20'li yaşlarımı değiştiren zihniyet dönüşümü.: İngilizce çalışma notları

Life Of Riza

Öğrenme zorluğu
1.238 kelime 220 kel/dk

Video özeti: Bir üretici Kaliforniya gezisi ve kariyeriyle “şimdi evet de, figure it out later” sözünü değerlendirip ne zaman risk alınacağını veya hayır deneceğini tartıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. figure it out — Phrasal Verbs: “bilinmeyen ayrıntıları sonra çöz” anlamını kavrayın ve zamir nesneyi figure ile out arasına koyun. 2. four-letter word, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: tabu sözcük çağrışımını ve risk ile kurulan esprili açıklamayı tanıyın; risk küfür değildir. 3. would've missed out on — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: yapıyı would have ve geçmiş zaman ortacı olarak çözün, örtük gerçek dışı geçmiş koşulu kurun ve aksi halde kaçırılacak fırsatları anlatın.

Bu derste

We'll see each other again soon.

0:01

Yakında tekrar görüşeceğiz.

I hope so.

0:02

Umarım öyle olur.

We will.

0:03

Görüşeceğiz.

I know we will.

0:04

Görüşeceğimizi biliyorum.

Call me okay?

0:05

Beni ara, tamam mı?

I will.

0:06

Arayacağım.

Take care. Ton ve niyet

0:07

Kendine iyi bak.

Ton ve niyet

Sıcak bir vedalaşma sözü olarak Take care

Burada Take care, “Kendine iyi bak” ya da “Umarım iyi olursun” anlamına gelen kalıplaşmış bir vedalaşma sözüdür. Konuşma biterken sıcak bir ilgi gösterir; bir şeyi alma emri değildir. goodbye sözünden sonra tek başına söylenebilir veya gündelik ya da nötr bir konuşmada goodbye yerine kullanılabilir.

Alıştırma

Bir konuşmanın sonunda söylenen Take care. en büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Kendine iyi bak; hoşça kal.
  2. Belirli bir görevin sorumluluğunu üstlen.
  3. Bir şeyi dikkatlice al.
Cevabı göster

Kendine iyi bak; hoşça kal.

Bye.

0:08

Hoşça kal.

Bye.

0:08

Hoşça kal.

See ya.

0:09

Görüşürüz.

See ya.

0:10

Görüşürüz.

I just got back from a trip to LA. Öbek fiiller

0:36

LA gezisinden yeni döndüm.

Öbek fiiller

“Geri döndü” anlamındaki got back

got back içindeki get back, “geri dönmek” anlamına gelir. got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir; just ise dönüşün konuşma anından kısa süre önce gerçekleştiğini gösterir. get back from + yer, gezi veya etkinlik kalıbı kişinin nereden döndüğünü belirtir: got back from a trip. Burada get back nesnesiz kullanılır, dolayısıyla “bir şeyi geri almak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için get fiilinin geçmiş zaman biçimini back ile kullanın: The bus was slow, but we ____ from the airport before dinner.

Cevabı göster

got back

I've been traveling a lot lately and while it's been fun, Dilbilgisi

0:38

Son zamanlarda çok seyahat ediyorum ve eğlenceli olsa da,

Dilbilgisi

I've been traveling a lot lately: yakın zamanda tekrarlanan bir etkinlik

I've been traveling, İngilizcedeki present perfect continuous yapısıdır: have + been + fiilin -ing biçimi. Traveling eylemini yakın bir dönemde devam eden ya da tekrarlanan ve şimdiyle hâlâ bağlantılı olan bir etkinlik olarak sunar. Lately, 'yakın geçmişten şimdiye kadar olan dönem' anlamına gelir. A lot, etkinliğin sık veya yoğun olduğunu gösterir; yani burada yalnızca tamamlanmış tek bir yolculuktan söz edilmez.

Alıştırma

Cümleyi I've been kısaltması ve lately sözcüğüyle tamamlayın: "____ French a lot ____."

Cevabı göster

I've been studying · lately

I'm very happy to be home.

0:41

evde olduğum için çok mutluyum.

Dilbilgisi

while it's been fun ... I'm very happy to be home: karşıtlık bildiren while

Burada while, '... sırasında' anlamındaki during the time that değil, '... olsa da' anlamındaki although demektir. while it's been fun yan cümlesi seyahatin olumlu yanını kabul eder; ana cümle ise bununla karşıtlık oluşturan daha güçlü duyguyu, evde olmaktan duyulan mutluluğu sunar. Bu şekilde kullanılan while + yan cümle, farklı ya da karşıt bir ana noktayı sunmadan önce bir gerçeği kabul eder. Virgül, kabul edilen noktadan ana noktaya geçişi gösterir.

Alıştırma

"While the apartment is small, it has everything we need," cümlesinde while ne işe yarar?

  1. Dairenin ihtiyaç duyulan her şeye sahip olmasının nedenini verir.
  2. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  3. Karşıt bir olumlu noktayı sunmadan önce bir dezavantajı kabul eder.
Cevabı göster

Karşıt bir olumlu noktayı sunmadan önce bir dezavantajı kabul eder.

While I was there,

0:43

Oradayken,

I met up with a new creator friend, Megan Tan, Öbek fiiller

0:43

yeni bir içerik üreticisi arkadaşım olan Megan Tan ile

Öbek fiiller

met up with: önceden anlaşarak biriyle buluşmak

Met up with, meet up with ifadesinin simple past biçimidir. Konuşanın Megan ile buluştuğunu anlatır; genellikle buluşmanın önceden ayarlandığını ve çoğu zaman sosyal amaçlı olduğunu ima eder. Kalıp meet up with + kişi şeklindedir. up, öbeksi fiilin bir parçasıdır; with ise buluşulan kişiyi cümleye bağlar.

Alıştırma

Cümleyi ‘önceden kararlaştırıldığı gibi sosyalleşmek için buluştu’ anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: After planning it by text, I ____ Maya for coffee.

Cevabı göster

met up with

in person for the first time ever. Kalıp ifadeler

0:46

ilk kez yüz yüze görüştüm.

Kalıp ifadeler

in person: fiziksel olarak aynı yerde

In person, çevrim içi, telefonla veya başka bir uzaktan iletişim yöntemiyle değil, fiziksel olarak aynı yerde bulunmak anlamına gelir. Bu cümlede first time ever, yüz yüze buluşmayı niteler; konuşanın ve Megan’ın daha önce hiç iletişim kurmadığı anlamına gelmek zorunda değildir. İfade, met sözcüğünden sonra zarf görevi görür ve buluşmanın nasıl gerçekleştiğini anlatır.

Alıştırma

Buluşmanın yüz yüze gerçekleştiğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. After months of video calls, we finally met in person.
  2. After months of video calls, we finally met in-person.
  3. After months of video calls, we finally met personally.
Cevabı göster

After months of video calls, we finally met in person.

Kalıp ifadeler

for the first time ever: ilk deneyimi güçlü biçimde vurgulamak

Burada for the first time ever, konuşan kişiyle Megan’ın o ana kadar daha önce hiç yüz yüze görüşmediği anlamına gelir. Ever, zaman aralığını bu olaydan önceki bütün dönemi kapsayacak şekilde genişletir ve ilk buluşmayı özellikle önemli gösterir. Bu ifade, nitelediği olaydan sonra gelir: meet someone in person for the first time ever. Olayın konuşan kişinin deneyimindeki yerini belirtir; ever, olayın sonsuza kadar süreceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bunun daha önce hiç yaşanmadığını belirten dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Last Saturday, I performed onstage ____.

Cevabı göster

for the first time ever

It was such an adventure and I think we had an even better time than we thought we would. Dilbilgisi

0:47

Gerçekten tam bir maceraydı ve sanırım beklediğimizden bile daha iyi vakit geçirdik.

Dilbilgisi

an even better time than we thought we would: eksiltmeyle beklentileri aşmayı anlatmak

Had an even better time ifadesinde better, gerçekte ne kadar eğlendiklerini önceki beklentileriyle karşılaştırır. Even, better sözcüğünü güçlendirerek olumlu sonucun beklentiyi, belki de şaşırtıcı biçimde, aştığını gösterir. Than we thought we would bölümünde would, daha önceki have a good time fikrine gönderme yapar. İngilizcede bir yardımcı fiilden sonra bu fikir söylenmeden bırakılabilir; daha tam biçimi than we thought we would have olur. Buradaki would, beklenen deneyimi ifade eder; istek belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle karşılaştırmayı güçlendirmek için even sözcüğünü ve beklenen eylemi tekrarlamamak için would sözcüğünü doğal biçimde kullanır?

  1. We had an even better time than we thought we would have it.
  2. We had an even better time than we thought we would.
  3. We had an even more better time than we thought we would.
Cevabı göster

We had an even better time than we thought we would.

Today, I wanna talk about the one mindset shift that completely changed my 20s. Notlar

0:53

Bugün, 20'li yaşlarımı tamamen değiştiren o zihniyet değişiminden bahsetmek istiyorum.

Anlatım akışı

Today, I wanna talk about ...: konuya giriş yapmak

Today, konuşmanın şimdi başladığını gösterir; I wanna talk about ise ana konunun hemen ardından geleceğini doğrudan bildirir. about sonrasındaki isim öbeği bu konuyu adlandırır, böylece dinleyici sonraki bilgileri daha kolay düzenler. Bu açılışı, selamlamadan veya girişten konuşmayı planladığınız konuya geçmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Öğrendiğiniz ifadeyle bu gündelik açılışı tamamlayın: Today, I ____ our plan for reducing waste.

Cevabı göster

wanna talk about

Kalıp ifadeler

mindset shift: bakış açısında derin bir değişim

Mindset shift, bir kişinin alışılmış düşünme veya bir konuya yaklaşma biçimindeki önemli bir değişimi anlatan isim öbeğidir. Mindset kişinin genel varsayımlarını ya da bakış açısını, shift ise yaşanan değişimi ifade eder. Burada, konuşmacının yirmili yaşlarını etkileyen temel değişim olarak sunulur. Değişim tek bir yeni görüşten veya karardan daha derin ve kalıcı olduğunda bu ifade kullanışlıdır.

