Karşılıksız Aşkın Tedavisi: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Mesafe kusurları gizleyip karşılıksız aşkı sürdürür; gerçekçi bakış idealizasyonu zayıflatır. İngilizce noktaları: 1. `if only the elusive being would return our smiles,` ve `we would know bliss.` Dilbilgisi ve Cümle Kalıplarını gösterir: dileği hayali sonuçtan ayırmak, iki would kullanımını da basit gelecek sanmayı önler. 2. `at close quarters` yakın ve sürekli temas anlamına gelen bir Deyim ve Mecazi İfadedir; yakınlığın hayranlığı neden sınadığını açıklar. 3. `would set us free.` sonuç bildiren Kalıplaşmış Söz Öbeği ve Eşdizimdir: bilgi kişiyi duygusal bağdan kurtarır; gerçek ya da kabulleniş bir yükü bitirdiğinde kullanılabilir.
Bu derste
unrequited love: karşılık görmeyen aşk
Unrequited love, bir kişinin hissettiği ama diğer kişinin karşılık vermediği aşktır. Bu cümlede ifade, acının kaynağını belirtir: konuşanın duyguları karşılıklı değildir. unrequited love ifadesini yerleşik bir söz öbeği olarak öğrenin. Burada unrequited, “karşılık görmeyen” demektir; “istenmemiş” veya “talep edilmemiş” demek değildir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi unrequited love olarak tanımlanır?
- İkisi ayrılmaya karar verdikten sonra Rina, Alex'i sevmeyi bıraktı.
- Rina ile Alex birbirlerine âşık ve mutlular.
- Rina, Alex'i seviyor ama Alex ona karşı aynı romantik duyguları hissetmiyor.
Cevabı göster
Rina, Alex'i seviyor ama Alex ona karşı aynı romantik duyguları hissetmiyor.
that if only the elusive being would return our smiles, Dilbilgisi
0:08Eğer o ulaşılmaz varlık gülümsememize karşılık verirse,
if only ... would ..., we would ...: güçlü bir dilek ve hayalî sonucu
if only the elusive being would return our smiles bölümünde if only, güçlü ve muhtemelen gerçekçi olmayan bir dileği anlatır. Buradaki would, diğer kişiden beklenen istekliliği veya davranış değişikliğini gösterir: konuşan kişi onun karşılık vermesini, akşam yemeğine gelmesini ya da kendisiyle evlenmesini ister. Aynı would, return, come ve marry fiillerinin üçünü de yönetir. we would know bliss bölümünde would farklı bir görev üstlenir. Dileğin gerçekleşmesi durumundaki hayalî sonucu gösterir. İki kullanım da yalnızca geleceği tahmin etmez: ilki arzulanan değişikliğe, ikincisi ise bu değişikliğin varsayımsal sonucuna aittir.
Alıştırma
If only Sam would reply, we would know the plan cümlesindeki iki would ne işe yarar?
- İlki Sam'in davranışında arzulanan bir değişikliği ifade eder; ikincisi hayalî sonucu verir.
- İkisi de yalnızca gelecekteki olayların kesin olduğunu gösterir.
- İlki hayalî sonucu verir; ikincisi Sam'den doğrudan cevap vermesini ister.
Cevabı göster
İlki Sam'in davranışında arzulanan bir değişikliği ifade eder; ikincisi hayalî sonucu verir.
and yet maddeningly out of reach. Deyimler
0:20ve yine de çıldırtıcı bir şekilde ulaşılmaz görünür.
out of reach: yakın görünmesine rağmen ulaşılamaz
Out of reach burada mecaz anlamdadır: mutluluk yakın ve gerçek görünür, ancak yine de elde edilemez veya yaşanamaz. be, seem ya da remain + out of reach kalıbı fiziksel olarak erişilemeyecek kadar uzaktaki bir şeyi veya burada olduğu gibi ulaşılamayan soyut bir hedefi, fırsatı, arzulanan ilişkiyi ya da karşılanamayacak kadar pahalı bir ürünü anlatabilir.
Alıştırma
Örnekte out of reach, mutluluk hakkında ne anlatıyor?
- Zaten bütünüyle yaşanmıştır.
- Fiziksel olarak çok uzakta bulunur.
- Mümkün görünür, ancak yine de elde edilemez.
Cevabı göster
Mümkün görünür, ancak yine de elde edilemez.
we're often counseled to try to forget the beloved.
0:24genellikle sevdiğimiz kişiyi unutmaya çalışmamız öğütlenir.
try to think of someone or something else.
0:29başka birini veya başka bir şeyi düşünmeye çalışmalıyızdır.
given + isim öbeği: gerekçe sunma
Given their lack of interest, “ilgilerinin olmadığını göz önünde bulundurarak” anlamına gelir. Burada given, their lack of interest isim öbeğinin önünde bir edat gibi iş görür ve önerinin gerekçesini sunar. Bu öbek ana cümlenin içine girdiği için virgüllerle ayrılır: We should, given ..., try .... Cümlenin başına da gelebilir: Given their lack of interest, we should .... Given, ardından gelen bilgiyi kabul edilmiş bir gerçek veya ilgili bir koşul olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede bir gerekçe sunmak için given bir isim öbeğinden önce doğru biçimde kullanılmıştır?
