Nükleer Enerjinin Berbat Olmasının 3 Nedeni! 2/3: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
547 kelime 159 kel/dk

Video özeti: konuşmacı silah yayılması, uzun ömürlü atıklar ve kazalar yüzünden nükleer enerjiye karşı çıkıyor; faydaları tekrarlanan felaketlerle tartıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "made a violent entrance onto the world stage." - Deyimler ve mecazlı ifadeler: teknolojinin dünyaya ani ve yıkıcı girişini anlatan mecazı kavrayın ve world stage ifadesini küresel önem için kullanın. 2. "not only" / "but also" - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: paralel özellik veya eylemleri bağlayın ve eşleşen yapılarla ikinci bölümü vurgulayın. 3. "Where is the line?" - Deyimler ve mecazlı ifadeler: fiziksel çizgiyi değil kabul edilebilir risk sınırını sorun ve bir savın sınırlarını sorgulayın.

Bu derste

Three reasons why we should stop using nuclear energy. Anlatım akışı

0:00

Nükleer enerji kullanmayı bırakmamız için üç neden.

Anlatım akışı

Three reasons why ile gelecek içeriği önceden bildirme

Three reasons why, dinleyiciye ardından tam olarak üç açıklama geleceğini bildirir. Bu başlıkta why, we should stop using nuclear energy yan cümlesini başlatır; ayrı bir soru sormaz. Tekrar kullanılabilen kalıp “sayı + reasons why + özne + fiil”dir. Numaralı bir listeyi önceden bildirerek bilgiyi düzenler; bu nedenle dinleyici üç nedenin sırayla açıklanmasını bekler.

Alıştırma

Üç açıklama vaat eden sayı + reasons why kalıbıyla başlığı tamamlayın: “____ we should protect city trees.”

Cevabı göster

Three reasons why

One, nuclear weapons proliferation. Kelime

0:03

Bir, nükleer silahların yayılması.

Kelime

nuclear weapons proliferation: yeni aktörlere yayılma

Nuclear weapons proliferation, nükleer silahların ya da bunları geliştirme kabiliyeti ve teknik bilgisinin daha fazla ülkeye veya başka aktörlere yayılmasıdır. Burada proliferation, uluslararası güvenlik alanına ait resmî bir terimdir. Odak noktası, erişimi veya kabiliyeti kimin kazandığıdır; yalnızca bir ülkenin mevcut cephaneliğini büyütmesi değildir. İfadenin tamamı bir isim öbeğidir: nuclear weapons neyin yayıldığını belirtir, proliferation ise sürecin adını verir.

Alıştırma

Bir politika raporu nuclear weapons proliferation konusunda uyarıda bulunuyor. Hangi durum bu terime en iyi uyar?

  1. Nükleer silaha sahip bir ülke birkaç eski savaş başlığını yenileriyle değiştirir.
  2. Daha fazla ülke veya grup nükleer silahları ya da bunları geliştirme kabiliyetini edinebilir.
  3. Bir elektrik santrali geçen yıla göre daha fazla elektrik üretir.
Cevabı göster

Daha fazla ülke veya grup nükleer silahları ya da bunları geliştirme kabiliyetini edinebilir.

Nuclear technology made a violent entrance onto the world stage. Deyimler

0:06

Nükleer teknoloji dünya sahnesine şiddetli bir giriş yaptı.

Deyimler

make a violent entrance onto the world stage: dünya sahnesine şiddetli bir giriş yapmak

Burada made a violent entrance, nükleer teknolojiyi sahneye çıkan bir oyuncuymuş gibi kişileştirir. Bu giriş violent olarak nitelenir; çünkü teknolojinin dünya kamuoyundaki ilk büyük görünürlüğü savaşın yıkıcılığıyla bağlantılıdır. Onto the world stage, uluslararası ölçekte görünür ve önemli hâle gelmek için kullanılan bir mecazdır. İfade bütünüyle, nükleer teknolojinin gerçek bir sahneye çıkmasını değil, dünya meselelerine aniden ve şiddet yoluyla girmesini anlatır.

Alıştırma

“The young company made a dramatic entrance onto the world stage after its invention won a global prize,” cümlesinde made a dramatic entrance onto the world stage ne anlama gelir?

  1. Çarpıcı bir biçimde uluslararası önem kazandı.
  2. Uluslararası ilgiden sessizce çekildi.
  3. Bir tiyatro sahnesinde resmî tören düzenledi.
Cevabı göster

Çarpıcı bir biçimde uluslararası önem kazandı.

Just one year after the world's first-ever nuclear test explosion in 1944, Dilbilgisi

0:11

Dünyanın 1944'teki ilk nükleer test patlamasından sadece bir yıl sonra,

two large cities were destroyed by just two single bombs.

0:15

iki büyük şehir sadece iki bombayla yok edildi.

Dilbilgisi

Just one year after: kısa bir zaman aralığını vurgulamak

Just, one year ifadesini niteler ve aralığın yalnızca bir yıl olduğunu vurgular; çoğu zaman bu süreyi şaşırtıcı derecede kısa gösterir. Tek başına exactly anlamına gelmez; odak, ne kadar az zaman geçtiğidir. After, daha önce gerçekleşen olayı zaman referansı olarak tanıtır. Ana cümle daha sonra bir yıl sonra ne olduğunu söyler; böylece bu çerçeve iki olayı kronolojik sırayla düzenlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede just, zaman aralığının şaşırtıcı derecede kısa olduğunu vurgular?

  1. Exactly one year after the café opened, it held an anniversary party.
  2. Just one year after the café opened, it won a national award.
  3. One year before the café opened, the owner moved to town.
Cevabı göster

Just one year after the café opened, it won a national award.

After that, reactor technology slowly evolved as a means of generating electricity, Kalıp ifadeler

0:18

Ondan sonra, reaktör teknolojisi elektrik üretme aracı olarak yavaş yavaş gelişti,

but it's always been intimately connected with nuclear weapons technology. Kalıp ifadeler

0:23

ama her zaman nükleer silah teknolojisiyle yakından bağlantılı oldu.

