Bir şeylere karşı daha fazla mı alerjik oluyoruz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Beth ve Neil alerji ile intolerans arasındaki farkı açıklıyor, yaygın belirtileri anlatıyor ve çok sayıda alerjiyle yaşamanın gündelik ve sosyal etkilerini inceliyor. Mia’nın restoran deneyimleri ve Avustralya’dan veriler üzerinden alerji oranlarının yaşla nasıl değiştiğini gösteriyor; D vitamini araştırmalarına ve immünoterapiye de kısaca değiniyorlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. can't have anything with milk. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Alerji veya intolerans nedeniyle bir beslenme kısıtlamasını konuşma dilinde doğal biçimde bildirmeyi öğrenin. Yapıyı kuruyemiş, yumurta, glüten ya da sizin için güvenli olmayan başka bir malzemeyle kullanarak ne yiyip içemediğinizi açıkça anlatabilirsiniz. 2. feel like I'm being a burden. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: burden sözcüğünün burada gerçek bir yükü değil, ihtiyaçlarınızın başkalarına zorluk çıkardığı kaygısını mecazen anlattığını kavrayın. Böylece özel düzenleme isterken yaşanan duygusal ve sosyal baskıyı, yalnızca rahatsızlık verdiğinizi söylemekten daha incelikli biçimde ifade edebilirsiniz. 3. does drop off — Öbek fiiller: drop off ifadesinin bir sayı, oran ya da düzeyin azalmasını anlattığını; does unsurunun ise düşüşün gerçekten gerçekleştiğini konuşmada vurguladığını fark edin. Bunu alerji yaygınlığı, katılım, talep, satış veya ölçülebilen başka eğilimlerdeki değişimi anlatmak için kullanabilirsiniz.
Bu derste
and welcome to 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08ve BBC Learning English'ten 6 Minute English'e hoş geldiniz.
Allergies are when a certain food or material makes you feel sick. Dilbilgisi
0:17Alerji, belirli bir gıda veya maddenin sizi hasta hissettirmesidir.
Allergies are when: X is/are when tanım kalıbı
Allergies are when... ifadesinde when, alerjinin ne olduğunu açıklayan bir durumu tanıtır. Belirli bir zamanı sormaz; when'den sonraki yan cümle bu olguyu tanımlayan koşulu anlatır. Aktarılabilir kalıp X is/are when + yan cümledir. O durumda ne olduğunu söyleyerek basit bir tanım verir.
Alıştırma
Basit tanımı X is when kalıbıyla tamamlayın: A power cut ____ the electricity suddenly stops.
Cevabı göster
is when
allergic to dairy: be allergic to + isim
Allergic to dairy, konuşanın süt ürünlerine alerjisi olduğu anlamına gelir. Allergic bir sıfattır; bu nedenle normalde be fiilinin bir biçiminden sonra gelir ve to alerjeni tanıtır. Aktarılabilir kalıp be allergic to + isimdir. Dairy; sütü ve peynir, yoğurt gibi sütten yapılan yiyecekleri ifade eder. Yalnızca içecek olarak sütü değil, bütün süt ürünleri kategorisini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi allergic sıfatı ve onunla kullanılan yaygın edatla tamamlayın: My brother is ____ peanuts.
Cevabı göster
allergic to
so I can't have anything with milk. Kalıp ifadeler
0:26bu yüzden içinde süt olan hiçbir şeyi yiyip içemiyorum.
can't have anything with milk: bir beslenme kısıtlamasını belirtmek
Burada have, sahip olmak değil, yemek veya içmek anlamına gelir. Bu yüzden can't have anything with milk, konuşan kişinin süt içeren hiçbir şeyi yiyip içemediğini belirtir. Olumsuz bir cümlede anything, kısıtlamanın olası her şeyi kapsamasını sağlar: süt içeren tek bir şeye bile izin yoktur. can't have anything with + malzeme kalıbı, beslenme kısıtlamalarını belirtmek için yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Beslenme kısıtlamasını hedef ifadeyle tamamlayın: I ____ peanuts.
Cevabı göster
can't have anything with
I'm not great with dairy either: yumuşatılmış bir cevap
I'm not great with ... bir şeyi çok iyi idare edemediğinizi, tolere edemediğinizi veya o konuda pek becerikli olmadığınızı söylemenin gayriresmî ve yumuşatılmış bir yoludur. Buradaki konu dairy olduğu için, belirli bir tıbbi durumun adını koymadan süt ürünlerinin konuşan kişiye iyi gelmediğini düşündürür. Bu olumsuz ifadenin sonundaki either, de veya da anlamına gelir. Cevabı başka bir kişinin benzer sorununa bağlar: konuşan kişi de süt ürünleriyle sorun yaşamaktadır.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Spicy food bothers me.” diyor. Yumuşak ve gayriresmî cevabı hedef ifadeyle tamamlayın: “I'm ____ spicy food either.”
Cevabı göster
not great with
more of an intolerance: dikkatli bir sınıflandırma
More of an intolerance, “intolerans olarak tanımlamak daha doğru” anlamına gelir. more of a/an + isim yapısı dikkatli ve kesin olmayan bir sınıflandırma yapar: konuşan kişi bir şeyi başka bir kategoriden çok belirli bir kategoriye yakın görür. Burada intolerance sağlıkla ilgili anlamdadır: vücut bir yiyeceğe veya maddeye kötü tepki verir ya da onu iyi işleyemez. Başka bir kişinin davranışlarını veya fikirlerini kabul etmek istememek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede more of an intolerance ne anlama geliyor?
- Tepkiyi alerjiden çok intolerans olarak tanımlamak daha doğrudur.
- Konuşan kişi başka birinin davranışlarına tahammül edemiyor.
- Konuşan kişide hem alerji hem de intolerans var.
Cevabı göster
Tepkiyi alerjiden çok intolerans olarak tanımlamak daha doğrudur.
So, it just makes me feel a bit bad rather than actually making me sick. Dilbilgisi
0:38Yani beni gerçekten hasta etmekten ziyade, sadece biraz kötü hissetmeme neden oluyor.
rather than actually making me sick: daha ciddi bir sonucu dışlamak
Rather than reddedilen veya düzeltilen sonucu belirtir. Konuşan kişi bu tepkinin hafif bir rahatsızlığa yol açtığını, fakat gerçekten hastalanmak gibi daha ciddi bir sonuç doğurmadığını söylüyor. rather than sonrasındaki making, it öznesini yeniden söylemeden önceki make fikrini tekrarlar. İki bölüm paralel etkileri karşılaştırır: makes me feel a bit bad ve making me sick.
Alıştırma
Hangi cümle uykululuğun olduğunu, fakat ciddi hastalığın olmadığını anlatır?
- The medicine made me sleepy rather than seriously ill.
- The medicine made me sleepy as well as seriously ill.
- The medicine made me sleepy because it made me seriously ill.
