FELSEFE - Hegel: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Hegel'in beş savı anlatılır: tarih kayıp bilgeliği korur, karşıtlar gerçeğin bir bölümünü taşıyabilir, ilerleme acı veren salınımlardan geçer, sanat fikirlere duygusal güç verir ve kurumlar kalıcı toplumsal güç sağlar. Temel İngilizce öğrenme noktaları: 1. "a repository of" (sözcük anlamı ve dil düzeyi), tarihi değersiz bir geçmiş değil, bilgeliği saklayan bir kaynak olarak anlatır. 2. "reconcile ourselves to" (kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler), zor ve kaçınılmaz bir süreci onaylamadan kabullenmeyi ifade eder. 3. "is not so much to" ... "but to" (dilbilgisi ve cümle kalıpları), vurguyu yeni fikir üretmekten bilinen fikirleri canlı ve akılda kalıcı kılmaya taşır.
Bu derste
Georg Friedrich Hegel was born in Stuttgart in 1770.
0:07Georg Friedrich Hegel 1770'te Stuttgart'ta doğdu.
Yükselme mecazı olarak “ascended the academic tree” ... “reached the topmost branch”
“Ascended the academic tree” ve “reached the topmost branch” birlikte genişletilmiş tek bir mecaz oluşturur. Yukarı doğru hareket etmek, akademik açıdan daha yüksek mevkilere gelmeyi temsil eder; dolayısıyla ortada gerçek bir ağaç yoktur. Ardından gelen “head of the University of Berlin” ifadesi, buradaki “topmost branch” sözünün ne anlama geldiğini açıklar: üniversitedeki en yüksek liderlik görevi. Birbiriyle bağlantılı yükselme imgeleri bir cümle boyunca devam ettiğinde, bunları kariyer ilerlemesini anlatan tek bir resim olarak anlamak gerekir.
Alıştırma
Cümlede “ascended the academic tree” ve “reached the topmost branch” birlikte ne anlama geliyor?
- Üniversite profesörü olmadan önce ağaçları incelediği anlamına gelir.
- Ofisini üniversitenin en üst katına taşıdığı anlamına gelir.
- Akademik kademelerde yükselip sonunda üniversitenin başına geçtiği anlamına gelir.
- Üniversite kampüsündeki uzun bir ağaca tırmandığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Akademik kademelerde yükselip sonunda üniversitenin başına geçtiği anlamına gelir.
Hegel wrote some very long and very famous books,
0:25Hegel bazı çok uzun ve çok ünlü kitaplar yazdı,
Doğrudan eleştiriden önce “we'll be frank”
“We'll be frank”, “açık ve doğrudan konuşacağız” anlamına gelir. Bu yapıda “frank”, dürüst bir doğrudanlığı anlatan bir sıfattır; Frank adlı bir kişiyi belirtmez. İfade, ardından gelecek sözü açık bir görüş veya eleştiri olarak çerçeveler. Burada dinleyiciyi “he wrote horribly” sözüne hazırlar. Doğrudan konuşulacağını önceden belirtmek eleştiriye geçişi daha az ani hâle getirebilir, ancak eleştirinin kendisini yumuşatmaz.
Alıştırma
“We'll be frank: this proposal has major problems” cümlesinde “we'll be frank” ne işe yarar?
- Ardından gelecek eleştirinin yumuşak ve kibar olacağını vadeder.
- Konuşanların doğrudan ve dürüst bir görüş bildirmek üzere olduğunu duyurur.
- Frank adlı birinin sırada konuşacağını söyler.
- Konuşanların görüş belirtip belirtmemeleri konusunda kararsız olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Konuşanların doğrudan ve dürüst bir görüş bildirmek üzere olduğunu duyurur.
when it should be clear and direct: gerçek ile beklenen standardın karşıtlığı
Burada when zaman belirtmez; bir karşıtlık kurar. Çalışmanın gerçek durumu confusing and complicated, beklenen durumu ise clear and direct'tir. X when it should be Y kalıbı, gerçek ile makul veya olması gereken durum arasındaki farkı eleştirir. Should be gelecek için tavsiye değil, söz konusu şeyin karşılaması beklenen standardı anlatır.
Alıştırma
Cümledeki when it should be clear and direct ne anlama gelir?
- Çalışma kafa karıştırıcıdır, oysa açık ve doğrudan olması beklenir.
- Çalışma, açık ve doğrudan hâle geldiği süre boyunca kafa karıştırıcıdır.
- Çalışmanın gelecekte açık ve doğrudan hâle gelmesi muhtemeldir.
Cevabı göster
Çalışma kafa karıştırıcıdır, oysa açık ve doğrudan olması beklenir.
He tapped into a weakness of human nature, Öbek fiiller
0:41İnsan doğasının bir zayıflığından faydalandı:
tapped into: bir şeye erişip ondan yararlanmak
tapped into a weakness ifadesindeki tapped into, zaten var olan bir insan eğilimini keşfedip kullandığı anlamına gelir. Bir şeye hafifçe vurma şeklindeki gerçek anlamlı eylemi anlatmaz. Tap into geçişli bir öbek fiildir: tap into + bir kaynak, duygu, ihtiyaç, bilgi birikimi, pazar veya eğilim. Into ifadenin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Alıştırma
“Erişip yararlanmak” anlamındaki öbek fiili kullanarak cümleyi tamamlayın: The team hopes to ____ local knowledge before making a plan.
Cevabı göster
tap into
grave-sounding, incomprehensible prose: ağırbaşlı görünen ama anlaşılmaz düzyazı
Burada grave, “mezar” değil, “ciddi ve ağırbaşlı” anlamındadır. -sounding eklendiğinde grave-sounding, “ciddiymiş izlenimi veren” demektir. Düzyazının gerçekte ne içerdiğini değil, nasıl bir izlenim yarattığını anlatır. Incomprehensible prose, anlaşılması son derece zor veya imkânsız yazıdır. Bu sözcükler birlikte, önemliymiş gibi duyulan ancak anlamını açıkça aktaramayan bir yazıyı eleştirir.
Alıştırma
Bu cümledeki tanım ne anlama gelir: "The article uses grave-sounding, incomprehensible prose."?
- Yazı samimi bir üslupta ama yararlı ayrıntılarla dolu.
- Yazı mezarlarla ilgili ve kolayca anlaşılabiliyor.
- Yazı ciddi duyuluyor ama anlaşılması çok zor.
Cevabı göster
Yazı ciddi duyuluyor ama anlaşılması çok zor.
This has made philosophy much weaker in the world than it should be,
0:47Bu, felsefeyi dünyada olması gerektiğinden çok daha zayıf kıldı
and it's made it much harder for us to hear the valuable things
0:51ve Hegel'in bize söylemek istediği değerli şeyleri
stand out: öne çıkmak veya dikkat çekmek
Stand out, “özellikle fark edilmek veya çevresindeki gruptan açıkça farklı olmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede birkaç ders, diğerlerinin tümünden daha fazla dikkat çekmektedir. Özne, dikkat çeken kişi veya şeydir: a lesson stands out; several lessons stand out. İfade, sözcüğü sözcüğüne “dışarıda ayakta durmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “özellikle dikkat çeker” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Most of the paintings look similar, but one really ____.
Cevabı göster
stands out
a standard European way of looking at the past Kalıp ifadeler
1:06geçmişe bakmanın standart bir Avrupa yöntemi
a way of looking at: anlamaya yönelik bir bakış açısı
Bu cümlede a way of looking at the past, geçmişi anlamaya veya yorumlamaya yarayan bir bakış açısı demektir. Looking at fiziksel olarak görme eylemini anlatmaz; way de yol anlamına gelmez. a way of + -ing yapısı, bir probleme, olaya veya düşünceye bakma biçimi gibi alışılmış bir yaklaşımı ya da bakış açısını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan ve “anlamaya yönelik bir bakış açısı” anlamına gelen ifadeyi seçin: That is one useful ___ the problem.
