Covid-19: Amerika'da can kaybı neden bu kadar yüksek?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: Haber, ABD'nin başarısız salgın yanıtını federalizm, partizanlık ve sağlık sistemiyle açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. grim milestone eşdiziminin olumlu bir söze ciddi ton katarak artan ölümler gibi acı eşikleri nasıl anlattığını öğrenin. 2. A virus doesn't respect state lines. metaforunun hastalığı kişileştirip ayrı eyalet tepkilerinin yayılımı durduramadığını nasıl gösterdiğini anlayın. 3. much more so than karşılaştırma yapısında önceki açıklama yerine so kullanın; tekrardan kaçının ve Amerikan hastanelerinin ne ölçüde ticari çalıştığını karşılaştırın.
Bu derste
America is now the epicenter of the coronavirus pandemic. Kelime
0:01Amerika şu anda koronavirüs pandemisinin merkez üssü konumunda.
Epicenter: etkinin en yoğun olduğu yer
Epicenter sözcüğü gerçek anlamıyla, yeryüzünde bir depremin kaynağının tam üzerinde bulunan noktadır. Bu cümlede ise mecaz anlamdadır: Amerika, pandeminin en yoğun olduğu veya en büyük etkiyi yarattığı yer olarak anlatılır. Sözcük tam coğrafi merkez anlamına gelmez ve salgının nerede başladığını kanıtlamaz. Haber dilinde bir krizin veya yoğun bir faaliyetin ana odağını belirtir.
Alıştırma
Haber dilindeki mecaz anlamıyla epicenter sözcüğünü doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- Please place the logo at the epicenter of the page.
- The report identified the epicenter of the earthquake.
- The port city became the epicenter of the housing crisis.
Cevabı göster
The port city became the epicenter of the housing crisis.
America has passed the grim milestone of 20,500 deaths to overtake Italy as the world's worst hit nation. Kalıp ifadeler
0:07Amerika, 20.500 ölüm gibi acı bir eşiği geçerek dünyanın en çok etkilenen ülkesi olarak İtalya'yı geride bıraktı.
Grim milestone: trajik ama önemli bir eşik
Milestone önemli bir aşama veya sayısal eşiktir. Grim sıfatı, sözcüğün normalde olumlu ya da tarafsız olan tonunu değiştirir: grim milestone, yüksek ölüm sayısı gibi acı verici bir olayı işaret ettiği için önemli bir eşiktir. Burada ifade, 20.500 ölümü pandemide önemli bir nokta olarak sunarken üzüntü ve ciddiyet de aktarır. Kutlanacak bir dönüm noktası değildir.
Alıştırma
Ciddi bir haberde bu cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? "The death toll from the flood passed another ___ overnight."
- routine landmark
- proud milestone
- grim milestone
Cevabı göster
grim milestone
Many blame the president for the scale of the crisis.
0:15Birçok kişi krizin boyutundan dolayı başkanı suçluyor.
Uh and he's made just about all of them wrong.
0:23Ih, ve o bunların neredeyse hepsini yanlış aldı.
But the causes of America's failings in dealing with the virus run far deeper. Deyimler
0:26Ancak Amerika'nın virüsle mücadeledeki başarısızlıklarının nedenleri çok daha derinlere iniyor.
run far deeper: nedenleri çok daha derin olmak
Burada run far deeper, “nedenleri ya da kökleri görünürdeki açıklamadan çok daha temel olmak” demektir. Run, fiziksel hareketi değil, bir meselenin ne kadar derine uzandığını anlatır; deeper da mekânsal değil mecazidir. Bu ifade, dikkati görünür bir sorundan alıp alttaki sistemlere veya koşullara yöneltir. Özne çoğunlukla causes, divisions, problems veya feelings gibi soyut bir şeydir.
Alıştırma
Hangi cümle, anlaşmazlığın görünürdeki tartışmadan daha temel nedenleri olduğunu anlatır?
- The disagreement falls far behind one rude comment.
- The disagreement runs far deeper than one rude comment.
- The disagreement moves much faster than one rude comment.
Cevabı göster
The disagreement runs far deeper than one rude comment.
America is a country that always would have found fighting a pandemic to be difficult, Dilbilgisi
0:33Amerika, bir pandemiyle savaşmayı her zaman zor bulacak bir ülke olurdu,
would have found ... to be difficult: ... zor bulmuş olurdu
Would have found fighting a pandemic to be difficult ifadesinde would have found, gerçek dışı veya alternatif bir geçmiş hakkında değerlendirme bildirir. Konuşmacı, bir şeyi bulma eyleminin tamamlandığını anlatmaz; kastedilen, hayal edilen her başkanlık senaryosunda ülkenin bu görevi yine zor bulacak olmasıdır. Kalıp would have found + nesne/eylem + to be + sıfat biçimindedir. Burada fighting a pandemic değerlendirilen eylem, difficult ise değerlendirmedir. Günlük dilde daha kısa olan would have found + nesne/eylem + sıfat kalıbı da aynı ilişkiyi anlatabilir: would have found fighting a pandemic difficult.
Alıştırma
Hangi cümle, ekibin gerçek dışı bir geçmiş durumda yaşayacağı zorluk hakkındaki değerlendirmeyi doğru ifade eder?
- If it had taken the contract, the small team will find coordinating five sites to be difficult.
- If it took the contract, the small team found coordinating five sites to be difficult.
- If it had taken the contract, the small team would have found coordinating five sites to be difficult.
Cevabı göster
If it had taken the contract, the small team would have found coordinating five sites to be difficult.
regardless of who the president was: başkanın kim olduğuna bakılmaksızın
Regardless of who the president was, kişinin kimliğiyle ilgili ancak ana yargıyı değiştirmeyen bir koşul getirir. Konuşmacı, Amerika'nın yalnızca belirli bir başkan döneminde değil, başkan kim olursa olsun zorluk yaşayacağını söylüyor. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp regardless of who + yan cümledir. Bu kalıp, yan cümledeki kişinin kim olduğunun sonucu etkilemediğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi regardless ile başlayan üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The decision must be fair ____ makes it.
Cevabı göster
regardless of who
President Donald Trump's administration was slow to act. Kalıp ifadeler
0:51Başkan Donald Trump'ın yönetimi harekete geçmekte yavaş kaldı.
slow to act: harekete geçmekte gecikmek
Burada was slow to act, yönetimin somut bir adım atmadan önce gereğinden fazla beklediği anlamına gelir. Bir şeyi yaparken fiziksel olarak yavaş hareket etmeyi değil, gecikmiş bir tepkiyi anlatır. be slow to + fiil kalıbı, harekete geçmek gerektiğinde bir kişi veya kuruluşun zamanında tepki vermediğine yönelik eleştiri ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle tepkinin olması gerekenden daha geç başladığı anlamına gelir?
- The city was slow to act after the flood warning.
- The city moved slowly because the road was icy.
- The city acted slowly while moving the damaged cars.
Cevabı göster
The city was slow to act after the flood warning.
Early on, the president was, you know, reassuring Americans that things would not get so bad. Kalıp ifadeler
0:55Erken dönemde, başkan, bilirsiniz, Amerikalılara işlerin o kadar kötüye gitmeyeceği konusunda güvence veriyordu.
reassure someone that ...: birine … olduğunu söyleyerek onu rahatlatmak
Reassuring Americans that things would not get so bad, Amerikalıların kaygısını azaltmak amacıyla onlara durumun o kadar kötüleşmeyeceğini söylemek demektir. Kalıp reassure + kişi + that yan cümlesi şeklindedir: önce kişi gelir, ardından rahatlatıcı mesajı veren yan cümle gelir. Reassure, rahatlatma eylemini veya niyetini anlatır; söylenenin doğru olduğunu kanıtlamaz. Daha sonraki olaylar bu iddiayla çeliştiği için burada alıntılanması eleştirel bir ton taşıyabilir.
Alıştırma
Hem cümleyi doğru tamamlayan hem de hemşirenin Leo'nun endişesini azaltmaya çalıştığını anlatan ifadeyi seçin: The nurse tried to ___ the test was safe.
- ensure Leo that
- ensure that
- reassure Leo that
Cevabı göster
reassure Leo that
We have it very much under control in this country. Kalıp ifadeler
1:01Bu ülkede durumu oldukça kontrol altında tutuyoruz.
have something under control: bir şeyi kontrol altında tutmak
Have something under control, bir sorunu veya durumu başarıyla yönetmek ve daha kötüye gitmesini önleyebilmek demektir. We have it under control cümlesinde it, konuşulan durumu ifade eder. Bu ifade sorunun ortadan kalktığını değil, yönetilebilir olduğunu anlatır. Çalışmalar, risk veya izleme devam ederken de bir sorun under control olabilir. Bu alıntıda iddianın daha sonra sorgulanması ifadeye eleştirel bir bağlam kazandırır.