- Given that the heavy traffic, we should leave early.
- Giving the heavy traffic, we should leave early.
- Given the heavy traffic, we should leave early.
Cevabı göster
Given the heavy traffic, we should leave early.
Yet this kindness is deeply misguided: savdaki yön değişimi
Yet, hemen önce sunulan düşünceye karşı bir dönüşü belirtir. Okura, yazarın görünüşte mantıklı ve iyi niyetli bir görüşten karşıt bir yargıya geçmek üzere olduğunu bildirir. This kindness iyi niyetle verilen öğüdü ifade ederken deeply misguided bu öğüdün yönünü ya da dayandığı düşünceyi ciddi biçimde yanlış bulur. Böylece cümle iyi niyeti kabul eder, fakat öğüdün kendisini reddederek yazarın karşı savına keskin bir geçiş yapar.
Alıştırma
Bir sav içinde “Yet this kindness is deeply misguided” cümlesi ne yapar?
- Öğüt iyi niyetle verildiği için doğru olduğunu kanıtlar.
- İyi niyeti kabul eder, ancak yönü yanlış olduğu için öğüdü reddeder.
- Savın yönünü değiştirmeden aynı olumlu görüşe bir örnek daha ekler.
Cevabı göster
İyi niyeti kabul eder, ancak yönü yanlış olduğu için öğüdü reddeder.
The cure for love does not lie in ceasing to think of the fugitive lover, Notlar
0:35Aşkın çaresi, kaçan sevgiliyi düşünmeyi bırakmakta değil,
Fugitive lover ifadesinin mecaz anlamı
Bu cümlede fugitive lover, birinin özlem duyduğu ancak duygusal olarak tam anlamıyla ulaşamadığı ya da sahip olamadığı kişidir. Fugitive burada mecazdır: Bu kişi, onu düşünen kişinin elinden kaçıyormuş gibi görünür; kanundan ya da gerçek bir kovalamacadan kaçtığı anlamına gelmez. Buradaki lover, romantik özlemin yöneldiği kişidir. İki kişinin zaten sevgili olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu cümlede fugitive lover büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Aşk hakkında düşünmeyi tamamen bırakmış kişi
- Polis tarafından aranan romantik partner
- Romantik özlemin yöneldiği ancak duygusal olarak ulaşılması zor kişi
Cevabı göster
Romantik özlemin yöneldiği ancak duygusal olarak ulaşılması zor kişi
but in learning to think more intensely and constructively
0:39onların gerçekte kim olabileceği hakkında
about who they might really be. Dilbilgisi
0:43daha yoğun ve yapıcı bir şekilde düşünmeyi öğrenmekte yatar.
does not lie in ... but in ...: X’te değil, Y’de olmak
does not lie in X, but in Y kalıbı, “cevap veya asıl nokta X’te değil, Y’dedir” anlamına gelir. Burada ilk -ing eylemi olan ceasing to think reddedilir ve ikinci eylem learning to think more intensely and constructively alternatif olarak sunulur. Lie in, “bir şeyde bulunmak”, “bir şeye dayanmak” veya “bir şeye bağlı olmak” anlamına gelen resmî bir ifadedir. in edatının tekrarlanması paralel yapı kurar; bu nedenle iki bölümde de birbiriyle uyumlu -ing biçimleri kullanılır: in ceasing ... but in learning ....
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî kalıbın iki parçasıyla tamamlayın: The solution ____ working faster, ____ checking the instructions carefully.
Cevabı göster
does not lie in · but in
who they might really be yapısında dolaylı soru sırası
Who they might really be, think about ifadesinden sonra gelen gömülü, yani dolaylı bir sorudur. Daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde bulunduğu için düz cümle sırasını korur: who + özne + kiplik yardımcı fiili + fiil. Doğrudan soru sırasını kullanan who might they be biçiminde devrik hâle getirmeyin. Might temkinli bir olasılık bildirir: Düşünen kişi karşısındakinin gerçek karakterini kesin olarak bildiğini söylemez, onu anlamaya çalışır. They burada tek bir kişiyi cinsiyet belirtmeden ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle soruyu I wonder ifadesinden sonra doğru biçimde gömerken might sözcüğünün belirsizliğini de korur?
- I wonder who might they really be.
- I wonder who they might really be.
- Who they might really be?
Cevabı göster
I wonder who they might really be.
every human who's ever lived proves deeply challenging.
0:47yaşamış her insanın son derece zorlayıcı olduğu görülür.