Kalıp ifadeler

as a means of generating: bir yöntemi resmî biçimde belirtmek

Bu cümlede as a means of generating electricity, elektriği üretmek için kullanılan bir yöntem olarak anlamına gelir. Reaktör teknolojisinin zamanla üstlendiği amacı veya işlevi açıklar. Kalıp as a means of + isim ya da -ing biçimidir. Burada of bir edattır; bu yüzden generate, generating olur. Means, yöntem anlamında bir isimdir; a means içinde -s ile bitmesine rağmen tekildir.

Alıştırma

Cümleyi as a means of + -ing kalıbıyla tamamlayın: The city introduced food-scrap collection ____ landfill waste.

Cevabı göster

as a means of reducing

Kalıp ifadeler

intimately connected with: derin bir bağlantıyı ifade etmek

Burada intimately connected with, çok yakın ve derin biçimde bağlantılı anlamına gelir. Sivil reaktör teknolojisi ile nükleer silah teknolojisi arasında güçlü ve kalıcı bir ilişki olduğunu anlatır. Bu bağlamda intimately, romantik bir ilişkiyi veya fiziksel yakınlığı ima etmez. Resmî analizlerde connected with ifadesini güçlendirerek iki sistemin, gelişmenin veya konunun birbirinden ayrılmasının zor olduğunu gösterir.

Alıştırma

"Public health is intimately connected with housing quality," cümlesinde intimately connected with ne anlama gelir?

  1. İkisi derin ve yakın biçimde ilişkilidir.
  2. Yalnızca tesadüfen fiziksel olarak birbirlerine yakındırlar.
  3. Aralarında romantik bir ilişki vardır.
Cevabı göster

İkisi derin ve yakın biçimde ilişkilidir.

It's nearly impossible to develop nuclear weapons without access to reactor technology. Dilbilgisi

0:27

Reaktör teknolojisine erişim olmadan nükleer silah geliştirmek neredeyse imkansızdır.

Dilbilgisi

nearly impossible to ... without access to koşul kalıbı

nearly impossible to + fiil, bir eylemin başarıya ulaşma ihtimalinin çok düşük olduğunu belirtir. nearly ifadeyi güçlü kılar ama mutlaklaştırmaz: impossible ifadesinden farklı olarak çok küçük bir olasılık bırakır. without access to + isim, eksik olan koşulu belirtir. access to, bir şeyi kullanabilme, kullanma iznine sahip olma veya pratikte ona ulaşabilme anlamına gelir. Vurgulanan iki bölüm birlikte, bu kaynağın eylem için neredeyse zorunlu olduğunu anlatır.

Alıştırma

Neredeyse imkânsız olan bir eylemi ve kullanılamayan gerekli bir kaynağı anlatan tam ifadelerle cümleyi tamamlayın: It is ____ finish the experiment ____ the required equipment.

Cevabı göster

nearly impossible to · without access to

In fact, the Nuclear Non-Proliferation Treaty serves the purpose of spreading nuclear reactor technology Notlar

0:32

Aslında, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, nükleer reaktör teknolojisini yaymak amacına hizmet eder

without spreading nuclear weapons with limited success. Kalıp ifadeler

0:38

ancak nükleer silahları yaymadan bunu başarmadaki başarısı sınırlıdır.

Kültür

Nuclear Non-Proliferation Treaty ve NPT kısaltması

Nuclear Non-Proliferation Treaty, genellikle NPT olarak kısaltılan uluslararası bir antlaşmanın resmî İngilizce adıdır. Burada non-proliferation, nükleer silahların yayılmasını önlemek demektir; Treaty sözcüğünü niteler ve antlaşmanın amacını açıklar. Bu antlaşma, güvence denetimleri altında barışçıl nükleer teknoloji iş birliğini desteklerken nükleer silahların yayılmasını sınırlayan temel bir çerçevedir. Bu arka plan, cümlenin reaktör teknolojisiyle nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarını neden ilişkilendirdiğini açıklar.

Alıştırma

Uluslararası güvenlikle ilgili İngilizce bir makalede NPT kısaltması neyin açılımıdır?

  1. National Peace Treaty
  2. Nuclear Power Technology
  3. Nuclear Non-Proliferation Treaty
Cevabı göster

Nuclear Non-Proliferation Treaty

Kalıp ifadeler

serves the purpose of spreading: bir işlevi -ing biçimiyle belirtmek

Burada serves, “bir işlev görür” veya “bir amaca ulaşmaya yardımcı olur” anlamındadır; “birine hizmet sunar” anlamında değildir. Antlaşma, işlevlerinden biri olan reaktör teknolojisini yayma açısından anlatılıyor. Kalıp serve the purpose of + -ing biçimidir. Bir politikanın, aracın veya adımın neyi gerçekleştirmeyi amaçladığını resmî bir şekilde belirtir.

Alıştırma

Cümleyi serve + the purpose + of kalıbıyla tamamlayın. Tekil özne için doğru fiil biçimini kullanın: This extra check ____ preventing duplicate payments.

Cevabı göster

serves the purpose of

Kalıp ifadeler

with limited success: küçük ama yetersiz bir sonuç

With limited success, az önce anlatılan eylemin sonucunu değerlendirir. Eylemin bir şey başardığını, ancak güçlü veya tam bir başarı sayılacak kadar başarılı olmadığını belirtir. Bu ifade kısa ve temkinli bir değerlendirme sunar. Çabanın tamamen başarılı ya da bütünüyle başarısız olduğu yönündeki daha güçlü iddialardan kaçınır.

Alıştırma

Bir çaba küçük bir olumlu sonuç verdi, ancak hedefinin çok gerisinde kaldı. Bunu en doğru şekilde hangi cümle ifade eder?

  1. The team tried to reduce delays, with complete success.
  2. The team tried to reduce delays, without success.
  3. The team tried to reduce delays, with limited success.
Cevabı göster

The team tried to reduce delays, with limited success.

