyinde veya sinir sisteminde incelendiğinde

In one experiment,

1:28

Bir deneyde,

neuroscientists scanned participants' brains

1:29

sinirbilimciler katılımcıların beyinlerini taradı

while they allocated various objects either to a basket labeled mine Notlar

1:32

katılımcılar çeşitli nesneleri ya "benim" etiketli bir sepete

or another labeled Alex's.

1:37

ya da "Alex'in" etiketli başka bir sepete yerleştirirken.

Dilbilgisi

either to ... or ... ile iki hedef belirtme

Either ... or iki alternatifi birbirine bağlar. Burada her nesnenin gidebileceği iki hedefi belirtir: mine etiketli bir sepet veya Alex's etiketli bir sepet. İkinci seçenekte ortak sözlerin tamamını yeniden söylemek gerekmez. Another, another basket anlamına gelir; to ile kurulan yönelme ilişkisi iki seçenek için de geçerlidir. Seçeneklerin kolayca karşılaştırılması için iki tarafı paralel kur.

Alıştırma

Her paketin iki hedeften birine gideceğini göstermek için cümleyi either ... or kalıbıyla tamamlayın: Send each package ____ to Room 1 ____ to Room 2.

Cevabı göster

either · or

Kelime

labeled mine ... labeled Alex's: sahiplik etiketleri

Labeled mine ve labeled Alex's ifadelerinde mine ve Alex's, sepetlerin etiketlerinde gerçekten yazan iyelik biçimleridir. Sepetin ya da sepete ayrılan nesne grubunun kime ait olduğunu gösterirler; tam cümle değildirler. Mine, tek başına kullanılabilen bir iyelik zamiridir; bu yüzden arkasından isim gelmesi gerekmez. Alex's, Alex adının iyelik biçimidir ve kastedilen isim belliyse tek başına da kullanılabilir. Another labeled Alex's ifadesinde another, another basket anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümlede tek başına kullanılan sahiplik etiketleri doğrudur?

  1. Put my folder in the tray labeled me and Alex's folder in the tray labeled Alex.
  2. Put my folder in the tray labeled my and Alex's folder in the tray labeled Alex.
  3. Put my folder in the tray labeled mine and Alex's folder in the tray labeled Alex's.
Cevabı göster

Put my folder in the tray labeled mine and Alex's folder in the tray labeled Alex's.

When participants subsequently looked at their new things,

1:39

Katılımcılar daha sonra kendi yeni eşyalarına baktıklarında,

their brains showed more activity in a region

1:43

beyinlerinin bir bölgesinde daha fazla aktivite görüldü,

that usually flickers into life whenever we think about ourselves. Notlar

1:45

bu bölge genellikle kendimiz hakkında düşündüğümüzde canlanan bir bölgedir.

Deyimler

flickers into life: etkinliğin birden belirmesi

Bu cümlede flickers into life, bir beyin bölgesinin etkinlik göstermeye başlamasını canlı biçimde anlatan bir mecazdır. Flicker, etkinliğin kısa süreliğine ya da aniden yanan bir ışık gibi belirdiğini düşündürür; into life ise etkin olmayan bölgeyi uyanıyormuş gibi gösterir. Bu ifade, bölgenin gerçekten canlandığı anlamına gelmez. Bilimsel anlatımda görünmeyen bir beyin etkinliği değişimini gözde canlandırılması kolay bir olaya dönüştürür.

Alıştırma

Cümlede flickers into life ne anlama geliyor?

  1. Beyin bölgesi gerçekten yaşayan bir varlığa dönüşür.
  2. Beyin bölgesi etkinlik göstermeye başlar.
  3. Beyin bölgesi tüm etkinliğini kalıcı olarak durdurur.
Cevabı göster

Beyin bölgesi etkinlik göstermeye başlar.

Dilbilgisi

whenever we think about ourselves: tekrarlanan bir tetikleyici

Whenever we think about ourselves zamanı belirten bir yan cümledir. Whenever, every time that yani “her ... olduğunda” anlamına gelir; bu nedenle kendimiz hakkında düşünmeyi ana cümledeki sonucun tekrar tekrar ortaya çıkmasını sağlayan bir tetikleyici olarak gösterir. Yapı whenever + özne + fiil şeklindedir. Belirli tek bir anı göstermek yerine sonucu, durumun her gerçekleşmesiyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “her ... olduğunda” anlamına gelen tek sözcüklü bağlaçla tamamlayın: The porch light turns on ____ someone approaches the door.

Cevabı göster

whenever

Another reason we're so fond of our possessions Kalıp ifadeler

1:50

Eşyalarımıza bu kadar düşkün olmamızın bir başka nedeni de

Kalıp ifadeler

we're so fond of our possessions: be fond of kullanımı

Be fond of someone or something, bir kişiyi ya da şeyi sıcak ve çoğu zaman kişisel bir sevgiyle beğenmek demektir. Buradaki we're so fond of our possessions, insanların sahip oldukları eşyalara yalnızca yararlı oldukları için değer vermediğini, onlara duygusal olarak bağlandığını anlatır. Yapı be + fond of + isim ya da -ing biçimidir. So, fond ile anlatılan dereceyi güçlendirir ve ardından gelecek neden açıklamasına hazırlık yapar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fond sözcüğünü gerektirdiği edatla kullanın: Mia is very ____ her old storybooks.

Cevabı göster

fond of

is that from a young age, Kalıp ifadeler

1:53

küçük yaşlardan itibaren

we believe they have a unique essence. Kelime

1:54

onların benzersiz bir öze sahip olduğuna inanmamızdır.

Kalıp ifadeler

from a young age: erken bir başlangıç noktası

From a young age, bir şeyin kişi henüz çok küçükken başladığını ifade eder. From bir başlangıç noktası gösterir; bu nedenle ifade çoğu zaman bir inancın, alışkanlığın, becerinin veya etkinin daha sonra da sürdüğünü ya da önem taşıdığını düşündürür. Burada from a young age, believe fiilini niteler: eşyalarla ilgili inanç çocukluğun erken döneminde başlamıştır. Virgül, başta bulunan zaman ifadesini nitelediği yan cümleden ayırır.

Alıştırma

Hangi cümle hayvan sevgisinin çocukluğun erken döneminde başlayıp zaman içinde devam ettiğini belirtir?

  1. She met a zookeeper at a young age.
  2. She has loved animals from a young age.
  3. She began to like animals as an adult.
Cevabı göster

She has loved animals from a young age.

