FELSEFE - Hegel: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.070 kelime 171 kel/dk

Video özeti: Hegel'in beş savı anlatılır: tarih kayıp bilgeliği korur, karşıtlar gerçeğin bir bölümünü taşıyabilir, ilerleme acı veren salınımlardan geçer, sanat fikirlere duygusal güç verir ve kurumlar kalıcı toplumsal güç sağlar. Temel İngilizce öğrenme noktaları: 1. "a repository of" (sözcük anlamı ve dil düzeyi), tarihi değersiz bir geçmiş değil, bilgeliği saklayan bir kaynak olarak anlatır. 2. "reconcile ourselves to" (kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler), zor ve kaçınılmaz bir süreci onaylamadan kabullenmeyi ifade eder. 3. "is not so much to" ... "but to" (dilbilgisi ve cümle kalıpları), vurguyu yeni fikir üretmekten bilinen fikirleri canlı ve akılda kalıcı kılmaya taşır.

Bu derste

Georg Friedrich Hegel was born in Stuttgart in 1770.

0:07

Georg Friedrich Hegel 1770'te Stuttgart'ta doğdu.

Intellectually, he was adventurous,

0:11

Entelektüel olarak maceracıydı,

but in externals,

0:12

ama dış görünüşte,

respectable, conventional,

0:13

saygın, geleneksel,

and proud of it.

0:15

ve bununla gurur duyan biriydi.

He ascended the academic tree and reached the topmost branch, Deyimler

0:16

Akademik hiyerarşide yükseldi ve en üst dal olan

head of the University of Berlin,

0:19

Berlin Üniversitesi'nin rektörlüğüne ulaştı,

when he was 60 years old.

0:21

60 yaşındayken.

Deyimler

Yükselme mecazı olarak “ascended the academic tree” ... “reached the topmost branch”

“Ascended the academic tree” ve “reached the topmost branch” birlikte genişletilmiş tek bir mecaz oluşturur. Yukarı doğru hareket etmek, akademik açıdan daha yüksek mevkilere gelmeyi temsil eder; dolayısıyla ortada gerçek bir ağaç yoktur. Ardından gelen “head of the University of Berlin” ifadesi, buradaki “topmost branch” sözünün ne anlama geldiğini açıklar: üniversitedeki en yüksek liderlik görevi. Birbiriyle bağlantılı yükselme imgeleri bir cümle boyunca devam ettiğinde, bunları kariyer ilerlemesini anlatan tek bir resim olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

Cümlede “ascended the academic tree” ve “reached the topmost branch” birlikte ne anlama geliyor?

  1. Üniversite profesörü olmadan önce ağaçları incelediği anlamına gelir.
  2. Ofisini üniversitenin en üst katına taşıdığı anlamına gelir.
  3. Akademik kademelerde yükselip sonunda üniversitenin başına geçtiği anlamına gelir.
  4. Üniversite kampüsündeki uzun bir ağaca tırmandığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Akademik kademelerde yükselip sonunda üniversitenin başına geçtiği anlamına gelir.

He died the following year.

0:23

Ertesi yıl vefat etti.

Hegel wrote some very long and very famous books,

0:25

Hegel bazı çok uzun ve çok ünlü kitaplar yazdı,

among them The Phenomenology of Spirit,

0:28

bunlar arasında Tinin Fenomenolojisi,

The Science of Logic,

0:30

Mantık Bilimi,

and Elements of the Philosophy of Right.

0:31

ve Hukuk Felsefesinin İlkeleri bulunur.

But, we'll be frank, Ton ve niyet

0:33

Fakat, dürüst olmak gerekirse,

he wrote horribly.

0:34

korkunç derecede kötü yazıyordu.

Ton ve niyet

Doğrudan eleştiriden önce “we'll be frank”

“We'll be frank”, “açık ve doğrudan konuşacağız” anlamına gelir. Bu yapıda “frank”, dürüst bir doğrudanlığı anlatan bir sıfattır; Frank adlı bir kişiyi belirtmez. İfade, ardından gelecek sözü açık bir görüş veya eleştiri olarak çerçeveler. Burada dinleyiciyi “he wrote horribly” sözüne hazırlar. Doğrudan konuşulacağını önceden belirtmek eleştiriye geçişi daha az ani hâle getirebilir, ancak eleştirinin kendisini yumuşatmaz.

Alıştırma

“We'll be frank: this proposal has major problems” cümlesinde “we'll be frank” ne işe yarar?

  1. Ardından gelecek eleştirinin yumuşak ve kibar olacağını vadeder.
  2. Konuşanların doğrudan ve dürüst bir görüş bildirmek üzere olduğunu duyurur.
  3. Frank adlı birinin sırada konuşacağını söyler.
  4. Konuşanların görüş belirtip belirtmemeleri konusunda kararsız olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Konuşanların doğrudan ve dürüst bir görüş bildirmek üzere olduğunu duyurur.

His work is confusing and complicated

0:36

Eserleri açık ve doğrudan olması gerekirken

when it should be clear and direct. Dilbilgisi

0:38

kafa karıştırıcı ve karmaşıktır.

Dilbilgisi

when it should be clear and direct: gerçek ile beklenen standardın karşıtlığı

Burada when zaman belirtmez; bir karşıtlık kurar. Çalışmanın gerçek durumu confusing and complicated, beklenen durumu ise clear and direct'tir. X when it should be Y kalıbı, gerçek ile makul veya olması gereken durum arasındaki farkı eleştirir. Should be gelecek için tavsiye değil, söz konusu şeyin karşılaması beklenen standardı anlatır.

Alıştırma

Cümledeki when it should be clear and direct ne anlama gelir?

  1. Çalışma kafa karıştırıcıdır, oysa açık ve doğrudan olması beklenir.
  2. Çalışma, açık ve doğrudan hâle geldiği süre boyunca kafa karıştırıcıdır.
  3. Çalışmanın gelecekte açık ve doğrudan hâle gelmesi muhtemeldir.
Cevabı göster

Çalışma kafa karıştırıcıdır, oysa açık ve doğrudan olması beklenir.

He tapped into a weakness of human nature, Öbek fiiller

0:41

İnsan doğasının bir zayıflığından faydalandı:

Öbek fiiller

tapped into: bir şeye erişip ondan yararlanmak

tapped into a weakness ifadesindeki tapped into, zaten var olan bir insan eğilimini keşfedip kullandığı anlamına gelir. Bir şeye hafifçe vurma şeklindeki gerçek anlamlı eylemi anlatmaz. Tap into geçişli bir öbek fiildir: tap into + bir kaynak, duygu, ihtiyaç, bilgi birikimi, pazar veya eğilim. Into ifadenin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Alıştırma

“Erişip yararlanmak” anlamındaki öbek fiili kullanarak cümleyi tamamlayın: The team hopes to ____ local knowledge before making a plan.

Cevabı göster

tap into

to be trustful of grave-sounding, Kelime

0:43

Ciddi kulağa çalan,

incomprehensible prose.

0:45

anlaşılmaz yazılara güven duyma zayıflığından.

Kelime

grave-sounding, incomprehensible prose: ağırbaşlı görünen ama anlaşılmaz düzyazı

Burada grave, “mezar” değil, “ciddi ve ağırbaşlı” anlamındadır. -sounding eklendiğinde grave-sounding, “ciddiymiş izlenimi veren” demektir. Düzyazının gerçekte ne içerdiğini değil, nasıl bir izlenim yarattığını anlatır. Incomprehensible prose, anlaşılması son derece zor veya imkânsız yazıdır. Bu sözcükler birlikte, önemliymiş gibi duyulan ancak anlamını açıkça aktaramayan bir yazıyı eleştirir.

Alıştırma

Bu cümledeki tanım ne anlama gelir: "The article uses grave-sounding, incomprehensible prose."?

  1. Yazı samimi bir üslupta ama yararlı ayrıntılarla dolu.
  2. Yazı mezarlarla ilgili ve kolayca anlaşılabiliyor.
  3. Yazı ciddi duyuluyor ama anlaşılması çok zor.
Cevabı göster

Yazı ciddi duyuluyor ama anlaşılması çok zor.

This has made philosophy much weaker in the world than it should be,

0:47

Bu, felsefeyi dünyada olması gerektiğinden çok daha zayıf kıldı

and it's made it much harder for us to hear the valuable things

0:51

ve Hegel'in bize söylemek istediği değerli şeyleri

that Hegel has to say to us.

0:54

duymamızı çok daha zorlaştırdı.

Amongst which,

0:56

Bunlar arasında,

a small number of lessons stand out. Öbek fiiller

0:57

az sayıda ders öne çıkıyor.

Öbek fiiller

stand out: öne çıkmak veya dikkat çekmek

Stand out, “özellikle fark edilmek veya çevresindeki gruptan açıkça farklı olmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede birkaç ders, diğerlerinin tümünden daha fazla dikkat çekmektedir. Özne, dikkat çeken kişi veya şeydir: a lesson stands out; several lessons stand out. İfade, sözcüğü sözcüğüne “dışarıda ayakta durmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “özellikle dikkat çeker” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Most of the paintings look similar, but one really ____.