- way to looking at
- way of looking
- way of looking at
Cevabı göster
way of looking at
can be looked at as a repository of a particular kind of wisdom. Notlar
1:20belirli bir bilgelik türünün deposu olarak görülebileceğini savundu.
can be looked at as: A'yı B olarak görmenin edilgen yapısı
Bu cümlede can be looked at as, “anlaşılabilir” veya “olarak görülebilir” anlamına gelir. Burada bir çağı fiziksel olarak görmekten söz edilmez; onu yorumlamak için bir çerçeve sunulur. Etken yapı look at A as B şeklindedir. Edilgen yapıda A, özne konumuna geçer: A can be looked at as B. Burada every era A, a repository of wisdom ise B'dir.
Alıştırma
Cümleyi look at A as B yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: In this discussion, a mistake ____ a chance to learn.
Cevabı göster
can be looked at as
a repository of: resmî bir kap metaforu
Bu cümlede a repository of, değerli bir şeyi büyük miktarda depolayan ve koruyan bir şey anlamına gelir. Bir çağ fiziksel bir depolama yeri değildir; Hegel onu belirli bir tür bilgeliği içinde tutan bir kap gibi ele alır. Bu resmî metafor, bir kişiyi, yeri, kurumu, metni veya dönemi bilgi, deneyim ya da kültür deposu olarak sunmayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi, depolayan ve koruyan bir yer ya da şey anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The oral-history archive is ____ community memory.
Cevabı göster
a repository of
to rescue things which have gone missing. Kalıp ifadeler
1:27zamanda geriye gitmemiz gerektiği anlamına gelir.
have gone missing: kaybolmanın şimdiki sonucu
Go missing; kaybolmak, ulaşılamaz hâle gelmek veya artık mevcut olmamak anlamına gelir. Buradaki go bir yere gitmeyi anlatmaz; missing durumuna geçişi belirtir. Have gone missing present perfect yapısındadır. Daha önceki bir kaybolmayı şimdiyle ilişkilendirir; bu cümlede söz konusu şeyler hâlâ mevcut değildir. Değerli bilgelik biçimleri modern yaşamdan kaybolduğu için ifade burada metaforiktir.
Alıştırma
Cümleyi go missing ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Two pages from the report ____, so the report is still incomplete.
Cevabı göster
have gone missing
to fully grasp the idea of what community can be, Kalıp ifadeler
1:33antik Yunan tarihini kazmamız gerekebilir,
mine the history: tarihten değerli içgörüler çıkarma mecazı
Burada mine, mecaz anlamda kullanılan bir fiildir. Madencilerin değerli bir şeyi çıkarmak için kayayı kazması gibi, mine the history of ancient Greece ifadesi de o geçmişi derinlemesine inceleyip ondan yararlı fikirler çıkarmak anlamına gelir. Bu ifade, tarihi yalnızca olayların listesi olarak değil, içgörü kaynağı olarak sunar. Aynı mecaz; arşivlerde, metinlerde veya verilerde örüntü ve kanıt aramayı da anlatabilir.
Alıştırma
Çok sayıda eski mektuptan yararlı ipuçları çıkarıldığını vurgulamak için en uygun kelimeyi seçin: Researchers ___ the letters for clues.
- owned
- memorized
- mined
Cevabı göster
mined
fully grasp the idea of: bir kavramı tamamen anlamak
fully grasp the idea of ifadesinde grasp, elle tutmak değil, açıkça anlamak demektir. Fully, grasp fiilini güçlendirir: amaç yalnızca kabaca anlamak değil, tam ve derin bir anlayışa ulaşmaktır. Yapı fully + grasp + the idea of + isim veya yan cümledir. Burada what community can be, anlaşılacak kavramı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “kavramı tamamen anlamak” anlamındaki beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The model helped us ____ renewable energy storage.
Cevabı göster
fully grasp the idea of
as no other era can: fiil öbeğinin düşürüldüğü karşılaştırma
as no other era can ifadesinde as, “... şekilde” anlamına gelir ve yan cümle Orta Çağ’ı diğer bütün çağlarla karşılaştırır. Burada as, “çünkü” anlamında değildir. can’den sonra tekrarlanan fiil öbeği düşürülür. Karşılaştırmanın tam hâli as no other era can teach us about the role of honor şeklindedir. Yardımcı fiil can, düşürülen anlamı taşır; böylece ara cümle kısalır ve benzersiz bir yetenek vurgulanır.
Alıştırma
Ara cümle bu cümlede ne anlama geliyor?
- Diğer çağlar öğretemediği için Orta Çağ’ın bize öğretebildiğini söylüyor.
- Başka hiçbir çağın bize onuru aynı şekilde öğretemeyeceğini söylüyor.
- Bütün çağların aynı öğretme yeteneğine sahip olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Başka hiçbir çağın bize onuru aynı şekilde öğretemeyeceğini söylüyor.
even if this period featured appalling attitudes to children Dilbilgisi
1:45bu dönem çocuklara yönelik tutumlarda
even if: ana iddiayı değiştirmeyen bir koşul
Even if güçlü bir ödünleme bildirir: even if yan cümlesindeki koşul gerçekleşse de ana iddianın doğru kalacağı belirtilir. Burada dönemin korkunç tutumlara sahip olduğu kabul edilse bile Orta Çağ’ın bize onur hakkında bir şeyler öğretebileceği iddiası korunur. Bu ifade, söz konusu tutumları mazur göstermez veya onları ana iddianın nedeni yapmaz. Yazarın ciddi bir itirazı kabul ederken daha dar bir sonucu korumasını sağlar.
Alıştırma
Yağmur yağsa da yağmasa da pikniğin yapılacağını anlatan cümleyi seçin.
- We will have the picnic because it rains.
- We will have the picnic even if it rains.
- We will have the picnic if it rains.
Cevabı göster
We will have the picnic even if it rains.
Progress is never linear: ilerleme düz bir çizgi izlemez
Burada linear, yol üzerinden kurulan bir mecazdır. Doğrusal bir süreç, düz bir çizgi gibi tek yönde sorunsuzca ilerlerdi. “Progress is never linear”, gelişimin genellikle duraklamalar, gerilemeler ve yön değişiklikleri içerdiğini söyler. never sözcüğü iddiayı güçlü kılar. Düşünsel bir yorumda bu ifade çoğu zaman “ilerlemenin sorunsuz olmasını bekleme” anlamına gelir; mümkün olan her durumun istisnasız katı bir kurala uyduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“Progress is never linear” ne anlama gelir?
- İlerleme tek bir yönde sorunsuzca devam eder.
- İlerleme çoğu zaman gerilemeler ve yön değişiklikleri içerir.
- İlerleme her zaman çok hızlı gerçekleşir.
Cevabı göster
İlerleme çoğu zaman gerilemeler ve yön değişiklikleri içerir.
to be A historian is to be someone
1:58tarihçi olmak demek, şimdiki zamanın kör noktalarını telafi etmek için
to compensate for the blind spots of the present. Notlar
2:05kurtarması gereken kişi olmak demektir.
rescue ... from the past: geçmişten bir şeyi kurtarmak
Burada rescue mecaz anlamda kullanılır. Fikirler fiziksel tehlikedeki insanlar değildir; unutulmuş veya göz ardı edilmiş olabilecek değerli düşüncelerdir. Rescue them from the past, bu fikirleri tarihte bulup günümüzde yeniden kullanıma kazandırmak demektir. Normal sıra rescue + nesne + from + kaynak şeklindedir: rescue those ideas from the past. Cümle, dengeyi korumak için uzun nesneyi, those ideas that are most needed..., from the past ifadesinden sonra yerleştirir. Anlam değişmez.