Cevabı göster
The medicine made me sleepy rather than seriously ill.
do have yapısındaki vurgulu do
Olumlu I do have... cümlesinde do, have fiilini vurgular. Burada “gerçekten sahibim...” veya “kesinlikle var...” anlamına gelir; “yapmak” ya da “üretmek” anlamına gelmez. but sözcüğünden sonra konuşmacı, oluşabilecek bir izlenimi düzeltmek ve önceki bilgiyle karşıtlık oluşturan bir gerçeği doğrulamak için bu yapıyı kullanır. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp do/does/did + fiilin yalın hâlidir: I do have, she does have ve I did have.
Alıştırma
Yanıtı vurgulu do + have ile tamamlayın: "You don't have a library card." "Actually, I ____ one; it's in my backpack."
Cevabı göster
do have
Sabit bir sağlık terimi olarak hay fever
Hay fever, genellikle polenin tetiklediği ve burnu, bazen de gözleri etkileyen bir alerjinin İngilizcedeki sabit ve günlük adıdır. Bu cümlede so I'm allergic to pollen ifadesi bu anlamı açıkça gösterir. hay fever ifadesini tek bir bütün olarak anlamak gerekir. Kelimesi kelimesine “samanın yol açtığı ateş” anlamına gelmez ve hay fever olan bir kişinin vücut sıcaklığı yüksek olmayabilir.
Alıştırma
Cümleyi polen alerjisini ifade eden sabit terimle tamamlayın: Every spring, pollen gives Maya ____.
Cevabı göster
hay fever
get runny eyes and a runny nose: ortaya çıkan belirtiler
get runny eyes and a runny nose ifadesinde get, “elde etmek” değil, bir belirtiyi “yaşamak” veya belirtinin “ortaya çıkması” anlamına gelir. Belirtileri, konuşanın başına gelen ve çoğu zaman tekrarlanan bir tepki olarak sunar. Tek bir get, runny eyes ve a runny nose şeklindeki iki belirti grubuna da bağlanır. Burada runny, sıvı akması anlamındadır: gözler yaşarır ve burundan mukus gelir.
Alıştırma
Tekrarlanan tepkiyi dersteki fiille tamamlayın: Whenever I clean a dusty room, I ____ itchy eyes and a runny nose.
Cevabı göster
get
a bit of a pain: hafif ve gündelik bir şikâyet
A bit of a pain, “biraz zahmetli, can sıkıcı veya uygunsuz” anlamına gelen bir deyimdir. Burada pain mecazidir; cümle mutlaka fiziksel bir ağrıyı değil, bir sıkıntıyı anlatır. A bit of, şikâyetin tonunu yumuşatır. Gerçek bir sıkıntı olduğunu kabul eder ancak It's awful veya It's a serious problem kadar güçlü duyulmaz.
Alıştırma
Derste geçen ve “biraz zahmetli” anlamına gelen gündelik ifadeyi kullanın: Replacing the batteries every few days is ____.
Cevabı göster
a bit of a pain
scientific evidence shows that more people are developing allergies. Notlar
1:00bilimsel kanıtlar giderek daha fazla insanın alerji geliştirdiğini gösteriyor.
scientific evidence shows that...: kanıtla desteklenen bir sonucu sunmak
scientific evidence shows that... kanıta dayalı bir sonucu sunan aktarım kalıbıdır. scientific evidence desteğin kaynağını belirtir, shows burada “gösterir, ortaya koyar” anlamındadır ve that ile başlayan yan cümle sonucu verir. Bu cümlede kalıp, kişisel bir konudan genel bir eğilim hakkındaki geniş bir iddiaya geçiş yapar. Okurken that sonrasındaki kısmı, konuşmacının araştırmalarla desteklendiğini belirttiği sonuç olarak değerlendirin.
Alıştırma
Bir bilim raporunda "scientific evidence shows that..." ifadesinin temel işlevi nedir?
- Kanıtsız kişisel bir tahmini belirtir.
- Araştırmalarla desteklenen bir sonucu sunar.
- Birinin resim gösterdiğini anlatır.
Cevabı göster
Araştırmalarla desteklenen bir sonucu sunar.
develop allergies: bir sağlık durumunun ortaya çıkmaya başlaması
Sağlık bağlamında develop, bir durum zaman içinde oluşurken “o duruma sahip olmaya başlamak” anlamına gelebilir. Bu nedenle are developing allergies, daha fazla insanın alerjik olmaya başladığını anlatır; alerji yaratmak veya tasarlamak anlamına gelmez. Aynı kalıp develop symptoms, develop a rash ve develop a condition gibi sağlıkla ilgili isimlerle de kullanılır.
Alıştırma
“Zamanla alerjisi olmaya başladı” anlamını vermek için cümleyi hedef eş dizimin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several months in the dusty office, Maya ____.
Cevabı göster
developed allergies
we're going to find out about what it's like living with an allergy Notlar
1:05alerjiyle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu
what it's like living with an allergy ile deneyim anlatmak
Bu ifade, “bir alerjiyle yaşama deneyimi” anlamına gelir. Daha büyük bir cümlenin içinde what + be + like + -ing kalıbını kullanır; bu nedenle ifadenin tamamı dolaylı soru yan cümlesi görevi görür. Burada living with an allergy, bu duruma sahip olmak ve onu günlük yaşamda yönetmek demektir. Like, deneyimin nasıl olduğunu sorar; “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir ve yalnızca görünüşü sormaz.
Alıştırma
Daha büyük bir soru içinde bir kişinin deneyimini doğru biçimde soran cümle hangisidir?
- Can you tell me what it looks like living on a boat?
- Can you tell me what it's like living on a boat?
- Can you tell me what is it like living on a boat?
Cevabı göster
Can you tell me what it's like living on a boat?
and where in the world has the highest rate of allergies. Kelime
1:09ve dünyada alerji oranının en yüksek olduğu yeri öğreneceğiz.
we're going to find out about ile sıradaki konuyu tanıtmak
Bu cümlede we're going to find out about, programın birazdan inceleyeceği konuları tanıtır. Bir yönlendirme ifadesi olarak çalışır: dinleyiciler ardından bilgi veya yanıt geleceğini bekleyebilir. Find out about; izleyerek, dinleyerek, okuyarak, sorarak veya araştırarak bir konu hakkında bilgi edinmek demektir. Fiziksel bir nesnenin yerini bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir bilim programının başında "We're going to find out about ocean currents" neyi belirtir?
- Konuşmacılar izleyicinin öğreneceği bir konuyu önceden tanıtıyor.
- Konuşmacılar konuşmayı bitiriyor.
- Konuşmacılar kayıp bir nesneyi buldu.