Kelime

a unique essence: yeri doldurulamaz içsel bir nitelik

Bu cümlede a unique essence, her nesnenin yalnızca kendisine ait olduğuna inanılan içsel bir nitelik demektir. Görülebilen ya da ölçülebilen bir şey değil, nesnenin kendi başına özel olduğu düşüncesidir. Bu inanç, görünüşü tıpatıp aynı olan bir kopyanın neden yine de orijinalden farklı hissedilebildiğini açıklar. Daha genel olarak essence, bir şeyi o şey yapan temel doğayı veya karakteri adlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede a unique essence ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Her nesneyi eşsiz yaptığına inanılan içsel bir nitelik
  2. Bir nesnenin görünen biçimi ve rengi
  3. Bir nesneye eklenen özel bir koku
Cevabı göster

Her nesneyi eşsiz yaptığına inanılan içsel bir nitelik

Psychologists showed us this

1:57

Psikologlar bize bunu,

by using an illusion to convince three to six year olds Notlar

1:59

bir illüzyon kullanarak üç ile altı yaş arasındaki çocukları

Dilbilgisi

by using ... to convince ...: yöntem ve amaç

by using an illusion to convince ... yapısında by + -ing biçimindeki using yöntemi anlatır: psikologlar bir yanılsama kullandı. to mastarı olan to convince ise bu yöntemin amacını anlatır. Yeniden kullanılabilecek kalıp ana eylem + by + -ing biçimi + nesne + to + fiilin yalın biçimidir. Bir şeyin nasıl yapıldığını, kullanılan yöntemle neyin amaçlandığından ayırır.

Alıştırma

use ve verify sözcüklerinin doğru biçimleriyle boşlukları tamamlayın: The team reduced errors ____ a checklist ____ every step.

Cevabı göster

by using · to verify

Kelime

İsim öbeği olarak three to six year olds

three to six year olds, yaşları üç ile altı arasında olan çocuklar anlamına gelen çoğul bir isim öbeğidir. Kişileri adlandırdığı için bu cümlede tüm öbek convince fiilinin nesnesidir. Bu yapıda year old bir yaş etiketi oluşturur; birden fazla çocuktan söz edildiği için old sözcüğüne çoğul -s eklenir. Yapı yalnızca yaşı belirtmez, çocukların kendilerini ifade eder.

Alıştırma

Hangi seçenek cümleyi çocukları adlandıran bir isim öbeğiyle doğru biçimde tamamlar? The activity is designed for ___.

  1. three to six years old
  2. three- to six-year-olds
  3. three- to six-year-old
Cevabı göster

three- to six-year-olds

they built a copying machine,

2:02

bir kopyalama makinesi yaptıklarına ikna ederek gösterdiler;

a device that could create perfect replicas of any item. Kelime

2:04

bu, herhangi bir öğenin mükemmel kopyalarını oluşturabilen bir cihazdı.

Kelime

perfect replicas: nesnelerin kusursuz kopyaları

perfect replicas, özgün nesnelerle mümkün olduğunca tam eşleşecek şekilde yapılmış kopyalar anlamına gelir. replica genellikle yeniden üretilmiş fiziksel bir nesneyi belirtir; perfect ise o durumda önemli olan yönlerden fark edilir bir ayrım bulunmadığını vurgular. İfade yine de kopyaları özgün nesnelerden ayırır: Bir perfect replica aynı görünebilir, ancak özgün nesnenin kendisi değildir.

Alıştırma

Bir müze, tarihî bir tacın son derece doğru fiziksel bir yeniden üretimini yapıyor. Hangi cümle en kesindir?

  1. The museum made a perfect replica of the crown.
  2. The museum made a photocopy of the crown.
  3. The museum made an original of the crown.
Cevabı göster

The museum made a perfect replica of the crown.

When offered a choice between their favorite toy or an apparently exact copy, Notlar

2:09

En sevdikleri oyuncak ile görünüşte tamamen aynı olan kopyası arasında bir seçim yapmaları istendiğinde,

Dilbilgisi

When offered a choice between: kısaltılmış edilgen yan cümle

When offered a choice between... kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Buradaki açık biçimi When they were offered a choice between... şeklindedir. they were sözcükleri düşürülür; offered ise edilgen anlam taşıyan geçmiş zaman ortacı olarak kalır. Kısaltılmış yan cümlenin örtük öznesi, ana cümlenin öznesidir. Bu yapı, o öznenin bir eylemden etkilendiği zamanı ya da durumu daha az sözcükle belirtir.

Alıştırma

Hangi açık biçim When offered a choice between... ile aynı anlamdadır?

  1. When they were offered a choice between...
  2. When they offered someone a choice between...
  3. When they were offering a choice between...
Cevabı göster

When they were offered a choice between...

Kelime

an apparently exact copy: apparently ile bırakılan belirsizlik payı

an apparently exact copy ifadesinde apparently, görünüşün ya da mevcut kanıtların kopyanın birebir olduğunu düşündürdüğünü belirtir. exact sözcüğünü niteler; bu yüzden kopyanın birebir olduğu doğrulanmış değil, yalnızca öyle görünüyor demektir. Bu küçük zarf, konuşanın kesinlik derecesini azaltır. Daha yakından bakıldığında bir fark bulunabilme olasılığını açık bırakır.

Alıştırma

Hangi yorum, an apparently exact copy ifadesindeki apparently sözcüğünün etkisini en iyi korur?

  1. Kopyanın birebir olduğu doğrulanmıştır.
  2. Kopya beklenmedik bir şekilde yapılmıştır.
  3. Kopya birebir görünüyor, ancak bu henüz tamamen doğrulanmamıştır.
Cevabı göster

Kopya birebir görünüyor, ancak bu henüz tamamen doğrulanmamıştır.

the majority of the children favored the original.

2:14

çocukların çoğu orijinali tercih etti.

In fact,

2:17

Aslında,

they were often horrified at the prospect of taking home a copy. Kalıp ifadeler

2:17

eve bir kopyayı götürme fikri onları genellikle dehşete düşürdü.

Kalıp ifadeler

Horrified at the prospect of taking home: gelecekteki bir olasılığa güçlü tepki

Bu cümlede were horrified at the prospect of taking home, bir kopyayı eve götürme olasılığını düşünmenin bile güçlü bir korku, şok veya tiksinti yarattığı anlamına gelir. Eylem henüz gerçekleşmemiştir; the prospect of gelecekte olabilecek bir durumu gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be horrified at the prospect of + isim veya -ing biçimidir. Çok güçlü bir olumsuz tepkiyi, gerçekleşebilecek bir şeye bağlar.

Alıştırma

Cümleyi horrified at the prospect of kalıbıyla tamamlayın: Leo felt intense dread about changing schools. He was ____ starting over at a new school.

Cevabı göster

horrified at the prospect of

This magical thinking about objects isn't something we grow out of. Notlar

2:22

Nesneler hakkındaki bu büyülü düşünce tarzı büyüdükçe kaybettiğimiz bir şey değildir.

Kültür

Magical thinking: kanıtsız gizli güçlere veya bağlantılara inanmak

Magical thinking, düşüncelerin, ritüellerin veya nesnelerin normal kanıtlar olmadan özel güçlere ya da neden-sonuç bağlantılarına sahip olduğuna inanmaktır. Burada magical thinking about objects, özgün bir nesneyi kopyasında bulunmayabilecek görünmez bir öz veya özel anlam taşıyormuş gibi değerlendirmek demektir. Terim yalnızca hayal gücü veya düşsel şeylerden hoşlanma anlamına gelmez. Bu cümlede, çocukluktan sonra da sürebilen bir düşünme biçimini adlandırır.

Alıştırma

Hangi durum magical thinking için en açık örnektir?

