Bilimsel Kilo Verme İpuçları: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Video; egzersiz, beslenme seçimleri, kalori, tabak boyutu, uyku ve stresi iştah ve kilo yönetimiyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "get the obvious out of the way" - Deyimler ve mecazlı ifadeler: konuşmacının ilerlemeden önce açık noktayı ele aldığını anlamak ve ifadeyi gerçek anlamda yorumlamamak. 2. "Speaking of soup," - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: önceki bir sözcüğü alıp sonraki konuyu doğal biçimde açan geçişi tanımak. 3. "the less food on your plate, the better." - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir miktar azaldıkça sonucun iyileştiğini anlatan eşleşmiş karşılaştırma yapısını kullanmak.
Bu derste
We all want to lose fat and stay healthy, Kelime
0:00Hepimiz yağ kaybetmek ve sağlıklı kalmak istiyoruz,
lose fat: yalnızca kilo değil, vücut yağı kaybetmek
Lose fat, vücuttaki yağ miktarını azaltmak anlamına gelir. Burada fat bir isimdir ve lose fiilinin doğrudan nesnesidir; fiil değildir. Bu ifade vücut kompozisyonuna odaklanır. Bu yüzden tartıdaki sayı çok az değişse bile bir kişi vücut yağı kaybedebilir.
Alıştırma
Güç antrenmanı yapan birinin tartıdaki ağırlığı aynı kalıyor, ancak ölçümler vücut yağının azaldığını gösteriyor. Bu değişimi en iyi hangi cümle anlatır?
- She lost fat.
- She gained fat.
- She lost weight.
Cevabı göster
She lost fat.
what does science have to say about weight loss tips? Dilbilgisi
0:03bilim, kilo verme ipuçları hakkında ne diyor?
What does X have to say about Y?: bir kaynağın bir konu hakkındaki görüşünü sormak
What does X have to say about Y? kalıbı, X kaynağının Y konusu hakkında hangi görüşleri, kanıtları veya yararlı bilgileri sunduğunu sorar. Altyazıda science X'in, weight loss tips ise Y'nin yerini doldurur. Soru What + does + X + have to say + about + Y yapısını kullanır. Şimdiki zaman işaretini does taşıdığı için have yalın biçimde kalır; has değil, have kullanılır. Burada have to say bir bütün olarak sunacak bir görüşü veya bilgisi olmak anlamına gelir. Bir şey söylemek zorunda olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi soru bir raporun okula daha geç başlama saatleri hakkındaki görüşünü doğru biçimde soruyor?
- What does the report have to say about later school start times?
- What the report does have to say about later school start times?
- What does the report has to say about later school start times?
Cevabı göster
What does the report have to say about later school start times?
get the obvious out of the way: ön konuyu önce ele almak
Burada get the obvious out of the way, konuşmanın ilerleyebilmesi için bariz noktayı önce ele almak veya belirtmek demektir. Bariz nokta, fiziksel bir nesne olarak değil, önce halledilmesi gereken bir ön konu olarak sunulur. Aktarılabilir kalıp get + something + out of the way şeklindedir. Bağlama göre bir işi bitirmek, bir meseleyi çözmek veya ana konuya geçmeden önce bir noktayı belirtmek anlamına gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi, devam edebilmek için bu ön meseleyi önce halletmek anlamındaki kalıpla tamamlayın: Let's get the paperwork ____ first, then discuss the proposal.
Cevabı göster
out of the way
that it continues to burn fat while you sleep.
0:14siz uyurken de yağ yakımının sürdüğünü keşfetti.
Cümle başındaki Not only does: yardımcı fiil-özne devrikliği
Not only bir yan cümlenin başında olduğunda, resmî İngilizcede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır: not only + yardımcı fiil + özne + ana fiil. Not only does the physical act of exercise burn... yapısında does özneden önce gelir ve burn yalın hâlde kalır. Bu yapı, birbirini güçlendiren iki noktadan ilkinin geldiğini gösterir. Sonraki yan cümle ikinci bir etki ekler; karşılık olarak but also kullanmak yaygındır ancak bağlantı açıksa her zaman zorunlu değildir.
Alıştırma
Cümleyi, yan cümle başındaki Not only yapısının gerektirdiği yardımcı fiille tamamlayın: Not only ____ this app track your spending, but it also warns you about unusual charges.