Cevabı göster
Konuşmacılar izleyicinin öğreneceği bir konuyu önceden tanıtıyor.
highest rate of allergies: göreli sıklık anlamındaki rate
Bu cümlede rate, alerjilerin bir nüfusta ne kadar yaygın olduğunu, o nüfusun büyüklüğüne göre ölçerek ifade eder; örneğin yüzde olarak verilebilir. Burada “hız” ya da “fiyat” anlamına gelmez. the highest rate of + durum yapısı, grupları veya yerleri karşılaştırır ve göreli sıklığın en yüksek olduğu grubu ya da yeri belirtir.
Alıştırma
“This town has the highest rate of bicycle theft,” cümlesinde rate ne anlama gelir?
- Bir bisikletin ne kadar tuttuğu.
- Bisikletlerin ne kadar hızlı hareket ettiği.
- Olayın nüfusun büyüklüğüne göre ne kadar yaygın olduğu.
Cevabı göster
Olayın nüfusun büyüklüğüne göre ne kadar yaygın olduğu.
I'm going to say pollen: kesin olmayan bir yanıt vermek
Bir bilgi yarışmasında veya yanıtı kesin olmayan bir soruda I'm going to say + yanıt, söylenen yanıtın konuşanın seçimi ya da en iyi tahmini olduğunu belirtir. Burada pollen, konuşanın seçtiği yanıttır. be going to yapısı hâlâ konuşanın söylemek üzere olduğu şeyi tanıtır; ancak buradaki iletişimsel görevi, planlanmış bir gelecek etkinliğini anlatmak değil, o anda bir yanıt vermektir. Yalnızca It's pollen. demekten daha az kesin duyulur.
Alıştırma
Kesin olmayan bir seçim belirtmek için dersteki ifadeyle bilgi yarışması yanıtını tamamlayın: ____ the Pacific Ocean.
Cevabı göster
I'm going to say
Well, we'll find out the answer at the end of the show. Anlatım akışı
1:27Cevabı programın sonunda öğreneceğiz.
find out the answer at the end of the show: cevabı programın sonunda öğrenmek
Find out the answer, doğru cevabı öğrenmek veya bulmak demektir. At the end of the show bir yeri değil, programın son bölümünü belirtir. Bu cümlede sunucu cevabı erteler ve dinleyicilere ne zaman açıklanacağını söyler. Böylece programın akışını düzenler: soru şimdi ortaya konur, daha sonra cevaplanır ve bu da merak yaratır.
Alıştırma
Bu cümle programda hangi işlevi görüyor?
- Dinleyicilere cevabı başka bir yerde aramalarını söyler.
- Dinleyicilere cevabın son bölümde geleceğini söyler.
- Cevabın zaten verildiğini söyler.
Cevabı göster
Dinleyicilere cevabın son bölümde geleceğini söyler.
but imagine if you had over 50 allergies. Dilbilgisi
1:33ama 50'den fazla alerjin olduğunu hayal et.
imagine if you had...: varsayımsal bir durumu hayal ettirmek
Imagine if + yan cümle, dinleyiciyi varsayımsal bir durumu zihninde canlandırmaya davet eder. Burada Beth'in gerçekten 50'den fazla alerjisi olduğu söylenmez; ondan çok daha zor bir durumu düşünmesi istenir. If yan cümlesinde, mevcut gerçeklikten uzaklık oluşturmak için geçmiş zaman biçimi had kullanılır. İngilizcede imagine if sonrasında, şu anda gerçek olmayan veya pek olası görünmeyen bir durumu anlatmak için çoğu zaman geçmiş zaman biçimi kullanılır.
Alıştırma
Varsayımsal daveti hedef imagine + if kalıbıyla tamamlayın: ____ you woke up and could fly.
Cevabı göster
Imagine if
That's the situation for Mia Silverman, who runs a social media account Allergies with Mia, Kalıp ifadeler
1:37Çok sayıda alerjiyle yaşamak hakkında konuştuğu
run a social media account: sosyal medya hesabını yönetmek
runs a social media account ifadesinde run, “hızlı hareket etmek veya koşmak” değil, “yönetmek ya da işletmek” anlamına gelir. Mia, içerik planlamak ve paylaşmak gibi görevlerle hesabın etkin kalmasından sorumludur. Run sözcüğünün bu kullanımı, sürekli düzenleme gerektiren şeylerle görülür: run an account, run a website, run a club veya run a business.
Alıştırma
Hangi cümlede run “yönetmek veya işletmek” anlamına gelir?
- Lena runs a social media account for the school library.
- Lena runs to the school library before it closes.
- Lena runs around the school library every morning.
Cevabı göster
Lena runs a social media account for the school library.
where she talks about living with lots of allergies. Kalıp ifadeler
1:43Allergies with Mia adlı bir sosyal medya hesabını yöneten Mia Silverman'ın durumu bu.
living with lots of allergies: birçok alerjiyle yaşamak
Burada living with lots of allergies, birçok alerjiyi günlük yaşamın bir parçası olarak deneyimlemek ve yönetmek anlamına gelir. Live with + sağlık durumu, genellikle durumun devam ettiğini anlatır; bir insanla veya nesneyle aynı evde yaşamayı ifade etmez. Bu ifade, kişinin söz konusu durumla sürdürdüğü yaşama odaklanır. Tek başına kişinin sürekli acı çektiğini veya durumun asla iyileşemeyeceğini söylemez.
Alıştırma
Hangi cümlede live with devam eden bir sağlık durumuyla yaşamayı anlatır?
- The series follows teenagers living with their grandparents.
- The series follows teenagers living near the hospital.
- The series follows teenagers living with diabetes.
Cevabı göster
The series follows teenagers living with diabetes.
My 50+ allergies include all nuts and their oils.
1:4650'den fazla alerjim arasında tüm kuruyemişler ve bunların yağları var.
I'm allergic to all fish except for cooked tuna and cooked codfish. Dilbilgisi
1:49Pişmiş ton balığı ve pişmiş morina balığı hariç tüm balıklara alerjim var.
except for cooked tuna and cooked codfish: istisnaları belirtmek
Except for, önceki geniş kapsamlı ifadenin dışında kalan bir veya daha fazla öğeyi belirtir. Burada all fish genel kapsamı belirler, ancak cooked tuna ve cooked codfish bu kapsamdan çıkarılır; dolayısıyla belirtilen alerjiye neden olan balıklar arasında sayılmazlar. Kullanılabilir kalıp genel kural veya grup + except for + istisna şeklindedir. Önce genel bir kural söyleyip sonra kapsamını kesin biçimde daraltmayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “tek bir istisnayla” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The pool is open every day ____ Tuesday.
Cevabı göster
except for
Life for Mia involves a lot of planning, Kalıp ifadeler
1:55Mia'nın hayatı pek çok planlama gerektiriyor,
involves a lot of planning: bir şeyin ne gerektirdiğini anlatmak
Involves a lot of planning, plan yapmanın Mia'nın hayatının gerekli bir parçası olduğu anlamına gelir. Bu cümlede involve nötrdür; “etkinliğin veya durumun bir parçası olarak içermek” ya da “gerektirmek” anlamındadır, “birini belaya sürüklemek” anlamında değildir. Aktarılabilir kalıp şey, etkinlik veya süreç + involve(s) + isim ya da -ing biçimi şeklindedir. Bir şeyin içerdiği işleri, adımları veya gereklilikleri belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle işin düzenli seyahat gerektirdiğini doğru biçimde söyler?
