Bilim İnsanları Hamam Böceklerinden Neden Kurtulamadığınızı Açıklıyor: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Bilim insanları ilaç direncini, sağlık risklerini, kontrolü ve hamamböceklerinin radyasyonda hayatta kalmasını açıklıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “make your skin crawl.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: yoğun tiksinti ya da korku imgesini tanıyın; rahatsız edici kişiler veya durumlar için kullanın. 2. “not only are they” / “they're also” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: baştaki not only sonrasında devrikliği tanıyın, ikinci gerekçeyi also ile normal söz diziminde ekleyin. 3. “attribute the cockroach's survivability to their simple bodies.” — Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: kanıta dayalı bilimsel açıklamalarda neden belirtmek için attribute A to B kalıbını öğrenin.
Bu derste
It's the middle of the night and you find yourself needing to get up out of bed and go to the bathroom. Dilbilgisi
0:00Gecenin bir yarısı ve yataktan kalkıp tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorsunuz.
find yourself needing: find + dönüşlülük zamiri + -ing yapısı
Bu cümlede find yourself needing, bir şey yapmanız gereken bir durumda olduğunuzu fark etmeniz anlamına gelir. Fiziksel olarak kendinizi bulmak anlamına gelmez. Bu kalıp çoğu zaman bir durumu veya eylemi beklenmedik, planlanmamış ya da ancak zamanla fark edilmiş olarak sunar. Yapı find + dönüşlülük zamiri + -ing şeklindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olur ve find zamana göre değişebilir: I find myself thinking; she found herself waiting. Buradaki needing, kişinin farkına vardığı ihtiyaç durumunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi find fiilinin geçmiş zamanı + doğru dönüşlülük zamiri + walk fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: After moving near the park, I ____ there every morning.
Cevabı göster
found myself walking
You're still half asleep as you do your business and then finish on the toilet and go to wash your hands in the sink. Deyimler
0:05İşinizi hallederken hala yarı uykulusunuz, tuvaleti bitirip lavaboda ellerinizi yıkamaya gidiyorsunuz.
Tuvalet için bir örtmece olarak do your business
Burada do your business, tuvaleti kullanmak veya ihtiyacını gidermek anlamına gelen, resmî olmayan bir örtmecedir. Yakındaki toilet ve el yıkama ifadeleri bu anlamı açık hâle getirir. Bu ifade, bedensel bir işlevi doğrudan adlandırmaktan kaçınır. Anlamı bağlama bağlıdır: tuvaletle ilgili olmayan bir durumda business iş veya kişisel meseleler anlamına gelebilir, bu yüzden ifade farklı şekilde anlaşılabilir.
Alıştırma
İngilizce 'The puppy did his business outside, and then we cleaned up,' cümlesinde did his business ne anlama gelir?
- Yavru köpek ihtiyacını giderdi.
- Yavru köpek bazı ofis işlerini bitirdi.
- Yavru köpek bahçeyi korudu.
Cevabı göster
Yavru köpek ihtiyacını giderdi.
Your view is slightly blurry through your sleep-crusted eyes,
0:10Çapaklı gözlerinizden görüşünüz biraz bulanık,
but something alerts your attention to the reflection in the mirror.
0:13ama aynadaki yansımada bir şey dikkatinizi çekiyor.
You see what looks like a speck on the wall behind you. Dilbilgisi
0:16Arkanızdaki duvarda bir beneğe benzeyen bir şey görüyorsunuz.
what looks like: doğrulanmamış bir görsel izlenim
Bu cümlede what looks like a speck, 'küçük bir leke gibi görünen bir şey' anlamına gelir. Konuşan kişi bir nesne görür, ancak onun ne olduğunu henüz belirlememiştir. what looks like ... öbeğinin tamamı bir isim gibi çalışır ve see fiilinden sonra görülen şeyi belirtir. Buradaki what soru sormaz. Bu yapı, bir şeyin neye benzediğini söylerken bu tahminin yanlış olabileceğini de göstermeni sağlar.
Alıştırma
İşaretin ne olduğunun kesinleşmediğini göstermek için cümleyi what + looks + like ile tamamla: On the screen, I can see ____ a scratch, but I am not certain.
Cevabı göster
what looks like
when you realize that the speck is a cockroach.
0:22beneğin bir hamam böceği olduğunu fark ettiğinizde.
grossed out: güçlü bir tiksinti hissetmek
Grossed out, güçlü ve ani bir tiksinti hissetmek demektir: bir şey çok iğrenç görünür ve insanın yüzünü çevirmek istemesine yol açar. Bu ifade, bir şeyden yalnızca hoşlanmamaktan daha güçlü ve daha belirgindir. İfade, gross out öbek fiilinden gelir. be/get grossed out yapısında tiksintiyi hisseden kişi öznedir: I was grossed out by the smell. Altyazı parçasında grossed out ve disgusted benzer iki fikri üst üste getirerek tepkiyi güçlendirir.
Alıştırma
'Güçlü bir tiksinti hissettim' anlamındaki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamla: I was ____ when I opened the spoiled milk.
Cevabı göster
grossed out
It's obscene and enough to make your skin crawl. Deyimler
0:29Müstehcen ve tüylerinizi diken diken etmeye yetiyor.
make your skin crawl: korku veya tiksintiden tüylerini ürpertmek
Bu cümlede make your skin crawl, “güçlü bir korku, tiksinti veya ürkütücü rahatsızlık hissi yaratmak” anlamına gelir. Tepki o kadar rahatsız edicidir ki insan derisinin hareket ettiğini hisseder gibi olur. Bu ifade genellikle mecazidir; derinin gerçekten süründüğü anlamına gelmez. Yaygın kalıp something makes my, your, or their skin crawl şeklindedir ve something güçlü olumsuz tepkinin nedenini belirtir.
Alıştırma
Güçlü bir ürperti veya tiksinti tepkisini anlatan deyimi tamamlayın: The thought of bugs in my bed ____.
Cevabı göster
makes my skin crawl
are just plain nasty to have around the house. Kelime
0:34evin etrafında bulunması tek kelimeyle iğrençtir.
just plain nasty: güçlendirici olarak plain
Burada plain, “düpedüz, tamamen ve açıkça” anlamına gelen gündelik bir zarftır. Just doğrudan yargıyı daha da güçlendirir; bu nedenle just plain nasty, bir şeyin açıkça çok rahatsız edici veya iğrenç olduğu anlamına gelir. Buradaki plain, “görünüşü sade” veya “süssüz” demek değildir. Yeniden kullanılabilen just plain + adjective kalıbında konuşan kişi yargısını açık ve doğrudan sunar.
Alıştırma
“Leaving trash on the floor is just plain rude,” cümlesinde just plain ne yapar?
- Çöpün süssüz olduğunu söyler.
- “Rude” yargısını güçlü ve doğrudan hâle getirir.
- “Rude” yargısını zayıf ve belirsiz hâle getirir.
Cevabı göster
“Rude” yargısını güçlü ve doğrudan hâle getirir.
you may feel the immediate need to use insecticide to poison them.
0:37onları zehirlemek için derhal böcek ilacı kullanma ihtiyacı hissedebilirsiniz.
roaches are highly adept at survival. Kalıp ifadeler
0:45hamam böceklerinin hayatta kalma konusunda oldukça usta olduğunu.
like it or not: istenmeyen bir gerçek yine de geçerlidir
“Like it or not”, insanların kabul edip etmemesinden veya hoşlanıp hoşlanmamasından bağımsız olarak geçerliliğini koruyan bir gerçeği sunar. Birinin tercihini soran bir soru değildir. Burada “Bundan memnun olmayabiliriz ama kabul etmeliyiz” anlamını verir: Hamamböcekleri hayatta kalmakta çok iyidir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “kabul etmek istesen de istemesen de” anlamına gelen kalıp ifadeyle tamamlayın: ____, the school trip will start at seven.