Cevabı göster
does
During exercise, your body uses up most of its available carbohydrates for energy Öbek fiiller
0:16Egzersiz sırasında vücudunuz mevcut karbonhidratların çoğunu enerji elde etmek için tüketir
uses up: bir kaynağı tamamen tüketmek
Uses up, sınırlı bir kaynağın tamamını veya neredeyse tamamını tüketmek demektir. Bu cümlede vücut, enerji için kullanılabilen karbonhidratların çoğunu tüketir. up parçacığı yukarı doğru bir yönü değil, eylemin tamamlanmasını belirtir. uses ile karşılaştırıldığında uses up, sonuçta kaynağın çok az kalmasına veya tamamen tükenmesine odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi tamamen tüketmek anlamına gelen iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: We had no paper left because we ____ it all.
Cevabı göster
used up
In the meantime, it begins to break down your fat stores Notlar
0:23Bu arada, depolanmış yağlarınızı parçalamaya başlar
In the meantime: eş zamanlı süreçleri bağlamak
In the meantime, dinleyiciye bir sonraki olayın daha önce sözü edilen süreçle aynı zaman diliminde gerçekleştiğini bildirir. Burada yağların parçalanmasının karbonhidrat depoları yenilenirken gerçekleştiğini gösterir. Bilgiyi düzenleyen bir bağlayıcı olarak zaman çizgisini ileri taşımak yerine dikkati paralel bir sürece yöneltir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir.
Alıştırma
Cümleyi aynı zaman diliminde anlamına gelen üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The technician is updating the software. ____, you can use another computer.
Cevabı göster
In the meantime
break down your fat stores ifadesindeki break down
Burada break down, “kimyasal olarak parçalamak veya metabolize etmek” anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. Süreç your fat stores üzerinde etkili olur ve depolanmış yağı vücudun kullanabileceği daha küçük maddelere dönüştürür. Bir sürecin bir maddeyi ayırmasını veya daha basit parçalara dönüştürmesini anlatmak için break down + madde yapısını kullanabilirsiniz. Bu cümlede ifade bir şeyi fiziksel olarak kırmak, bir makinenin bozulması veya bir kişinin duygusal olarak çökmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
“Daha basit maddelere ayrıştırmak” anlamındaki hedef öbek fiille bilim cümlesini tamamlayın: Microbes in the soil ____ dead leaves over time.
Cevabı göster
break down
for basic functions such as walking, talking, and even sleeping.
0:26ve bunları yürümek, konuşmak, hatta uyumak gibi temel işlevler için kullanır.
Don't skip meals, especially breakfast. Kalıp ifadeler
0:30Öğün atlamayın, özellikle de kahvaltıyı.
Don't skip meals ifadesindeki skip meals
Skip meals, planlanmış öğünleri yememek anlamına gelir. Burada skip geçişli bir fiildir ve meals onun nesnesidir; çoğul biçim, tavsiyeyi tek bir öğün yerine genel bir duruma yönelik yapar. Olumsuz emir cümlesi Don't skip meals doğrudan bir sağlık tavsiyesi verir: düzenli beslenme alışkanlığını koruyun. Especially breakfast kahvaltıyı vurgulayarak tavsiyenin odağını daraltır, ancak skip fiilinin anlamını değiştirmez.
Alıştırma
“Planlanmış öğünleri yememek” anlamındaki doğal iki sözcüklü ifadeyle tavsiyeyi tamamlayın: Even during exam week, try not to ____.
Cevabı göster
skip meals
We've explained in our last video the science behind appetite.
0:32Önceki videomuzda iştahın ardındaki bilimi açıklamıştık.
your body and brain create intense urges to eat high-calorie foods Kalıp ifadeler
0:36vücudunuz ve beyniniz yüksek kalorili yiyecekler yemeniz için güçlü dürtüler oluşturur
starve yourself: kendini kasıtlı olarak aç bırakmak
To starve yourself, uzun sayılabilecek bir süre boyunca kendinize kasıtlı olarak çok az yiyecek vermek veya hiç yiyecek vermemek demektir. Bu cümlede yalnızca aç hissetmeyi değil, kilo kontrolü yöntemi olarak bilerek yemek yememeyi anlatır. Yourself dönüşlü nesnedir: yiyeceği kısıtlayan kişiyle bundan etkilenen kişi aynıdır. Özne değiştiğinde zamir de değişir; örneğin she starves herself veya they starve themselves denir.