- The job involves traveling regularly.
- The job is involved in traveling regularly.
- The job involves to travel regularly.
Cevabı göster
The job involves traveling regularly.
as she told BBC World Service program What in the World.
1:57BBC Dünya Servisi'nin What in the World programına anlattığı gibi.
And having these 50+ allergies impacts my life every single day. Kalıp ifadeler
2:01Ve bu 50'den fazla alerjiye sahip olmak hayatımı her gün etkiliyor.
impacts my life every single day: hayatımı her gün etkiliyor
impacts my life ifadesinde impact, hayatım üzerinde etkisi olmak anlamına gelen bir fiildir. Fiziksel bir çarpışmayı değil, soyut bir etkiyi anlatır. Every single day ifadeye vurgu katar: etki yalnızca ara sıra değil, her gün tekrar eder. impact + kişi veya alan yapısı sağlık, iş, uyku ya da planlar üzerindeki etkileri anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Burada impacts my sleep ne anlama geliyor? The long commute impacts my sleep every night.
- hiç uyumaya ihtiyaç duymadığım anlamına gelir
- uyuma biçimimi etkiler
- nerede uyuduğumu açıklar
Cevabı göster
uyuma biçimimi etkiler
So, when it comes to going to restaurants, having to call ahead of time, Notlar
2:06Yani, restoranlara gitmek söz konusu olduğunda, önceden aramam,
when it comes to going to restaurants: konu restoranlara gitmek olduğunda
When it comes to..., bir konuyu ortaya koyan ve ...söz konusu olduğunda ya da ...konusunda anlamına gelen bir kalıptır. Burada konuşmayı günlük yaşamdaki genel etkilerden restoranlara gitme konusuna daraltır. Bu kalıptaki to bir edattır; bu yüzden ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir: when it comes to restaurants; when it comes to eating out. Kalıp bilgiyi düzenler; come gerçek bir hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Konuyu ortaya koyan kalıbı tamamlayın: ____ homework, I need a quiet room.
Cevabı göster
When it comes to
having to call ahead of time: önceden telefon etmek zorunda olmak
Having to, bir şeyin yalnızca bir seçim değil, gerekli olduğunu belirtir. Call ahead of time, planlanan ziyaret veya etkinlikten önce telefon etmek demektir. İfade bir bütün olarak önceden telefon etmeyi zorunlu bir adım olarak sunar. Ahead of time telefonun ne zaman edildiğini anlatır; görüşmenin ne kadar sürdüğünü anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi have to ve call ahead of time kullanarak tamamlayın: The clinic needs some details before my visit, so I ____.
Cevabı göster
have to call ahead of time
to make sure that the restaurant can accommodate me, Notlar
2:10restoranın bana uygun yiyecekler hazırlayabileceğinden,
make sure + (that) cümleciği: kontrol etmek veya sağlamak
Make sure, bir şeyin doğru olup olmadığını kontrol etmek veya gerekli bir sonucun gerçekleşmesini sağlamak demektir. Bu cümlede arayan kişi restoranın ihtiyaçlarını karşılayabildiğini kontrol ediyor. Yaygın yapı make sure + (that) + cümlecik şeklindedir. To make sure mastarı önceki eylemin amacını, that cümleciği ise neyin kontrol edilmesi gerektiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “kontrol etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Please ____ your name is on the list.
Cevabı göster
make sure
can accommodate me: düzenlemeleri ihtiyaçlarıma göre uyarlamak
Bu cümlede can accommodate me, restoranın düzenlemelerini konuşan kişinin ihtiyaçlarına göre uyarlayabileceği anlamına gelir. Kişinin güvenle yemek yiyebilmesi için yemeğin hazırlanışını değiştirebilir; accommodate burada “kalacak yer sağlamak” demek değildir. Bir kurum veya hizmet, bir kişinin ihtiyaçlarına uygun düzenlemeler yapabiliyorsa accommodate + kişi yapısı kullanılır. Tam olarak neyin değiştirileceği genellikle bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
Bu restoran ve alerji bağlamında can accommodate me ne anlama gelir?
- içeri girmeme izin vermek
- gece kalmam için bana bir oda sağlamak
- düzenlemelerini ihtiyaçlarıma göre uyarlamak
Cevabı göster
düzenlemelerini ihtiyaçlarıma göre uyarlamak
that they can make me something safe Kalıp ifadeler
2:13bana güvenli bir şeyler yapabileceklerinden
make me something safe: make + alan kişi + şey
Make me something safe, make + kişi + şey kalıbını, yani çift nesneli yapıyı kullanır. Me alan kişidir; something safe ise yapılan şeydir. Bu yapı, konuşan kişinin yapılan şeyi aldığını gösterir. safe gibi sıfatlar normalde something gibi belirsiz zamirlerden sonra gelir. Bu alerji bağlamında safe, konuşan kişinin güvenle yiyebileceği anlamındadır. Yapma eylemini değil, something sözcüğünü niteler.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri ve make + alan kişi + şey kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: It was cold, so Dad made ____ to drink. (me / something warm)
Cevabı göster
me something warm
and use protocols to prevent any sort of risk of any allergens touching my dish. Notlar
2:15ve yemeğime herhangi bir alerjenin temas etme riskini önlemek için protokoller uyguladıklarından emin olmam gerekiyor.
use protocols: yerleşik prosedürleri uygulamak
Bu cümlede use protocols, yerleşik prosedürleri uygulamak demektir. Protocols, bir durumu güvenli ve tutarlı biçimde ele almak için belirlenmiş açık adımlar veya kurallardır; burada sosyal görgü kurallarını değil, uygulanan gıda güvenliği prosedürlerini anlatır. use + protocols kalıbı, bir kurum resmî bir süreci uygulamaya koyduğunda sık kullanılır. Protokoller birden fazla kontrol veya adım içerebilir.
Alıştırma
Bir laboratuvar güvenlik duyurusunda use protocols ne anlama gelir?
- kibar sofra adabı göstermek
- ilerledikçe kuralları uydurmak
- yerleşik prosedürleri uygulamak
Cevabı göster
yerleşik prosedürleri uygulamak
to prevent any sort of risk: geniş kapsamlı bir amaç ifadesi
to prevent... mastar grubu, protokolleri kullanma amacını belirtir: hedef, bir risk ortaya çıkmadan onu engellemektir. “Protokoller neden kullanılıyor?” sorusunu yanıtlar. Any sort of kapsamı genişletir; belirli bir türü değil, her tür riski ifade eder. risk of + isim veya -ing biçimindeki tam yapıda, sonraki kelimeler istenmeyen olasılığın ne olduğunu açıklar. Buna risk of contamination ve risk of someone getting hurt örnek verilebilir.
