Daha az tuz, daha iyi sağlık ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Neil ve Georgie, insanların neden çoğu zaman vücudun ihtiyaç duyduğundan fazla tuz tükettiğini inceliyor. Kazakistan’da yiyecekleri tuzla saklama geleneğini günümüzdeki işlenmiş gıdalarla ilişkilendiriyor, aşırı tuzun tansiyon ve kalp üzerindeki risklerini açıklıyor, ülkelerin önerilerini karşılaştırıyor ve beş-altı gram tartışmasından çok genel sağlık sorununun önemli olduğunu gösteriyorlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. processed food. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Endüstriyel hazırlama veya koruma işlemleriyle değiştirilmiş yiyecekleri anlatan yaygın beslenme terimini anlayın. Sağlık tartışmalarında bu ürünlerin taze ya da geleneksel yöntemlerle korunmuş yiyeceklerden neden ayrıldığını fark edebilir ve gizli tuzun çoğunlukla nerede bulunduğunu açıklayabilirsiniz. 2. take a step back — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bunun fiziksel olarak geriye gitmek değil, bir tartışmadan geçici olarak uzaklaşıp durumu sakin biçimde yeniden değerlendirmek anlamına geldiğini öğrenin. Ara vermeyi, öncelikleri gözden geçirmeyi ve küçük ayrıntılara takılmamayı önerirken bu ifadeyi kullanabilirsiniz. 3. if you don't like your food unsalted, try adding herbs and spices instead. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Önce karşınızdakinin tercihini kabul eden, ardından uygulanabilir bir alternatif sunan nazik tavsiye kalıbını öğrenin. Bu yapıyı, buyurgan ya da küçümseyici görünmeden daha sağlıklı bir seçenek önermek için farklı durumlara uyarlayabilirsiniz.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:07Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
Do you know the five tastes which give food its flavor, Dilbilgisi
0:13Yemeğe lezzetini veren beş tadı biliyor musun,
which give food its flavor: bir ismi which ile açıklamak
which give food its flavor, the five tastes ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciğidir. which, the five tastes ifadesinin yerini tutar ve give fiilinin öznesidir; tastes çoğul olduğu için fiil gives değil give olur. Bir şeyin ne yaptığını veya nasıl bir özelliğe sahip olduğunu anlatmak için isim + which + fiil yapısını kullanabilirsin. Buradaki cümlecik, beş tadın işlevini açıklar.
Alıştırma
which ve help fiilinin doğru biçimini kullanarak ilgi cümleciğini tamamla: These are the tools ____ us measure temperature.
Cevabı göster
which help
Everyone knows that salt makes food taste better Dilbilgisi
0:22Herkes tuzun yemeğin tadını daha iyi yaptığını bilir
makes food taste better: make + nesne + yalın fiil
makes food taste better, make + nesne + to almayan yalın fiil yapısını kullanır. food, tuzun etkilediği nesnedir; taste sonucu anlatan fiildir ve better yemeğin tadının nasıl olduğunu belirtir. Bu etkin yapıda make sonrasında fiili to olmadan yalın biçimde kullan: make food taste doğrudur, make food to taste değildir. Bu yapı, bir kişinin veya şeyin bir eyleme ya da sonuca neden olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi taste fiilinin doğru biçimiyle tamamla: Fresh herbs make the sauce ____ fresher.
Cevabı göster
taste
by enhancing: yöntemi açıklamak için by + -ing kullanımı
Bu cümlede by enhancing, sonucun hangi yöntem veya mekanizmayla ortaya çıktığını açıklar: tuz, malzemelerin lezzetini artırarak yemeğin tadını daha iyi hâle getirir. Yöntem bildiren by sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimi kullanılır: by + enhancing; by + enhance kullanılmaz. Bu yapı “Nasıl gerçekleşiyor?” veya “Nasıl yapılıyor?” sorusunu yanıtlar.
Alıştırma
Cümleyi repeat fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Leo memorized the poem by ____ it aloud.
Cevabı göster
repeating
There's even a phrase you'll see in many recipes,
0:28Hatta birçok tarifte göreceğiniz bir söz bile var,
add a pinch of salt: bir tutam tuz eklemek
“Add a pinch of salt”, “çok az miktarda tuz ekleyin” anlamına gelen yaygın bir yemek tarifi yönergesidir. Burada a pinch, başparmak ile başka bir parmak arasında tutulabilen küçük miktarı anlatan yaklaşık bir ölçüdür. Bu ifade, sıkıştırma eylemine değil miktarın çok az olmasına odaklanır. Kesin değil, yaklaşık bir ölçüdür.
Alıştırma
Başparmak ile başka bir parmak arasında tutulabilen miktarı anlatan üç kelimelik yemek pişirme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Add ____ salt to the soup.
Cevabı göster
a pinch of
How much salt makes a pinch of salt?: ne kadarın bir tutam sayıldığını sormak
Bu soruda how much salt miktarı sorar; makes ise “üretir” değil, “oluşturur” ya da “sayılır” anlamındadır. how much X makes Y? kalıbının tamamı, ne kadar X'in Y sayılmaya yeteceğini sorar. salt veya rice gibi normalde ayrı ayrı sayılmayan şeylerle how much kullanılır. X'in miktarı tek bir bütün olarak düşünüldüğü için fiil makes biçimindedir.
Alıştırma
Ne kadar miktarın bir porsiyon sayıldığını soran kalıpla soruyu tamamlayın: ____ rice ____ one serving?
Cevabı göster
How much · makes
recommends a daily salt intake of less than 5 g, Kelime
0:40günlük tuz alımının 5 gramdan az olmasını öneriyor,
The World Health Organization or WHO: tam ad ve kısaltma
The World Health Organization kuruluşun İngilizce tam adıdır, WHO ise kısaltmasıdır. Bu, uluslararası bir halk sağlığı kuruluşudur. Buradaki or, “diğer adıyla” ya da “yani” anlamına gelir; iki seçenek sunmaz, aynı kuruluşun başka bir adını verir. Önce tam adı söylemek, dinleyenin kısaltmayı anlamasına yardım eder. Bu ilk tanıtımdan sonra konuşurken veya yazarken yalnızca WHO kullanılabilir.
Alıştırma
Kısaltmanın ilk tanıtımını tamamlayın: The British Broadcasting Corporation, ____ BBC, produces television and radio programmes.
Cevabı göster
or
a daily salt intake: her gün tüketilen tuz miktarı
a daily salt intake ifadesinde intake, bir kişinin yediği veya içtiği bir şeyin miktarını belirten isimdir. İfadenin bütünü, her gün tüketilen tuz miktarı demektir. daily + madde + intake kalıbı sağlık dilinde yaygındır. Bir şeyin yalnızca içeri girme eylemine değil, ölçülen miktara odaklanır.
Alıştırma
Bir sağlık raporunda daily salt intake ne anlama gelir?
- bir kişinin sahip olduğu tuzluk sayısı
- bir kişinin her gün tükettiği tuz miktarı
- bir kişinin günün hangi saatinde tuz yediği
Cevabı göster
bir kişinin her gün tükettiği tuz miktarı
about the same as a teaspoon: yaklaşık bir karşılaştırma
About the same as, yaklaşık olarak eşit veya kabaca denk demektir. About karşılaştırmayı yaklaşık hâle getirir; bu yüzden iki miktarın tamamen aynı olması gerekmez. Burada bir çay kaşığı gibi tanıdık bir ölçü, dinleyicinin miktarı daha kolay gözünde canlandırmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Yaklaşık karşılaştırmayı dersteki ifadeyle tamamlayın: The parcel weighs ____ my school bag.