Alıştırma
Kendinize kasıtlı olarak çok yetersiz miktarda yiyecek vermek anlamındaki ders ifadesiyle uyarıyı tamamlayın: Do not ____ just to change your body size.
Cevabı göster
starve yourself
intense urges to eat: sıfat + urge(s) + to ile mastar
An urge to do something, kişiyi bir eyleme iten güçlü ve çoğu zaman ani bir istek demektir. Burada urges sayılabilen çoğul bir isimdir ve to eat istenen eylemi belirtir. Intense, isteğin özellikle güçlü ve karşı konulması zor olduğunu gösterir. Başka durumlarda kullanılabilen kalıp sıfat + urge(s) + to + fiilin yalın hâlidir; a sudden urge to leave buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümlede urge, harekete geçmeye yönelik güçlü bir istek anlamında sayılabilen isim olarak kullanılmıştır?
- My coach urged me to keep running.
- I felt an intense urge to open the message.
- They urge customers to book early.
Cevabı göster
I felt an intense urge to open the message.
as opposed to: alternatifler arasında doğrudan karşıtlık
Bu cümlede as opposed to, yüksek kalorili yiyecekleri sağlıklı seçeneklerle karşılaştırır. “Yerine” veya “karşıt olarak” anlamına gelir: dürtüler ikinci seçeneğe değil, ilk seçeneğe yönelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp X as opposed to Y şeklindedir. İki alternatifi doğrudan karşılaştırır; buradaki opposed, birinin Y’ye etkin biçimde karşı çıktığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede as opposed to etkin bir karşı çıkışı değil, alternatifler arasındaki karşılaştırmayı ifade eder?
- She opposed the proposal at the meeting.
- We ordered soup as opposed to fried snacks.
- We are opposed to the new rule.
Cevabı göster
We ordered soup as opposed to fried snacks.
Breakfast specifically helps to keep blood sugar and hormone levels regular
0:41Özellikle kahvaltı, kan şekeri ve hormon seviyelerinin dengeli kalmasına yardımcı olur
and gives your metabolism a boost to burn more calories through the day. Kalıp ifadeler
0:45ve metabolizmanızı hızlandırarak gün boyunca daha fazla kalori yakmanızı sağlar.
gives your metabolism a boost: give something a boost kalıbı
Give something a boost, yararlı bir artış sağlayarak bir kişiyi veya şeyi daha güçlü, etkin ya da verimli hâle getirmek demektir. Buradaki gives your metabolism a boost, kahvaltıyı metabolizmanın daha etkin çalışmasına yardımcı olan bir etken olarak sunar; boost, elden verilen fiziksel bir nesne değil, mecazi bir iyileşmedir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp give + kişi/şey + a boost şeklindedir. give fiilinin öznesi iyileşmenin nedenidir; give sonrasındaki nesne ise iyileşen kişi veya şeydir.
Alıştırma
Cümleyi give ... a boost ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The positive review ____.
Cevabı göster
gave the cafe's sales a boost
Adding more protein and low-fat dairy to your diet helps as well.
0:48Beslenmenize daha fazla protein ve az yağlı süt ürünü eklemek de yardımcı olur.
which goes to the brain and suppresses hunger signals.
0:55bu madde beyne giderek açlık sinyallerini bastırır.
induces a large release of: bilimsel bir neden-sonuç kalıbı
induces a large release of ifadesinde protein neden, PYY’nin salınması ise sonuç olarak sunulur. Induce, “bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak veya onu tetiklemek” anlamına gelir; release ise salınma olayını adlandıran bir isimdir. induce a release of + madde kalıbı, biyolojik veya kimyasal mekanizmaların açıklanmasında yaygındır. large sıfatı PYY’nin fiziksel boyutunu değil, salınan miktarı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi resmî induce + a release of kalıbıyla tamamlayın ve fiilin biçimini gerektiği gibi değiştirin: The medication ____ insulin from pancreatic cells.