Alıştırma
Bu cümlede to prevent any sort of risk bize ne anlatıyor?
- protokoller isteğe bağlı sosyal geleneklerdir
- belirli bir risk zaten gerçekleşmiştir
- amaç her tür riskten kaçınmaktır
Cevabı göster
amaç her tür riskten kaçınmaktır
any allergens touching my dish: alerjenlerin yiyecekle çapraz teması
allergen, alerjik reaksiyonu tetikleyebilen bir maddedir. any allergens touching my dish ifadesinde touching, riski oluşturan durumu, yani bir alerjenin konuşanın yemeğiyle temas etmesini anlatır. Gıda güvenliği dilinde touching my dish, tabağa sıradan bir şekilde dokunmak anlamına gelmez. Çapraz teması anlatır: alerjen kalıntıları malzemeler, eller, yüzeyler veya mutfak gereçleri yoluyla yiyeceğe ulaşabilir. Burada dish yalnızca fiziksel tabağı değil, yiyeceği veya hazırlanmış öğünü ifade eder.
Alıştırma
Gıda güvenliği dilinde allergens touching my dish ne anlama gelir?
- Birinin tabağı kısa süreliğine tutması.
- Alerji belirtilerimin boş bir tabağa dokunması.
- Alerjik reaksiyonu tetikleyebilen maddelerin yemeğimle temas etmesi.
Cevabı göster
Alerjik reaksiyonu tetikleyebilen maddelerin yemeğimle temas etmesi.
it can be kind of hard sometimes because I want to make sure my friends don't feel inconvenienced or feel like I'm being a burden. Notlar
2:21bazen biraz zor olabiliyor çünkü arkadaşlarımın rahatsızlık hissetmemelerini veya benim bir yük olduğumu düşünmemelerini sağlamak istiyorum.
can be kind of hard sometimes: zorluğu daha yumuşak ifade etmek
Can be, zorluğu kalıcı bir gerçek olarak değil, ortaya çıkabilecek bir ihtimal olarak sunar. Burada kind of, «biraz» anlamına gelir ve hard sözcüğünü yumuşatır; «bir tür» anlamında değildir. Sometimes ifadeyi belirli zamanlarla sınırlar. Bunlar birlikte kullanıldığında olumsuz yorum daha az kesin ve güçlü bir şikâyetten daha uzak duyulur. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + can be + kind of + sıfat + sometimes şeklindedir. Deneyim duruma göre değişiyorsa ve konuşan kişi temkinli, günlük bir değerlendirme yapmak istiyorsa uygundur.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki iki sözcüklü yumuşatma ifadesiyle tamamlayın: Starting a new school can be ____ hard sometimes.
Cevabı göster
kind of
feel inconvenienced: zahmete sokulmuş hissetmek
Bu cümlede feel inconvenienced, “başkasının ihtiyaçları veya planları yüzünden fazladan zorluk yaşadığını hissetmek” demektir. Bu duyguyu hissedebilecek kişiler arkadaşlardır; inconvenienced etkilenen kişileri niteler. Bu ifade kibar ve görece resmîdir. Aksama ya da ek zahmet anlatır, ancak kişinin mutlaka kızgın olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle insanların zahmetli bir değişiklikten etkilendiğini doğal biçimde ifade eder?
- The guests felt inconvenienced by the sudden change.
- The guests felt inconvenient by the sudden change.
- The sudden change felt inconvenienced.
Cevabı göster
The guests felt inconvenienced by the sudden change.
feel like I'm being a burden: yük olduğumu hissetmek
Buradaki a burden mecazdır: ihtiyaçları başkalarının fazladan zaman, çaba, bakım veya sorumluluk üstlenmesini gerektiren kişiyi anlatır. feel like I'm being a burden, “başkaları için bu ek baskıyı oluşturduğum kaygısına kapılmak” demektir. Being, konuşanın mevcut durumdaki etkisine odaklanır. Bu ifade bir duyguyu anlatır; konuşanın kalıcı olarak bir yük olduğuna dair nesnel bir iddia değildir.
Alıştırma
Yargılayın: Birine doğrudan You are a burden demek, küçük bir zahmetten söz etmenin genellikle nazik ve tarafsız bir yoludur.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
she has to call ahead of time to tell them about her allergies.
2:30alerjilerini bildirmek için önceden orayı araması gerekiyor.
you phone somewhere, like a restaurant,
2:36bir yere, örneğin bir restorana telefon ediyorsunuz demektir,
Mia needs to find out whether restaurants can accommodate her allergies.
2:42Mia, restoranların onun alerjilerini 'accommodate' edip edemeyeceğini, yani buna uygun hizmet verip veremeyeceğini öğrenmelidir.
Accommodate in this context: anlamı mevcut bağlamla sınırlamak
In this context, dilin kendisi hakkında açıklama yapmaya yarayan bir kalıptır: Tanımın yalnızca konuşulan belirli durum için geçerli olduğunu gösterir. Burada accommodate sözcüğünü birinin ihtiyaçlarını karşılama anlamıyla sınırlar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp X in this context means Y şeklindedir. Bir sözcüğün bu bağlamdaki anlamını diğer olası anlamlarından ayırır ve tek bir örneğin her yerde geçerli bir tanım sanılmasını önler.
Alıştırma
Sözcüğün anlamını mevcut durumla sınırlayan ifadeyle açıklamayı tamamlayın: The word bank ____ means the side of a river.
Cevabı göster
in this context
she has to visit restaurants which have protocols to stop the food she is allergic to touching her meal. Dilbilgisi
2:53alerjisi olan yiyeceklerin kendi yemeğine değmesini engelleyecek 'protocols' yani protokollere sahip restoranlara gitmek zorundadır.
to stop the food ... touching her meal: stop + object + -ing yapısı
Amaç bildiren to stop ... ifadesinde stop + object + -ing yapısı, nesnenin bir eylemi yapmasını engellemek anlamında kullanılır. Nesne the food she is allergic to, engellenen eylem ise touching her meal ifadesidir. allergic sözcüğünden sonraki to, allergic to kalıbının bir parçasıdır ve food hakkındaki açıklamayı bitirir. Ardından touching, stop sonrasındaki -ing eylemini başlatır. Bu, stop to touch değildir; stop to touch, başka bir eylemi durdurup dokunmak anlamına gelirdi.
Alıştırma
stop + object + -ing yapısını kullanmak için cümleyi run fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The gate stops children ____ into the road.
Cevabı göster
running
to make sure things are done properly.
