Sinir Krizinin Önemi: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
853 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Deneme, duygusal ihtiyaçlar göz ardı edildikten sonra yaşanan zihinsel çöküşü sağlığa yönelik acil bir girişim sayıyor, krizi devrime benzetiyor ve onu hayatı daha sahici biçimde yeniden kurma çağrısı olarak görüyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. pull this magical feat off — Öbeksi fiil: pull off ifadesini zor bir işi başarıyla yapmak için kullanın. 2. sweep very far under the proverbial carpet. — Deyim ve mecaz: istenmeyen duyguları onlarla yüzleşmek yerine saklama imgesini tanıyın. 3. "You know, I don't know how I'd ever have gotten well if I hadn't fallen ill." — Dil bilgisi ve cümle kalıbı: iyileşmenin önceki krize bağlı olduğunu geçmiş karşıolgusal koşulla anlatın.

Bu derste

One of the great problems of human beings is that we're far too good at keeping going. Dilbilgisi

0:00

İnsanlığın en büyük sorunlarından biri, yola devam etme konusunda çok ama çok iyi olmamızdır.

Dilbilgisi

One of the ... is that ... yapısı

One of the + çoğul isim, daha büyük bir gruptan tek bir üyeyi seçip öne çıkarır. Burada bir sorun öne çıkarılır; that ile başlayan yan cümle de bu sorunun tam olarak ne olduğunu açıklar. Öznenin dilbilgisel başı One olduğu için fiil tekil olur: One ... is denir, One ... are denmez. That sözcüğünden sonra kendi öznesi ve fiili olan tam bir cümlecik gelir.

Alıştırma

Cümleyi One of the main problems ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: ____ we face ____ that nobody checks the final figures.

Cevabı göster

One of the main problems · is

Dilbilgisi

far too good at keeping going: devam etmekte fazlasıyla iyi olmak

Far too, kabul edilebilir veya yararlı olandan çok daha fazla anlamına gelir. Far, too sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla ifade yalnızca bir yeteneği övmez, bu yeteneğin aşırı hâle gelip sorun yarattığını belirtir. Good at ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir. Keeping going, yorgunluğa, baskıya ya da zorluğa rağmen devam etmek demektir. Burada normalde olumlu görülen sebat etme yeteneği zararlı bir alışkanlık olarak sunulur.

Alıştırma

Leo dinlenmesi gerektiğinde bile çalışmaya devam edebiliyor ve bu alışkanlık sağlığına zarar veriyor. Hangi cümle onun bu yeteneğinin aşırı hâle geldiğini en iyi gösterir?

  1. Leo is far too good at pushing himself.
  2. Leo is very good at pushing himself.
  3. Leo is not good at pushing himself.
Cevabı göster

Leo is far too good at pushing himself.

We're experts at surrendering to the demands of the external world, Kalıp ifadeler

0:05

Dış dünyanın taleplerine teslim olma,

Kalıp ifadeler

surrendering to the demands of the external world: dış taleplere boyun eğmek

Bu cümlede surrendering to the demands of the external world, başka insanların, kurumların veya toplumsal beklentilerin kişinin yaptıklarını kontrol etmesine izin vermek anlamına gelir. Surrendering burada mecazidir: uyum sağlamayı, askerî bir teslimiyet olarak değil, kişisel seçim hakkının bir kısmından vazgeçmek olarak sunar. surrender to + demand, pressure veya expectation yapısı çoğu zaman yalnızca bir gerekliliği yerine getirmekten fazlasını anlatır. Dış baskı kişinin kendi isteklerinden daha güçlü geldiği için boyun eğmesini ifade eder.

Alıştırma

surrendering to the demands of the external world hangi durumda en doğru şekilde kullanılmıştır?

  1. Kendi isteklerinin önüne geçse bile diğer insanların ve toplumun beklentilerine uymayı sürdüren biri.
  2. Silahlarını resmî olarak düşmana teslim eden bir asker.
  3. Hava durumundaki değişiklikleri inceleyen bir gezgin.
Cevabı göster

Kendi isteklerinin önüne geçse bile diğer insanların ve toplumun beklentilerine uymayı sürdüren biri.

living up to what's expected of us, Öbek fiiller

0:09

bizden beklentileri karşılama

Öbek fiiller

living up to: beklenen standarda ulaşmak

Living up to something, bir şeyin belirlediği standarda ulaşmak anlamına gelir. Burada what's expected of us karşılaştırma ölçütüdür; dolayısıyla ifade, başkalarının beklediği düzeyde davranmak veya performans göstermek demektir. Yapı live up to + bir expectation, standard, promise veya reputation şeklindedir. To bu öbek fiilin parçasıdır ve ardından karşılaştırma ölçütü gelir; fiziksel yön belirtmez.

Alıştırma

live up to ifadesinin “beklenen standarda ulaşmak” anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. The young player learned to live by her coach's rules.
  2. The young player wanted to live near her coach.
  3. The young player trained hard to live up to her coach's expectations.
Cevabı göster

The young player trained hard to live up to her coach's expectations.

and getting on with the priorities as others around us define them. Öbek fiiller

0:11

ve etrafımızdakilerin belirlediği öncelikleri yerine getirme konusunda uzmanız.

Öbek fiiller

getting on with + bir görev

Burada getting on with the priorities, bu önceliklerle ilgilenmeyi sürdürmek ve onlarda ilerleme kaydetmek anlamına gelir. Fiziksel bir hareketten değil, işi ileri götürmekten söz edilir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp get on with + görev/etkinlik şeklindedir. Getting, get fiilinin -ing biçimidir ve burada daha büyük cümlenin bir parçasıdır; with de ifadenin parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi “çalışmaya devam etmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The break is over, so let's ____ our science project.

Cevabı göster

get on with

We keep showing up and being an excellent boy or girl, Öbek fiiller

0:16

Ortaya çıkıp mükemmel bir erkek veya kız çocuğu olmaya devam ederiz,

Öbek fiiller

keep showing up: keep + -ing

Keep showing up, tekrar tekrar orada bulunmaya ve katılım göstermeye devam etmek anlamına gelir. Burada show up yalnızca bir kez gelmekten fazlasını anlatır; keep ile birlikte güvenilir ve tekrarlanan katılımı gösterir. Devam eden veya tekrarlanan bir eylem için keep sonrasında -ing biçimini kullanın: keep + showing doğrudur, keep + show değildir. Cümlede showing up ile being birbirine paralel olarak bağlanmıştır.

Alıştırma

Cümleyi keep sonrasında gelen ve “katılmaya devam etmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Even when training is hard, we keep ____ every Saturday.

Cevabı göster

showing up

and we can pull this magical feat off for up to decades at a time Notlar

0:19

ve bu büyülü başarıyı tek seferde on yıllar boyunca,

Öbek fiiller

pull this magical feat off: zor bir şeyi başarmak

To pull this magical feat off, zor, şaşırtıcı veya başarılması pek olası görünmeyen bir şeyi başarmak demektir. Burada this magical feat, dışarıdan iyi ve son derece becerikli görünme hâlini sürdürmeyi anlatır; magical ise bu başarının ne kadar etkileyici göründüğünü vurgular. Pull off ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne isim olduğunda hem pull the plan off hem de pull off the plan kullanılabilir. Nesne zamirse ortaya getirilir: pull it off denir, pull off it denmez.

Alıştırma

Cümleyi it zamirini ve pull off ifadesini doğru sırada kullanarak tamamlayın: The stunt looked impossible, but she managed to ____.

Cevabı göster

pull it off

Kalıp ifadeler

for up to decades at a time: her dönem için olası azami süre

for up to decades at a time ifadesi, kesintisiz tek bir dönemin süresini anlatır. Up to, garanti edilen veya olağan süreyi değil, ulaşılabilecek üst aralığı gösterir; bu nedenle dönem çok daha kısa olabilir. Decades, sürenin onlarca yılla ölçülebileceğini belirtir. At a time, süreyi ayrı dönemlere veya bölümlere ayırır. Belirli bir saat vaktinde anlamına gelmez. İfade bir bütün olarak, her kesintisiz dönemin onlarca yıl sürme ihtimali olduğunu söyler.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? 'The clinic can provide support for up to six months at a time.'