Cevabı göster
induces a release of
PYY: peptide YY ifadesinin kısaltması
PYY, peptide YY ifadesinin kısaltmasıdır ve bağırsakta üretilen bir peptit hormondur. Bu cümlede tokluk ve iştah sinyalleriyle ilgili bir maddenin adıdır; bir marka veya dışarıdan eklenen sıradan bir kimyasal ürün değildir. Açıklayıcı which yan cümlesi PYY’ye gönderme yapar. PYY’nin beyne gittiğini ve açlık sinyallerini baskıladığını anlatarak mekanizmayı devam ettirir.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Hormon adının P-Y-Y harfleriyle mi yoksa açık biçimiyle mi söylendiğine odaklanın.
- Peptide YY helps regulate appetite.
- PYY helps regulate appetite.
Cevabı göster
PYY helps regulate appetite.
Simply adding 10% more protein to your food
0:58Yiyeceklerinizdeki protein miktarını yalnızca %10 artırmak bile
keep you full: keep + nesne + sıfat
Burada keep + nesne + sıfat, “nesnenin o durumda kalmasını sağlamak” anlamına gelir. keep you full ifadesinde you nesnedir; full ise yemek yedikten sonra devam eden durumunuzu anlatan sıfattır. Yemek bağlamında full, “yeterince yediği için aç olmayan” anlamına gelir. Bu ifade, ek proteinin daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olduğunu söyler; keep burada sizi bir eşya gibi “saklamak” anlamına gelmez.
Alıştırma
keep, the food ve warm sözcüklerini doğru yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: The cover will ____.
Cevabı göster
keep the food warm
contains calcium, which binds to other fats you've eaten Kelime
1:04yediğiniz diğer yağlara bağlanan kalsiyum içerir
on the other hand: karşıt bir yönü tanıtma
On the other hand, bir tartışmanın farklı veya karşıt bir yönünü tanıtan söylem belirtecidir. Burada, proteinin etkisinden az yağlı süt ürünleri ve kalsiyumla ilgili farklı bir mekanizmaya geçildiğini gösterir. Dinleyicinin bilgiyi aynı düşünce zincirindeki başka bir ayrıntı olarak değil, bir karşıtlık veya alternatif olarak düzenlemesine yardımcı olur. Öncesinde on the one hand bulunması şart değildir, ancak bağlamda ilk yönün açıkça anlaşılması gerekir.
Alıştırma
İkinci cümleyi ilk dezavantajı dengeleyen bir avantaj olarak en iyi hangi bağlaç sunar? The laptop is expensive. ___, it is light and durable.
- On the other hand
- For example
- In addition
Cevabı göster
On the other hand
Bilimsel açıklamalarda binds to
Bu cümlede binds to, bir maddenin başka bir maddeyle “bağ oluşturması” anlamına gelir: bağlanan madde kalsiyumdur, diğer yağlar ise bağlanma hedefidir. Kalıp X binds to Y biçimindedir. Bilimsel açıklamalarda bir şeyi bağlamak veya bir kitabı ciltlemek yerine fiziksel ya da kimyasal bir etkileşimi anlatır.
Alıştırma
Standart bilimsel eşdizimi gerekli edatla tamamlayın: The compound binds ____ a receptor on the cell.
Cevabı göster
to
and creates a soup-like substance, which can't be absorbed.
1:07ve bu, emilemeyen çorba benzeri bir madde oluşturur.
and with it, more of the fat you've consumed.
1:12onunla birlikte de tükettiğiniz yağın daha büyük bir kısmını dışarı atar.
Speaking of soup, it's perhaps one of the best-kept dieting secrets. Notlar
1:15Çorbadan söz açılmışken, çorba belki de zayıflamanın en iyi saklanan sırlarından biridir.
Speaking of X ile bağlantılı bir konuya geçmek
Speaking of X, X'i konuşmada bir köprü olarak kullanır. Burada çorba az önce çağrıştırılmıştır ve ifade, konuşmacının bu ipucundan yararlanarak gerçek çorbayla ilgili yeni ama bağlantılı bir noktaya geçtiğini gösterir. Genellikle yalnızca “şu anda X'i konuşuyoruz” değil, “az önceki söz bana X'i düşündürdü” anlamına gelir. Bu yapı, konu değişikliğinin ani değil bağlantılı hissedilmesini sağlar.
Alıştırma
Maya, “That café makes excellent bread.” diyor. bread sözcüğünü bağlantılı bir soruya geçiş köprüsü olarak kullanmak istiyorsunuz. Hangi yanıt en uygundur?