3:03bir sürece yönelik konulmuş kurallar bütünü anlamına gelir.
a set of rules for a process: protocols kelimesini tanımlama
Burada a set of rules for a process, protocols kelimesini tanımlar. A set, birlikte işleyen ilişkili kurallar grubudur; for a process ise bu kuralların bir işi yapma adımlarına yön verdiğini gösterir. Bu kullanımda rules, yalnızca yasalar veya sosyal görgü kuralları değil, işle ilgili talimatlar ya da gerekliliklerdir. Bir protocol, insanların bir görevi tutarlı ve doğru biçimde yerine getirmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Güvenlik amacıyla kullanılan bir protocol için en uygun açıklama hangisidir?
- Sürecin nasıl yürütüleceğine yön veren kurallar bütünü
- Süreci icat eden kişi
- Süreç hakkında samimi bir konuşma
Cevabı göster
Sürecin nasıl yürütüleceğine yön veren kurallar bütünü
Now, most people who have allergies don't have as many as Mia, Dilbilgisi
3:05Şimdi, alerjisi olan çoğu insanın Mia kadar çok alerjisi yok,
but scientists believe more people are developing allergies.
3:09ancak bilim insanları giderek daha fazla insanın alerji geliştirdiğine inanıyor.
as many as Mia: sayılabilen miktarları karşılaştırma
don't have as many as Mia ifadesinde, neyin karşılaştırıldığı zaten anlaşıldığı için sayılabilen allergies ismi çıkarılmıştır. Tam biçim don't have as many allergies as Mia has şeklindedir. as many + çoğul sayılabilen isim + as kalıbı sayıları karşılaştırır. Burada don't ifadesinden sonra geldiği için tüm yan cümle, çoğu kişide Mia'dan daha az alerji olduğu anlamına gelir. Olumsuzluk olmasaydı bu karşılaştırma sayıların eşit olduğunu anlatırdı.
Alıştırma
Cümleyi as many ... as ile tamamlayın: I don't own ____ board games ____ my brother.
Cevabı göster
as many · as
And there is one place where the number of allergies is particularly high,
3:14Ve alerji sayısının özellikle yüksek olduğu bir yer var,
In fact, Australia is called the allergy capital of the world. Deyimler
3:19Aslında Avustralya dünyanın alerji başkenti olarak adlandırılıyor.
the allergy capital of the world: bir yer için mecazi bir etiket
Bu cümlede the allergy capital of the world, alerji oranının yüksek olmasıyla özellikle tanınan bir yer için kullanılan mecazi bir etikettir. Burada capital siyasi başkent anlamına gelmez. the X capital of Y kalıbı, bir yeri X alanında önde gelen veya çok temsilî bir merkez olarak gösterir. Genellikle canlı ve biraz abartılıdır; resmî bir unvan veya kesin bir sıralama değildir.
Alıştırma
Bu cümlede the allergy capital of the world ne anlama gelir?
- dünyada alerjilerin görüldüğü tek yer
- dünyanın alerji yasalarını yazan siyasi merkez
- alerji oranının yüksek olmasıyla özellikle tanınan bir yer
Cevabı göster
alerji oranının yüksek olmasıyla özellikle tanınan bir yer
When we describe somewhere as the capital of the world in something, Dilbilgisi
3:23Bir yeri bir şeyin 'capital of the world' yani dünyanın başkenti olarak tanımladığımızda,
describe somewhere as ...: bir yere tanım veya etiket verme
Describe X as Y, X'e Y tanımını, niteliğini, kimliğini veya etiketini vermek demektir. Bu cümlede somewhere X'tir ve as'ten sonra gelen sözcükler Y'yi oluşturur. As tanımı başlatır; burada 'ne zaman' anlamına gelmez. Bu kalıp insanları, yerleri, olayları veya fikirleri tanımlayabilir: describe the plan as risky.
Alıştırma
describe X as Y kalıbını tamamlayın: The guide described the island ____ a peaceful place to visit.
Cevabı göster
as
the allergy capital of the world is the place in the world with the most allergies.
3:30dünyanın alerji başkenti, dünyada en çok alerjinin olduğu yerdir.
and explains some of the allergy data to BBC World Service podcast What in the World.
3:38ve BBC Dünya Servisi'nin What in the World adlı podcast yayınında bazı alerji verilerini açıklıyor.
which has been called the allergy capital of the world.
3:44ve burası dünyanın alerji başkenti olarak adlandırılıyor.
What is it about Australia in particular that is making people more allergic? Dilbilgisi
3:47Avustralya'da insanları daha fazla alerjik yapan özel bir şey mi var?
What is it about X in particular that...?: X'in özel etkenini sormak
What is it about X that...? kalıbı, X ile bağlantılı hangi niteliğin, özelliğin veya etkenin that yan cümlesindeki durumu açıkladığını sorar. Buradaki it belirli bir nesneye gönderme yapmaz; soru kalıbının bir parçasıdır. In particular, soruyu genel olarak yerlere değil, Avustralya'ya odaklar. Konuşan kişi, belirtilen sonucu doğuran Avustralya'ya özgü özelliğin ne olduğunu sorar.
Alıştırma
Şehrin hangi özelliğinin sonucu doğurduğunu soran standart kalıpla soruyu tamamlayın: ____ this city in particular that makes so many people want to stay?
Cevabı göster
What is it about
Australia's termed the allergy capital of the world because due to the research and the data that shows that almost one in 10 infants have marked a allergy. Kelime
3:52Avustralya dünyanın alerji başkenti olarak adlandırılıyor çünkü araştırma ve verilere göre neredeyse her 10 bebekten birinde belirgin bir alerji görülüyor.
Australia's termed: be termed yapısında 's = is
Australia's termed ifadesinde 's, is sözcüğünün kısaltmasıdır. Tam biçimi Australia is termed... şeklindedir. be termed + etiket, özneye o etiketin verildiğini veya öznenin o etiketle tanımlandığını belirten edilgen bir yapıdır. Burada term bir fiildir; “terim” veya “öğrenim dönemi” anlamındaki isim değildir. Be termed, be called ifadesinden daha resmîdir. Raporlarda, haberlerde ve uzman açıklamalarında bir etiketi teknik, analitik veya yerleşmiş bir adlandırma olarak sunar.
Alıştırma
Rapor cümlesini term fiilinin resmî edilgen biçimiyle tamamlayın: In this report, the reaction ____ a delayed response.
Cevabı göster
is termed
almost one in 10 infants: oran ifade etmek
Burada one in 10 infants, her on bebekten biri, yani bebeklerin %10’u anlamına gelir. Bir bebeğin konumunu veya sırasını değil, bir grup içindeki oranı anlatır. Almost, sayıyı yaklaşık hâle getirir ve genellikle onda birden biraz daha düşük bir oranı belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp one in + sayı + grubu belirten çoğul isim şeklindedir ve bir şeyin ne kadar yaygın olduğunu bildirmek için sık kullanılır.
Alıştırma
almost one in 10 infants ne anlama gelir?
- Neredeyse her on bebekten biri.
- On kişilik bir grupta ilk sırada gelen bebek.
- On bebeğin neredeyse tamamı.