In 40 years,

0:41

40 yılda,

five countries have developed their own weapons with the help of reactor technology.

0:42

beş ülke, reaktör teknolojisinin yardımıyla kendi silahlarını geliştirdi.

The fact of the matter is that it can be very hard to distinguish a covert nuclear weapons program Notlar

0:47

İşin aslı şu ki, gizli bir nükleer silah programını

from the peaceful use of nuclear energy.

0:52

barışçıl nükleer enerji kullanımından ayırt etmek çok zor olabilir.

Anlatım akışı

The fact of the matter is that ... ile vurgulu özet

Bu kalıp, konuşmacının artık tartışmanın temel ve pratik noktasını söyleyeceğini dinleyiciye bildirir. Dikkati çevredeki ayrıntılardan uzaklaştırıp konuşmacının belirleyici gördüğü noktaya yöneltir. the fact is that gibi tarafsız bir girişten daha vurguludur. Genellikle “diğer her şey bir kenara bırakıldığında” anlamını taşır ve ardından gelen iddiayı önemli olan gerçeklik olarak kararlı biçimde sunar.

Alıştırma

Bu cümlede The fact of the matter is that ne işlev görür?

  1. Konuşmacının temel ve pratik sonucunu belirtir ve vurgular.
  2. Konuşmacının sonraki iddianın doğru olup olmadığından emin olmadığını gösterir.
  3. Özel bir vurgu yapmadan önemsiz bir yan ayrıntıyı sunar.
Cevabı göster

Konuşmacının temel ve pratik sonucunu belirtir ve vurgular.

Kalıp ifadeler

distinguish A from B ile A'yı B'den ayırmak

distinguish A from B kalıbı, benzer görünen veya benzer izlenim veren iki şey arasındaki farkı anlamak demektir. A, distinguish fiilinin doğrudan nesnesidir; from ise B'yi getirir. Buradaki iki olasılık, gizli bir nükleer silah programı ile nükleer enerjinin barışçıl kullanımıdır. Covert kasıtlı olarak gizlenmiş, peaceful use ise askerî olmayan kullanım demektir; cümle bunları birbirinden ayırmanın zor olabileceğini söyler.

Alıştırma

Cümleyi distinguish A from B kalıbının gerektirdiği edatla tamamlayın: It can be hard to distinguish careful criticism ____ a personal attack.

Cevabı göster

from

In the 1970s,

0:55

1970'lerde,

the big nuclear powers were happily selling peaceful technology to smaller countries, Ton ve niyet

0:56

büyük nükleer güçler daha küçük ülkelere mutlulukla barışçıl teknoloji satıyordu,

which then developed weapons of their own.

1:01

ki bu ülkeler daha sonra kendi silahlarını geliştirdiler.

Ton ve niyet

were happily selling ifadesindeki ironik tutum

Bu cümlede happily yalnızca gerçek bir mutluluğu bildirmez. were selling ifadesine anlatıcının eleştirel ve ironik tutumunu ekler: Nükleer güçler tehlikeyi yeterince önemsemeden gereğinden fazla istekli davranmıştır. İroni, olumlu happily sözcüğüyle which yan cümlesindeki zararlı sonucun çatışmasından doğar: Daha küçük ülkeler sonradan silah geliştirmiştir. Olumlu bir zarf kaygı verici bir sonuçla birlikte kullanıldığında yalnızca kelimesi kelimesine bir duygu değil, konuşanın değerlendirmesini de arayın.

Alıştırma

Bu cümlede were happily selling nasıl bir tutum aktarıyor?

  1. Satıcıları, riski önemsemeden gereğinden fazla istekli davrandıkları için eleştirir.
  2. Satışların kazara ve satıcıların isteğine aykırı biçimde gerçekleştiğini söyler.
  3. Satıcıların bütün satışlar boyunca gerçek bir kişisel mutluluk hissettiğini söyler.
Cevabı göster

Satıcıları, riski önemsemeden gereğinden fazla istekli davrandıkları için eleştirir.

The road to deadly nuclear weapons is always paved with peaceful reactors. Deyimler

1:03

Ölümcül nükleer silahlara giden yol her zaman barışçıl reaktörlerle döşenmiştir.

Deyimler

The road to ... is paved with ... metaforu

Cümle bir yol metaforu kullanır. deadly nuclear weapons tehlikeli varış noktasıdır; peaceful reactors ise oraya giden yolu oluşturabilen veya mümkün kılabilen şeylerdir. Barışçıl olarak sunulan teknolojinin yine de zararlı bir sonuca katkıda bulunabileceği konusunda uyarır. Bu ifade The road to hell is paved with good intentions atasözünü çağrıştırır. Bu sürüm, deadly ile peaceful arasındaki karşıtlıktan güç alır. Bu geniş kapsamlı bir uyarıdır; her barışçıl reaktörün kaçınılmaz olarak silah ürettiği iddiası değildir.

Alıştırma

The road to deadly nuclear weapons is always paved with peaceful reactors metaforuna en uygun yorum hangisidir?

  1. Her barışçıl reaktör kesinlikle bir nükleer silaha dönüşecektir.
  2. Barışçıl reaktörler silah tesislerine giden yolları fiziksel olarak inşa etmek için kullanılır.
  3. Barışçıl nükleer teknoloji istemeden tehlikeli silahlar için gerekli koşulların oluşmasına yardımcı olabilir.
Cevabı göster

Barışçıl nükleer teknoloji istemeden tehlikeli silahlar için gerekli koşulların oluşmasına yardımcı olabilir.

Two, nuclear waste and pollution.

1:09

İki, nükleer atık ve kirlilik.

Spent nuclear fuel is not only radioactive, Dilbilgisi

1:12

Kullanılmış nükleer yakıt sadece radyoaktif değildir,

but also contains extremely poisonous chemical elements like plutonium.

1:15

aynı zamanda plütonyum gibi son derece zehirli kimyasal elementler içerir.