Cevabı göster

stands out

Firstly,

1:00

İlk olarak,

important parts of ourselves

1:01

kendimizin önemli parçaları

can be found in history.

1:03

tarihte bulunabilir.

In Hegel's day,

1:05

Hegel'in zamanında,

a standard European way of looking at the past Kalıp ifadeler

1:06

geçmişe bakmanın standart bir Avrupa yöntemi

was to consider it as primitive

1:08

onu ilkel olarak görmek

Kalıp ifadeler

a way of looking at: anlamaya yönelik bir bakış açısı

Bu cümlede a way of looking at the past, geçmişi anlamaya veya yorumlamaya yarayan bir bakış açısı demektir. Looking at fiziksel olarak görme eylemini anlatmaz; way de yol anlamına gelmez. a way of + -ing yapısı, bir probleme, olaya veya düşünceye bakma biçimi gibi alışılmış bir yaklaşımı ya da bakış açısını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan ve “anlamaya yönelik bir bakış açısı” anlamına gelen ifadeyi seçin: That is one useful ___ the problem.

  1. way to looking at
  2. way of looking
  3. way of looking at
Cevabı göster

way of looking at

and to feel proud of how much progress had been made

1:10

ve bizi modern çağa getirene kadar

to get us to the modern age.

1:12

ne kadar ilerleme kaydedildiğiyle gurur duymaktı.

But in his book,

1:14

Ancak 1807'de yayımlanan

The Phenomenology of Spirit,

1:15

Tinin Fenomenolojisi

published in 1807,

1:17

adlı kitabında,

Hegel argued that every era

1:18

Hegel, her dönemin

can be looked at as a repository of a particular kind of wisdom. Notlar

1:20

belirli bir bilgelik türünün deposu olarak görülebileceğini savundu.

Dilbilgisi

can be looked at as: A'yı B olarak görmenin edilgen yapısı

Bu cümlede can be looked at as, “anlaşılabilir” veya “olarak görülebilir” anlamına gelir. Burada bir çağı fiziksel olarak görmekten söz edilmez; onu yorumlamak için bir çerçeve sunulur. Etken yapı look at A as B şeklindedir. Edilgen yapıda A, özne konumuna geçer: A can be looked at as B. Burada every era A, a repository of wisdom ise B'dir.

Alıştırma

Cümleyi look at A as B yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: In this discussion, a mistake ____ a chance to learn.

Cevabı göster

can be looked at as

Kelime

a repository of: resmî bir kap metaforu

Bu cümlede a repository of, değerli bir şeyi büyük miktarda depolayan ve koruyan bir şey anlamına gelir. Bir çağ fiziksel bir depolama yeri değildir; Hegel onu belirli bir tür bilgeliği içinde tutan bir kap gibi ele alır. Bu resmî metafor, bir kişiyi, yeri, kurumu, metni veya dönemi bilgi, deneyim ya da kültür deposu olarak sunmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, depolayan ve koruyan bir yer ya da şey anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The oral-history archive is ____ community memory.

Cevabı göster

a repository of

This means we need to go back in time

1:24

Bu, kaybolan şeyleri kurtarmak için

to rescue things which have gone missing. Kalıp ifadeler

1:27

zamanda geriye gitmemiz gerektiği anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

have gone missing: kaybolmanın şimdiki sonucu

Go missing; kaybolmak, ulaşılamaz hâle gelmek veya artık mevcut olmamak anlamına gelir. Buradaki go bir yere gitmeyi anlatmaz; missing durumuna geçişi belirtir. Have gone missing present perfect yapısındadır. Daha önceki bir kaybolmayı şimdiyle ilişkilendirir; bu cümlede söz konusu şeyler hâlâ mevcut değildir. Değerli bilgelik biçimleri modern yaşamdan kaybolduğu için ifade burada metaforiktir.

Alıştırma

Cümleyi go missing ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Two pages from the report ____, so the report is still incomplete.

Cevabı göster

have gone missing

So, for example,

1:29

Yani, örneğin,

we might need to mine the history of ancient Greece Deyimler

1:31

topluluğun ne olabileceği fikrini tam olarak kavramak için

to fully grasp the idea of what community can be, Kalıp ifadeler

1:33

antik Yunan tarihini kazmamız gerekebilir,

Deyimler

mine the history: tarihten değerli içgörüler çıkarma mecazı

Burada mine, mecaz anlamda kullanılan bir fiildir. Madencilerin değerli bir şeyi çıkarmak için kayayı kazması gibi, mine the history of ancient Greece ifadesi de o geçmişi derinlemesine inceleyip ondan yararlı fikirler çıkarmak anlamına gelir. Bu ifade, tarihi yalnızca olayların listesi olarak değil, içgörü kaynağı olarak sunar. Aynı mecaz; arşivlerde, metinlerde veya verilerde örüntü ve kanıt aramayı da anlatabilir.

Alıştırma

Çok sayıda eski mektuptan yararlı ipuçları çıkarıldığını vurgulamak için en uygun kelimeyi seçin: Researchers ___ the letters for clues.

  1. owned
  2. memorized
  3. mined
Cevabı göster

mined

Kalıp ifadeler

fully grasp the idea of: bir kavramı tamamen anlamak

fully grasp the idea of ifadesinde grasp, elle tutmak değil, açıkça anlamak demektir. Fully, grasp fiilini güçlendirir: amaç yalnızca kabaca anlamak değil, tam ve derin bir anlayışa ulaşmaktır. Yapı fully + grasp + the idea of + isim veya yan cümledir. Burada what community can be, anlaşılacak kavramı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “kavramı tamamen anlamak” anlamındaki beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The model helped us ____ renewable energy storage.

Cevabı göster

fully grasp the idea of

something which has been lost in the modern age.

1:36

modern çağda kaybolmuş olan bir şeyi.

Or the Middle Ages can teach us,

1:39

Ya da Orta Çağ bize öğretebilir,

as no other era can, Dilbilgisi

1:41

başka hiçbir dönemin yapamayacağı şekilde,

about the role of honor,

1:43

onurun rolünü,

Dilbilgisi

as no other era can: fiil öbeğinin düşürüldüğü karşılaştırma

as no other era can ifadesinde as, “... şekilde” anlamına gelir ve yan cümle Orta Çağ’ı diğer bütün çağlarla karşılaştırır. Burada as, “çünkü” anlamında değildir. can’den sonra tekrarlanan fiil öbeği düşürülür. Karşılaştırmanın tam hâli as no other era can teach us about the role of honor şeklindedir. Yardımcı fiil can, düşürülen anlamı taşır; böylece ara cümle kısalır ve benzersiz bir yetenek vurgulanır.

Alıştırma

Ara cümle bu cümlede ne anlama geliyor?

  1. Diğer çağlar öğretemediği için Orta Çağ’ın bize öğretebildiğini söylüyor.
  2. Başka hiçbir çağın bize onuru aynı şekilde öğretemeyeceğini söylüyor.
  3. Bütün çağların aynı öğretme yeteneğine sahip olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Başka hiçbir çağın bize onuru aynı şekilde öğretemeyeceğini söylüyor.

even if this period featured appalling attitudes to children Dilbilgisi

1:45

bu dönem çocuklara yönelik tutumlarda

or the rights of women.

1:48

veya kadın haklarında korkunç özellikler barındırsa bile.

Dilbilgisi

even if: ana iddiayı değiştirmeyen bir koşul

Even if güçlü bir ödünleme bildirir: even if yan cümlesindeki koşul gerçekleşse de ana iddianın doğru kalacağı belirtilir. Burada dönemin korkunç tutumlara sahip olduğu kabul edilse bile Orta Çağ’ın bize onur hakkında bir şeyler öğretebileceği iddiası korunur. Bu ifade, söz konusu tutumları mazur göstermez veya onları ana iddianın nedeni yapmaz. Yazarın ciddi bir itirazı kabul ederken daha dar bir sonucu korumasını sağlar.

Alıştırma

Yağmur yağsa da yağmasa da pikniğin yapılacağını anlatan cümleyi seçin.

  1. We will have the picnic because it rains.
  2. We will have the picnic even if it rains.
  3. We will have the picnic if it rains.
Cevabı göster

We will have the picnic even if it rains.

Progress is never linear, Deyimler

1:49

İlerleme asla doğrusal değildir,

Hegel tells us.

1:51

diyor Hegel bize.

Deyimler

Progress is never linear: ilerleme düz bir çizgi izlemez

Burada linear, yol üzerinden kurulan bir mecazdır. Doğrusal bir süreç, düz bir çizgi gibi tek yönde sorunsuzca ilerlerdi. “Progress is never linear”, gelişimin genellikle duraklamalar, gerilemeler ve yön değişiklikleri içerdiğini söyler. never sözcüğü iddiayı güçlü kılar. Düşünsel bir yorumda bu ifade çoğu zaman “ilerlemenin sorunsuz olmasını bekleme” anlamına gelir; mümkün olan her durumun istisnasız katı bir kurala uyduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Progress is never linear” ne anlama gelir?