Cevabı göster
Like it or not
highly adept at survival: güçlü beceriyi anlatan resmî bir ifade
“Be adept at”, bir konuda çok becerikli olmak anlamına gelir. “Highly”, “adept” sözcüğünün derecesini güçlendirir; dolayısıyla “highly adept” son derece becerikli demektir. “at” edatından sonra bir isim veya -ing biçimi gelir. Burada “at survival”, hamamböceklerinin özellikle yetenekli olduğu alanın hayatta kalmak olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bir konuda çok becerikli” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: Maya is highly ____ solving difficult puzzles.
Cevabı göster
adept at
And is there any effective way to get rid of them? Öbek fiiller
0:49Ve onlardan kurtulmanın etkili bir yolu var mı?
get rid of + isim veya zamir
Get rid of, “istenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek ya da ondan kurtulmak” anlamına gelir. Bu soruda them hamam böceklerini ifade eder; dolayısıyla konuşan kişi onları nasıl yok edebileceğini soruyor. Kalıp get rid of + isim veya zamir şeklindedir. Of ifadenin sabit bir parçasıdır: get rid of them denir, get rid them denmez.
Alıştırma
“İstenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to ____ these old files.
Cevabı göster
get rid of
there may be one or two or more that possess an immunity to an insecticide. Kalıp ifadeler
0:54bir böcek ilacına karşı bağışıklığa sahip bir, iki veya daha fazla hamam böceği bulunabilir.
immunity to + isim
Immunity to + isim, bir hastalık, madde ya da başka bir zararlı etkiden etkilenmeme yeteneğini ifade eder. Burada immunity to an insecticide, birkaç hamam böceğinin söz konusu kimyasaldan etkilenmediği için hayatta kalabileceği anlamına gelir. Bu kalıpta immunity ile kullanılan edat to sözcüğüdür; yön belirtmez ve mastar işareti değildir. immunity to something denir, immunity of something denmez.
Alıştırma
Hedef kalıp olan immunity to + isim yapısını tamamlayın: After recovery, she had some immunity ____ the virus.
Cevabı göster
to
let's say you go and spray a group of them with the toxins Anlatım akışı
0:59diyelim ki bir gruba toksin püskürttünüz
Varsayımsal bir durumu başlatan let's say
Let's say, konuşmacının sonra ne olacağını açıklayabilmesi için dinleyiciden bir durum hayal etmesini ister. Burada gruba zehirli madde püskürtmeyi, ardından gelen akıl yürütmenin başlangıcındaki varsayımsal durum olarak kurar. Açıklamalarda başlangıç varsayımını belirtmek için let's say + yan cümle kullanılır. Genellikle “diyelim ki” anlamına gelir; kelimesi kelimesine konuşma daveti değildir.
Alıştırma
Hayalî bir durumu tanıtan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____ the store is closed. Where can we buy milk?”
Cevabı göster
let's say
All but a few: küçük bir sayı dışındaki hepsi
All but a few ifadesinde but, “hariç” anlamına gelir. Bu nedenle all but a few of them, “küçük bir sayı dışındaki hepsi” demektir. Yüklem büyük çoğunluk için geçerlidir: all but a few of them drop dead, neredeyse hepsinin öldüğü, yalnızca birkaçının ölmediği anlamına gelir. all but + istisna kalıbı, dışarıda bırakılan küçük grubu belirtir.
Alıştırma
“All but a few of the lights went out.” cümlesi ne anlama gelir?
- Işıkların neredeyse hepsi söndü.
- Yalnızca birkaç ışık söndü.
- Hiçbir ışık sönmedi.
Cevabı göster
Işıkların neredeyse hepsi söndü.
The ones that died were susceptible to the chemicals and did not live to pass on their genes. Notlar
1:04Ölenler kimyasallara duyarlı olanlardı ve genlerini aktaracak kadar yaşayamadılar.
susceptible to the chemicals: kimyasallara karşı hassas
Bu cümlede susceptible to the chemicals, “kimyasallardan kolayca zarar gören veya kimyasallar yüzünden ölebilen” anlamına gelir. Susceptible, bir hastalığa, maddeye veya başka bir zararlı etkiye karşı direnme gücünün düşük olduğunu anlatır. Yaygın yapı susceptible to + isim şeklindedir: susceptible to infection, susceptible to heat veya susceptible to pesticides.
Alıştırma
“Kolayca zarar gören veya etkilenen” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Young plants are ____ frost.
Cevabı göster
susceptible to
pass on their genes: genlerini sonraki nesle aktarmak
Burada pass on, “sonraki nesle aktarmak” anlamına gelir. Bu canlılar üremeden önce öldüğü için genetik bilgileri ebeveynden yavruya geçmedi. pass on + aktarılan şey yapısını kullanın ve gerektiğinde alıcıyı to ile ekleyin: pass on a trait to a child. Nesne bir zamirse onu ortaya koyun: pass it on.
Alıştırma
Hangi cümlede pass on kaynağın bakış açısından doğru kullanılmıştır?
- Parents pass on some traits to their children.
- Parents inherit some traits to their children.
- Children pass on some traits from their parents.
Cevabı göster
Parents pass on some traits to their children.
and they pass on their insecticide-resistant genes to their offspring.
1:11ve böcek ilacına dirençli genlerini yavrularına aktarırlar.
the next time you use insecticide on them,
1:15onlara bir dahaki sefere böcek ilacı kullandığınızda,
only a few unlucky susceptible roaches actually die from it.
1:17sadece birkaç şanssız duyarlı hamam böceği bundan gerçekten ölür.
This is because the population has become impervious,
1:20Bunun nedeni popülasyonun dayanıklı hale gelmesidir,
thanks to those hardy survivors from the initial treatment, Kalıp ifadeler
1:23ilk uygulamadan sağ kurtulan o dirençli hayatta kalanlar sayesinde,
who went on to create more immune roaches. Öbek fiiller
1:26daha fazla bağışıklığı olan hamam böceği yaratmaya devam ettiler.
thanks to: her zaman minnet değil, bazen neden
Bu cümlede thanks to, “-den dolayı” anlamındadır. Dayanıklı hayatta kalanları popülasyonun etkilenmez hâle gelmesinin nedeni olarak gösterir; kimse hamam böceklerine gerçekten teşekkür etmiyor. Bu ifade, iyi bir sonuçta genellikle olumlu bir pay verir; kötü bir sonuçla kullanıldığında ise alaycı ya da eleştirel gelebilir. Tonu anlamak için sonuca ve konuşanın tutumuna bakın.
Alıştırma
“Thanks to the broken heater, the room was freezing.” cümlesinde thanks to neyi gösterir?
- Bozuk ısıtıcı soruna neden olmuştur ve ton eleştirel olabilir.
- Isıtıcı onarıldıktan sonra oda ısınmıştır.
- Konuşan kişi ısıtıcıya kibarca teşekkür etmektedir.
Cevabı göster
Bozuk ısıtıcı soruna neden olmuştur ve ton eleştirel olabilir.
went on to create: bir sonraki aşamaya geçmek
went on to create, go on to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. İki aşama gösterir: Hamam böcekleri önce uygulamadan sağ çıktı, ardından daha fazla dirençli hamam böceği üretti. Özne bir aşamayı bitirdikten veya geçtikten sonra farklı bir sonraki eyleme başladığında go on to do kullanılır. Bu yapı olayların sırasını açıkça gösterir.
Alıştırma
“After working as a reporter, Luis went on to write novels.” cümlesinde went on to write neyi gösterir?
- Roman yazmak, muhabirlik işinden sonraki yeni bir aşamaydı.
- Aynı muhabirlik görevini yapmaya devam etti.
- Muhabir olmadan önce roman yazdı.
Cevabı göster
Roman yazmak, muhabirlik işinden sonraki yeni bir aşamaydı.
you have an epidemic on your hands that insecticide won't help you with. Deyimler
1:29elinizde böcek ilacının size yardımcı olamayacağı bir salgın hastalık vardır.