  1. İyi yazdığı için bir kalemi seçmek.
  2. Şanslı bir kalemin sınavı geçmeni sağlayacağına inanmak.
  3. Sınavdan önce bir kalemle alıştırma yapmak.
Cevabı göster

Şanslı bir kalemin sınavı geçmeni sağlayacağına inanmak.

Öbek fiiller

grow out of: büyüdükçe bir alışkanlığı ya da inancı geride bırakmak

Burada grow out of, kişi büyüdükçe bir alışkanlığı, korkuyu, ilgiyi veya düşünme biçimini artık taşımaması anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir; bu nedenle anlamı grow ve out sözcüklerini ayrı ayrı okuyarak kurulmaz. Olumsuz isn't something we grow out of yapısı, bu düşünme biçiminin yetişkinlikte kendiliğinden ortadan kalkmadığını belirtir.

Alıştırma

Şu cümledeki 'grew out of' ne anlama gelir: 'Maya grew out of her fear of dogs.'?

  1. Büyüdükçe korkusu yavaş yavaş geçti.
  2. Yalnızca bir gün boyunca korkmadı.
  3. Büyüdükçe daha çok korkmaya başladı.
Cevabı göster

Büyüdükçe korkusu yavaş yavaş geçti.

Rather, it persists into adulthood Notlar

2:26

Aksine, yetişkinlikte de devam eder

while becoming ever more elaborate. Dilbilgisi

2:28

ve giderek daha karmaşık hale gelir.

Anlatım akışı

Cümle başındaki Rather,: önceki düşünceyi düzeltmek

Cümlenin başındaki Rather, önceki düşüncenin gösterdiği yönü düzeltir. Yazar, bu düşünme biçiminin yaşla birlikte kaybolduğu olasılığını reddeder ve ardından gerçekte ne olduğunu açıklar: yetişkinlikte de devam eder. Bir söylem belirteci olarak bilgiyi 'not X; rather, Y' kalıbıyla düzenler. Yalnızca yeni bir konu açmaz; düzeltme veya öncekinin yerine başka bir açıklama koyma işlevi taşır.

Alıştırma

Bu örnekte 'Rather,' ne yapar: 'The idea did not disappear. Rather, it became stronger.'?

  1. Konuşanın bir düşünceyi tercih ettiğini gösterir.
  2. Konuyla ilgisiz bir örnek ekler.
  3. Önceki düşünceyi düzeltir ve gerçek durumu açıklar.
Cevabı göster

Önceki düşünceyi düzeltir ve gerçek durumu açıklar.

Kalıp ifadeler

persists into adulthood: yetişkinlikte de sürmek

Bu cümlede persists into adulthood, bir olgunun yetişkinlik başladıktan sonra da varlığını sürdürmesi anlamına gelir. İfade, daha erken bir yaşam evresinden yetişkinliğe geçiş sınırını aşan sürekliliğe odaklanır. Burada persist geçişsiz bir fiildir; into adulthood ise olgunun ulaştığı sonraki yaşam evresini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi persist fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Some harmful habits ____ adulthood.

Cevabı göster

persist into

Dilbilgisi

while becoming ever more elaborate: giderek daha ayrıntılı hâle gelirken

While becoming... kısaltılmış bir while yan cümlesidir. Becoming fiilinin örtük öznesi, ana cümledeki it ile aynıdır. Bu yapı, değişimin devamlılık sona erdikten sonra değil, onunla aynı anda gerçekleştiğini gösterir. Ever more elaborate, giderek daha ayrıntılı veya karmaşık demektir. Ever, more elaborate ifadesini güçlendirir ve karmaşıklık ya da ayrıntı düzeyinin sürekli arttığını anlatır.

Alıştırma

Aynı anda gerçekleşen ve giderek artan bir değişimi göstermek için cümleyi while becoming ever more ile tamamlayın: The story stayed clear ____ detailed.

Cevabı göster

while becoming ever more

For example,

2:31

Örneğin,

consider the huge value placed on items Kalıp ifadeler

2:32

bir zamanlar ünlülere ait olan eşyalara

Kalıp ifadeler

huge value placed on items: eşyalara atfedilen büyük değer

huge value placed on items ifadesinde placed on items, value sözcüğünü açıklar. Bu, value that is placed on items biçimindeki edilgen ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir. Burada place value on, bir şeye değer ya da önem atfetmek demektir. Bu ifade, değerlendirmeyi yapan kişileri belirtmeden atfedilen değeri öne çıkarır. Değer, eşyaların doğuştan sahip olduğu bir özellik olarak değil, onlara verilen bir şey olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi açıklama huge value placed on items ifadesinin anlamını en iyi korur?

  1. bir yere konmuş çok sayıda eşya
  2. değerli eşyaların fiziksel büyüklüğü
  3. insanların eşyalara atfettiği büyük değer veya önem
Cevabı göster

insanların eşyalara atfettiği büyük değer veya önem

that have been owned by celebrities. Dilbilgisi

2:34

biçilen devasa değeri düşünün.

Dilbilgisi

have been owned by: edilgen present perfect ile sahiplik

have been owned by yapısında have been + geçmiş zaman ortacı, present perfect'in edilgen biçimini oluşturur; by ise sahibini belirtir. that ilgi zamiri çoğul items sözcüğüne döner, bu yüzden have kullanılır. Bu bağlamda ünlülerin sahipliği şimdiden önceki bir zamanda gerçekleşmiştir ve eşyaların şimdi nasıl görüldüğü açısından önemlidir. Bu yapı tek başına ünlülerin eşyalara hâlâ sahip olup olmadığını söylemez.

Alıştırma

Bir müzayede kataloğunda These guitars have been owned by famous musicians. yazıyor. Bundan kesin olarak ne çıkarılabilir?

  1. Ünlü müzisyenler gitarlara kesinlikle hâlâ sahiptir.
  2. Ünlü müzisyenler gitarlara yalnızca geçmişte tamamlanmış tek bir yıl boyunca sahipti.
  3. Ünlü müzisyenler gitarlara şimdiden önceki bir zamanda sahipti ve bu geçmiş şimdi önemlidir.
Cevabı göster

Ünlü müzisyenler gitarlara şimdiden önceki bir zamanda sahipti ve bu geçmiş şimdi önemlidir.

It's as if the buyers believed the objects they'd purchased Dilbilgisi

2:37

Sanki alıcılar, satın aldıkları eşyaların

were somehow imbued with the essence of their former celebrity owners. Kelime

2:40

eski ünlü sahiplerinin özüyle bir şekilde bütünleştiğine inanmaktadır.

Dilbilgisi

It's as if: varsayımsal bir açıklama sunmak

It's as if, ardından gelen cümleyi bir durumun ne anlama geliyor gibi göründüğüne dair varsayımsal bir açıklama olarak sunan bir karşılaştırma başlatır. Alıcıların söylediklerini doğrudan aktarmadığı gibi, gerçekten böyle düşündüklerini de kanıtlamaz. Burada bu ifade, alıcıların davranışını yorumlar: Bir ünlünün özünün, o kişinin sahip olduğu bir nesneye geçebileceğine inanıyormuş gibi davranmışlardır. Başka durumlara aktarılabilecek anlamı, açıklama kelimesi kelimesine doğru olmasa bile durumun böyle bir izlenim vermesidir.