Cevabı göster
about the same as
at least 1 g a day: günlük alt sınır
at least 1 g a day ifadesinde at least bir alt sınır koyar: miktar 1 gram ya da daha fazladır, daha az değildir. Bu, tam olarak 1 gramın en iyi miktar olduğu anlamına gelmez. a day, “her gün” veya “günde” demektir. at least + miktar + a day kalıbı, günlük en az miktarı ya da sıklığı belirtebilir.
Alıştırma
at least 1 g a day ne anlama gelir?
- Yalnızca belirli bir günde tam 1 gram
- Her gün 1 gram ya da daha fazla
- Her gün en fazla 1 gram
Cevabı göster
Her gün 1 gram ya da daha fazla
eat far too...: far, too ifadesini güçlendirir
eat far too much ifadesinde too much, yenilen miktarın uygun ya da makul olandan fazla olduğunu belirtir. far, too ifadesini güçlendirir; yani fazlalık az değil, büyüktür. Bir şey uygun miktarı ya da seviyeyi büyük ölçüde aştığında far too + sıfat, zarf veya much/many kalıbını kullanın.
Alıştırma
Kutunun Mia’nın kaldırması için uygun olandan çok daha ağır olduğunu doğal biçimde hangi cümle anlatır?
- The box is far too heavy for Mia to lift.
- The box is far very heavy for Mia to lift.
- The box is very too heavy for Mia to lift.
Cevabı göster
The box is far too heavy for Mia to lift.
increasing the risk of high blood pressure and heart disease. Notlar
0:54yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini artırarak.
increasing the risk of: zararlı bir sonucu daha olası hâle getirmek
Increasing the risk of, istenmeyen bir olayın veya durumun meydana gelme olasılığını artırmak anlamına gelir. of sonrasındaki isim grubu olası sonucu belirtir; burada bu sonuç high blood pressure and heart disease ifadesidir. Burada increasing, önceki eylemin sonucunu ekleyen bir -ing yan cümlesi başlatır. Yeni bir ana cümle değildir; and this increases the risk of ... ile benzer bir işlev görür.
Alıştırma
Cümleyi increase the risk of yapısındaki eksik sözcüklerle tamamlayın: Too little sleep can increase ____ mistakes at work.
Cevabı göster
the risk of
high blood pressure: yüksek tansiyon için standart ifade
High blood pressure, tıbbi terim olan hypertension için kullanılan standart günlük İngilizce ifadedir ve yüksek tansiyon anlamına gelir. Kanın atardamar duvarlarına uyguladığı basıncın olması gerekenden yüksek kalmasını anlatır. blood pressure ifadesini vücuttaki kan basıncı anlamına gelen bir birleşik isim olarak düşünün; high bu ölçümü niteler. Örnekte high blood pressure, meydana gelme riski artabilecek zararlı sağlık durumlarından biridir.
Alıştırma
Cümleyi yüksek tansiyon için kullanılan standart günlük İngilizce terimle tamamlayın: The nurse checked me twice and said I have ____.
Cevabı göster
high blood pressure
In this program, we'll be asking...: ana soruyu önceden bildirmek
In this program çerçeveyi belirler: konuşmacı bu bölümde nelerin ele alınacağını anlatmaktadır. We'll be asking programı yönlendirecek ana soruyu sunar. Böylece cümle konuyu önceden bildirir ve dinleyicilere neye dikkat edeceklerini gösterir. Buradaki asking, yalnızca bir kişiye soru sormak anlamına gelmez. Soruyu program boyunca incelemek veya ele almak anlamına gelir. How much salt is too much incelenecek sorudur.
Alıştırma
Bu cümle bir programın başında ne işe yarar?
- İzleyicilerden tuz tüketimlerini hemen ölçmelerini ister.
- Programın soruyu zaten yanıtladığını söyler.
- Programın inceleyeceği soruyu önceden bildirir.
Cevabı göster
Programın inceleyeceği soruyu önceden bildirir.
we'll be learning some useful new vocabulary as well.
1:03aynı zamanda bazı yararlı yeni kelimeler öğreneceğiz.
The reason it's difficult to know how much salt you consume Dilbilgisi
1:10Ne kadar tuz tükettiğinizi bilmenin zor olmasının nedeni
The reason ... is that ...: bir durumu ve nedenini belirtmek
Bu kalıp The reason + durum + is that + neden şeklindedir. The reason ifadesinden sonraki sözler açıklanması gereken durumu belirtir: ne kadar tuz tüketildiğini bilmek zordur. is that ifadesinden sonraki yan cümle ise gerçek nedeni verir: tuz yiyeceklerde gizlidir. Önce durumu sunup ardından nedenini açıkça anlatmak istediğinizde bu kalıbı kullanın. that ile başlayan bölüm nedeni belirterek ifadeyi tamamlar.
Alıştırma
Cümleyi The reason ... is that ... ile tamamlayın: ____ the classroom is cold ____ a window is open.
Cevabı göster
The reason · is that
processed food: satılmadan veya yenmeden önce değiştirilmiş yiyecek
Processed food, pişirme, dondurma, konserveleme veya malzeme ekleme gibi yollarla satılmadan ya da yenmeden önce özgün hâli değiştirilmiş yiyecek demektir. Processed, food sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı biçiminde bir sıfattır. Bu terim birçok yiyecek türünü kapsar. Bu cümlede especially processed food, insanlar kolayca fark etmese bile tuz içerebilen bir kategori olarak özellikle işlenmiş gıdaları gösterir.
Alıştırma
Bir sağlık yazısında processed food ne anlama gelir?
- Yalnızca restoranlarda yenebilen yiyecek
- Satılmadan veya yenmeden önce değiştirilmiş ya da hazırlanmış yiyecek
- Mutlaka çok tuzlu tadı olan yiyecek
Cevabı göster
Satılmadan veya yenmeden önce değiştirilmiş ya da hazırlanmış yiyecek
So which of the following everyday foods do you think contains most salt? Ton ve niyet
1:17Peki sence aşağıdaki günlük gıdalardan hangisi en çok tuzu içeriyor?
Which of the following ... do you think ...?: bir seçim ve görüş sormak
Which of the following, dinleyiciden sınırlı bir listedeki seçeneklerden birini seçmesini ister. Do you think dinleyicinin kendi görüşünü sorar; böylece soru yalnızca bir gerçeği istemek yerine daha etkileşimli olur. Burada cevap olarak tek bir yiyecek beklenir. Bu yüzden contain değil, tekil fiil olan contains kullanılır. Yararlı kalıp şöyledir: Which of the following + çoğul isim + do you think + fiil ...?
Alıştırma
Which of the following ve do you think İngilizce ifadelerini kullanarak test sorusunu tamamlayın: ____ animals ____ runs fastest?
Cevabı göster
Which of the following · do you think
I'm going to guess that meat is the saltiest of those foods. Notlar
1:27bu yiyeceklerden en tuzlusunun et olduğunu tahmin edeceğim.