  1. Her kesintisiz destek dönemi altı ay veya daha kısa sürebilir.
  2. Klinik yalnızca altı kez destek sağlar.
  3. Her destek dönemi tam olarak altı ay sürer.
Cevabı göster

Her kesintisiz destek dönemi altı ay veya daha kısa sürebilir.

without so much as an outward twitch or crack. Kalıp ifadeler

0:24

dışarıya bir seğirme ya da çatlak bile belli etmeden sürdürebiliriz.

Kalıp ifadeler

Without so much as: en küçük belirtinin bile olmadığını vurgulamak

Without so much as, normalde beklenebilecek en küçük hareketin veya belirtinin bile gerçekleşmediğini vurgular. Buradaki en küçük belirti dışarıdan görülen bir seğirme ya da çatlaktır; bu nedenle hiçbir dış tepkinin olmaması özellikle çarpıcı hâle gelir. Ardından without so much as a word örneğindeki gibi bir isim öbeği veya without so much as looking back örneğindeki gibi bir -ing biçimi gelir. İfade, “o kadar büyük bir miktar olmadan” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, so much as içeren ve “bir ... bile olmadan” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: She walked past me ____ a hello.

Cevabı göster

without so much as

Until suddenly,

0:28

Ta ki aniden,

one day,

0:29

bir gün,

much to everyone's surprise, Kalıp ifadeler

0:30

herkesi büyük bir şaşkınlığa uğratarak,

including our own,

0:32

kendimiz de dahil olmak üzere,

we break.

0:33

çökene kadar.

Kalıp ifadeler

Much to everyone's surprise: bir tepkiyi araya eklemek

Much to everyone's surprise, “herkesi çok şaşırtacak şekilde” anlamına gelen, araya eklenmiş bir değerlendirmedir. İnsanların ardından gelen olaya nasıl tepki verdiğini anlatır; to burada duyguyu yaşayan kişiyi gösterir, yön bildirmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp much to + iyelik biçimi veya isim öbeği + duygu adıdır. much to my relief ve much to their disappointment buna örnektir. Buradaki including our own, olaya karışan kişilerin kendilerinin de şaşırdığını ekler.

Alıştırma

Cümleyi Much ile başlayan ve “herkesi çok şaşırtacak şekilde” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: ____, the new player won the final.

Cevabı göster

Much to everyone's surprise

The rupture can take many forms.

0:35

Bu kırılma birçok biçimde ortaya çıkabilir.

We can no longer get out of bed.

0:37

Artık yataktan çıkamayız.

We fall into a catatonic depression. Kalıp ifadeler

0:39

Katatonik bir depresyona gireriz.

Kalıp ifadeler

fall into a catatonic depression: katatonik bir depresyona sürüklenmek

fall into a catatonic depression ifadesindeki fall into, fiziksel olarak düşmek değil, “bir duruma girmek veya sürüklenmek” anlamına gelir. fall into + isim yapısı, zor ya da kontrol dışı bir durumu kişinin içine girdiği bir hâl gibi sunar; bu değişim ani veya yavaş olabilir. Catatonic depression, aşırı hareketsizlik veya tepki vermeme gibi katatoni özelliklerinin eşlik ettiği depresif bir durum için kullanılan klinik tınılı bir ifadedir. Burada anlatımı güçlendirir; tek başına bu cümle kimseye tanı koymak için yeterli değildir.

Alıştırma

“Olumsuz bir duruma girdi” anlamını vermek için cümleyi fall into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the manager quit, the project ____ chaos.

Cevabı göster

fell into

We develop all-consuming social anxiety. Kelime

0:41

Her şeyi yiyip bitiren bir sosyal kaygı geliştiririz.

Kelime

all-consuming social anxiety: her şeyi kuşatan sosyal kaygı

All-consuming, bir kişinin neredeyse tüm dikkatini, zamanını veya duygusal enerjisini alacak kadar güçlü ya da sürükleyici olan bir şeyi anlatan birleşik bir sıfattır. Burada social anxiety ifadesini niteler ve kaygının bunaltıcı görünmesini sağlar. Social anxiety, başkaları tarafından izlenme veya yargılanma ya da insanlarla etkileşim kurma durumlarıyla bağlantılı kaygıdır. Bu ifade sıradan utangaçlıktan çok daha güçlü bir durumu anlatır; all-consuming bir yoğunluk göstergesidir, her şeyi gerçekten tüketme eylemi değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayacak en uygun sıfatı seçin: Her ___ ambition left little room for friends or rest.

  1. all-consuming
  2. time-consuming
  3. long-term
Cevabı göster

all-consuming

We refuse to eat.

0:44

Yemek yemeyi reddederiz.

We babble incoherently.

0:46

Anlamsızca mırıldanırız.

We lose command over part of our body. Kalıp ifadeler

0:47

Vücudumuzun bir kısmı üzerindeki kontrolümüzü kaybederiz.

Kalıp ifadeler

Lose command over: fiziksel kontrol kaybı

Bu cümlede lose command over, 'artık kontrol edememek' demektir. Command burada birine söylenen emir değil, hareketi yönetme yetisidir. Kalıp lose command over + bir vücut bölümü veya bedensel işlev şeklindedir. Fiziksel kontrol kaybını resmî ya da tıbbi bir üslupla anlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Fiziksel kontrol kaybını anlatan hedef resmî kalıbı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. After the injury, Maya began to lose command at her left hand.
  2. After the injury, Maya began to lose command for her left hand.
  3. After the injury, Maya began to lose command over her left hand.
Cevabı göster

After the injury, Maya began to lose command over her left hand.

We're compelled to do something extremely scandalous and entirely contrary to our normal selves. Notlar

0:50

Normal benliğimize tamamen aykırı ve son derece utanç verici bir şey yapmaya mecbur hissederiz.

Dilbilgisi

We're compelled to do: harekete zorlanmak

We're compelled to do, 'bir şeyi yapmaya zorlanıyoruz veya güçlü bir baskıyla itiliyoruz' demektir. Edilgen be compelled to + fiilin yalın hâli yapısı, kişileri eylemi özgürce seçen değil, baskıya maruz kalan taraf olarak gösterir. Burada ifade, konuşanların normal hâlleriyle çelişen bir davranışa hazırlık yapar; bu yüzden seçim şansının olmaması temel noktadır.

Alıştırma

Güçlü baskıyı anlatan hedef edilgen yapıyı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. We were compelled disclosing the data.
  2. We were compelled to disclose the data.
  3. We compelled to disclose the data.
Cevabı göster

We were compelled to disclose the data.

Kalıp ifadeler

contrary to our normal selves: normal hâlimize aykırı

Contrary to, bir şeye karşıt veya onunla uyuşmayan anlamına gelir. Burada davranış, konuşan kişilerin normalde düşünme ve hareket etme biçimine uymamaktadır. Kalıp contrary to + isim veya zamirdir. Our normal selves, normalde olduğumuz hâlimiz anlamına gelir; our burada birden fazla kişiyi gösterdiği için selves çoğuldur.

Alıştırma

Bir davranışın bir grubun alışılmış karakterine uymadığını contrary to ile doğru biçimde gösteren cümle hangisidir?

  1. Speaking so cruelly was contrary to our normal selves.
  2. Speaking so cruelly was contrary to our normal self.
  3. Speaking so cruelly was contrary with our normal selves.
Cevabı göster

Speaking so cruelly was contrary to our normal selves.

We become wholly paranoid in a given area.

0:55

Belirli bir alanda tamamen paranoyaklaşırız.

We refuse to play by the usual rules in our relationship. Kalıp ifadeler

0:58

İlişkimizde her zamanki kurallara uymayı reddederiz.