Dilbilgisi

not only ... but also ... ile ek vurgu yapmak

not only ... but also ... aynı özne hakkındaki iki savı birbirine bağlar. İlk savın doğru olduğunu belirtir ve ikinci savı ek bir vurguyla sunar; burada yakıtın radyoaktif olduğu ve ayrıca zehirli elementler içerdiği söylenir. Örnekte ilk taraf radioactive sıfatı, ikinci taraf ise contains ... yüklemidir. Bu nedenle anlam açıktır, ancak iki taraf tam olarak paralel değildir. Özenli yazıda biçimleri Spent nuclear fuel not only remains radioactive but also contains poisonous elements. örneğindeki gibi eşleştirmek daha iyidir.

Alıştırma

İkinci sonucu ek bir vurgu olarak sunan eşleşmiş yapıyı tamamlayın: The update ____ fixes the security bug ____ makes the app faster.

Cevabı göster

not only · but also

It loses its harmfulness only slowly over several tens of thousands of years, Dilbilgisi

1:19

Zararlılığını on binlerce yıl içinde ancak yavaş yavaş kaybeder,

Dilbilgisi

several tens of thousands of: 10.000'lik birkaç grup

several tens of thousands of ifadesinde several, on binlik birimleri sayar. Bu nedenle miktar, birkaç 10.000'lik gruptan oluşan yaklaşık bir sayıdır; yüz binler değil, on binler düzeyindedir. Sondaki of, miktar ifadesini sayılan şeyle bağlar: several tens of thousands of years. several tens of thousands of visitors gibi ifadeleri de aynı şekilde gruplayarak okuyun.

Alıştırma

"The archive contains several tens of thousands of photographs," cümlesinde ifadeye en uygun tahmin hangisidir?

  1. Yaklaşık 4.000 fotoğraf
  2. Yaklaşık 40.000 fotoğraf
  3. Tam olarak 40.000 fotoğraf
  4. Yaklaşık 400.000 fotoğraf
Cevabı göster

Yaklaşık 40.000 fotoğraf

and there is also a process called reprocessing, Kelime

1:24

ve ayrıca yeniden işleme adı verilen bir süreç vardır,

which means the extraction of plutonium from spent nuclear fuel.

1:28

ki bu kullanılmış nükleer yakıttan plütonyum çıkarılması anlamına gelir.

Kelime

nükleer endüstride reprocessing

Nükleer endüstride reprocessing, yeniden kullanılabilecek maddeleri ayırmak amacıyla kullanılmış nükleer yakıtın işlenmesini ifade eder. Bu cümlede terim daha dar biçimde, kullanılmış yakıttan plütonyum çıkarılması olarak tanımlanır. which means yan cümlesi, videodaki sade tanımı verir. Bu nedenle reprocessing burada yalnızca bir şeyi yeniden işlemek değil, belirli bir teknik süreçtir.

Alıştırma

Bu cümlede reprocessing ne anlama geliyor?

  1. Hiçbir şeyi ayırmadan bütün kullanılmış yakıtı depolamak
  2. Kullanılmış nükleer yakıttan plütonyum çıkarmak
  3. Yeni yakıtı bir reaktörde ilk kez kullanmak
Cevabı göster

Kullanılmış nükleer yakıttan plütonyum çıkarmak

It can be used for two purposes,

1:31

İki amaç için kullanılabilir,

to build nuclear weapons or to use it as new fuel, Dilbilgisi

1:33

nükleer silahlar inşa etmek ya da yeni yakıt olarak kullanmak,

Dilbilgisi

paralel amaç öbekleri olarak to build ... or to use ...

İki to-infinitive öbeği, önceki two purposes ifadesinin içeriğini açıklar. To build nuclear weapons bir amacı, to use it as new fuel ise diğer amacı belirtir; or bunları iki alternatif olarak sunar. İkinci fiilden önce to sözcüğünü tekrarlamak dil bilgisi açısından doğrudur ve iki uzun öbeğin paralel yapılar olarak daha kolay fark edilmesini sağlar. İkinci to atılabilir, ancak korunması listeyi daha açık ve dengeli kılar. Buradaki it, hemen önce sözü edilen plutonium anlamındadır.

Alıştırma

İki paralel amacı tamamlamak için her fiilden önce to bulunan to-infinitive yapıları kullanın: The grant can be used for two purposes: ____ or ____. (buy new computers; train staff)

Cevabı göster

to buy new computers · to train staff

but hardly any of it is used as fuel Dilbilgisi

1:36

ancak bunun neredeyse hiçbiri yakıt olarak kullanılmaz

because we don't have the right kind of reactors for that.

1:39

çünkü bunun için doğru türde reaktörlerimiz yok.

Dilbilgisi

hardly any of it: neredeyse sıfır miktar

hardly any of it ifadesinde hardly “neredeyse hiç” anlamına gelir, any miktarı belirtir, of it ise daha önce sözü edilen plütonyumun içinden ele alınan kısmı sınırlar. Bu nedenle cümle, bu maddenin neredeyse hiçbirinin yakıt olarak kullanılmadığını söyler; ancak miktar mutlaka tam olarak sıfır değildir. Hardly miktara zaten olumsuza yakın bir anlam verir, bu yüzden İngilizcede normalde ayrıca not kullanılmaz. Bu kalıp hardly any + isim ve hardly any of + belirleyici veya zamir şeklinde başka durumlara aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “o maddeden neredeyse hiç kalmadı” anlamına gelen bu dersin hedef ifadesiyle tamamlayın: After the sample was tested, ____ was left.

Cevabı göster

hardly any of it

A milligram will kill you, Anlatım akışı

1:41

Bir miligramı sizi öldürür,

a few kilograms make an atomic bomb,

1:43

birkaç kilogramı bir atom bombası yapar,

Anlatım akışı

A milligram ... a few kilograms: paralel bir ölçek sıçraması

İki yan cümle de aynı kısa kalıbı kullanır: önce bir miktar, ardından bir sonuç gelir. Bağlacın kullanılmaması tempoyu hızlandırır ve ifadelerin art arda etkili biçimde gelmesini sağlar. Bir miligramın bir kişiyi etkilemesinden kilogramlarla bir silah yapılmasına geçiş, ölçekte keskin bir değişim yaratır. Bu paralel ölçek sıçraması iki olguyu tehlike hakkında güçlü bir sav hâline getirir; buradaki sayılar retorik işlev taşır ve bağlamdan bağımsız, eksiksiz güvenlik bilgileri olarak görülmemelidir.