I'm going to guess that: kesin olmayan bir cevabı belirtmek
I'm going to guess that, konuşanın tam emin olmadığı bir sonucu dile getirir. that'ten sonraki yan cümle asıl tahmini verir; burada etin en olası cevap olduğu düşünülür. Buradaki going to esas olarak gelecekteki bir olayı anlatmaz. Kalıbın tamamı temkinli bir giriş işlevi görür ve cevabı doğrudan The answer is... demekten daha az kesin yapar.
Alıştırma
Cevabı bir tahmin olarak sunan dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the blue key opens this door.
Cevabı göster
I'm going to guess that
the saltiest of those foods: the + en üstünlük biçimi + of
Saltiest, salty sıfatının en üstünlük biçimidir. the saltiest, üç veya daha fazla ögeden oluşan bir grupta tuzluluk düzeyi en yüksek olanı belirtir; yalnızca çok tuzlu anlamına gelmez. of those foods karşılaştırılan grubu belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp the + en üstünlük biçimi + of + grup şeklindedir; the tallest of the three buna bir örnektir. Yazımda salty sözcüğündeki y, -est ekinden önce i olur: saltiest.
Alıştırma
Hangi cümle bir çorbanın üç çorba içinde en tuzlu olduğunu doğru şekilde söyler?
- This soup is saltier of the three soups.
- This soup is the saltiest of the three soups.
- This soup is the salty of the three soups.
Cevabı göster
This soup is the saltiest of the three soups.
I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı
1:32Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.
I'll reveal the answer later in the program.: cevabı programın ilerleyen bölümünde açıklamak
Sunucu, şu anda saklı tuttuğu cevabı daha sonra açıklayacağına söz vermek için I'll reveal the answer der. Reveal, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi bilinir hâle getirmek demektir. Later in the program, açıklamanın ne zaman geleceğini gösterir: program bittikten sonra değil, aynı programın ilerleyen bir bölümünde. Bu cümle merak uyandırır ve dinleyiciye dinlemeyi sürdürmesi için bir neden verir.
Alıştırma
Bir sunucu cevabı şimdi saklayıp aynı programın ilerleyen bölümünde açıklayacağına söz vermek için hangi cümleyi kullanmalıdır?
- I revealed the answer earlier in the program.
- I'll reveal the answer later in the program.
- I'll reveal the answer after the program.
Cevabı göster
I'll reveal the answer later in the program.
a country where people eat on average 17 g of salt a day. Kalıp ifadeler
1:39insanların günde ortalama 17 gram tuz yediği bir ülke.
on average ... a day: günlük ortalama miktar
On average, 17 g değerinin birkaç kişi veya birkaç güne ait verilerin ortalamasından geldiğini gösterir. Her kişinin tam olarak 17 g tükettiği ya da miktarın her gün aynı olduğu anlamına gelmez. on average + miktar + a day kalıbı günlük ortalama miktarı bildirir. Burada a day, per day yani günde anlamına gelir; sayı için kullanılan zaman birimi bir gündür.
Alıştırma
80'in kesin günlük toplam değil, ortalama olduğunu gösteren iki kelimelik ifadeyi yazın: The café sells ____ eighty sandwiches a day.
Cevabı göster
on average
That's more than three times the amount recommended by the WHO. Dilbilgisi
1:44Bu, DSÖ tarafından önerilen miktarın üç katından fazla.
DSÖ’nün önerdiği miktarın üç katından fazla
more than, three times the amount çarpanının tamamını etkiler. Miktar, DSÖ’nün önerdiği miktarın üç katından daha büyüktür. Örneğin önerilen miktar 5 ise söz konusu miktar 15’ten fazladır. recommended by the WHO, amount sözcüğünden sonra gelir ve onu niteler. “DSÖ tarafından önerilen miktar” anlamındadır. three times miktarın kaç kat olduğunu anlatır; DSÖ’nün üç kez öneride bulunduğunu anlatmaz.
Alıştırma
“more than three times the amount recommended by the WHO” miktar hakkında ne söyler?
- Miktar, DSÖ’nün önerdiği miktarın tam üç katıdır.
- Miktar, DSÖ’nün önerdiği miktardan üç birim fazladır.
- Miktar, DSÖ’nün önerdiği miktarın üç katından fazladır.
Cevabı göster
Miktar, DSÖ’nün önerdiği miktarın üç katından fazladır.
Here, Marian explains some of the reasons behind this Kalıp ifadeler
1:49Burada Marian, bunun arkasındaki bazı nedenleri açıklıyor
Bunun arkasındaki nedenlerden bazıları
reasons behind this ifadesinde behind mecaz anlamdadır. Nedenleri daha önce sözü edilen bir duruma bağlar ve fiziksel bir konumu değil, o durumu açıklayan etkenleri veya nedenleri belirtir. some of, bütün kümenin yalnızca bir bölümünü ifade eder. Konuşan kişi birkaç neden sunacaktır, ancak bütün nedenleri sunacağını iddia etmez.
Alıştırma
Cümledeki “some of the reasons behind this” ne anlama gelir?
- Durumla ilgili birkaç açıklama; ancak bunların hepsi olmak zorunda değildir.
- Bir şeyin fiziksel olarak arkasında bulunan nedenler.
- Durumla ilgili mümkün olan bütün açıklamalar.
Cevabı göster
Durumla ilgili birkaç açıklama; ancak bunların hepsi olmak zorunda değildir.
which is due to historical heritage: bir durumu nedenine bağlamak
Bu cümlede which, yalnızca salt ismine değil, We consume lots of salt durumunun tamamına gönderme yapar. Virgülden sonraki bölüm, bu durum hakkında ek bilgi veren açıklayıcı bir ilgi cümleciğidir. be due to + isim öbeği, bir durumun veya sonucun nedenini belirtir. Buradaki which is due to historical heritage, yüksek tuz tüketimini geçmişten miras kalan geleneklere ve yaşam biçimlerine bağlar.
Alıştırma
"The road is closed, which is due to flooding," cümlesinde "which is due to flooding" hangi bilgiyi ekler?
- Seli bir yol türü olarak tanımlar.
- Yolun sel nedeniyle kapalı olduğunu ekler.
- Yolun sel bittikten sonra kapanacağını söyler.
Cevabı göster
Yolun sel nedeniyle kapalı olduğunu ekler.
when we were nomads: hareketli bir yaşam biçiminin arka planı
Nomads, tek bir yerleşimde kalıcı olarak yaşamak yerine bir yerden başka bir yere taşınan insanlardır. Genellikle hayvanlarıyla birlikte ya da mevsimler ve kaynaklar değiştikçe hareket ederler. When we were nomads, konuşmacının topluluğunun geçmişte bu hareketli yaşam biçimini sürdürdüğü dönemi belirtir. Bu bağlamda söz konusu tarihsel arka plan, yolculuğun ve yiyecekleri koruma yöntemlerinin neden önemli hâle geldiğini açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
"When we were nomads, we moved across the steppes" cümlesinde nomads ne anlama gelir?
- kalıcı olarak yerleşmek yerine bir yerden başka bir yere taşınan insanlar
- her zaman büyük şehirlerde yaşayan insanlar
- yalnızca tatillerde seyahat eden insanlar
Cevabı göster
kalıcı olarak yerleşmek yerine bir yerden başka bir yere taşınan insanlar
for centuries and centuries: vurgu için zaman ifadesini tekrarlama
For centuries, yüzlerce yıl süren bir dönem boyunca demektir. For centuries and centuries ifadesinde centuries sözcüğünün tekrarlanması iki ayrı zaman dilimi oluşturmaz; vurguyu artırır ve sürenin olağanüstü uzun hissedilmesini sağlar. Bu cümlede tekrar, göçebe yaşam biçimine köklü bir tarih duygusu katar. Başka anlatılarda da years and years veya generations and generations gibi kalıplarla uzun süre vurgulanabilir.