Alıştırma

Cümleyi varsayımsal bir açıklama sunan kısaltmalı ifadeyle tamamlayın: The dog is waiting beside the suitcase. ____ it knows we're leaving.

Cevabı göster

It's as if

Dilbilgisi

they'd purchased: 'd, had anlamına gelir

they'd purchased, they had purchased ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Had + geçmiş zaman ortacı purchased, past perfect yapısını oluşturur. they'd purchased ilgi cümleciği objects sözcüğünü açıklar ve satın alma, believed ile anlatılan geçmişteki inanıştan önce gerçekleşmiştir. Burada 'd kısaltmasının anlamını sonraki fiil belirler: had sonrasında purchased kullanılabilir, ancak would sonrasında fiilin yalın hâli purchase gelmelidir. Bu yüzden bu ifadede 'd, would anlamına gelemez.

Alıştırma

They'd purchased the tickets before the price went up cümlesinde 'd neyin kısaltmasıdır?

  1. would
  2. did
  3. had
Cevabı göster

had

Kelime

somehow imbued with the essence of: temel bir niteliği mecazi olarak taşımak

Be imbued with X, bir şeyin soyut bir nitelikle derinden dolu olduğunu ya da o nitelik tarafından biçimlendirildiğini söylemenin resmî bir yoludur. The essence of a person, o kişinin gerçekte kim olduğunu en iyi yansıttığı düşünülen özellikler demektir. Burada somehow, bağlantının açıklanması güç olduğu izlenimini verir. İfade mecazidir: nesneler, önceki ünlü sahiplerinin temel özelliklerinden bir şeyler taşıyor gibi görünür; onların bir parçasını kelimenin tam anlamıyla içermez.

Alıştırma

Burada somehow imbued with the essence of their former celebrity owners ne anlama geliyor?

  1. Gizemli bir biçimde ünlülerin belirleyici özelliklerini taşıyor gibiydiler.
  2. Yasal olarak ünlülerin üzerine kaydedilmişlerdi.
  3. Ünlülerin yaptığı bir maddeyle fiziksel olarak doldurulmuşlardı.
Cevabı göster

Gizemli bir biçimde ünlülerin belirleyici özelliklerini taşıyor gibiydiler.

For similar reasons, Anlatım akışı

2:44

Benzer nedenlerle,

many of us are reluctant to part with family heirlooms, Notlar

2:46

birçoğumuz aile yadigarlarından ayrılmakta isteksiziz,

Anlatım akışı

For similar reasons: yeni bir örneği önceki bir nedene bağlamak

For similar reasons, sıradaki örneğin az önce ele alınana benzer bir nedeni olduğunu gösterir. İlgisiz yeni bir noktaya başlamak yerine önceki akıl yürütmeyi devam ettirir. Burada anlatım, ünlülere ait olmuş nesnelere verilen değerden insanların aile yadigârlarına bağlılığına geçer. Bilgilendirici yazılarda bu geçiş ifadesi, farklı örnekleri tek bir açıklama çizgisi altında toplamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bilgilendirici yazılarda For similar reasons genellikle neyi gösterir?

  1. Yeni örnek, önceki örneğin arkasındakilere benzer nedenlerle açıklanır.
  2. Metin, tamamen ilgisiz bir nedene geçmektedir.
  3. Bundan sonraki olaylar zaman sırasına konmaktadır.
Cevabı göster

Yeni örnek, önceki örneğin arkasındakilere benzer nedenlerle açıklanır.

Öbek fiiller

are reluctant to part with: Bir şeyden vazgeçmekte tereddüt etmek

be reluctant to + fiil yapısı, bir şeyi yapmaya isteksiz olmak veya tereddüt etmek anlamına gelir. Örnekte are, many of us ile uyumludur; yapılan eylem ise part with family heirlooms ifadesidir. Part with, bir şeyi satmak, başkasına vermek veya atmak gibi yollarla artık ona sahip olmamak ya da onu elinde tutmamak demektir. Bu nedenle are reluctant to part with, bir şeyi bırakmaya karşı isteksizliği ifade eder; yalnızca fiziksel olarak ayrı kalmak anlamına gelmez.

Alıştırma

'Vazgeçmek istememek' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya is ____ the watch her grandfather gave her.

Cevabı göster

reluctant to part with

Kelime

family heirlooms: Aile içinde nesilden nesile aktarılan eşyalar

Family heirlooms, bir ailede bir nesilden diğerine aktarılan eşyalardır. Mücevher, mobilya, mektup, fotoğraf veya başka eşyalar olabilirler. Bu eşyaların önemi genellikle yalnızca yaşlarından veya fiyatlarından değil, aile tarihinden ve duygusal anlamlarından gelir. Eski bir eşyanın heirloom olmasının nedeni, aile içinde miras bırakılması ve korunmasıdır.

Alıştırma

Aile içinde nesilden nesile aktarılan bir eşyayı ifade eden iki kelimelik hedef terimle cümleyi tamamlayın: This ring has gone from parent to child for generations, so it is a ____.

Cevabı göster

family heirloom

which help us feel connected to lost loved ones. Kalıp ifadeler

2:49

çünkü bunlar kaybettiğimiz sevdiklerimize bağlı hissetmemize yardımcı olur.

Kalıp ifadeler

help us feel connected to lost loved: kaybettiğimiz sevdiklerimizle duygusal bağ hissetmemize yardımcı olmak

help us feel connected to... ifadesi, ……ile aramızda duygusal bir bağ olduğunu hissetmemizi kolaylaştırmak demektir. Yapı help + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir; help us feel bunun bir örneğidir. Connected to, kişinin kendini yakın hissettiği insanı, yeri, kültürü veya anıyı belirtir. Burada lost loved, yaygın lost loved ones ifadesinin bir parçasıdır. A loved one, değer verdiğiniz bir kişidir; lost ise bu kişinin öldüğünü belirtir. Buradaki bağ duygusaldır, fiziksel veya çevrim içi bir bağlantı değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki beş kelimelik yapıyla tamamlayın: Family traditions ____ my grandparents.

Cevabı göster

help me feel connected to

These beliefs can even alter our perception of the physical world Kalıp ifadeler

2:52

Bu inançlar fiziksel dünyayı algılayışımızı bile değiştirebilir

and change our athletic abilities.

2:56

ve atletik yeteneklerimizi farklılaştırabilir.

Kalıp ifadeler

alter our perception of the physical world: fiziksel dünyaya ilişkin algımızı değiştirmek

alter our perception of the physical world, çevremizdeki gerçek ve maddi dünyayı algılama veya yorumlama biçimimizi değiştirmek demektir. alter someone's perception of something yapısında alter değiştirmek, perception ise bir şeyin zihinde nasıl göründüğü veya hissedildiği anlamına gelir. Cümle, inançların insanların gerçekliğe ilişkin deneyimlerini veya yargılarını değiştirebileceğini söylüyor. Fiziksel dünyanın kendisinin değiştiğini söylemiyor.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Lack of sleep can ____ time.