Kalıp ifadeler

play by the usual rules: alışılmış kurallara göre hareket etmek

Play by the usual rules, kabul edilen beklentilere veya davranış biçimlerine uymak anlamına gelir. Buradaki rules mecazidir: konuşanlar bir oyunun kurallarını değil, ilişkilerindeki normal gelenekleri kasteder. Yeniden kullanılabilen kalıp play by the rules biçimindedir; by, davranışa yön veren standardı tanıtır. Usual, bunların bu durumda normalde izlenen yerleşik kurallar olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, kabul edilen kurallara uymak anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın. Although winning mattered to Nina, she chose to ____.

Cevabı göster

play by the rules

We have an affair,

1:01

Bir ilişki yaşarız,

ramp up the fighting, Öbek fiiller

1:02

kavgaları tırmandırırız,

Öbek fiiller

ramp up: şiddeti veya ölçeği hızla artırmak

Burada ramp up, “hızlı ve kasıtlı biçimde artırmak” anlamına gelir. the fighting nesnesi neyin şiddetlendiğini gösterir: çift, tartışmalarını daha kötü hâle getirir. Kalıp ramp up + isim şeklindedir. Genellikle faaliyet, baskı, üretim, güvenlik veya çatışmanın artırılmasını anlatır; bir şeyi gerçek bir rampadan yukarı taşımak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir ekibin güvenlik kontrollerini hızla artıracağını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The team will rule out its security checks.
  2. The team will wind down its security checks.
  3. The team will ramp up its security checks.
Cevabı göster

The team will ramp up its security checks.

or otherwise poke a very large stick into the wheels of day-to-day life. Deyimler

1:04

ya da günlük hayatın tekerleklerine çok büyük bir çomak sokarız.

Deyimler

poke a very large stick into the wheels of day-to-day life: ciddi aksama anlatan bir mecaz

Konuşmacı mekanik bir mecaz kurar: günlük hayat normalde dönmeye devam eden tekerlekler gibi düşünülür ve aralarına büyük bir çubuk sokmak sistemi kilitler. Bu nedenle ifade, sıradan yaşam düzenini kasıtlı olarak ciddi biçimde bozmak anlamına gelir. Bu yaratıcı bir görüntüdür; gerçek bir eylem ya da her zaman kelimesi kelimesine tekrarlanması gereken kalıplaşmış bir ifade değildir. Çubuğun alışılmadık derecede büyük olması, aksamanın ciddi olacağını vurgular.

Alıştırma

Vurgulanan mecaz bu bağlamda ne anlama geliyor?

  1. Bir makineye yararlı bir araç eklemek
  2. Günlük hayatın normal akışında ciddi sorunlara yol açmak
  3. Günlük ulaşımı daha güvenli hâle getirmek
Cevabı göster

Günlük hayatın normal akışında ciddi sorunlara yol açmak

Breakdowns are hugely inconvenient for everyone,

1:09

Çöküşler herkes için son derece rahatsız edicidir,

and so, unsurprisingly,

1:13

ve bu yüzden, şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

there is an immediate rush to medicalize the problem, Kelime

1:14

sorunu derhal tıbbileştirmeye yönelik bir acele vardır,

Kelime

sorunu hemen tıbbileştirme telaşı

“A rush to”, üzerinde fazla düşünmeden hemen harekete geçmeye yönelik güçlü bir eğilimi anlatır. Buradaki “medicalize the problem”, çöküşü öncelikle tıbbi bir bozukluk olarak tanımlamak ve ona tıbbi bir çerçeve içinde karşılık vermek demektir. Bu ifade tarafsız değil, eleştireldir. İnsanların zor bir insani deneyimi tanı konup ortadan kaldırılması gereken bir rahatsızlığa fazla hızlı dönüştürebileceğini ima eder; yalnızca uygun tıbbi yardım sağlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “an immediate rush to medicalize the problem” neyi ima ediyor?

  1. İnsanlar meseleyi bir hastane binasının içine taşır.
  2. İnsanlar ihtiyacı olan herkese hızla uygun tıbbi bakım ayarlar.
  3. İnsanlar meseleyi hemen tıbbi bir bozukluk olarak tanımlayıp ele almaya çalışır.
Cevabı göster

İnsanlar meseleyi hemen tıbbi bir bozukluk olarak tanımlayıp ele almaya çalışır.

and attempt to excise it from the scene, Deyimler

1:18

ve onu sahneden söküp atma çabası başlar,

Deyimler

onu mevcut durumdan kesip çıkarmak

Burada it, soruna gönderme yapar. Excise sözcüğü gerçek anlamıyla, özellikle ameliyatta bir şeyi kesip çıkarmak demektir; mecazi kullanılan “excise it from the scene” ise sorunu mevcut durumdan tamamen kaldırmak anlamına gelir. Cerrahi imge tıbbi çerçeveyi sürdürür ve karmaşık bir sorun kolayca kesilip atılabilirmiş gibi tepkiyi sert ve aşırı derecede kusursuz gösterir. Burada scene, film setini değil durumu veya eylem alanını ifade eder.

Alıştırma

Bu cümledeki “excise it from the scene” ifadesini en iyi hangi seçenek açıklıyor?

  1. Sorunu bir film sahnesinin parçası olarak anlatmak.
  2. Sorunu tıbbi bir ortama taşımak.
  3. Sorunu kesip çıkarır gibi tamamen ortadan kaldırmak.
Cevabı göster

Sorunu kesip çıkarır gibi tamamen ortadan kaldırmak.

so that business as usual can restart. Deyimler

1:20

böylece işler her zamanki gibi yeniden başlayabilsin diye.

Deyimler

business as usual: yerleşik düzene geri dönmek

Business as usual, bir kesintiden sonra normal rutinlerin ve faaliyetlerin devam etmesi ya da yeniden başlaması anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki business yalnızca ticari işleri değil, genel olarak olağan faaliyetleri ifade eder. Bu cümlede restart, insanların eski normale dönmek istediğini gösterir. Bağlama göre ifade eleştirel de duyulabilir: alışılmış düzeni çok hızlı yeniden başlatmak, kesintinin ortaya çıkardığı sorunları görmezden gelmek anlamına gelebilir.

Alıştırma

"After the storm, the office reopened and it was business as usual," cümlesinde business as usual ne anlama gelir?

  1. Ofis ticari bir şirkete dönüştü.
  2. Ofis normal rutinlerine geri döndü.
  3. Ofis bütün rutinlerini kalıcı olarak değiştirdi.
Cevabı göster

Ofis normal rutinlerine geri döndü.

But this is to misunderstand what's going on when we break down. Öbek fiiller

1:24

Ancak bu, çöktüğümüzde gerçekte ne olduğunu yanlış anlamaktır.

Öbek fiiller

we break down: başa çıkma yetisini kaybetmek

Burada break down geçişsizdir: we öznedir ve nesne yoktur. Bir insan break down olduğunda, genellikle ağır duygusal veya fiziksel baskı nedeniyle işlevini sürdürme ya da durumla başa çıkma yetisini kaybeder. İfade, çalışmayı bırakan bir makineyle aynı imgeyi kullanır; ancak öznenin we olması insana yönelik anlamı açıkça gösterir. Bir şeyi parçalara ayırdığımız anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede break down, we break down ifadesindekiyle aynı insana yönelik ve geçişsiz anlamda kullanılmıştır?

  1. The mechanic broke the engine down into parts.
  2. Could you break the problem down for me?
  3. After weeks of pressure, Maya broke down and cried.
Cevabı göster

After weeks of pressure, Maya broke down and cried.

A breakdown is not merely a random piece of madness or malfunction.

1:28

Çöküş sadece rastgele bir delilik veya arıza hali değildir.

It's a very real,

1:33

O son derece gerçekçi,

albeit very inarticulate, Dilbilgisi

1:35

gerçi kendini çok iyi ifade edemeyen,

bid for health. Kelime

1:37

bir sağlık arayışıdır.