Alıştırma
Yüzlerce yıllık bir dönemi anlatan ve vurgu için tekrar kullanan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: People in the region followed this tradition for ____.
Cevabı göster
centuries and centuries
traveled and wandered across the steppes: bozkırlarda yolculuk edip dolaşmak
Travel bir yerden başka bir yere gitmek anlamına gelirken wander sabit bir rota olmadan dolaşma anlamını da ekler. Across, geniş bir alanın bir bölümünden diğerine doğru hareketi gösterir. The steppes, özellikle Orta Asya'da ve Doğu Avrupa'nın bazı bölgelerinde bulunan geniş, çoğunlukla ağaçsız otlaklardır. Burada ifadenin tamamı, kısa ve planlı bir yolculuktan ziyade göçebelerin bu arazi üzerinde hareket etmesini anlatır.
Alıştırma
Örnekteki traveled and wandered across the steppes ne anlama gelir?
- Bir şehirde sabit bir rotayı izlediler.
- Bir merdivende yukarı aşağı yürüdüler.
- Geniş, çoğunlukla ağaçsız otlaklarda dolaşarak ilerlediler.
Cevabı göster
Geniş, çoğunlukla ağaçsız otlaklarda dolaşarak ilerlediler.
and here we had to carry lots of meat,
2:09ve burada yanımızda bol miktarda et taşımak zorundaydık,
could be preserved: yiyeceğin bozulmasını önlemek
Yiyecek bağlamında preserve, yiyeceğin bozulmasını önleyerek daha uzun süre dayanmasını sağlamak demektir. Buradaki could be preserved edilgen bir yapıdır: korunan şey ettir. Kullanılan yöntem tuz eklemektir. Ana fikir eti yalnızca elde tutmak değil, bozulmasını yavaşlatmak veya durdurmaktır.
Alıştırma
Hangi cümlede preserve, örnektekiyle aynı yiyecek anlamında kullanılmıştır?
- New rules help preserve this forest.
- The library preserves old books for future readers.
- Freezing can preserve vegetables for several months.
Cevabı göster
Freezing can preserve vegetables for several months.
the dairy products: sütten yapılan yiyecekler
Dairy products; peynir, yoğurt ve tereyağı gibi sütten yapılan yiyeceklerdir. Dairy, ürünlerin türünü belirtir. Bu cümlede the dairy products, milk products ifadesini yaygın kategori adıyla yeniden söyler. İki ifade de aynı yiyecek grubunu anlatır.
Alıştırma
Sütten yapılan yiyeceklerin yaygın adını kullanarak cümleyi tamamla: Cheese and yogurt are ____.
Cevabı göster
dairy products
Besides improving its flavor: besides + -ing yapısı
Besides + -ing biçimi, “bir şeyi yapmanın yanı sıra” anlamına gelir. Burada Besides improving its flavor, ana cümle tuzun başka bir kullanımını eklemeden önce bir yararı tanıtır. Besides burada bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: improve değil, improving kullanılır. Bu giriş ifadesi cümlenin başındaysa genellikle ardından virgül gelir.
Alıştırma
Cümleyi save fiilinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: Besides ____ money, walking to school gives Leo exercise.
Cevabı göster
saving
can be used to preserve food: bir amacı anlatma
Can be used to + fiilin yalın hâli, bir şeyin belirli bir amaçla kullanılabileceğini anlatır. Bu edilgen bir yapıdır: odak, onu kimin kullandığında değil, ne işe yarayabileceğindedir. can be used to preserve food ifadesinde preserve fiilin yalın hâlidir ve amacı belirtir. Burada tuz, yiyeceklerin bozulmasını önlemeye yardımcı olabilir.
Alıştırma
Cümleyi can, use fiilinin edilgen biçimi ve to ile tamamlayın: A clean jar ____ hold pencils.
Cevabı göster
can be used to
stop it from going bad: bozulmasını önlemek
stop it from going bad ifadesindeki it, food sözcüğünü gösterir. stop + nesne + from + -ing yapısı, nesnenin bir şey yapmasını ya da bir değişimin gerçekleşmesini önlemek demektir. Yiyecekler için go bad, bozulmak; yani tazeliğini veya yenmeye uygun olma durumunu kaybetmek anlamına gelir. Buradaki go fiziksel hareket değil, istenmeyen bir duruma geçiş anlatır.
Alıştırma
“Sütün bozulmasını önlemek” anlamını vermek için cümleyi stop + nesne + from + -ing ve go bad ile tamamlayın: Keep the milk cold to ____.
Cevabı göster
stop it from going bad
Traditionally, people in Kazakhstan were nomads.
2:31Geleneksel olarak, Kazakistan'daki insanlar göçebeydi.
with their animals rather than living in one place all the time. Dilbilgisi
2:36sürekli aynı yerde yaşamak yerine hayvanlarıyla birlikte.
travel from place to place: bir yerden bir yere gitmek
From place to place, sabit bir yerde kalmadan tekrar tekrar bir konumdan başka bir konuma gitmek demektir. They traveled from place to place cümlesinde bu ifade nasıl yolculuk ettiklerini anlatır: sürekli yer değiştirdiler. Bu, from + isim + to + aynı isim biçimindeki kalıplaşmış bir yapıdır. Burada place normalde tekil kalır ve önünde tanımlık kullanılmaz.
Alıştırma
“Farklı yerler arasında tekrar tekrar” anlamına gelen hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The doctor travels ____ to visit families.
Cevabı göster
from place to place
rather than + -ing: başka bir eylemle karşılaştırma
Rather than, gerçekleşmeyen veya seçilmeyen başka bir seçeneği gösterir. Burada rather than living in one place all the time, tek bir yerde yerleşik yaşamayı bir yerden bir yere gitmekle karşılaştırır. Rather than sonrasında, karşılaştırılan eylemi adlandırmak için bir -ing öbeği kullanılabilir: rather than + living. Bu yapıyla, bir kişinin başka bir eylem yerine ne yaptığını söyleyebilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi rather than ve watch fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Owen read a book ____ television.
Cevabı göster
rather than watching
Treating food with salt gave them enough to eat Dilbilgisi
2:40Yiyecekleri tuzla işlemek onlara yiyecek kadar erzak sağladı
Treating food with salt: özne olarak bir -ing öbeği
Treating food with salt tek bir -ing öbeğidir ve öbeğin tamamı gave fiilinin öznesidir. Bir kişiyi veya nesneyi değil, yiyecekleri tuzla işleme eyleminin kendisini adlandırır. Bu tür özneye İngilizce dil bilgisinde genellikle gerund phrase denir. Bir etkinliğin ne yaptığını veya neye yol açtığını söylemek için -ing öbeğini özne olarak kullanabilirsiniz; tek bir etkinlik normalde tekil fiil alır.
Alıştırma
water the garden every morning ifadesini -ing biçiminde özne yaparak cümleyi tamamlayın: ____ helps the plants grow.