Cevabı göster

alter our perception of

Participants in a recent study

2:59

Yakın tarihli bir araştırmadaki katılımcılara,

were told they were using a golf putter Dilbilgisi

3:01

bir zamanlar şampiyon Ben Curtis'e ait olan

Dilbilgisi

were told they were using: katılımcılara söylenenleri aktarma

Bilgiyi edilgen biçimde aktarma kalıbı be told + yan cümledir. were told they were using ifadesinde were told, birinin katılımcılara bilgi verdiğini; they were using... ise bu bilginin içeriğini gösterir. Bir araştırma raporunda bu ifade, katılımcıların neye inanmaya yönlendirildiğini anlatır. Bilginin doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz; bu yüzden aktarılan mesajı gerçeklerden ayrı değerlendirmek gerekir.

Alıştırma

be told + yan cümle yapısını ve taste fiilini kullanarak cümleyi beş sözcükle tamamlayın: The children ____ a new cereal recipe, but every bowl contained the regular recipe.

Cevabı göster

were told they were tasting

once owned by the champion Ben Curtis. Dilbilgisi

3:03

bir golf sopası kullandıkları söylendi.

Dilbilgisi

once owned by: eski sahibi belirten kısaltılmış bir yan cümle

Once owned by the champion Ben Curtis, a golf putter ifadesinden sonra gelip onu niteleyen bir geçmiş zaman ortacı grubudur. Edilgen ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir: a golf putter that was once owned by the champion Ben Curtis. Burada once geçmişteki bir zamanı anlatır. Owned edilgen anlamdadır çünkü putter, birinin sahip olduğu nesnedir. İsim + once owned by + kişi biçimindeki kısa kalıp, tam bir ilgi cümleciği kullanmadan nesnenin eski sahibini ekler.

Alıştırma

once, own fiilinin geçmiş zaman ortacı ve by sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: The hotel restored a desk ____ a famous writer.

Cevabı göster

once owned by

During the experiment,

3:05

Deney sırasında,

they perceived the hole as being about a centimeter larger Dilbilgisi

3:07

deliği standart bir sopa kullanan kontrol grubu katılımcılarından

Dilbilgisi

perceived the hole as being: algılanan bir özelliği ifade etmek

perceive + nesne + as being + tümleç yapısı, birinin nesneyi belirli bir özelliğe sahipmiş gibi algıladığını veya değerlendirdiğini anlatır. Burada nesne the hole, algılanan boyutu açıklayan tümleç ise about a centimeter larger ifadesidir. Bu ifade katılımcıların öznel izlenimini aktarır. Deliğin fiziksel boyutunun gerçekten değiştiğini söylemez. Aynı yapı, bir şeyin gözlemciye nasıl göründüğünü, hissettirdiğini veya duyulduğunu anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi perceive + nesne + as being yapısıyla tamamlayın: Under warm light, the guests ____ more welcoming.

Cevabı göster

perceived the room as being

than controlled participants using a standard putter, Kelime

3:10

yaklaşık bir santimetre daha büyük olarak algıladılar

Kelime

controlled participants: kontrol grubu anlamı ve belirsizlik

Bu deneysel karşılaştırmada controlled participants ifadesiyle kontrol veya karşılaştırma koşulundaki katılımcılar kastedilmektedir. Ardından gelen using a standard putter sözleri, bu temel koşulu belirtir. Kastedilen anlam, günlük dildeki edilgen anlam olan “belirli bir şekilde davranması sağlanan kişiler” değildir. İfade tek başına belirsiz olduğu için kontrol grubu yorumu deney bağlamına dayanır.

Alıştırma

Bu deney cümlesinde controlled participants ifadesi büyük olasılıkla kimi belirtir?

  1. Deneyi kontrol eden araştırmacıları
  2. Davranışları başka biri tarafından kontrol edilen kişileri
  3. Kontrol veya karşılaştırma koşulundaki katılımcıları
Cevabı göster

Kontrol veya karşılaştırma koşulundaki katılımcıları

and they sank slightly more putts. Kelime

3:14

ve biraz daha fazla atış soktular.

Kelime

sank slightly more putts: sink a putt ifadesinin golfteki anlamı

Golfte sink a putt, bir putt vuruşuyla topu deliğe başarıyla sokmak anlamına gelir. Sank, sink fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu yüzden ifade, topların suya veya toprağa battığı anlamına gelmez. Slightly more, başarıyla tamamlanan putt sayısının yalnızca biraz daha yüksek olduğunu belirtir. Büyük bir artışı değil, küçük bir farkı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi sink a putt ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: On the last green, Ava ____ and won the match.

Cevabı göster

sank the putt

Although feelings of ownership emerge early in life, Dilbilgisi

3:17

Sahiplik duyguları hayatın erken dönemlerinde ortaya çıksa da,

culture also plays a part. Kalıp ifadeler

3:20

kültür de bunda bir rol oynar.

Dilbilgisi

Although ..., culture also plays a part: iki faktörü dengeli biçimde sunmak

Although önce doğru bir gerçeği kabul eder: sahiplik duygusu yaşamın erken dönemlerinde ortaya çıkar. Bu başlangıç kısmına ödünleme yan cümlesi denir. Ardından ana cümle, kültürü başka bir etken olarak ekler. Although + kabul edilen gerçek, + ana cümle kalıbı bir açıklamayı dengeli hâle getirir. Also, kültürün ek bir faktör olduğunu gösterir; plays a part ise “katkıda bulunur” anlamına gelir, “sonucu tamamen belirler” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir faktörü kabul edip ardından başka bir faktör eklemek için although sözcüğünü doğru kullanıyor?

  1. Although cost matters, but convenience also plays a part.
  2. Because cost matters, convenience cannot play a part.
  3. Although cost matters, convenience also plays a part.
Cevabı göster

Although cost matters, convenience also plays a part.

Kalıp ifadeler

play a part: bir sonucu etkilemek

Burada play a part, “olanları etkilemek” anlamına gelir. Kültür, sonucu ortaya çıkaran etkenlerden biridir; burada bir tiyatro oyununda rol yapmaktan söz edilmiyor. Bir kişi, nesne veya koşul, genellikle birkaç nedenden biri olarak sonuca katkıda bulunduğunda play a part kullanılır. Sonuç veya süreçten önce in eklenebilir: play a part in shaping behavior.

Alıştırma

Cümleyi play a part ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Regular practice ____ in building confidence.

Cevabı göster

plays a part

For example,

3:22

Örneğin,

it was recently discovered that Hadza people of Northern Tanzania, Notlar

3:22

Kuzey Tanzanya'da modern kültürden izole yaşayan Hadza halkının

Kültür

Hadza people of Northern Tanzania: grup ve konum

Hadzalar çoğunlukla Tanzanya'nın kuzeyinde yaşayan ve geleneksel avcı-toplayıcı yaşam biçimleriyle tanınan bir etnik gruptur. Hadza halkın, Tanzania ise ülkenin adıdır. Burada grubun ve konumun belirtilmesi, modern tüketim kültüründen daha fazla etkilenmiş toplumlarla yapılacak kültürler arası karşılaştırmanın arka planını verir. Bu, araştırmanın bağlamını açıklar; her Hadza bireyinin yaşamının aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hadza people of Northern Tanzania burada neyi tanımlıyor?