Dilbilgisi

Albeit very inarticulate: kısa ve resmî bir ödünleme

Albeit bir ödünleme anlamı katar: Çaba, çok belirsiz biçimde ifade edilse de gerçektir. very inarticulate ifadesi bir sınırlamayı kabul eder, ancak bunun sağlığa yönelik gerçek bir çaba olduğu şeklindeki ana iddiayı değiştirmez. Burada albeit’in ardından bir sıfat öbeği gelir ve isim öbeğinin içinde kısa bir ara açıklama oluşturur. Daha açık biçimi “although it is very inarticulate” olurdu; ancak albeit bu düşünceyi sıkıştırarak aktarmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi albeit ile tamamlayın: The route is safe, ____ slow.

Cevabı göster

albeit

Kelime

Bid for health: “girişim” anlamındaki bid

a bid for health ifadesinde bid, bir şeyi elde etmeye yönelik girişim veya çaba anlamına gelir. for edatı hedefi belirtir; dolayısıyla health, çabanın ulaşmaya çalıştığı hedeftir. Bu ifade çöküşü anlamsız bir işlev bozukluğu olarak değil, iyileşmeye doğru dolaylı bir hareket olarak sunar. Olayı yeniden yorumlar, ancak iyileşmenin başarılı olup olmadığını söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede bid ne anlama geliyor? “The campaign is a bid for greater public trust.”

  1. Halkın güvenini daha fazla kazanma girişimi
  2. Halkın güvenini satın almak için önerilen fiyat
  3. Halkın güveninin zaten kazanıldığının kanıtı
Cevabı göster

Halkın güvenini daha fazla kazanma girişimi

It is an attempt by one part of our minds

1:40

Zihnimizin bir parçasının,

to force the other into a process of growth, Dilbilgisi

1:42

diğer parçasını bir büyüme,

self-understanding,

1:46

kendini anlama,

and self-development,

1:47

ve kendini geliştirme sürecine zorlama girişimidir;

which it has hitherto refused to undertake. Kelime

1:49

ki zihin şimdiye kadar bunu üstlenmeyi reddetmiştir.

Dilbilgisi

force + nesne + into + bir süreç

force + object + into + noun phrase yapısında force, baskı veya zorunluluk yoluyla birini ya da bir şeyi bir duruma, etkinliğe veya sürece sokmak anlamına gelir. Burada zihnin bir bölümü “diğerini” kişisel büyüme ve kendini anlama sürecine iter. into sonrasında fiilin yalın hâli değil, bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır: force them into a discussion; force them into reconsidering the plan.

Alıştırma

Cümleyi force + object + into + noun phrase yapısıyla tamamlayın: The sudden crisis may ____ a period of rapid change.

Cevabı göster

force the company into

Kelime

hitherto refused to undertake: şimdiye dek üstlenmeyi reddetti

Hitherto “şimdiye kadar” anlamına gelir; geçmişteki bir zamana odaklanan anlatımda ise “o zamana kadar” demektir. Referans alınan zamandan önceki döneme geriye doğru bakar. Undertake, bir görevi, projeyi veya süreci başlatıp sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelen resmî bir fiildir. Bu cümlede hitherto refused to undertake, zihnin şimdiye kadar büyüme, kendini anlama ve kendini geliştirme sürecini başlatmaya isteksiz olduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, kurulun şimdiye kadar incelemeyi başlatmak istemediği anlamına gelir?

  1. The council has hitherto refused to undertake the review.
  2. The council will henceforth refuse to undertake the review.
  3. The council has hitherto completed the review.
Cevabı göster

The council has hitherto refused to undertake the review.

If we can put it paradoxically, Anlatım akışı

1:52

Eğer bunu paradoksal bir şekilde ifade edebilirsek,

it's an attempt to jump-start a process of getting well, Deyimler

1:54

iyileşme sürecini aniden başlatma girişimidir,

properly well,

1:58

adamakıllı iyileşmek için,

through a stage of falling very ill.

1:59

çok ağır bir hastalık aşamasından geçerek.

Anlatım akışı

Bir çerçeveleme sinyali olarak If we can put it paradoxically

Burada put it, “fikri sözcüklerle ifade etmek” demektir. Paradoxically, sonraki ifadenin kendi içinde çelişkiliymiş gibi duyulacağını belirtir: tam anlamıyla iyileşmek, çok ağır hastalanma aşamasından geçerek gerçekleşen bir şey olarak sunulur. Baştaki if we can bu çerçeveyi yumuşatır. Akıl yürütmenin yanlış olduğunu söylemek yerine, dinleyiciyi sıra dışı ifadeyi kabul etmeye davet eder ve sonraki fikri nasıl düzenleyip yorumlayacağını gösterir.

Alıştırma

Şu cümlede baştaki ifade ne yapıyor: “If we can put it paradoxically, slowing down helped the team finish sooner”?

  1. Bir şeyi bir yere koymak için izin ister.
  2. Konuşanın fikri mantıksal olarak imkânsız gördüğünü söyler.
  3. Fikrin görünürde bir çelişki biçiminde ifade edileceğini haber verir.
Cevabı göster

Fikrin görünürde bir çelişki biçiminde ifade edileceğini haber verir.

Deyimler

Mecaz olarak jump-start a process of getting well

Jump-start sözcüğü gerçek anlamıyla bir aracın motorunu dışarıdan bir güç kaynağı kullanarak çalıştırmak demektir. Burada bir mecazdır: kriz, durmuş bir iyileşme sürecini harekete geçirebilecek güçlü bir şok olarak ele alınır. A process of getting well ifadesi iyileşmenin tamamlanmasına değil, başlatılıp etkinleştirilmesine odaklanır. Güçlü etki ivmeyi başlatır; tam anlamıyla iyileşmek ise daha sonraki bir sonuçtur.

Alıştırma

“Durmuş bir sürece güçlü bir ilk itki vermek” anlamındaki ders fiiliyle tamamlayın: The emergency loan could ____ the rebuilding process.

Cevabı göster

jump-start

The danger, Dilbilgisi

2:03

Tehlike,

therefore,

2:04

bu nedenle,

if we merely medicalize a breakdown

2:05

eğer çöküşü sadece tıbbileştirirsek

and attempt to shift it away at once,

2:07

ve onu hemen uzaklaştırmaya çalışırsak,

is that we're going to miss the lesson embedded within our sickness. Deyimler

2:09

hastalığımızın içine gömülü olan dersi kaçıracak olmamızdır.

Dilbilgisi

The danger, if ..., is that ... kalıbı

Ana kalıp The danger ... is that + yan cümle yapısıdır. The danger bir riski adlandırır; is that ise istenmeyen sonucu belirten yan cümleyi başlatır: we are going to miss the lesson. if yan cümlesi ana cümle değil, araya eklenen bir koşuldur. Cümleyi şöyle okuyun: çöküşü sadece tıbbi bir sorun olarak ele alıp hemen ortadan kaldırmaya çalışırsak, onun neyi gösterebileceğini kaçırma tehlikesi vardır. Therefore bu uyarıyı önceki savla bağlar.

Alıştırma

Riskli sonucu başlatan iki kelimelik bağlantıyla cümleyi tamamlayın: The danger, if we skip the final safety check, ____ a serious defect may go unnoticed.

Cevabı göster

is that

Deyimler

lesson embedded within our sickness mecazı

Embedded sözcüğü gerçek anlamıyla bir şeyin başka bir şeyin içine sıkıca yerleşmiş olmasıdır. Burada mecazidir: hastalık, çöküşe dikkat ederek keşfedilebilecek bir ders, bilgi ya da içgörü içeriyormuş gibi sunulur. Bu ifade hastalığın içinde fiziksel bir mesaj bulunduğunu veya her hastalığın tek ve kesin bir cevabı olduğunu söylemez. Bu savda miss the lesson, belirtileri o kadar hızlı ortadan kaldırmak anlamına gelir ki deneyimin neyi gösterebileceğini anlayamayız.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: She found a lesson embedded within the setback. embedded within neyi anlatıyor?