  1. İlerleme tek bir yönde sorunsuzca devam eder.
  2. İlerleme çoğu zaman gerilemeler ve yön değişiklikleri içerir.
  3. İlerleme her zaman çok hızlı gerçekleşir.
Cevabı göster

İlerleme çoğu zaman gerilemeler ve yön değişiklikleri içerir.

There is wisdom at every stage,

1:52

Her aşamada bilgelik vardır,

which, says Hegel,

1:55

ki bu, der Hegel,

points us to the task of the historian,

1:56

bize tarihçinin görevini işaret eder,

to be A historian is to be someone

1:58

tarihçi olmak demek, şimdiki zamanın kör noktalarını telafi etmek için

who should rescue from the past Deyimler

2:00

geçmişten

those ideas that are most needed

2:02

en çok ihtiyaç duyulan fikirleri

to compensate for the blind spots of the present. Notlar

2:05

kurtarması gereken kişi olmak demektir.

Deyimler

rescue ... from the past: geçmişten bir şeyi kurtarmak

Burada rescue mecaz anlamda kullanılır. Fikirler fiziksel tehlikedeki insanlar değildir; unutulmuş veya göz ardı edilmiş olabilecek değerli düşüncelerdir. Rescue them from the past, bu fikirleri tarihte bulup günümüzde yeniden kullanıma kazandırmak demektir. Normal sıra rescue + nesne + from + kaynak şeklindedir: rescue those ideas from the past. Cümle, dengeyi korumak için uzun nesneyi, those ideas that are most needed..., from the past ifadesinden sonra yerleştirir. Anlam değişmez.

Alıştırma

“Değerli eski bir tasarımı yeniden ilgi odağına getirmek” anlamındaki mecazı rescue ... from ile tamamlayın: The curator hopes to ____ a forgotten design ____ the past.

Cevabı göster

rescue · from

Kalıp ifadeler

compensate for: bir eksikliği telafi etmek

Compensate for, bir zayıflığın, eksikliğin, kaybın veya sorunun olumsuz etkisini azaltmak ya da dengelemek demektir. Burada geçmişten gelen fikirlerin, günümüz insanlarının olaylara bakışındaki sınırlılıkları telafi etmesi gerektiği anlatılıyor. Kalıp compensate for + şey veya sorun şeklindedir. For bu kalıbın bir parçasıdır; ardından dengelenmesi ya da düzeltilmesi gereken durum gelir.

Alıştırma

Zayıflığın etkisini dengelemek anlamındaki vurgulanan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The clearer checklist helped ____ the new employee's lack of experience.

Cevabı göster

compensate for

Deyimler

blind spots of the present: günümüzün kör noktaları

Blind spots, insanların kendi düşünme biçimlerinde fark etmedikleri sorunlar, sınırlılıklar veya önyargılar için kullanılan bir benzetmedir. Burada görmeyle ilgili bir durumu anlatmaz. Of the present, bu fark edilmeyen sınırlılıkların kimin bakış açısına ait olduğunu belirtir: günümüz insanlarının ve toplumunun. İfade, modern düşüncenin bazı şeyleri gözden kaçırdığını söyler; hiçbir şeyi göremediğini değil.

Alıştırma

Fark edilmeyen zayıflıkları anlatan vurgulanmış çoğul benzetmeyle cümleyi tamamlayın: Feedback from local residents revealed several ____ in the city's plan.

Cevabı göster

blind spots

Secondly,

2:08

İkinci olarak,

learn from ideas you dislike.

2:09

sevmediğiniz fikirlerden öğrenin.

Hegel was a great believer in learning from one's intellectual enemies, Notlar

2:12

Hegel, entelektüel düşmanlardan,

Kalıp ifadeler

a great believer in + isim veya fiilin -ing biçimi

Bu cümlede was a great believer in, Hegel'in kendi fikirlerine karşı çıkan insanlardan öğrenme ilkesini güçlü biçimde desteklediğini anlatır. Buradaki believer dinî bir anlam taşımaz; sağlam bir görüşü ifade eder. Yapı be a great believer in + isim veya fiilin -ing biçimidir. Learning, in edatından sonra gelen bir isim-fiildir ve Hegel'in değer verdiği etkinliği adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi a great believer in ifadesini kullanarak tamamlayın: Our coach is ____ reviewing each game together.

Cevabı göster

a great believer in

Deyimler

intellectual enemies: fikir alanındaki karşıtlar

Intellectual enemies, fikirleri kişinin kendi fikirlerine keskin biçimde karşı çıkan insanlar için kullanılan güçlü bir benzetmedir. Intellectual sözcüğü çatışmayı fikirler, teoriler veya inançlarla sınırlar; bu nedenle ifade tek başına şiddet ya da kişisel nefret anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, anlaşmazlığı olası bir öğrenme kaynağı olarak sunar: görüşleri birbirine kesin biçimde karşı olan düşünürlerin bile incelenmeye değer savları olabilir.

Alıştırma

“The historian read the work of her intellectual enemies,” cümlesindeki intellectual enemies kimlerdir?

  1. Onunla aynı iş için yarışan kişiler
  2. Fikirleri onunkilere güçlü biçimde karşı çıkan kişiler
  3. Ona fiziksel olarak saldırmış kişiler
Cevabı göster

Fikirleri onunkilere güçlü biçimde karşı çıkan kişiler

from points of view we disagree with

2:16

katılmadığımız

or that feel alien. Kelime

2:18

veya yabancı hissettiğimiz bakış açılarından öğrenmeye çok inanırdı.

Kelime

feel alien: son derece yabancı gelmek

feel alien ifadesinde alien, “çok yabancı veya bağ kurulması zor” anlamına gelen bir sıfattır. Özne points of view ifadesidir; feel ise bu bakış açılarının bizde bıraktığı izlenimi anlatır. Bakış açılarının kendilerinin duyguları olduğu anlamına gelmez. Bu soyut kullanımın uzaydan gelen canlılarla ilgisi yoktur. Bir düşünceyi, geleneği veya deneyimi, birine normal ya da tanıdık gelen şeylerin dışında olarak anlatabilir.

Alıştırma

"The new custom felt alien to me," cümlesinde alien ne anlama gelir?

  1. Uzaydan gelir.
  2. Başka bir ülkeden bir kişiye aittir.
  3. Yabancı gelir ve onunla bağ kurmak zordur.
Cevabı göster

Yabancı gelir ve onunla bağ kurmak zordur.

That's because he held the bits of the truth are always getting scattered

2:20

Çünkü o, gerçeğin parçalarının her zaman

even in unappealing or peculiar places,

2:24

itici veya tuhaf yerlere bile dağıldığını savunurdu,

and we should dig them out by asking always Öbek fiiller

2:26

ve biz onları her zaman şu soruyu sorarak ortaya çıkarmalıyız:

Öbek fiiller

dig them out: gizli bir şeyi çabayla bulmak

Dig them out, “dikkatli bir çabayla bir şeyi bulup ortaya çıkarmak” anlamında kullanılan mecazi bir öbek fiildir. Burada them, bits of truth ifadesine döner. Böylece ifade, çekici olmayan veya sıra dışı bakış açılarının içindeki değeri keşfetmeyi gizli bir şeyi kazıp çıkarmaya benzetir. Dig out, nesne aldığında ayrılabilir: dig the facts out veya dig out the facts. Nesne bir zamirse zamir mutlaka ortaya gelir: dig them out doğrudur, dig out them değildir.

Alıştırma

dig out ifadesini kullanın ve zamiri doğru konuma yerleştirin: The receipt is in one of these folders, so let's ____.

Cevabı göster

dig it out

What sliver of sense and reason might be contained Notlar

2:29

Yoksa korkutucu veya yabancı gelen olguların içinde

in otherwise frightening or foreign phenomena? Kelime

2:32

hangi küçük sağduyu ve akıl kırıntısı gizli olabilir?

Anlatım akışı

What sliver ... might be contained in ...?: temkinli bir araştırma kalıbı

Soru, bir savı açık uçlu bir araştırma olarak düzenlemek için What ... might be contained in ...? kalıbını kullanır. Olgunun tamamını kabul etmek ya da reddetmek yerine, içinde çok küçük ve akla uygun bir öz bulunup bulunamayacağını sorar. might ve sliver sözcükleri iddiayı belirgin biçimde sınırlar: cevap kesin değildir ve bulunabilecek sağduyu ya da akıl çok az olabilir. Bu nedenle soru analizin sonraki aşamasını açar; korkutucu ya da yabancı gelen olguyu savunmaz.

Alıştırma

Bir denemede 'What small truth might be hidden in this otherwise alarming claim?' sorusu ne yapar?

  1. İddiayı incelemeden reddeder.
  2. İddianın tamamının makul olduğunu kanıtlar.
  3. Sınırlı ama geçerli bir özü temkinli biçimde araştırmaya açar.
Cevabı göster

Sınırlı ama geçerli bir özü temkinli biçimde araştırmaya açar.