Alıştırma
Cümleyi “yönetilebilir, ancak mutlaka çözülmüş değil” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The leak is now ____, but repairs will continue tomorrow.
Cevabı göster
under control
And I think that there was a series of critical weeks in which the threat was underplayed. Kelime
1:14Ve bence tehdidin küçümsendiği bir dizi kritik hafta yaşandı.
Underplayed: bir tehdidi olduğundan daha az ciddi göstermek
Bu cümlede underplayed, tehdidin gerçekte olduğundan daha az ciddi veya tehlikeli gösterilmesi anlamına gelir. Edilgen was underplayed yapısı odağı tehdidin üzerinde tutar ve tehdidi aktaran kişilerin onun ciddiyetini azalttığını ima eder. Underplayed tarafsız bir betimleme değildir ve çoğu zaman eleştiri içerir. Konuşmacı, tehlikenin daha güçlü veya daha acil bir tepki gerektirdiğini düşünür.
Alıştırma
“the threat was underplayed” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Tehdit, gerçekte olduğundan daha az ciddi gösterildi.
- Tehdit doğru şekilde ölçüldü ancak durdurulması zordu.
- Tehdit tamamen görmezden gelindi ve hiç anılmadı.
Cevabı göster
Tehdit, gerçekte olduğundan daha az ciddi gösterildi.
The administration's initial complacency was set to store up problems for the weeks ahead. Öbek fiiller
1:20Yönetimin başlangıçtaki kayıtsızlığı, önümüzdeki haftalar için sorun biriktirecek nitelikteydi.
Store Up Problems: gelecek için sorun biriktirmek
Store up problems, sorunların şimdi birikmesine ve etkilerinin daha sonra ortaya çıkmasına yol açmak demektir. Buradaki kalıp store up + isim şeklindedir ve zamanla biriken şey problems sözcüğüyle ifade edilir. Bu ifade gecikmiş sonuçları vurgular: Bir tercih kısa vadede zararsız veya kullanışlı görünebilir, ancak geleceği daha zor hâle getirebilir.
Alıştırma
Şimdiki bir tercihin ileride ortaya çıkacak sorunları biriktirdiğini en iyi vurgulayan cümle hangisidir?
- Skipping maintenance now will solve problems before next winter.
- Skipping maintenance now will cause problems next winter.
- Skipping maintenance now will store up problems for next winter.
Cevabı göster
Skipping maintenance now will store up problems for next winter.
There was a sense that we didn't need to develop the amount of ventilators that we had, Anlatım akışı
1:26Sahip olduğumuz sayıda solunum cihazı geliştirmemize gerek olmadığına dair bir his vardı,
“There was a sense that” ile kaynağı belirtilmeyen genel bir izlenim aktarmak
“There was a sense that”, bu görüşü taşıyan kişileri belirtmeden genel bir izlenimi veya paylaşılan bir görüşü aktarır. Burada daha az solunum cihazına ihtiyaç duyulduğu düşüncesi, kimliği belli bir kişinin iddiası olarak değil, genel atmosferin bir parçası olarak sunulur. Buradaki sense fiziksel bir duyu değil, “izlenim” anlamındadır. Bu yapı önce izlenimi, ardından that yan cümlesinde izlenimin içeriğini verir. Böylece konuşan kişi bir algıyı kesin bir gerçek gibi sunmadan bilgiyi temkinli biçimde düzenler.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz temkinli ve kişisellikten uzak ifadeyle tamamlayın: In the first week, ____ staff were unsure about the new policy.
Cevabı göster
there was a sense that
the number of personal protective equipment that could go out to doctors.
1:30doktorlara gidebilecek kişisel koruyucu ekipman sayısına da.
And what we find now is that we're in the midst of kind of a national shortage of those things. Kalıp ifadeler
1:34Ve şimdi gördüğümüz şey, bu tür şeylerin ulusal bir eksikliğinin ortasında olduğumuzdur.
Devam eden bir durum için“in the midst of”
“In the midst of”, devam eden bir olayı veya durumu şu anda yaşamak ya da onun derinden içinde olmak anlamına gelir. Burada ülke hâlâ devam eden bir kıtlık yaşamaktadır; bu nedenle ifade, yalnızca kıtlık olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Kesin olarak yarı noktada bulunmak anlamına gelmez. Yaygın yapı in the midst of + isim veya -ing biçimidir; örneğin in the midst of a crisis ya da in the midst of moving.
Alıştırma
Cümleyi “devam eden bir durumu şu anda yaşıyor olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The school is ____ a major renovation, so some classrooms are closed.
Cevabı göster
in the midst of
the Trump administration promised millions of test kits crucial to monitor the spread of the virus.
1:41Trump yönetimi, virüsün yayılmasını izlemek için hayati önem taşıyan milyonlarca test kiti sözü verdi.
Yet, by the end of the month, only around 200,000 tests had been completed.
1:46Ancak ay sonuna kadar sadece yaklaşık 200.000 test tamamlanmıştı.
But this failure wasn't entirely down to President Trump's inaction.
1:59Ancak bu başarısızlık tamamen Başkan Trump'ın eylemsizliğine bağlı değildi.
Thousands of Americans may have been exposed to the coronavirus, Dilbilgisi
2:04Binlerce Amerikalı koronavirüse maruz kalmış olabilir,
may have been exposed ... have not been tested: olası maruz kalma, henüz test yok
May have been exposed; kiplik, tamamlanmışlık ve edilgenliği birleştiren bir yapıdır. May belirsizlik bildirir, have been olası olayı şimdiki referans noktasından önceye yerleştirir ve exposed insanların yaptığı bir şeyi değil, onların başına gelmiş olabilecek şeyi anlatır. Have not been tested, olumsuz present perfect edilgen yapıdır: ilgili şimdiki zamana kadar bu kişilere test yapılmamıştır. İki fiil öbeği Thousands of Americans öznesini paylaşır; bu yüzden but sonrasında özne tekrarlanmaz. İkinci kısımda may tekrarlanmadığı için test yapılmaması yalnızca bir olasılık olarak değil, ayrı bir bildirim olarak sunulur.
Alıştırma
Şu cümleye en uygun yorum hangisidir: "Several devices may have been damaged, but have not been inspected."?
- Hasar oluşmuş olabilir ve şu ana kadar hiçbir inceleme yapılmamıştır.
- Hasar kesindir ve cihazlar daha sonra incelenmiştir.
- Cihazlar gelecekte hasar görebilir ve inceleme yapmak imkânsızdır.
Cevabı göster
Hasar oluşmuş olabilir ve şu ana kadar hiçbir inceleme yapılmamıştır.
The first tests created by the Centers for Disease Control,
2:09Hastalık Kontrol Merkezleri tarafından oluşturulan ilk testler,
Private and academic labs around the country tried to develop their own tests,
2:16Ülke çapındaki özel ve akademik laboratuvarlar kendi testlerini geliştirmeye çalıştılar,
but were initially hampered by strict regulations and a laborious approval process. Notlar
2:21ancak başlangıçta sıkı düzenlemeler ve zahmetli bir onay süreci nedeniyle engellendiler.
hampered by strict regulations: katı düzenlemelerin ilerlemeyi zorlaştırması
Be hampered by, bir engelin ilerlemeyi daha zor veya daha yavaş hâle getirdiğini belirtir. X is ya da was hampered by Y yapısında X etkilenen çaba veya süreç, Y ise engeldir. Bu ifade, çabanın tamamen durduğunu veya başarısız olduğunu söylemez. Burada katı düzenlemeler ilerlemeyi sınırlamış ve karmaşıklaştırmıştır.
Alıştırma
Şu cümleyle ilgili ifadeyi değerlendirin: "The investigation was hampered by missing records." Bu, soruşturmanın daha zor hâle geldiği ancak yine de devam etmiş olabileceği anlamına gelir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
A laborious approval process: zahmetli bir onay süreci
Bu cümlede a laborious approval process, tamamlanması güç olduğu için çok fazla zaman ve çaba gerektiren bir onay sürecidir. Laborious, süreç boyunca ilerlemenin ne kadar zahmetli olduğunu anlatır; onay veren kişileri çalışkan oldukları için övmez. laborious + process/procedure/task kalıbı, çoğunlukla çok sayıda adım veya tekrarlanan gereklilik yüzünden işin kendisi zor olduğunda kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi, tamamlanması çok fazla iş gerektiren bir onay sürecini anlatan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The launch was delayed by a ____.
Cevabı göster
laborious approval process
That's a technical failing and a bureaucratic failing that perhaps could be laid on the president. Kalıp ifadeler
2:28Bu, belki de başkana yüklenebilecek teknik bir başarısızlık ve bürokratik bir başarısızlıktır.