Alıştırma

Maya yıllarca geri bildirimi eleştiri olarak gördükten sonra onu gelişim aracı olarak görmeye başladı. Bu derin değişimi en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a mindset shift
  2. a mood swing
  3. a change of mind
Cevabı göster

a mindset shift

Kelime

my 20s: 20 ile 29 yaşları arası

Burada my 20s, konuşanın 20 ile 29 yaşları arasında olduğu dönemi ifade eder. my iyelik belirleyicisi, bunun 1920'ler veya 2020'ler gibi takvimsel bir on yıl değil, kişisel bir yaşam dönemi olduğunu gösterir. changed my 20s ifadesinde 20'li yaşların tamamı, bir zihniyetin şekillendirip değiştirebileceği bir dönem olarak ele alınır. Bir kişinin yaş dönemini anlatmak için iyelik belirleyicisiyle 20s, 30s gibi ifadeler kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekte my 20s ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca konuşanın tam 20 yaşında olduğu yıl
  2. Konuşanın 20 ile 29 yaşları arasında olduğu yıllar
  3. 2020 ile 2029 arasındaki takvim yılları
Cevabı göster

Konuşanın 20 ile 29 yaşları arasında olduğu yıllar

For the past several years, Dilbilgisi

0:58

Son birkaç yıldır,

I've had this personal motto that goes say yes now, Anlatım akışı

0:59

şöyle bir kişisel mottom var: şimdi evet de,

Dilbilgisi

For the past several years, I've had: günümüze süren durum

For the past several years, birkaç yıl önce başlayıp şu ana kadar devam eden bir zaman aralığını belirtir. Hâlâ açık olan bu zaman aralığı, present perfect biçimi I've had ile doğal olarak kullanılır. Burada have bir durumu ifade eder: slogan geçmişte konuşanın hayatının bir parçası olmuştur ve şimdi de onun sloganıdır. For the past + süre, have/has + past participle kalıbı devam eden alışkanlıklar, ilişkiler, inançlar ve durumlar için kullanılabilir.

Alıştırma

Slogan birkaç yıl önce sizin oldu ve hâlâ sizin. Cümleyi For the past ... ve have fiilinin kısaltılmış present perfect biçimiyle tamamlayın: ____, ____ this motto.

Cevabı göster

For the past several years · I've had

figure it out later. Öbek fiiller

1:02

sonrasını sonra düşünürsün.

Anlatım akışı

say yes now ... figure it out later: zaman karşıtlığıyla bir özdeyiş kurmak

Bu özdeyiş, say yes now ve figure it out later şeklindeki iki kısa emir cümlesinden oluşur. Birbirine paralel fiil öbekleri ile now ve later arasındaki karşıtlık, bir kararı iki aşamaya ayırır. Bu paralel ve özlü yapı, sözü hatırlamayı kolaylaştırır ve ana mesajı zamanlamaya yerleştirir: önce değerlendirmeye değer bir fırsatı kabul et, sonra uygulamadaki ayrıntıları çöz. Buradaki emir cümleleri belirli bir dinleyiciye verilen emirler değil, kişisel bir ilkenin ifadesidir.

Alıştırma

say yes now, figure it out later özdeyişi, now ve later arasındaki karşıtlıkla hangi mesajı düzenler?

  1. Önce değerlendirmeye değer bir fırsatı kabul etmek, sonra ayrıntıları çözmek.
  2. Bir fırsatı kabul etmeden önce tüm ayrıntıların kesinleşmesini beklemek.
  3. Sonuçlarını düşünmeden her isteği kabul etmek.
Cevabı göster

Önce değerlendirmeye değer bir fırsatı kabul etmek, sonra ayrıntıları çözmek.

Öbek fiiller

figure it out: bir sorunu çözmek veya anlamak

Figure something out, düşünerek, araştırarak veya deneyerek bir şeyi anlamak ya da bir sorunu çözmenin yolunu bulmak demektir. Bu cümlede, bir cevabın kendiliğinden ortaya çıkmasını beklemek yerine uygulamadaki ayrıntıları daha sonra çözmek anlamına gelir. Figure out ayrılabilen bir öbek fiildir. Bir isim out sözcüğünden sonra veya figure ile out arasına gelebilir: figure out the plan ya da figure the plan out. Bir zamir mutlaka ortada olmalıdır: figure it out doğrudur, figure out it değildir.

Alıştırma

Cümleyi “onu çözmek veya anlamak” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: I do not know how this machine works yet, but I'll ____.

Cevabı göster

figure it out

I've talked about it once on here before

1:04

Bundan daha önce burada bir kez bahsetmiştim

and it is a motto that I hold very close to my heart Deyimler

1:05

ve bu benim kalbime çok yakın tuttuğum

Deyimler

hold very close to my heart: derin kişisel değer

Bu cümlede hold something very close to my heart, “ona derinden ve kişisel olarak değer vermek” anlamına gelir. Bu ilke, konuşana yol gösteren önemli bir inançtır; göğsünün yakınında fiziksel olarak tuttuğu bir nesne değildir. Başka durumlarda kullanılabilen kalıp hold + something + close to one's heart biçimindedir. Güçlü duygusal öneme sahip bir inancı, anıyı, kişiyi, yeri veya amacı anlatabilir; very anlamı güçlendirir.

Alıştırma

hold + object + close to my heart hedef kalıbını tamamlayın: I ____ the memories of our first home ____.

Cevabı göster

hold · close to my heart

and has been responsible for many events in my life. Kalıp ifadeler

1:08

ve hayatımdaki birçok olaydan sorumlu olan bir motto.

Kalıp ifadeler

has been responsible for: bir nedeni ifade etmek

Burada has been responsible for, “neden olmuş veya gerçekleşmesine yardımcı olmuş” anlamına gelir. Özne ilkedir ve olaylar onun etkisine bağlanan sonuçlardır. be responsible for + sonuç yapısı nedensellik ifade edebilir. Present perfect biçimi has been, geçmişten gelen bu etkiyi konuşanın bugüne kadarki hayatına bağlar; ilkenin bir işi ya da görevi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede be responsible for, videodaki gibi “neden olmak veya yol açmak” anlamındadır?

  1. Leo took responsibility for the mistake.
  2. Maya is responsible for locking the office each evening.
  3. The new policy has been responsible for a sharp drop in waste.
Cevabı göster

The new policy has been responsible for a sharp drop in waste.

It's my little tattoo on my wrist

1:12

Bileğimdeki küçük bir dövme bu

and I cannot believe it's already been two years since I got this thing. Dilbilgisi

1:14

ve bunu yaptıralı şimdiden iki yıl olduğuna inanamıyorum.

Dilbilgisi

it's already been two years since: geçen süreyi belirtmek

it's been + süre + since + geçmiş olay kalıbı, bugünden geçmişe bakar ve başlangıç olayından sonra ne kadar zaman geçtiğini belirtir. Burada got this thing başlangıç olayıdır: konuşmacı dövmeyi o zaman yaptırmıştır. Dövme yaptırma eylemi iki yıl sürmemiştir. Already, zamanın çok hızlı geçmesine duyulan şaşkınlığı da ekler.

Alıştırma

Cümleyi it's been + süre + since ile tamamlayın. Nina Korece öğrenmeye tam üç yıl önce başladı. ____ Nina started learning Korean.

Cevabı göster

It's been three years since

That's crazy.

1:18

Gerçekten çılgınca.

A lot has changed since then

1:18

O zamandan beri çok şey değişti

and I always find it very interesting to revisit Dilbilgisi

1:20

ve hayatımın farklı evrelerindeki temaları

themes at different phases in my life

1:23

tekrar gözden geçirmenin her zaman çok ilginç olduğunu düşünüyorum;

Dilbilgisi

find it very interesting to revisit: bir eylemi değerlendirmek

find it + sıfat + to do yapısında it belirli bir şeyi göstermez; biçimsel nesne görevi görür. Sıfatın değerlendirdiği şey to sonrasındaki eylemdir. Yani konuşmacı temaları yeniden ele almayı çok ilginç bulur. Burada find, bulup keşfetmek değil, düşünmek veya değerlendirmek anlamındadır. Bu kısa yapı, bir eylem hakkındaki kişisel görüşü ifade etmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede gözden geçirme eylemini değerlendirmek için find it + sıfat + to do yapısı kullanılmıştır?

  1. I find it helpful to review my notes before a test.
  2. I find helpful notes to review before a test.
  3. I find my notes helpful before a test.
Cevabı göster

I find it helpful to review my notes before a test.

and see if it's still relevant,

1:25

hala geçerli olup olmadığını,

if things have changed

1:28

bir şeylerin değişip değişmediğini

or if it's reinforced.

1:29

veya bunun daha da pekişip pekişmediğini görmek için.

And for this in particular,

1:31

Ve özellikle bu konuda,

there have been a few things that have reminded me of it. Kalıp ifadeler

1:32

bana bunu hatırlatan birkaç şey oldu.

Kalıp ifadeler

remind someone of something: birine bir şeyi hatırlatmak

“have reminded me of it.” ifadesindeki yapı remind + someone + of + something şeklindedir. Birkaç şey, konuşan kişinin daha önce söz edilen kişisel sloganı, yani “it”i yeniden düşünmesine yol açmıştır. Özne çağrışımı başlatır, me hatırlayan kişiyi, it ise hatırlanan fikri gösterir. Bir kişi, nesne, olay, ses veya başka bir ipucu birinin aklına bir şeyi getirdiğinde bu yapı kullanılır. Zamirler de aynı yerlerde kalır: remind me of it, remind her of them.

Alıştırma

Cümleyi remind someone of something yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: “That melody ____ my childhood.”

Cevabı göster

reminds me of

When I had first come up with the phrase figure it out later, Öbek fiiller

1:40

"Sonrasını sonra düşünürsün" sözünü ilk bulduğumda,

Öbek fiiller

come up with: bir fikir bulmak veya üretmek

“come up with the phrase” ifadesindeki come up with, söz konusu ifadeyi düşünmek veya oluşturmak anlamına gelir. Birinin ürettiği fikir, cevap, plan, isim ya da çözümden önce kullanılan üç sözcüklü bir deyimsel fiildir. Nesneden önce with sözcüğünü koruyun: come up with an idea. Bu ifade fiziksel olarak yukarı hareket etmeyi değil, zihinde bir şey üretmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi come up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “After two hours of brainstorming, we finally ____ a plan that everyone liked.”

Cevabı göster

came up with

it was after I had dropped out of college Öbek fiiller

1:43

üniversiteyi bıraktıktan sonraki dönemimdi

Öbek fiiller

dropped out of college: tamamlamadan üniversiteden ayrılmak

Drop out of college, üniversite programını veya dereceyi tamamlamadan üniversiteden ayrılmak anlamına gelir. Tamamlanmamış bir eğitim sürecini anlatır. Graduate anlamına gelmez ve ayrılma nedenini tek başına belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın nedenini belirtmeden derecesini tamamlamadan üniversiteden ayrıldığını anlatır?