Doğrudan ve Ayrıntılı Tanıma Anlamında From close up
From close up, bakış açısını kelimenin tam anlamıyla kısa bir mesafeye yerleştirir. Burada close up fiziksel mesafenin ötesine geçer: bir kişiyi idealize etmeye izin veren bir mesafeden değil, doğrudan ve ayrıntılı biçimde tanıyarak görmek anlamına gelir. Bu ifade, cümleyi bir bakış açısı değişikliği olarak düzenler. İnsanlar ayrıntılarıyla tanındığında karmaşıklıklarını görmezden gelmek zorlaşır.
Alıştırma
“From close up, the public figure seemed less mysterious.” cümlesinde From close up neyi anlatır?
- Fiziksel olarak çok uzak bir mesafeden
- Yalnızca çok yakın çekim bir kamera görüntüsüyle
- Doğrudan ve ayrıntılı gözlemden sonra
Cevabı göster
Doğrudan ve ayrıntılı gözlemden sonra
We are all at close quarters trying propositions. Notlar
0:51Yakından bakıldığında hepimiz zorlayıcı varlıklarız.
Yoğun Fiziksel veya Kişisel Yakınlık İçin at close quarters
At close quarters, çok kısa mesafede bulunmak veya insanların doğrudan ve tekrar tekrar temas ettiği bir durumda olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Burada quarters, “üç aylık dönemler” veya sıradan yaşam alanları anlamına gelmez; anlam ifadenin bütününe aittir. Bu cümlede, insanların yakın biçimde yaşarken ilişkiler hakkındaki fikirleri sınamasını anlatır. İfade, gerçek insanları araya fazla mesafe veya idealizasyon koymadan deneyimleme anlamı katar.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “çok yakın mesafede ve sürekli doğrudan temasla” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: After the storm, six volunteers worked ____ in the small shelter.
Cevabı göster
at close quarters
trying propositions: sıfat + isim
Burada trying, başa çıkması zor, yorucu ya da sinir bozucu anlamına gelen bir sıfattır. Propositions sözcüğünü niteler; sürekli zamanda kullanılan try fiili değildir. Proposition, başa çıkılması gereken bir şey olarak görülen kişi veya durum anlamına gelebilir. Bu nedenle trying propositions, yakından tanındığında herkesin başa çıkılması zor biri olduğunu anlatır. Bu, alışılmadık ve biraz eski moda bir ifadedir; önerilere veya cinsel yaklaşımlara gönderme yapmaz.
Alıştırma
“We are all at close quarters trying propositions,” cümlesinde trying propositions ne anlama gelir?
- herkesin denediği öneriler
- romantik veya cinsel imalar
- başa çıkılması zor insanlar
Cevabı göster
başa çıkılması zor insanlar
Belirsiz düşünce için mecazi woolly
Burada woolly mecazi anlamdadır. Özellikle Britanya İngilizcesinde düşüncenin, dilin ya da bunun uzantısı olarak bir kişinin belirsiz, karışık veya kesinlikten uzak olduğunu anlatabilir. Kişisel kusurlar listesinde yer aldığı için woolly burada düşüncenin veya ifadenin açık olmamasını eleştirir. Giysiyi, saçı ya da dokuyu tanımlamaz.
Alıştırma
“The editor removed several woolly sentences,” cümlesinde woolly ne anlama gelir?
- belirsiz ve açık olmayan
- yünden yapılmış
- sıcak ve rahatlatıcı
Cevabı göster
belirsiz ve açık olmayan
in relation to certain people is simply a lack of knowledge. Kalıp ifadeler
1:05sadece bilgi eksikliğidir.
prevent someone from doing something: birinin bir şey yapmasını engellemek
prevents us from holding ifadesinde prevent, “engellemek” veya “imkânsız hâle getirmek” anlamındadır. us nesnesi, etkilenen kişileri gösterir. prevent + kişi/şey + from + fiil-ing yapısı kullanılır. Burada from zorunludur ve ardından hold değil holding gelir. Bu yapı, bir nedenin bir eylemi veya düşünme sürecini nasıl engellediğini açıklar.
Alıştırma
prevent fiilinin geçmiş zamanını ve nesne olarak us sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: The locked door ____ entering the room.
Cevabı göster
prevented us from
holding all this in mind: bilgiyi etkin biçimde dikkate almak
holding all this in mind içindeki hold something in mind, bir bilginin yargınızı veya kararınızı etkilemesi için onu düşüncelerinizde etkin tutmak anlamına gelir. Buradaki all this, dikkate alınan bilgidir. Bu ifade mecazidir; fiziksel olarak bir şey tutulmaz. Vurgu, bilgiyi yalnızca belleğe kaydetmekte değil, onu dikkate almaya devam etmektedir.
Alıştırma
Hangi cümle, karar verirken bir bilgiyi etkin biçimde akılda tutmayı en iyi gösterir?
- I remembered the weather forecast after we had already left.
- She held the map in both hands while we talked.
- Hold the weather forecast in mind when you choose which route to take.