Cevabı göster
Watering the garden every morning
made from milk: kaynak malzemeyi belirtmek
be made from + material kalıbı, bir şeyi üretmek için hangi ham maddenin kullanıldığını söyler. Bu cümlede made from milk, foods sözcüğünü niteler ve sütün bu yiyeceklerin ham maddesi olduğunu belirtir. Made from, malzeme işlendiğinde ve son ürün artık ilk malzemeye benzemediğinde özellikle doğaldır. Bu kalıp yiyeceklerin ve diğer ürünlerin açıklamalarında yaygındır.
Alıştırma
Ahşabın kaynak malzeme olduğunu belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Paper is ____ wood.
Cevabı göster
made from
such as cheese and butter: örnekleri tanıtmak
Such as, az önce belirtilen kategorinin bir veya daha fazla örneğini tanıtır. Burada cheese and butter, foods made from milk kategorisinin örnekleridir. Such as ifadesinden sonraki örnekler genellikle kategorinin bazı üyelerini gösterir, tümünü değil. İfadenin hemen ardından örnek olan isimler veya isim grupları gelir.
Alıştırma
Örnekleri tanıtan iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Bring warm clothes, ____ a coat and gloves.
Cevabı göster
such as
But there's a big difference between traditional Kazakh nomads Dilbilgisi
2:54Ancak geleneksel Kazak göçebeleri ile
and the health problems associated with modern processed food. Kalıp ifadeler
2:58modern işlenmiş gıdalarla ilişkili sağlık sorunları arasında büyük bir fark var.
there's a big difference between A and B: A ile B arasında büyük bir fark var
There's a big difference between A and B, A ile B'nin yalnızca biraz farklı olmadığını anlatır. big difference sözleri, aradaki farkın önemli olduğunu vurgular. between A and B kalıbı karşılaştırılan iki şeyi belirtir. Bu cümlede iki konunun aynı tür durumlar gibi ele alınmaması gerektiğine işaret eder.
Alıştırma
Karşılaştırma kalıbını tamamlayın: There is a big difference ____ hearing a word ____ understanding it.
Cevabı göster
between · and
associated with modern processed food: modern işlenmiş gıdalarla ilişkili
Associated with, bağlantılı veya ilişkili anlamına gelir. İfade health problems sözünden sonra gelir ve hangi sorunların kastedildiğini açıklar; that are associated with modern processed food ifadesinin daha kısa biçimidir. Bir bağlantı olduğunu belirtir, ancak tek başına modern işlenmiş gıdaların her soruna doğrudan neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, yetersiz uykunun doğrudan neden olduğunu iddia etmeden bir bağlantı anlatır?
- The condition is associated with poor sleep.
- The condition has nothing to do with poor sleep.
- The condition is caused by poor sleep.
Cevabı göster
The condition is associated with poor sleep.
When we eat too much salt: genel bir koşul belirlemek
When we eat too much salt, when ile başlayan bir yan cümledir. Ana cümledeki durumun hangi koşulda gerçekleştiğini önce belirtir: Vücudun tepkisi bu durumda ortaya çıkar. Cümle genel bir vücut sürecini anlattığı için when belirli bir zamanı değil, “bu her olduğunda” anlamını taşır. İki bölümdeki geniş zaman, genel bir koşul-sonuç düzenini gösterir.
Alıştırma
Cümlenin başındaki "When we eat too much salt" yan cümlesinin görevi nedir?
- Vücudun tepkisi için genel koşulu belirler.
- Tepkinin gerçekleştiği belirli bir saati verir.
- Tepkinin geçmişte yalnızca bir kez gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster
Vücudun tepkisi için genel koşulu belirler.
by retaining water: yöntemi by + -ing ile belirtmek
By retaining water, yöntemi gösteren bir by + -ing öbeğidir. “Vücut bunu nasıl seyreltir?” sorusunu yanıtlar. By yöntemi, retaining water ise bu yöntem olarak kullanılan eylemi belirtir. By bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: by retaining doğrudur, by retain değildir. Bu vücut süreci bağlamında retain water, suyu vücutta tutmak demektir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için reduce fiilini by + -ing öbeği içinde kullan: A lid keeps soup warm ____ heat loss.
Cevabı göster
by reducing
And as a result: bir sonucu belirtme
As a result bir sonuç bağlayıcısıdır: sonraki düşüncenin hemen önce verilen bilgiden kaynaklandığını gösterir. Bu altyazıda ifade, sonucun tamamını vermek yerine birazdan bir sonuç geleceğini belirtir. Baştaki And, açıklamayı önceki cümleye bağlar. Tam bir yazılı cümlede bu giriş ifadesinden sonra normalde virgül kullanılır: And as a result, ...
Alıştırma
Hangi cümle and as a result ifadesini gerçek bir sonucu belirtmek için kullanıyor?
- Heavy snow covered the road, and as a result, winter came before spring.
- Heavy snow covered the road, and as a result, the snow was white.
- Heavy snow covered the road, and as a result, the bus arrived late.
Cevabı göster
Heavy snow covered the road, and as a result, the bus arrived late.
the heart works harder to pump liquid around the body. Dilbilgisi
3:07kalp vücuda sıvı pompalamak için daha çok çalışır.
works harder to pump...: bir amaç için artan çaba
Works harder, öncesine veya olağan duruma göre daha fazla çabayla çalışmak ya da daha büyük bir yük altında olmak demektir. Burada özne kalp olduğu için work, bir işte çalışmak değil, işlev görmek anlamındadır. To pump... biçimindeki to'lu mastar, bu ek çabanın amacını gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + work harder + to + fiilin yalın hâli şeklindedir: bir kişi, vücut bölümü, makine veya sistem bir eylemi tamamlamak için çabasını artırır.
Alıştırma
Cümleyi “bir amaç için daha fazla çabayla çalışmak” anlamındaki kalıpla tamamlayın: On steep hills, the small engine must ____ pull the cart.
Cevabı göster
work harder to
which over time, can lead to heart disease. Kalıp ifadeler
3:13zamanla kalp hastalığına yol açabilen.
over time: uzun bir süre içindeki kademeli değişim
Over time, “zaman geçtikçe” anlamına gelir. Bir değişimin veya etkinin hemen değil, yavaş yavaş geliştiğini ya da daha sonra belirginleştiğini gösterir. Burada can lead to heart disease ifadesiyle birlikte kullanılır ve kalp hastalığını uzun vadede ortaya çıkabilecek bir sonuç olarak gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “zaman geçtikçe yavaş yavaş” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The path became wider ____ as more people used it.
Cevabı göster
over time
can lead to heart disease: olası bir sonucu ifade etmek
Can lead to + bir isim veya isim grubu, “bir sonuca yol açabilir” anlamına gelir. Burada heart disease olası sonuçtur. Can sözcüğü önemlidir: kesin bir durumu değil, bir riski anlatır. Can sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimi lead kullanılır; to sözcüğünden sonra sonuç belirtilir.
Alıştırma
Olası bir sonucu göstermek için cümleyi can + lead to ile tamamlayın: Too little sleep ____ poor concentration.
Cevabı göster
can lead to
Globally, governments are fighting this health risk in different ways. Deyimler
3:16Küresel olarak, hükümetler bu sağlık riskiyle farklı yollarla mücadele ediyor.
are fighting this health risk: güçlü eylem benzetmesi olarak fight
Burada are fighting this health risk gerçek bir fiziksel kavgayı anlatmaz. Fight bir benzetme olarak kullanılır: Hükümetler ciddi bir tehlikeyi kontrol etmek veya azaltmak için güçlü biçimde harekete geçmektedir. Haberlerde fight; hastalıklar, kirlilik, yoksulluk ve diğer toplumsal sorunlardan söz ederken sıkça kullanılır. Eyleme, daha tarafsız olan deal with ifadesinden daha güçlü ve acil bir ton verir.