Before you know it: hızlı ve beklenmedik bir gelişme
Before you know it, bir şeyin çok kısa sürede gerçekleştiğini veya geliştiğini, çoğu zaman insanların bunu fark etmeye ya da tepki vermeye vakit bulamadığını anlatan kalıplaşmış bir zaman deyimidir. Birinin ne bildiğiyle ilgili gerçek anlamlı bir ifade değildir. Bir cümlenin başında kullanıldığında ara aşamaları atlar ve dinleyiciyi doğrudan hızlı, çoğu zaman da şaşırtıcı bir sonuca götürür. Burada birkaç dirençli böceğin ne kadar hızlı biçimde kontrol edilemez bir istilaya dönüşebileceğini vurgular.
Alıştırma
“Beklediğinden daha erken” anlamındaki dört sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: Keep ignoring that small leak, and ____, the whole floor will be wet.
Cevabı göster
before you know it
Have ... on your hands: ilgilenmeniz gereken bir sorun
Have something on your hands, özellikle zor, ciddi veya istenmeyen bir durumla karşı karşıya olduğunuzu ve onunla ilgilenme sorumluluğunu taşıdığınızı anlatan bir deyimdir. Something genellikle sorunun adını verir: bir kriz, bir karmaşa veya burada olduğu gibi bir salgın. İfade, basitçe sahip olmaktan daha fazlasını anlatır. Durumu eylem gerektiren bir yük olarak sunar; salgının fiziksel olarak birinin ellerinde olduğu anlamına gelmez ve o kişinin soruna neden olduğunu da zorunlu olarak belirtmez.
Alıştırma
Deyimi the teacher ile uyumlu ifadeyle tamamlayın: After twenty puppies ran into the classroom, the teacher had quite a mess ____.
Cevabı göster
on her hands
Cockroaches as a species are 300 million-year-old insects.
1:33Hamam böcekleri bir tür olarak 300 milyon yıllık böceklerdir.
very long time and are not likely to disappear anytime soon. Kalıp ifadeler
1:38çok uzun zamandır buradalar ve yakın zamanda yok olmaları pek olası değil.
been around: uzun süredir var olmak
Bu cümlede been around, “var olmuş” veya “varlığını sürdürmüş” anlamına gelir. They've been around yapısındaki present perfect, geçmişte başlayan uzun bir varoluşu bugüne bağlar. for a very, very long time ile birlikte kullanıldığında bu ifade, türün çok uzun bir süredir var olduğunu anlatır. Buradaki around, fiziksel olarak “yakında” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede been around ne anlama geliyor? “That old game has been around for fifty years.”
- O oyun şu anda yakınlarda bir yerde.
- O oyun elli yıldır var.
- O oyun elli yıl sonra gelecek.
Cevabı göster
O oyun elli yıldır var.
not ... anytime soon: yakın zamanda değil
Anytime soon, “yakın gelecekte herhangi bir zamanda” anlamına gelir. not likely to disappear ile birlikte, esnek bir olumsuz zaman ifadesi oluşturur: yakın gelecekte ortadan kaybolmaları beklenmemektedir. Bu ifade bir son tarih belirlemez. Kesin bir zaman söylemeden konuşanın gelecekle ilgili beklentisini aktarır.
Alıştırma
“The repairs will not be finished anytime soon” ne anlama geliyor?
- Onarımların yakın gelecekte tamamlanması beklenmiyor.
- Onarımlar çok kısa bir süre önce tamamlandı.
- Onarımlar hiçbir zaman tamamlanamaz.
Cevabı göster
Onarımların yakın gelecekte tamamlanması beklenmiyor.
They may even inherit the Earth following a nuclear disaster.
1:42Hatta nükleer bir felaketin ardından Dünya'yı miras bile alabilirler.
After the United States dropped the atomic bombs on Hiroshima and Nagasaki in 1945,
1:45Amerika Birleşik Devletleri 1945'te Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombalarını attıktan sonra,
it was mentioned that cockroaches were among the Japanese cities' only survivors.
1:50hamam böceklerinin Japon şehirlerinin tek hayatta kalanları arasında olduğundan bahsedildi.
These incredibly tough little creatures simply refused to go down without a fight. Deyimler
1:54Bu inanılmaz derecede dayanıklı küçük yaratıklar, savaşmadan yok olmayı öylece reddettiler.
go down without a fight: direnmeden yenilmek
Bu deyimde go down, “yenilmek, başarısız olmak veya hayatta kalamamak”; without a fight ise “direnmeden” anlamına gelir. İfade çoğunlukla olumsuz bir yapıyla kullanılır: refuse ya da not go down without a fight, kolayca yenilmek yerine direnmeye devam etmek demektir. Burada yaratıklar sanki savaşçıymış gibi anlatılıyor. Anlatıcı, gerçekten kavga ettiklerini veya aşağı doğru hareket ettiklerini değil, öldürülmelerinin son derece zor olduğunu söylüyor.
Alıştırma
“Direnmeden yenilmek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Our team is behind, but we refuse to ____.
Cevabı göster
go down without a fight
perhaps you're thinking now that you might as well give up on trying to get rid of them. Dilbilgisi
1:59belki de şimdi onlardan kurtulmaya çalışmaktan vazgeçseniz iyi olacağını düşünüyorsunuzdur.
might as well + fiilin yalın hâli
Might as well + fiilin yalın hâli, açıkça daha iyi bir seçenek olmadığı veya o eylemi yapmamak için pek neden bulunmadığı için bir eylemin makul bir seçim olduğunu anlatır. Genellikle pratik ya da biraz kabullenmiş bir his taşır. Burada might as well give up, yaratıklardan kurtulmak o kadar zor görünüyor ki denemeyi bırakmak tek mantıklı seçenekmiş gibi esprili bir öneride bulunur. Bu bir emir veya güçlü bir zorunluluk değildir.
Alıştırma
“Daha iyi bir seçenek yok” anlamındaki bu derste geçen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The last bus has gone, and the weather is nice. We ____ walk home.
Cevabı göster
might as well
Maybe instead of fighting that next roach by spraying poison on it,
2:02Belki de bir sonraki hamam böceğiyle üzerine zehir sıkarak savaşmak yerine,
you should give it a name and buy it a diamond-studded collar
2:06ona bir isim vermeli ve elmas çivili bir tasma almalısınız
you might as well derive some sort of companionship out of the situation,
2:12bu durumdan bir nevi dostluk elde etseniz iyi olur,
Walking your pet roach would be an interesting conversation starter with anyone that you pass along the street. Kalıp ifadeler
2:15Evcil hamam böceğinizi gezdirmek, sokakta yanından geçtiğiniz herkesle ilginç bir sohbet başlatıcısı olurdu.
conversation starter: insanları konuşmaya başlatan şey
Conversation starter, insanların konuşmaya başlaması için kolay bir neden sunan konu, soru, nesne veya olaydır. Burada evcil bir hamam böceğini gezdirmek dikkat çeker ve yakındaki insanların yorum yapmasını sağlar. Conversation starter birleşik isminde starter, sohbeti başlatan bir şey anlamına gelir; ilk oyuncu veya başlangıç yemeği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi ifade, insanlara konuşmaya başlamak için kolay bir konu veya neden veren bir şeyi anlatır?
- a final decision
- a private warning
- a conversation starter
Cevabı göster
a conversation starter
Perhaps you could even use it as an icebreaker to help you speak with your crush. Kalıp ifadeler
2:20Belki de hoşlandığınız kişiyle konuşmanıza yardımcı olması için bir buz kırıcı olarak bile kullanabilirsiniz.
use X as an icebreaker: insanları rahatlatıp konuşturmak için bir şeyi kullanmak
Use X as Y kalıbı, X’in Y işlevini görmesini sağlamak anlamına gelir. Burada it, evcil hamam böceğini gezdirme fikrine gönderme yapar; as an icebreaker ise bunun amacını, yani bir kişinin hoşlandığı biriyle konuşmaya başlamasına yardım etmeyi belirtir. Icebreaker, ilk kez tanışan insanların daha az gergin hissetmesine yardımcı olan bir soru, etkinlik, konu veya dikkat çekici şeydir. Mecaz anlamlıdır; gerçek buzla ilgisi yoktur.