Cevabı göster
Hold the weather forecast in mind when you choose which route to take.
in relation to: bir ifadeyi konu veya kişiyle sınırlandırmak
In relation to, bir ifadenin ilgili olduğu konuyu veya kişiyi belirtir. Burada iddiayı belirli kişilerle sınırlar; bu kişilerin akraba ya da romantik partner olduğu anlamına gelmez. Kalıp in relation to + isim öbeğidir. “Hakkında”, “konusunda” veya “ile ilgili olarak” anlamlarını veren resmî bir ifadedir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The report raises several questions ____ data privacy.
Cevabı göster
in relation to
on the basis of a few charming outside details, Kalıp ifadeler
1:10Birkaç çekici dış detaya dayanarak,
on the basis of: bir yargının dayanağını belirtmek
On the basis of, bir yargıyı veya eylemi destekleyen kanıtı, bilgiyi, kuralı ya da ölçütü belirtir. Bu cümlede varsayım yalnızca birkaç çekici dış ayrıntıdan çıkarıldığı için ifade, kanıtın ne kadar zayıf olduğunu da ortaya koyar. Kalıp, sonuç veya eylem + on the basis of + dayanağı belirten isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The committee made its decision ____ the safety data.
Cevabı göster
on the basis of
may miraculously have escaped the fundamentals of the human condition. Kelime
1:14mucizevi bir şekilde insanlık halinin temel gerçeklerinden kaçmış olabileceğini.
the human condition: insan varoluşunun ortak sınırları
Bu cümlede the human condition, kusurluluk, savunmasızlık ve ölümlülük gibi bütün insanların paylaştığı temel durumları ve sınırları ifade eder. Yazarın anlatmak istediği, hayran olunan kişinin hâlâ sıradan bir insan olduğudur. Burada condition, bir varoluş durumu veya biçimi anlamındadır. Bu ifade, tek bir kişi hakkındaki iddiayı hiçbir insanın bütünüyle kaçamayacağı şeyler hakkındaki genel bir gözleme dönüştürür.
Alıştırma
the human condition en çok hangi bağlama uyar?
- Bir ödeme gerekliliğini sıralayan kira sözleşmesi
- Ölümlülüğü ve herkesin paylaştığı sınırları ele alan bir inceleme
- Bir hastanın diz yaralanmasını açıklayan tıbbi form
Cevabı göster
Ölümlülüğü ve herkesin paylaştığı sınırları ele alan bir inceleme
what makes + nesne + sıfat: bir niteliğin nedenini belirtmek
what makes unrequited love so intense bölümünde makes nedensel bir kullanıma sahiptir ve “bir şeyi belli bir hâle getirir” anlamına gelir. Nesne unrequited love, sonuçta ortaya çıkan niteliği anlatan bölüm ise so intense ifadesidir. Sonraki long-lasting ve vicious sıfatları da aynı şekilde çalışır. Yeniden kullanılabilecek kalıp what makes + nesne + sıfat yapısıdır. Buradaki what, “buna neden olan şey veya etken” anlamına gelir. Bu nedenle This is what makes... önceki açıklamaya gönderme yapar ve onun doğurduğu sonucu gösterir. Sıfatı doğrudan nesneden sonra getirin; to be eklemeyin.
Alıştırma
Cümleyi “buna neden olan etken” anlamındaki iki kelimelik nedensel kalıpla tamamlayın: A clear goal is ____ the challenge manageable.
Cevabı göster
what makes
By preventing us from properly growing close to them,
1:27Sevilen kişi, onlara tam anlamıyla yakınlaşmamızı engelleyerek,
the beloved also prevents us from tiring of them Kalıp ifadeler
1:30karşılıklı aşkın armağanı olan o arındırıcı ve özgürleştirici şekilde
in the cathartic and liberating manner that is the gift of requited love.
1:33onlardan bıkmamızı da engeller.
Tiring of someone or something: ilgiyi zamanla kaybetmek
Burada tire of someone, birine karşı ilgiyi zamanla kaybetmek ya da ona ilgi göstermeye giderek daha az istekli olmak demektir. Fiziksel yorgunluğu değil, zihinsel veya duygusal bıkkınlığı anlatır. prevent us from tiring of them ifadesinde tiring, from sözcüğünden sonra kullanılan -ing biçimidir. Aynı yapı insanlar, etkinlikler ve nesneler için kullanılabilir: tire of someone/something.
Alıştırma
Cümleyi tire of ifadesinin simple past biçimiyle tamamlayın: After hearing the same excuse every day for a week, Lena soon ____ it.