  1. Belirli bir etnik grup ve coğrafi konumu
  2. Resmî adı Hadza olan bir ülke
  3. Tanzanya'nın tamamında konuşulan bir dil
Cevabı göster

Belirli bir etnik grup ve coğrafi konumu

who are isolated from modern culture, Kelime

3:26

sahiplenme etkisini göstermediği,

Kelime

who are isolated from modern culture: be isolated from kalıbı

who are isolated from modern culture ifadesinde who, Hadza halkı hakkında ek bilgi veren bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik betimleyicidir; yeni bir temel cümle değildir. Be isolated from, bir şeyden ayrı olmak veya onunla sınırlı temas kurmak anlamına gelir. Bu bağlamda ana akım modern kültürle kültürel ve toplumsal açıdan görece mesafeli olmayı anlatır; modern dünyayla hiçbir temasın bulunmadığı anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: After the roads flooded, the town was ____ the rest of the region.

Cevabı göster

isolated from

don't exhibit the endowment effect. Kelime

3:29

yakın zamanda keşfedildi.

Dilbilgisi

It was recently discovered that...: bulguya odaklanmak

It was recently discovered that... yeni bir bulguyu tanıtır. it sözcüğü yalnızca özne yerini doldurur; daha önce sözü edilen bir nesneye gönderme yapmaz. Asıl haber that yan cümlesindedir. Edilgen was discovered, keşfi yapan kişiyi belirtmez ve odağı bulguya yöneltir. Keşfi yapan kişi bilinmediğinde veya önemli olmadığında bu kalıp bilimde, haberlerde ve resmî açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

was, recently ve discovered sözcüklerini kullanarak edilgen aktarım kalıbını tamamlayın: It ____ that some bees can learn simple patterns.

Cevabı göster

was recently discovered

Kelime

exhibit the endowment effect: gözlemlenebilir bir etki göstermek

Burada exhibit, gözlemlenebilir bir etkiyi veya örüntüyü göstermek anlamına gelen bir fiildir. Özne sahiplik etkisini göstermez. Nesne bir etki, davranış, belirti veya özellik olduğunda bu analitik anlam yaygındır. Bir tabloyu sergilemekte olduğu gibi, bir şeyi herkesin görmesi için sergilemek anlamına gelmez.

Alıştırma

“don't exhibit the endowment effect” ifadesinde exhibit ne anlama gelir?

  1. Bir etkiyi diğer insanlardan saklamak
  2. Bir nesneyi herkesin görmesi için sergilemek
  3. Gözlemlenebilir bir olguyu göstermek
Cevabı göster

Gözlemlenebilir bir olguyu göstermek

That's possibly because they live in an egalitarian society Notlar

3:31

Bunun nedeni muhtemelen hemen hemen her şeyin paylaşıldığı

where almost everything is shared.

3:34

eşitlikçi bir toplumda yaşamalarıdır.

Anlatım akışı

That's possibly because: olası bir neden sunmak

That's, az önce belirtilen gözleme gönderme yapar; because ise bu gözlemin açıklamasını sunar. Possibly, açıklamanın kanıtlanmış değil, makul bir olasılık olduğunu gösterir. Bu ifade, bilgiyi önce gözlem, ardından olası neden şeklinde düzenler. Konuşanın bir örüntüyü açıklarken bunun kesinlikle tek neden olduğunu iddia etmemesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle köprünün kapalı olmasını yolun boş olmasının kesin değil, olası bir nedeni olarak sunar?

  1. The road is empty. That's definitely because the bridge is closed.
  2. The road is empty. That's possibly because the bridge is closed.
  3. The road is empty, so the bridge must be closed.
Cevabı göster

The road is empty. That's possibly because the bridge is closed.

Kelime

an egalitarian society: eşitliğe değer veren bir toplum

An egalitarian society, hiyerarşiye daha az önem vererek insanlara nispeten eşit statü, hak veya fırsatlar sunmayı amaçlayan toplumdur. Bu cümlede ifade, yaygın paylaşımın güçlü bireysel sahiplik duygularını azaltabileceği açıklamasını destekler. Egalitarian toplumun eşitlik odaklı değerlerini anlatır; ardından gelen where almost everything is shared yan cümlesi ise bu değerlerle bağlantılı somut davranışı verir.

Alıştırma

Hangi açıklama an egalitarian society ifadesine en iyi uyar?

  1. Üyeleri arasındaki eşitliğe değer veren bir toplum
  2. Tek bir kişi tarafından yönetilen bir toplum
  3. Zenginlik düzeyinin her zaman yüksek olduğu bir toplum
Cevabı göster

Üyeleri arasındaki eşitliğe değer veren bir toplum

At the other extreme, Anlatım akışı

3:37

Diğer uç noktada,

Anlatım akışı

At the other extreme: bir ölçeğin karşıt ucuna geçmek

At the other extreme, bir ölçeğin bir ucundan çok uzaktaki karşıt ucuna geçildiğini belirtir. Dinleyiciye, sıradaki örneğin aynı özelliğin güçlü biçimde zıt bir derecesini göstereceğini bildirir. Burada ifade bir geçiş sözüdür; dolayısıyla temel görevi, ardından gelen bilgiyi düzenlemektir. Yalnızca başka bir bakış açısına geçmekten daha özel bir anlam taşır.

Alıştırma

Cümleyi, aynı ölçeğin karşıt ucunu belirten ve bu derste geçen tam dört sözcüklük geçiş ifadesiyle tamamlayın: Some people never plan ahead. ____, others schedule every minute.

Cevabı göster

At the other extreme

sometimes our attachment to our things can go too far. Kalıp ifadeler

3:38

bazen eşyalarımıza olan bağlılığımız aşırıya kaçabilir.

Kalıp ifadeler

our attachment to our things: attachment to + isim yapısı

Bu cümlede our attachment to our things, sahip olduğumuz eşyalara karşı hissettiğimiz duygusal bağı ve onları bırakmakta zorlanabilmemizi anlatır. Attachment temel isimdir; to our things ise bu duygunun neye yöneldiğini gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı attachment to + kişi, yer, nesne veya fikirdir. Buradaki attachment duygusal ya da psikolojik bir bağ anlamındadır; fiziksel bir bağlantı parçası veya e-postaya eklenen dosya anlamına gelmez.

Alıştırma

Attachment sözcüğünü doğru edatıyla kullanarak cümleyi tamamlayın: Lena has a deep ____ her childhood home.

Cevabı göster

attachment to

Kalıp ifadeler

can go too far: makul bir sınırı aşmak

Burada can go too far, bir şeyin makul veya kabul edilebilir bir sınırı aşacak kadar ilerleyebileceği anlamına gelir. Bu ifade bağlılığın derecesini değerlendirir: Normal bir duygu aşırı veya zararlı hâle gelebilir. Go too far burada mecaz anlamdadır. Far, fiziksel bir mesafe katetmeyi değil, bir sınırı aşmayı anlatır. Can bunu bir olasılık veya genel risk olarak sunar; sınırın kesinlikle aşılmış olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen ve “makul bir sınırı aşmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Safety rules help, but they can ____ when they control every small choice.