Alıştırma
Hangi cümlede an icebreaker, ilk tanışmadaki gerginliği azaltan bir şey anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- We used a silly question as an icebreaker before the workshop.
- We used a thermometer as an icebreaker to check the room.
- We used the final exam as an icebreaker after everyone went home.
Cevabı göster
We used a silly question as an icebreaker before the workshop.
she might be more creeped out than impressed by your little friend. Dilbilgisi
2:25küçük dostunuzdan etkilenmekten çok ürkebilir.
In all likelihood: güçlü ama kesin olmayan bir tahmin
Burada in all likelihood tüm tahmin hakkında yorum yapar ve “bilinenlere dayanarak çok büyük olasılıkla” anlamına gelir. Konuşan kişi olumsuz tepkinin daha olası sonuç olduğunu düşünmektedir. Bu ifade kesinlik değil, yüksek olasılık bildirir. Asıl cümlede might iddiayı ihtiyatlı tutarken in all likelihood konuşanın beklentisinin güçlü olduğunu gösterir.
Alıştırma
“Çok büyük olasılıkla” anlamına gelen resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: Every estimate points to a delay. ____, the repairs will take another week.
Cevabı göster
in all likelihood
More creeped out than impressed: more X than Y yapısı
More X than Y, birbirine paralel iki betimlemeyi doğrudan karşılaştırır. Burada creeped out ve impressed, be sonrasında kadının olası tepkisini betimler: she might be more creeped out than [be] impressed. Bu bağlamda yapı bir beklentiyi düzeltir: tepkinin hayranlıktan çok rahatsızlığa yakın olması beklenir. than sonrasındaki sözcükler yeni bir yan cümle başlatmaz; ortak be fiili anlaşılır fakat tekrarlanmaz.
Alıştırma
Cümleyi more X than Y yapısıyla tamamlayın: After the unclear explanation, the students were ____ confused ____ reassured.
Cevabı göster
more · than
Before you decide you need to go home and feed your new pet cockroach,
2:28Eve gidip yeni evcil hamam böceğinizi beslemeniz gerektiğine karar vermeden önce,
you may want to consider that not only are they gross to look at, Dilbilgisi
2:31sadece bakmalarının iğrenç olmadığını,
they're also bad for your health.
2:34aynı zamanda sağlığınız için de kötü olduklarını göz önünde bulundurmak isteyebilirsiniz.
not only are they ... they're also: başa alınan not only sonrasında devrik yapı
not only bir yan tümcenin başına geldiğinde vurgu için öne alınır ve özne ile yardımcı fiilin yeri değişir: are, they sözcüğünden önce gelir. Bu nedenle cümlede not only they are değil, not only are they kullanılır. Sonraki yan tümce, they're also ile ikinci ve daha güçlü bir neden ekler ve normal özne-fiil sırasına döner. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp Not only + yardımcı fiil + özne + X, (but) özne + also + Y şeklindedir. Buradaki gibi but kullanılmayabilir.
Alıştırma
İkinci cümleyi iki parçalı not only ... also kalıbıyla tamamlayın. İlk boşluk cümleyi başlatır ve devrik yapı gerektirir: The old machines cause two problems. ____ noisy at night; ____ expensive to repair.
Cevabı göster
Not only are they · they're also
roaches shed tiny bits of dust from their bodies,
2:38hamam böcekleri vücutlarından ufak toz parçacıkları dökerler,
and this dust is an allergen that can provoke or worsen symptoms of asthma. Kalıp ifadeler
2:40ve bu toz astım semptomlarını kışkırtabilen veya kötüleştirebilen bir alerjendir.
As disgusting as it sounds: gerçeği sunmadan önce tepkiyi kabul etmek
As disgusting as it sounds, ödünleme bildiren bir giriş ifadesidir. Dinleyicinin muhtemel “bu kulağa iğrenç geliyor” tepkisini kısaca kabul eder ve ardından konuşanın yine de gerçeği anlatmaya devam edeceğini belirtir. Burada as + sıfat + as it sounds, iki şey arasında sıradan bir karşılaştırma yapmaz. Cümlenin başında yer alıp ardından virgül geldiğinde rahatsız edici bilgiye bir çerçeve oluşturur ve geçişin daha kolay takip edilmesini sağlar.
Alıştırma
As disgusting as it sounds bu cümlenin başında nasıl bir işlev görür?
- Hangisinin daha iğrenç olduğuna karar vermek için iki şeyi karşılaştırır.
- Sonraki iddianın muhtemelen yanlış olduğunu öne sürer.
- Gerçeğin kulağa iğrenç gelebileceğini kabul eder, ardından yine de gerçeği sunar.
Cevabı göster
Gerçeğin kulağa iğrenç gelebileceğini kabul eder, ardından yine de gerçeği sunar.
provoke or worsen symptoms of asthma: astım belirtilerini tetiklemek veya kötüleştirmek
Burada provoke symptoms, “belirtilerin başlamasına ya da ortaya çıkmasına neden olmak” demektir. Worsen symptoms ise “zaten var olan belirtileri daha şiddetli hâle getirmek” demektir. İki fiil birlikte iki olası etkiyi kapsar: sorunu tetiklemek ve şiddetini artırmak. Tekrar kullanılabilen kalıp provoke or worsen + symptoms of + bir hastalıktır. Burada provoke sağlık bağlamında “tetiklemek” anlamındadır; “birini bilerek kızdırmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Dersteki iki fiili aynı sırayla kullanarak uyarıyı tamamlayın: Smoke can ____ or ____ asthma symptoms.
Cevabı göster
provoke · worsen
They also carry pathogens like salmonella and E.coli. Kalıp ifadeler
2:45Ayrıca salmonella ve E. coli gibi patojenler de taşırlar.
carry pathogens: patojen taşımak
Carry pathogens ifadesindeki carry, “hastalık yapıcı organizmaların bir insanın, hayvanın, nesnenin, yiyeceğin veya başka bir maddenin üzerinde ya da içinde bulunması” demektir. Bunları elle tutmak veya taşımak anlamına gelmez. Bu ifade bir riske işaret eder: taşıyıcı patojenleri başka birine aktarabilir, ancak carry tek başına aktarımın gerçekleştiğini veya birinin hastalandığını söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kenenin patojenleri aktardığını veya enfekte olduğunu söylemeden üzerinde ya da içinde patojen bulunma olasılığını anlatır?
- A tick can carry pathogens.
- The tick is infected with a pathogen.
- A tick transmitted pathogens to the hiker.
Cevabı göster
A tick can carry pathogens.
it can be stated with a certain degree of confidence that these creepy crawlers are not good to have around. Kalıp ifadeler
2:54bu ürpertici böceklerin etrafta olmasının iyi olmadığı belli bir güven derecesiyle söylenebilir.
With this in mind ile sonuca geçmek
With this in mind, sıradaki ifadenin daha önce verilen bilgiler ışığında anlaşılması gerektiğini gösterir. Bu cümlede, daha önce belirtilen sağlık riskleri sonraki sonuca temel oluşturur. this yalnızca en yakın isme değil, önceki açıklamanın tamamına işaret edebilir. Bu nedenle ifade, bilgileri önce kanıt, sonra sonuç gelecek şekilde düzenler.
Alıştırma
Cümleyi dersteki geçiş ifadesiyle tam olarak tamamlayın. İfade, okuyucuya önceki güvenlik bilgilerini dikkate almasını söylemelidir: "____, the broken steps should be repaired before anyone uses the stairs."
Cevabı göster
With this in mind
with a certain degree of confidence ile temkinli güven belirtmek
with a certain degree of confidence ifadesinde degree, güvenin ne kadar güçlü olduğunu sınırlar. Konuşan kişi iddiayı destekleyecek yeterli kanıta sahiptir ancak onu tamamen kesin bir gerçek olarak sunmaz. Burada certain, a certain degree of + isim yapısında “belirli veya belli bir miktar” anlamına gelir. İfadenin tamamı bir yumuşatma görevi görür: sonucu mutlak değil, temkinli hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümle kanıtla desteklenen bir sonuç verirken açıkça biraz belirsizlik bırakır?