Alıştırma
“Değerli eski bir tasarımı yeniden ilgi odağına getirmek” anlamındaki mecazı rescue ... from ile tamamlayın: The curator hopes to ____ a forgotten design ____ the past.
Cevabı göster
rescue · from
compensate for: bir eksikliği telafi etmek
Compensate for, bir zayıflığın, eksikliğin, kaybın veya sorunun olumsuz etkisini azaltmak ya da dengelemek demektir. Burada geçmişten gelen fikirlerin, günümüz insanlarının olaylara bakışındaki sınırlılıkları telafi etmesi gerektiği anlatılıyor. Kalıp compensate for + şey veya sorun şeklindedir. For bu kalıbın bir parçasıdır; ardından dengelenmesi ya da düzeltilmesi gereken durum gelir.
Alıştırma
Zayıflığın etkisini dengelemek anlamındaki vurgulanan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The clearer checklist helped ____ the new employee's lack of experience.
Cevabı göster
compensate for
blind spots of the present: günümüzün kör noktaları
Blind spots, insanların kendi düşünme biçimlerinde fark etmedikleri sorunlar, sınırlılıklar veya önyargılar için kullanılan bir benzetmedir. Burada görmeyle ilgili bir durumu anlatmaz. Of the present, bu fark edilmeyen sınırlılıkların kimin bakış açısına ait olduğunu belirtir: günümüz insanlarının ve toplumunun. İfade, modern düşüncenin bazı şeyleri gözden kaçırdığını söyler; hiçbir şeyi göremediğini değil.
Alıştırma
Fark edilmeyen zayıflıkları anlatan vurgulanmış çoğul benzetmeyle cümleyi tamamlayın: Feedback from local residents revealed several ____ in the city's plan.
Cevabı göster
blind spots
Hegel was a great believer in learning from one's intellectual enemies, Notlar
2:12Hegel, entelektüel düşmanlardan,
a great believer in + isim veya fiilin -ing biçimi
Bu cümlede was a great believer in, Hegel'in kendi fikirlerine karşı çıkan insanlardan öğrenme ilkesini güçlü biçimde desteklediğini anlatır. Buradaki believer dinî bir anlam taşımaz; sağlam bir görüşü ifade eder. Yapı be a great believer in + isim veya fiilin -ing biçimidir. Learning, in edatından sonra gelen bir isim-fiildir ve Hegel'in değer verdiği etkinliği adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi a great believer in ifadesini kullanarak tamamlayın: Our coach is ____ reviewing each game together.
Cevabı göster
a great believer in
intellectual enemies: fikir alanındaki karşıtlar
Intellectual enemies, fikirleri kişinin kendi fikirlerine keskin biçimde karşı çıkan insanlar için kullanılan güçlü bir benzetmedir. Intellectual sözcüğü çatışmayı fikirler, teoriler veya inançlarla sınırlar; bu nedenle ifade tek başına şiddet ya da kişisel nefret anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, anlaşmazlığı olası bir öğrenme kaynağı olarak sunar: görüşleri birbirine kesin biçimde karşı olan düşünürlerin bile incelenmeye değer savları olabilir.
Alıştırma
“The historian read the work of her intellectual enemies,” cümlesindeki intellectual enemies kimlerdir?
- Onunla aynı iş için yarışan kişiler
- Fikirleri onunkilere güçlü biçimde karşı çıkan kişiler
- Ona fiziksel olarak saldırmış kişiler
Cevabı göster
Fikirleri onunkilere güçlü biçimde karşı çıkan kişiler
or that feel alien. Kelime
2:18veya yabancı hissettiğimiz bakış açılarından öğrenmeye çok inanırdı.
feel alien: son derece yabancı gelmek
feel alien ifadesinde alien, “çok yabancı veya bağ kurulması zor” anlamına gelen bir sıfattır. Özne points of view ifadesidir; feel ise bu bakış açılarının bizde bıraktığı izlenimi anlatır. Bakış açılarının kendilerinin duyguları olduğu anlamına gelmez. Bu soyut kullanımın uzaydan gelen canlılarla ilgisi yoktur. Bir düşünceyi, geleneği veya deneyimi, birine normal ya da tanıdık gelen şeylerin dışında olarak anlatabilir.
Alıştırma
"The new custom felt alien to me," cümlesinde alien ne anlama gelir?
- Uzaydan gelir.
- Başka bir ülkeden bir kişiye aittir.
- Yabancı gelir ve onunla bağ kurmak zordur.
Cevabı göster
Yabancı gelir ve onunla bağ kurmak zordur.
That's because he held the bits of the truth are always getting scattered
2:20Çünkü o, gerçeğin parçalarının her zaman
and we should dig them out by asking always Öbek fiiller
2:26ve biz onları her zaman şu soruyu sorarak ortaya çıkarmalıyız:
dig them out: gizli bir şeyi çabayla bulmak
Dig them out, “dikkatli bir çabayla bir şeyi bulup ortaya çıkarmak” anlamında kullanılan mecazi bir öbek fiildir. Burada them, bits of truth ifadesine döner. Böylece ifade, çekici olmayan veya sıra dışı bakış açılarının içindeki değeri keşfetmeyi gizli bir şeyi kazıp çıkarmaya benzetir. Dig out, nesne aldığında ayrılabilir: dig the facts out veya dig out the facts. Nesne bir zamirse zamir mutlaka ortaya gelir: dig them out doğrudur, dig out them değildir.
Alıştırma
dig out ifadesini kullanın ve zamiri doğru konuma yerleştirin: The receipt is in one of these folders, so let's ____.
Cevabı göster
dig it out
in otherwise frightening or foreign phenomena? Kelime
2:32hangi küçük sağduyu ve akıl kırıntısı gizli olabilir?
What sliver ... might be contained in ...?: temkinli bir araştırma kalıbı
Soru, bir savı açık uçlu bir araştırma olarak düzenlemek için What ... might be contained in ...? kalıbını kullanır. Olgunun tamamını kabul etmek ya da reddetmek yerine, içinde çok küçük ve akla uygun bir öz bulunup bulunamayacağını sorar. might ve sliver sözcükleri iddiayı belirgin biçimde sınırlar: cevap kesin değildir ve bulunabilecek sağduyu ya da akıl çok az olabilir. Bu nedenle soru analizin sonraki aşamasını açar; korkutucu ya da yabancı gelen olguyu savunmaz.
Alıştırma
Bir denemede 'What small truth might be hidden in this otherwise alarming claim?' sorusu ne yapar?
- İddiayı incelemeden reddeder.
- İddianın tamamının makul olduğunu kanıtlar.
- Sınırlı ama geçerli bir özü temkinli biçimde araştırmaya açar.
Cevabı göster
Sınırlı ama geçerli bir özü temkinli biçimde araştırmaya açar.
sliver of sense and reason: küçücük bir akılcı öz
Burada sliver mecaz anlamda kullanılır. Sözcüğün gerçek anlamı, bir şeyin çok ince ve dar parçasıdır; a sliver of sense and reason ise yalnızca çok az miktarda akla uygun düşünce demektir. Sense ve reason fiziksel nesneler değil, birlikte kullanılan soyut düşüncelerdir. Bu imge, olgunun içinde makul bir şey bulunabileceğini kabul eder ama olgunun tamamını makul saymaktan çok uzaktır.