Alıştırma

İki paralel yan cümlede “a milligram” ile “a few kilograms” ifadelerini eşleştirmenin temel retorik etkisi nedir?

  1. Dinleyiciyi karşılaştırmaya yöneltmeden birbiriyle ilgisiz iki örnek sunar.
  2. Malzemenin nasıl kullanılacağına dair dikkatli ve adım adım bir işlem verir.
  3. İki miktarı iki sonuçla eşleştirerek keskin bir ölçek karşıtlığı yaratır.
Cevabı göster

İki miktarı iki sonuçla eşleştirerek keskin bir ölçek karşıtlığı yaratır.

and even an inconspicuous country like Germany

1:45

ve Almanya gibi göze çarpmayan bir ülke bile

literally has tons of the stuff just lying around Notlar

1:48

kelimenin tam anlamıyla tonlarca bu maddeden etrafta bulunduruyor

Kelime

“the stuff” ile bilinen bir maddeye günlük dilde gönderme yapmak

Bu cümlede “the stuff”, daha önce konuşulan plütonyuma geri gönderme yapan, günlük dilde bir isim öbeğidir. Stuff tek başına maddenin ne olduğunu belirtmez; dinleyici anlamı bağlamdan çıkarır. Stuff sayılamayan bir isimdir ve the göndermeyi belirli hâle getirir. Burada “the stuff”, genel olarak nükleer atık değil, “hakkında konuştuğumuz o madde” anlamındadır.

Alıştırma

Bir kimyager sızan sıvının soğutma sıvısı olduğunu zaten belirlemiştir. Hangi cümle günlük bir geri göndermeyi doğal biçimde kullanır?

  1. We need to contain the stuff before it reaches the drain.
  2. We need to contain the things before it reaches the drain.
  3. We need to contain the stuffs before it reaches the drain.
Cevabı göster

We need to contain the stuff before it reaches the drain.

Öbek fiiller

Kullanılmadan bırakılan bir şey için “lying around”

Burada “lying around”, “lie around” öbek fiilinin -ing biçimidir. Bir şeyin kullanılmadan, gözetimsiz veya gerektiği gibi ele alınmadan bir yerde kalması anlamına gelir. Nesnelerin gerçekten yerde yatıyor olması gerekmez. “Just”, bir şeyin öylece orada bırakıldığı görüntüsünü güçlendirir. Konuşmacı büyük bir plütonyum stokunu yakıt olarak kullanılmak yerine atıl durumda kalan bir şey gibi sunar. Nesneye ve bağlama göre “lie around”, dağınıklık, ihmal veya değer kaybı hakkında eleştiri, şaşkınlık ya da endişe ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi “lie around” ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The boxes have been ____ in the hallway for weeks, unused and unattended.

Cevabı göster

lying around

because reprocessing sounded like a good idea decades ago.

1:51

çünkü yeniden işleme on yıllar önce iyi bir fikir gibi geliyordu.

And where will all the waste go?

1:54

Peki tüm atıklar nereye gidecek?

After dumping it into the ocean was forbidden, Dilbilgisi

1:56

Okyanusa boşaltılması yasaklandıktan sonra,

we've tried to bury it,

1:58

onu gömmeye çalıştık,

Dilbilgisi

“After dumping it into the ocean was forbidden” yapısı

After, dumping it into the ocean was forbidden zaman yan cümlesini başlatır. Bu yan cümlede dumping it into the ocean isim-fiil öbeğinin tamamı was forbidden yapısının öznesidir. Dumping fiilinin nesnesi it'tir. Virgül After yan cümlesini bitirir ve ana cümle we've tried ile başlar. Anlamı “onu okyanusa boşaltma eylemi yasaklandıktan sonra”dır; “onu boşalttıktan sonra o yasaklandı” değildir.

Alıştırma

“After dumping it into the ocean was forbidden, we've tried to bury it,” cümlesinde “was forbidden” yapısının öznesi nedir?

  1. Yalnızca “the ocean”
  2. “dumping it into the ocean” öbeğinin tamamı
  3. “it”
Cevabı göster

“dumping it into the ocean” öbeğinin tamamı

but we can't find a place where it will definitely stay secure for tens of thousands of years.

2:00

ama on binlerce yıl boyunca kesinlikle güvende kalacağı bir yer bulamıyoruz.

Over 30 countries operate nearly 400 reactors,

2:05

30'dan fazla ülke, yaklaşık 400 reaktör çalıştırıyor,

managing several hundred thousands of tons of nuclear waste,

2:08

yüz binlerce ton nükleer atığı yönetiyor,

and only one is currently serious about opening a permanent civilian waste storage,

2:11

ve şu anda sadece biri sivil kalıcı atık depolama alanı açma konusunda ciddi,

tiny Finland. Anlatım akışı

2:17

küçük Finlandiya.

Anlatım akışı

Geciktirilmiş kimlik açıklaması olarak “tiny Finland”

tiny Finland, only one ifadesinin hangi ülkeyi belirttiğini açıklayan, cümleden ayrılmış bir isim öbeğidir: Söz konusu tek ülke Finlandiya'dır. Uzun açıklamanın sonunda yer aldığı için dinleyici kimliği en son öğrenir. Bu gecikmiş açıklama Finlandiya'yı özellikle vurgular. tiny, ülkenin küçük ölçeği ile taahhüdünün büyüklüğü arasındaki karşıtlığı öne çıkaran bir konuşmacı değerlendirmesidir; ülke adının parçası değildir.

Alıştırma

Cümlenin sonundaki “tiny Finland” ifadesi ne işe yarıyor?