Could be laid on: sorumluluğu birine yüklemek
Burada could be laid on, “ona bağlanabilir” veya “onun üzerine atılabilir” anlamına gelir. Başarısızlığın sorumluluğu başkana yüklenmektedir; fiziksel olarak kimsenin üzerine bir şey konmaz. Bu sorumluluk anlamında edilgen yapı kusuru önce getirir: a failure/the blame + could be laid on + kişi veya kurum. Could, bu yargıyı kesin değil olası hâle getirir.
Alıştırma
“The oversight could be laid on the senior manager,” cümlesinde could be laid on ne anlama gelir?
- Üst düzey yöneticiden ihmali araştırması istenebilir.
- İhmal fiziksel olarak üst düzey yöneticinin yakınına yerleştirilebilir.
- Üst düzey yönetici ihmalden sorumlu tutulabilir.
Cevabı göster
Üst düzey yönetici ihmalden sorumlu tutulabilir.
But one of the things about America is that public health authority is incredibly devolved to states and cities in terms of how they respond. Kültür
2:33Ancak Amerika ile ilgili durumlardan biri, halk sağlığı otoritesinin nasıl tepki verecekleri konusunda eyaletlere ve şehirlere inanılmaz derecede devredilmiş olmasıdır.
devolved to states and cities: yetkinin eyaletlere ve şehirlere devredilmesi
Bu cümlede devolved to states and cities, halk sağlığıyla ilgili karar verme yetkisinin tamamen federal hükûmette tutulmak yerine daha alt hükûmet düzeylerine bırakıldığı anlamına gelir. To states and cities, bu yetkinin büyük bölümünü elinde tutan düzeyleri belirtir. Buradaki devolve, yetkinin alt düzeylere dağıtılmasıyla ilgili kurumsal bir terimdir. Halk sağlığının gerilediği veya daha az gelişmiş hâle geldiği anlamına gelmez. Bu, farklı eyaletlerin ve şehirlerin neden farklı şekillerde karşılık verebildiğini açıklar.
Alıştırma
Bu bağlamda “public health authority is devolved to states and cities” ne anlama gelir?
- Eyaletler ve şehirler tüm halk sağlığı yetkisini federal hükûmete geri vermiştir.
- Halk sağlığı kararlarının alınmasında yetkinin büyük bölümü eyaletlerin ve şehirlerin elindedir.
- Eyaletlerdeki ve şehirlerdeki halk sağlığı sistemi daha az gelişmiş hâle gelmiştir.
Cevabı göster
Halk sağlığı kararlarının alınmasında yetkinin büyük bölümü eyaletlerin ve şehirlerin elindedir.
So that the federal government actually can't order these things.
2:39Böylece federal hükümet aslında bu şeyleri emredemez.
America's federal system grants states the authority to decide when and how to respond in a public health crisis like this pandemic. Kalıp ifadeler
2:44Amerika'nın federal sistemi, eyaletlere bu pandemi gibi bir halk sağlığı krizinde ne zaman ve nasıl yanıt vereceklerine karar verme yetkisi tanır.
grants states the authority to: eyaletlere resmî yetki verir
“Grants states the authority to”, “eyaletlere bir şeyi yapma konusunda resmî yetki verir” anlamına gelir. Yapı grant + person or body + the authority + to-infinitive biçimindedir. Burada states yetkiyi alan taraftır; to decide ise yapmaya yetkili oldukları eylemi belirtir. Hukuk, politika veya kuruluşlarla ilgili İngilizcede grant bir hak, izin ya da yetki verebilir; mutlaka para vermek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi grant + recipient + the authority to yapısıyla tamamlayın: The charter ____ approve emergency spending.
Cevabı göster
grants the committee the authority to
The state's 19 million residents are being told to stay at home as much as possible.
2:57Eyaletin 19 milyon sakinine mümkün olduğunca evde kalmaları söyleniyor.
the governor of New York announced a statewide lockdown on March 20th.
3:06New York valisi 20 Mart'ta eyalet çapında bir karantina ilan etti.
Cümle başında geçmiş zaman ortacı yapısı olarak “Faced with an escalating crisis”
“Faced with an escalating crisis” ana cümleden önce gelen bir geçmiş zaman ortacı yapısıdır. Valinin açıklamasının nedenini veya arka planını verir: vali giderek kötüleşen bir krizle karşı karşıyadır. “Faced” sözcüğünün örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan “the governor”dır. Bir şeyle karşı karşıya olan “crisis” değildir. Ana cümledeki kişi veya nesne bu durumu yaşayan taraf olduğunda bu kısa yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Örnekte giderek büyüyen krizle karşı karşıya olan kimdir?
- New York valisi
- kriz
- eyalet genelindeki kapanma
Cevabı göster
New York valisi
We're going to put out an executive order today. Öbek fiiller
3:12Bugün bir idari emir çıkaracağız.
“put out an executive order” = yürütme emrini yayımlamak
Burada “put out”, “yayımlamak veya duyurmak” anlamına gelir; “söndürmek” anlamında değildir. Bu hükûmet bağlamında konuşan kişi, yönetimin yürütme emrini o gün resmen kamuoyuna açıklayacağını söylüyor. Phrasal verb'ün anlamını nesne ve bağlam belirler. “Put out”, “order”, “statement”, “warning” veya “report” gibi nesnelerle kullanıldığında çoğu zaman bir şeyi kamuoyuna duyurmak anlamına gelir. Emri dışarı koymak anlamına gelmez ve “put out a fire” ifadesindeki yangın söndürme anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi ifade, bir yürütme emrini uygulamak yerine kamuoyuna açıklamak anlamına gelir?
- comply with an executive order
- carry out an executive order
- put out an executive order
Cevabı göster
put out an executive order
At the end of the day: nihai sonucu belirtmek
At the end of the day, nihayetinde veya önemli olan her şey değerlendirildiğinde anlamına gelen bir söylem deyimidir. Burada konuşanın son görüşünü açıklamak üzere olduğunu gösterir; günün belirli bir saatini belirtmez. Diğer gerçekler, kaygılar veya görüşler değerlendirildikten sonra en önemli sonucu sunmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: At the end of the day, we need a plan everyone can follow. Baştaki ifade ne anlama geliyor?
- Önemli olan her şey değerlendirildiğinde
- Bir iş gününün tam sonunda
- Akşam başladığında
Cevabı göster
Önemli olan her şey değerlendirildiğinde
I'm not going to let it stop me from partying. Dilbilgisi
3:32bunun beni parti yapmaktan alıkoymasına izin vermeyeceğim.
let something stop someone from + -ing yapısı
Let + nesne + fiilin yalın hâli, nesnenin bir şey yapmasına izin vermek anlamına gelir. let it stop me ifadesinde it, let fiilinin nesnesidir ve stop, let fiilinden sonra geldiği için yalın hâlde kalır. Stop someone from + -ing, bir kişinin bir etkinliği yapmasını engellemek demektir. Burada it, daha önce sözü edilen riske gönderme yapar ve yapının tamamı, bu engele rağmen parti yapmaya devam etme kararını ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi stop ve try fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: I won't let one mistake ____ me from ____ again.
Cevabı göster
stop · trying
Here, there would be no lockdown for almost another 2 weeks,
3:34Burada, neredeyse 2 hafta daha karantina olmayacaktı,
during which time the virus continued to spread across the country. Dilbilgisi
3:39bu süre zarfında virüs ülke geneline yayılmaya devam etti.
during which time: önceki bir zaman dilimine gönderme
“During which time”, daha önce belirtilen “almost another 2 weeks” zaman dilimine gönderme yapan bir ilgi ifadesidir. Buradaki which, lockdown sözcüğüne değil, bu zaman aralığına gönderme yapar. Yazar, “[zaman dilimi], during which time + yan cümle” yapısıyla o süre içinde yaşananları bağımlı bir cümle olarak ekler. Böylece during those two weeks ifadesini tekrarlamadan zaman çizgisiyle sonucu tek cümlede birleştirir.
Alıştırma
İkinci olayı daha önce belirtilen üç günlük süreye doğru biçimde bağlayan seçenek hangisidir?
- The repairs took three days, during which the shop remained closed time.
- The repairs took three days, during which time the shop remained closed.
- The repairs took three days, during that time the shop remained closed.
Cevabı göster
The repairs took three days, during which time the shop remained closed.
Some states called for non-essential businesses to be closed and for people to stay at home much earlier than others. Kalıp ifadeler
3:44Bazı eyaletler, zorunlu olmayan işletmelerin kapatılması ve insanların evde kalması çağrısını diğerlerinden çok daha erken yaptı.
call for ... to be closed: bir önlemi kamuoyu önünde talep etmek
Burada called for, bir önlemin alınmasını kamuoyu önünde talep etmek veya savunmak anlamına gelir. Eyaletler telefon görüşmesi yapmıyor, bir politikayı destekliyordu. Kalıp “call for + isim + to be + geçmiş zaman ortacı” şeklindedir. Businesses eylemden etkilenen öge olduğu için to be closed edilgendir. Yapı, eylemi kimin gerçekleştireceğinden çok talep edilen sonuca odaklanır.