Alıştırma
The city is fighting air pollution with stricter rules. cümlesinde fighting ne anlama gelir?
- Sorunun nerede olduğunu bulmaya çalışmak
- Başka biriyle fiziksel olarak kavga etmek
- Sorunu azaltmak için güçlü önlemler almak
Cevabı göster
Sorunu azaltmak için güçlü önlemler almak
The Australian government reduced its recommended salt intake to 6 g a day,
3:20Avustralya hükümeti önerilen tuz alımını günde 6 grama düşürdü,
has passed laws forcing ... to reduce ...: yasa çıkarmak ve etkisini açıklamak
Has passed, pass fiilinin present perfect biçimidir. Burada pass laws, yasaları resmen kabul etmek anlamına gelir. Present perfect, yasaların daha önce kabul edildiğini ama bu eylemin mevcut durum için hâlâ önemli olduğunu gösterir. Forcing food companies to reduce ..., laws sözcüğünden sonra gelen bir -ing sıfat-fiil yan cümlesidir. Bu bölüm laws that force food companies to reduce ... biçiminde açılabilir. force + nesne + to + fiil kalıbı, kimin harekete geçmek zorunda olduğunu ve ne yapması gerektiğini gösterir. Bu kısa yapı, haber dilinde eylemi ve yasaların etkisini birlikte aktarmayı sağlar.
Alıştırma
Cümledeki -ing yan cümlesi bize ne anlatıyor?
- Hükümetin kendisi her türlü tuz kullanımını bırakmak zorunda.
- Yasalar, gıda şirketlerinin kullandıkları tuz miktarını azaltmasını zorunlu kılıyor.
- Gıda şirketleri hükümet için yasalar çıkardı.
Cevabı göster
Yasalar, gıda şirketlerinin kullandıkları tuz miktarını azaltmasını zorunlu kılıyor.
while: iki bilgiyi karşıtlık kurarak bağlamak
Burada while, hükümetlerin farklı eylemlerini sunan iki yan cümleyi bağlar. Anlamı «oysa» veya «buna karşılık»tır; «…… olduğu sırada» anlamında değildir. one situation, while another situation kalıbı, tek bir cümle içinde karşılaştırma düzenler. İki tarafı paralel bilgiler olarak okuyun ve ne zaman gerçekleştiğine değil, aralarındaki farka bakın.
Alıştırma
Hangi cümlede while iki bilgiyi karşılaştırmak için kullanılmıştır?
- Please stay here while I call your dad.
- I read a book while I waited for the bus.
- The north is cold, while the south is warm.
Cevabı göster
The north is cold, while the south is warm.
Claire Collins is professor of nutrition at the University of Newcastle in Australia.
3:34Claire Collins, Avustralya'daki Newcastle Üniversitesi'nde beslenme profesörü.
Here, she explains more about these salt recommendations
3:40Burada, bu tuz önerileri hakkında daha fazla şey açıklıyor
Gündelik konuşmada have to anlamına gelen got to
Bu gündelik konuşma cümlesinde got to, have to veya must gibi “zorunda olmak” anlamına gelir. You got to take a step back, bir adım geri çekilmenin gerekli bir tavsiye olduğunu belirtir; birinin bir şey aldığı anlamına gelmez. You got to, you have got to ifadesinin gündelik biçimidir ve bazı gayriresmî konuşmalarda have sözcüğü atılır. Özenli standart İngilizcede you have got to veya you have to kullanın.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. got sözcüğünden sonra to call, two calls veya a call gelmesine dikkat edin.
- You got to call her before noon.
- You got a call before noon.
- You got two calls before noon.
Cevabı göster
You got to call her before noon.
take a step back: durup yeniden düşünmek
Burada take a step back fiziksel olarak geriye gitmek anlamına gelmez. Biraz durup o anki ayrıntılardan veya yoğun duygulardan uzaklaşarak daha sakin düşünmek demektir. Bu cümlede, durumun tamamını düşünmeden önce bakış açısında bir değişiklik başlatır. Bir sorun kafa karıştırıcı olduğunda ya da tartışma tıkandığında aynı düşünce işe yarar.
Alıştırma
Durup yeniden düşünmek anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The discussion is getting heated, so let's ____ before we decide.
Cevabı göster
take a step back
look at the bigger picture: durumun tamamını düşünmek
Burada look at the bigger picture, tek bir küçük ayrıntıya odaklanmak yerine ana hedefi ve parçaların birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu da içeren tüm durumu düşünmek demektir. Picture burada mecazdır; gerçek bir görüntüyü değil, bir soruna genel bakışı anlatır. İfade, dikkati dar bir noktadan genel olarak önemli olan şeye taşır.
Alıştırma
Tüm durumu düşünmek anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: One mistake does not ruin the project; we should ____.
Cevabı göster
look at the bigger picture
Like arguing whether it should be 5 g or 6 g, Dilbilgisi
3:515 gram mı yoksa 6 gram mı olmalı diye tartışmak yerine,
arguing whether ... or ...: tartışılan soruyu belirtmek
Arguing whether + yan cümle, insanların anlaşamadığı kesin soruyu belirtir. Whether henüz karara bağlanmamış noktayı tanıtır. Bu cümlede it should be 5 g or 6 g iki seçenek sunar. Bu yapı yalnızca insanların tartıştığını değil, tam olarak neyi tartıştıklarını da anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, tartışılan iki seçeneği tanıtan sözcükle tamamlayın: They are arguing ____ the playground should close at six or seven.
Cevabı göster
whether
the issue is that: dikkati asıl meseleye yöneltmek
The issue is that + yan cümle, that sonrasındaki bilgiyi asıl mesele olarak gösterir. Dikkati küçük ayrıntılardan uzaklaştırıp en önemli noktaya yöneltir. Burada ifade, around the world, salt intakes are very high bölümünü temel mesele olarak sunar. That sonrasındaki sözcükler, meselenin tam olarak ne olduğunu açıklayan bir yan cümle oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi, asıl meseleye işaret eden ders ifadesiyle tamamlayın: The ____ the water is not safe to drink.
Cevabı göster
issue is that
contributing to premature strokes: zararlı bir sonucun nedenlerinden biri olmak
contributing to premature strokes ifadesindeki contributing to, daha önce sözü edilen etkeni bu zararlı sonuca bağlar. Bu etkenin felçlerin daha erken yaşta görülmesine yol açan unsurlardan biri olduğu ya da görülme olasılığını artırdığı anlamına gelir. Bu ifade başka nedenlerin de olabileceğini kabul eder; tek bir etkenin bütün felçleri açıkladığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi contribute fiilinin doğru biçimi ve edatıyla tamamlayın: Stress can ____ sleep problems.
Cevabı göster
contribute to
premature strokes, premature mortality: normal zamandan daha erken
Premature, bir şeyin normal, beklenen veya uygun zamandan önce gerçekleştiği anlamına gelir. Burada hem strokes hem de mortality sözcüklerini niteler; sağlık olaylarının ve ölümlerin yaşamın normalde beklenenden daha erken bir döneminde gerçekleştiğini anlatır. Sözcük genellikle zamanlamanın istenmeyen veya normal dışı olduğu fikrini de taşır; yalnızca saate ya da programa göre erken demek değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede premature, “normal veya uygun zamandan daha erken” anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- We arrived premature for the movie.