  1. Aksilik, onun keşfedebileceği bir içgörü içeriyordu.
  2. Aksilik herhangi bir öğrenmenin gerçekleşmesini engelledi.
  3. Birisi fiziksel olarak aksiliğin içine bir ders koydu.
Cevabı göster

Aksilik, onun keşfedebileceği bir içgörü içeriyordu.

A breakdown isn't just a pain, Dilbilgisi

2:14

Bir çöküş sadece bir acı değildir,

though it is that too,

2:16

gerçi öyledir de,

of course.

2:17

elbette.

Dilbilgisi

isn't just ... though it is that too yapısı

“Isn't just X” yapısı X'i inkâr etmez. X'in doğru olduğunu, ancak bütün meselenin bundan ibaret olmadığını söyler. Burada konuşan kişi bir çöküşün “a pain”, yani acı verici veya sıkıntılı bir şey olduğunu kabul ederken daha geniş bir noktaya geçiş hazırlar. “Though it is that too” içinde though bir ödünleme bildirir, that “a pain” ifadesine gönderme yapar ve too “aynı zamanda” anlamına gelir. İfade, acı veren yönü açıkça kabul ettiği için daha geniş iddia bunu görmezden geliyormuş gibi duyulmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir çöküşün acı verici olduğunu, ancak yalnızca bundan ibaret olmadığını söyler?

  1. A breakdown isn't just a pain, though it is that too.
  2. A breakdown isn't a pain; it is only an inconvenience.
  3. A breakdown is a pain and nothing more.
Cevabı göster

A breakdown isn't just a pain, though it is that too.

It's an extraordinary opportunity to learn.

2:18

Öğrenmek için olağanüstü bir fırsattır.

The reason we break down is that we have not, Dilbilgisi

2:22

Çökmemizin nedeni,

over many years,

2:25

uzun yıllar boyunca,

flexed very much.

2:26

çok fazla esnememiş olmamızdır.

Dilbilgisi

The reason ... is that ... neden kalıbı

“The reason + yan cümle + is that + yan cümle”, bir neden belirtmek için kullanılan standart bir kalıptır. “The reason we break down” cümlenin öznesidir; is sonrasındaki that yan cümlesi ise açıklamayı verir. Bu kalıp önce açıklanacak durumu adlandırır, sonra nedeni sunar. Kısa bir because yan cümlesi yerine açık ve düzenli bir açıklama yapmak istediğinizde kullanışlıdır.

Alıştırma

Standart neden kalıbını tamamlayın: The reason this road floods every spring ____ the drain is too small.

Cevabı göster

is that

There were things we needed to hear inside our minds

2:29

Zihnimizin içinde duymamız gereken şeyler vardı

that we deftly put to one side. Öbek fiiller

2:31

ve onları ustaca bir kenara ittik.

Öbek fiiller

put to one side: bir şeyi bilinçli olarak kenara koymak

Bu cümlede put to one side mecazi anlamda kullanılmıştır. “Things”, konuşanların yüzleşmesi gereken düşünceler veya içsel mesajlardır; ancak bunları bilinçli olarak dikkatlerinin dışına itmişlerdir. Aktarılabilir kalıp put + nesne + to one side şeklindedir. Bir konuyu, görevi, fikri veya duyguyu şimdi ele almak yerine geçici olarak bir kenara bırakılan bir şey gibi sunabilir; burada deftly, kaçınmanın ustaca ve bilinçli olduğunu da anlatır.

Alıştırma

Nesne olarak bir zamir kullanıp cümleyi dersteki kalıpla tamamlayın: We could not solve the issue today, so we ____ until next week.

Cevabı göster

put it to one side

There were messages we needed to heed,

2:34

Kulak vermemiz gereken mesajlar,

bits of emotional learning and communicating we didn't do,

2:36

yapmadığımız duygusal öğrenme ve iletişim parçaları vardı,

and now,

2:39

ve şimdi,

after being patient for so long,

2:40

bu kadar uzun süre sabrettikten sonra,

far too long,

2:43

hem de çok uzun süre,

the emotional self is attempting to make itself heard Kalıp ifadeler

2:44

duygusal benliğimiz kendini duyurmaya çalışıyor

in the only way it now knows how.

2:47

şu anda bildiği tek yöntemle.

Kalıp ifadeler

make itself heard: başkalarının onu fark etmesini sağlamak

Make itself heard, duygusal benliğin kendisini duyduğu anlamına gelmez. Burada the emotional self kişileştirilerek sesini, ihtiyaçlarını veya mesajını başkalarına fark ettirmeye çalışıyormuş gibi sunulur. Yapı make + nesne + geçmiş zaman ortacı şeklindedir: make + itself + heard. Nesne, heard ile ifade edilen eylemi alır; dolayısıyla anlamı “kendisinin duyulmasını veya fark edilmesini sağlamak”tır. Özne bir kişiyse dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I make myself heard; she makes herself heard.

Alıştırma

Cümleyi make + doğru dönüşlülük zamiri + heard ile tamamlayın: Mia spoke clearly so she could ____ in the noisy meeting.

Cevabı göster

make herself heard

It has become entirely desperate,

2:50

Tamamen çaresiz kalmış durumda,

and we should understand and even sympathize with its mute rage. Deyimler

2:53

ve onun bu sessiz öfkesini anlamalı ve hatta ona sempati duymalıyız.

Deyimler

its mute rage ifadesindeki mecazi imge

its mute rage ifadesinde mute, duygunun bulunmadığı anlamına gelmez. Its, duygusal benliği anlatır. Bu benlik yoğun bir öfke hisseder ancak onu normal sözlerle ifade edemez; bu yüzden sıkıntısı çöküş yoluyla ortaya çıkar. Mute ile rage sözcüklerinin yan yana gelmesi çarpıcı, neredeyse çelişkili bir imge oluşturur: duygu dilde sessizdir ama davranışta yüksek sesle konuşur. Böylece şiddetli tepkinin arkasındaki dile getirilmemiş ihtiyaç veya protesto fark edilebilir.

Alıştırma

Cümledeki its mute rage ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Hiç ses çıkarmayı sakin biçimde reddetme
  2. Normal sözlerle ifade edilemeyen yoğun öfke
  3. Tamamen ortadan kaybolmuş öfke
  4. Çok alçak sesle yapılan bir tartışma
Cevabı göster

Normal sözlerle ifade edilemeyen yoğun öfke

What the breakdown is telling us above anything else Anlatım akışı

2:57

Çöküşün bize her şeyden önce söylediği şey

is that it must no longer be business as usual,

3:00

artık işlerin her zamanki gibi devam edemeyeceği,

that things have to change,

3:03

bir şeylerin değişmesi gerektiğidir,

or,

3:04

veya,

and this can be properly frightening to witness,

3:05

ve buna tanık olmak gerçekten korkutucu olabilir,

that death might be preferable.

3:08

ölümün daha tercih edilebilir olabileceği.

Anlatım akışı

Odak yapısı olarak What ... is telling us ... is that ...

Cümle What + yan cümle + is + that yan cümlesi yapısını kullanır. Uzun what yan cümlesi yorumlanacak mesajı adlandırır; that yan cümlesi ise bu mesajın içeriğini, yani hayatın her zamanki gibi devam edemeyeceğini verir. Above anything else bunu fiziksel bir konum olarak değil, en önemli mesaj olarak sıralar. Temel sonuç is that sonrasına kadar geciktirilerek daha fazla vurgulanır ve sav, çöküşü yorumlamaktan değişimin gerekli olduğunda ısrar etmeye ilerler.

Alıştırma

What the evidence is telling us above anything else is that ... yapısı ne işe yarar?