  1. “only one” ifadesinin kimi belirttiğini bilinçli bir gecikmeden sonra açıklar ve Finlandiya'yı vurgular.
  2. Finlandiya'nın fiziksel olarak küçücük olduğuna dair ayrı bir iddia başlatır.
  3. “permanent civilian waste storage” ifadesinin anlamını değiştirir.
Cevabı göster

“only one” ifadesinin kimi belirttiğini bilinçli bir gecikmeden sonra açıklar ve Finlandiya'yı vurgular.

Three, accidents and disasters.

2:18

Üç, kazalar ve felaketler.

Over 60 years of nuclear power usage, Dilbilgisi

2:21

Nükleer enerjinin kullanıldığı 60 yılı aşkın sürede,

there have been seven major accidents in reactors

2:24

reaktörlerde yedi büyük kaza meydana geldi

Dilbilgisi

Over 60 years ... there have been: bugüne kadarki birikimli kayıt

Over 60 years of nuclear power usage, incelenen zaman aralığını belirler: nükleer enerjinin kullanıldığı altmış yılı aşkın dönem. Buradaki over bir zaman dilimini tanıtır; “altmış yıl sonra” anlamına gelmez. There have been, varlık bildiren there yapısının present perfect biçimidir. Geçmişten bugüne uzanan bir dönemdeki olayları sayar; bu nedenle her kazanın tam olarak ne zaman gerçekleştiğine değil, bugüne kadarki toplam kayda odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi present perfect varlık yapısıyla tamamlayın: Over the past decade, ____ several major improvements in battery safety.

Cevabı göster

there have been

or facilities dealing with nuclear waste.

2:27

veya nükleer atıklarla uğraşan tesislerde.

Three of those were mostly contained, Anlatım akışı

2:29

Bunlardan üçü büyük ölçüde kontrol altına alındı,

but four of them released significant amounts of radioactivity into the environment.

2:31

ancak dördü çevreye önemli miktarda radyoaktivite saldı.

Anlatım akışı

Three of those ... but four of them: paralel sayısal karşıtlık

Three of those ve four of them ifadeleri, aynı yedi kazayı iki gruba ayırır. Sayı + of + zamir + yüklem çerçevesinin tekrarlanması paralel bir yapı oluşturur ve sayısal ayrımı izlemeyi kolaylaştırır. Those ve them sözcüklerinin ikisi de daha önce sözü edilen kazalara gönderme yapar. But sonuçları karşı karşıya getirir ve asıl bilgi ağırlığını ikinci gruba yerleştirir: dört kaza radyoaktivite salmıştır. Mostly, contained ifadesinin mutlak anlaşılmasını önler; sonuçlar büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır, ancak tamamen ortadan kalkmış ya da mutlaka zararsız değildir.

Alıştırma

Hangi cümle beş denemeyi iki sonuç grubuna en açık biçimde ayırır ve başarısızlıkları vurgular?

  1. Five test runs had different results.
  2. Three test runs failed, and there were two successes.
  3. Two of the test runs succeeded, but three of them failed.
Cevabı göster

Two of the test runs succeeded, but three of them failed.

In 1957, 1987, and 2011,

2:36

1957, 1987 ve 2011 yıllarında,

large areas of land in Russia, Ukraine, and Japan

2:39

Rusya, Ukrayna ve Japonya'daki büyük kara alanları

were rendered unfit for human habitation for decades to come. Notlar

2:43

önümüzdeki on yıllar boyunca insan yerleşimi için uygunsuz hale getirildi.

Kelime

were rendered unfit for human habitation ifadesinin anlamı ve yapısı

Bu edilgen yapıda were rendered, “bir duruma gelmesine neden olundu” anlamındadır. Anlaşılan özne large areas of land ifadesidir; unfit for human habitation ise ortaya çıkan durumu açıklayan tümleçtir. Başka cümlelerde kullanılabilecek etken kalıp render + nesne + tümleç şeklindedir. Burada unfit for human habitation, “insanların yaşamasına elverişsiz” demektir; render, “görsel bir görüntü oluşturmak” anlamında kullanılmamıştır.

Alıştırma

Bu resmî rapor cümlesini dersteki fiille tamamlayın: The chemical leak ____ the nearby homes unfit for human habitation.

Cevabı göster

rendered

Kalıp ifadeler

for decades to come ifadesinin anlamı

For decades to come, “ilgili referans noktasından sonraki onlarca yıl boyunca” anlamına gelir. Bu cümlede referans noktası kazalardan sonraki dönemdir; dolayısıyla ifade, yaşanamaz durumun gelecekte çok uzun süre devam edeceğini vurgular. Başka bağlamlarda da kullanılabilecek kalıp for + süre + to come şeklindedir. Referans noktasından geleceğe doğru uzanması beklenen bir süreyi anlatır; decades sözcüğünün gerçekten bir yere “gelmesi” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen, geleceğe dönük süreyi tam olarak belirten ifadeyle tamamlayın: The new water system will serve the region ____.

Cevabı göster

for decades to come

The number of deaths is highly disputed, Kalıp ifadeler

2:47

Ölü sayısı oldukça tartışmalıdır,

but probably lies in the thousands. Kalıp ifadeler

2:49

ancak muhtemelen binlercedir.

Kalıp ifadeler

highly disputed: ciddi biçimde tartışmalı

Bu cümlede highly disputed, sayı konusunda güçlü ve süregelen bir anlaşmazlık olduğu anlamına gelir. Highly, disputed sözcüğünün derecesini artırır; sayının övüldüğü veya insanların yüksek sesle tartıştığı anlamına gelmez. highly + geçmiş zaman ortacı veya sıfat yapısı, dikkatli ve resmî tartışmalarda yaygındır. Güvenilir kaynakların uzlaşamadığı bir iddia, rakam veya yorum highly disputed olarak nitelenebilir.

Alıştırma

Uzmanların bir tahmin konusunda ciddi biçimde anlaşamadığını en doğal şekilde hangi cümle ifade eder?

  1. Experts state the historical estimate in a loud voice.
  2. The historical estimate is highly disputed.
  3. The historical estimate has received excellent reviews.
Cevabı göster

The historical estimate is highly disputed.