- The report examines the causes of premature mortality.
- She woke up premature on Saturday.
Cevabı göster
The report examines the causes of premature mortality.
in a way that's culturally appropriate for each country. Kalıp ifadeler
4:07her ülke için kültürel olarak uygun bir şekilde.
need to address it: bir sorunla ilgili harekete geçmek gerekmesi
need to address it ifadesinde address, bir sorunu ciddiye almak ve onunla ilgili bir şey yapmak anlamına gelen bir fiildir. it zamiri, daha önce konuşulmakta olan sorunu temsil eder. need to + fiilin yalın hâli yapısı gereklilik bildirir. İfadenin tamamı, sorundan yalnızca söz etmeyi değil, harekete geçmeyi gerektirir.
Alıştırma
Cümledeki need to address it ne anlama geliyor?
- Onun adresini yazmak gerekiyor.
- Sorunun tamamen çözüldüğünü söylemek gerekiyor.
- Sorunla ilgili harekete geçmek gerekiyor.
Cevabı göster
Sorunla ilgili harekete geçmek gerekiyor.
in a way that's culturally appropriate for each country: her ülkenin kültürüne uygun bir şekilde
In a way, bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan yöntemi belirtir. That's, that is ifadesinin kısaltmasıdır ve way sözcüğünden sonraki yan cümle bu yöntemin nasıl olması gerektiğini açıklar. Culturally appropriate, bir grubun gelenek ve değerlerine uygun ve saygılı olmak demektir. For each country, yöntemin her yerde aynen kopyalanması yerine ülke ülke uyarlanması gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bir yöntem kullanarak” anlamına gelen yapıyla tamamlayın: The museum presents the tradition ____ is respectful to the local community.
Cevabı göster
in a way that
Instead of arguing over grams of salt: başka bir eylem seçmek
Instead of + -ing biçimi, başka bir eylem tercih edildiği için seçilmeyen eylemi belirtir. Burada arguing over grams of salt, bir kenara bırakılan eylemdir. Bu ifade cümlenin başında kullanıldığında, dinleyiciye cümlenin geri kalanında daha iyi bir seçeneğin geleceğini gösterir. Genellikle “A yapmak yerine B yapmak” ilişkisini anlatır.
Alıştırma
Argue fiilinin doğru biçimini kullanın: Instead of ____ about the mistake, we fixed it together.
Cevabı göster
arguing
Professor Collins thinks we should take a step back
4:14Profesör Collins bir adım geri atmamız gerektiğini düşünüyor
which means to temporarily withdraw from a situation
4:22bir durumdan geçici olarak çekilmek anlamına gelen
in order to think about it more calmly: amaç belirtmek
In order to + fiilin yalın hâli, önceki bir eylemin amacını açıkça belirtir. Burada durumdan geçici olarak uzaklaşmanın amacı, durum hakkında daha sakin düşünmektir. Daha kısa olan to think de çoğu zaman aynı amacı anlatabilir; ancak in order to amaç ilişkisini daha açık gösterir ve biraz daha resmî duyulur.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen tam amaç ifadesiyle tamamlayın: Ben wrote a list ____ remember every task.
Cevabı göster
in order to
not just the details: dar bir odağın ötesine bakmak
Burada not just the details, fazla dar bir odağı düzeltir: Bir şeyi anlamak, hem genel anlamını hem de küçük parçalarını göz önünde bulundurmayı gerektirir. Not just, ayrıntıların önemsiz olduğunu söylemez. Ayrıntıların dikkate alınacak tek şey olmadığını söyler. Tam kalıp not just A, but also B olabilir; ancak ikinci fikir, buradaki overall meaning gibi, cümlede daha önce de verilebilir.
Alıştırma
Bu cümlede not just the details neyi vurguluyor?
- Ayrıntılar tamamen görmezden gelinmelidir.
- Yalnızca ayrıntıların dikkate alınması gerekir.
- Ayrıntılar önemlidir, ancak genel anlam da önemlidir.
Cevabı göster
Ayrıntılar önemlidir, ancak genel anlam da önemlidir.
Yes, the problem remains that overconsumption of salt is causing premature health problems, Notlar
4:34Evet, aşırı tuz tüketiminin erken sağlık sorunlarına neden olduğu sorunu devam ediyor,
the problem remains that: çözülmemiş bir soruna geri dönmek
The problem remains that + yan cümle, önceki tartışmalardan, değişikliklerden veya çözüm girişimlerinden sonra da varlığını sürdüren bir sorunun içeriğini belirtir. Burada remains bir bağ fiilidir ve that ile başlayan yan cümle devam eden sorunun ne olduğunu açıklar. Bir tartışmada bu kalıp, dikkati çözülmemiş ana soruna geri çeker. Örnekte, diğer noktaların aşırı tuz tüketimiyle ilgili temel kaygıyı ortadan kaldırmadığını gösterir.
Alıştırma
Bir ekip haftalardır gecikmeleri tartışıyor, ancak hâlâ bir teslim tarihi yok. Hangi cümle tartışmayı bu çözülmemiş soruna en iyi şekilde geri getirir?
- The problem was that we did not have a delivery date, but that is now fixed.
- The problem remains that we do not have a delivery date.
- The new problem is that the meeting starts at ten.
Cevabı göster
The problem remains that we do not have a delivery date.
overconsumption of salt: aşırı tuz alımını anlatan resmî ifade
Overconsumption of salt, sağlıklı veya uygun olandan daha fazla tuz almak demektir. over- ön eki aşırı miktarı, consumption ise bu sağlık bağlamında alımı veya tüketimi belirtir. İfadenin tamamı resmî bir isim öbeğidir. overconsumption of + isim kalıbı, bir şeyin aşırı miktarda alınmasını veya kullanılmasını anlatabilir. Özellikle sağlık, enerji ve kaynaklarla ilgili konularda görülür.
Alıştırma
overconsumption of + isim hedef kalıbını salt ile kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ can increase the risk of high blood pressure.
Cevabı göster
Overconsumption of salt
problems which are happening sooner than they should. Dilbilgisi
4:40olması gerekenden daha erken meydana gelen sorunlar.
happening sooner than they should: normalden erken olduğuna dair değerlendirme
happening sooner than they should ifadesinde sooner, gerçek zamanı normal veya uygun zamanla karşılaştırır. Sorunların çok erken ortaya çıktığını ve konuşanın bu zamanı yanlış ya da istenmeyen bir zaman olarak gördüğünü anlatır. should'dan sonra gelen happen fiili, anlam zaten açık olduğu için atılmıştır: sooner than they should happen. Buradaki should, normalde ne zaman gerçekleşmesi gerektiğini anlatır; bir emir bildirmez.
Alıştırma
Makine parçaları normalde beş yıl dayanır, ancak bunlar iki yıl sonra bozuluyor. Hangi cümle zamanlamanın olması gerekenden daha erken olduğunu doğrudan söyler?
- These parts are breaking later than they should.
- These parts are breaking sooner than expected.
- These parts are breaking sooner than they should.
Cevabı göster
These parts are breaking sooner than they should.
most people can enjoy long healthy lives. Kalıp ifadeler
4:46çoğu insan uzun, sağlıklı hayatların tadını çıkarabilir.