Cevabı göster
Neredeyse her on bebekten biri.
And and often that's a food allergy or a respiratory allergy. Kelime
4:01Ve bu genellikle bir gıda alerjisi veya solunum yolu alerjisi oluyor.
food allergy or a respiratory allergy: alerji türlerini adlandırmak
Food allergy ve respiratory allergy, allergy sözcüğünün önüne türü açıklayan bir sözcük, yani niteleyici getirerek iki alerji türünü adlandırır. Food, tetikleyicinin yenilen bir şey olduğunu; respiratory ise burun ve hava yolları dâhil olmak üzere solunum ve solunum sistemiyle ilgili olduğunu belirtir. Or, bu türleri farklı olasılıklar olarak sunar. Tekil ve sayılabilen bir isim grubunda a food allergy ve a respiratory allergy denir; allergy tek başına kullanıldığında an allergy denir.
Alıştırma
Hangi ifade solunum sistemiyle ilgili bir alerji anlamına gelir?
- a respiratory allergy
- a food allergy
- a food intolerance
Cevabı göster
a respiratory allergy
And that does drop off once they're a bit older, Öbek fiiller
4:05Ve bu durum biraz büyüdüklerinde gerçekten düşüş gösteriyor,
does drop off: gerçek bir azalmayı vurgulamak
Buradaki drop off, bir miktarın, oranın veya seviyenin azalması anlamına gelen bir öbek fiildir. Çocuklar büyüdükçe alerji oranının düştüğünü anlatır; bir şeyin fiziksel olarak yere düşmesi anlamına gelmez. Bu olumlu cümlede does vurgu katar: oran gerçekten azalır. Zamanı ve that öznesiyle uyumu does taşıdığı için asıl fiil drops değil, yalın biçim olan drop şeklinde kalır.
Alıştırma
Azalmanın gerçekten gerçekleştiğini vurgulamak için cümleyi öne çıkarılan ifadeyle tamamlayın: Website traffic ____ after midnight.
Cevabı göster
does drop off
goes down to about ... 6%: daha düşük son değeri belirtmek
Temel yapı go down to + değer şeklindedir. Bir sayının azaldığını ve to sonrasında verilen değere ulaştığını anlatır; burada ulaşılan alt değer yaklaşık %6'dır. About sayının yaklaşık olduğunu gösterir. You know, konuşan kişinin düşünürken veya dinleyiciyle bağlantıyı korurken eklediği sözlü bir söylem belirtecidir. Yapıyı kesintiye uğratır ancak sayıyı değiştirmez; temel cümle it goes down to about 6% şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle %6'nın daha düşük olan son oran olduğunu söylüyor?
- The rate goes down by about 6%.
- The rate goes down to about 6%.
- The rate goes down from about 6% to 4%.
Cevabı göster
The rate goes down to about 6%.
Frances talks about the high numbers of Australian infants, Anlatım akışı
4:14Frances, Avustralyalı 'infants'ın yüksek sayısından bahsediyor,
infants, that's babies: that's ile bir kelimeyi hemen açıklamak
Bu cümlede that's babies, infants kelimesinin hemen ardından gelen bir açıklamasıdır. Konuşmacı önce daha resmî olan infants kelimesini kullanır, ardından bunu daha tanıdık olan babies kelimesiyle yeniden anlatır. Buradaki that's bir nesneyi işaret etmez. Kendisinden sonraki kelimelerin hemen önceki terimi açıkladığını göstererek bilgiyi düzenler. Dinlerken that's sonrasındaki daha basit ifadeyi kullanarak önceki terimin anlamını çıkarabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümlede that's, önceki terimi hemen daha basit bir ifadeyle açıklamak için kullanılmıştır?
- That's the bird we saw yesterday.
- The aviary that's near the lake is closed.
- The museum has an aviary—that's a large space for birds.
Cevabı göster
The museum has an aviary—that's a large space for birds.
But she says the numbers drop off as children get older.
4:20Ancak çocuklar büyüdükçe bu sayıların 'drop off' yani düşüş gösterdiğini söylüyor.
If numbers or rates of something drop off,
4:24Bir şeyin sayıları veya oranları 'drop off' yaparsa,
Australian children are less likely to have allergies. Dilbilgisi
4:29Avustralyalı çocukların alerjiye sahip olma olasılığı daha düşüktür.
be less likely to have: daha düşük bir olasılığı ifade etmek
be less likely to + fiilin yalın hâli, bir şeyin gerçekleşme olasılığının ilgili bir karşılaştırmaya göre daha düşük olduğunu anlatır. Burada çocuklar yaklaşık altı yaşına geldiklerinde olasılığı daha düşük olan durum have allergies durumudur. Kalıp subject + be + less likely + to + base verb şeklindedir. Less bir karşılaştırma kurar; ancak karşılaştırma than ifadesiyle aynı cümlede verilmek yerine çevredeki bağlamdan anlaşılabilir. Olay yine de mümkündür.
Alıştırma
Cümleyi “gerçekleşme olasılığı daha düşük” anlamındaki üç kelimelik yapıyla tamamlayın: Compared with seedlings in poor soil, well-fed plants are ____ develop yellow leaves.
Cevabı göster
less likely to
to show that the number is an estimate.
4:36gündelik konuşmada 'or so' (civarında/falan) ifadesini kullanabiliriz.
Bir sayıdan sonra or so
Or so, bir sayı veya miktardan sonra gelerek bunun kesin bir değer değil, yalnızca tahmin olduğunu gösterir. Six or so yaklaşık altı demektir. Bu kullanımda or bir seçenek sunmaz. Or so ifadesini tahmin bildiren tek bir kalıp olarak düşünün.
Alıştırma
Cümleyi yaklaşık anlamına gelen gündelik ifadeyle tamamlayın: The trip takes two hours ____.
Cevabı göster
or so
Beth, is there anything we can do about all these allergies?
4:40Beth, tüm bu alerjiler hakkında yapabileceğimiz bir şey var mı?
scientists are investigating giving babies vitamin D, Dilbilgisi
4:44bilim insanları bebeklere D vitamini verilmesini araştırıyorlar,
investigating giving babies vitamin D: investigate + -ing
scientists are investigating giving babies vitamin D cümlesinde -ing öbeği giving babies vitamin D, investigating fiilinin nesnesidir. Araştırılan eylemi veya uygulamayı, yani bebeklere D vitamini vermeyi adlandırır. Şimdiki zaman yapısı are investigating, araştırmanın devam ettiğini gösterir. Cümle, bu uygulamanın etkili olduğunun kanıtlandığını veya standart tedavi olarak benimsendiğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi give fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The clinic is investigating ____ patients longer appointments.