Alıştırma
Hangi cümle planın yalnızca küçücük bir kısmının makul olduğunu söyler?
- The plan contains a sliver of good sense.
- The plan is completely sensible.
- The plan contains no good sense at all.
Cevabı göster
The plan contains a sliver of good sense.
otherwise frightening or foreign phenomena içindeki otherwise
Bu cümlede otherwise, “diğer yönlerden” ya da “bulunabilecek o küçük sağduyu ve akıl payı dışında” demektir. frightening or foreign sıfatlarını niteler: olgular biraz anlamlı olabilir, ama diğer yönleriyle yine de korkutucu ya da yabancı gelebilir. Burada “aksi takdirde” anlamına gelmez. Sözcük olumsuz betimlemenin kapsamını sınırlar; küçük bir makul yön, olgular hakkındaki genel görüşü değiştirmez.
Alıştırma
“The sculpture has one beautiful detail but is otherwise unsettling,” cümlesinde otherwise ne anlama gelir?
- diğer tüm yönlerden
- güzel ayrıntı ortadan kaybolursa
- farklı bir seçenek olarak
Cevabı göster
diğer tüm yönlerden
But Hegel's move was to ask what underlying good idea
2:41Ancak Hegel'in hamlesi, milliyetçiliğin kanlı tarihinin içinde hangi temel iyi fikrin
or important need might be hiding within the bloody history of nationalism. Deyimler
2:44veya önemli ihtiyacın saklı olabileceğini sormaktı.
hiding within the bloody history of nationalism ifadesindeki metafor
Hiding within mekânsal bir metafordur. Bir fikir ya da ihtiyaç tarihin içinde gerçek anlamda saklanamaz; ifade, görünür şiddetin altında daha az fark edilen bir güdü bulunabileceğini anlatır. Cümle, kanlı tarihi olası iyi fikirden veya önemli ihtiyaçtan ayırır. Milliyetçiliği anlaşılabilir bir şeyin harekete geçirip geçirmediğini sorar; şiddetin kendisine iyi demez.
Alıştırma
“A wish for safety was hiding within his angry demands” cümlesinde “hiding within” ne anlama gelir?
- İstek fiziksel olarak taleplerin içine yerleştirilmişti.
- İstek, taleplerin ardındaki görünmeyen bir güdüydü.
- Öfkeli talepler iyi ve zararsızdı.
Cevabı göster
İstek, taleplerin ardındaki görünmeyen bir güdüydü.
to identify with something beyond merely their own achievements, Kalıp ifadeler
2:54sadece kendi başarılarının ötesindeki bir şeyle özdeşleşme
identify with: kişisel veya kimliğe dayalı bir bağ hissetmek
Bu cümlede identify with, bir kişinin, grubun, düşüncenin veya daha geniş bir kimliğin sizin bir parçanız olduğunu ya da sizin için önemli bir şeyi ifade ettiğini hissetmek demektir. Görerek tanımayı değil, duygusal veya kimlikle ilgili bir bağı anlatır. Kalıp identify with + kişi, grup veya düşünce şeklindedir. Burada insanlar kendilerini bireysel başarılarından daha büyük bir şeye bağlayarak aidiyet duygusu kazanırlar.
Alıştırma
Cümleyi “kahramanla kişisel bir bağ hissetmek” anlamına gelecek şekilde en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: Many readers ___ the hero because they have faced the same fears.
- identify with
- identify as
- identify
Cevabı göster
identify with
and to anchor their identities beyond the ego. Deyimler
2:57ve kimliklerini egonun ötesine sabitleme ihtiyacı olduğunu öne sürdü.
anchor their identities beyond the ego: istikrar sağlayan bir temel metaforu
Burada anchor, “sağlam bir temel vererek istikrarlı hâle getirmek” anlamındaki mecazi bir fiildir. İstikrar kazanan şey their identities ifadesidir ve bu istikrar, kişisel başarıdan veya yalnızca kendine odaklanmaktan daha geniş bir kaynaktan gelir. Beyond the ego, yalnızca bireysel benliğin ötesine geçmek demektir; ego burada sadece kibir anlamına gelmez. İfade bir bütün olarak, insanların kim olduklarına dair istikrarlı duygularını yalnızca kişisel başarılara değil, aidiyete, ortak değerlere veya daha büyük bir topluluğa dayandırabileceğini anlatır.
Alıştırma
"Shared values can anchor a team during uncertain times," cümlesinde anchor ne anlama gelir?
- Her takım üyesinin adını listelemek
- Takıma istikrarlı bir temel sağlamak
- Takımın kişisel övgü peşinde koşmasını sağlamak
Cevabı göster
Takıma istikrarlı bir temel sağlamak
Kontrol, sorumluluk veya sahiplik bildiren “in the hands of”
In the hands of, bir şeyin bir kişi veya grup tarafından elde tutulduğunu, kontrol edildiğini, yönetildiğini ya da sahiplenildiğini belirtir. Burada önemli fikirler fiziksel olarak elde tutulmaz; dinleyicinin başlangıçta küçümsediği insanlara ait olabilir veya onlar tarafından ifade edilebilir. be in the hands of + kişi veya kuruluş yapısı, kontrolün, sorumluluğun, bakımın ya da erişimin kimde olduğunu gösterir. Kesin anlam özneye bağlıdır: bir karar kontrol edilebilir, bir hasta birinin bakımına bırakılabilir ve bilgi birinin elinde bulunabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede in the hands of, bir grubun kontrol veya sorumluluk sahibi olduğunu belirtir?
- She held the map in both hands.
- The village suffered at the hands of the invaders.
- The final decision is in the hands of the judges.
Cevabı göster
The final decision is in the hands of the judges.
İlk izlenim bildiren “at first glance”
At first glance, bir görüşü daha dikkatli bakmadan önce oluşan hızlı bir ilk izlenim olarak sunar. Burada belirli insanların hor görülmeye bile değmez olduğu yargısını sınırlar: bu sert görüş yalnızca ilk değerlendirmedir. İfade çoğu zaman bir düzeltmeye veya şaşırtıcı bir sonuca zemin hazırlar. Daha fazla düşünmek ya da gözlem yapmak, ilk izlenimin eksik veya yanlış olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
Daha yakından incelemeden önceki izlenimi belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the puzzle seems impossible, but a closer look reveals a simple pattern.
Cevabı göster
At first glance
“Beneath contempt”: küçümsemeye bile değmeyecek kadar kötü
Burada regard people as beneath contempt, o insanları ahlaken o kadar kötü veya değersiz görmek demektir ki onları küçümsemek bile hak ettiklerinden fazla ilgi göstermek gibi gelir. Beneath mecazidir: onları, küçümsemeye değer görülen düzeyin altına yerleştirir. Bu ifade ilk yargıyı son derece olumsuz hâle getirir. “Küçümsemenin altında” gibi fiziksel bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
“They regarded the betrayal as beneath contempt,” cümlesinde beneath contempt ne anlama gelir?
- Yalnızca biraz hayal kırıklığı yaratmıştı.
- Küçümseme hisseden insanlardan saklanmıştı.
- O kadar utanç vericiydi ki küçümsemeye bile değmiyordu.
Cevabı göster
O kadar utanç vericiydi ki küçümsemeye bile değmiyordu.
“Progress is messy”: düzensiz bir süreci anlatan messy
Burada messy, fiziksel olarak kirli veya dağınık bir şeyi değil, ilerleme sürecini anlatır. İlerlemenin düzenli ve kontrollü bir çizgide ilerlemek yerine çoğu zaman karışıklık, gerilemeler, aşırı düzeltmeler ve yön değişiklikleriyle gerçekleştiği anlamına gelir. Cümle, ilerlemenin değersiz veya imkânsız olduğunu söylemez. İyileşmeye giden yolun karmaşık ve düzensiz olabileceğini söyler.