Cevabı göster
tired of
It isn't their charms that are keeping us magnetized. Notlar
1:37Bizi mıknatıs gibi çeken şey onların çekiciliği değildir.
keeping us magnetized ifadesinin mecaz anlamı
keeping us magnetized ifadesinde magnetized mecaz anlamda kullanılır. Gerçek bir mıknatıs söz konusu değildir: güçlü biçimde çekilmek, büyülenmek veya dikkati başka yöne çevirememek anlamına gelir. keep + nesne + sıfat yapısı, birinin belirli bir durumda kalmasını sağlamayı anlatır. Burada keep büyülenme durumunun sürdüğünü, us bu durumu yaşayan kişileri, magnetized ise onların durumunu gösterir. Cümlenin tamamı, bu sürekli çekimin nedeninin onların cazibesi olmadığını söyler.
Alıştırma
“The mystery kept us magnetized” cümlesinde “kept us magnetized” ne anlama gelir?
- Bizi gerçek mıknatıslara dönüştürdü.
- Dikkatimizi güçlü biçimde çekmeye devam etti.
- Gizemi tamamen anlamamızı sağladı.
Cevabı göster
Dikkatimizi güçlü biçimde çekmeye devam etti.
It is our lack of knowledge of their flaws.
1:40Bu, onların kusurları hakkındaki bilgi eksikliğimizdir.
It isn't X that... It is Y: bir açıklamayı değiştirmek
Bu iki cümle bir düzeltme oluşturur. İlk cümle, onların cazibesinin bizi kendilerine çekmeye devam eden neden olduğu fikrini reddeder; ikinci cümle ise gerçek nedeni verir: kusurlarını bilmiyor olmamız. İkinci cümledeki It, bizi neyin kendine çektiği sorusuna geri döner; ek bir ikinci neden sunmaz. It isn't X that... It is Y kalıbı, beklenen açıklamayı önce, düzeltmeyi ise vurgu alacağı son konuma yerleştirir. İlk bakışta ikna edici bir açıklamayı doğru bulduğunuz açıklamayla değiştirmek için kullanılır.
Alıştırma
“It isn't the distance that bothers Nina. It is the unreliable bus service,” cümle çiftinde ikinci cümle ne yapar?
- Aynı derecede önemli ikinci bir neden ekler.
- Reddedilen açıklamanın yerine konuşmacının gerçek açıklamasını koyar.
- İki etkenin de Nina'yı rahatsız etmediğini söyler.
Cevabı göster
Reddedilen açıklamanın yerine konuşmacının gerçek açıklamasını koyar.
get to know them better ifadesindeki süreç anlamı
Get to know someone, sohbet ederek, birlikte zaman geçirerek veya ortak deneyimler yaşayarak birini zaman içinde tanımaya başlamak demektir. Buradaki get yeni bir duruma geçişi gösterir; “elde etmek” anlamına gelmez. Better, kişiyi şu anda ne kadar tanıdığınızla bir karşılaştırma ekler. Bu nedenle get to know them better, onları zamanla daha derinden tanımak demektir; yalnızca bir kez karşılaşmak veya onların “daha iyi” insanlar olduğuna karar vermek değildir.
Alıştırma
Cümleyi “onları zamanla daha yakından tanımak” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: We should spend more time with our new neighbors and ____.
Cevabı göster
get to know them better
the less they would ever look like the solution to all our problems.
1:52tüm sorunlarımızın çözümü gibi görünmekten o kadar uzaklaşırlar.
Bağlantılı değişimler için The more ..., the less ...
the more ..., the less ... bağıntılı karşılaştırma yapısı iki değişimi birbirine bağlar: ilk cümlecikteki miktar veya derece arttıkça ikinci cümlecikteki miktar veya derece azalır. Burada onlar hakkında daha fazla şey öğrenmek, onların her sorunun cevabı gibi daha az görünmesine yol açar. İki the da sıradan tanımlıklar değil, bu yapının sabit parçalarıdır. Her birinin ardından karşılaştırma ifadesi gelir ve cümlecikler normal bildirme cümlesi sırasını korur. Would ever look, onları daha yakından tanıma varsayımı altında beklenen ikinci değişimi ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi The more ..., the less ... ile tamamlayın: ____ you practice speaking, ____ nervous you feel.
Cevabı göster
The more · the less
We would discover the endless small ways in which they were irksome.
1:56Onların sinir bozucu olan sayısız küçük yönünü keşfederdik.
and how hurt by things that strike us as meaningless Kalıp ifadeler
2:02ve bize anlamsız gelen şeylerden ne kadar incinmiş olabileceklerini
how stubborn ... they could be: iç içe geçmiş bir derece yan cümlesi
Cümle, how + sıfat + özne + could be kalıbıyla kurulan iç içe geçmiş bir derece yan cümlesi kullanır. Bu yapı onların ne derece inatçı olabileceklerini anlatır; nasıl davrandıklarını soran bir soru değildir. Birden fazla how öbeği sıralanmıştır: how stubborn, how critical, how cold ve how hurt .... Hepsi sondaki özne ve yüklemi paylaşır: they could be. Yan cümle get to know ifadesinden sonra iç içe geçtiği için bildirme cümlesi sırasını korur: they could be; could they be değil.