- Speaking of bread, have you tried making sourdough at home?
- As for bread, have you tried making sourdough at home?
- By the way, have you tried making sourdough at home?
Cevabı göster
Speaking of bread, have you tried making sourdough at home?
one of the best-kept dieting secrets: diyet yapmanın en az bilinen sırlarından biri
One of the best-kept dieting secrets ifadesinde a best-kept secret, yararlı olduğu hâlde şaşırtıcı biçimde pek bilinmeyen bir fikir veya şey anlamına gelir. Bu bir deyimdir: Birinin bilgiyi gerçekten kasıtlı olarak saklaması gerekmez ve best-kept, “en iyi durumda korunmuş” demek değildir. Bu kalıp çoğu zaman gözden kaçmış bir ipucunu, yeri, ürünü veya yöntemi över ve iddiayı ilgi çekici kılar. One of the ... secrets ayrıca onu olası birkaç değerli keşiften biri olarak sunar.
Alıştırma
Cümlede 'one of the best-kept dieting secrets' çorba hakkında ne anlatıyor?
- Pek bilinmeyen yararlı bir diyet fikri olabilir.
- Diğer yiyeceklerden daha iyi koşullarda saklanmıştır.
- Gizli tutulması gereken bir tariftir.
Cevabı göster
Pek bilinmeyen yararlı bir diyet fikri olabilir.
the fluid is easily absorbed before your food is digested,
1:20sıvı, yemeğiniz sindirilmeden önce kolayca emilir;
which quickly brings down the stomach size, making you feel hungry. Öbek fiiller
1:24bu da midenizin hızla küçülüp kendinizi aç hissetmenize yol açar.
brings down: bir boyutun veya seviyenin azalmasını sağlar
Burada brings down, “azaltır” veya “küçültür” anlamına gelir. Down, yüksek bir yerden fiziksel olarak aşağı indirmeyi değil, miktar veya seviyenin daha düşük bir noktaya değişmesini belirtir. Bu ifade cümlenin mide boyutuyla ilgili iddiasını anlatır; söz konusu bilimsel iddianın doğru olup olmaması, öbek fiilin anlamından ayrı bir konudur. Bring down, isim olan nesnesini down'dan sonra (bring down costs) veya fiil ile parçacığın arasına (bring costs down) alabilir. Zamir ortada olmalıdır: bring them down denir, bring down them denmez.
Alıştırma
Cümleyi “azaltmak” anlamındaki iki kelimeli öbek fiille tamamlayın: Better insulation can ____ heating costs.
Cevabı göster
bring down
Take that same meal and puree it in a blender,
1:27Aynı yemeği alıp blenderda püre hâline getirdiğinizde ise
and the fluids have a much harder time being absorbed quickly. Dilbilgisi
1:30sıvıların hızla emilmesi çok daha zor olur.
have a much harder time being absorbed: edilgen -ing biçimiyle zorluk anlatımı
Have a much harder time + -ing, bir kişinin ya da şeyin bir eylem veya süreçte çok daha fazla zorluk yaşadığını belirtir. Much, karşılaştırma biçimi harder'ı güçlendirir; dolayısıyla cümlede başka bir durumla açık ya da örtük bir karşılaştırma vardır. Being absorbed, edilgen bir -ing biçimidir: sıvılar emme eylemini gerçekleştirmez, bu eyleme maruz kalır. Bu yapı, bir sürecin kolay gerçekleşmediğini göstermek için insan olmayan bir özneyle de kullanılabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi have a much harder time + edilgen -ing yapısıyla tamamlayın: Compared with the liquid form, these tablets ____ quickly.
Cevabı göster
have a much harder time being absorbed
have drastic improvements over those who don't. Dilbilgisi
1:41bunu yapmayanlara göre çok daha büyük ilerleme kaydettiğini gösteriyor.
document their food intake: fiil olarak document
Burada document, bir şeyi daha sonra kullanmaya yetecek ayrıntıyla ve sistemli biçimde kaydetmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. Nesnesi olan their food intake, kişilerin neyi ve ne kadar tükettiğini belirtir; fiziksel bir belgeyi ifade etmez. Bu ifade araştırma veya sağlık takibi bağlamına uygundur: using a journal, belgeleme yöntemini gösterir. Başka durumlara aktarılabilen yapı, kayıt bilinçli ve düzenli olduğunda document + bilgi, etkinlik veya kanıt biçimindedir.