  1. Maya graduated from college.
  2. Maya dropped out of college.
  3. Maya was expelled from college.
Cevabı göster

Maya dropped out of college.

and was slowly finding my way in the world. Deyimler

1:44

ve yavaş yavaş dünyadaki yolumu bulmaya çalışıyordum.

Deyimler

finding my way in the world: hayattaki yönünü keşfetmek

Find one's way in the world burada mecaz anlamda kullanılır. Bağımsız yaşamayı ve hayatta kişiye uygun yönü, rolü veya yeri yavaş yavaş keşfetmek anlamına gelir. Süreklilik bildiren was finding yapısı bunu tek bir keşif anı yerine devam eden ve belirsiz bir süreç olarak sunar. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: find my way, find your way, find her way ve benzeri.

Alıştırma

Nina hâlâ farklı kariyerleri araştırıyor ve nasıl yaşamak istediğini anlamaya çalışıyor. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Nina is finding her way in the world.
  2. Nina is finding her way to the station.
  3. Nina is making a map of the world.
Cevabı göster

Nina is finding her way in the world.

I had an idea of what I wanted to do,

1:49

Ne yapmak istediğime dair bir fikrim vardı

but I wasn't great at putting myself out there. Deyimler

1:51

ama kendimi dışarıya ifade etme konusunda pek iyi değildim.

Deyimler

putting myself out there: kendini ortaya koymak

Bu cümlede putting myself out there; konuşarak, çalışmanı paylaşarak, insanlarla tanışarak veya bir fırsatı deneyerek kendini başkalarına görünür hâle getirmek anlamına gelir. Başkalarının seni yargılaması veya reddetmesi ihtimalini de içerdiği için cesaret ve savunmasızlık duygusu taşır. Yapı put + dönüşlülük zamiri + out there şeklindedir: put myself/yourself/herself/ourselves out there. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır. Bu bir deyimdir; fiziksel olarak dışarı çıkmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, ‘yargılanma ihtimaline rağmen kendini görünür hâle getirmek’ anlamındaki deyimle tamamlayın: To meet new people, you sometimes have to ____.

Cevabı göster

put yourself out there

I cared way too much about what people thought. Kelime

1:54

İnsanların ne düşündüğünü gereğinden fazla önemsiyordum.

Kelime

güçlendirici olarak way too much

Burada way, too much ifadesini güçlendiren samimi bir derece zarfıdır. Way too much, uygun veya makul olandan çok daha fazla anlamına gelir; dolayısıyla I cared way too much, konuşanın başkalarının görüşlerini sağlıklı bir düzeyin çok ötesinde önemsediğini belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı way too + sıfat/zarf veya way too much/many + isim şeklindedir: way too loud, way too quickly, way too much time, way too many messages. Way güçlü bir vurgu katar; too zaten aşırılık anlamını taşır.

Alıştırma

Cümleyi ‘uygun bir miktardan çok daha fazla’ anlamına gelen samimi ifadeyle tamamlayın: I spent ____ time scrolling last night.

Cevabı göster

way too much

I was way too in my head about some things Deyimler

1:56

Bazı konularda kendi kafamın içinde çok fazla kayboluyordum

Deyimler

in my head: aşırı düşüncelere kapılmak

In my head, kişinin kendi düşüncelerine kapılıp doğal davranmak yerine aşırı düşünmesi veya kendinden şüphe etmesi anlamına gelen bir deyimdir. Burada way too anlamı güçlendirir: Konuşanın düşünceleri artık ona yardımcı olmak yerine zarar vermeye başlamıştır. Bu ifade fiziksel bir konumu anlatmaz ve yalnızca bir şeyi hatırlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle Liam'ın sahneye çıkmadan önce aşırı düşündüğünü ve rahatlayamadığını doğal biçimde anlatır?

  1. The audition was on Liam's mind all week.
  2. Liam kept the audition date in mind.
  3. Liam was too in his head before the audition.
Cevabı göster

Liam was too in his head before the audition.

and I struggled to really find my voice. Deyimler

1:59

ve kendi sesimi gerçekten bulmakta zorlanıyordum.

Deyimler

find my voice: kendinden emin kişisel bir tarz geliştirmek

Find your voice, düşüncelerinizi, kimliğinizi veya yaratıcı tarzınızı açık ve kişisel bir biçimde ifade etme yolunu ve bunu kullanma güvenini geliştirmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede konuşan kişi kendine güvenen ve ayırt edici bir yaratıcı olmakta zorlanmıştır. Find, kaybedilen fiziksel sesi geri kazanmayı değil, bir gelişim sürecini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “fikirlerini ifade etmek için kendine özgü ve güvenli bir yol geliştirdi” anlamındaki deyimle tamamlayın: After months of copying other writers, Maya finally ____ and wrote in her own style.

Cevabı göster

found her voice

And throughout this time,

2:02

Ve tüm bu süre boyunca,

figure it out was my anchor. Deyimler

2:04

"sonrasını düşünürsün" fikri benim dayanağımdı.

Deyimler

was my anchor: istikrarı anlatan bir mecaz

Buradaki anchor, hayat belirsiz göründüğünde kişiyi dengede tutan bir şeyi anlatan mecazdır. Konuşan kişi için figure it out sözleri bu dengeyi sağlayan inançtı; gemilerde kullanılan gerçek bir çapa değildi. X was my anchor kalıbı, X’i güvenilir bir sakinlik, yön veya devamlılık kaynağı olarak gösterir. X bir inanç, alışkanlık, yer ya da kişi olabilir.

Alıştırma

“During the move, our Sunday video call was my anchor,” cümlesinde was my anchor ne anlama gelir?

  1. Bir teknenin hareket etmesini engelledi.
  2. Bana istikrar ve güvenebileceğim bir dayanak sağladı.
  3. Benim için yeni bir sorun yarattı.
Cevabı göster

Bana istikrar ve güvenebileceğim bir dayanak sağladı.

It was a way of reminding myself to just make a decision

2:06

Kendime sadece bir karar vermem gerektiğini

and I will figure it out when I get there. Dilbilgisi

2:10

ve o noktaya geldiğimde bir yolunu bulacağımı hatırlatmanın bir yoluydu.

Dilbilgisi

when I get there: gelecek zaman yan cümlesinde geniş zaman

when I get there ifadesinde when, geleceğe yönelik bir zaman yan cümlesi başlatır. Varış gelecekte olsa da İngilizcede bu yan cümlede normalde geniş zaman biçimi get kullanılır. Ana cümlede will kullanılabilir: I will figure it out when I get there. when sonrasındaki geniş zaman, gelecekteki sonucun ne zaman gerçekleşeceğini belirler; eylem gelecekte diye yan cümleye kendiliğinden will eklenmez.

Alıştırma

Gelecek zaman bildiren cümleyi get fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Call me when I ____ home tonight.

Cevabı göster

get

Sort of having this trust in yourself while taking these leaps of faith Deyimler

2:12

Bu inanç sıçramalarını yaparken kendinize bir nevi güvenmek gibi bir şey,

Deyimler

Belirsizlikte inançla cesur adımlar atmak

Leaps of faith, leap of faith ifadesinin çoğuludur: sonucun belirsiz olduğu ve işe yarayacağına dair eksiksiz kanıt bulunmadığı hâlde alınan cesur bir karar ya da atılan cesur bir adımdır. Leap burada mecazidir; fiziksel bir sıçrama değildir. Burada taking these leaps of faith, daha sonra karşılaşacağın şeylerle başa çıkabileceğine güvenerek ilerlemek anlamına gelir. Faith kişisel güven, umut veya bir şeye duyulan güven olabilir; yalnızca dinî inançla sınırlı değildir.

Alıştırma

Belirsizliğe rağmen güvene dayanan cesur eylemleri anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamla: Launching the project and moving to a new city were both ____ for Elena.

Cevabı göster

leaps of faith

and periodically it will pop in and out of my life. Deyimler

2:16

ve periyodik olarak hayatıma girip çıkıyor.

Deyimler

Hayatıma girip çıkmak

Pop in and out, kelime anlamıyla bir yere kısa süreliğine girip sonra çıkmayı anlatır. Ardından of my life geldiğinde mecazi olur: bir düşünce, ilgi, alışkanlık veya kişi bir süre hayatında yer alır, kaybolur ve sonra yeniden döner. periodically sözcüğü bunun sürekli değil, aralıklarla gerçekleştiğini doğrular. Burada it, daha önce sözü edilen deyişi ve onun temsil ettiği yaşam anlayışını belirtir; birinin gerçekten bir eve girip çıkmasını anlatmaz.

Alıştırma

Kısa süreliğine geri dönüp sonra yeniden kaybolan bir ilgiyi anlatan dersteki samimi ifadeyle cümleyi tamamla: My interest in photography tends to ____.

Cevabı göster

pop in and out of my life

I think we inherently know when we connect with the idea of something.

2:19

Bence bir şeyin fikriyle bağ kurduğumuzu içgüdüsel olarak biliyoruz.

It feels exciting and terrifying all at once. Kelime

2:23

Aynı anda hem heyecan verici hem de korkutucu hissettiriyor.

Kelime

all at once ifadesinin “aynı anda” anlamı

Bu cümlede all at once, “aynı anda” anlamına gelir. Kişi heyecanı ve korkuyu birlikte hisseder; iki duygu aynı anda var olur. Bu ifade başka bağlamlarda “birdenbire” anlamına da gelebilir, bu yüzden anlamı çevresindeki sözcükler belirler. exciting ve terrifying gibi iki betimlemeyi bağladığında doğal yorum, duyguların eş zamanlı olmasıdır.

Alıştırma

Bu cümlede all at once ne anlama gelir? After hearing the news, Leo felt proud and worried all at once.

  1. Haberi beklenmedik bir şekilde duydu.
  2. Duyguları birbiri ardına ortaya çıktı.
  3. İki duygu aynı anda vardı.
Cevabı göster

İki duygu aynı anda vardı.