Alıştırma
Hangi cümlede messy, fiziksel dağınıklık yerine düzensiz ve kontrol etmesi zor bir süreci anlatır?
- The children's room was messy after playtime.
- Negotiations were messy, with several false starts and sudden changes.
Cevabı göster
Negotiations were messy, with several false starts and sudden changes.
as it seeks to overcompensate for a previous mistake. Kalıp ifadeler
3:19sadece bir aşırı uçtan diğerine savrularak.
only by + -ing: gerekli yöntemi belirtme
only by + -ing yapısı, bir eylemi bir sonuca ulaşmak için gerekli yöntem olarak gösterir. Burada only, by ile başlayan ifadeyi sınırlar: dünya ancak uçlar arasında savrulma süreciyle ilerler. Bu, savrulmanın dünyanın yaptığı tek eylem olduğu anlamına gelmez. Aktarılabilir yapı sonuç + only by + eylem şeklindedir; by burada yer veya son tarih değil, yöntem bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle, yapbozu çözmenin gerekli yolunun orta parçayı çevirmek olduğunu söylüyor?
- You can solve the puzzle after turning the center piece.
- You can solve the puzzle without turning the center piece.
- You can solve the puzzle only by turning the center piece.
Cevabı göster
You can solve the puzzle only by turning the center piece.
Bir mecaz olarak lurching from one extreme to another
Bu cümlede lurching mecazidir. To lurch sözcüğü gerçek anlamda ani ve dengesiz bir hareket yapmak demektir; dünyaya veya tarihe uygulandığında ilerlemeyi kontrolsüz ve düzensiz gösterir. From one extreme to another, keskin biçimde karşıt konumlar arasında tekrarlanan hareketleri gösterir. Buradaki düşünce fiziksel yolculuk değil, aşırı düzeltmedir: bir hataya verilen tepki karşı yönde fazla ileri gider.
Alıştırma
Örnekte lurching from one extreme to another neyi düşündürüyor?
- İlerleme, uçlar arasındaki istikrarsız ve aşırı düzeltici değişimlerle gerçekleşir.
- Dünya fiziksel olarak birbirinden uzak iki yer arasında yolculuk eder.
- İlerleme düzgün ve dikkatle planlanmış bir yol izler.
Cevabı göster
İlerleme, uçlar arasındaki istikrarsız ve aşırı düzeltici değişimlerle gerçekleşir.
Overcompensate for: önceki bir hatayı aşırı telafi etmek
Overcompensate for, bir şeyi düzeltmeye veya telafi etmeye çalışırken makul ya da yararlı olandan fazlasını yapmak demektir. over- ön eki aşırılık anlamı katar. Bu cümlede önceki bir hataya verilen tepki fazla ileri gider ve durumu karşıt uca itebilir. Bu nedenle ifade yalnızca başarılı bir telafiyi değil, olumsuz bir değerlendirmeyi de içerir.
Alıştırma
Bir yönetici, tek bir raporun geç kalmasına herkesten saat başı güncelleme isteyerek tepki veriyor. Bu aşırı tepkiyi en iyi hangi cümle anlatır?
- The manager overcompensated for the late report.
- The manager overlooked the late report.
- The manager compensated for the late report.
Cevabı göster
The manager overcompensated for the late report.
He proposed that it generally takes three moves Dilbilgisi
3:23Herhangi bir konuda doğru dengenin bulunabilmesi için
It generally takes ... before ...: bir sonuçtan önce aşamalar gerekmesi
it takes + miktar, deneme sayısı veya aşamalar + before + yan cümle kalıbında it biçimsel öznedir; belirli bir şeye gönderme yapmaz. Takes burada “gerektirir” anlamındadır, “yerden alır” veya “uzaklaştırır” anlamında değildir. Bu kalıp, before yan cümlesindeki sonucu belirtilen süreçten sonra ulaşılabilen bir şey olarak sunar. Burada three moves, doğru denge bulunmadan önce gereken üç aşamadır; generally bunun kesin bir kural değil, genel bir eğilim olduğunu gösterir.
Alıştırma
it takes ... before kalıbını tamamlayın: For this puzzle, it ____ several tries ____ the solution becomes clear.
Cevabı göster
takes · before
Felsefi bir süreç olarak “the dialectic”
Bu cümlede the dialectic, bir görüşün karşıt bir görüşle veya gerilimle karşılaştığı ve ardından yeni bir anlayış ya da denge oluşturacak şekilde yeniden ele alındığı felsefi bir sürecin adıdır. Bu ifade yalnızca iki kişi arasındaki bir tartışmayı değil, karşıtlık ve uyarlama yoluyla gelişimi anlatır. Süreç, her görüş ayrılığının ilerleme sağlayacağını garanti etmez.
Alıştırma
Bu cümlede the dialectic ne anlama geliyor?
- İki kişi arasındaki sıradan bir konuşma
- Her tartışmanın ilerleme sağlayacağının garantisi
- Karşıtlık ve yeniden değerlendirmenin yeni bir anlayış üretebildiği felsefi bir süreç
Cevabı göster
Karşıtlık ve yeniden değerlendirmenin yeni bir anlayış üretebildiği felsefi bir süreç
Karmaşık değişimler için “twists and turns”
Twists and turns, bir süreç boyunca gerçekleşen karmaşık ve çoğu zaman beklenmedik değişimleri anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Süreci sürekli yön değiştiren bir yol gibi gösterir. Burada ifade, tarihi dolambaçlı bir yol olarak sunar: değişimler ve sürprizler, ilgisiz ayrıntılar değil, modern devletin ortaya çıkmasına katkıda bulunan aşamalardır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “karmaşık ve beklenmedik değişimler” anlamına gelen deyimle tamamlayın: The investigation had many ____ before the truth came out.
Cevabı göster
twists and turns
brought about: bir sonuca yol açmak
brought about ifadesinde bring ve about birlikte bring about öbek fiilini oluşturur; bu ifade “bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak” anlamına gelir. Burada karmaşık tarihsel dönemeçler modern devletin gelişmesini sağlamıştır. Nesne, öbek fiilin tamamından sonra gelir: bring about + sonuç. Geçmiş zaman biçimi brought about şeklindedir. İfade, bir şeyi fiziksel olarak bir yere getirmeye değil, ortaya çıkan sonuca odaklanır.
Alıştırma
Derste öğrendiğiniz ve “bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Careful planning can ____ lasting improvements.
Cevabı göster
bring about
yet the 1960s may have turned out to be too liberal. Öbek fiiller
3:45oysa 1960'lar çok liberal sonuçlanmış olabilir.
The Victorians ... the 1960s tarihsel kısa adlandırmalar olarak
The Victorians ifadesi genel olarak Britanya'nın Victoria dönemindeki insanları ve dönemin baskın toplumsal kurallarını anlatır. The 1960s ise bu on yılı, özellikle birçok Batı toplumundaki daha özgürlükçü tutumlar olmak üzere, o dönemle ilişkilendirilen toplumsal tutumların simgesi olarak kullanır. Cümlede iki ad da tarihsel kısa adlandırma olarak kullanılır. İki dönemdeki her birey veya her olay değil, baskı ve daha fazla özgürlük şeklindeki iki genel eğilim karşılaştırılır.
Alıştırma
Bu cümlede The Victorians ve the 1960s esas olarak neyi temsil ediyor?