Alıştırma
Called sözcüğüne “kamuoyu önünde talep etti” anlamı kazandıran edatı yazın: The council called ____ the unsafe bridge to be closed.
Cevabı göster
for
The fact that borders remained open between the states complicates efforts at containment.
3:49Eyaletler arasında sınırların açık kalması gerçeği, kontrol altına alma çabalarını zorlaştırıyor.
While some states might have kind of shut down at this time, Öbek fiiller
3:55Bazı eyaletler o sıralarda bir tür kapanmış olsa da,
shut down: normal faaliyetlerin durması
Burada shut down, bir eyaletin kısıtlamalar yoluyla normal kamusal, ticari ve toplumsal faaliyetleri büyük ölçüde durdurması anlamına gelir. Eyalet gerçek anlamda var olmaktan çıkmaz; olağan faaliyetler ciddi biçimde azalır. Fiil burada geçişsizdir: the state shut down örneğinde olduğu gibi eyaletin kendisi faaliyetlerini durdurmuş olarak anlatılır. Öbek fiil geçişli de kullanılabilir ve bir özne başka bir şeyi durdurabilir: The city shut the venue down.
Alıştırma
“The city shut down during the emergency.” cümlesinde shut down en doğal olarak ne anlama gelir?
- Normal faaliyetler büyük ölçüde durdu.
- Şehir kalıcı olarak var olmaktan çıktı.
- Şehirdeki bütün kapılar kapatıldı.
Cevabı göster
Normal faaliyetler büyük ölçüde durdu.
if a resident from there goes to Florida and then comes back,
4:01oradan bir sakin Florida'ya gidip sonra geri dönerse,
you can see how it could exponentiate from there. Notlar
4:04oradan itibaren nasıl katlanarak artabileceğini görebilirsiniz.
you can see how: çıkarımı yönlendirmek
Burada you can see how, dinleyiciyi bir çıkarım boyunca yönlendirir: yolculuk örneğini düşündükten sonra dinleyici bir sonraki sonucun ne şekilde ortaya çıkabileceğini anlayabilir. See, anlamak veya fark etmek demektir; how ise görsel bir eylemi değil, mekanizmayı açıklar. Bu kalıp, biraz önce sözü edilen örneği veya nedeni ardından gelen sonuca bağlayarak bilgiyi düzenler. Sonucu hazırlıksız biçimde doğrudan belirtmek yerine dinleyicinin verilen bilgilerden çıkarabileceği bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle, dinleyiciyi yalnızca bir gerçeği kabul etmeye değil, olası bir mekanizmayı takip etmeye davet eder?
- You can see the late train on the platform.
- You can see that one late train disrupted the whole schedule.
- You can see how one late train could disrupt the whole schedule.
Cevabı göster
You can see how one late train could disrupt the whole schedule.
Teknik tınılı bir fiil olarak exponentiate
Burada exponentiate, üstel bir hızla artmak veya yayılmak anlamında kullanılıyor. it zamiri virüsün yayılmasını ifade ediyor: dışarıdan gelen tek bir enfeksiyon daha fazla vakaya, bu vakalar da çok daha fazla vakaya yol açabilir. Konuşmacı, üstel biçimde büyüme düşüncesini tek bir fiilde sıkıştırıyor. Bu yalnızca hızlı artmak demek değildir; üstel büyüme, tekrarlanan çarpma veya katlanma sonucunda oluşur.
Alıştırma
Amaçlanan anlamı günlük İngilizceyle en doğal biçimde yeniden ifade eden cümle hangisidir?
- The virus could stop spreading when it reached the state line.
- The virus could spread at a steady, unchanging rate from there.
- The virus could spread exponentially from there.
Cevabı göster
The virus could spread exponentially from there.
That's the weakness of a system that relies on decision makers in 50 states and numerous jurisdictions.
4:07Bu, 50 eyalette ve çok sayıda yargı bölgesindeki karar vericilere dayanan bir sistemin zayıflığıdır.
A Virus Doesn't Respect State Lines: sınır benzetmesi
Burada respect, hayranlık duymak veya kibar davranmak anlamına gelmiyor. something does not respect a boundary yapısında respect, bir sınıra uymak veya o sınırla kısıtlanmak demektir. Virüsün niyeti olmadığı için cümle virüsü kişileştirerek bulaşmanın ABD'deki bir eyaletten diğerine geçebileceğini anlatıyor. Bu benzetme bir kamu politikası noktasını kısa biçimde ifade eder: idari sınırlar yönetimleri ve kuralları ayırabilir, ancak ortak bir biyolojik riski fiziksel olarak kapatamaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki sınır benzetmesiyle tamamlayın: Air pollution ____ city boundaries.
Cevabı göster
doesn't respect
And efforts to halt the spread of the virus have been impeded by another aspect of America's political system. Kalıp ifadeler
4:17Ve virüsün yayılmasını durdurma çabaları, Amerika'nın siyasi sisteminin başka bir yönü tarafından engellendi.
halt the spread of the virus: virüsün yayılmasını durdurmak
“Halt the spread of the virus”, virüsün daha fazla kişiye veya yere ulaşmasını durdurmak demektir. Halt, yalnızca bulaşma hızını azaltmaktan daha güçlü bir hedef ifade eder. Yapı halt + the spread of + isim şeklindedir. Burada spread, yayılma veya bulaşma sürecini ifade eden bir isimdir; bir şeyi bir yüzeye sürmek anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi cümle hedefin yalnızca hızı azaltmak değil, daha fazla bulaşmayı durdurmak olduğunu söyler?
- The measures describe the spread of the virus.
- The measures aim to halt the spread of the virus.
- The measures aim to slow the spread of the virus.
Cevabı göster
The measures aim to halt the spread of the virus.
They want to use a deadly virus as a political weapon against the president. Deyimler
4:28Ölümcül bir virüsü başkana karşı siyasi bir silah olarak kullanmak istiyorlar.
use a deadly virus as a political weapon: ölümcül bir virüsü siyasi silah olarak kullanmak
“Use a deadly virus as a political weapon” bir mecazdır. Virüsü ve çevresindeki kamusal tartışmayı, başkana siyasi olarak zarar vermek veya saldırmak için kullanmak demektir; virüsü gerçek bir silaha dönüştürmek anlamına gelmez. use + something + as + a role yapısı, konuşanın bir şeyin hangi amaca veya role hizmet ettiğini iddia ettiğini gösterir. Political weapon saldırgan ve partizan bir çerçeve eklediği için cümle tarafsız bir gerçek değil, başkalarının niyetlerine yönelik bir suçlamadır.
Alıştırma
Bu cümlede use a deadly virus as a political weapon ne anlama gelir?
- Virüsü fiziksel bir silaha dönüştürdükleri anlamına gelir.
- Siyaseti halk sağlığından ayrı tuttukları anlamına gelir.
- Virüsü siyasi bir rakibe saldırmak için kullandıkları anlamına gelir.
Cevabı göster
Virüsü siyasi bir rakibe saldırmak için kullandıkları anlamına gelir.
Partisan politics are crippling America's response to the coronavirus pandemic.
4:31Partizan siyaset, Amerika'nın koronavirüs pandemisine verdiği yanıtı felç ediyor.
Politics has infected America's handling of the outbreak. Deyimler
4:37Siyaset, Amerika'nın salgını yönetme şeklini enfekte etti.
Politics has infected: salgınla bağlantılı olumsuz bir metafor
Burada infected mecazi anlamdadır. Siyaset, bir salgının yönetimine gerçek anlamda hastalık bulaştıramaz; cümle, partizan siyasi çıkarların Amerika'nın müdahalesine girip onu olumsuz etkilediğini anlatır. Fiil, salgının kendisini bilinçli olarak çağrıştırır. Bu sözcük seçimi siyaseti kirletici bir güç gibi gösterir; dolayısıyla cümle, siyasetin yalnızca sürece dahil olduğunu tarafsızca belirtmez, eleştiri taşır.
Alıştırma
Bu cümlede infected en güçlü biçimde ne anlatıyor?
- Siyasetçiler salgını yönetirken fiziksel olarak hastalığa yakalandı.
- Siyaset yalnızca salgın tartışmasında tarafsız bir konu hâline geldi.
- Partizan siyaset salgının yönetimini olumsuz etkiledi.
Cevabı göster
Partizan siyaset salgının yönetimini olumsuz etkiledi.
Republican and right-leaning politicians have been slower to impose restrictions than Democrats. Dilbilgisi
4:40Cumhuriyetçi ve sağ eğilimli politikacılar kısıtlamalar getirme konusunda Demokratlara kıyasla daha yavaş oldular.
slower to impose restrictions than: tepki hızını karşılaştırmak
A is, was, or has been slower to do X than B yapısı, iki tarafın aynı eylemi ne kadar hızlı gerçekleştirdiğini karşılaştırır. Burada Cumhuriyetçi ve sağ eğilimli siyasetçilerin kısıtlamalar getirmek için Demokratlardan daha uzun süre beklediği söylenir. Impose restrictions, resmî olarak sınırlamalar getirmek veya bunları uygulamak anlamına gelen resmî bir eşdizimdir. Bu yapıda slower, restrictions ismini değil, kısıtlama getirme eylemini niteler.