  1. Bir sonucu en önemli mesaj olarak ön plana çıkarır.
  2. Sonucu fiziksel olarak diğer bilgilerin üstüne yerleştirir.
  3. Kanıtın ne söylediğini doğrudan sorar.
  4. That yan cümlesini önemsiz bir ek yorum olarak sunar.
Cevabı göster

Bir sonucu en önemli mesaj olarak ön plana çıkarır.

Why can't we simply listen to the emotional need calmly,

3:10

Neden duygusal ihtiyacı sakince dinleyemiyoruz,

and in good time, Kalıp ifadeler

3:14

ve zamanında ilgilenip,

and avoid the melodrama of a breakdown?

3:15

çöküş melodramından kaçınamıyoruz?

Kalıp ifadeler

In good time: sorunu önleyecek kadar erken

In good time, istenen bir sonucun elde edilebileceği kadar erken, özellikle de bir sorun acil hâle gelmeden veya çok geç olmadan önce demektir. Burada, sakince karşılık vermek için hâlâ zaman varken duygusal bir ihtiyacı neden dinlemediğimiz soruluyor. Bu ifade zaman belirten bir zarf öbeği olarak kullanılır. “Mutlu bir dönemde” anlamına gelmez; good, mevcut zamanın işe yarar veya yeterli olduğunu belirtir.

Alıştırma

“The team discovered the error in good time to fix it before launch,” cümlesinde in good time ne anlama gelir?

  1. Hatayı düzeltebilecekleri kadar erken.
  2. Keyifli bir dönem sırasında.
  3. Tam olarak planlanan saniyede.
Cevabı göster

Hatayı düzeltebilecekleri kadar erken.

Because the conscious mind is inherently lazy and squeamish, Kelime

3:18

Çünkü bilinçli zihin doğası gereği tembel ve alıngandır,

and so reluctant to engage with what the breakdown eventually has to tell us with brutality.

3:22

ve çöküşün eninde sonunda bize acımasızca söyleyeceği şeyle yüzleşmeye çok isteksizdir.

Kelime

Inherently lazy and squeamish: rahatsızlıktan doğuştan kaçınma

Inherently, bir niteliği geçici bir durum olarak değil, bir şeyin temel doğasının parçası olarak sunar. Lazy ve squeamish, bilinçli zihni çabadan kaçınan ve rahatsız edici duygusal gerçeklerden geri duran bir yapı olarak anlatan eş görevli sıfatlardır. Burada squeamish, kan veya yaralanma görünce midenin bulanmasından daha geniş bir anlama gelir. Rahatsız edici, utandırıcı, sert veya ahlaki açıdan huzursuzluk veren konularla yüzleşmek istememeyi anlatır. Bu ifade, kaçınma alışkanlığını açıklamak için zihni kişileştirir.

Alıştırma

“Mina is not afraid of hospitals, but she is squeamish about seeing blood,” cümlesinde squeamish neyi anlatır?

  1. Her tür durumda cesaret eksikliği.
  2. Geçici fiziksel enerji eksikliği.
  3. Rahatsız edici bir şeyle karşılaşınca duyulan huzursuzluk ve isteksizlik.
Cevabı göster

Rahatsız edici bir şeyle karşılaşınca duyulan huzursuzluk ve isteksizlik.

For years,

3:27

Yıllar boyunca,

it refuses to listen to a particular sadness,

3:28

belirli bir hüznü dinlemeyi reddeder,

or there is a dysfunction in a relationship we're in flight from, Deyimler

3:31

ya da kaçtığımız bir ilişkideki işlevsizliği görmezden gelir,

Deyimler

We're in flight from: sürekli kaçış veya kaçınma

In flight from, tehdit edici veya acı verici görülen bir şeyden kaçmak ya da onu sürekli olarak görmezden gelmeye çalışmak anlamına gelir. Bu cümlede we're in flight from, relationship sözcüğünü niteler: we ile belirtilen kişiler ilişkideki işlev bozukluğuyla yüzleşmiyor, ilişkinin kendisinden uzaklaşmaya çalışıyor. Buradaki flight mecazidir. Uçak yolculuğunu değil, devam eden bir kaçış hâlini anlatır.

Alıştırma

Burada we're in flight from a relationship problem ne anlama geliyor?

  1. İlişki sorununu çoktan çözdüğümüz anlamına gelir.
  2. İlişki sorunundan uçakla uzaklaştığımız anlamına gelir.
  3. İlişki sorunundan sürekli kaçmaya veya onu görmezden gelmeye çalıştığımız anlamına gelir.
Cevabı göster

İlişki sorunundan sürekli kaçmaya veya onu görmezden gelmeye çalıştığımız anlamına gelir.

or there are desires we sweep very far under the proverbial carpet. Deyimler

3:34

veya malum halının altına çok derinlere süpürdüğümüz arzular vardır.

Deyimler

Sweep ... under the proverbial carpet: ele almak yerine gizlemek

Sweep something under the carpet, rahatsız edici bir gerçeği, duyguyu veya sorunu ele almak yerine saklamak anlamına gelir. Burada desires, ilgi cümleciğinden önce gelse de sweep fiilinin anlamca nesnesidir: desires we sweep ... under the carpet. Very far imgeyi güçlendirir ve arzuların gözden çok uzağa, derine itildiğini düşündürür. Proverbial, carpet sözcüğünün deyimdeki tanıdık mecazi halı olduğunu belirtir; belirli bir atasözüne veya gerçek bir halıya gönderme yapmaz.

Alıştırma

'Bir sorunu ele almak yerine gizlemek' anlamındaki deyimin carpet kullanılan biçimiyle cümleyi tamamlayın: The committee tried to sweep the safety complaints ____.

Cevabı göster

under the carpet

We can compare the process to a revolution. Anlatım akışı

3:39

Bu süreci bir devrime benzetebiliriz.

Anlatım akışı

Compare A to B: açıklayıcı bir benzetme sunmak

Compare A to B yapısı bir benzetme sunar. Burada A açıklanan süreç, B ise bir devrimdir. Konuşmacı, süreci benzer bir işleyiş üzerinden anlamanızı ister; bunun kelimenin tam anlamıyla siyasi bir devrim olduğunu söylemez. Bu yapı sonraki bilgileri de düzenler: hükümet ve halkla ilgili ayrıntılar psikolojik sürecin farklı bölümleriyle eşleştirilebilir. Tanıdık bir fikir daha karmaşık bir fikri anlaşılır hâle getirdiğinde compare A to B yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Compare A to B yapısını kullanarak benzetmeyi tamamlayın: We can ____ the team's recovery ____ rebuilding a bridge after a storm.

Cevabı göster

compare · to

For years,

3:42

Yıllarca,

the people press the government to listen to their demands and adjust.

3:42

halk hükümete taleplerini dinlemesi ve uyum sağlaması için baskı yapar.

For years,

3:46

Yıllarca,

the government makes token gestures, Kelime

3:46

hükümet göstermelik jestler yapar,

but shuts its ears, Deyimler

3:49

ancak kulaklarını tıkar,

Kelime

Makes token gestures: gerçek değişim sağlamayan göstermelik eylem

Makes token gestures ifadesinde token değerlendirme bildirir: gestures, bir tür karşılık verildiğini gösteren ancak asıl sorunu ele almayan küçük ya da simgesel eylemlerdir. İfade çoğu zaman ilgili veya iş birliğine açık görünmeye yetecek kadar az şey yapıldığını düşündürür. Burada makes yapmak ya da sunmak anlamındadır; gestures ise mecazidir ve el hareketlerini değil, eylemleri veya mesajları belirtir. Bunlara token gestures demek yetersizliklerini eleştirir; her simgesel eylemin samimiyetsiz olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümlede token gesture, bir eylemi simgesel ama yetersiz olmakla eleştirmek için kullanılmıştır?

  1. Maya waved to her friend from across the street.
  2. The company replaced the unsafe machines and introduced weekly inspections.
  3. After months of safety complaints, the company held one thank-you lunch as a token gesture and changed none of its policies.
Cevabı göster

After months of safety complaints, the company held one thank-you lunch as a token gesture and changed none of its policies.