- Yalnızca iki yasanın kabul edildiği kesin yıllar
- İki tarihsel dönemle ilişkilendirilen genel toplumsal tutumlar
- Tartışan iki belirli kişi
Cevabı göster
İki tarihsel dönemle ilişkilendirilen genel toplumsal tutumlar
turned out to be: sonradan keşfedilen bir sonuç
Burada turned out to be, ‘sonunda öyle olduğu görüldü veya düşünüldü’ anlamına gelir. Cümle 1960'lara dönüp bakar ve too liberal ifadesini sonradan varılan bir sonuç olarak sunar; dönmek veya dışarı çıkmak gibi bir hareketten söz etmez. May have turned out to be ifadesinin tamamı değerlendirmeyi temkinli yapar. May have + geçmiş zaman ortacı, geçmiş hakkında kesin bir gerçek yerine olası bir sonuç bildirir.
Alıştırma
‘Sonunda öyle olduğu keşfedildi’ anlamındaki ders ifadesini yazın: The quiet new student ____ a brilliant drummer.
Cevabı göster
turned out to be
that we'll find the right balance between extremes.
3:51aşırılıklar arasındaki doğru dengeyi bulabileceğiz.
It might only be by ... that ...: geç bir zaman sınırını vurgulama
It might only be by the 2020s that ... bir it vurgu cümlesidir: It + be + vurgulanan zaman ifadesi + that yan cümlesi. Bu yapı by the 2020s ifadesini öne çıkarır ve sonuca o noktadan önce ulaşılamayabileceğini anlatır. Might tahmini belirsiz hâle getirir, only ise zaman sınırını daraltır. Buradaki only, sonucun yalnızca 2020'lerde gerçekleşebileceği anlamına gelmez; bu dönemi dengenin sonunda bulunabileceği, muhtemelen geç bir nokta olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle Monday sözcüğünü muhtemel ve geç bir zaman sınırı olarak temkinli biçimde vurgulayan bir it yapısı kullanıyor?
- It might only be by Monday that we learn the final decision.
- We might learn the final decision by Monday.
- We might learn only the final decision by Monday.
Cevabı göster
It might only be by Monday that we learn the final decision.
All this can seem the most appalling waste of time,
3:55Bütün bunlar en korkunç zaman kaybı gibi görünebilir,
from error to error is inevitable,
4:00bu acı verici adımların kaçınılmaz olduğu konusunda ısrar eder,
something we must expect and reconcile ourselves to Kalıp ifadeler
4:02hayatlarımızı planlarken veya tarih kitaplarını düşünürken
when planning our lives or contemplating history books.
4:05beklememiz ve kendimizi alıştırmamız gereken bir şeydir bu.
reconcile ourselves to: istenmeyen bir gerçeği kabullenmek
Reconcile ourselves to, makul biçimde kaçınamayacağımız zor veya istenmeyen bir gerçeği kendimize kabul ettirmek anlamına gelir. Bu cümlede konuşmacı sürecin iyi olduğunu söylemiyor; ifade, isteksiz ama gerçekçi bir kabulleniş gösteriyor. Yapı reconcile + dönüşlülük zamiri + to + isim veya -ing biçimidir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I reconcile myself, we reconcile ourselves ve she reconciles herself. Buradaki to bir edattır; bu nedenle ardından the delay veya waiting gibi bir öge gelir, fiilin yalın biçimi gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, isteksizce kabul etmek anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After months of hoping the rule would change, we had to ____ keeping the old schedule.
Cevabı göster
reconcile ourselves to
that manages to synthesize the good qualities of the previous solutions Kelime
4:14önceki çözümlerin iyi niteliklerini sentezlemeyi başaran,
synthesize: farklı güçlü yönleri yeni bir bütünde birleştirmek
Synthesize, çeşitli kaynaklardaki yararlı fikirleri veya özellikleri alıp yeni ve tutarlı bir bütün içinde birleştirmek anlamına gelir. Burada yeni çözüm, önceki çözümlerden yalnızca birini seçmek yerine onların iyi özelliklerini korur. Akademik ve analitik bağlamlarda synthesize, bütünleştirilmiş yeni bir anlayış veya sonuç oluşturmayı anlatır. Her kaynağı ayrı ayrı özetlemekten fazlasıdır ve her parçayı değiştirmeden kopyalamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede synthesize, çeşitli kaynakları yeni bir bütün içinde birleştirmek anlamında kullanılmıştır?
- The report synthesizes one interview by shortening it to two sentences.
- The report synthesizes interviews, survey data, and field notes into one explanation.
- The report synthesizes the survey by choosing it and ignoring every other source.
Cevabı göster
The report synthesizes interviews, survey data, and field notes into one explanation.
to make something really new and different and better.
4:18gerçekten yeni, farklı ve daha iyi bir şey yapmak için.
Hegel vigorously rejected the idea of art for art's sake. Deyimler
4:25Hegel, sanat için sanat fikrini şiddetle reddetti.
Art for art's sake: sanatın kendi başına amaç olması
Art for art's sake, sanatın kendi başına değer taşıdığını söyleyen yerleşik bir estetik slogandır. Sanatın ahlaki bir ders vermek, toplumu iyileştirmek veya pratik bir yarar sağlamak gibi dış bir amaca hizmet etmesi gerekmediğini anlatır. X for X's sake kalıbı, X'i kendi başına bir amaç olarak sunar. Bu cümlede Hegel'in sanatın kendisini değil, bu görüşü güçlü biçimde reddettiği anlatılır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The committee rejected change for change's sake. change for change's sake ne anlama gelir?
- Değişimin kendisi amaç sayıldığı için yapılan değişim
- Özellikle başka bir kişiye yarar sağlamak için yapılan değişim
- Kazara gerçekleşen değişim
Cevabı göster
Değişimin kendisi amaç sayıldığı için yapılan değişim
We need them so that important insights Dilbilgisi
4:34Önemli içgörülerin hayatımızda güçlü ve faydalı hale gelebilmesi için
Amaç belirtmek için so that kullanımı
So that, bir eylemi veya ihtiyacı amaçlanan sonucuna bağlar. Burada bu sanat biçimlerine ihtiyaç duymanın amacı, önemli içgörülerin hayatta güçlü ve yararlı hâle gelmesini sağlamaktır. Cümle, bu sonucun zaten gerçekleştiğini söylemez. Yaygın bir kalıp ana cümle + so that + özne + can/could/will/would + fiilin yalın hâli şeklindedir. Kip belirten yardımcı fiil çoğunlukla eylemin mümkün kılmayı veya önlemeyi amaçladığı sonucu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi amaçlanan sonucu bildiren iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: Turn on the porch light ____ the guests can find the house.
Cevabı göster
so that
in Hegel's formulation ile resmî atıf
in Hegel's formulation, parantez içi bir atıf ifadesidir. Ardından gelen tanımın konuşanın kendi ifadesi olarak değil, Hegel'e özgü bir anlatım ya da kavramsal çerçeveyle sunulduğunu bildirir. Burada formulation, bir fikri ifade etme veya düzenleme biçimi demektir. Virgüller bu söz grubunu ara ifade olarak ayırır; ana cümle Art is the sensuous presentation of ideas. olarak kalır.
Alıştırma
Örnekteki in Hegel's formulation ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?
- Tanım, Hegel'e özgü kavramsal çerçeveyle sunulmaktadır.
- Cümle mutlaka Hegel'in tam sözlerini yeniden vermektedir.
- Hegel sanat yapmak için kimyasal bir tarif vermektedir.
Cevabı göster
Tanım, Hegel'e özgü kavramsal çerçeveyle sunulmaktadır.
sensuous: duyular yoluyla algılanabilir
Burada sensuous, duyular yoluyla algılanabilir anlamındadır. Tanım, sanatın soyut fikirlere insanların görebileceği, duyabileceği veya başka şekilde deneyimleyebileceği bir biçim verdiğini söyler. Bu felsefi kullanımda sensuous, sunumun duyularla algılanan biçimini anlatır; cinsel çekim veya haz anlamına gelmez.