Alıştırma
Hangi cümle, A Grubu'nun kurallarının daha az veya daha zayıf olduğunu ileri sürmeden harekete geçmesinin daha uzun sürdüğünü söylüyor?
- Group A was slower to impose restrictions than Group B.
- Group A imposed fewer restrictions than Group B.
- Group A imposed less stringent restrictions than Group B.
Cevabı göster
Group A was slower to impose restrictions than Group B.
plead with someone to do something: birine bir şey yapması için yalvarmak
Plead with someone to do something, durum ciddi veya acil olduğu için birinden bir şeyi çok içten ve ısrarla istemek demektir. Burada konuşan kişi sıradan ve nazik bir istekte bulunmuyor; güçlü duygularla yalvarıyor. Yapı plead with + kişi + to-infinitive şeklindedir: plead with you to stay. With edatı kişiden önce gelir, to ise istenen eylemi başlatır.
Alıştırma
Cümleyi plead fiilinin doğru biçimi ve gerekli bağlantı sözcükleriyle tamamlayın: I am ____ you ____ leave the flooded building now.
Cevabı göster
pleading with · to
unless it is necessary for you to go out: dışarı çıkman gerekmedikçe
Unless, emrin artık geçerli olmayacağı istisnayı belirtir. Cümlenin anlamı şudur: dışarı çıkmanın gerekli olduğu durum dışında evde kal. Ana cümle + unless yapısında unless genellikle if ... not mantığına sahiptir. Bu nedenle Stay home unless it is necessary... ile Stay home if it is not necessary... aynı mantığı taşır. Unless zaten olumsuzluk mantığını verdiğinden, farklı bir anlam amaçlamıyorsanız ayrıca not eklemeyin.
Alıştırma
Cümleyi “şu durum dışında” anlamındaki bağlaçla tamamlayın: Keep the door closed ____ a teacher tells you to open it.
Cevabı göster
unless
Part of the reason is that it starts in cities, Anlatım akışı
4:55Bunun bir nedeni şehirlerde başlamasıdır,
Part of the reason is that ...: nedensel iddiayı sınırlamak
Part of the reason is that, sonuca katkıda bulunan bir nedeni that yan cümlesiyle sunar. Part of ifadesi iddiayı sınırlar: ardından gelen açıklama nedenin tamamı olarak sunulmaz. Bu kalıp, bir savı dikkatli biçimde düzenlemeye yardımcı olur. Ardından başka bir kısım ya da neden gelebilir veya diğer nedenler açıkça söylenmeden bırakılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle buzlu yolu etkinliğin geç başlamasına katkıda bulunan etkenlerden yalnızca biri olarak açıkça sunar?
- The event started late, and part of the reason is that the road was icy.
- The event started late, and the reason is that the road was icy.
- The event started late, although the road was icy.
Cevabı göster
The event started late, and part of the reason is that the road was icy.
so it's taken off in places like New York and Seattle and California. Öbek fiiller
4:58bu yüzden New York, Seattle ve Kaliforniya gibi yerlerde patlama yaptı.
taken off: hızla büyümeye veya yayılmaya başlamak
Burada it's, it has anlamına gelir ve taken off, take off öbek fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. it hastalığı veya hastalığın yayılmasını belirttiği için it has taken off, çok hızlı büyümeye ya da yayılmaya başladığı anlamına gelir. Bu kullanım yalnızca vakaların varlığını değil, ani bir hızlanmayı vurgular. Hızlı büyüme anlamını, uçakla ilgili anlam yerine özne ve bağlam belirler.
Alıştırma
Cümleyi, 'hızla büyümeye başlamak' anlamındaki take off ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The podcast was little known last year, but it has ____ since January.
Cevabı göster
taken off
And these are places that tend to have Democratic mayors, Dilbilgisi
5:02Ve buralar Demokrat belediye başkanlarına sahip olma eğiliminde olan,
tend to have ... tend to have: temkinli paralel eğilimler
tend to + fiilin yalın hâli, genellikle ya da sık sık gerçekleşen bir durumu anlatır. İstisnasız bir kural değil, bir örüntü sunar. Burada tend to have, bu yerlerde çoğunlukla Demokrat Partili yöneticiler bulunduğunu temkinli biçimde söyler; her yerde mutlaka böyle olduğunu söylemez. Birbirine karşılık gelen iki fiil grubu aynı özneyi, yani these places ifadesini paylaşır: these places tend to have Democratic mayors ve [these places] tend to have Democratic governors. Yapının tekrarı iki paralel gözlemi düzenler ve ikisine de eşit ağırlık verir.
Alıştırma
'Genellikle, ancak her zaman değil' anlamındaki bu derste geçen iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Older buildings ____ need more maintenance.
Cevabı göster
tend to
And when political scientists kind of try and account for the rate of infection, Öbek fiiller
5:07Ve siyaset bilimciler enfeksiyon oranını bir şekilde açıklamaya çalıştıklarında,
Analizde bir etkeni account for etmek
account for + isim grubu, bir şeyi açıklarken veya analiz ederken o etkeni analize katmak ya da dikkate almak anlamına gelir. Burada enfeksiyon oranı, siyaset bilimcilerin göz ardı etmemeye çalıştığı bir etkendir. Bu ifade geniş anlamlıdır: Bir etkeni account for etmek, onun etkisini açıklamak veya analizi o etkene göre ayarlamak anlamına gelebilir. Tek başına belirli bir istatistik yöntemini adlandırmaz; bu cümlede bir yüzdeyi oluşturmak ya da mali hesaplarla ilgili olmak anlamına da gelmez.
Alıştırma
'The researchers accounted for age when comparing the two groups,' cümlesinde accounted for ne anlama gelir?
- Her yaş grubu için bir mali hesap açtılar.
- Etkisinin göz ardı edilmemesi için yaşı analize dâhil ettiler.
- Belirli bir yaşta olan kişilerin yüzdesini hesapladılar.
Cevabı göster
Etkisinin göz ardı edilmemesi için yaşı analize dâhil ettiler.
they still see that Republican governors are slower to implement social distancing measures.
5:14hala Cumhuriyetçi valilerin sosyal mesafe önlemlerini uygulamada daha yavaş olduğunu görüyorlar.
There's even evidence that Americans' adherence to the rules,
5:22Amerikalıların kurallara bağlılığının bile,
crucial to halting the spread of the virus,
5:26ki bu virüsün yayılmasını durdurmak için hayati önem taşır,
is also being influenced by party loyalty.
5:29parti sadakatinden etkilendiğine dair kanıtlar da var.
at least from what we can measure from cell phone data, Anlatım akışı
5:34en azından cep telefonu verilerinden ölçebildiğimiz kadarıyla,
Republicans seeming to take social distancing less seriously than Democrats.
5:37Cumhuriyetçiler sosyal mesafeyi Demokratlara kıyasla daha az ciddiye alıyor gibi görünüyor.
at least from what we can measure ...: bir sonucu kanıtla sınırlandırmak
Baştaki ifade, ardından gelen sonuç için bir kanıt sınırı belirler. Burada at least, “iddiamızı en azından değerlendirebildiğimiz bu alanla sınırlarsak” anlamına gelir; from what we can measure ise dayanağın ölçülebilir cep telefonu verileri olduğunu belirtir. Telefon verileri davranışı dolaylı olarak ölçtüğü için bu ifade iddiaya uygun bir ihtiyat katar: konuşan kişi ilgili bütün gerçeklere eriştiğini ileri sürmez. Sonucu geçersiz kılmaz; dinleyiciye sonucu hangi kanıtın desteklediğini söyler.
Alıştırma
Hangi cümle bir sonucu, mevcut kanıtın gösterebileceği alanla en açık biçimde sınırlar?
- The update made the app faster in every possible situation.
- Although the data cannot measure speed, the update definitely made the app faster.
- At least from what we can measure in the performance data, the update made the app faster.
Cevabı göster
At least from what we can measure in the performance data, the update made the app faster.
This blanket spread of shutting down businesses,
5:42İşletmelerin kapatılmasının bu şekilde geniş çaplı yayılması,
sick and tired of: güçlü bıkkınlık
Be sick and tired of something, genellikle bir durum devam ettiği veya tekrar tekrar yaşandığı için ondan son derece rahatsız olmak ya da bıkıp usanmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede sick normalde fiziksel hastalık anlamına gelmez. Kalıp be + sick and tired of + isim, zamir veya -ing biçimidir: sick and tired of the noise, sick and tired of it, sick and tired of waiting. Yalnızca tired of demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi sick and tired deyiminin tam biçimiyle tamamlayın: After the fourth cancellation, I'm ____ these delays.