Alıştırma
Maya'nın sabrının derecesini iç içe geçmiş bir how yan cümlesiyle doğru aktaran cümle hangisidir?
- I realized how Maya could be patient with new employees.
- I realized how patient could Maya be with new employees.
- I realized how patient Maya could be with new employees.
Cevabı göster
I realized how patient Maya could be with new employees.
strike us as meaningless: bir izlenimi ifade etmek
strike someone as + betimleme yapısında, izlenimi yaratan şey öznedir; bu izlenimi edinen kişi ise nesnedir. Burada things özne, us değerlendirmeyi yapan kişiler, meaningless ise oluşan izlenimi anlatan sözcüktür. Buradaki strike fiziksel olarak “vurmak” anlamına gelmez. Bu kalıp “birine belirli bir izlenim vermek” ya da “birine bir şey gibi görünmek” demektir; dolayısıyla strike us as meaningless, “bize anlamsız görünmek” anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi strike me as kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The sudden change ____ a bad sign.
Cevabı göster
struck me as
we'd realize how much they had in common with everyone else. Kalıp ifadeler
2:08herkesle ne kadar çok ortak noktaları olduğunu fark ederdik.
if we got ..., we'd realize ...: varsayımsal bir sonuç
Bu cümlede ikinci koşul yapısı kullanılır: if + basit geçmiş zaman (got), şimdiki ya da gelecekteki bir durumu varsayımsal veya henüz gerçek olmayan bir durum olarak sunar; would + fiilin yalın hâli (would realize) ise hayal edilen sonucu verir. Got, eylemin gerçekten geçmişte gerçekleştiğini göstermez. Burada we'd, we had değil we would anlamındadır; çünkü ardından fiilin yalın hâli olan realize gelir. Konuşmacı, onları daha iyi tanımanın farklı bir anlayışa yol açacağını hayal eder.
Alıştırma
İkinci koşul yapısını ve parantez içindeki fiilleri kullanarak cümleyi tamamlayın: If Leo ____ more time, he ____ the art club. (have, join)
Cevabı göster
had · would join
had in common with: ortak niteliklere veya deneyimlere sahip olmak
had in common with ifadesindeki have ... in common with yapısı, “biriyle veya bir şeyle ortak niteliklere, ilgi alanlarına, deneyimlere ya da başka özelliklere sahip olmak” anlamına gelir. with sonrasındaki nesne, karşılaştırılan kişi veya şeydir. Burada how much, yapının değişken kısmını doldurur ve ortak özelliklerin miktarını ya da derecesini belirtir. Yani diğer herkesle birçok ortak yönleri vardı. Bu yapıda common, “yaygın” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi have ... in common with yapısını kullanarak tamamlayın: After talking for an hour, Maya discovered that she ____ her new teammate.
Cevabı göster
had a lot in common with
Passion can never withstand too much exposure Kalıp ifadeler
2:12Tutku, başka bir insanın tüm gerçekliğine
withstand too much exposure to: aşırı temasa dayanmak
Withstand, “bir kuvvet, baskı veya etki altında güçlü ya da zarar görmemiş durumda kalmak” anlamına gelir. Exposure to, bir şeyle sürekli temas etmeyi veya onu sürekli deneyimlemeyi ifade eder. Birlikte withstand exposure to, bu temas karşısında bozulmadan ya da değişmeden dayanmayı anlatır. Bu cümlede exposure, medyada görünürlük anlamına gelmez. Başka bir insanın tüm gerçekliğini giderek daha fazla görmek demektir. Too much, temasın tutkunun dayanabileceği sınırı aştığını belirtir; dolayısıyla cümle, aşırı yakınlığın tutkuyu azaltabileceğini mecazi biçimde ifade eder.
Alıştırma
“Bir şeyle aşırı temasa dayanmak” anlamındaki dört sözcüklük yapıyı aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The old coating could not ____ salt water, so it began to peel.
Cevabı göster
withstand too much exposure to
The unbounded admiration on which it's founded is destroyed by the knowledge Dilbilgisi
2:18Temelini oluşturan sınırsız hayranlık, düzgün bir şekilde paylaşılan bir yaşamın
on which it's founded: edatı öne alınmış ilgi cümleciği
on which it's founded ifadesi, unbounded admiration sözünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Which, unbounded admiration ifadesine; it ise önceki cümledeki Passion sözcüğüne gönderme yapar. Cümlecik, “Passion is founded on unbounded admiration” anlamına gelir. On edatı which sözcüğünün önüne alınmıştır; bu yapı resmî yazılarda yaygındır. Daha gündelik İngilizcede aynı yapı genellikle which it's founded on şeklinde kullanılır. Buradaki founded on, “bir şeye dayanmak” demektir; “bir kuruluş olarak kurulmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Program bu değerlere dayanıyor” anlamını veren, edatı öne alınmış resmî bir ilgi cümleciğiyle cümleyi tamamlayın: The values ____ remain unchanged.