- We can state with complete certainty that the treatment helped.
- We can state with a certain degree of confidence that the treatment helped.
- We have no evidence that the treatment helped.
Cevabı göster
We can state with a certain degree of confidence that the treatment helped.
Rather than using poison as your method of choice for eliminating these pests, Notlar
3:04Bu zararlıları ortadan kaldırmak için tercih ettiğiniz yöntem olarak zehir kullanmak yerine,
Method of choice: tercih edilen yöntem
method of choice ifadesindeki of choice, belirli bir amaç için tercih edilen veya düzenli olarak seçilen anlamına gelir. İfadenin tamamı, insanların o bağlamda seçme eğiliminde olduğu yöntemi belirtir; seçim yapan bir yöntemi tarif etmez. Bu tercih, belirtilen durumla sınırlıdır. Bir yöntem, bir görev için method of choice olabilir fakat her durumda en iyi yöntem olmak zorunda değildir.
Alıştırma
'A short meeting is our method of choice for quick updates,' cümlesindeki method of choice ne anlama gelir?
- Her durumda mümkün olan tek yöntem
- Hızlı bilgilendirmeler için genel olarak tercih ettiğimiz yöntem
- Hangi bilgilendirmelerin önemli olduğunu seçen bir yöntem
Cevabı göster
Hızlı bilgilendirmeler için genel olarak tercih ettiğimiz yöntem
physically removing them may provide you with a better long-term solution.
3:08onları fiziksel olarak uzaklaştırmak size daha iyi bir uzun vadeli çözüm sağlayabilir.
Rather than using ...: daha az tercih edilen eylemi sunmak
Rather than using poison, using poison eylemini karşılaştırmanın daha az tercih edilen veya reddedilen tarafına yerleştirir. Ardından ana cümle alternatifi sunar: zararlıları fiziksel olarak ortadan kaldırmak. Aktarılabilir kalıp, Rather than + -ing yapısının ardından başka bir eylemin gelmesidir. using ve removing sözcüklerini eşleşen -ing biçimlerinde tutmak, iki eylem arasındaki seçimi netleştirir.
Alıştırma
İlk eylemi daha az tercih edilen seçenek olarak sunmak için rather than + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Rather than driving in heavy traffic, Lena took the train.
- Rather than drove in heavy traffic, Lena took the train.
- Rather than to driving in heavy traffic, Lena took the train.
Cevabı göster
Rather than driving in heavy traffic, Lena took the train.
This includes using special vacuums to suck up the little monsters. Öbek fiiller
3:12Buna, küçük canavarları emmek için özel elektrikli süpürgeler kullanmak da dahildir.
Suck up: bir şeyi emiş gücüyle içine çekmek
Burada suck up, küçük şeyleri emiş gücüyle bir makinenin içine çekmek anlamına gelir. Nesne, öbek fiilden sonra gelir: the vacuums suck up the little monsters. Bu kalıp; elektrikli süpürge, pompa veya benzer bir cihazın kiri, tozu, kırıntıları ya da sıvıyı içine çektiği durumlarda kullanılabilir.
Alıştırma
“Emiş gücüyle ortadan kaldırmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: This vacuum can ____ crumbs under the table.
Cevabı göster
suck up
You can also lay down sticky traps to capture them.
3:15Ayrıca onları yakalamak için yapışkan tuzaklar da kurabilirsiniz.
To further combat against having roaches in your home,
3:18Evinizde hamam böceklerinin olmasıyla daha fazla mücadele etmek için,
you should also make sure that you don't leave anything out that may be tempting them to stick around. Öbek fiiller
3:20onları etrafta kalmaya teşvik edebilecek hiçbir şeyi dışarıda bırakmadığınızdan da emin olmalısınız.
Leave anything out: bir şeyi kaldırmayıp açıkta bırakmak
Burada leave anything out, yiyecek, çöp veya haşereleri çekebilecek başka bir şeyi kaldırmak yerine açıkta bırakmak anlamına gelir. Anything, haşereleri çekebilecek herhangi bir şeyi ifade eder. leave + object + out kalıbı, bir nesnenin tezgâh, masa veya başka bir açık yerde kalmasını anlatabilir. Buradaki anlam bilginin atlanmasından değil, fiziksel durumdan gelir.
Alıştırma
“Don't leave the milk out on the counter after breakfast,” cümlesinde leave the milk out ne anlama gelir?
- Sütü kaldırmak yerine buzdolabı dışında bırakmak.
- Sütü bir listeden çıkarmak.
- Sütü çöpe atmak.
Cevabı göster
Sütü kaldırmak yerine buzdolabı dışında bırakmak.
Stick around: yakınlarda kalmaya devam etmek
Bu cümlede stick around, “yakınlarda kalmak” veya “ayrılmak yerine kalmaya devam etmek” anlamına gelir. Dışarıda bırakılan şeyler zararlıları çekebilir ve onlara orada kalmaları için bir neden verebilir. Bu, gerçek anlamıyla kullanılmayan bir öbek fiildir: stick “yapıştırmak” anlamına gelmez ve around da daire çizerek hareket etmeyi anlatmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp kişi veya hayvan + stick around şeklindedir ve çoğu zaman bir süre, yer veya nedenle birlikte kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “yakınlarda kalmaya devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: If we leave food on the counter, flies may ____.
Cevabı göster
stick around
make sure you take out your trash once a day. Öbek fiiller
3:25çöpünüzü günde bir kez çıkardığınızdan emin olun.
Take out your trash: evsel atıkları dışarı çıkarmak
Take out your trash, evsel atıkları içeriden alıp toplandıkları veya bertaraf edildikleri yere götürmek anlamına gelir. Trash nesnesi, take out ifadesinin bu günlük ev işi anlamını seçer. Nesne bir isim olduğunda hem take out the trash hem de take the trash out doğaldır. Nesne bir zamir olduğunda zamiri fiil ile parçacığın arasına koyun: take out it değil, take it out.
Alıştırma
Rica cümlesini bu günlük ev işi ifadesiyle tamamlayın: Before you leave, please ____.
Cevabı göster
take out the trash
Leaving out your leftover pizza delivery boxes from last night or two nights ago
3:27Dün geceden veya iki gece öncesinden kalan pizza teslimat kutularınızı dışarıda bırakmak
enticing them to view your house as their own personal paradise. Dilbilgisi
3:33evinizi kendi kişisel cennetleri olarak görmeleri için onları cezbedebilir.
hamam böcekleri için bir Disney World
Bu cümlede a Disney World for the roaches eğlenceli ve abartılı bir benzetmedir. Ev, kalan yiyecekler yüzünden hamam böcekleri için eğlence ve çekiciliklerle dolu bir yere benzetiliyor. Bu ifade, hamam böceklerinin gerçekten Disney World’e gittiği anlamına gelmez. Bu kalıp, belirli bir grup için çok çekici olan bir yeri mizahla ve abartıyla anlatabilir. for + grup bölümü, yerden kimin hoşlanacağını veya kimin yararlanacağını gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede a Disney World for the roaches ne anlama geliyor?
- hamam böceklerinin bilet alıp girebildiği gerçek bir tema parkı
- hamam böcekleri için son derece çekici bir yer
- hamam böceklerinin tamamen terk ettiği bir ev
Cevabı göster
hamam böcekleri için son derece çekici bir yer
evinizi kendi kişisel cennetleri olarak görmek
View A as B, A’yı B olarak görmek veya A’yı B kabul etmek anlamına gelen bir yapıdır. Burada view yalnızca bakmak demek değildir; bir değerlendirmeyi veya bir şeyi anlama biçimini ifade eder. A değerlendirilen ögedir, as sonrasındaki B ise ona verilen kimlik, rol, değer ya da niteliktir. Bu cümlede your house A, their own personal paradise ise B’dir. Hamam böcekleri evi yaşamak için ideal bir yer olarak görür. Their hamam böceklerini ifade eder; evi gerçekten sahiplenmiş oldukları anlamına gelmez.