Cevabı göster
sick and tired of
GPS data show that Democratic voters in the 2016 presidential election have cut travel more than Republican voters.
5:52GPS verileri, 2016 başkanlık seçimlerindeki Demokrat seçmenlerin, Cumhuriyetçi seçmenlere kıyasla seyahatleri daha fazla azalttığını gösteriyor.
people more than halved their travel in March. Dilbilgisi
6:05insanlar Mart ayında seyahatlerini yarıdan fazla azalttı.
more than halved their travel: seyahat miktarını yarıdan fazla azaltmak
more than halved their travel ifadesinde halve, bir şeyi önceki miktarının yarısına indirmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. more than, azalmanın boyutunu artırır; dolayısıyla seyahat miktarı %50'den fazla düşmüştür. Bu ifade, seyahat miktarının yarısından fazlasının kaldığı anlamına gelmez. reduced their travel by more than half ifadesinin kısa ve öz bir alternatifidir.
Alıştırma
Hangi cümle fabrikanın enerji kullanımını %50'den fazla azalttığını belirtir?
- The factory more than halved its energy use.
- The factory nearly halved its energy use.
- The factory reduced its energy use to more than half.
Cevabı göster
The factory more than halved its energy use.
because the virus obviously infects uh whomever it can. Dilbilgisi
6:20çünkü virüs açıkça ıh kimi bulursa onu enfekte eder.
politically polarized: karşıt siyasi kamplara bölünmüş
Politically polarized, güçlü biçimde karşı karşıya gelen siyasi kamplara bölünmüş olmak demektir. Burada bir virüse verilen tepkiyi tanımlar: İnsanların davranış ve tutumları siyasi çizgiler boyunca ayrılır ve bu da ortak bir tepkiyi zorlaştırır. Polarized, sıradan bir görüş ayrılığından fazlasını anlatır. Siyasi kimliğin insanların aynı meseleyi yorumlama veya ona tepki verme biçimini etkilediği, biz ve onlar ayrımının giderek büyüdüğünü gösterir.
Alıştırma
Hangi açıklama politically polarized bir tartışmaya en iyi uyar?
- People have formed strongly opposed political camps around the issue.
- The issue has been mentioned once by a politician.
- People have minor disagreements but no opposing camps.
Cevabı göster
People have formed strongly opposed political camps around the issue.
infect fiilinin nesnesi olarak whomever
Whomever, whoever'ın resmî nesne biçimidir. Bu cümlede whomever içeren bütün yan cümle infects fiilinin nesnesidir: virüs, bulaştırabildiği herhangi bir kişiye bulaşır. Whomever'dan sonraki kısaltılmış cümlede it öznedir; whomever ise söylenmeyen infect fiilinin varsayılan nesnesidir. Hangi biçimi seçeceğinizi daha küçük cümledeki görevine bakarak belirleyin. Whoever özne biçimidir, whomever ise nesne biçimidir. Günümüz günlük İngilizcesinde whoever her iki görev için de yaygın olarak kullanılır; ancak burada whomever resmî ve geleneksel bir tercihi gösterir.
Alıştırma
Resmî ve özenle düzenlenmiş İngilizcede doğru kelimeyi seçin: “The editor will publish ___ the judges select.”
- whoever
- whomever
Cevabı göster
whomever
America overtook Italy to become the worst hit country in the world. Dilbilgisi
6:29Amerika, dünyanın en kötü etkilenen ülkesi olmak için İtalya'yı geride bıraktı.
overtook Italy to become: geçmişteki geçişi sonuca bağlamak
Overtook, overtake fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Amerika'nın ilgili karşılaştırmada, örneğin bir sıralamada veya toplamda, İtalya'nın önüne geçtiğini anlatır. to become the worst hit country ifadesi bu değişimin sonucunu belirtir: Amerika, İtalya'yı geçtikten sonra yeni konuma geldi. Buradaki to become, Amerika'nın amaçladığı bir amacı değil, ortaya çıkan sonucu anlatır.
Alıştırma
“The startup overtook its rival to become the market leader” cümlesinde to become the market leader neyi ifade eder?
- rakibi geçmenin sonucu
- rakibi geçmenin amacı
- rakibi geçmeden önce var olan koşul
Cevabı göster
rakibi geçmenin sonucu
The damage the virus is causing in America is compounded by the nature of its health care system. Kelime
6:34Virüsün Amerika'da neden olduğu hasar, sağlık sisteminin doğası gereği daha da ağırlaşıyor.
compounded by: ek bir etkenle daha da kötüleşen
be compounded by yapısındaki compounded, “başka bir güçlük eklendiği için daha da kötüleşmiş” anlamına gelir. Virüs zaten zarar vermektedir ve sağlık sisteminin yapısı bu zararı artırmaktadır. Yeniden kullanılabilir kalıp şudur: mevcut sorun + be compounded by + durumu kötüleştiren ek etken. by sonrasındaki etkenin ilk veya tek neden olması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi “ek bir etken yüzünden kötüleşmiş” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The housing shortage was ____ rising construction costs.
Cevabı göster
compounded by
uh much more so than in other parts of the world. Dilbilgisi
6:41ıh dünyanın diğer bölgelerine kıyasla çok daha fazla öyledir.
much more so than: karşılaştırmada önceki özelliğe gönderme yapmak
Burada so, hastanelerin ticari bir işletme olduğu fikrine gönderme yapar. Much, more sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla ifade, bu ticari özelliğin Amerikan hastanelerinde başka yerlerdeki hastanelere göre çok daha güçlü olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp X is + özellik, much more so than Y şeklindedir. So, konuşanın more sonrasında bu özelliği tekrar etmesini önler.
Alıştırma
Cümleyi difficult sözcüğüne gönderme yapan ve daha yüksek dereceyi vurgulayan ifadeyle tamamlayın: This task is difficult, ____ the last one.
Cevabı göster
much more so than
There's no financial incentive for hospitals to have extra beds in the ICU Kalıp ifadeler
6:44Hastanelerin yoğun bakımda fazladan yatak bulundurması
no financial incentive for ... to ... kalıbı
İngilizcede incentive, bir eylemi teşvik eden neden veya fayda demektir. A financial incentive özellikle para, tasarruf, kâr veya başka bir ekonomik faydayı anlatır. Bu cümlede no financial incentive, hastanelerin boş yoğun bakım yatakları tutmaktan ekonomik kazanç sağlamadığı anlamına gelir; bunu yapmalarının yasak olduğu anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp (no/a/an) financial incentive for + kişi veya kuruluş + to + fiil şeklindedir. for bölümü eylemi yapacak kişiyi veya kurumu, to ile başlayan mastar ise teşvik edilen eylemi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi financial incentive for someone to do something kalıbıyla tamamlayın: A hiring subsidy creates a ____ small businesses ____ employ trainees.
Cevabı göster
financial incentive for · to
or um extra um pulmonologists who can specialize in intubation.
6:51veya, hımm, entübasyon konusunda uzmanlaşabilecek fazladan göğüs hastalıkları uzmanı bulundurması için hiçbir finansal teşvik yoktur.
Only 305 of America's 6,000 or so hospitals offer the most intensive treatment available. Kalıp ifadeler
6:58Amerika'daki yaklaşık 6.000 hastanenin sadece 305'i mevcut olan en yoğun tedaviyi sunmaktadır.
Tahmini bir sayıdan sonra or so
Or so bir sayı veya miktarın hemen ardından gelir ve “yaklaşık” anlamına gelir. Örnekte 6,000 sayısını niteler; dolayısıyla toplam hastane sayısı tahminidir. 305 sayısını yaklaşık bir değere dönüştürmez. Bu ifade, konuşanın sayının tamamen kesin olduğunu iddia etmeden yararlı bir tahmin vermesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “yaklaşık” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The repair should take three hours ____.
Cevabı göster
or so
That's if patients even make it to hospital. Deyimler
7:05Bu da eğer hastalar hastaneye yetişebilirse.
make it to hospital: bir yere ulaşmayı başarmak
Burada make it to hospital, “hastaneye ulaşmayı başarmak” anlamına gelir. Make it gerçek anlamıyla kullanılmaz; varışı zor veya belirsiz olabilecek bir sonuç olarak gösterir. make it to + yer kalıbı; zaman, mesafe, tehlike, gecikme veya başka bir engel nedeniyle hedefe ulaşılıp ulaşılamayacağı belirsiz olduğunda kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “ulaşmayı başardı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Despite the flooded roads, the ambulance ____ the village.
Cevabı göster
made it to
Roughly 12% of Americans don't have health insurance.
7:09Amerikalıların kabaca %12'sinin sağlık sigortası yok.