Alıştırma
Yazar tarafsız ve teknik bir ilişkiyi değil, duyulara yönelik zengin estetik etkiyi vurgulamak istiyorsa cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? The installation gives the idea a vivid _____ form through light, sound, and texture.
- sensory
- sensuous
- sensual
Cevabı göster
sensuous
Just knowing ideas often leaves us cold. Deyimler
4:46Sadece fikirleri bilmek bizi genellikle soğuk bırakır.
leave someone cold: birini duygusal olarak etkilememek
leaves us cold ifadesinde leave, “birini belirli bir durumda bırakmak”; cold ise duygusal tepki eksikliğini anlatır. Cümle, fikirleri yalnızca bilmenin çoğu zaman bizi duygulandırmadığını, ilgilendirmediğini veya konuya çekmediğini söyler. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp something leaves someone cold şeklindedir. Vücut sıcaklığının düşmesini değil, kayıtsızlığı veya duygusal uzaklığı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi “bizi duygusal olarak etkilemedi” anlamındaki ders deyimiyle tamamlayın: The play was beautifully staged, but it ____.
Cevabı göster
left us cold
we believe that conflict in Syria is an important one.
4:50Suriye'deki çatışmanın önemli olduğuna inanıyoruz.
in theory ... In practice, however: inanç ile gerçeklik arasındaki karşıtlık
In theory, insanların fikirler, ilkeler veya dile getirdikleri inançlar düzeyinde doğru kabul ettikleri şeyi sunar. In practice ise gerçekte olanı sunar. Bu iki işaret, dinleyiciye aynı konunun bu iki düzeyini karşılaştırması gerektiğini gösterir. However, gerçek davranışın önceki inançla çeliştiğini belirtir: insanlar çatışmanın önemli olduğunu söyler, fakat dikkat etmeyi bırakır. Bu teori ve uygulama çerçevesi, bir ilke veya beklenti ile gerçek davranış arasındaki farkı açıkça düzenler.
Alıştırma
Karşıtlığı dersteki teori ve uygulama işaretleriyle tamamlayın: ____, the shortcut should save time. ____, however, it causes more mistakes.
Cevabı göster
In theory · In practice
Switch Off: dikkat etmeyi bırakmak
Burada switch off bir cihazı kapatmak anlamına gelmez. Dikkat etmeyi bırakmak veya zihinsel olarak ilgiyi kesmek anlamına gelir. Bu mecaz kullanım geçişsiz olabilir; bu yüzden we switch off ifadesi nesne olmadan tamamdır. Bilgi artık dikkatimizi çekmediğinde zihnin hızla uzaklaşmasını sıkça anlatır.
Alıştırma
After ten minutes of technical details, I switched off. cümlesinde switched off ne anlama gelir?
- Dikkat etmeyi bıraktım.
- Daha çok ilgilenmeye başladım.
- Bir makineyi kapattım.
Cevabı göster
Dikkat etmeyi bıraktım.
we know we should be more forgiving to our partners,
4:56partnerlerimize karşı daha affedici olmamız gerektiğini biliyoruz,
but this abstract conviction gets forgotten at the least provocation. Kalıp ifadeler
4:59ancak bu soyut inanç en küçük bir kışkırtmada unutulur.
At the Least Provocation: en küçük tetikleyicide bile tepki vermek
At the least provocation, çok küçük bir rahatsızlık, meydan okuma veya tetikleyici ortaya çıkar çıkmaz tepki verilmesi demektir. Least, tepki eşiğini en düşük düzeye indirir; provocation mutlaka kasıtlı olarak kavga çıkarma girişimi olmak zorunda değildir. Bu cümlede ifade, bağışlayıcı olma ilkesinin ne kadar kolay kaybolduğunu gösterir: hafifçe rahatsız eden bir davranış bile yeterlidir.
Alıştırma
Çok küçük bir rahatsızlık olur olmaz anlamına gelen dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: She loses her temper ____.
Cevabı göster
at the least provocation
is not so much to come up with startlingly new or strange ideas, Notlar
5:04şaşırtıcı derecede yeni veya garip fikirler bulmak değil,
come up with: bir fikir bulmak
Come up with bir fikir, yanıt, plan veya çözüm düşünmek, oluşturmak ya da üretmek anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel olarak bir yere gelmekten değil, yeni veya sıra dışı fikirler üretmekten söz edilir. Kalıp come up with + üretilen şey biçimindedir: come up with an idea, come up with a plan. With zorunludur ve bir zamir de onun arkasında kalır: come up with it.
Alıştırma
Cümleyi “düşünmek veya üretmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: We need to ____ a simple plan before lunch.
Cevabı göster
come up with
and make them stick more imaginatively in our minds. Deyimler
5:13bunların zihnimize daha yaratıcı bir şekilde yerleşmesini sağlamaktır.
is not so much to ... but to: ana noktaya odaklanmak
is not so much to A, but to B kalıbı A’nın önemini azaltır ve B’yi daha önemli ya da daha doğru amaç olarak sunar. Bu, A’nın hiçbir rolü olmadığı anlamına gelmek zorunda değildir. Burada iki to öbeği paralel mastarlardır: to come up with ... A’yı, to take ... and make ... ise B’yi oluşturur. Bu kalıp, kesin bir ya-o-ya-bu karşıtlığı kurmadan dinleyicinin dikkatini asıl noktaya yöneltir.
Alıştırma
Yumuşak karşıtlığı iki parçayla tamamlayın: The purpose of rehearsal is ____ to avoid every tiny mistake, ____ to make the performance feel natural.
Cevabı göster
not so much · but
make them stick ... in our minds: fikirleri zihinde kalıcı kılmak
Bu cümlede them, önceki good, helpful, important thoughts ifadesine gönderme yapar. Stick mecazidir: düşünceler kolay hatırlanır hâlde kalır ve insanların düşünme biçimini etkilemeye devam eder; gerçek bir yapıştırıcıdan söz edilmez. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Make them stick, “onların akılda kalmasını sağlamak” demektir. More imaginatively, fikirleri yaratıcı biçimde sunmanın onları daha akılda kalıcı yaptığını anlatır.
Alıştırma
Make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını, “akılda kalmak” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: A funny rhyme can make the spelling ____ in your mind.
Cevabı göster
stick
and of the power they can wield. Kelime
5:23ve kullanabilecekleri güce karşı çok olumlu bir bakış açısına sahipti.
took a very positive view of: bir şeye çok olumlu bakmak
Took a very positive view of, “çok olumlu değerlendirdi” veya “güçlü biçimde onaylayan bir görüşe sahipti” demektir. Burada view, gözle görülen bir manzara değil, görüş ya da değerlendirme anlamındadır. Yapı take a positive view of + isim veya -ing biçimi şeklindedir. Took geçmiş zamandır, very ise positive sözcüğünü güçlendirir. Bir değerlendirme ifade ettiği için yalnızca liked demekten daha kesin ve resmîdir.
Alıştırma
Hangi cümle komitenin öneriyi olumlu değerlendirdiğini söyler?
- The committee took a quick look at the proposal.
- The committee took a positive view of the proposal.
- The committee had no opinion about the proposal.
Cevabı göster
The committee took a positive view of the proposal.