Alıştırma
Düşünülmüş bir değerlendirmeyi ifade etmek için view A as B yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Many readers view the library to a quiet place to study.
- Many readers view as the library a quiet place to study.
- Many readers view the library as a quiet place to study.
Cevabı göster
Many readers view the library as a quiet place to study.
make sure to be clean and tidy so as not to make it easier for them. Dilbilgisi
3:37onların işini kolaylaştırmamak için temiz ve düzenli olduğunuzdan emin olun.
So as not to: olumsuz amaç belirtme
So as not to, ana eylemin önlemeyi amaçladığı istenmeyen bir sonucu belirtir. Burada temiz ve düzenli olmak, haşerelerin işini kolaylaştırmama amacını taşır. Kalıp so as not to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Örtük özne genellikle ana cümlenin öznesiyle aynıdır. Bu standart resmî kalıpta not, to'dan önce gelir: so as not to make.
Alıştırma
Cümleyi resmî olumsuz amaç ifadesi so as not to ile tamamlayın: Hold the glass carefully ____ drop it.
Cevabı göster
so as not to
it's advisable not to leave out any pet food for too long. Dilbilgisi
3:41herhangi bir evcil hayvan mamasını dışarıda çok uzun süre bırakmamak tavsiye edilir.
It's advisable not to: resmî olumsuz tavsiye
It's advisable not to + fiilin yalın hâli, olumsuz bir tavsiyeyi kişisiz biçimde verir. Buradaki tavsiye, evcil hayvan mamasını uzun süre dışarıda bırakmaktan kaçınmaktır. Advisable, bir şeyin akıllıca veya tavsiye edilir olduğunu belirtir; zorunluluk bildirmez. Bu kalıp, don't ile kurulan bir emirden daha nesnel ve daha az doğrudan duyulur.
Alıştırma
Bir rehber katı bir kural değil, resmî bir tavsiye vermek istiyor. Hangi cümle en uygundur?
- This password is not available.
- You must not reuse this password.
- It's advisable not to reuse this password.
Cevabı göster
It's advisable not to reuse this password.
We mean regular pet food like for your dog or cat,
3:44Köpeğiniz veya kediniz için olan normal evcil hayvan mamasını kastediyoruz,
we'd assume with a certain level of common sense that roach food,
3:48belirli bir düzeyde sağduyuyla hamam böceği yiyeceğinin,
whatever that might look like: kesin biçimi ne olursa olsun
Whatever that might look like, kesin biçimin veya görünüşün henüz belli olmadığı anlamına gelir. Burada whatever belirli bir cevap istemez; ayrıntıları açık bırakır. Bu ifade, birkaç farklı biçimde gerçekleşebilecek bir fikirden sonra sıkça eklenir. Buradaki look like biçim veya görünüşü anlatır; sevmek anlamına gelmez.
Alıştırma
'We need a calm place, whatever that might look like,' cümlesinde whatever that might look like ne anlama gelir?
- Yerin belirli bir şekilde görünmesi gerekiyor.
- Kesin biçim bilinmiyor veya belirlenmiş değil.
- Konuşmacı o yeri sevmiyor.
Cevabı göster
Kesin biçim bilinmiyor veya belirlenmiş değil.
for the sake of keeping the little creatures away, Kalıp ifadeler
3:54küçük yaratıkları uzak tutmak uğruna,
don't leave anything edible lying around the house for too long. Öbek fiiller
3:57evin etrafında çok uzun süre yenilebilir hiçbir şey bırakmayın.
for the sake of + isim veya -ing biçimi
For the sake of, bir eylemin arkasındaki amacı, yararı veya önemli düşünceyi belirtir. Bu cümlede yiyecekleri ortada bırakmamak, canlıları uzak tutma amacını taşır. Yapı for the sake of + isim veya isim grubu ya da for the sake of + -ing biçimidir: for the sake of safety; for the sake of saving time. Buradaki sake amaç veya yarar anlamına gelir; Japon içkisi değildir.
Alıştırma
Korunmak istenen yararı belirten, burada öğrendiğiniz ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: '____ safety, keep the gate closed.'
Cevabı göster
For the sake of
lying around: ortalıkta bırakılmış ve kaldırılmamış
Bu cümlede lying around, bir şeyin kaldırılmak yerine rastgele veya dağınık bir yerde kalması anlamına gelir. Yiyecek hareket etmiyor veya bir şey yapmıyor; yalnızca haşerelerin ulaşabileceği bir yerde bırakılmış durumda. Yapı leave + nesne + -ing öbeğidir: leave anything edible lying around. Buradaki lying, nesnenin devam eden durumunu anlatır. Bir insanın uzanıp dinlenmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dışarıda bırakılmış ve kaldırılmamış anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Please put the toys in the box instead of leaving them ____ on the floor.
Cevabı göster
lying around
If you do all of these things and you still can't seem to get rid of them, Dilbilgisi
4:00Tüm bunları yaparsanız ve yine de onlardan kurtulamıyorsanız,
the situation might not be as completely hopeless as it seems.
4:04durum tamamen göründüğü kadar umutsuz olmayabilir.
can't seem to + fiil: tekrarlanan denemeler hâlâ başarısız görünüyor
Can't seem to, denedikten veya gözlem yaptıktan sonra bir şeyin hâlâ işe yaramıyor gibi görünmesini anlatır. Bu cümlede haşereleri ortadan kaldırma çabaları sürekli başarısız görünmektedir. Yapı özne + can't seem to + fiilin yalın hâlidir. Örnek: we can't seem to solve it. Can't kadar kesin değildir; eylemin imkânsız olduğunu kanıtlamak yerine konuşanın deneyimini veya izlenimini aktarır.
Alıştırma
Hangi cümle, eylemin kesinlikle imkânsız olduğunu söylemeden tekrarlanan denemelerin hâlâ başarısız göründüğünü anlatır?
- We can't seem to open this jar, even though we've tried several times.
- We can't open this jar because the lid is glued shut.
- We haven't tried to open this jar yet.
Cevabı göster
We can't seem to open this jar, even though we've tried several times.
they may also be quick to develop susceptibility to them.
4:10onlara karşı duyarlılık geliştirmede de hızlı olabilirler.
resistance to insecticides ile susceptibility to them karşıtlığı
Resistance to insecticides, böcek ilaçları kullanıldığında canlıların hayatta kalabilmesi veya bu kimyasallardan daha az etkilenmesi demektir. Susceptibility to them ise tersini anlatır: canlılar bu kimyasallardan kolayca etkilenir veya ölür. Buradaki them, insecticides sözcüğünü ifade eder. İki isim de isim + to + neden veya tedavi kalıbını izler: resistance to X ve susceptibility to X. Bunları bir çift olarak görmek, etkinin zayıfladığını mı yoksa güçlendiğini mi anlamanıza yardım eder.
Alıştırma
Bir sivrisinek topluluğu spreyle kolayca öldürülüyor. Hangi cümle bu durumu doğru anlatır?
- The mosquitoes show susceptibility to the spray.
- The mosquitoes are unaffected by the spray.
- The mosquitoes show resistance to the spray.
Cevabı göster
The mosquitoes show susceptibility to the spray.
Since roaches only live for about 100 days and have many offspring,
4:13Hamam böcekleri sadece yaklaşık 100 gün yaşadıkları ve birçok yavruları olduğu için,
it may only take a few generations for them to re-evolve susceptibility to insecticide.
4:16böcek ilacına karşı duyarlılığı yeniden evrimleştirmeleri sadece birkaç nesil sürebilir.
This means that if you take a break from using it for a while, Kalıp ifadeler
4:21Bu, bir süre kullanmaya ara verirseniz,
the chemicals may become effective at killing them once again.
4:24kimyasalların onları öldürmede bir kez daha etkili olabileceği anlamına gelir.
take a break from using it: kullanmaya geçici olarak ara vermek
Take a break from using it, onu kullanmayı kısa bir süre bırakıp daha sonra yeniden başlayabilmek demektir. Bu cümlede it, böcek ilacını ifade eder. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp take a break from + isim veya -ing biçimidir: take a break from work; take a break from studying. Break sözcüğü geçici bir ara anlamına gelir; mutlaka kalıcı olarak bırakmak demek değildir.