Alıştırma
Bir sağlık araştırmasında document their food intake ne anlama gelir?
- Ne yediklerini ve ne kadar yediklerini sistemli biçimde kaydetmek
- Yedikleri her şeyi bir belgesel için filme almak
- Yemeden önce resmî beslenme belgelerini okumak
Cevabı göster
Ne yediklerini ve ne kadar yediklerini sistemli biçimde kaydetmek
“those who don't” ifadesinde yerine kullanma ve eksilti
those who don't ifadesindeki those, daha önce geçen people ad öbeğinin yerine kullanılır. who don't ilgi cümleciği karşılaştırılan grubu, yani yedikleri yiyecekleri etkin biçimde kaydetmeyen kişileri belirtir. Don't, yardımcı fiille yapılan bir eksiltidir. Anlamı don't document their food intake şeklindedir; don't have improvements değildir. İngilizce, yardımcı fiil ile olumsuzluğu don't biçiminde korur ve tekrarlanan fiil öbeğini çıkararak karşılaştırmayı kısa tutar.
Alıştırma
Örnekte “those who don't” ne anlama geliyor?
- Yedikleri yiyecekleri etkin biçimde kaydeden ancak gelişme göstermeyen kişiler
- Yedikleri yiyecekleri etkin biçimde kaydetmeyen kişiler
- Hiç yiyecek tüketmeyen kişiler
Cevabı göster
Yedikleri yiyecekleri etkin biçimde kaydetmeyen kişiler
to eat more while taking in less calories. Notlar
1:51daha az kalori alıp daha çok yiyecek şekilde planlamanıza olanak tanır.
“gives you the opportunity to” + fiilin yalın biçimi
“Gives you the opportunity to”, bir şeyi yapmanız için size fırsat veya uygun bir imkân sağlandığı anlamına gelir. Burada kalori farkını anlamak, beslenmeyi planlamayı mümkün kılar; ancak planlamanın kesinlikle yapıldığını söylemez. Kalıp give + person + the opportunity + to + base verb şeklindedir. Kişi give sözcüğünden, eylem ise opportunity sözcüğünden sonra gelir: gives you the opportunity to structure.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıp give + person + the opportunity + to ile tamamlayın: The scholarship ____ study abroad for a year.
Cevabı göster
gives Mia the opportunity to
Taking in calories: kalori almak
Burada taking in, yiyecek veya içecek yoluyla kalori tüketip bunları vücuda almak demektir. Bağlamın sağladığı nesne calories sözcüğüdür; ifade bir şeyi içeri taşımak anlamına gelmez. Take in, nesnesine göre anlam değiştirir. Calories, food, fluids veya air ile kullanıldığında bir şeyin vücuda ya da başka bir sisteme girmesini anlatır; bu yüzden bağlam çok önemlidir.
Alıştırma
“During the race, runners must take in enough water.” cümlesinde “take in” ne anlama gelir?
- Zor bir fikri anlamak
- Bir binanın içine taşımak
- Birine kalacak yer vermek
- Tüketerek vücuda almak
Cevabı göster
Tüketerek vücuda almak
Less calories ile fewer calories arasındaki fark
Calories çoğul ve sayılabilen bir isimdir: one calorie, two calories. Cümlede less kullanılmıştır; ancak standart İngilizcede bu tür isimlerin hemen önünde normalde fewer kullanılır. Bu nedenle düzeltilmiş biçim fewer calories olur.
Alıştırma
Cümleyi çoğul ve sayılabilen bir isim için kullanılan standart karşılaştırma sözcüğüyle tamamlayın: The revised recipe contains ____ calories than the original.
Cevabı göster
fewer
reducing your plate size can drastically change your food intake.
1:55tabağınızı küçültmek, yediğiniz miktarı büyük ölçüde değiştirebilir.
while it may seem trivial, sebagai pola konsesif
Burada while, although gibi bir ödünleme anlamı kurar. Yan cümle önce tabak boyutunu değiştirmenin önemsiz göründüğü izlenimini kabul eder; ana cümle ise ardından daha önemli ve karşıt iddiayı sunar. Burada 'bir şey olurken' anlamına gelmez. May seem, bir şeyin önemsiz oluşunu konuşanın kesin yargısı olarak değil, olası bir görünüş olarak sunar. Yeniden kullanılabilir kalıp While + özne + may seem + sıfat, ana cümle biçimindedir: görünürdeki bir itirazı kabul eder, sonra dikkati daha güçlü bir sonuca yöneltirsiniz.