Around 23% of those who do have insurance are underinsured, Kelime
7:13Sigortası olanların yaklaşık %23'ü eksik sigortalıdır,
underinsured: yetersiz sigorta teminatına sahip olmak
Underinsured, sigortası bulunan ancak poliçesi yeterli mali koruma sağlamayan bir kişiyi tanımlar. Yüksek muafiyet tutarları, sınırlı teminatlar, istisnalar veya düşük ödeme limitleri kişinin karşılayamayacağı masraflarla karşılaşmasına yol açabilir. Cümlede are underinsured ifadesindeki underinsured, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır. under- ön eki “yeterli değil” anlamına gelir; dolayısıyla sözcük “sigortasız” veya “düşük prim ödeyen” demek değildir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Maya has health insurance, but its deductible is so high that she cannot afford needed care. Maya is ____.
- underinsured
- uninsured
- adequately insured
Cevabı göster
underinsured
which means they could be hit with high charges. Deyimler
7:18bu da yüksek faturalarla sarsılabilecekleri anlamına gelir.
be hit with high charges: aniden yüksek ücretlerle karşılaşmak
Bu cümlede be hit with high charges, aniden yüksek bir meblağı ödemek zorunda kalmak anlamına gelir. Hit mecazidir: maliyet, fiziksel bir darbe değil, istenmeyen bir darbe gibi hissedilir. Buradaki charges, sağlık hizmetleri için alınan ücretlerdir. be hit with + istenmeyen bir maliyet, talep veya sorun yapısı, bunun beklenmedik biçimde ortaya çıktığını ve kişiyi olumsuz etkilediğini vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede hit with, istenmeyen bir mali yükle aniden karşılaşmak anlamında kullanılmıştır?
- After the repair, Maya was hit with a bill of £900.
- Before booking, Maya compared the listed prices.
- During the game, Maya was hit with the ball.
Cevabı göster
After the repair, Maya was hit with a bill of £900.
More than half of working-age people have health insurance through their employers. Kültür
7:22Çalışma çağındaki insanların yarısından fazlası sağlık sigortasına işverenleri aracılığıyla sahip.
health insurance through their employers: işveren aracılığıyla sağlık sigortası
through their employers ifadesi, işverenleri insanların sağlık sigortası edindiği kanal olarak gösterir. Genellikle işverenin bir planı desteklediği veya plana erişimi düzenlediği anlamına gelir; tek başına işverenin sigorta şirketi olduğunu ya da tüm maliyeti ödediğini söylemez. Burada söz konusu olan ABD bağlamında sağlık güvencesi çoğu zaman istihdama bağlıdır. Bu bağ, işini kaybetmenin kişinin sağlık sigortasını da riske atabilmesini açıklar.
Alıştırma
İşverenin erişim kanalı olduğunu, ancak tüm maliyeti ödeyen taraf olmak zorunda olmadığını gösteren edatı kullanın: Many workers get health insurance ____ their employers rather than buying a plan directly.
Cevabı göster
through
But now, with over 20 million Americans claiming unemployment,
7:27Ancak şimdi, 20 milyondan fazla Amerikalının işsizlik başvurusunda bulunmasıyla,
If you have more people afraid of getting treatment then,
7:35Eğer tedavi olmaktan korkan daha fazla insanınız varsa o zaman,
you know, the mortality rate might be higher than it ought to be. Dilbilgisi
7:37biliyorsunuz, ölüm oranı olması gerektiğinden daha yüksek olabilir.
higher than it ought to be: olması gerekenden daha yüksek
higher than it ought to be ifadesinde gerçek ölüm oranı, makul veya kabul edilebilir bir düzeyle karşılaştırılır. Cümle, gerçek oranın yalnızca yüksek olduğunu değil, gereğinden fazla yüksek olabileceğini söyler. Ought to be, uygun kabul edilen standardı verir. be’den sonra bağlamdan anlaşılan high sıfatı söylenmez. Buradaki ought to, ölüm oranına yöneltilen bir emir değil, makul bir beklenti ifade eder.
Alıştırma
Gerçek sıcaklığın uygun düzeyden yüksek olduğunu göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The room is warmer than ____.
Cevabı göster
it ought to be
a pandemic would have strained the American healthcare system quite a lot,
7:43bir pandemi Amerikan sağlık sistemini oldukça fazla zorlardı,
no matter who was president: başkan kim olursa olsun
No matter who was president bir ödünleme yan cümlesidir. Görevi üstlenebilecek her kişinin aynı sonuca götürdüğünü belirtir: sağlık sistemi yine de büyük baskı altında kalmış olacaktı. Who burada bir kişinin kimliğini sormaz. No matter, yan cümleyi ‘hangi kişi olduğu fark etmez’ anlamındaki bir koşula dönüştürür. Sonda yer alması, başkan değişse bile önceki iddianın değişmeyeceğini vurgular.
Alıştırma
Kişinin sonucu değiştirmediğini belirten hedef ödünleme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ leads the tour, the museum closes at six.
Cevabı göster
No matter who
The Trump administration has promised some help to those who don't have access to healthcare.
7:49Trump yönetimi sağlık hizmetlerine erişimi olmayanlara bazı yardımlar sözü verdi.
Today, I can so proudly announce that hospitals and healthcare providers treating uninsured coronavirus patients
7:55Bugün, sigortasız koronavirüs hastalarını tedavi eden hastanelerin ve sağlık hizmeti sağlayıcılarının
will be reimbursed by the federal government using funds from the economic relief package Congress passed last month. Kelime
8:05Kongre'nin geçen ay geçirdiği ekonomik yardım paketinden sağlanan fonlar kullanılarak federal hükümet tarafından geri ödeneceğini gururla duyurabilirim.
will be reimbursed by the federal government: edilgen yapıda masraf geri ödemesi
Will be reimbursed by the federal government, will + be + geçmiş zaman ortacı yapısından sonra ödemeyi yapanı gösteren by + ödeyen unsurunun geldiği gelecek zamanlı bir edilgen yapıdır. Geri ödemeyi hastaneler ve sağlık hizmeti sağlayıcıları alır; parayı ise federal hükûmet sağlar. Burada reimburse, hizmet sağlayıcıların tedavi sunarken üstlendiği uygun masrafları geri ödemek anlamındadır. Sadece herhangi bir ödeme yapmak anlamına gelmez ve cümle bütün tedavi masraflarının uygun olduğunu da belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için reimburse fiilini gelecek zamanlı edilgen biçimde ve by the government ile kullanın: The clinic paid the emergency bill first, but it ____.
Cevabı göster
will be reimbursed by the government
Yet, there are still a lot of unanswered questions about exactly what and who is covered by the federal fund. Kelime
8:13Ancak, federal fonun tam olarak neyi ve kimi kapsadığına dair hala cevapsız kalmış bir sürü soru var.
what and who is covered by the federal fund: federal fonun kapsamı
Bu finansman bağlamında is covered by the federal fund, fonun ödeme veya destek sağlama yetkisi bulunan kapsamın içinde olmak demektir. What hangi tedavilerin, hizmetlerin ya da masrafların dâhil olduğunu, who ise hangi kişilerin veya hizmet sağlayıcıların uygun olduğunu sorar. Covered bir politika veya finansman düzenlemesinin kapsamını gösterir; her masrafın tamamının ödeneceğini garanti etmez. Kesin sınırların yine fonun kurallarıyla belirlenmesi gerekir.
Alıştırma
'We are checking which tests are covered by the health plan,' cümlesinde covered by ne anlama gelir?
- Planın ödeyebileceği kapsamın içinde olmak
- Planla ilgili bir haberde anlatılmak
- Plan belgelerinin altında saklı olmak
Cevabı göster
Planın ödeyebileceği kapsamın içinde olmak
the peak of the coronavirus pandemic is not yet in sight. Deyimler
8:24koronavirüs pandemisinin zirvesi henüz ufukta görünmüyor.
not yet in sight: bir şeyin yaklaştığına dair henüz net işaret yok
Burada in sight mecazidir: bir şey öngörülebilecek kadar yakın ya da olasıdır. Not yet in sight, beklenen olayın yaklaştığını gösteren net bir işaretin hâlâ bulunmadığı anlamına gelir. Özne gelecekteki bir dönüm noktası olduğunda bu ifade fiziksel olarak görmeyi değil, geleceğe ilişkin görünümü anlatır. Bu cümlede pandeminin zirvesinin henüz yakın ya da öngörülebilir olmadığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, umut edilen bir bitişin yaklaştığının henüz öngörülemediği anlamına gelir?
- The end is not yet in sight.
- The end has already arrived.
- The end is now in sight.
Cevabı göster
The end is not yet in sight.