Deyimler

sliver of sense and reason: küçücük bir akılcı öz

Burada sliver mecaz anlamda kullanılır. Sözcüğün gerçek anlamı, bir şeyin çok ince ve dar parçasıdır; a sliver of sense and reason ise yalnızca çok az miktarda akla uygun düşünce demektir. Sense ve reason fiziksel nesneler değil, birlikte kullanılan soyut düşüncelerdir. Bu imge, olgunun içinde makul bir şey bulunabileceğini kabul eder ama olgunun tamamını makul saymaktan çok uzaktır.

Alıştırma

Hangi cümle planın yalnızca küçücük bir kısmının makul olduğunu söyler?

  1. The plan contains a sliver of good sense.
  2. The plan is completely sensible.
  3. The plan contains no good sense at all.
Cevabı göster

The plan contains a sliver of good sense.

Kelime

otherwise frightening or foreign phenomena içindeki otherwise

Bu cümlede otherwise, “diğer yönlerden” ya da “bulunabilecek o küçük sağduyu ve akıl payı dışında” demektir. frightening or foreign sıfatlarını niteler: olgular biraz anlamlı olabilir, ama diğer yönleriyle yine de korkutucu ya da yabancı gelebilir. Burada “aksi takdirde” anlamına gelmez. Sözcük olumsuz betimlemenin kapsamını sınırlar; küçük bir makul yön, olgular hakkındaki genel görüşü değiştirmez.

Alıştırma

“The sculpture has one beautiful detail but is otherwise unsettling,” cümlesinde otherwise ne anlama gelir?

  1. diğer tüm yönlerden
  2. güzel ayrıntı ortadan kaybolursa
  3. farklı bir seçenek olarak
Cevabı göster

diğer tüm yönlerden

Nationalism,

2:35

Milliyetçilik,

for instance,

2:36

örneğin,

has had many terrible manifestations,

2:37

pek çok korkunç tezahüre sahip olmuştur,

even in Hegel's day.

2:39

Hegel'in zamanında bile.

But Hegel's move was to ask what underlying good idea

2:41

Ancak Hegel'in hamlesi, milliyetçiliğin kanlı tarihinin içinde hangi temel iyi fikrin

or important need might be hiding within the bloody history of nationalism. Deyimler

2:44

veya önemli ihtiyacın saklı olabileceğini sormaktı.

Deyimler

hiding within the bloody history of nationalism ifadesindeki metafor

Hiding within mekânsal bir metafordur. Bir fikir ya da ihtiyaç tarihin içinde gerçek anlamda saklanamaz; ifade, görünür şiddetin altında daha az fark edilen bir güdü bulunabileceğini anlatır. Cümle, kanlı tarihi olası iyi fikirden veya önemli ihtiyaçtan ayırır. Milliyetçiliği anlaşılabilir bir şeyin harekete geçirip geçirmediğini sorar; şiddetin kendisine iyi demez.

Alıştırma

“A wish for safety was hiding within his angry demands” cümlesinde “hiding within” ne anlama gelir?

  1. İstek fiziksel olarak taleplerin içine yerleştirilmişti.
  2. İstek, taleplerin ardındaki görünmeyen bir güdüydü.
  3. Öfkeli talepler iyi ve zararsızdı.
Cevabı göster

İstek, taleplerin ardındaki görünmeyen bir güdüydü.

He proposed that it's the need for people

2:49

Bunun insanların

to feel proud of where they come from,

2:51

geldikleri yerle gurur duyma,

to identify with something beyond merely their own achievements, Kalıp ifadeler

2:54

sadece kendi başarılarının ötesindeki bir şeyle özdeşleşme

Kalıp ifadeler

identify with: kişisel veya kimliğe dayalı bir bağ hissetmek

Bu cümlede identify with, bir kişinin, grubun, düşüncenin veya daha geniş bir kimliğin sizin bir parçanız olduğunu ya da sizin için önemli bir şeyi ifade ettiğini hissetmek demektir. Görerek tanımayı değil, duygusal veya kimlikle ilgili bir bağı anlatır. Kalıp identify with + kişi, grup veya düşünce şeklindedir. Burada insanlar kendilerini bireysel başarılarından daha büyük bir şeye bağlayarak aidiyet duygusu kazanırlar.

Alıştırma

Cümleyi “kahramanla kişisel bir bağ hissetmek” anlamına gelecek şekilde en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: Many readers ___ the hero because they have faced the same fears.

  1. identify with
  2. identify as
  3. identify
Cevabı göster

identify with

and to anchor their identities beyond the ego. Deyimler

2:57

ve kimliklerini egonun ötesine sabitleme ihtiyacı olduğunu öne sürdü.

Deyimler

anchor their identities beyond the ego: istikrar sağlayan bir temel metaforu

Burada anchor, “sağlam bir temel vererek istikrarlı hâle getirmek” anlamındaki mecazi bir fiildir. İstikrar kazanan şey their identities ifadesidir ve bu istikrar, kişisel başarıdan veya yalnızca kendine odaklanmaktan daha geniş bir kaynaktan gelir. Beyond the ego, yalnızca bireysel benliğin ötesine geçmek demektir; ego burada sadece kibir anlamına gelmez. İfade bir bütün olarak, insanların kim olduklarına dair istikrarlı duygularını yalnızca kişisel başarılara değil, aidiyete, ortak değerlere veya daha büyük bir topluluğa dayandırabileceğini anlatır.

Alıştırma

"Shared values can anchor a team during uncertain times," cümlesinde anchor ne anlama gelir?

  1. Her takım üyesinin adını listelemek
  2. Takıma istikrarlı bir temel sağlamak
  3. Takımın kişisel övgü peşinde koşmasını sağlamak
Cevabı göster

Takıma istikrarlı bir temel sağlamak

Hegel is a hero of the thought that really important ideas

3:01

Hegel, gerçekten önemli fikirlerin,

may be in the hands of people you regard, Deyimler

3:04

ilk bakışta

Deyimler

Kontrol, sorumluluk veya sahiplik bildiren “in the hands of”

In the hands of, bir şeyin bir kişi veya grup tarafından elde tutulduğunu, kontrol edildiğini, yönetildiğini ya da sahiplenildiğini belirtir. Burada önemli fikirler fiziksel olarak elde tutulmaz; dinleyicinin başlangıçta küçümsediği insanlara ait olabilir veya onlar tarafından ifade edilebilir. be in the hands of + kişi veya kuruluş yapısı, kontrolün, sorumluluğun, bakımın ya da erişimin kimde olduğunu gösterir. Kesin anlam özneye bağlıdır: bir karar kontrol edilebilir, bir hasta birinin bakımına bırakılabilir ve bilgi birinin elinde bulunabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede in the hands of, bir grubun kontrol veya sorumluluk sahibi olduğunu belirtir?

  1. She held the map in both hands.
  2. The village suffered at the hands of the invaders.
  3. The final decision is in the hands of the judges.
Cevabı göster

The final decision is in the hands of the judges.

at first glance, Kalıp ifadeler

3:07

aşağılık olarak gördüğünüz

as beneath contempt. Deyimler

3:08

insanların ellerinde olabileceği düşüncesinin bir kahramanıdır.

Kalıp ifadeler

İlk izlenim bildiren “at first glance”

At first glance, bir görüşü daha dikkatli bakmadan önce oluşan hızlı bir ilk izlenim olarak sunar. Burada belirli insanların hor görülmeye bile değmez olduğu yargısını sınırlar: bu sert görüş yalnızca ilk değerlendirmedir. İfade çoğu zaman bir düzeltmeye veya şaşırtıcı bir sonuca zemin hazırlar. Daha fazla düşünmek ya da gözlem yapmak, ilk izlenimin eksik veya yanlış olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Daha yakından incelemeden önceki izlenimi belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the puzzle seems impossible, but a closer look reveals a simple pattern.

Cevabı göster

At first glance

Deyimler

“Beneath contempt”: küçümsemeye bile değmeyecek kadar kötü

Burada regard people as beneath contempt, o insanları ahlaken o kadar kötü veya değersiz görmek demektir ki onları küçümsemek bile hak ettiklerinden fazla ilgi göstermek gibi gelir. Beneath mecazidir: onları, küçümsemeye değer görülen düzeyin altına yerleştirir. Bu ifade ilk yargıyı son derece olumsuz hâle getirir. “Küçümsemenin altında” gibi fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

“They regarded the betrayal as beneath contempt,” cümlesinde beneath contempt ne anlama gelir?

  1. Yalnızca biraz hayal kırıklığı yaratmıştı.
  2. Küçümseme hisseden insanlardan saklanmıştı.
  3. O kadar utanç vericiydi ki küçümsemeye bile değmiyordu.
Cevabı göster

O kadar utanç vericiydi ki küçümsemeye bile değmiyordu.

Thirdly,

3:10

Üçüncü olarak,

progress is messy. Deyimler

3:11

ilerleme karmaşıktır.

Deyimler

“Progress is messy”: düzensiz bir süreci anlatan messy

Burada messy, fiziksel olarak kirli veya dağınık bir şeyi değil, ilerleme sürecini anlatır. İlerlemenin düzenli ve kontrollü bir çizgide ilerlemek yerine çoğu zaman karışıklık, gerilemeler, aşırı düzeltmeler ve yön değişiklikleriyle gerçekleştiği anlamına gelir. Cümle, ilerlemenin değersiz veya imkânsız olduğunu söylemez. İyileşmeye giden yolun karmaşık ve düzensiz olabileceğini söyler.