By limiting...: yöntemi by + -ing ile gösterme
Bu cümlede By limiting salt and processed food, ana cümledeki sonuca götürebilecek yöntemi belirtir. Çoğu insanın uzun ve sağlıklı bir yaşamı nasıl sürdürebileceğini açıklar. Kalıp by + fiilin -ing biçimidir. Yöntemi önce göstermek için by + -ing ifadesi cümlenin başına getirilebilir; ardından virgül ve sonuç gelir.
Alıştırma
Yöntemi göstermek için reduce ve by + -ing kalıbını kullanın: ____ waste, we can save money.
Cevabı göster
By reducing
can enjoy long healthy lives: olumlu bir yaşam sonucunu anlatma
Burada can enjoy long healthy lives, insanların uzun süre sağlıklı yaşama olanağına sahip olabileceği anlamına gelir. Enjoy burada yalnızca eğlenmek değil, iyi bir durumu yaşamak ve ondan yararlanmak demektir. Long ve healthy, çoğul isim lives'ı niteler. İstenen bir yaşam niteliğini anlatırken enjoy + sıfat(lar) + life/lives kısa ve doğal bir kalıptır.
Alıştırma
Hangi cümle, uygun bakım sayesinde bu hayvanların uzun ve sağlıklı bir yaşam sürebileceğini doğal biçimde anlatır?
- With proper care, these animals can enjoy long, health lives.
- With proper care, these animals can enjoy lives long and healthy.
- With proper care, these animals can enjoy long, healthy lives.
Cevabı göster
With proper care, these animals can enjoy long, healthy lives.
If you don't like..., try ... instead: alternatif önermek
If you don't like your food unsalted, dinleyenin tercihini bir koşul olarak sunar. your food unsalted içinde food, like fiilinin nesnesidir; unsalted ise yemeğin tuz eklenmemiş durumda olduğunu anlatır. Try adding herbs and spices instead, dostça bir alternatif önerir. try + fiilin -ing biçimi bir yöntemi denemeyi anlatırken instead bu yöntemin tuz eklemenin yerini aldığını gösterir.
Alıştırma
If you don't like..., try ... instead kalıbını eksiksiz tamamlayın: ____ crowded buses, try taking the train ____.
Cevabı göster
If you don't like · instead
Speaking of salty foods: ilgili bir konuya geçmek
Speaking of salty foods, söylemin akışını düzenleyen bir geçiş ifadesidir. Önceki konuşmada geçen salty foods konusunu yeniden ele alır ve bunu sonraki ilgili konuya geçiş için köprü olarak kullanır; konuşma eylemini anlatmaz. Kalıp speaking of + isim veya isim grubudur. Genellikle ardından virgül ve daha sonra yeni bir yorum, soru veya hikâye gelir.
Alıştırma
‘Bu bana doğum günlerini hatırlattı’ anlamındaki geçişi tamamlayın: ____ birthdays, have you chosen a cake?
Cevabı göster
Speaking of
I think it's time to reveal the answer to my question, Anlatım akışı
4:56sanırım sorumun cevabını açıklama zamanı geldi,
it's time to reveal the answer: sonraki adıma geçmek
Bu cümlede it's time to reveal the answer, bekleme veya soru aşamasının bittiğini ve cevap aşamasının başladığını bildirir. Konuşmanın akışını düzenler ve dikkati bir sonraki adıma yöneltir. Kalıp It's time to + fiilin yalın hâlidir. Burada reveal the answer, daha önce bilinmeyen bir cevabı açıklamak anlamına gelir ve çoğu zaman duyuru havası taşır.
Alıştırma
Sunucunun sonraki adımı bildiren geçiş cümlesini tamamlayın: ____ reveal the quiz answer.
Cevabı göster
It's time to
If you remember, I asked you which everyday food contains most salt.
5:00Hatırlarsan, hangi günlük yiyeceğin en çok tuz içerdiğini sormuştum.
around 19%, followed by bread with 14% and pasta with 7%. Dilbilgisi
5:11%19 civarında, onu %14 ile ekmek ve %7 ile makarna takip ediyor.
followed by ... with ...: sıralı verileri listelemek
Followed by, az önce adı verilen ögeden sonra gelen bir veya daha fazla ögeyi tanıtır. Etin en yüksek değere sahip olduğu zaten belirtildiği için ekmek ve makarnanın yüksek sayıdan düşük sayıya doğru gelen sonraki ögeler olduğu anlaşılır. With 14% bu sayıyı bread ile, with 7% ise diğer sayıyı pasta ile ilişkilendirir. followed by + öge + with + sayı şeklindeki kısa kalıp, sıralanmış veya belirli bir düzene konmuş verileri sunmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Sonraki ögeleri tanıtan iki sözcüklü follow biçimini kullanın: In the survey, green was the most popular colour at 45%, ____ blue at 30% and red at 25%.
Cevabı göster
followed by
Okay, let's recap the vocabulary we've learned in this program, Anlatım akışı
5:18Tamam, bu programda öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,
Let's recap the vocabulary we've learned in this program: gözden geçirmeyi başlatmak
Let's recap... kısa bir gözden geçirme bölümüne geçildiğini gösterir. Burada recap, ana noktaları özetlemek anlamına gelen bir fiildir; konuşan kişi yeni bir konuya başlamaz veya her şeyi baştan öğretmez. we've learned in this program ifadesi, the vocabulary söz öbeğini programda daha önce ele alınan kelimelerle sınırlar. Let's recap + isim öbeği kalıbı dersin, toplantının veya sunumun akışını düzenlemek için kullanılabilir.
Alıştırma
Konuşan kişi Let's recap... diyerek ne yapıyor?
- Tamamen yeni bir kelime konusu açmak
- Herkesi önemli kelimeleri kısaca gözden geçirmeye davet etmek
- Herkesten her kelimeyi aynen tekrar etmesini istemek
Cevabı göster
Herkesi önemli kelimeleri kısaca gözden geçirmeye davet etmek
meaning to do something to stop it rotting,
5:25çürümesini durdurmak için bir şeyler yapmak anlamına gelir,
Nomads are people who travel from one place to another,
5:29Nomads, bir yerden başka bir yere seyahat eden insanlardır,
Dairy products are foods such as cheese and butter,
5:37Dairy products, peynir ve tereyağı gibi yiyeceklerdir,
you temporarily remove yourself from a situation in order to reevaluate it.
5:43yeniden değerlendirmek için kendinizi geçici olarak bir durumdan çıkarırsınız.
means to consider the overall meaning of something rather than the specific details.
5:51belirli detaylar yerine bir şeyin genel anlamını düşünmek anlamına gelir.
And finally, the adjective premature describes something which happens too soon
5:55Ve son olarak, premature sıfatı çok erken gerçekleşen bir şeyi tarif eder
our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi
Our 6 minutes are up, konuşan kişilere ayrılan altı dakikalık sürenin sona erdiğini anlatır. Bu zaman ifadesinde be up, bitmiş olmak veya hiç zaman kalmaması anlamındadır; up fiziksel bir yönü anlatmaz. Çoğul bir süreyle are kullanılır: six minutes are up. Daha genel biçim Time is up ifadesidir. İki ifade de süreli bir etkinliği bitirmek veya birinin durması gerektiğini bildirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Ayrılan sürenin sona erdiğini göstermek için cümleyi be up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Your ten minutes ____.
Cevabı göster
are up