Alıştırma
Cümleyi “ders çalışmaya kısa bir süre ara vermek” anlamındaki hedef kalıpla tamamlayın: After an hour of homework, Leo decided to ____ studying.
Cevabı göster
take a break from
you may not necessarily have to give up those use of insecticides entirely. Dilbilgisi
4:27bu böcek ilaçlarının kullanımından tamamen vazgeçmeniz gerekmeyebilir.
Not necessarily have to: geçerli olmayabilecek bir gereklilik
may not necessarily have to yapısında not necessarily, zorunluluğun kesin biçimde geçerli olmadığını belirtir. Duruma göre eylem gereksiz olabilir; eylemin yasak olduğunu söylemez. Bu yapı, bir sonucu yumuşatır. Kesin bir kural vermek yerine koşullara veya istisnalara yer bırakır. Burada böcek ilacı kullanımını tamamen bırakmak gerekmeyebilir.
Alıştırma
Bir öğretmen, "You may not necessarily have to redo the whole drawing." diyor. Bunun anlamı nedir?
- Onu kesinlikle yeniden yapmanız gerekmiyor.
- Tamamını yeniden yapmak gerekmeyebilir.
- Onu yeniden yapmanız yasak.
Cevabı göster
Tamamını yeniden yapmak gerekmeyebilir.
Just do your homework and be mindful about when and how often you use it. Notlar
4:31Sadece ödevinizi yapın ve onu ne zaman ve ne sıklıkla kullandığınıza dikkat edin.
Do your homework: harekete geçmeden önce araştırmak
Burada do your homework mecaz anlamda kullanılmıştır. Okul ödevini yapmak değil, harekete geçmeden önce gereken bilgileri bulup kontrol etmek anlamına gelir. Bu ifade, hazırlığı sizin sorumluluğunuz olarak gösterir. Bu cümlede ürünü kullanmadan önce ne zaman ve ne sıklıkta kullanılması gerektiğini öğrenmek demektir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “harekete geçmeden önce araştırmak” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: Before you plant tomatoes, ____ on how much sun and water they need.
Cevabı göster
do your homework
Be mindful about when and how often: zamana ve sıklığa dikkat etmek
“Be mindful about”, bir şeye dikkatle yaklaşmak ve harekete geçmeden önce düşünmek anlamına gelir. Yalnızca bir bilgiyi hatırlamaktan daha fazlasını ifade eder. “When” ve “how often” ile başlayan bölümler dikkat edilmesi gereken iki noktayı belirtir: kullanım zamanı ve kullanım sıklığı. Bu hatırlatma dikkatli kullanmayı ister; mutlaka hiç kullanmamayı istemez.
Alıştırma
Hangi cümle hem zamanlama hem de sıklık konusunda dikkatle düşünmeyi doğal ve nazik biçimde hatırlatır?
- Remember when and how often you used the bug spray yesterday.
- Use the bug spray whenever you want.
- Be mindful about when and how often you use the bug spray.
Cevabı göster
Be mindful about when and how often you use the bug spray.
In order to test the true levels of their resiliency,
4:35Gerçek dayanıklılık seviyelerini test etmek için,
a study was conducted on German cockroaches, Kalıp ifadeler
4:38Alman hamam böcekleri üzerinde bir araştırma yapıldı,
whereby they were subjected to different levels of radioactive metal cobalt-60. Dilbilgisi
4:40bu sayede farklı seviyelerdeki radyoaktif metal kobalt-60'a maruz bırakıldılar.
A study was conducted: resmî edilgen araştırma anlatımı
“Conduct a study”, araştırmayı planlayıp yürütmek anlamına gelen resmî bir sözcük birlikteliğidir. Buradaki “conduct”, bir orkestrayı yönetmek veya birine yol göstermek anlamına gelmez. Edilgen biçim “a study was conducted”, araştırmayı öne çıkarır ve araştırmacıların kim olduğunu belirtmez. Çalışmayı kimin yaptığından çok süreç ve bulgular önemli olduğunda bu yapı sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “conduct a study” ifadesinin resmî edilgen biçimiyle tamamlayın: A study ____ on children's sleep habits.
Cevabı göster
was conducted
whereby they were subjected to: yöntemi edilgen bir uygulamaya bağlamak
Whereby, ‘bu süreç yoluyla’ veya ‘bu düzenleme aracılığıyla’ anlamına gelen resmî bir bağlayıcıdır. Çalışmanın nasıl yürütüldüğüne gönderme yapar ve kullanılan yöntemi açıklar. they were subjected to ifadesinde hamam böcekleri uygulamanın edilgen alıcısıdır; farklı düzeylerde kobalt-60'a kasıtlı olarak maruz bırakılmışlardır. Buradaki subjected to, ‘bir şeyi yaşamak veya bir uygulamadan geçmek zorunda bırakılmak’ demektir; ‘tartışma konusu yapılmak’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi whereby ve subject to ifadesinin doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: The protocol used a sealed chamber, ____ the samples ____ intense heat.
Cevabı göster
whereby · were subjected to
This experiment was meant to test these insects' limit as applied to any potential future nuclear war. Dilbilgisi
4:44Bu deney, gelecekteki potansiyel herhangi bir nükleer savaşa uygulandığında bu böceklerin sınırını test etmeyi amaçlıyordu.
was meant to test: amaçlanan işlevi belirtmek
Was meant to test, deneyin amaçlanan işlevini belirtir: deney, böceklerin sınırını test etmek için tasarlanmış veya planlanmıştır. Yapı be meant to + fiilin yalın biçimidir; zamanı be taşır. Bu bağlamda meant kader anlamı taşımaz ve ifade testin başarılı olduğunu da söylemez. Yalnızca deneyin ne yapmak üzere hazırlandığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi meant içeren ve amaçlanan işlevi belirten üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The pilot program ____ test the new schedule before a full rollout.
Cevabı göster
was meant to
The results confirmed that these critters can indeed survive a nuclear explosion,
4:50Sonuçlar bu yaratıkların gerçekten de nükleer bir patlamadan sağ çıkabildiğini doğruladı,
but that they're not as impervious as we might have previously imagined. Dilbilgisi
4:54ancak daha önce hayal etmiş olabileceğimiz kadar dayanıklı olmadıklarını da.
daha önce hayal etmiş olabileceğimiz kadar etkilenmez değil
Not as + sıfat + as, bir özelliğin gerçek derecesini beklenen dereceyle karşılaştırır. Burada not as impervious as, küçük canlıların insanların daha önce düşündüğü kadar etkilenmeden kalamadığını anlatır; hiç dirençleri olmadığı anlamına gelmez. Might have previously imagined önceki bir düşünceye işaret eder ve düzeltmenin kesin ve sert değil, temkinli duyulmasını sağlar. Impervious sözcüğünden sonra impervious to radiation örneğindeki gibi çoğunlukla to + isim gelir. Orijinal cümlede neye karşı tamamen etkilenmez olmadıkları bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
Bir test, bir telefonun suya insanların düşündüğünden daha az dayandığını gösteriyor. Bu durumu temkinli biçimde düzelten cümle hangisidir?
- The phone is not as impervious to water as we might have previously imagined.
- The phone is not impervious to water in any way.
- The phone is as impervious to water as we might have previously imagined.
Cevabı göster
The phone is not as impervious to water as we might have previously imagined.
yalnızca belli bir ölçüde
Only, önceki iddianın geçerli olduğu dereceyi sınırlar. To a certain extent, sınırlı bir ölçüde veya belli sınırlar içinde anlamına gelir. Bu nedenle cümle, sağ çıkabildiklerini kabul ederken bu yeteneğin sınırsız olduğu düşüncesini reddeder. Burada extent, bir şeyin ne ölçüde doğru olduğunu anlatır. Hareket veya fiziksel mesafe anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir ilaç yardımcı oluyor, ancak her sorunu çözmüyor. İddiaya doğru sınırı getiren cümle hangisidir?