Alıştırma

Hangi cümlede messy, fiziksel dağınıklık yerine düzensiz ve kontrol etmesi zor bir süreci anlatır?

  1. The children's room was messy after playtime.
  2. Negotiations were messy, with several false starts and sudden changes.
Cevabı göster

Negotiations were messy, with several false starts and sudden changes.

Hegel believed that the world makes progress,

3:13

Hegel dünyanın ilerleme kaydettiğine inanırdı,

but only by lurching from one extreme to another, Notlar

3:16

ancak önceki bir hatayı aşırı telafi etmeye çalışırken

as it seeks to overcompensate for a previous mistake. Kalıp ifadeler

3:19

sadece bir aşırı uçtan diğerine savrularak.

Dilbilgisi

only by + -ing: gerekli yöntemi belirtme

only by + -ing yapısı, bir eylemi bir sonuca ulaşmak için gerekli yöntem olarak gösterir. Burada only, by ile başlayan ifadeyi sınırlar: dünya ancak uçlar arasında savrulma süreciyle ilerler. Bu, savrulmanın dünyanın yaptığı tek eylem olduğu anlamına gelmez. Aktarılabilir yapı sonuç + only by + eylem şeklindedir; by burada yer veya son tarih değil, yöntem bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle, yapbozu çözmenin gerekli yolunun orta parçayı çevirmek olduğunu söylüyor?

  1. You can solve the puzzle after turning the center piece.
  2. You can solve the puzzle without turning the center piece.
  3. You can solve the puzzle only by turning the center piece.
Cevabı göster

You can solve the puzzle only by turning the center piece.

Deyimler

Bir mecaz olarak lurching from one extreme to another

Bu cümlede lurching mecazidir. To lurch sözcüğü gerçek anlamda ani ve dengesiz bir hareket yapmak demektir; dünyaya veya tarihe uygulandığında ilerlemeyi kontrolsüz ve düzensiz gösterir. From one extreme to another, keskin biçimde karşıt konumlar arasında tekrarlanan hareketleri gösterir. Buradaki düşünce fiziksel yolculuk değil, aşırı düzeltmedir: bir hataya verilen tepki karşı yönde fazla ileri gider.

Alıştırma

Örnekte lurching from one extreme to another neyi düşündürüyor?

  1. İlerleme, uçlar arasındaki istikrarsız ve aşırı düzeltici değişimlerle gerçekleşir.
  2. Dünya fiziksel olarak birbirinden uzak iki yer arasında yolculuk eder.
  3. İlerleme düzgün ve dikkatle planlanmış bir yol izler.
Cevabı göster

İlerleme, uçlar arasındaki istikrarsız ve aşırı düzeltici değişimlerle gerçekleşir.

Kalıp ifadeler

Overcompensate for: önceki bir hatayı aşırı telafi etmek

Overcompensate for, bir şeyi düzeltmeye veya telafi etmeye çalışırken makul ya da yararlı olandan fazlasını yapmak demektir. over- ön eki aşırılık anlamı katar. Bu cümlede önceki bir hataya verilen tepki fazla ileri gider ve durumu karşıt uca itebilir. Bu nedenle ifade yalnızca başarılı bir telafiyi değil, olumsuz bir değerlendirmeyi de içerir.

Alıştırma

Bir yönetici, tek bir raporun geç kalmasına herkesten saat başı güncelleme isteyerek tepki veriyor. Bu aşırı tepkiyi en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The manager overcompensated for the late report.
  2. The manager overlooked the late report.
  3. The manager compensated for the late report.
Cevabı göster

The manager overcompensated for the late report.

He proposed that it generally takes three moves Dilbilgisi

3:23

Herhangi bir konuda doğru dengenin bulunabilmesi için

before the right balance on any issue can be found,

3:25

genellikle üç hamle gerektiğini öne sürdü,

Dilbilgisi

It generally takes ... before ...: bir sonuçtan önce aşamalar gerekmesi

it takes + miktar, deneme sayısı veya aşamalar + before + yan cümle kalıbında it biçimsel öznedir; belirli bir şeye gönderme yapmaz. Takes burada “gerektirir” anlamındadır, “yerden alır” veya “uzaklaştırır” anlamında değildir. Bu kalıp, before yan cümlesindeki sonucu belirtilen süreçten sonra ulaşılabilen bir şey olarak sunar. Burada three moves, doğru denge bulunmadan önce gereken üç aşamadır; generally bunun kesin bir kural değil, genel bir eğilim olduğunu gösterir.

Alıştırma

it takes ... before kalıbını tamamlayın: For this puzzle, it ____ several tries ____ the solution becomes clear.

Cevabı göster

takes · before

a process that he named the dialectic. Kelime

3:29

buna da diyalektik adını verdi.

Kelime

Felsefi bir süreç olarak “the dialectic”

Bu cümlede the dialectic, bir görüşün karşıt bir görüşle veya gerilimle karşılaştığı ve ardından yeni bir anlayış ya da denge oluşturacak şekilde yeniden ele alındığı felsefi bir sürecin adıdır. Bu ifade yalnızca iki kişi arasındaki bir tartışmayı değil, karşıtlık ve uyarlama yoluyla gelişimi anlatır. Süreç, her görüş ayrılığının ilerleme sağlayacağını garanti etmez.

Alıştırma

Bu cümlede the dialectic ne anlama geliyor?

  1. İki kişi arasındaki sıradan bir konuşma
  2. Her tartışmanın ilerleme sağlayacağının garantisi
  3. Karşıtlık ve yeniden değerlendirmenin yeni bir anlayış üretebildiği felsefi bir süreç
Cevabı göster

Karşıtlık ve yeniden değerlendirmenin yeni bir anlayış üretebildiği felsefi bir süreç

He was often thinking of the complex twists and turns Deyimler

3:32

Sık sık modern devleti ortaya çıkaran

that brought about the modern state. Öbek fiiller

3:35

karmaşık iniş çıkışları düşünüyordu.

Deyimler

Karmaşık değişimler için “twists and turns”

Twists and turns, bir süreç boyunca gerçekleşen karmaşık ve çoğu zaman beklenmedik değişimleri anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Süreci sürekli yön değiştiren bir yol gibi gösterir. Burada ifade, tarihi dolambaçlı bir yol olarak sunar: değişimler ve sürprizler, ilgisiz ayrıntılar değil, modern devletin ortaya çıkmasına katkıda bulunan aşamalardır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “karmaşık ve beklenmedik değişimler” anlamına gelen deyimle tamamlayın: The investigation had many ____ before the truth came out.

Cevabı göster

twists and turns

Öbek fiiller

brought about: bir sonuca yol açmak

brought about ifadesinde bring ve about birlikte bring about öbek fiilini oluşturur; bu ifade “bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak” anlamına gelir. Burada karmaşık tarihsel dönemeçler modern devletin gelişmesini sağlamıştır. Nesne, öbek fiilin tamamından sonra gelir: bring about + sonuç. Geçmiş zaman biçimi brought about şeklindedir. İfade, bir şeyi fiziksel olarak bir yere getirmeye değil, ortaya çıkan sonuca odaklanır.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz ve “bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Careful planning can ____ lasting improvements.

Cevabı göster

bring about

We can also think of the slow path

3:37

Kendi zamanımızda cinselliğe yönelik makul tutumlara giden

towards sensible attitudes to sex in our own time.

3:39

yavaş yolu da düşünebiliriz.

The Victorians imposed too much repression, Kültür

3:43

Viktorya dönemi insanları çok fazla baskı uyguladı,

yet the 1960s may have turned out to be too liberal. Öbek fiiller

3:45

oysa 1960'lar çok liberal sonuçlanmış olabilir.

Kültür

The Victorians ... the 1960s tarihsel kısa adlandırmalar olarak

The Victorians ifadesi genel olarak Britanya'nın Victoria dönemindeki insanları ve dönemin baskın toplumsal kurallarını anlatır. The 1960s ise bu on yılı, özellikle birçok Batı toplumundaki daha özgürlükçü tutumlar olmak üzere, o dönemle ilişkilendirilen toplumsal tutumların simgesi olarak kullanır. Cümlede iki ad da tarihsel kısa adlandırma olarak kullanılır. İki dönemdeki her birey veya her olay değil, baskı ve daha fazla özgürlük şeklindeki iki genel eğilim karşılaştırılır.

Alıştırma

Bu cümlede The Victorians ve the 1960s esas olarak neyi temsil ediyor?