Kalıp ifadeler

probably lies in the thousands: muhtemelen binler düzeyinde

Burada probably bir tahmin yapıldığını gösterir; lies ise bir değerin sayısal bir aralığa düştüğü veya o aralıkta bulunduğu anlamına gelir. lies fiilinin öznesi önceki The number of deaths ifadesidir. probably lies in the thousands bütünü, kesin bir rakam vermeden toplamın muhtemelen birkaç bin olduğu anlamına gelir. In the thousands kesin bir sayıdan çok büyüklük mertebesini belirtir. Genellikle değeri yaklaşık bin ile on binden az bir aralığa yerleştirir; bağlam bu geniş tahmini daraltabilir.

Alıştırma

'The final cost probably lies in the thousands' cümlesi ne anlama gelir?

  1. Biri bildirilen bütün maliyetler hakkında yalan söylüyor.
  2. Nihai maliyet muhtemelen birkaç bindir, ancak kesin tutar belirsizdir.
  3. Nihai maliyet kesinlikle tam olarak bindir.
Cevabı göster

Nihai maliyet muhtemelen birkaç bindir, ancak kesin tutar belirsizdir.

These disasters happened with nuclear reactors of very different types, Anlatım akışı

2:52

Bu felaketler, çok farklı tiplerdeki nükleer reaktörlerle,

in very different countries,

2:55

çok farklı ülkelerde,

and several decades apart.

2:57

ve on yıllar arayla meydana geldi.

Anlatım akışı

reactors of very different types ... and several decades apart: üç boyutlu paralel sıralama

Cümle, savını üç parçalı paralel bir sıralamayla kurar: farklı reaktör türleri, farklı ülkeler ve aralarında onlarca yıl bulunan olaylar. İlk iki boyutta very different ifadesinin tekrarlanması yapıyı eşleştirirken several decades apart zaman boyutunu ekleyerek sıralamayı güçlü biçimde bitirir. Yapı, kanıtın kapsamını teknolojiden yere, oradan da zamana doğru adım adım genişletir. Amaç, felaketlerin tek bir reaktör türüyle, tek bir ülkeyle veya tek bir dönemle sınırlı olmadığını göstermektir. Burada apart, fiziksel olarak parçalara ayrılmayı değil, zaman bakımından ayrı olmayı anlatır.

Alıştırma

Farklı reaktör türlerinin, ülkelerin ve dönemlerin sıralanması nasıl bir etki yaratır?

  1. Reaktörlerin fiziksel olarak parçalara ayrıldığını açıklar.
  2. Her felaketin aynı reaktör, yer ve zamanda gerçekleştiğini söyler.
  3. Felaketlerin üç ayrı boyuta yayıldığını göstererek tek koşula dayanan bir açıklamayı zayıflatır.
Cevabı göster

Felaketlerin üç ayrı boyuta yayıldığını göstererek tek koşula dayanan bir açıklamayı zayıflatır.

Looking at the numbers, we may as well ask ourselves, Anlatım akışı

2:59

Rakamlara bakarak, kendimize şunu sorabiliriz,

Anlatım akışı

Looking at the numbers ... may as well ask ourselves ile verilerden soruya geçiş

Looking at the numbers, bir sonraki adımda kullanılacak kanıtı belirten, cümle başındaki bir -ing öbeğidir. Böylece anlatım, verileri sunmaktan bu verilerin ne anlama geldiğini değerlendirmeye geçer. We may as well ask ourselves, bu kanıt karşısında makul ve kaçınılması zor bir tepki olarak düşündürücü bir soruyu ortaya atar. Burada may as well, konuşanın kayıtsız olduğu anlamına gelmez; yaklaşık olarak “gördüklerimize bakılırsa bu soruyu sormak için iyi bir nedenimiz var” demektir.

Alıştırma

Bu geçişte we may as well ask ourselves ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi hangi sorunun sorulduğunu önemsemiyor.
  2. Kanıtlar, sıradaki soruyu gündeme getirmeyi makul hâle getiriyor.
  3. Konuşan kişi rakamlara bakmak için izin istiyor.
Cevabı göster

Kanıtlar, sıradaki soruyu gündeme getirmeyi makul hâle getiriyor.

are 10% of the world's energy supply Dilbilgisi

3:01

dünya enerji arzının %10'u

worth a devastating disaster every 30 years?

3:04

her 30 yılda bir yıkıcı bir felakete değer mi?

Dilbilgisi

be worth + bir bedel: fayda ile riski tartmak

Burada be worth + isim öbeği, bir faydayı onu elde etmek için gereken bedelle karşılaştırır. Değerlendirilen fayda dünya enerji arzının %10'u, öne sürülen bedel ise her 30 yılda bir yaşanacak yıkıcı bir felakettir. Soru, bu faydanın söz konusu bedeli haklı çıkaracak kadar değerli olup olmadığını sorar. Soru biçiminde kalıp be + özne + worth + bedel şeklindedir: Are 10% ... worth a devastating disaster? Belirtilen bedel aşırı ağır olduğunda soru çoğunlukla retorik bir itiraz işlevi görür ve cevabın hayır olduğunu güçlü biçimde ima eder.

Alıştırma

Bu fayda-bedel sorusunu hedef sözcükle tamamlayın: Is saving ten minutes ____ the extra risk?

Cevabı göster

worth

Would 30% be worth another Fukushima or Chernobyl Kültür

3:08

%30'u, başka bir Fukuşima veya Çernobil'e değer mi

somewhere on Earth every 10 years?

3:11

her 10 yılda bir Dünya üzerinde bir yerlerde?

Kültür

Nükleer felaket adları olarak “Fukushima or Chernobyl”

Bu cümlede Fukushima ve Chernobyl yalnızca yerleri değil, bu yerlerle ilişkilendirilen büyük nükleer kazaları temsil eder. Cümleyi anlamak için gereken temel arka plan, Fukushima Daiichi ve Çernobil'in ciddi nükleer kazalara sahne olmuş olmasıdır. Another, örtük bir olayı niteler: another Fukushima or Chernobyl, benzer türde veya ölçekte başka bir nükleer felaket demektir. Bu, yakından ilişkili bir adı bir olayı belirtmek için kullanma anlamındaki ad aktarmasıdır ve gönderme yaygın biçimde bilindiğinde haberlerde ve yorumlarda sık görülür.