But before we even have the chance to pursue it, Kalıp ifadeler

2:26

Ancak daha bunun peşinden gitme fırsatı bile bulamadan,

Kalıp ifadeler

have the chance to pursue it: fırsat ve aktif çaba

Have the chance to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına sahip olmak demektir. Burada have the chance to pursue it, söz konusu fikir için harekete geçme fırsatı elde etmek anlamına gelir. Pursue, aktif çaba anlamı da katar: bir fikir, hedef, plan veya kariyer için çalışmayı sürdürürsünüz. it zamiri daha önce sözü edilen fikre veya fırsata gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi have the chance to ile tamamlayın: If I join the research team, I'll ____ work with experienced scientists.

Cevabı göster

have the chance to

we often hold ourselves back Öbek fiiller

2:28

çoğu zaman kendimizi geri çekiyoruz

Öbek fiiller

hold ourselves back: kendimize engel olmak

we often hold ourselves back cümlesinde hold ... back, kişinin kendi eylemini durdurması veya sınırlaması anlamına gelir. Ourselves, engeli oluşturan kişilerle bu engelden etkilenen kişilerin aynı olduğunu gösterir. Buradaki engel içseldir: belirsizlik, insanları denemeden önce tereddüt etmeye yöneltir. İfade genellikle mecazidir; birini fiziksel olarak geriye çekmek anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi hedef dönüşlü öbek fiille tamamlayın: Even when we have good ideas, fear can make us ____ instead of speaking up.

Cevabı göster

hold ourselves back

because we don't know how it will turn out. Öbek fiiller

2:30

çünkü sonucun ne olacağını bilmiyoruz.

Öbek fiiller

how it will turn out içindeki turn out: nihai sonuç

because we don't know how it will turn out cümlesinde turn out, bir şeyin gelişip belirli bir sonuçla bitmesi anlamına gelir. How, nihai sonucun ne olacağını sorar; will ise bu sonucu geleceğe yerleştirir. Buradaki kullanım geçişsizdir, yani doğrudan nesnesi yoktur. Sonuç bilinmediği için ifade tek başına sonucun iyi mi kötü mü olacağını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede turn out, “gelişip nihai bir sonuca ulaşmak” anlamındadır?

  1. We do not know how the trip will turn out.
  2. The factory turns out hundreds of bicycles each week.
  3. Many neighbours turned out for the community meeting.
Cevabı göster

We do not know how the trip will turn out.

When Megan asked me to go on a trip to the West Coast, Kültür

2:32

Megan bana Batı Yakası'na bir geziye gitmeyi teklif ettiğinde,

Kültür

ABD seyahati bağlamında the West Coast

Bu cümlede the West Coast, Amerika Birleşik Devletleri’nin Pasifik tarafındaki bölgeyi, özellikle Kaliforniya, Oregon ve Washington gibi eyaletleri ifade eder. Daha sonra Kaliforniya’dan söz edilmesi bu yorumu destekler; West Coast bir şehrin adı değildir. Başka bir bağlamda herhangi bir ülkenin kendi batı kıyısı olabilir. West Coast ifadesinin bilinen bir bölge adı olarak kullanılıp kullanılmadığını anlamak için büyük harflere, the belirli tanımlığına ve yakındaki yer adlarına bakın.

Alıştırma

Daha sonra Kaliforniya’dan söz eden bir ABD seyahati anlatısında "the West Coast" büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Resmî adı West Coast olan bir şehir
  2. Bağlama gerek olmadan herhangi bir ülkenin batı kıyısı
  3. Kaliforniya’yı da içeren, ABD’nin Pasifik tarafındaki bölge
Cevabı göster

Kaliforniya’yı da içeren, ABD’nin Pasifik tarafındaki bölge

there was a moment where I felt hesitant to go. Kalıp ifadeler

2:35

gitmekte tereddüt ettiğim bir an oldu.

Kalıp ifadeler

feel hesitant to + fiil

Felt hesitant to go, konuşanın gidip gitmeme konusunda emin olmadığını ve karar vermeden önce duraksadığını anlatır. Hesitant, kesin bir reddi değil, belirsizliği veya henüz hazır hissetmemeyi ifade eder. Başka durumlara aktarılabilen kalıp feel hesitant to + fiilin yalın hâlidir: feel hesitant to ask, leave veya agree. Zaman, feel fiiliyle belirtilir; geçmişteki bir duygu için felt hesitant kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi hesitant kullanarak hedef kalıpla tamamlayın: Nina was unsure about speaking, so she felt ____ ask a question.

Cevabı göster

hesitant to

It had been a while since I've done anything like that.

2:39

Böyle bir şey yapmayalı epey zaman olmuştu.

We'd only just begun to know each other

2:41

Birbirimizi daha yeni yeni tanımaya başlamıştık

and I was considering saying no.

2:43

ve hayır demeyi düşünüyordum.

But you never know what an opportunity will lead to Anlatım akışı

2:46

Fakat bir fırsatın sizi nereye götüreceğini asla bilemezsiniz

and you never know how impactful something will be till after you've done it.

2:48

ve siz onu yapana kadar bir şeyin ne kadar etkili olacağını bilemezsiniz.

Anlatım akışı

Paralel yan cümlelerde yinelenen you never know

İki paralel yan cümlenin başında you never know ifadesinin tekrarlanması bir ön yinelemedir (anafora): bağlantılı fikirleri düzenlemek için aynı başlangıç yeniden kullanılır. Böylece bir fırsatın nereye varacağı ve bir eylemin ne kadar etkili olacağı şeklindeki iki bilinmeyene eşit ağırlık verilir. Buradaki never, hiç kimsenin hiçbir şeyi asla bilemeyeceğini söyleyen gerçek anlamlı bir iddia değil, genel bir retorik vurgudur. Tekrarın ritmi, önemli sonuçların çoğu zaman ancak harekete geçildikten sonra netleştiği yönündeki ana düşünceyi destekler.

Alıştırma

Cümlenin başında tekrarlanan you never know ne işe yarar?

  1. Bilinmeyen iki sonuca eşit vurgu verir ve ikna edici bir ritim oluşturur.
  2. Bir olasılığı kesin bir tahmine dönüştürür.
  3. Konuşanın kişisel olarak unuttuğu iki gerçeği bildirir.
Cevabı göster

Bilinmeyen iki sonuca eşit vurgu verir ve ikna edici bir ritim oluşturur.

There could be a million different things that could make it the wrong choice, Anlatım akışı

2:52

Bunun yanlış bir seçim olmasını sağlayacak milyonlarca farklı şey olabilirdi,

but you only need a few good reasons for it to be right.

2:56

ancak doğru olması için sadece birkaç iyi nedene ihtiyacınız var.

Anlatım akışı

a million different things ile a few good reasons karşıtlığı

Cümle, a million different things ile a few good reasons ifadelerini karşı karşıya getirir. İlk miktar, olası kaygıların çok fazla olduğunu anlatan kasıtlı bir abartıdır; ikincisi ise az sayıda güçlü neden anlamına gelir. Bu miktar karşıtlığı, savı yeniden düzenler: çok sayıda olası itiraz bunaltıcı gelebilir, ancak birkaç önemli neden yine de seçimi destekleyebilir. Cümle, herhangi birkaç nedenin bir kararı otomatik olarak doğru kıldığını iddia etmez.

Alıştırma

a million different things ile a few good reasons karşıtlığının temel etkisi nedir?

  1. Çok sayıdaki olası kaygıyı, daha önemli olabilecek az sayıdaki nedenle karşılaştırır.
  2. İyi ve kötü sonuçların kesin istatistiksel sayısını verir.
  3. Kötü nedenlerin her zaman iyi nedenlerden daha önemli olduğunu söyler.
Cevabı göster

Çok sayıdaki olası kaygıyı, daha önemli olabilecek az sayıdaki nedenle karşılaştırır.

When it comes to these giant leaps of faith, Kalıp ifadeler

3:01

İşinizi bırakmak,

Kalıp ifadeler

When it comes to: konuyu sınırlandırma

When it comes to, “... söz konusu olduğunda” ya da “... konusunda” anlamına gelen kalıplaşmış bir konu açma ifadesidir. Bu cümlede konuşmacı ortak noktayı söylemeden önce tartışmayı these giant leaps of faith konusuyla sınırlar. Bu kalıpta comes fiziksel bir hareketi anlatmaz. When it comes to + konu yapısını tek bir birim olarak düşünün.

Alıştırma

“... söz konusu olduğunda” anlamındaki kalıplaşmış konu açma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ choosing a laptop, battery life matters most.

Cevabı göster

When it comes to

quitting your job,

3:03

o seyahate çıkmak,

taking the trip,

3:04

biriyle ilk kez tanışmak gibi

meeting someone for the first time,

3:05

bu devasa inanç sıçramaları söz konusu olduğunda,

it always leads back to this four-letter word, Kültür

3:07

her şey gelip dört harfli şu kelimeye dayanıyor,

risk.

3:10

risk.

Kültür

four-letter word: şakanın arkasındaki tabu çağrışımı

A four-letter word, yaygın İngilizce küfürlerin çoğu dört harfli olduğu için kısa bir küfrü dolaylı biçimde anlatan tanınmış bir İngilizce ifadedir. Bu nedenle ifade yalnızca harf sayısını değil, genellikle tabu bir çağrışımı da taşır. Burada konuşmacının açıkladığı sözcük, dört harfli olmasına rağmen küfür olmayan risk sözcüğüdür. Bu beklenmedik değişim, bilinen örtmeceli ifadeyi küçük bir şakaya dönüştürür ve risk kavramını bütün büyük kararların arkasındaki rahatsız edici düşünce olarak vurgular.

Alıştırma

Konuşmacı risk demeden önce four-letter word ifadesini kullanarak nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Risk sözcüğünün gerçekten İngilizce bir küfür olduğunu belirtir.
  2. Yaygın küfür çağrışımını harekete geçirerek risk sözcüğünü beklenmedik ve vurgulu bir açıklamaya dönüştürür.
  3. Başka hiçbir çağrışım olmadan yalnızca harf sayısını verir.
Cevabı göster

Yaygın küfür çağrışımını harekete geçirerek risk sözcüğünü beklenmedik ve vurgulu bir açıklamaya dönüştürür.

Beautiful outside.

3:17

Dışarısı çok güzel.

There was a period of my life where I was feeling very stagnant. Kelime

3:18

Hayatımın, kendimi çok durgun hissettiğim bir dönemi vardı.

Kelime

Stagnant: büyüme veya ilerleme olmaması

Bu cümlede stagnant, “gelişmeyen veya ilerlemeyen” anlamına gelir. Konuşan kişi hayatında çok az değişim, öğrenme veya ileriye doğru hareket olduğunu hissediyor; hayatının kelimenin gerçek anlamıyla durduğu söylenmiyor. Bu sıfat, akmayan su veya hava fikrinden gelir. Bu görüntü, uzun süre değişmeden kalan kariyerlere, ilişkilere, işletmelere veya kişisel gelişime de doğal olarak aktarılır.