  1. Yalnızca iki yasanın kabul edildiği kesin yıllar
  2. İki tarihsel dönemle ilişkilendirilen genel toplumsal tutumlar
  3. Tartışan iki belirli kişi
Cevabı göster

İki tarihsel dönemle ilişkilendirilen genel toplumsal tutumlar

Öbek fiiller

turned out to be: sonradan keşfedilen bir sonuç

Burada turned out to be, ‘sonunda öyle olduğu görüldü veya düşünüldü’ anlamına gelir. Cümle 1960'lara dönüp bakar ve too liberal ifadesini sonradan varılan bir sonuç olarak sunar; dönmek veya dışarı çıkmak gibi bir hareketten söz etmez. May have turned out to be ifadesinin tamamı değerlendirmeyi temkinli yapar. May have + geçmiş zaman ortacı, geçmiş hakkında kesin bir gerçek yerine olası bir sonuç bildirir.

Alıştırma

‘Sonunda öyle olduğu keşfedildi’ anlamındaki ders ifadesini yazın: The quiet new student ____ a brilliant drummer.

Cevabı göster

turned out to be

It might only be by the 2020s Dilbilgisi

3:49

Ancak 2020'lere gelindiğinde

that we'll find the right balance between extremes.

3:51

aşırılıklar arasındaki doğru dengeyi bulabileceğiz.

Dilbilgisi

It might only be by ... that ...: geç bir zaman sınırını vurgulama

It might only be by the 2020s that ... bir it vurgu cümlesidir: It + be + vurgulanan zaman ifadesi + that yan cümlesi. Bu yapı by the 2020s ifadesini öne çıkarır ve sonuca o noktadan önce ulaşılamayabileceğini anlatır. Might tahmini belirsiz hâle getirir, only ise zaman sınırını daraltır. Buradaki only, sonucun yalnızca 2020'lerde gerçekleşebileceği anlamına gelmez; bu dönemi dengenin sonunda bulunabileceği, muhtemelen geç bir nokta olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle Monday sözcüğünü muhtemel ve geç bir zaman sınırı olarak temkinli biçimde vurgulayan bir it yapısı kullanıyor?

  1. It might only be by Monday that we learn the final decision.
  2. We might learn the final decision by Monday.
  3. We might learn only the final decision by Monday.
Cevabı göster

It might only be by Monday that we learn the final decision.

All this can seem the most appalling waste of time,

3:55

Bütün bunlar en korkunç zaman kaybı gibi görünebilir,

but Hegel insists that the painful stepping

3:57

ancak Hegel, hatadan hataya giden

from error to error is inevitable,

4:00

bu acı verici adımların kaçınılmaz olduğu konusunda ısrar eder,

something we must expect and reconcile ourselves to Kalıp ifadeler

4:02

hayatlarımızı planlarken veya tarih kitaplarını düşünürken

when planning our lives or contemplating history books.

4:05

beklememiz ve kendimizi alıştırmamız gereken bir şeydir bu.

Kalıp ifadeler

reconcile ourselves to: istenmeyen bir gerçeği kabullenmek

Reconcile ourselves to, makul biçimde kaçınamayacağımız zor veya istenmeyen bir gerçeği kendimize kabul ettirmek anlamına gelir. Bu cümlede konuşmacı sürecin iyi olduğunu söylemiyor; ifade, isteksiz ama gerçekçi bir kabulleniş gösteriyor. Yapı reconcile + dönüşlülük zamiri + to + isim veya -ing biçimidir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I reconcile myself, we reconcile ourselves ve she reconciles herself. Buradaki to bir edattır; bu nedenle ardından the delay veya waiting gibi bir öge gelir, fiilin yalın biçimi gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, isteksizce kabul etmek anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After months of hoping the rule would change, we had to ____ keeping the old schedule.

Cevabı göster

reconcile ourselves to

And sometimes,

4:09

Ve bazen,

in this process of moving from error to error,

4:09

hatadan hataya ilerleyen bu süreçte,

we will find a new solution

4:12

yeni bir çözüm bulacağız,

that manages to synthesize the good qualities of the previous solutions Kelime

4:14

önceki çözümlerin iyi niteliklerini sentezlemeyi başaran,

Kelime

synthesize: farklı güçlü yönleri yeni bir bütünde birleştirmek

Synthesize, çeşitli kaynaklardaki yararlı fikirleri veya özellikleri alıp yeni ve tutarlı bir bütün içinde birleştirmek anlamına gelir. Burada yeni çözüm, önceki çözümlerden yalnızca birini seçmek yerine onların iyi özelliklerini korur. Akademik ve analitik bağlamlarda synthesize, bütünleştirilmiş yeni bir anlayış veya sonuç oluşturmayı anlatır. Her kaynağı ayrı ayrı özetlemekten fazlasıdır ve her parçayı değiştirmeden kopyalamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede synthesize, çeşitli kaynakları yeni bir bütün içinde birleştirmek anlamında kullanılmıştır?

  1. The report synthesizes one interview by shortening it to two sentences.
  2. The report synthesizes interviews, survey data, and field notes into one explanation.
  3. The report synthesizes the survey by choosing it and ignoring every other source.
Cevabı göster

The report synthesizes interviews, survey data, and field notes into one explanation.

to make something really new and different and better.

4:18

gerçekten yeni, farklı ve daha iyi bir şey yapmak için.

Four,

4:22

Dört,

art has a purpose.

4:23

sanatın bir amacı vardır.

Hegel vigorously rejected the idea of art for art's sake. Deyimler

4:25

Hegel, sanat için sanat fikrini şiddetle reddetti.

Deyimler

Art for art's sake: sanatın kendi başına amaç olması

Art for art's sake, sanatın kendi başına değer taşıdığını söyleyen yerleşik bir estetik slogandır. Sanatın ahlaki bir ders vermek, toplumu iyileştirmek veya pratik bir yarar sağlamak gibi dış bir amaca hizmet etmesi gerekmediğini anlatır. X for X's sake kalıbı, X'i kendi başına bir amaç olarak sunar. Bu cümlede Hegel'in sanatın kendisini değil, bu görüşü güçlü biçimde reddettiği anlatılır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The committee rejected change for change's sake. change for change's sake ne anlama gelir?

  1. Değişimin kendisi amaç sayıldığı için yapılan değişim
  2. Özellikle başka bir kişiye yarar sağlamak için yapılan değişim
  3. Kazara gerçekleşen değişim
Cevabı göster

Değişimin kendisi amaç sayıldığı için yapılan değişim

Painting,

4:29

Resim,

music, architecture,

4:30

müzik, mimari,

literature, and design

4:31

edebiyat ve tasarım,

all have a major job to do.

4:32

hepsinin yapması gereken büyük bir işi vardır.

We need them so that important insights Dilbilgisi

4:34

Önemli içgörülerin hayatımızda güçlü ve faydalı hale gelebilmesi için

can become powerful and helpful in our lives.

4:37

onlara ihtiyacımız var.

Dilbilgisi

Amaç belirtmek için so that kullanımı

So that, bir eylemi veya ihtiyacı amaçlanan sonucuna bağlar. Burada bu sanat biçimlerine ihtiyaç duymanın amacı, önemli içgörülerin hayatta güçlü ve yararlı hâle gelmesini sağlamaktır. Cümle, bu sonucun zaten gerçekleştiğini söylemez. Yaygın bir kalıp ana cümle + so that + özne + can/could/will/would + fiilin yalın hâli şeklindedir. Kip belirten yardımcı fiil çoğunlukla eylemin mümkün kılmayı veya önlemeyi amaçladığı sonucu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi amaçlanan sonucu bildiren iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: Turn on the porch light ____ the guests can find the house.

Cevabı göster

so that

Art is, in Hegel's formulation, Kalıp ifadeler

4:40

Sanat, Hegel'in formülasyonunda,

the sensuous presentation of ideas. Kelime

4:42

fikirlerin duyusal sunumudur.

Kalıp ifadeler

in Hegel's formulation ile resmî atıf

in Hegel's formulation, parantez içi bir atıf ifadesidir. Ardından gelen tanımın konuşanın kendi ifadesi olarak değil, Hegel'e özgü bir anlatım ya da kavramsal çerçeveyle sunulduğunu bildirir. Burada formulation, bir fikri ifade etme veya düzenleme biçimi demektir. Virgüller bu söz grubunu ara ifade olarak ayırır; ana cümle Art is the sensuous presentation of ideas. olarak kalır.

Alıştırma

Örnekteki in Hegel's formulation ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Tanım, Hegel'e özgü kavramsal çerçeveyle sunulmaktadır.
  2. Cümle mutlaka Hegel'in tam sözlerini yeniden vermektedir.
  3. Hegel sanat yapmak için kimyasal bir tarif vermektedir.
Cevabı göster

Tanım, Hegel'e özgü kavramsal çerçeveyle sunulmaktadır.

Kelime

sensuous: duyular yoluyla algılanabilir

Burada sensuous, duyular yoluyla algılanabilir anlamındadır. Tanım, sanatın soyut fikirlere insanların görebileceği, duyabileceği veya başka şekilde deneyimleyebileceği bir biçim verdiğini söyler. Bu felsefi kullanımda sensuous, sunumun duyularla algılanan biçimini anlatır; cinsel çekim veya haz anlamına gelmez.

Alıştırma

Yazar tarafsız ve teknik bir ilişkiyi değil, duyulara yönelik zengin estetik etkiyi vurgulamak istiyorsa cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? The installation gives the idea a vivid _____ form through light, sound, and texture.