- The medicine helps to a certain distance.
- The medicine helps, but only to a certain extent.
- The medicine helps without any limit.
Cevabı göster
The medicine helps, but only to a certain extent.
none survived exposure to 3.7 million becquerels per meters cubed.
5:10hiçbiri metreküp başına 3,7 milyon bekerel maruziyetine dayanamadı.
a whopping 10%: bir sayıyı şaşırtıcı derecede büyük göstermek
Bu cümlede a whopping 10%, aşırı radyasyona maruz kalma koşulları düşünüldüğünde yüzde 10'u şaşırtıcı derecede büyük bir oran olarak sunar. Whopping, bir miktarın önünde kullanılan gayriresmî bir pekiştiricidir; sayıyı değiştirmek yerine konuşanın tepkisini gösterir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp a whopping + sayı veya miktar şeklindedir. Sayının kendi başına her zaman büyük olması gerekmez; belirli bir durumda dikkat çekici olması yeterlidir.
Alıştırma
Cümledeki a whopping 10% ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Konuşan, bu bağlamda yüzde 10'u şaşırtıcı derecede büyük buluyor.
- Konuşan, sayıyı herhangi bir tutum belirtmeden veriyor.
- Konuşan, yüzde 10'un hayal kırıklığı yaratacak kadar küçük olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster
Konuşan, bu bağlamda yüzde 10'u şaşırtıcı derecede büyük buluyor.
3,700 becquerels per meters cubed of cobalt-60 is enough to kill a person in 10 minutes.
5:16metreküp başına 3.700 bekerel kobalt-60, bir insanı 10 dakikada öldürmek için yeterlidir.
how do these tiny bugs manage to outlive us in such conditions? Dilbilgisi
5:22bu minik böcekler böyle koşullarda bizden daha uzun yaşamayı nasıl başarıyorlar?
manage to outlive us: zorluğa rağmen daha uzun yaşamayı başarmak
Manage to outlive us, zor koşullara rağmen bizden daha uzun yaşamayı başarmak anlamına gelir. Manage to + fiilin yalın hâli, eylemin gerçekten gerçekleştiğini belirtir ve onu zor, düşük olasılıklı veya şaşırtıcı olarak sunar. Outlive geçişli bir fiildir: outlive + kişi veya şey, o kişiden ya da şeyden daha uzun süre hayatta kalmak veya varlığını sürdürmek demektir. Burada us, böceklerin karşılaştırıldığı gruptur.
Alıştırma
Cümleyi manage to outlive ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Despite the harsh winter, the little tree ____ all the older trees in the garden.
Cevabı göster
managed to outlive
Scientists attribute the cockroach's survivability to their simple bodies. Kalıp ifadeler
5:26Bilim insanları hamam böceğinin hayatta kalabilirliğini basit vücut yapılarına bağlıyor.
attribute A to B: A sonucunu B nedenine bağlamak
attribute A to B fiil kalıbında A, açıklanan sonuç veya özelliktir; B ise açıklama olarak sunulan neden ya da kaynaktır. Burada hamam böceğinin hayatta kalma yeteneği A, basit vücut yapısı ise B konumundadır. Bu kalıp, ilişkiyi bilim insanlarının yaptığı bir nedensel değerlendirme olarak sunar; nedenin kesin olarak kanıtlandığını doğrudan ileri sürmez.
Alıştırma
Cümleyi attribute A to B kalıbıyla tamamlayın: Researchers ____ the lake's cleaner water ____ stricter pollution rules.
Cevabı göster
attribute · to
Their cell cycles are also slower than a human's,
5:29Hücre döngüleri de bir insanınkinden daha yavaştır,
making them less sensitive to radiation. Dilbilgisi
5:31bu da onları radyasyona karşı daha az hassas hale getirir.
making them less sensitive...: sonuç eklemek
Virgül + making yan cümlesi, önceki ifadenin tamamından doğan sonucu ekler. Burada hücre döngülerinin daha yavaş olması, hamam böceklerinin radyasyona karşı daha az duyarlı olmasına yol açar. Making burada çekimsiz bir -ing biçimidir ve açıkça belirtilmiş ayrı bir öznesi yoktur. Anlaşılan neden, önceki olgunun tamamıdır. Yan cümlede make + nesne + sıfat yapısı, bir şeyin nesneyi o niteliğe sahip hâle getirmesi anlamına gelir: them hamam böceklerini, less sensitive ise ortaya çıkan durumu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, sonda yer alan bir making sonuç yan cümlesiyle tamamlayın: The thick curtains block the streetlights, ____ the bedroom darker at night.
Cevabı göster
making
although it is possible that cockroaches would take over the planet upon nuclear devastation, Öbek fiiller
5:34nükleer yıkımın ardından hamam böceklerinin gezegeni ele geçirmesi mümkün olsa da,
take over: kontrolü devralmak
Bu cümlede take over, baskın güç hâline gelerek gezegenin kontrolünü ele geçirmek anlamındadır. Over, öbek fiilin bir parçasıdır; “öteki tarafa” yönünü belirtmez. Aynı kontrol değişimi fikri başka bağlamlarda da geçerlidir: bir kişi bir görevi devralabilir, bir şirket başka bir şirketi devralabilir veya bir tür bir bölgeye hâkim olabilir. Nesne ya da bağlam, neyin yeni denetleyicinin kontrolüne geçtiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “kontrolü devralmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: When the director leaves, Priya will ____ the team.
Cevabı göster
take over
even these ancient insects are not entirely invincible. Dilbilgisi
5:38bu kadim böcekler bile tamamen yenilmez değiller.
not entirely invincible: mutlak bir iddiayı sınırlamak
Not entirely, olumsuzluğu invincible sözcüğündeki mutlak düşüncenin üzerine yöneltir. Bu böcekleri öldürmek son derece zor olabilir, ancak onları her koşulda yenmek imkânsız değildir. Bu, kısmi olumsuzluktur: tam tersini ileri sürmek yerine aşırı güçlü bir iddiayı sınırlar. Başka durumlara aktarılabilen not entirely + adjective kalıbı genellikle “büyük ölçüde doğru, ancak istisnaları var” anlamını verir.
Alıştırma
“The backup system is not entirely fail-safe” ne anlama gelir?
- Bazı durumlarda yine de arızalanabilir.
- Asla arızalanmayacağı garanti edilir.
- Her kullanıldığında arızalanır.
Cevabı göster
Bazı durumlarda yine de arızalanabilir.
If ... were ..., ... wouldn't be able to ...: varsayımsal koşul yapısı
Bu, varsayımsal bir koşul cümlesidir. If + simple past (were powerful enough) şu an ya da gelecekle ilgili hayalî bir koşul kurar; would not + fiilin yalın hâli (wouldn't be able) ise sonucu verir. Buradaki were, patlamayı geçmiş zamana yerleştirmez; gerçeklikten uzaklık oluşturup uç bir olasılık sunar. Konuşan kişi sonucu bir gerçek olarak belirtmez. Yalnızca patlama hayal edilen güç düzeyine ulaşırsa devam edemeyeceklerdir. Bu yapıda geçmiş biçim varsayımsal uzaklığı, would ise koşula bağlı sonucu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle açık bir gelecek koşulu ya da gerçek dışı bir geçmiş koşulu yerine, şimdiki zaman veya gelecekle ilgili uzak ya da hayalî bir koşul sunuyor?
- If the storm were severe enough, the ferry wouldn't be able to leave the harbor.
- If the storm had been severe enough, the ferry wouldn't have been able to leave the harbor.
- If the storm is severe enough, the ferry won't be able to leave the harbor.
Cevabı göster
If the storm were severe enough, the ferry wouldn't be able to leave the harbor.
Do you feel better or worse about your situation with cockroaches?
5:47Hamam böcekleriyle olan durumunuz hakkında daha iyi mi yoksa daha kötü mü hissediyorsunuz?
The Only Man to Survive Two Nuclear Bombs.
5:54İki Nükleer Bombadan Kurtulan Tek Adam'ı mutlaka kontrol edin.