Deyimler

Shuts Its Ears: bilerek dinlemeyi reddetmek

Bu cümlede shuts its ears bir mecazdır. Hükûmet, duyabildiği hâlde dinlememeyi seçen bir insan gibi anlatılır; ifade, halkın taleplerini veya şikâyetlerini bilerek görmezden gelmesi anlamına gelir. İfade bir yetersizliği değil, dinlemeyi reddetmeyi anlatır. Kulaklarla ilgili gerçek bir fiziksel hareket söz konusu değildir.

Alıştırma

Bu cümlede shuts its ears ne anlama geliyor?

  1. Dinlemeyi bilerek reddeder.
  2. Kulakları kapalı olduğu için duyamaz.
  3. Talepleri sessizce kabul eder.
Cevabı göster

Dinlemeyi bilerek reddeder.

until one day,

3:50

ta ki bir gün,

it's simply too much for the people,

3:51

bu durum halk için artık katlanılamaz olana dek,

who storm the palace gates, Kelime

3:53

halk saray kapılarına dayanır,

destroy the fine furnishings,

3:55

güzelim mobilyaları tahrip eder,

and shoot randomly at the innocent and the guilty.

3:56

ve masumlara ve suçlulara rastgele ateş açar.

Kelime

Storm the Palace Gates: güçlü saldırıyı anlatan Storm fiili

Burada storm, ardından saldırılan yerin geldiği bir fiildir: storm + the palace gates. Genellikle bir grubun kapılara aniden ve şiddetle hücum etmesi veya saldırması anlamına gelir. Bu anlam hızlı ve şiddetli hareketi vurgular; hava durumuyla hiçbir ilgisi yoktur.

Alıştırma

Burada storm the palace gates ne anlama geliyor?

  1. Bir fırtınanın kapılara zarar vermesini izlemek.
  2. Kapıların dışında barışçıl biçimde beklemek.
  3. Kapılara aniden ve şiddetle saldırmak veya hücum etmek.
Cevabı göster

Kapılara aniden ve şiddetle saldırmak veya hücum etmek.

Mostly,

4:00

Çoğunlukla,

in revolutions,

4:00

devrimlerde,

there is no good outcome.

4:01

iyi bir sonuç çıkmaz.

The legitimate grievances and needs of the people are not addressed or even discovered.

4:03

Halkın meşru şikayetleri ve ihtiyaçları ele alınmaz ve hatta keşfedilmez bile.

There's an ugly civil war,

4:08

Çirkin bir iç savaş yaşanır,

sometimes literally,

4:09

bazen de tam anlamıyla,

suicide.

4:10

intihar.

The same is true of breakdowns. Kalıp ifadeler

4:12

Aynı şey çöküşler için de geçerlidir.

Kalıp ifadeler

Aynı şey çöküşler için de geçerlidir

The same is true of breakdowns, hemen önce söylenen görüşün çöküşler için de geçerli olduğu anlamına gelir. Same önceki iddiaya gönderme yaparken of breakdowns yeni durumu belirtir. Bir sonucu tekrarlamadan bir konudan başka bir duruma aktarmak için The same is true of + isim yapısını kullanın. Buradaki of, ifadenin geçerli olduğu kişiyi, şeyi veya durumu gösterir.

Alıştırma

Önceki bir iddianın elektrikli otomobiller için de geçerli olduğunu hedef yapıyla anlatan cümle hangisidir?

  1. The same is true of electric cars.
  2. The same is true to electric cars.
  3. The same is true from electric cars.
Cevabı göster

The same is true of electric cars.

Yet,

4:14

Oysa,

a good mental physician tries hard to listen to,

4:15

iyi bir ruh doktoru, dinlemeye çabalar,

rather than censor,

4:18

sansürlemekten ziyade,

the illness.

4:19

hastalığı.

They detect within its oddities a plea for more time for ourselves, Kalıp ifadeler

4:21

Onun tuhaflıklarının içinde kendimiz için daha fazla zaman ayrılmasına yönelik bir yakarış sezerler,

for a closer relationship,

4:25

daha yakın bir ilişki için,

for a more honest,

4:27

daha dürüst,

fulfilled way of being,

4:28

doyumlu bir varoluş hali için,

for acceptance of who we really are sexually.

4:30

cinsel olarak gerçekte kim olduğumuzu kabul etmek için.

Kalıp ifadeler

tuhaflıklarında bir yakarış sezmek

Detect within its oddities a plea for ..., bir şeyin tuhaf özelliklerinin içinde saklı acil bir çağrıyı veya karşılanmamış ihtiyacı fark etmek anlamına gelir. Detect burada analitik biçimde kullanılır: gözlemci, gerçekten söylenmiş sözler bulmak yerine bir mesaj çıkarır. within its oddities bölümü, kanıtı veya görünen davranışı öne çıkarmak için nesne olan a plea ifadesinden önce gelir. Daha tarafsız sıra detect a plea within its oddities biçimindedir. Ardından gelen her for öbeği, istenen veya ihtiyaç duyulan şeyi belirtir.

Alıştırma

Alışılmadık bir davranışın gizli bir istek içerdiğini aynı analitik yapıyla en iyi gösteren cümle hangisidir?

  1. We detected within his repeated jokes a plea for reassurance.
  2. We made a plea because his jokes were unusual.
  3. We detected his repeated jokes after a plea for reassurance.
Cevabı göster

We detected within his repeated jokes a plea for reassurance.

That's why we started to drink

4:33

İşte bu yüzden içmeye başladık,

or to become reclusive

4:34

ya da köşemize çekildik,

or to grow entirely paranoid

4:36

veya tamamen paranoyaklaştık,

or manically seductive.

4:38

ya da manik bir şekilde baştan çıkarıcı olduk.

A crisis represents an appetite for growth Deyimler

4:40

Bir kriz, kendini ifade etmenin başka bir yolunu bulamamış,

that hasn't found another way of expressing itself.

4:43

büyümeye yönelik bir iştahı temsil eder.

Deyimler

“an appetite for growth”: güçlü arzu için açlık benzetmesi

Bu cümlede an appetite for growth, büyümeye yönelik güçlü bir dürtü veya ihtiyaç anlamına gelir. Appetite mecazidir: gelişme isteği fiziksel açlıkmış gibi anlatılır. “appetite for + isim” kalıbı, bir şeye yönelik güçlü arzuyu ifade edebilir. Burada kriz, karşılanmamış büyüme dürtüsünün bir çıkış yolu olarak sunulur; kişinin bilinçli olarak krizi seçtiği söylenmez.

Alıştırma

“The small success gave the team an appetite for bigger challenges,” cümlesinde “an appetite for bigger challenges” ne anlama gelir?

  1. daha büyük zorlukları üstlenmeye yönelik güçlü bir istek
  2. zorlukların krize yol açacağı korkusu
  3. zorluklarla karşılaşmadan önce yemek yeme ihtiyacı
Cevabı göster

daha büyük zorlukları üstlenmeye yönelik güçlü bir istek

Many people,

4:46

Birçok insan,

after a horrific few months or years of breakdown,

4:47

birkaç aylık veya yılllık korkunç bir çöküşün ardından,

will say,

4:50

şöyle diyecektir:

"You know, Dilbilgisi

4:51

"Biliyor musun,

I don't know how I'd ever have gotten well if I hadn't fallen ill."

4:51

hastalanmasaydım nasıl iyileşirdim hiç bilmiyorum."

Dilbilgisi

“if I hadn't ... I'd have ...”: geçmişe yönelik karşı-olgusal koşul

Bu cümle geçmişe yönelik karşı-olgusal bir koşuldur. If I hadn't fallen ill, gerçekte olanın tersini hayal eder; I'd ever have gotten well ise I would ever have gotten well anlamına gelir. Kalıp şöyledir: if + had(n't) + past participle, ... would have + past participle. İma edilen gerçek zaman çizelgesinde konuşan kişi hastalanmış ve daha sonra iyileşmiştir. Cümle bilinçli olarak paradoksaldır: hastalanmak, daha derin bir iyileşmeyi mümkün kılan deneyim olarak sunulur.