Cevabı göster

go too far

Part of the cause of hoarding disorder Kültür

3:41

İstifçilik bozukluğunun bir nedeni de

is an exaggerated sense of responsibility Kalıp ifadeler

3:43

abartılı bir sorumluluk duygusu

and protectiveness toward one's belongings. Kalıp ifadeler

3:46

ve kişinin eşyalarına karşı koruyucu bir tavır takınmasıdır.

Kültür

Bir ruh sağlığı durumu olarak hoarding disorder

Hoarding disorder, eşyaları elden çıkarmakta sürekli güçlük yaşanmasını içeren ve günlük yaşamı ciddi biçimde etkileyebilen bir ruh sağlığı durumu olan biriktirme bozukluğunu ifade eder. Disorder sözcüğü bunun sıradan dağınıklıktan, koleksiyon yapmaktan veya eşyaları saklamayı tercih etmekten daha ciddi olduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, olası nedenlerinden biri açıklanan durumun adıdır. Bir kişinin çok eşyaya sahip olması, mutlaka bu tanıya sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama hoarding disorder ifadesine en uygundur?

  1. Büyük bir koleksiyon oluşturma hobisi
  2. Temizlenmesi gereken dağınık bir oda
  3. Eşyaları elden çıkarmakta sürekli güçlük yaşanmasını içeren bir ruh sağlığı durumu
Cevabı göster

Eşyaları elden çıkarmakta sürekli güçlük yaşanmasını içeren bir ruh sağlığı durumu

Kalıp ifadeler

an exaggerated sense of responsibility: abartılı bir sorumluluk duygusu

An exaggerated sense of responsibility, durumun makul biçimde gerektirdiğinden daha güçlü bir içsel görev duygusu anlamına gelir. Exaggerated bu duygunun derecesini anlatır; kişinin konuşurken bilerek abarttığı anlamına gelmez. a sense of + soyut isim kalıbı içsel bir duyguyu, farkındalığı veya eğilimi adlandırır. Bu cümlede responsibility soyut isimdir; toward one's belongings ise sorumluluk duygusunun neye yöneldiğini gösterir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi tamamlayın: Although the decision was not hers, Ava felt an exaggerated ____ responsibility for the outcome.

Cevabı göster

sense of

Kalıp ifadeler

protectiveness toward one's belongings: kişinin eşyalarına karşı korumacı tutumu

Protectiveness toward one's belongings ifadesinde protectiveness, kişinin kendi eşyalarını güvende tutmaya yönelik güçlü bir istek veya eğilim anlamına gelir. Mutlaka gerçek bir koruma eylemini değil, bir tutumu anlatır. Toward, bu duygunun yöneldiği nesneyi belirtir. One's belongings kişinin kendi eşyaları demektir; belirli bir kişiden söz ederken her belongings veya their belongings örneklerinde olduğu gibi uygun iyelik sözcüğü kullanılır.

Alıştırma

Protectiveness toward one's belongings ifadesinde toward one's belongings ne işe yarar?

  1. Eşyaların fiziksel olarak hareket ettiği yeri anlatır.
  2. Eşyaların ne kadar pahalı olduğunu söyler.
  3. Koruma duygusunun yöneldiği eşyaları belirtir.
Cevabı göster

Koruma duygusunun yöneldiği eşyaları belirtir.

That's why people with this condition Anlatım akışı

3:50

Bu duruma sahip kişilerin herhangi bir şeyi çöpe atmayı

find it so difficult to throw anything away. Notlar

3:51

bu kadar zor bulmalarının nedeni budur.

Anlatım akışı

That's why: nedeni sonucuna bağlamak

That's why, daha önce verilmiş bir nedene gönderme yapar ve sonucu belirtir. Bu cümlede güçlü sorumluluk ve koruma duygusu neden, eşyaları atmakta zorlanmak ise sonuçtur. Bilgi sırası şöyledir: neden. That's why + sonuç. Böylece nedenin tamamını tekrar etmeden açıklama ilerletilir.

Alıştırma

Nedenden sonuca doğru biçimde geçen bağlayıcıyı seçin: The alarm didn't ring. ____ I woke up late.

  1. That's why
  2. Even though
  3. That's because
Cevabı göster

That's why

Dilbilgisi

find it so difficult to + fiil: bir şeyi yapmayı çok zor bulmak

Bu cümlede find, “bulmak” değil, “bir şeyi belli bir şekilde görmek veya hissetmek” anlamındadır. find + it + sıfat + to-infinitive yapısı, bir kişinin bir eylemi sıfatın belirttiği nitelikte gördüğünü anlatır. It biçimsel nesnedir; değerlendirilen asıl eylemi to throw anything away belirtir. So, difficult sözcüğünün derecesini artırır: eylem yalnızca zor değil, çok zor olarak görülür. Yeniden kullanılabilen kalıp find it + sıfat + to + fiil şeklindedir; find it easy to ask ve find it important to check buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi find it so difficult to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Ava ____ give away her old toys.

Cevabı göster

finds it so difficult to

Öbek fiiller

throw anything away: ayrılabilen phrasal verb throw away

Throw away, “atmak veya çöpe atmak” anlamına gelen bir phrasal verb’dür. throw anything away ifadesinde anything nesnedir ve throw fiili ile away parçacığının arasında bulunur. Sözcükler ayrı olsa da tek bir fiil öbeği olarak çalışır; burada anlam yalnızca bir şeyi uzağa fırlatmak değildir. Throw away ayrılabilen bir yapıdır, bu yüzden nesne iki parçanın arasında yer alabilir. Dinlerken veya okurken away sözcüğünü önceki throw ile ilişkilendirmek, araları ayrılmış olsa bile bütün anlamı tanımaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi throw away ve it zamirini kullanarak tamamlayın: The carton is empty, so please ____.

Cevabı göster

throw it away

What remains to be seen today Dilbilgisi

3:54

Bugünlerde henüz görülmesi beklenen şey,

is how the nature of our relationship with our possessions

3:56

eşyalarımızla olan ilişkimizin doğasının

will change with the rise of digital technologies. Kalıp ifadeler

3:59

dijital teknolojilerin yükselişiyle nasıl değişeceğidir.

Dilbilgisi

What remains to be seen today is how ...: çözümsüz bir soruyu ortaya koymak

Bu cümlede What remains to be seen today, “bugün hâlâ cevapsız olan soru” anlamına gelir. Remains to be seen, bir şeyin henüz bilinmediğini ve gelecekteki gelişmeler ya da kanıtlarla anlaşılacağını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. What remains to be seen today is how ... yapısı, önce çözüme kavuşmamış soruyu öne çıkarır, ardından how yan cümlesiyle bu sorunun ne olduğunu belirtir. Henüz öngörülemeyen gelecekteki bir sonuca işaret ederek bir analizi bitirmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “henüz bilinmiyor” anlamına gelen dört kelimelik kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: What ____ is how the weather will affect the final match.