Alıştırma

Şu yeni durumu okuyun: After a year of repeating the same tasks and learning nothing new, Maya said her career felt stagnant. Burada stagnant ne anlama geliyor?

  1. Çok az büyüme veya ilerleme vardı.
  2. Fazla hızlı ilerliyordu.
  3. Sakindi ama düzenli biçimde gelişiyordu.
Cevabı göster

Çok az büyüme veya ilerleme vardı.

I wasn't meeting new people or experiencing new things,

3:21

Yeni insanlarla tanışmıyor veya yeni şeyler deneyimlemiyordum,

but I was also not putting myself out there at the same time.

3:24

ama aynı zamanda kendimi dış dünyaya da açmıyordum.

It's so easy to become comfortable in your bubble, Deyimler

3:27

Kendi balonunuzun içinde rahat etmek o kadar kolay ki,

Deyimler

Comfortable in your bubble: güvenli ama sınırlı bir dünyada rahat olmak

Your bubble, çevrenizdeki tanıdık insanları, yerleri, fikirleri ve rutinleri anlatan bir benzetmedir. Onun içinde comfortable olmak, bu sınırlı dünyada güvende hissetmek demektir. Burada comfortable örtük bir uyarı taşır: güvende hissetmek yeni insanlardan veya deneyimlerden kaçınmayı kolaylaştırabilir. İfade gerçek bir balonu anlatmaz.

Alıştırma

Şu yeni durumu okuyun: Leo rarely meets people outside his usual group because he is comfortable in his bubble. Bu ifade neyi düşündürüyor?

  1. Fiziksel olarak küçük bir alanın içinde dinleniyor.
  2. Tanıdık ama sınırlı bir sosyal dünyada kendini güvende hissediyor.
  3. Yabancı deneyimler aramaya hevesli.
Cevabı göster

Tanıdık ama sınırlı bir sosyal dünyada kendini güvende hissediyor.

but I think it's also important not to take it too far Deyimler

3:30

ama bence bunu çok fazla ileri götürmemek de önemli

Deyimler

Take it too far: makul bir sınırı aşmak

Bu cümlede take it too far, bir yaklaşımı makul bir sınırın ötesine geçene ve aşırı ya da zararlı hâle gelene kadar sürdürmek veya yoğunlaştırmak demektir. Buradaki it, rahatlığı ve güvenliği seçme yaklaşımını ifade eder. Anlam mecazidir; bir nesneyi uzak bir yere götürmekten söz edilmez. take + something + too far kalıbı bir şakayı, kuralı, tartışmayı, alışkanlığı veya başka bir eylemi değerlendirmek için kullanılabilir. Nesne bir isim ya da zamir olabilir: take the joke too far ve take it too far.

Alıştırma

Hangi cümlede take it too far, makul bir sınırı aşmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The courier took the parcel too far down the road and had to bring it back.
  2. Please do not take the chair too far from the table.
  3. Turning off your phone at dinner is reasonable, but banning all contact with friends would take it too far.
Cevabı göster

Turning off your phone at dinner is reasonable, but banning all contact with friends would take it too far.

and it's not about saying yes to everything,

3:32

ve mesele her şeye evet demek değil,

but it's important to know when something will be a healthy push. Deyimler

3:35

önemli olan neyin sağlıklı bir itici güç olacağını bilmektir.

Deyimler

A healthy push: yararlı ve yönetilebilir bir zorluk

Burada a healthy push, kişiyi rahat hissettiği alanın biraz dışına çıkaran ve gelişmesine yardımcı olan, yönetilebilir bir zorluk veya teşviktir. Healthy, yararlı ve iyi ölçülmüş anlamına gelir; push ise mecazidir ve fiziksel bir itme söz konusu değildir. Bu ifade bir denge anlatır: Kişi zorlanır, ancak bu zorluk hazırlık düzeyine uygundur ve zararlı bir baskıya ya da zorlamaya dönüşmez.

Alıştırma

Hangi durum en iyi şekilde a healthy push olarak tanımlanabilir?

  1. Bir yönetici, bitkin bir çalışanı bütün gece çalışmazsa kovmakla tehdit eder.
  2. Bir antrenör, hazır olan bir koşucuya biraz daha zor bir hedef verir ve destek sunar.
  3. Bir arkadaş, kişinin kendi başına herhangi bir karar vermesine izin vermez.
Cevabı göster

Bir antrenör, hazır olan bir koşucuya biraz daha zor bir hedef verir ve destek sunar.

It can be intimidating to open yourself up, Öbek fiiller

3:39

Kendinizi dışa açmak,

to show the world who you are and not know how it's gonna be received.

3:42

dünyaya kim olduğunuzu göstermek ve bunun nasıl karşılanacağını bilmemek ürkütücü olabilir.

Öbek fiiller

open yourself up: kendini duygusal olarak açmak

Burada open yourself up, başkalarının nasıl tepki vereceğini bilmesen bile gerçek düşüncelerini, duygularını veya kimliğini onlara göstermek anlamına gelir. Bir şeyi fiziksel olarak açmayı değil, duygusal açıklığı ve savunmasız kalmayı anlatır. Yapı open + dönüşlü zamir + up şeklindedir. Neyin paylaşıldığı bağlamdan anlaşılıyorsa tek başına kullanılabilir; kendini hangi kişiye, fikre veya deneyime açtığını belirtmek için to + kişi, fikir veya deneyim eklenir.

Alıştırma

Örnekte open yourself up ne anlama geliyor?

  1. İnsanların girebilmesi için fiziksel olarak bir yol açmak.
  2. Tepkileri risk oluştursa da başkalarının gerçek benliğini görmesine izin vermek.
  3. Başkalarının nasıl tepki vereceğini önceden bilmek.
Cevabı göster

Tepkileri risk oluştursa da başkalarının gerçek benliğini görmesine izin vermek.

How about this place?

3:45

Burası nasıl?

But we're never gonna know what's on the other side Deyimler

3:47

Ancak o ilk adımı atmaya gönüllü olmadıkça

unless we're willing to take that first step

3:49

ve bunun bize bir sonraki adımda nereye gideceğimizi göstermesini beklemedikçe

Deyimler

what's on the other side ... take that first step: diğer tarafta ne var... o ilk adımı atmak

What's on the other side, belirsiz bir sonucu veya yeni bir olasılığı bir sınırın ötesindeki bir şey gibi gösterir. Take that first step, ilk eylem küçük ya da zor olsa bile harekete geçmeye başlamak anlamına gelir. Bu iki ifade birlikte bir yolculuk mecazı oluşturur: başlamaya istekli değilseniz bir risk veya değişimden sonra neler olabileceğini keşfedemezsiniz. Cümle gerçek anlamda bir yerden karşıya geçmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Dersteki iki yolculuk mecazıyla cümleyi tamamlayın: Applying for the course feels risky, but we cannot know ____ unless we ____ by sending the form.

Cevabı göster

what's on the other side · take that first step

and see where that tells us where to go next.

3:51

diğer tarafta ne olduğunu asla bilemeyeceğiz.

The beauty of putting yourself out there Dilbilgisi

3:56

Kendinizi dış dünyaya açmanın güzelliği,

is that it also forces you to be adaptable

3:57

bunun sizi aynı zamanda hiç beklemediğiniz şekillerde

Dilbilgisi

Belirli bir faydayı ifade eden The beauty of X is that...

The beauty of X is that... olumlu değerlendirme yapan bir kalıptır. Buradaki beauty fiziksel güzellik değil, bir şeyin en iyi veya en değerli yönü anlamına gelir. That ile başlayan yan cümle belirli faydayı açıklar. X yerine bir etkinlik, seçim veya durum gelebilir; is that ifadesinden sonra tam bir cümlecik kullanılır. Bu kalıp önce genel bir olumlu değerlendirme yapmayı, ardından nedenini düzenli biçimde açıklamayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi The beauty of X is that... kalıbının iki parçasıyla tamamlayın. The ____ keeping brief notes ____ you can review the main ideas later.

Cevabı göster

beauty of · is that

and creative in ways you may have not expected.

4:00

uyumlu ve yaratıcı olmaya zorlamasıdır.

It opens you up to seeing things in a different way, Öbek fiiller

4:04

Olaylara farklı bir açıdan bakmanızı,

Öbek fiiller

open someone up to + isim veya -ing biçimi

Open someone up to something, bir kişiyi bir şeyi düşünmeye, deneyimlemeye veya kabul etmeye daha istekli ya da açık hâle getirmek anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel olarak bir şeyi açmayı değil, olayları yeni bir bakış açısıyla görmeye açık hâle gelmeyi anlatır. Kalıp open + kişi + up to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır; bu yüzden seeing doğrudur, see ise bu kalıba uymaz.

Alıştırma

Cümleyi see fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın. Talking with people from different backgrounds can open you up to ____ the issue from another angle.

Cevabı göster

seeing

learning from different people,

4:08

farklı insanlardan bir şeyler öğrenmenizi

and maybe even finding things you weren't even looking for.

4:10

ve hatta aramadığınız şeyleri bile bulmanızı sağlar.

There will always be some level of risk involved

4:14

Her zaman belirli bir düzeyde risk olacaktır,

when it comes to doing something completely out of the ordinary from what we're used to. Deyimler

4:16

alıştığımızdan tamamen farklı, sıra dışı bir şey yapmak söz konusu olduğunda.

Deyimler

Sıra dışı bir şeyi anlatan out of the ordinary

Out of the ordinary, “alışılmadık” veya “normalde olanlardan belirgin biçimde farklı” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Burada konuşanın alışılmış deneyimlerinin çok dışında bir şey yapmayı anlatır; out of fiziksel bir hareket belirtmez. Bu ifade genellikle be fiilinden ya da something out of the ordinary örneğindeki gibi belirsiz bir zamirden sonra gelir. Karşılaştırma noktası, kişi veya durum için normal olan düzendir.

Alıştırma

“Alışılmadık” anlamındaki kalıplaşmış deyimi tamamlayın: The quiet little town saw something completely ____ when a camel walked down Main Street.

Cevabı göster

out of the ordinary

But honestly, I think that's just the name of the game. Deyimler

4:21

Ama dürüst olmak gerekirse, bence oyunun kuralı da bu.