Alıştırma

“I don't know how I'd ever have gotten well if I hadn't fallen ill” cümlesi hangi gerçekleri ima eder?

  1. Konuşan kişi hiç hastalanmadı ve hiç iyileşmedi.
  2. Konuşan kişi hiç hastalanmadan iyileşti.
  3. Konuşan kişi hastalandı ve daha sonra iyileşti.
Cevabı göster

Konuşan kişi hastalandı ve daha sonra iyileşti.

In the midst of a breakdown,

4:56

Çöküşün ortasındayken,

we often wonder whether we have gone mad. Dilbilgisi

4:58

sık sık delirdiğimizi düşünürüz.

Dilbilgisi

wonder whether we have gone mad: olası bir değişiklik hakkında dolaylı soru

Wonder whether dolaylı bir evet-hayır sorusu başlatır: konuşan kişi bir şeyin doğru olup olmadığından emin değildir. Soru wonder'dan sonra başka bir yapının içine yerleştiği için yan cümlede düz cümle dizilişi kullanılır: we have gone; have we gone değil. Have gone mad, present perfect yapıdadır. Delirmeyi şu ana kadar gerçekleşmiş olabilecek ve bugün hâlâ önem taşıyan bir durum değişikliği olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle bir değişikliğin şu ana kadar gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin belirsizliği doğru biçimde ifade eder?

  1. I wonder whether have I become too suspicious.
  2. I wonder whether I have become too suspicious.
  3. I wonder whether I become too suspicious.
Cevabı göster

I wonder whether I have become too suspicious.

We have not.

5:01

Delirmedik.

We're behaving oddly,

5:02

Tuhaf davrandığımız,

no doubt,

5:03

şüphesiz,

but beneath the surface agitation, Deyimler

5:04

ancak yüzeysel ajitasyonun altında,

we are on a hidden,

5:06

gizli,

yet logical,

5:07

ama mantıklı bir

search for health.

5:08

sağlık arayışı içindeyiz.

Deyimler

beneath the surface agitation: görünen davranışın altındaki gizli katman

Burada beneath the surface agitation bir mecazdır. Agitation, davranışın görünen üst katmanı gibi sunulur; onun altında ise daha düzenli bir amaç vardır. Gerçek bir fiziksel yüzeyden söz edilmez. beneath the surface + isim kalıbı, ilk bakışta görüleni gizli bir neden, duygu veya süreçle karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle beneath the surface ifadesini dışarıdan görünen durumla gizli gerçekliği karşılaştıran bir mecaz olarak kullanır?

  1. The swimmer stayed beneath the surface until the wave passed.
  2. Roots spread beneath the surface of the soil.
  3. Beneath the surface calm, the committee remained sharply divided.
Cevabı göster

Beneath the surface calm, the committee remained sharply divided.

We haven't become ill, Anlatım akışı

5:10

Biz hastalanmadık,

we were ill already.

5:12

zaten hastaydık.

Anlatım akışı

We haven't become ill ... we were ill already: yeni bir başlangıcı reddetmek

Olumsuz present perfect haven't become ill, sağlıklı durumdan hasta duruma geçişin şimdiye kadar gerçekleştiği düşüncesini reddeder. Burada become önemlidir: konuşan kişi hastalığın ya da acının var olmadığını söylemez. Already ile güçlendirilen simple past were, hastalık durumunu daha önceki bir zamana yerleştirir. İki cümleciği karşı karşıya getiren cümle, krizi sorunun nedeni olarak değil, önceden var olan bir sorunu ortaya çıkaran olay olarak sunar. Böylece önce beklenen neden-sonuç yorumu reddedilir, ardından bunun yerine daha eski bir durum açıklaması getirilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir krizin soruna neden olmak yerine daha önceki bir sorunu ortaya çıkardığını zaman karşıtlığıyla anlatır?

  1. We have become ill, although we were healthy before.
  2. We haven't become ill; we were ill already.
  3. We weren't ill before, but now we are.
Cevabı göster

We haven't become ill; we were ill already.

Our crisis,

5:14

Krizimiz,

if we can get through it, Öbek fiiller

5:15

eğer üstesinden gelebilirsek,

is an attempt to dislodge us from a toxic status quo, Kelime

5:16

bizi zehirli bir statükodan koparmaya yönelik bir girişimdir,

Öbek fiiller

get through it: zor bir deneyime dayanmak

Get through it, zor bir deneyime dayanmak ve deneyimin sonrasına ulaşmak anlamına gelir. Burada it, our crisis ifadesine gönderme yapar. Bu nedenle kriz, fiziksel olarak içinden geçilen bir alan değil, insanların sağ çıkabileceği ya da başarıyla geride bırakabileceği bir şey olarak sunulur. Kalıp, get through + zor bir olay veya dönem şeklindedir. Gönderme yapılan şey zaten biliniyorsa get through it/this kullanılır. Genellikle zorluğa rağmen devam etmeye ilişkin umutlu bir anlam taşır.

Alıştırma

Arkadaşınız zor bir ayla karşı karşıya. Hangi cümle, bu dönem bitene kadar ona birlikte dayanacağınızı açıkça vaat eder?

  1. We'll go through it together.
  2. We'll get through it together.
  3. We'll get over it together.
Cevabı göster

We'll get through it together.

Kelime

dislodge us from a toxic status quo: bizi zararlı bir statükodan zorla çıkarmak

dislodge us from a toxic status quo ifadesinde dislodge, bir gücün bizi kökleşmiş bir durumdan zorla itmesi veya çekip çıkarması anlamına gelir. Buradaki hareket mecazidir: kriz, değişimi başlatabilecek bir baskı olarak sunulur. A toxic status quo, yerleşmiş ve zarar veren mevcut düzeni anlatır. Toxic burada kimyasal zehir değil, uzun süreli zarar anlamında mecazdır; status quo ise bir kişiyi değil, durumu adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi dislodge, us ve gerekli edatla tamamlayın: A major change can ____ a toxic status quo.

Cevabı göster

dislodge us from

and it represents an insistent call to rebuild our lives on a more authentic and sincere basis. Kalıp ifadeler

5:21

ve hayatlarımızı daha otantik ve samimi bir temelde yeniden inşa etmek için ısrarlı bir çağrıyı temsil eder.

Kalıp ifadeler

an insistent call to rebuild our lives on a more authentic and sincere basis: hayatımızı daha özgün ve samimi ilkeler üzerinde yeniden kurmaya yönelik ısrarlı bir çağrı

Represents an insistent call to rebuild, krizi güçlü ve sürekli bir eylem çağrısı olarak sunar. Burada call telefon görüşmesi değildir: a call to + fiilin yalın hâli, insanların yapmaya çağrıldığı eylemi belirtir. Rebuild our lives, yaşama biçimimizi yeniden düzenlemeyi anlatan mecazi bir ifadedir. On a more authentic and sincere basis, yeni hayatın insanın kendisine daha sadık ve başkalarına karşı daha dürüst ilkelere dayanması gerektiği anlamına gelir; on a ... basis bu temeli belirtir.

Alıştırma

Cümleyi a call to do something on a ... basis yapısıyla tamamlayın: The report represents an insistent ____ rebuild the service ____ a fairer basis.

Cevabı göster

call to · on

Thank you for commenting,

5:30

Yorum yaptığınız,

liking,

5:31

beğendiğiniz

and subscribing.

5:32

ve abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

We also offer books,

5:34

Ayrıca kitaplar,

games,

5:36

oyunlar,

homeware,

5:37

ev eşyaları

and therapy sessions.

5:37

ve terapi seansları da sunuyoruz.

To find out more,

5:39

Daha fazlasını öğrenmek için,

follow the link on your screen now.

5:41

hemen şimdi ekranınızdaki bağlantıya tıklayın.