Cevabı göster
giving
which can be shown to reduce allergies. Dilbilgisi
4:48bunun alerjileri azalttığı kanıtlanabiliyor.
which can be shown to reduce allergies: kanıta odaklanan ifade
Bu ilgi cümleciğinde which, daha önce geçen vitamin D ifadesine gönderme yapar. can be shown to + fiilin yalın hâli edilgen bir yapıdır: Kanıtlar veya bir çalışma, D vitamininin alerjileri azalttığını gösterebilir. Gösterenin kim olduğu söylenmediği için odak sonuçta ve sonucu destekleyen kanıtlardadır. Bu ifade, iddiayı kanıtla gösterilebilecek bir sonuç olarak sunar. Tek başına, her kişide alerjilerin azalacağını garanti etmez.
Alıştırma
Bir raporda "The new filter can be shown to reduce indoor dust." yazıyor. can be shown to reduce ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Kanıtlar, filtrenin iç mekândaki tozu azalttığını gösterebilir.
- Filtrenin iç mekândaki tozu azaltıp azaltmadığını test etmek imkânsızdır.
- Filtrenin iç mekândaki tüm tozu ortadan kaldıracağı garantidir.
Cevabı göster
Kanıtlar, filtrenin iç mekândaki tozu azalttığını gösterebilir.
immunotherapy: bağışıklık sistemi üzerinden uygulanan tedavi
Immunotherapy, bağışıklık sistemini kullanan, değiştiren veya yönlendiren tıbbi bir tedavidir. Sözcük, bağışıklıkla ilgili anlamındaki immuno- ile tedavi anlamındaki therapy parçalarını birleştirir; burada therapy yalnızca psikolojik danışmanlık anlamına gelmez. Bu alerji bağlamında sözcük, alerjen immünoterapisini ifade eder: Bağışıklık sisteminin duyarlılığını azaltmaya yardımcı olmak için zaman içinde dikkatle kontrol edilen miktarlarda alerjen verilir. Başka tıbbi bağlamlarda aynı sözcük, bazı kanser tedavileri gibi farklı tedavileri ifade edebilir.
Alıştırma
Bu sağlık bağlamında immunotherapy ne anlama gelir?
- Bağışıklık sistemini kullanan veya değiştiren bir tedavi
- Tıbbi tedavi içermeyen bir nefes egzersizi
- Yalnızca düşünce ve duyguları ele alan psikolojik danışmanlık
Cevabı göster
Bağışıklık sistemini kullanan veya değiştiren bir tedavi
which involves scientists giving children tiny amounts of the thing they are allergic to and then building up their baby's tolerance. Notlar
4:53bu da bilim insanlarının çocuklara alerjik oldukları maddeden çok az miktarda vererek bebeğin toleransını oluşturmasını içerir.
involves scientists giving...: involve + kişi + -ing yapısı
Burada which, daha önce sözü edilen tedaviye veya yönteme gönderme yapar; involves ise “sürecin bir parçası olarak içerir” demektir. Yapı involve + kişi + -ing şeklindedir: involves scientists giving.... Bu yapıda scientists, giving eylemini yapan taraftır; children ise verilen şeyi alan taraftır. Tiny amounts of the thing they are allergic to, alerjen maddeden çok küçük miktarlar anlamına gelir. Sondaki and, başka bir adımın geleceğini gösterir.
Alıştırma
Bir sürecin parçasını anlatmak için involve + kişi + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The project involves volunteers to test the new app.
- The project involves volunteers testing the new app.
- The project involves volunteers test the new app.
Cevabı göster
The project involves volunteers testing the new app.
building up ... tolerance: toleransı aşamalı olarak artırmak
Build up + soyut isim, bir şeyi zamanla artırmak veya geliştirmek anlamına gelir. Burada building up their baby's tolerance, bebeğin alerjeni çok güçlü bir tepki vermeden karşılayabilme yeteneğinin yavaşça artırılmasını anlatır. Then, bu süreci önceki eylemden sonra konumlandırır. Böylece tolerans, bir anda oluşan bir şey değil, adım adım gelişen bir sonuç olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “aşamalı olarak artırmak” anlamına gelen iki kelimelik phrasal verb ile tamamlayın: Daily practice can help you ____ your confidence.
Cevabı göster
build up
And I think it's time to find out the answer to my question.
5:01Ve sanırım sorumun cevabını öğrenmenin zamanı geldi.
I asked you, what is the most common allergy in the world?
5:04Sana dünyadaki en yaygın alerjinin ne olduğunu sormuştum.
Let's recap the vocabulary we've learned: gözden geçirmeye geçiş
Let's recap ... dinleyiciyi yeni bilgilerden kısa bir tekrara geçiren bir geçiş ifadesidir. Burada recap, ana noktaları kısaca yeniden ele almak demektir; böylece dinleyiciler bir özetin başladığını anlar. Nesne the vocabulary we've learned ifadesidir ve daha önce tanıtılan kelimeleri belirtir. Kapsayıcı let's kullanımı, tekrarı konuşmacının yönettiği ortak bir etkinlik gibi gösterir.
Alıştırma
Bir sunucu “Let's recap the vocabulary we've learned.” diyor. Dinleyiciler sırada ne beklemelidir?
- Tamamen yeni bir konu
- Her cümlenin aynen tekrarı
- Önceki bilgilerin kısa bir özeti
Cevabı göster
Önceki bilgilerin kısa bir özeti
Protocols are strict rules for how something is done.
5:27'Protocols' (protokoller) bir şeyin nasıl yapılacağına dair katı kurallardır.
If somewhere is the capital of the world for a particular thing,
5:31Bir yer belirli bir şey için 'capital of the world' ise,
London is sometimes called the theater capital of the world
5:38Londra'ya bazen dünyanın tiyatro başkenti denir
And we can add or so to a number in informal speech
5:45Ve sayının bir tahmin olduğunu göstermek için
to show that the number is an estimate.
5:50gündelik konuşmada bir sayının sonuna 'or so' ekleyebiliriz.
Our 6 minutes are up: süre sona erdi
Bir süre + be up kalıbı, ayrılan sürenin sona erdiğini belirtir. Our 6 minutes are up, program için belirlenen altı dakikanın bittiğini söyler. Buradaki up, yukarı yön anlamına gelmez. Fiil zaman ifadesine uyar: minutes are up, ancak time is up.
Alıştırma
Ayrılan sürenin bittiğini belirten standart ifadeyi tamamlayın: Your five minutes ____.
Cevabı göster
are up
Bye for now: samimi ve geçici bir vedalaşma
Bye for now, sınırlı bir süre için samimi biçimde vedalaşmanın bir yoludur. Burada mevcut programı bitirirken konuşmacının daha sonra geri dönebileceğini veya yeniden iletişim kurabileceğini düşündürür. for now sözleri vedanın geçici olduğunu hissettirir. Bu ifade, bir sonraki görüşmenin veya iletişimin tam olarak ne zaman olacağını vaat etmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen, samimi ve geçici bir vedayı ifade eden sözle tamamlayın: ____. I'll talk to you again tomorrow.
Cevabı göster
Bye for now