President Trump presented a set of guidelines on how and when social distancing measures could be lifted. Kalıp ifadeler
8:30Başkan Trump, sosyal mesafe önlemlerinin nasıl ve ne zaman kaldırılabileceğine dair bir dizi yönerge sundu.
a set of guidelines: düzenli tek bir yönerge bütünü
Set, birbiriyle ilişkili birkaç öğeyi düzenli tek bir bütün olarak ele alır. Kalıp a set of + çoğul sayılabilen isim biçimindedir; bu nedenle a set of guidelines, tek paket olarak sunulan birden çok yönerge demektir. Dilbilgisel ana isim tekil olan set sözcüğüdür: A set of guidelines is available. Guidelines, önerilen yönlendirmeleri veya ilkeleri belirtir; sözcüğün kendisi hukuki bağlayıcılık garantisi vermez.
Alıştırma
Cümleyi düzenli bir öneriler bütünü anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: The club published ____ for safer online events.
Cevabı göster
a set of guidelines
He made it clear that the next move is up to each individual state. Notlar
8:37Bir sonraki adımın her bir eyalete bağlı olduğunu açıkça belirtti.
make it clear that...: ardından gelen mesajı açıkça belirtmek
make it clear that + yan cümle yapısında make, “yaratmak” değil, “bir şeyin anlaşılmasını sağlamak” anlamına gelir. It, nesne konumunu dolduran biçimsel bir nesnedir; asıl mesajı that ile başlayan yan cümle verir. Bu yapı, ardından gelen ifadeyi açık ve yoruma yer bırakmayan bir mesaj olarak sunar. Burada, konuyu yalnızca anmak yerine bir sonraki kararın her eyalete ait olduğunu açıkça belirttiği vurgulanır.
Alıştırma
Yöneticinin kararı açıkça ilettiğini göstermek için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: The director ____ the deadline would not change.
Cevabı göster
made it clear that
be up to someone: kararı birine bırakmak
be up to + kişi veya grup yapısında up to, o kişi ya da grubun karar verme sorumluluğuna veya yetkisine sahip olduğunu belirtir. Burada bir sonraki hamleye karar verecek taraf her bir eyalettir. Bu, deyimsel bir kullanımdır; up to ten ifadesindeki azami miktar anlamı veya bir yön değildir. Be fiilinin biçimi özneye ve zamana göre değişir: it is up to you; it was up to the committee.
Alıştırma
Kararı Lena’nın vereceğini göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: We can take the train or drive; it’s ____.
Cevabı göster
up to Lena
And if they believe it is time to reopen, Dilbilgisi
8:48Ve eğer yeniden açılma zamanının geldiğine inanıyorlarsa,
we will provide them the freedom and guidance to accomplish that task.
8:50bu görevi başarmaları için onlara özgürlük ve rehberlik sağlayacağız.
Yeniden açılma zamanının geldiğine inanırlarsa
Bu koşul cümlesinde if, eyaletlerin değerlendirmesini vaat edilen yanıtı başlatan koşul olarak sunar. Eyaletler yeniden açılmanın uygun olduğuna kendileri karar verirse federal hükûmet özgürlük ve rehberlik sağlayacağını söyler; sabit veya nesnel olarak kanıtlanmış bir zaman belirtilmez. it is time to reopen ifadesinde it biçimsel öznedir. Asıl fikir to reopen kısmıdır. Başka durumlarda kullanılabilen kalıp if + karar verici + believe(s) + it is time to + fiil şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle, merkezin desteğini zamanlama konusunda yerel yöneticilerin kendi değerlendirmesine bağlar?
- When headquarters decides to reopen, the local managers will receive support.
- If the local managers believe it is time to reopen, headquarters will support them.
- If it is time to reopen, headquarters will notify the local managers.
Cevabı göster
If the local managers believe it is time to reopen, headquarters will support them.
Yet, the president immediately undermined his own guidelines Kelime
8:55Ancak başkan hemen kendi yönergelerinin altını oydu
Kendi yönergelerinin etkisini zayıflattı
Burada undermined, yönergelerin otoritesini, güvenilirliğini veya uygulamadaki etkisini zayıflatmak anlamına gelir. Başkanın sonraki davranışı, kendi yönergelerini daha az ikna edici ve uyulma olasılığı daha düşük hâle getirdi. Bu fiil, yönergelerin resmen iptal edildiğini söylemez. Genellikle çelişkili söz veya eylemlerin dolaylı olarak yol açtığı güç kaybını anlatır.
Alıştırma
Bir yönetici güvenlik yönergeleri yayımlıyor, sonra insanları bu yönergeleri görmezden gelmeye açıkça çağırıyor ancak yönergeleri geri çekmiyor. Yaptığı şeyi en iyi hangi cümle açıklar?
- The manager undermined his own guidelines.
- The manager followed his own guidelines.
- The manager revoked his own guidelines.
Cevabı göster
The manager undermined his own guidelines.
by showing support for a growing protest movement demanding an end to lockdowns. Kalıp ifadeler
8:59karantinaların sona ermesini talep eden büyüyen bir protesto hareketine destek göstererek.
demanding an end to lockdowns: demand an end to + isim
demanding an end to lockdowns şeklindeki -ing yan cümlesi protest movement ifadesini niteler; yani talebi dile getiren protesto hareketidir. Demand an end to something, bir politikanın, uygulamanın veya durumun sona erdirilmesini güçlü biçimde talep etmek demektir. an end to yapısındaki to bir edattır; bu yüzden ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: an end to lockdowns; an end to keeping schools closed.
Alıştırma
Cümleyi dil bilgisine uygun demand an end to biçimiyle tamamlayın: The campaigners are ____ lockdowns.
Cevabı göster
demanding an end to
I see where they are and I see the way they're working.
9:06Nerede olduklarını görüyorum ve çalışma şekillerini görüyorum.
presided over: doğrudan nedensellik iddiası olmadan liderlik
Preside over, bir kuruluş, süreç, olay veya dönem yönetilirken yetkili kişi olmak anlamına gelir. over sonrasında bir nesne alır; örneğin preside over a response. Bu ifade, bir şeyin bir kişinin liderliği altında gerçekleştiğini söyler. Tek başına, o kişinin her bölüme şahsen neden olduğu anlamına gelmez; ancak bağlam sorumluluk veya hesap verme yükümlülüğü ima edebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, genişlemenin belediye başkanının liderliği altında gerçekleştiğini ancak her bölümüne şahsen onun neden olduğunu iddia etmeden anlatır?
- During her term, the mayor presided over a major expansion of the rail network.
- During her term, the mayor had no authority over the rail network expansion.
- During her term, the mayor personally caused every part of the rail network expansion.
Cevabı göster
During her term, the mayor presided over a major expansion of the rail network.
and done much to encourage America's disjointed response to the pandemic.
9:17ve Amerika'nın pandemiye yönelik kopuk yanıtını teşvik etmek için çok şey yaptı.
federalized government, and a complex and fragmented healthcare system
9:25federalleşmiş hükümetin ve karmaşık ve parçalanmış bir sağlık sisteminin birleşimi
means America's already high death toll will continue to mount. Kalıp ifadeler
9:30Amerika'nın zaten yüksek olan ölü sayısının artmaya devam edeceği anlamına geliyor.
death toll will continue to mount: ölüm sayısı artmaya devam edecek
Bu cümlede death toll, hayatını kaybeden kişilerin toplam sayısıdır; mount ise “artmak” veya “yükselmek” anlamına gelir. İfadenin bütünü, zaten yüksek olan bu sayının artmaya devam etmesinin beklendiğini söyler. Mount burada geçişsizdir: artan şey sayının kendisidir. Bu resmî anlam, toplamlar, maliyetler, baskı, endişe veya kanıtlar biriktiğinde, özellikle haber dilinde sık görülür.
Alıştırma
Bu haberde “the death toll will continue to mount” ne anlama geliyor?
- Yolları kullanmak için alınan geçiş ücreti artmaya devam edecek.
- Ölüm sayısı artmaya devam edecek.
- Ölüm sayısı artık değişmiyor.
Cevabı göster
Ölüm sayısı artmaya devam edecek.
I've been writing about how coronavirus has been affecting Americans of all stripes. Deyimler
9:39Koronavirüsün her kesimden Amerikalıyı nasıl etkilediği hakkında yazıyorum.
of all stripes: her türden, geçmişten veya görüşten
Bu cümlede of all stripes, “çok farklı türlerden, geçmişlerden veya görüşlerden” anlamına gelir. Her grubu tek tek sıralamadan, etkilerin toplumun birçok kesimindeki Amerikalılara ulaştığını anlatır. Bu ifade, stripes sözcüğünün ayırt edici işaretler olduğu imgesinden gelir, ancak bir deyimdir. Genellikle insanları, grupları, inançları veya kuruluşları belirten sözcükleri niteler; gerçek anlamda çizgili kıyafetlerden söz etmez.
Alıştırma
Cümleyi, yukarıda öğretilen ve “çok farklı türlerden” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The festival welcomes artists ____.
Cevabı göster
of all stripes
Um if you want to read more of our coverage,
9:43Hımm, haberlerimizin daha fazlasını okumak isterseniz,