  1. sensory
  2. sensuous
  3. sensual
Cevabı göster

sensuous

Just knowing ideas often leaves us cold. Deyimler

4:46

Sadece fikirleri bilmek bizi genellikle soğuk bırakır.

Deyimler

leave someone cold: birini duygusal olarak etkilememek

leaves us cold ifadesinde leave, “birini belirli bir durumda bırakmak”; cold ise duygusal tepki eksikliğini anlatır. Cümle, fikirleri yalnızca bilmenin çoğu zaman bizi duygulandırmadığını, ilgilendirmediğini veya konuya çekmediğini söyler. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp something leaves someone cold şeklindedir. Vücut sıcaklığının düşmesini değil, kayıtsızlığı veya duygusal uzaklığı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “bizi duygusal olarak etkilemedi” anlamındaki ders deyimiyle tamamlayın: The play was beautifully staged, but it ____.

Cevabı göster

left us cold

For example,

4:48

Örneğin,

in theory, Anlatım akışı

4:49

teoride,

we believe that conflict in Syria is an important one.

4:50

Suriye'deki çatışmanın önemli olduğuna inanıyoruz.

In practice,

4:53

Ancak pratikte,

however, we just switch off. Öbek fiiller

4:54

sadece ilgimizi kesiyoruz.

Anlatım akışı

in theory ... In practice, however: inanç ile gerçeklik arasındaki karşıtlık

In theory, insanların fikirler, ilkeler veya dile getirdikleri inançlar düzeyinde doğru kabul ettikleri şeyi sunar. In practice ise gerçekte olanı sunar. Bu iki işaret, dinleyiciye aynı konunun bu iki düzeyini karşılaştırması gerektiğini gösterir. However, gerçek davranışın önceki inançla çeliştiğini belirtir: insanlar çatışmanın önemli olduğunu söyler, fakat dikkat etmeyi bırakır. Bu teori ve uygulama çerçevesi, bir ilke veya beklenti ile gerçek davranış arasındaki farkı açıkça düzenler.

Alıştırma

Karşıtlığı dersteki teori ve uygulama işaretleriyle tamamlayın: ____, the shortcut should save time. ____, however, it causes more mistakes.

Cevabı göster

In theory · In practice

Öbek fiiller

Switch Off: dikkat etmeyi bırakmak

Burada switch off bir cihazı kapatmak anlamına gelmez. Dikkat etmeyi bırakmak veya zihinsel olarak ilgiyi kesmek anlamına gelir. Bu mecaz kullanım geçişsiz olabilir; bu yüzden we switch off ifadesi nesne olmadan tamamdır. Bilgi artık dikkatimizi çekmediğinde zihnin hızla uzaklaşmasını sıkça anlatır.

Alıştırma

After ten minutes of technical details, I switched off. cümlesinde switched off ne anlama gelir?

  1. Dikkat etmeyi bıraktım.
  2. Daha çok ilgilenmeye başladım.
  3. Bir makineyi kapattım.
Cevabı göster

Dikkat etmeyi bıraktım.

In principle,

4:56

Prensipte,

we know we should be more forgiving to our partners,

4:56

partnerlerimize karşı daha affedici olmamız gerektiğini biliyoruz,

but this abstract conviction gets forgotten at the least provocation. Kalıp ifadeler

4:59

ancak bu soyut inanç en küçük bir kışkırtmada unutulur.

Kalıp ifadeler

At the Least Provocation: en küçük tetikleyicide bile tepki vermek

At the least provocation, çok küçük bir rahatsızlık, meydan okuma veya tetikleyici ortaya çıkar çıkmaz tepki verilmesi demektir. Least, tepki eşiğini en düşük düzeye indirir; provocation mutlaka kasıtlı olarak kavga çıkarma girişimi olmak zorunda değildir. Bu cümlede ifade, bağışlayıcı olma ilkesinin ne kadar kolay kaybolduğunu gösterir: hafifçe rahatsız eden bir davranış bile yeterlidir.

Alıştırma

Çok küçük bir rahatsızlık olur olmaz anlamına gelen dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: She loses her temper ____.

Cevabı göster

at the least provocation

The point of art,

5:02

Sanatın amacı,

Hegel realized,

5:03

Hegel'in fark ettiği üzere,

is not so much to come up with startlingly new or strange ideas, Notlar

5:04

şaşırtıcı derecede yeni veya garip fikirler bulmak değil,

Öbek fiiller

come up with: bir fikir bulmak

Come up with bir fikir, yanıt, plan veya çözüm düşünmek, oluşturmak ya da üretmek anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel olarak bir yere gelmekten değil, yeni veya sıra dışı fikirler üretmekten söz edilir. Kalıp come up with + üretilen şey biçimindedir: come up with an idea, come up with a plan. With zorunludur ve bir zamir de onun arkasında kalır: come up with it.

Alıştırma

Cümleyi “düşünmek veya üretmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: We need to ____ a simple plan before lunch.

Cevabı göster

come up with

but to take the good, helpful, important

5:08

zaten bildiğimizi düşündüğümüz

thoughts we already think we know

5:10

iyi, yararlı, önemli düşünceleri alıp

and make them stick more imaginatively in our minds. Deyimler

5:13

bunların zihnimize daha yaratıcı bir şekilde yerleşmesini sağlamaktır.

Dilbilgisi

is not so much to ... but to: ana noktaya odaklanmak

is not so much to A, but to B kalıbı A’nın önemini azaltır ve B’yi daha önemli ya da daha doğru amaç olarak sunar. Bu, A’nın hiçbir rolü olmadığı anlamına gelmek zorunda değildir. Burada iki to öbeği paralel mastarlardır: to come up with ... A’yı, to take ... and make ... ise B’yi oluşturur. Bu kalıp, kesin bir ya-o-ya-bu karşıtlığı kurmadan dinleyicinin dikkatini asıl noktaya yöneltir.

Alıştırma

Yumuşak karşıtlığı iki parçayla tamamlayın: The purpose of rehearsal is ____ to avoid every tiny mistake, ____ to make the performance feel natural.

Cevabı göster

not so much · but

Deyimler

make them stick ... in our minds: fikirleri zihinde kalıcı kılmak

Bu cümlede them, önceki good, helpful, important thoughts ifadesine gönderme yapar. Stick mecazidir: düşünceler kolay hatırlanır hâlde kalır ve insanların düşünme biçimini etkilemeye devam eder; gerçek bir yapıştırıcıdan söz edilmez. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Make them stick, “onların akılda kalmasını sağlamak” demektir. More imaginatively, fikirleri yaratıcı biçimde sunmanın onları daha akılda kalıcı yaptığını anlatır.

Alıştırma

Make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını, “akılda kalmak” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: A funny rhyme can make the spelling ____ in your mind.

Cevabı göster

stick

Five,

5:18

Beş,

we need new institutions.

5:18

yeni kurumlara ihtiyacımız var.

Hegel took a very positive view of institutions Kalıp ifadeler

5:20

Hegel, kurumlara

and of the power they can wield. Kelime

5:23

ve kullanabilecekleri güce karşı çok olumlu bir bakış açısına sahipti.

Kalıp ifadeler

took a very positive view of: bir şeye çok olumlu bakmak

Took a very positive view of, “çok olumlu değerlendirdi” veya “güçlü biçimde onaylayan bir görüşe sahipti” demektir. Burada view, gözle görülen bir manzara değil, görüş ya da değerlendirme anlamındadır. Yapı take a positive view of + isim veya -ing biçimi şeklindedir. Took geçmiş zamandır, very ise positive sözcüğünü güçlendirir. Bir değerlendirme ifade ettiği için yalnızca liked demekten daha kesin ve resmîdir.

Alıştırma

Hangi cümle komitenin öneriyi olumlu değerlendirdiğini söyler?

  1. The committee took a quick look at the proposal.
  2. The committee took a positive view of the proposal.
  3. The committee had no opinion about the proposal.
Cevabı göster

The committee took a positive view of the proposal.

Kelime

Wield power: gücü kontrol edip etkili biçimde kullanmak

Burada wield, güçlü bir şeyi kontrol ederek kullanmak ve onun bir etki yaratmasını sağlamak anlamına gelir. Kullanım mecazidir: kurumlar fiziksel olarak bir nesneyi sallamıyor; gücü eyleme geçirebiliyorlar. the power they can wield ifadesinde power, wield fiilinin nesnesidir. Bu, ilgi sözcüğü that'in düşürüldüğü the power (that) they can wield ilgi cümleciği yapısıdır.

Alıştırma

“A few organizations can wield great power,” cümlesinde wield ne anlama gelir?

  1. Bu gücü kontrol edip bir etki yaratacak şekilde kullanmak
  2. Bu gücü başka bir gruba vermek
  3. Bu güce sahip olup onu hiç kullanmamak
Cevabı göster

Bu gücü kontrol edip bir etki yaratacak şekilde kullanmak

This was a point Hegel made again and again in different ways.

5:25

Bu, Hegel'in farklı şekillerde defalarca vurguladığı bir noktaydı.