Deyimler

The name of the game: kilit gereklilik

The name of the game, bir faaliyetin en önemli özelliğini, gereğini veya pratik gerçeğini anlatan bir deyimdir. Bu cümlede that, alışılmadık bir şey yapmanın beraberinde getirdiği riske gönderme yapar: bir miktar riski kabul etmek, faaliyetin işleyişinin bir parçası olarak sunulur. Yaygın yapı X is the name of the game şeklindedir. Bir oyunun gerçek adını belirtmez.

Alıştırma

“Kilit gereklilik” anlamındaki deyimi tamamlayın: In emergency work, staying calm is ____.

Cevabı göster

the name of the game

And depending on what season of life we're in, Deyimler

4:23

Ve hayatın hangi evresinde olduğumuza bağlı olarak,

Deyimler

season of life: mevcut koşulların şekillendirdiği bir hayat evresi

Burada season of life, bir insanın hayatındaki belirli bir dönemi anlatan bir benzetmedir. Mevsimler gibi hayatın evreleri de değişir ve her evre farklı koşullar, ihtiyaçlar ve öncelikler getirebilir. Bu ifade, aynı seçimin neden bir evreye uygunken başka bir evreye uygun olmayabileceğini açıklamaya yardımcı olur. İlkbahar, yaz, sonbahar veya kış gibi gerçek mevsimleri anlatmaz.

Alıştırma

"Moving abroad may make sense in a different season of life," cümlesinde season of life ne anlama gelir?

  1. Kendine özgü koşulları olan belirli bir hayat evresi
  2. Her yıl tekrarlanan bir tatil dönemi
  3. Yılın bir bölümündeki hava durumu
Cevabı göster

Kendine özgü koşulları olan belirli bir hayat evresi

it's either gonna be a yes or a no.

4:25

bu ya bir evet ya da bir hayır olacak.

And I think both answers are valid

4:28

Bence her iki cevap da geçerli,

It depends just where you're at in life. Kelime

4:30

sadece hayatın neresinde olduğunuza bağlı.

Kelime

where you're at in life: mevcut durumunuzu anlatan günlük bir ifade

Günlük konuşmada where you're at in life, fiziksel konumunuzu değil, hayatınızın şu anki evresini veya genel durumunuzu anlatır. Where burada mecazi olarak kullanılır: kişiyi hayat yolculuğunun belirli bir noktasına yerleştirir. Sondaki at, gündelik Kuzey Amerika İngilizcesinde yaygındır. Daha tarafsız biçim where you are in life ifadesidir; burada ikisi de aynı tür durumu sorar.

Alıştırma

Günlük bir konuşmada birinin şu anki hayat durumunu soran seçenek hangisidir?

  1. where you're at in life — mevcut hayat evreniz veya durumunuz
  2. where you left your phone — telefonunuzu bıraktığınız yer
  3. where you are on the map — fiziksel konumunuz
Cevabı göster

where you're at in life — mevcut hayat evreniz veya durumunuz

And if it's a yes,

4:32

Ve eğer bu bir evetse,

then sometimes it'll work

4:33

o zaman bazen işe yarar

and sometimes it won't.

4:35

ve bazen yaramaz.

But either way, Anlatım akışı

4:36

Ancak her iki durumda da,

you'll learn something from it.

4:38

bundan bir şeyler öğrenirsiniz.

Anlatım akışı

Ortak bir sonuca geçmek için either way

Either way, iki olasılıktan hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin anlamına gelir. Burada girişim başarılı olabilir veya olmayabilir, fakat iki durumda da aynı sonuç ortaya çıkar: bir şey öğreneceksin. Either way ifadesini iki olasılığın ele alındığı bir konuşmayı toparlayıp her iki durumda da geçerli olan sonuca geçmek için kullan. Burada yol veya yönü gerçek anlamıyla anlatmaz; söylemi bağlayan bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi either way ile tamamla: We may win or lose. ____, we'll learn from the match.

Cevabı göster

Either way

My creative journey so far

4:48

Şimdiye kadarki yaratıcı yolculuğum,

has been full of moments where I had to try different things and experiment,

4:49

ister yeni insanlarla işbirliği yapmak,

whether it was collaborating with new people, Dilbilgisi

4:52

ister farklı stiller keşfetmek

exploring different styles,

4:54

veya yeni formatlara dalmak olsun,

or diving into new formats. Öbek fiiller

4:56

farklı şeyler denemek ve deneyler yapmak zorunda kaldığım anlarla doluydu.

Dilbilgisi

whether it was A, B, or C ve paralel -ing biçimleri

whether it was A, B, or C kalıbı, daha geniş bir deneyimin içinde birkaç olası örnek sunar. Burada whether kimsenin bir seçim yapmasını istemez; listelenen deneme türlerinden herhangi birinin örnek olabileceğini anlatır. Üç öge paraleldir: collaborating, exploring ve diving, was sonrasında kullanılan -ing biçimleridir. Listeyi aynı dil bilgisi biçiminde tutmak anlatımı açık ve kolay takip edilir hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle whether it was A, B, or C kalıbını paralel biçimlerle doğru kullanıyor?

  1. I learned from every new experience, whether it was working with a mentor, testing a new tool, or presenting to a large audience.
  2. I learned from every new experience, either it was working with a mentor, testing a new tool, or presenting to a large audience.
  3. I learned from every new experience, whether it was working with a mentor, a new tool, or presented to a large audience.
Cevabı göster

I learned from every new experience, whether it was working with a mentor, testing a new tool, or presenting to a large audience.

Öbek fiiller

diving into: enerjik biçimde keşfetmeye başlamak

Bu cümlede diving into, yeni formatları etkin ve derinlemesine keşfetmeye veya onlarla çalışmaya başlamak anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır; fiziksel olarak suya dalmak söz konusu değildir. Yapı dive into + konu, etkinlik veya alan şeklindedir. Fiilin biçimi cümleye göre değişir; burada diving çevresindeki sıralamaya uyar, ancak into keşfedilen şeyden önce kalır.

Alıştırma

Dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: On Monday, our team will ____ the new design software.

Cevabı göster

dive into

Many of the ideas that I had this year,

4:58

Megan ile ortak projem de dahil olmak üzere

including my collab with Megan,

5:00

bu yıl sahip olduğum fikirlerin birçoğu,

have been made possible with the support of Epidemic Sound, Kalıp ifadeler

5:01

geçtiğimiz yıl boyunca bana müziklerimin çoğunu sağlayan

who has provided me with so much of my soundtrack over the past year.

5:04

Epidemic Sound'un desteği sayesinde mümkün oldu.

Kalıp ifadeler

have been made possible with the support of: sonucu mümkün kılan desteği belirtmek

Have been made possible, edilgen yapıda present perfect zamandır: çoğul özne many of the ideas, bir şeyi mümkün kılan etkiden yararlanır ve sonuç şu ana kadar önem taşır. With the support of Epidemic Sound, kaynakları veya hizmetleriyle bu fikirlerin gerçekleşmesine yardımcı olan katkı sağlayanı belirtir. Bu ifade, destek veren tarafın tek neden olduğunu söylemek zorunda kalmadan katkıyı açıkça kabul eder. Özellikle teşekkür bölümlerinde, proje güncellemelerinde ve raporlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Gönüllülerin yardımının sonucu mümkün kıldığını belirtmek için resmî teşekkür yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. These free workshops have made possible with the support of local volunteers.
  2. These free workshops have been made possible with the support of local volunteers.
  3. These free workshops have been made possible to the support of local volunteers.
Cevabı göster

These free workshops have been made possible with the support of local volunteers.

So a huge thank you to them. Ton ve niyet

5:07

Bu yüzden onlara çok büyük bir teşekkür borçluyum.

Ton ve niyet

A huge thank you to: herkese açık teşekkür

Bu cümlede a huge thank you to them bir isim öbeğidir, ancak konuşmada tek başına tamamlanmış bir mesaj olarak kullanılır. them ile belirtilen kişilere açıkça güçlü bir minnettarlık yöneltir; huge fiziksel büyüklüğü değil, teşekkürün derecesini artırır. Tam bir cümle kurmak için I want to give a huge thank you to our sponsors. diyebilirsiniz. Yeniden kullanılabilecek kalıp a huge thank you to + person or group şeklindedir.

Alıştırma

Herkese açık teşekkür ifadesini hedef kalıpla tamamlayın: Before the show starts, ____ everyone who helped.

Cevabı göster

a huge thank you to

Using Epidemic Sound allowed me to focus more on my creativity,

5:09

Epidemic Sound'u kullanmak yaratıcılığıma daha fazla odaklanmamı sağladı,

knowing that I had access to a huge library of licensed music Notlar

5:12

çünkü lisanslı devasa bir müzik kütüphanesine

and sound effects that could fit any vibe that I'm going for. Öbek fiiller

5:16

ve yaratmak istediğim her türlü atmosfere uyabilecek ses efektlerine erişimim olduğunu biliyordum.

Dilbilgisi

Knowing that I had access... arka plandaki neden olarak

Knowing that I had access to a huge library of licensed music, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Konuşanın bilgisini, yaratıcılığa odaklanmayı kolaylaştıran zihinsel arka plan olarak sunar; yaklaşık olarak because I knew that... anlamındadır. Esas olarak aynı anda gerçekleşen ikinci bir fiziksel eylemi anlatmaz. Burada knowing ifadesinin örtük öznesi, allowed me to focus içindeki me ile aynı kişidir. Daha genel olarak knowing that + clause, açıkça belirlenmiş bir kişinin neden kendine güvendiğini, harekete geçtiğini veya bir karar verdiğini açıklayabilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Maya entered the interview calmly, knowing that she was well prepared. knowing that she was well prepared neyi gösterir?

  1. Maya'nın bilgisini, görüşmeye sakin biçimde girmesinin nedeni veya zihinsel arka planı olarak sunar.
  2. Maya'nın bu gerçeği ancak görüşmeden sonra öğrendiğini söyler.
  3. Maya dışında birinin onun hazırlıklı olduğunu bildiğini söyler.
Cevabı göster

Maya'nın bilgisini, görüşmeye sakin biçimde girmesinin nedeni veya zihinsel arka planı olarak sunar.

Kalıp ifadeler

had access to: bir şeyi kullanma iznine veya imkânına sahip olmak

had access to ifadesinde access bir isimdir; had ise have fiilinin geçmiş zaman biçimidir. have access to + isim kalıbı, birinin bir şeyi kullanmak veya ona ulaşmak için izne, fırsata ya da gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirtir. Burada konuşan kişinin lisanslı arşivi kullanabildiği anlatılıyor. Edat to şeklindedir; library, erişilebilen nesnedir.