Alıştırma

“The report warns that a similar reactor failure could become another Chernobyl,” cümlesinde “another Chernobyl” ne anlama gelir?

  1. Adı yine Çernobil olan başka bir şehir
  2. Benzer türde veya ölçekte başka bir nükleer felaket
  3. Çernobil şehrinde kurulmuş bir reaktör
Cevabı göster

Benzer türde veya ölçekte başka bir nükleer felaket

What area would have to be contaminated

3:13

Hangi alanın kirlenmesi gerekir ki

so we say no more? Ton ve niyet

3:15

artık yeter diyelim?

Ton ve niyet

say no more? ile tolere edilen riske sınır koymak

Bu soruda say no more, “daha fazla riskin kabul edilemeyeceğini ilan etmek”, yani artık yeter diye karar vermek anlamındadır. Varsayılan kirlenme düzeyi, insanların tehlikeye daha fazla maruz kalmayı reddetmesine yol açacaktır. Bağlamda no more, daha fazla açıklamayı değil, ek kirlenmeyi veya kazaları belirtir. How much ya da how many ... before we say no more? gibi bir soru, hoşgörünün nerede bittiğini sorar.

Alıştırma

Hangi cümlede say no more, insanların zarara tahammül etmeyi bıraktığı noktayı gösterir?

  1. How many safety rules must be broken before we say no more?
  2. After answering one question, Mia said nothing more.
  3. Say no more—I understand the plan.
Cevabı göster

How many safety rules must be broken before we say no more?

Where is the line? Deyimler

3:18

Sınır nerede?

Deyimler

Where is the line? kabul edilebilir sınır benzetmesi

Burada the line, insanların kabul edeceği risk düzeyi ile reddedeceği düzey arasındaki hayalî sınırdır. Where is the line? kabulün hangi noktada sona ermesi gerektiğini sorar. Bu sınır benzetmesi birçok tartışmayı düzenlemek için kullanılabilir: olası sonuçları bir ölçeğe yerleştirin, ardından kabul edilebilir tarafın nerede bittiğini ve kabul edilemez tarafın nerede başladığını sorun.

Alıştırma

Bir yönetici ara sıra geç kalmayı kabul ediyor, ancak geç kalmanın ne zaman kabul edilemez hâle geldiğini sormak istiyor. Hangi soru sınır benzetmesini kullanır?

  1. Who drew the line on the floor?
  2. How long is the line?
  3. Where is the line?
Cevabı göster

Where is the line?

So, should we use nuclear energy?

3:19

Peki, nükleer enerji kullanmalı mıyız?

The risks may outweigh the benefits, Kalıp ifadeler

3:22

Riskler faydalardan ağır basabilir,

Kalıp ifadeler

risks may outweigh the benefits: riskler faydalardan daha ağır basabilir

Bu cümlede outweigh, bir karşılaştırmada “-den daha önemli veya ciddi olmak” anlamına gelir. Risklerin olumsuz etkisinin faydaların olumlu değerinden daha büyük olduğu düşünülür; fiziksel bir tartımdan söz edilmez. May, sonucu kesin değil ihtiyatlı hâle getirir. risks may outweigh the benefits kalıbı, bir eylemi gerçekleştirmenin buna değip değmeyeceğini değerlendirirken kullanılabilir.

Alıştırma

Olası zararın avantajlardan daha önemli olabileceğini anlatan cümle hangisidir?

  1. The risks may support the benefits.
  2. The risks may depend on the benefits.
  3. The risks may outweigh the benefits.
Cevabı göster

The risks may outweigh the benefits.

and maybe we should stop looking into this direction

3:25

ve belki de bu yöne bakmayı bırakmalı

and drop this technology for good. Deyimler

3:27

ve bu teknolojiyi tamamen bırakmalıyız.

Deyimler

for good: kalıcı olarak

Burada for good, “kalıcı olarak” ya da “bir daha geri dönmemek üzere” anlamına gelen bir deyimdir. drop this technology ifadesini niteler; dolayısıyla öneri, teknolojiyi bırakıp ona bir daha dönmemektir. Anlamı for + good sözcüklerini tek tek çevirerek kurmayın. Bu kalıpta good, yarar veya ahlaki bir amaç anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede for good “kalıcı olarak” anlamında kullanılmıştır?

  1. After years of repairs, the old theater closed for good.
  2. She bought flowers for the good of the community.
  3. He studied hard for a good result.
Cevabı göster

After years of repairs, the old theater closed for good.

If you want to hear the other side of the argument Kalıp ifadeler

3:30

Argümanın diğer tarafını duymak

or a short introduction to nuclear energy,

3:32

veya nükleer enerjiye kısa bir giriş yapmak isterseniz,

Kalıp ifadeler

bir tartışmadaki karşıt görüş

Bu cümlede the other side of the argument, o anda sunulan görüşe karşı olan bakış açısını ifade eder. Side burada mecazidir: fiziksel bir tarafı değil, tartışmadaki bir konumu anlatır. Argument burada gerekçeli bir savı ya da farklı görüşlerin karşı karşıya geldiği bir tartışmayı ifade eder; mutlaka hararetli bir kavga anlamına gelmez. Bu ifade, konuşanın dinleyicileri birden fazla görüşü değerlendirebilmeleri için karşıt bakış açısına yönlendirdiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede hedef ifade bir tartışmadaki karşıt görüşü belirtmek için kullanılmıştır?

  1. Their argument became loud and personal.
  2. The other side of the street gets more sunlight.
  3. The other side of the argument deserves a fair hearing.
Cevabı göster

The other side of the argument deserves a fair hearing.

click here.

3:34

buraya tıklayın.