Alıştırma
Dersi temel alan ödünleme kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____, checking the address twice can prevent delivery problems.
Cevabı göster
While it may seem trivial
Studies show that a simple change from 12 to 10 inches
1:58Araştırmalara göre tabağı 12 inçten 10 inçe küçültmek gibi basit bir değişiklik,
can reduce the amount of food you eat by up to 22%. Dilbilgisi
2:01yediğiniz yiyecek miktarını %22'ye kadar azaltabilir.
by up to 22%: perubahan miktarı ve üst sınır
By, değişimin miktarını gösterir: %22'yi, azalmadan sonra kalan miktarla değil, yiyecek tüketiminin ne kadar azalabileceğiyle ilişkilendirir. %22'lik bir azalma, 100 birimi 78 birime düşürür. Up to bir üst sınır koyar. By up to 22%, koşullara göre azalmanın daha küçük olabileceği veya %22'ye ulaşabileceği anlamına gelir; her durumda %22 azalma garantisi vermez.
Alıştırma
Bir raporda 'The update cut loading time by up to 30%.' deniyor. Yüzde ne anlama geliyor?
- Yükleme süresi kesinlikle tam olarak %30 azalır.
- Güncellemeden sonra yükleme süresi önceki seviyesinin %30'udur.
- Yükleme süresi en fazla %30 azalabilir, ancak azalma daha küçük de olabilir.
Cevabı göster
Yükleme süresi en fazla %30 azalabilir, ancak azalma daha küçük de olabilir.
Our bodies have a hard time turning down food in front of us, Öbek fiiller
2:04Vücudumuz, önümüzde duran yiyeceği geri çevirmekte zorlanır,
turning down: sunulan bir şeyi reddetmek
Burada turning down, mevcut yiyeceği reddetmek veya kabul etmemeyi seçmek anlamına gelir. Turn down bir öbek fiildir; bu yüzden down, turn ile bir bütün oluşturur ve yön bildirmez. -ing biçimi, daha geniş olan have a hard time doing something yapısı nedeniyle kullanılır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp have a hard time + -ing şeklindedir ve bir eylemi yapmakta zorlanmak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi turn down ve it zamirini doğru sırayla kullanarak tamamlayın: Maya was offered a promotion, but she decided to ____ because it required moving abroad.
Cevabı göster
turn it down
So the less food on your plate, the better. Dilbilgisi
2:08Bu yüzden tabağınızda ne kadar az yemek varsa o kadar iyi.
the less..., the better: iki değişimi birbirine bağlamak
the + karşılaştırma biçimi, the + karşılaştırma biçimi kalıbı, iki değişimin birbiriyle bağlantılı olduğunu anlatır. Burada tabaktaki yiyecek miktarı azaldıkça, kişinin ne kadar yediğini sınırlama açısından sonuç daha iyi olur. İlk the “o ölçüde” anlamını taşır, ikinci the ise buna karşılık gelen sonucu gösterir; ikisi de sıradan bir tanımlık değildir. Belirli yarar bağlamdan anlaşıldığı için sonuç bölümü the better biçiminde kısaltılmıştır.
Alıştırma
Eksik olan iki the sözcüğünü ekleyerek eşleşmeli karşılaştırma kalıbını tamamlayın: ____ more you practice the piano passage, ____ easier it becomes to play.
Cevabı göster
The · the
Finally, sleep and stress play a large factor in how much we eat. Kalıp ifadeler
2:10Son olarak uyku ve stres, ne kadar yediğimiz üzerinde büyük rol oynar.
play a large factor ifadesini düzeltme
Altyazıdaki play a large factor, iki standart eşdizimin doğal olmayan biçimde birleştirilmesidir. Burada anlatılmak istenen, uyku ve stresin insanların ne kadar yediğini güçlü biçimde etkilediğidir. play a large role in something ya da be a major factor in something kullanılmalıdır. Fiil ve isim doğru eşleştirilmelidir: play ile role, be ile factor.