Alıştırma

Cümleyi have access to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the project, I ____ a private database.

Cevabı göster

had access to

Öbek fiiller

going for: istenen bir tarzı veya etkiyi hedeflemek

Buradaki go for, istenen sonuç olarak bir şeyi seçmek veya hedeflemek anlamına gelir. Konuşan kişi fiziksel olarak bir yere gitmekten değil, müzik ve ses efektleriyle oluşturmak istediği hava veya tarzdan söz ediyor. the vibe that I'm going for yapısında that, the vibe ifadesini temsil eder ve for edatının nesnesidir. İngilizce bu tür ilgi cümleciklerinde edatı sık sık sonda bırakır: the vibe that I'm going for.

Alıştırma

Cümleyi go for ifadesinin şimdiki zamanın devam biçimiyle tamamlayın: We chose simple colors because we're ____ a clean, modern look.

Cevabı göster

going for

Epidemic makes things incredibly easy

5:18

Epidemic işleri inanılmaz derecede kolaylaştırıyor;

from being able to organize my own project playlists Dilbilgisi

5:20

kendi proje çalma listelerimi organize edebilmekten

to what's probably my favorite feature,

5:23

muhtemelen en sevdiğim özelliği olan

downloading stems of a song. Kültür

5:25

bir şarkının kanallarını indirmeye kadar.

Dilbilgisi

Bir özellik aralığını anlatmak için from A to B

From A to B, bir aralığın iki ucunu düzenli biçimde sunar. Burada A, being able to organize my own project playlists; B ise what's probably my favorite feature ifadesidir. Konuşmacı bir yerden başka bir yere hareketi değil, platformdaki çeşitli özellikleri anlatmaktadır. Virgülden sonraki downloading stems of a song bölümü, en sevilen özelliğin ne olduğunu açıklar. Bu yapı, çok çeşitli özellikleri, konuları veya deneyimleri kısa ve düzenli biçimde sunmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Soyut bir aralığı çerçeveleyen iki sözcükle cümleyi tamamlayın: “The workshop covers everything ____ planning the shoot ____ editing the final video.”

Cevabı göster

from · to

Kültür

Müzik prodüksiyonunda stems of a song

Müzik prodüksiyonunda stems; tüm vokaller, davullar veya bas gibi miksin gruplanmış bölümlerinden oluşturulan ayrı ses dosyalarıdır. Stem'leri indirmek, içerik üreticisinin bu bölümleri düzenlemesine, dengelemesine veya yeniden mikslemesine olanak verir. Bu nedenle stems of a song ifadesindeki stem, bitki bilimi veya dil bilimindeki anlamıyla kullanılmaz ve yalnızca şarkının tamamlanmış tek dosyasını ifade etmez. Müzik prodüksiyonu bağlamı teknik anlamı seçer.

Alıştırma

Müzik prodüksiyonunda “stems” nedir?

  1. Şarkı sözlerinin yazılı bölümleri
  2. Şarkının tamamlanmış stereo sürümü
  3. Vokal, davul veya bas gibi ayrı gruplanmış ses bölümleri
Cevabı göster

Vokal, davul veya bas gibi ayrı gruplanmış ses bölümleri

As I've grown as a creator, Dilbilgisi

5:27

Bir içerik üreticisi olarak geliştikçe,

Dilbilgisi

As I've grown as a creator: kademeli değişim ve rol bildiren as

Burada cümlenin başındaki as, 'kademeli bir değişim olurken' ya da 'bu değişim geliştikçe' anlamındadır. As I've grown, present perfect kullanarak geçmişten şimdiye bakar: konuşanın gelişimi bugüne kadar sürmüştür veya bugün hâlâ önemlidir. as a creator içindeki sonraki as ise farklı bir görev üstlenir: gelişimin hangi rolde gerçekleştiğini belirtir. As + özne + present perfect kalıbı, gelişen bir deneyimi anlayış, alışkanlık veya duygu değişimiyle ilişkilendirebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede as, 'zaman içinde kademeli bir değişim gerçekleştikçe' anlamında kullanılmıştır ve 'çünkü' ya da '... rolünde' anlamına gelmez?

  1. As the roads are icy, the school is closed.
  2. I work as a designer.
  3. As I've grown older, my tastes have changed.
Cevabı göster

As I've grown older, my tastes have changed.

I've learned that having reliable tools like Epidemic Sound is so crucial.

5:28

Epidemic Sound gibi güvenilir araçlara sahip olmanın çok önemli olduğunu öğrendim.

It's helped me stay true to my creative vision without second-guessing myself. Notlar

5:33

Kendimden şüphe etmeden yaratıcı vizyonuma sadık kalmama yardımcı oldu.

Kalıp ifadeler

stay true to my creative vision: yaratıcı vizyonuma sadık kalmak

Stay true to, baskının sizi önemli bir şeyden uzaklaştırmasına izin vermeden onu izlemeye veya yansıtmaya devam etmek demektir. Burada my creative vision, konuşanın amaçladığı sanatsal yönü ifade eder; dolayısıyla ifade, yapılan işi bu yönle uyumlu tutmak anlamına gelir. Bu ifadede true, 'gerçeklere göre doğru' anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp stay true to + değer, ilke, kimlik, tarz veya vizyondur.

Alıştırma

Bu dersteki, 'izlemeye veya bağlı kalmaya devam etmek' anlamına gelen üç kelimelik kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Even under pressure, she chose to ____ her principles.

Cevabı göster

stay true to

Kelime

second-guessing myself: kendi kararımdan şüphe etmek

Second-guess myself, bir seçim yaptıktan sonra kendi yargımı sürekli sorgulamak veya bundan şüphe etmek anlamına gelir. Cümledeki without second-guessing myself, konuşanın seçimin yanlış olup olmadığını tekrar tekrar düşünmek yerine yaratıcı vizyonunu izleyebildiğini anlatır. Dönüşlülük zamiri kişiye göre değişir: second-guess yourself, herself, ourselves vb. Temel fikir, mevcut bir karardan şüphe etmektir; yeniden tahminde bulunmak değildir.

Alıştırma

Cümleyi second-guess myself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After I submitted the design, I kept ____, wondering whether I had made the right choice.

Cevabı göster

second-guessing myself

And they hooked it up. Kelime

5:36

Ve bana bir güzellik yaptılar.

Kelime

hooked it up: özel bir avantaj sağladılar

Burada hooked it up, ek bir yardım veya özel bir avantaj sağladıkları anlamına gelen samimi bir argo ifadedir. Daha sonra indirim kodundan söz edilmesi, yardımın ne olduğunu açıklar; it belirsizdir ve kesin avantajı bağlam gösterir. Bu kullanım, birinin cömert davranması veya yararlı bir şey ayarlaması fikrini taşır. Bir şeyi başka bir şeye bağlamakla ilgili gerçek anlam değildir.

Alıştırma

Bir dükkân sahibi ekibinize indirim kodu veriyor. Biri "They hooked it up." diyor. İfade burada ne anlama geliyor?

  1. Gruba özel bir fırsat veya avantaj sağladılar.
  2. İndirim teklifini iptal ettiler.
  3. Bir cihazı kabloya bağladılar.
Cevabı göster

Gruba özel bir fırsat veya avantaj sağladılar.

I was able to get a 25% off code off of yearly plans, Kelime

5:37

Yıllık planlarda %25 indirim sağlayan bir kod alabildim,

Kelime

25% off: son fiyat değil, indirim miktarı

“25% off”, özgün fiyatın %25’inin düşülmesi demektir. Başka vergi veya ücretler hesaba katılmadan müşteri özgün fiyatın %75’ini öder. Kalıp, sayı + % off şeklindedir. Kampanyalarda yaygındır ve “a 25% off code” ya da “25% off yearly plans” örneklerinde olduğu gibi bir teklifi veya ürünü niteleyebilir.

Alıştırma

Yıllık bir planın normal fiyatı $80’dır. Teklifte “25% off” yazıyor. Vergi ve ücretlerden önce bu ne anlama gelir?

  1. Fiyat $20 azalır, dolayısıyla $60 ödersiniz.
  2. Son fiyat $80’ın %25’i olduğu için $20 ödersiniz.
  3. Fiyat %25 artar, dolayısıyla $100 ödersiniz.
Cevabı göster

Fiyat $20 azalır, dolayısıyla $60 ödersiniz.

but it is only available for this week.

5:41

ancak bu sadece bu hafta için geçerli.

So if you've been thinking about it,

5:43

Yani eğer kullanmayı düşünüyorsanız,

then get on it. Öbek fiiller

5:45

hemen harekete geçin.

Öbek fiiller

get on it: hemen harekete geçmek

“Get on it”, “hemen ilgilenmeye başla” veya “gecikmeden harekete geç” anlamına gelen gayriresmî bir emir ifadesidir. Burada fiziksel olarak bir nesnenin üstüne çıkmayı değil, teklif konusunda harekete geçmeyi anlatır. it zamiri, daha önce konuşulan göreve, soruna veya fırsata gönderme yapar. Bu nedenle dinleyen kişinin ne yapması gerektiğini bildiği durumlarda kısa bir eylem çağrısı olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız size “Applications close tonight, so get on it.” diyor. Sizden ne yapmanızı istiyor?

  1. Başvurunun üstüne çıkmak.
  2. Başvuruya şimdi başlamak.
  3. Başka bir güne kadar beklemek.
Cevabı göster

Başvuruya şimdi başlamak.

Just remember to paste in the code. Öbek fiiller

5:46

Sadece kodu kopyalayıp yapıştırmayı unutmayın.

Öbek fiiller

Kodu yapıştırmak

Bu yönergede paste in the code, önceden kopyalanmış bir kodu ekrandaki giriş alanına yerleştirmek anlamına gelir. Paste burada bilgisayardaki yapıştırma komutudur; fiziksel bir nesneyi tutkalla yapıştırmak değildir. in parçacığı, hedef açıkça söylenmese bile kodun bir kutu ya da alanın içine girdiğini gösterir. Nesne bir zamirse paste it in kullanılır; hedefi belirtmek için paste the code into the box da denebilir.

Alıştırma

Yönergeyi paste in öbek fiiliyle tamamla: Copy the code, then ____ at checkout.