For ideas to be active and effective in the world,

5:28

Fikirlerin dünyada aktif ve etkili olabilmesi için,

a lot more is needed than that ideas are simply correct. Dilbilgisi

5:30

sadece doğru olmalarından çok daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Dilbilgisi

A lot more is needed than ...: tek bir koşulun yetersiz olduğunu göstermek

A lot more is needed than X, X'in tek başına yeterli olmadığı ve ek koşulların, kaynakların ya da eylemlerin gerektiği anlamına gelir. A lot, more sözcüğünü güçlendirir. Bu cümlede fikirlerin doğru olması yalnızca başlangıç noktasıdır; dünyada etki yaratmaları için gereken her şey değildir. Than, yetersiz olan ölçütü tanıtır. Gereken ek şeyleri tanıtmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp a lot more is needed than + isim, -ing öbeği veya cümleciktir.

Alıştırma

Hangi cümle yalnızca iyi niyetin yeterli olmadığı anlamına gelir?

  1. Nothing more is needed if intentions are good.
  2. A lot more is needed than good intentions.
  3. Good intentions are more than enough.
Cevabı göster

A lot more is needed than good intentions.

To make major truths powerful in society,

5:34

Büyük gerçekleri toplumda güçlü kılmak için,

they need employees and buildings and budgets

5:37

çalışanlara, binalara, bütçelere

and legal advisers.

5:39

ve hukuk danışmanlarına ihtiyaçları vardır.

Institutions allow for the scale Öbek fiiller

5:41

Kurumlar, büyük projelerin

of time and power that big projects

5:43

dünyada etkili olabilmesi için ihtiyaç duyduğu

need to become effective in the world.

5:46

zaman ve güç ölçeğine izin verir.

Öbek fiiller

allow for: gereken zamanı ve gücü mümkün kılmak

Burada allow for, “yer açmak” veya “mümkün kılmak” anlamındadır. Kurumlar, büyük projelerin ihtiyaç duyduğu uzun zaman aralığını ve örgütlü gücü sağlar. allow for ifadesinden sonraki nesne, anlamı belirlemeye yardımcı olur. Nesne gerekli bir ölçeği, kaynağı veya etkinliği belirtiyorsa ifade, ona yeterli alan sağlamayı anlatabilir; yalnızca olası bir sorunu plana ya da hesaba katmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“The larger battery allows for longer trips.” cümlesinde “allows for” ne anlama gelir?

  1. Yolculuklara izin verir.
  2. Yolculara her masrafı hesaplamalarını hatırlatır.
  3. Daha uzun yolculukları mümkün kılar.
Cevabı göster

Daha uzun yolculukları mümkün kılar.

So,

5:48

Bu yüzden,

as new needs of a society get recognized,

5:49

bir toplumun yeni ihtiyaçları tanındıkça,

they should, ideally,

5:51

ideal olarak,

lead not just to new books, Dilbilgisi

5:52

sadece yeni kitaplara değil,

but to the formation of new institutions.

5:54

yeni kurumların oluşumuna yol açmalıdırlar.

Dilbilgisi

not just to ... but to ...: ikinci bir sonuç eklemek ve onu vurgulamak

Bu cümlede lead, iki to grubuyla da birlikte kullanılır: lead to new books ve lead to the formation of new institutions. not just ... but ... iki paralel sonucu birbirine bağlar ve ikinci sonuca daha fazla vurgu yapar. İlk sonuç hâlâ doğrudur ve değerlidir. Yapı, bu sonucun tek başına yeterli olmadığını; fark edilen ihtiyaçların ideal olarak daha geniş kapsamlı ikinci sonucu da üretmesi gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi not just ... but ... yapısıyla tamamlayın: Good feedback can lead ____ quicker fixes, ____ better long-term decisions.

Cevabı göster

not just to · but to

Nowadays,

5:57

Günümüzde,

we might say we need major new institutions

5:57

ilişkilere,

to focus on relationships,

6:00

tüketici eğitimine, kariyer seçimine,

consumer education, career choice,

6:01

ruh hali yönetimine,

mood management,

6:04

ve daha az hasar görmüş çocukların nasıl yetiştirileceğine odaklanmak için

and how to bring up less damaged children. Öbek fiiller

6:05

büyük yeni kurumlara ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz.

Öbek fiiller

bring up children: çocuk yetiştirmek

Burada bring up, çocuklara büyürken bakmak ve onları eğitmek anlamına gelir. children nesnesi bu anlamın kullanıldığını gösterir. Bring up ayrılabilen bir öbek fiildir: hem bring up children hem de bring children up kullanılabilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: bring them up.

Alıştırma

“From infancy to age eighteen, Maya was brought up by her aunt,” İngilizce cümlesinde brought up ne anlama gelir?

  1. Çocukken büyütülüp bakıldı
  2. Daha yüksek bir kata götürüldü
  3. Tartışılacak bir konu olarak gündeme getirildi
Cevabı göster

Çocukken büyütülüp bakıldı

Hegel helps us to see valuable insights where we might initially resist them,

6:08

Hegel, başlangıçta direnebileceğimiz yerlerde değerli içgörüleri görmemize yardımcı olur;

in art, in institutions,

6:12

sanatta, kurumlarda,

in the ideas of our enemies,

6:14

düşmanlarımızın fikirlerinde

and in the strange mistakes of the past.

6:16

ve geçmişin garip hatalarında.

His insight is that growth

6:19

Onun içgörüsü, büyümenin

requires the clash of divergent ideas, Deyimler

6:20

farklı fikirlerin çatışmasını gerektirdiği,

and therefore,

6:23

ve bu nedenle,

that it will be painful and slow.

6:24

acı verici ve yavaş olacağıdır.

Deyimler

the clash of divergent ideas: farklı yönlere giden fikirlerin çatışması

Bu ifadede clash, fikirler arasındaki güçlü çatışmayı anlatan bir benzetmedir. Soyut bir anlaşmazlığı kuvvetlerin çarpışması gibi hissettirir, ancak fiziksel kavga gerektirmez. Divergent, farklı yönlerde gelişen veya farklı yönlere işaret eden demektir. İfade bir bütün olarak, ciddi biçimde farklı fikirlerin karşılaşıp birbirine meydan okumasından büyüme doğduğunu söyler.

Alıştırma

Bu bağlamda the clash of divergent ideas ne anlama gelir?

  1. Neredeyse aynı görüşlerin sakin biçimde paylaşılması
  2. Farklı yönlere giden fikirler arasındaki güçlü çatışma
  3. Birkaç kişi arasındaki gürültülü fiziksel çarpışma
Cevabı göster

Farklı yönlere giden fikirler arasındaki güçlü çatışma

But at least once we know this,

6:26

Ama en azından bunu bildiğimizde,

we don't have to compound our troubles by thinking them abnormal. Kelime

6:28

bunları anormal olarak düşünerek dertlerimizi içinden çıkılmaz hale getirmek zorunda değiliz.

Kelime

compound our troubles: kötüleştirmek anlamındaki compound fiili

Burada compound, “mevcut bir soruna başka bir sorun veya baskı ekleyerek onu daha kötü hâle getirmek” anlamında bir fiildir. Our troubles bu fiilin nesnesidir; dolayısıyla compound our troubles, sıkıntıların ağırlığını veya ciddiyetini artırmak demektir. Asıl sıkıntılar zaten vardır. Bunları anormal saymak ikinci bir endişe katmanı ekler ve herhangi bir şeyi çözmek veya yalnızca bir araya getirmek yerine durumu daha zor hâle getirir.

Alıştırma

“Ignoring the leak will compound the damage,” cümlesinde “compound the damage” ne anlama gelir?

  1. hasarı yavaş yavaş onarmak
  2. hasarı daha kötü hâle getirmek
  3. hasarın neyden oluştuğunu açıklamak
Cevabı göster

hasarı daha kötü hâle getirmek

Hegel gives us a more accurate

6:32

Hegel bize kendimiz,

and hence more manageable view of ourselves,

6:34

zorluklarımız,

our difficulties,

6:36

ve tarihte bulunduğumuz yer hakkında daha doğru

and where we are in history. Deyimler

6:37

ve dolayısıyla daha başa çıkılabilir bir bakış açısı sunar.

Deyimler

where we are in history: bir süreçteki aşamayı belirlemek

Burada where fiziksel bir yere işaret etmez. İfade, tarihi bir yol veya süreç gibi ele alır ve bu süreçteki mevcut konumumuzu, yani toplumun ulaştığı aşamayı belirtir. where we are in history yan cümlesi, view of yapısından sonra ourselves ve our difficulties ile eş düzeyde sıralanır. Hegel’in anlamamıza yardımcı olduğu üçüncü konuyu adlandırarak cümledeki bilgiyi düzenler.

Alıştırma

“This timeline helps us understand where we are in history,” cümlesinde “where we are in history” ne anlama gelir?

  1. toplumun tarihsel bir süreçte ulaştığı aşama
  2. bir zaman çizelgesine basılmış tarih
  3. insanların durduğu fiziksel yer
Cevabı göster

toplumun tarihsel bir süreçte ulaştığı aşama