Cevabı göster
on which the program is founded
The cruelty of unrequited love isn't really that we haven't been loved back. Notlar
2:26Karşılıksız aşkın asıl acımasızlığı bizi sevmemiş olmaları değildir.
haven't been loved back: sevgiye karşılık verilmemesi
love someone back ifadesinde back, “karşılık olarak” anlamına gelir: bir kişinin sevgisine aynı duyguyla yanıt verilir. Hareket etmeyi veya bir yere geri dönmeyi anlatmaz. haven't been loved back ifadesinde we, eylemden etkilenen taraftır. have not been + loved, present perfect'in edilgen yapısıdır; dolayısıyla cümle, konuşan kişilerin sevgisine şimdiye kadar karşılık verilmediğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi love ... back ifadesinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: She now understands that she has never ____.
Cevabı göster
been loved back
it's that our hopes have been aroused by someone Kalıp ifadeler
2:31umutlarımızın biri tarafından uyandırılmış olmasıdır:
because we lack the knowledge that would set us free. Kalıp ifadeler
2:37bizi özgürleştirecek bilgiden yoksun olduğumuz için.
isn't really that... Rather, it's that...: bir açıklamayı değiştirmek
isn't really that X. Rather, it's that Y kalıbı önce X’i en iyi açıklama olarak reddeder, ardından onun yerine Y’yi koyar. Burada X, karşılıksız aşkın sevgiye karşılık verilmediği için acımasız olduğu yönündeki açık fikirdir; Y ise dikkati uyandırılmış olan asılsız umuda çevirir. Cümle başındaki Rather burada “daha doğrusu” veya “aksine” anlamındadır; rather difficult ifadesindeki gibi “oldukça” anlamına gelmez. Bu kalıp, okuru bilinen bir açıklamadan yazarın daha derin iddiasına yönlendirir.
Alıştırma
Hangi cümle, yüzeydeki bir açıklamayı reddedip yerine daha derin bir açıklama koymak için bu kalıbı doğru kullanıyor?
- The problem isn't only that the plan is ambitious; it is also expensive.
- The problem isn't really that the plan is ambitious. Rather, it's that no one knows who is responsible.
- The plan is rather ambitious, so the team needs more time.
Cevabı göster
The problem isn't really that the plan is ambitious. Rather, it's that no one knows who is responsible.
our hopes have been aroused: resmî arouse hopes eşdizimi
Arouse hopes, umutların veya beklentilerin doğmasına ya da etkin hâle gelmesine neden olmak anlamındaki resmî bir eşdizimdir. Bu bağlamda aroused umutla ilgilidir; cinsel uyarılmayı veya uyuyan birini uyandırmayı anlatmaz. Our hopes have been aroused, present perfect edilgen yapıdır: our hopes eylemden etkilenir ve neden, sonucu şimdi de önem taşıyan umutlu bir durum yaratmıştır. Ardından gelen by someone, bu umutlara kimin yol açtığını belirtir.
Alıştırma
Resmî cümleyi arouse hopes ifadesinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: After the promising trial, hopes of a cure ____.
Cevabı göster
have been aroused
would set us free: anlayış yoluyla mecazi özgürleşme
knowledge that would set us free ifadesinde set + nesne + free, “birini özgür hâle getirmek” anlamına gelir. Buradaki özgürlük mecazidir: daha kapsamlı bilgi, konuşan kişileri acı veren duygusal bir bağlılıktan veya yanlış bir inançtan kurtaracaktır; fiziksel bir esaretten değil. Would, bu kurtuluşu, eksik olan bilgiye sahip olsalardı o bilginin doğuracağı varsayımsal sonuç olarak sunar. Bu yapı truth, acceptance veya forgiveness gibi şeylerin içsel bir yükü kaldırmasını anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi would ve set + nesne + free yapısını kullanarak tamamlayın: We believed that understanding the truth ____ from our fear.
Cevabı göster
would set us free
in the absence of a direct cure: mevcut bir seçenek olmadan hareket etmek
In the absence of X, “X mevcut, kullanılabilir veya elde edilebilir olmadığında” anlamına gelir. Burada doğrudan bir tedavinin bulunmayışını başka bir çözüm seçmenin arka plan koşulu olarak sunan resmî bir edat öbeğidir. Bu ifade genellikle akıl yürütmeyi düzenler: önce eksik koşul belirtilir, ardından bu eksiklik nedeniyle yapılan eylem açıklanır. Burada absence, bir anlık dikkatsizliği değil, bir şeyin mevcut veya erişilebilir olmamasını ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi “açık kanıt mevcut olmadığında” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: ____, the committee delayed its decision.
Cevabı göster
In the absence of clear evidence
eventually prove decisively irritating. Kelime
2:51eninde sonunda kesinlikle sinir bozucu olacaklardır.