Cevabı göster

remains to be seen

Kalıp ifadeler

with the rise of digital: büyüyen bir eğilimi arka plan olarak sunmak

Tam ifade olan with the rise of digital technologies içinde the rise of, bir şeyin popülerliğinin, öneminin, etkisinin veya kullanım yaygınlığının artması anlamına gelir. Dijital teknolojilerin yaşamda daha büyük bir yer edinmesini anlatır; fiziksel olarak yukarı doğru hareket etmeyi değil. Burada with, temel değişimle birlikte ilerleyen eğilimi tanıtır: dijital teknoloji büyüdükçe sahip olduklarımızla ilişkimiz değişebilir. Bu ifade arka planı oluşturur, ancak tek başına doğrudan bir neden kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “... daha yaygın hâle geldikçe” anlamına gelen dört kelimelik eğilim ifadesiyle tamamlayın: Many stores began accepting contactless payments ____ mobile wallets.

Cevabı göster

with the rise of

Many have forecast the demise of physical books and music, Kelime

4:02

Birçok kişi fiziksel kitap ve müziğin sonunun geldiğini tahmin ediyor,

Kelime

have forecast the demise of: bir şeyin sonunu resmî biçimde öngörmek

have forecast the demise of X, insanların X'in ortadan kalkacağını veya sona ereceğini öngörmüş olduğu anlamına gelir. have forecast present perfect yapısındadır; tahminlerin daha önce yapıldığını ve güncel tartışmayla hâlâ ilgili olduğunu gösterir. Forecast ve demise, ifadeyi haber analizlerinde ve yorumlarda yaygın olan resmî bir anlatıma dönüştürür. Ürünler veya medya için demise, bir anda tamamen yok olmak yerine yaygın kullanımını ya da önemini kaybetmek anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Burada have forecast the demise of physical books ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar basılı kitapların sonunda ortadan kalkacağını veya işlevini kaybedeceğini öngörmüş.
  2. İnsanlar basılı kitapları koruyacaklarına söz vermiş.
  3. İnsanlar basılı kitap satışlarında geçici bir artış olduğunu bildirmiş.
Cevabı göster

İnsanlar basılı kitapların sonunda ortadan kalkacağını veya işlevini kaybedeceğini öngörmüş.

but for now at least, Kalıp ifadeler

4:06

ancak en azından şimdilik,

Kalıp ifadeler

but for now at least: bir yargıyı şu anla sınırlamak

but for now at least bir karşıtlık kurar ve yeni yargıyı şu anla sınırlar. But önceki tahminden farklı olan mevcut duruma geçiş yapar, for now zaman aralığını belirler, at least ise bunun konuşanın güvenle söyleyebildiği en sınırlı iddia olduğunu gösterir. Bu ifade geleceği açık bırakır: söylenen şey şimdi doğrudur ancak ileride doğru olmayabilir. Kesin ya da kalıcı bir iddiadan kaçınmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi ama en azından şu anda anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The new system may take over someday, ____, the old system still works well.

Cevabı göster

but for now at least

this seems premature. Kelime

4:07

bu erken bir tahmin gibi görünüyor.

Kelime

this seems premature: bir yargı için henüz çok erken olduğunu söylemek

Buradaki this, basılı kitapların ve fiziksel müzik ürünlerinin yok olacağına ilişkin önceki tahmini gösterir. Premature, bu tahminin yeterli kanıt oluşmadan yapıldığını anlatır; tahminin gelecekte kesinlikle gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez. Seems değerlendirmeyi daha temkinli hâle getirir. Konuşan kişi tahminin doğrudan yanlış olduğunu söylemek yerine, onu şimdi kabul etmek için henüz erken olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve ‘çok erken görünüyor’ anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The pilot has run for only one day, so calling it a success ____.

Cevabı göster

seems premature

Perhaps there will always be something uniquely satisfying Notlar

4:09

Belki de bir nesneyi elimizde tutmak

about holding an object in our hands Kalıp ifadeler

4:12

ve ona bizim demek hakkında

Kalıp ifadeler

something uniquely satisfying: kendine özgü biçimde tatmin edici bir şey

Something satisfying, insana tatmin duygusu veren bir deneyim veya özellik demektir. something gibi belgisiz zamirlerden sonra sıfat öbeği zamirin önüne değil arkasına gelir. Uniquely, satisfying sözcüğünü niteler. Deneyimin tatmin edici oluş biçiminin özel veya eşine zor rastlanır olduğunu anlatır; asıl vurgu fiziksel nesnenin benzersiz olmasında değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, tatmin duygusunun kendine özgü bir niteliğe sahip olduğunu söyler?

  1. There is something uniquely satisfying about solving the puzzle.
  2. There is something surprisingly difficult about solving the puzzle.
  3. There is something unique and satisfying about solving the puzzle.
Cevabı göster

There is something uniquely satisfying about solving the puzzle.

Kalıp ifadeler

about holding an object in our hands: bir nesneyi ellerimizde tutmak

Something satisfying about holding... yapısında about ile başlayan bölüm, tatmin edici niteliğe sahip etkinliğin ne olduğunu belirtir. Burada bu duygu, fiziksel olarak bir nesneyi elde tutmakla ilişkilidir. About bir edat olduğu için hold, holding ulaç biçimine girer. Yeniden kullanılabilen kalıp there is something + sıfat + about + -ing öbeği şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için hold fiilinin -ing biçimini kullanın: There is something comforting about ____ a warm mug.

Cevabı göster

holding

and calling it our own. Dilbilgisi

4:15

her zaman eşsiz bir şekilde tatmin edici bir şeyler olacaktır.

Dilbilgisi

Perhaps there will always be something: uzun vadeli, temkinli bir tahmin

Perhaps, tüm ifadeyi kesin bir gerçek değil, bir olasılık olarak sunar. There will be, bir şeyin var olacağını anlatan varlık yapısıdır; always ise bu varlığın uzak geleceğe kadar sürebileceğini öngörür. Something, henüz ayrıntısı belirtilmemiş bir duygu veya niteliği ortaya koyar; cümlenin geri kalanı bunu kendine özgü bir tatmin olarak açıklar. Perhaps there will always be... bütünü düşünceli bir sonuç oluşturur: konuşan kişi tahmine eğilim gösterir ama onu gerçek olarak sunmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir ihtiyacın süresiz olarak devam edebileceğine ilişkin temkinli bir tahminde bulunur?

  1. There will definitely be no need for quiet places.
  2. Perhaps there will always be a need for quiet places.
  3. There was a need for quiet places yesterday.
Cevabı göster

Perhaps there will always be a need for quiet places.

Dilbilgisi

calling it our own: call + nesne + tümleç

calling it our own ifadesinde call + nesne + nesne tümleci yapısı kullanılır. it nesnedir, our own ise tümleçtir: söz konusu şeyi bize ait olan veya bizim olarak kabul ettiğimiz bir şey şeklinde tanımlar. Burada call, “telefon etmek” değil, “olarak görmek veya tanımlamak” anlamına gelir. Bu ifade yalnızca sahip olma gerçeğini değil, çoğu zaman kişisel bağlılık veya aidiyet duygusunu da anlatır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi call, it ve our own sözcüklerini kullanarak tamamlayın: We finally bought the little house, so now we can ____.

Cevabı göster

call it our own