Alıştırma
Hangi cümlede play ile doğru eşdizim kullanılmıştır?
- Sleep and stress play a large role in how much we eat.
- Sleep and stress play a large factor in how much we eat.
- Sleep and stress are a large role in how much we eat.
Cevabı göster
Sleep and stress play a large role in how much we eat.
Both sleep deprivation and stress levels increase appetite, Kelime
2:13Hem uykusuzluk hem de stres iştahı artırarak
sleep deprivation: yetersiz uyku için resmî bir terim
Sleep deprivation, uykunun kısıtlanması, bölünmesi veya tamamen kaçırılması nedeniyle gereğinden az uyuma durumudur. Bu cümlede iştahı artırdığı söylenen etkenlerden biri olarak sunulur. Bu ifade, sleep sözcüğünün deprivation türünü belirttiği bir isim öbeğidir. Nedenini belirtmeden sonucu, yani yetersiz uykuyu anlatır.
Alıştırma
Sleep deprivation ne anlama gelir?
- Gereğinden az uyuma durumu
- Yeterli fırsat olmasına rağmen devamlı uyuma güçlüğü yaşama
- Her zamankinden daha uzun uyuma durumu
Cevabı göster
Gereğinden az uyuma durumu
making it harder to sonuç yapısı
Making it harder to keep off the pounds, şimdiki zaman ortacıyla başlayan bir sonuç yan cümlesidir. Önceki durumun tamamına gönderme yapar: uykusuzluk ve stres iştahı artırır, bunun sonucunda verilen kiloları korumak zorlaşır. make it + sıfat + to + fiil yapısında it, biçimsel bir nesnedir ve appetite sözcüğünü göstermez. Daha zor olarak değerlendirilen asıl eylem, to keep off the pounds mastar yapısında yer alır. Bu kalıp, bir durumun başka bir eylemin kolaylık veya zorluk derecesini değiştirdiğini kısa biçimde anlatır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört sözcüklü sonuç yapısının aynısıyla tamamlayın: The extra paperwork adds delays, ____ finish on time.
Cevabı göster
making it harder to
Verilen kiloyu korumak için keep off
Kilo bağlamında keep off, önceden verilen kiloların geri gelmesini önlemek anlamına gelir. Özgün cümlede the pounds nesnesi off parçacığından sonra gelir; dolayısıyla ifade, ilk kez kilo verme eylemini değil, verilen kiloları korumayı anlatır. Aynı sözcükler başka bağlamlarda farklı anlamlara gelebilir, ancak burada kiloyla ilgili nesne yorumu belirler. Zamir kullanıldığında zamiri fiil ile parçacık arasına getirin: keep it off veya keep them off.
Alıştırma
Cümleyi, verilen kiloların geri gelmesini önlemek anlamındaki iki sözcüklü öbek fiilin aynısıyla tamamlayın: Regular activity can help you ____ the weight you lost.
Cevabı göster
keep off
Got a burning question you want answered? Deyimler
2:19Yanıtını çok merak ettiğiniz bir soru mu var?
burning question: cevabı çok merak edilen soru
burning question ifadesinde burning mecazidir. Birine son derece önemli veya ilgi çekici gelen ya da zihnini sürekli meşgul eden ve bu yüzden cevabı çok merak edilen bir soruyu anlatır. Sorunun gerçekten yandığı anlamına gelmez. Burada konuşmacı, dinleyicileri katılmaya davet etmek ve bu daveti daha heyecanlı kılmak için bu canlı ifadeyi kullanır. Başka bağlamlarda burning question ifadesini, insanların özellikle cevaplamak veya çözmek istediği bir mesele olarak anlayabilirsiniz.
Alıştırma
Bir bilim konuşmasının sonunda sunucu, “Do you have a burning question?” diye soruyor. Sunucu dinleyicileri ne sunmaya davet ediyor?
- Gerçek bir yangınla ilgili soru
- Yalnızca hemen cevaplanabilecek bir soru
- Dinleyicilerin cevabını çok merak ettiği bir soru
Cevabı göster
Dinleyicilerin cevabını çok merak ettiği bir soru
Ask it in the comments or on Facebook and Twitter,
2:21Yorumlarda ya da Facebook ve Twitter'da sorun,
and subscribe for more weekly science videos.
2:23her hafta daha fazla bilim videosu izlemek için abone olun.