Wield power: gücü kontrol edip etkili biçimde kullanmak
Burada wield, güçlü bir şeyi kontrol ederek kullanmak ve onun bir etki yaratmasını sağlamak anlamına gelir. Kullanım mecazidir: kurumlar fiziksel olarak bir nesneyi sallamıyor; gücü eyleme geçirebiliyorlar. the power they can wield ifadesinde power, wield fiilinin nesnesidir. Bu, ilgi sözcüğü that'in düşürüldüğü the power (that) they can wield ilgi cümleciği yapısıdır.
Alıştırma
“A few organizations can wield great power,” cümlesinde wield ne anlama gelir?
- Bu gücü kontrol edip bir etki yaratacak şekilde kullanmak
- Bu gücü başka bir gruba vermek
- Bu güce sahip olup onu hiç kullanmamak
Cevabı göster
Bu gücü kontrol edip bir etki yaratacak şekilde kullanmak
This was a point Hegel made again and again in different ways.
5:25Bu, Hegel'in farklı şekillerde defalarca vurguladığı bir noktaydı.
For ideas to be active and effective in the world,
5:28Fikirlerin dünyada aktif ve etkili olabilmesi için,
a lot more is needed than that ideas are simply correct. Dilbilgisi
5:30sadece doğru olmalarından çok daha fazlasına ihtiyaç vardır.
A lot more is needed than ...: tek bir koşulun yetersiz olduğunu göstermek
A lot more is needed than X, X'in tek başına yeterli olmadığı ve ek koşulların, kaynakların ya da eylemlerin gerektiği anlamına gelir. A lot, more sözcüğünü güçlendirir. Bu cümlede fikirlerin doğru olması yalnızca başlangıç noktasıdır; dünyada etki yaratmaları için gereken her şey değildir. Than, yetersiz olan ölçütü tanıtır. Gereken ek şeyleri tanıtmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp a lot more is needed than + isim, -ing öbeği veya cümleciktir.
Alıştırma
Hangi cümle yalnızca iyi niyetin yeterli olmadığı anlamına gelir?
- Nothing more is needed if intentions are good.
- A lot more is needed than good intentions.
- Good intentions are more than enough.
Cevabı göster
A lot more is needed than good intentions.
allow for: gereken zamanı ve gücü mümkün kılmak
Burada allow for, “yer açmak” veya “mümkün kılmak” anlamındadır. Kurumlar, büyük projelerin ihtiyaç duyduğu uzun zaman aralığını ve örgütlü gücü sağlar. allow for ifadesinden sonraki nesne, anlamı belirlemeye yardımcı olur. Nesne gerekli bir ölçeği, kaynağı veya etkinliği belirtiyorsa ifade, ona yeterli alan sağlamayı anlatabilir; yalnızca olası bir sorunu plana ya da hesaba katmak anlamına gelmez.
Alıştırma
“The larger battery allows for longer trips.” cümlesinde “allows for” ne anlama gelir?
- Yolculuklara izin verir.
- Yolculara her masrafı hesaplamalarını hatırlatır.
- Daha uzun yolculukları mümkün kılar.
Cevabı göster
Daha uzun yolculukları mümkün kılar.
not just to ... but to ...: ikinci bir sonuç eklemek ve onu vurgulamak
Bu cümlede lead, iki to grubuyla da birlikte kullanılır: lead to new books ve lead to the formation of new institutions. not just ... but ... iki paralel sonucu birbirine bağlar ve ikinci sonuca daha fazla vurgu yapar. İlk sonuç hâlâ doğrudur ve değerlidir. Yapı, bu sonucun tek başına yeterli olmadığını; fark edilen ihtiyaçların ideal olarak daha geniş kapsamlı ikinci sonucu da üretmesi gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi not just ... but ... yapısıyla tamamlayın: Good feedback can lead ____ quicker fixes, ____ better long-term decisions.
Cevabı göster
not just to · but to
and how to bring up less damaged children. Öbek fiiller
6:05büyük yeni kurumlara ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz.
bring up children: çocuk yetiştirmek
Burada bring up, çocuklara büyürken bakmak ve onları eğitmek anlamına gelir. children nesnesi bu anlamın kullanıldığını gösterir. Bring up ayrılabilen bir öbek fiildir: hem bring up children hem de bring children up kullanılabilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: bring them up.
Alıştırma
“From infancy to age eighteen, Maya was brought up by her aunt,” İngilizce cümlesinde brought up ne anlama gelir?
- Çocukken büyütülüp bakıldı
- Daha yüksek bir kata götürüldü
- Tartışılacak bir konu olarak gündeme getirildi
Cevabı göster
Çocukken büyütülüp bakıldı
Hegel helps us to see valuable insights where we might initially resist them,
6:08Hegel, başlangıçta direnebileceğimiz yerlerde değerli içgörüleri görmemize yardımcı olur;
the clash of divergent ideas: farklı yönlere giden fikirlerin çatışması
Bu ifadede clash, fikirler arasındaki güçlü çatışmayı anlatan bir benzetmedir. Soyut bir anlaşmazlığı kuvvetlerin çarpışması gibi hissettirir, ancak fiziksel kavga gerektirmez. Divergent, farklı yönlerde gelişen veya farklı yönlere işaret eden demektir. İfade bir bütün olarak, ciddi biçimde farklı fikirlerin karşılaşıp birbirine meydan okumasından büyüme doğduğunu söyler.
Alıştırma
Bu bağlamda the clash of divergent ideas ne anlama gelir?
- Neredeyse aynı görüşlerin sakin biçimde paylaşılması
- Farklı yönlere giden fikirler arasındaki güçlü çatışma
- Birkaç kişi arasındaki gürültülü fiziksel çarpışma
Cevabı göster
Farklı yönlere giden fikirler arasındaki güçlü çatışma
we don't have to compound our troubles by thinking them abnormal. Kelime
6:28bunları anormal olarak düşünerek dertlerimizi içinden çıkılmaz hale getirmek zorunda değiliz.
compound our troubles: kötüleştirmek anlamındaki compound fiili
Burada compound, “mevcut bir soruna başka bir sorun veya baskı ekleyerek onu daha kötü hâle getirmek” anlamında bir fiildir. Our troubles bu fiilin nesnesidir; dolayısıyla compound our troubles, sıkıntıların ağırlığını veya ciddiyetini artırmak demektir. Asıl sıkıntılar zaten vardır. Bunları anormal saymak ikinci bir endişe katmanı ekler ve herhangi bir şeyi çözmek veya yalnızca bir araya getirmek yerine durumu daha zor hâle getirir.
Alıştırma
“Ignoring the leak will compound the damage,” cümlesinde “compound the damage” ne anlama gelir?
- hasarı yavaş yavaş onarmak
- hasarı daha kötü hâle getirmek
- hasarın neyden oluştuğunu açıklamak
Cevabı göster
hasarı daha kötü hâle getirmek
and where we are in history. Deyimler
6:37ve dolayısıyla daha başa çıkılabilir bir bakış açısı sunar.
where we are in history: bir süreçteki aşamayı belirlemek
Burada where fiziksel bir yere işaret etmez. İfade, tarihi bir yol veya süreç gibi ele alır ve bu süreçteki mevcut konumumuzu, yani toplumun ulaştığı aşamayı belirtir. where we are in history yan cümlesi, view of yapısından sonra ourselves ve our difficulties ile eş düzeyde sıralanır. Hegel’in anlamamıza yardımcı olduğu üçüncü konuyu adlandırarak cümledeki bilgiyi düzenler.
Alıştırma
“This timeline helps us understand where we are in history,” cümlesinde “where we are in history” ne anlama gelir?
- toplumun tarihsel bir süreçte ulaştığı aşama
- bir zaman çizelgesine basılmış tarih
- insanların durduğu fiziksel yer
Cevabı göster
toplumun tarihsel bir süreçte ulaştığı aşama