Kuru ve ironik kesinlik bildiren of course
Bu cümlede of course, iddiayı herkesin zaten bekleyebileceği bir şey gibi sunar. İddia, insanların zamanla sinir bozucu çıkacağı olduğu için bu kesinlik, apaçık bir gerçeği tarafsızca belirtmekten çok kuru bir mizah yaratır. Bir söylem belirteci olarak of course kesinlik ya da ortak bir varsayım bildirebilir. Tam tutum bağlama bağlıdır; burada olumsuz sonucu kaçınılmazmış gibi gösterir.
Alıştırma
“Of course, the printer jammed just as the meeting started,” cümlesinde of course büyük olasılıkla hangi tutumu ifade eder?
- Konuşmacı birine yazıcıyı kullanması için kibarca izin veriyor.
- Konuşmacı yazıcının gerçekten sıkışıp sıkışmadığından emin değil.
- Kötü zamanlama kuru veya kızgın bir tonla, tahmin edilebilir derecede tipik görünüyor.
Cevabı göster
Kötü zamanlama kuru veya kızgın bir tonla, tahmin edilebilir derecede tipik görünüyor.
prove decisively irritating içinde prove + sıfat
Burada prove, «sonunda ... olduğu ortaya çıkmak» anlamına gelen bağlayıcı bir fiildir. Özne olan they ile irritating sıfatını birbirine bağlar; onların kanıt sunduğu veya bir iddiayı ispatladığı anlamına gelmez. Decisively, irritating sözcüğünü niteler ve «açıkça» ya da «tartışmasız biçimde» demektir. Eventually ile birlikte cümle, bu özelliğin zamanla belirginleştiğini anlatır; birinin karar verdiğini değil.
Alıştırma
Cümleyi «sonunda ... olduğu ortaya çıktı» anlamındaki prove fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The backup generator ____ reliable during the storm.
Cevabı göster
proved
Everyone does. ile yardımcı fiil yoluyla eksiltme
Everyone does. cümlesinde does, önceki yüklemin ifade ettiği eventually prove decisively irritating düşüncesinin yerine geçen yardımcı fiildir. Bu nedenle cümle, herkesin eninde sonunda sinir bozucu hâle geldiğini anlatır. Buradaki does, bu düşünceyi geniş zamanda geçerli genel bir gerçek olarak yeniden ifade eder. Tek başına bir eylem yapmak anlamına gelmez; eksiltilen içerik bağlamdan tamamlanmalıdır.
Alıştırma
Cümleyi gets nervous yerine geçen tek sözcükle tamamlayın: Maya gets nervous before presentations, and everyone ____ sometimes.
Cevabı göster
does
not because we know it exactly of them, Dilbilgisi
2:56bunu onlar hakkında kesin olarak bildiğimiz için değil,
and we know this dark but deeply cheering fact Anlatım akışı
3:01ve yaşamış herkes hakkındaki bu karanlık ama derinden rahatlatıcı gerçeği
not because X, but because Y: bir nedeni değiştirmek
not because X, but because Y ikili yapısı önce X'i gerekçe olarak reddeder, ardından Y'yi gerçek gerekçe olarak verir. Bu cümlede konuşan kişi We have to believe this ifadesini reddetmez; yalnızca ilk açıklama olan we know it exactly of them reddedilir. Her iki bölümün de because yan cümlesi olması, düzeltmeyi açık ve dengeli kılar. Dinleyicinin yanlış bir amaç veya neden varsayabileceği durumlarda bu yapıyla o varsayımı düzeltip gerçek nedeni açıklayabilirsiniz.
Alıştırma
İlk nedeni reddedip gerçek nedeni veren ikili bağlaçlarla cümleyi tamamlayın: I stayed, ____ I was afraid, ____ I wanted to help.
Cevabı göster
not because · but because
“dark but deeply cheering fact” ifadesindeki karşıtlık
dark but deeply cheering fact ifadesi, aynı isme birbirine zıt iki değerlendirme yükler. dark, gerçeğin rahatsız edici olduğunu belirtir; but yönü değiştirir ve deeply cheering son, daha güçlü etkiyi verir: bu gerçek gerçekten teselli veya cesaret sunar. Bu karşıtlık, yazarın acı verici bir yönü kabul ederken savını güven veren bir notla bitirmesini sağlar. Burada cheering, “cesaret verici veya teselli edici” anlamında bir sıfattır; destek için bağırma eylemi değildir. X but Y kalıbı, okuru Y’yi son ve daha önemli değerlendirme olarak almaya yönlendirir.
Alıştırma
Bu cümlede “dark but deeply cheering fact” ne işlev görür?
- Gerçeği rahatsız edici olarak sunar, ardından aynı zamanda güçlü bir teselli verdiğini vurgular.
- İnsanlar fazla duygusal olduğu için gerçeğin bilinmediğini söyler.
- Korkutucu bir şeyden sonra yapılan bir kutlamayı anlatır.
Cevabı göster
Gerçeği rahatsız edici olarak sunar, ardından aynı zamanda güçlü bir teselli verdiğini vurgular.