Cevabı göster

paste it in

So if you are ready to bring your stories to life, Deyimler

5:48

Bu yüzden eğer hikayelerinizi hayata geçirmeye hazırsanız,

Deyimler

Hikâyelerini hayata geçirmek

Bring your stories to life burada mecaz anlamda kullanılır. Ayrıntılar, görüntüler, ses, performans veya başka yaratıcı seçimlerle hikâyeleri canlı, gerçek ve ilgi çekici hâle getirmek demektir. Kelimenin tam anlamıyla biyolojik yaşam vermek anlamına gelmez. Kalıp bring + nesne + to life şeklindedir. Özne, etkiyi yaratan kişi, araç veya ayrıntıyı; nesne ise canlılık kazanan fikir ya da eseri belirtir.

Alıştırma

bring ... to life kalıbını the castle nesnesiyle kullan: The illustrator used color and texture to ____.

Cevabı göster

bring the castle to life

then I highly, highly recommend Epidemic Sound Kalıp ifadeler

5:50

o zaman Epidemic Sound'u şiddetle, çok şiddetle tavsiye ediyorum

Kalıp ifadeler

highly, highly recommend: konuşmada güçlü vurgu

Highly recommend, bir şeyi büyük bir güvenle veya coşkuyla tavsiye etmek anlamına gelen yaygın bir sözcük birleşimidir. Bu cümlede highly, recommend fiilini niteler ve tavsiyeyi güçlendirir. Highly sözcüğünü tekrarlamak konuşmada ek vurgu oluşturur. Highly, highly recommend yine tek bir tavsiyeyi ifade eder; tekrar, iki farklı dereceyi değil coşkuyu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle özellikle coşkulu bir sözlü tavsiyeyi en doğal biçimde ifade eder?

  1. I highly, highly recommend this podcast.
  2. I highly, highly recommendation this podcast.
  3. I very, very recommend this podcast.
Cevabı göster

I highly, highly recommend this podcast.

and you can check 'em out using the link in my description. Öbek fiiller

5:53

ve onlara açıklama kısmındaki bağlantıyı kullanarak göz atabilirsiniz.

Öbek fiiller

check 'em out: anlamı ve zamirin yeri

Check 'em out, “gidip bakmak, hakkında bilgi edinmek veya denemek” anlamına gelir. Bu cümlede izleyiciler, bağlantı üzerinden Epidemic Sound'u ziyaret edip incelemeye davet ediliyor; burada check out ilgi çekici bir şeyi araştırmak anlamındadır. 'Em, them sözcüğünün çok samimi bir konuşma biçimidir. Check out ayrılabilen bir fiildir; bu nedenle nesne bir zamirse check ile out arasına gelir: check them out veya check 'em out denir, check out 'em denmez.

Alıştırma

Samimi cümleyi check, kısaltılmış zamir ve out ile tamamlayın: These study apps look useful. Let's ____ tonight.

Cevabı göster

check 'em out

There's a certain naive confidence you have when you just enter your 20s, Kalıp ifadeler

6:00

20'li yaşlarınıza yeni girdiğinizde hissettiğiniz

Kalıp ifadeler

naive confidence ifadesinin karma anlamı

Burada naive confidence, bir şeyin ne kadar zor veya karmaşık olabileceğini henüz görememekten kısmen kaynaklanan cesur bir özgüven anlamına gelir. Naive, confidence sözcüğünü niteler; bu özgüveni yok saymaz veya onu aptallığa dönüştürmez. İfade, olumlu ve eleştirel bir tonu birlikte taşır. Konuşan kişi gençlikteki bu zihniyetin cesaretine değer verirken geçmişe daha deneyimli bir gözle bakar ve o zamanki farkındalığının sınırlı olduğunu kabul eder.

Alıştırma

Bu cümledeki naive confidence ifadesine en uygun yorum hangisidir? “At eighteen, her naive confidence made her eager to start, even though she did not yet understand the obstacles.”

  1. Kısmen sınırlı deneyime dayanan cesur bir özgüven
  2. Korkudan kaynaklanan tam bir özgüven eksikliği
  3. Uzman bilgisine dayalı tam güven
Cevabı göster

Kısmen sınırlı deneyime dayanan cesur bir özgüven

Kalıp ifadeler

enter your 20s: bir yaş dönemine başlamak

To enter your 20s, genellikle 20 yaşına girdiğiniz dönem civarında, 20 ile 29 yaş arasındaki yaş evresine başlamak anlamına gelir. Enter burada mecazidir: bir yaşam evresi, içine girilebilen bir dönem gibi ele alınır.

Alıştırma

Leo dün yirminci doğum gününü kutladı. Hangi cümle, onun 20 ile 29 yaş arasındaki döneme başladığını vurgular?

  1. Leo is in his 20s.
  2. Leo has turned 29.
  3. Leo has entered his 20s.
Cevabı göster

Leo has entered his 20s.

unlike any other part of your life.

6:04

hayatınızın başka hiçbir dönemine benzemeyen o naif bir özgüven vardır.

It's the easiest to lose Anlatım akışı

6:07

Kaybetmesi en kolayı,

and the longest to get back.

6:09

ve geri kazanması ise en uzun süreni odur.

Anlatım akışı

the easiest to lose ile the longest to get back arasındaki karşıtlık

İki üstünlük ifadesi tek bir düşünceyi keskin bir karşıtlık olarak düzenler: Bu güveni kaybetmek son derece kolaydır, ancak yeniden kazanmak çok uzun zaman alır. Burada “get back”, bir yere geri dönmek değil, güveni yeniden kazanmak anlamındadır. İkinci bölümde tekrar edilecek “it’s” atılır; açık biçimi “It’s the easiest to lose, and it’s the longest to get back.” olurdu. “The easiest” kaybetmenin ne kadar kolay olduğunu, “the longest” ise toparlanmanın ne kadar sürdüğünü ölçer. Bu asimetrik paralellik cümleyi kısa tutar ve uyarıyı akılda kalıcı hâle getirir.

Alıştırma

“It's the easiest to lose and the longest to get back” cümlesindeki karşıtlık neyi vurgular?

  1. Konuşmacı bu güveni zaten tamamen geri kazandı.
  2. Bu güven hızla kaybedilebilir, ancak onu yeniden kazanmak uzun zaman alır.
  3. Konuşmacı bir yere geri dönen iki yolu karşılaştırıyor.
  4. Bu güveni bulmak kolaydır, ancak başkasına vermek uzun zaman alır.
Cevabı göster

Bu güven hızla kaybedilebilir, ancak onu yeniden kazanmak uzun zaman alır.

And if there was one part of that era I could take to the next, Dilbilgisi

6:10

Ve eğer o dönemden bir sonraki evreye taşıyabileceğim tek bir şey olsaydı,

I think it probably would be that.

6:13

sanırım o da muhtemelen bu olurdu.

Dilbilgisi

if there was ... I could ... it probably would be ... ile varsayımsal seçim

“If” yan cümlesi geçmişteki bir olayı değil, varsayımsal bir seçimi sunar. Geçmiş biçim “was” ve “could” kipliği koşulu gerçeklikten uzaklaştırır: Konuşmacının o dönemden hayatının bir sonraki aşamasına yalnızca bir nitelik taşıyabildiğini varsayın. “Would” içeren sonuç cümlesi bu hayalî seçimin ne olduğunu belirtir. “That”, daha önce sözü edilen güvene gönderme yaparken “I think” ve “probably” cevabı daha az kesin hâle getirir. Konuşmada “if there was” yaygındır; “if there were” aynı varsayımsal anlamı geleneksel olarak daha resmî bir biçimde ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle tamamen varsayımsal bir seçimi doğal biçimde ifade eder?

  1. If there were one book I can keep, I think it will be this one.
  2. If there would be one book I could keep, I think it was this one.
  3. If there were one book I could keep, I think it would be this one.
  4. If there is one book I could keep yesterday, I think it would be this one.
Cevabı göster

If there were one book I could keep, I think it would be this one.

It is quite the claim that this is the mindset that helped me navigate my 20s out of everything else. Notlar

6:15

20'li yaşlarımı atlatmama yardımcı olan şeyin diğer her şeyden çok bu zihniyet olduğunu iddia etmek oldukça iddialı bir söz.

Dilbilgisi

quite the claim: quite the + tekil isim ile vurgu

Quite the claim, özellikle iddialı ya da dikkat çekici bir sav anlamına gelir. Burada konuşan kişi, tek bir düşünce biçiminin hayatının on yıllık bir dönemine yön verdiğini söylemenin alışılmadık ölçüde büyük ve iddialı bir genelleme olduğunun farkında olduğunu gösterir. quite the + tekil sayılabilir isim kalıbında quite the, ardından gelen ismi dikkat çekici, şaşırtıcı ya da uç bir şey olarak değerlendirir. Savın doğru olduğunu belirtmez. Değerlendirmenin hayranlık, eleştiri ya da mizah taşıyıp taşımadığını bağlam belirler.

Alıştırma

Özgün cümlede quite the claim ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. kesinlikle doğru olan bir sav
  2. alışılmadık ölçüde iddialı veya dikkat çekici bir sav
  3. çok kesin bir dille ifade edilmiş bir sav
Cevabı göster

alışılmadık ölçüde iddialı veya dikkat çekici bir sav

Deyimler

navigate my 20s: hayatın bir dönemi için mecaz anlamda navigate

navigate my 20s ifadesinde navigate mecaz anlamda kullanılır. Konuşan kişi yirmili yaşlarını seçimler ve engeller içeren karmaşık bir rota gibi görür; dolayısıyla ifade, hayatının o döneminde yolunu bulmak ve dönemi yönetmek anlamına gelir. Navigate sözcüğünün bu kullanımı etkindir: yalnızca on yılın sonuna ulaşmayı değil, karar almayı ve uyum sağlamayı düşündürür. Aynı fiil karmaşık dönemleri, sistemleri veya durumları nesne olarak alabilir.

Alıştırma

Bu cümlede navigate için en uygun anlam hangisidir: Her mentor helped her navigate a difficult career change?

  1. hiçbir şey yapmadan değişikliğin bitmesini beklemek
  2. ilgili seçimleri ve engelleri etkin biçimde yönetmek
  3. harita okuyarak bölgede yolculuk etmek
Cevabı göster

ilgili seçimleri ve engelleri etkin biçimde yönetmek

But looking back, Anlatım akışı

6:23

Ama geriye dönüp baktığımda,

Anlatım akışı

Geçmişe dönük değerlendirme belirteci olarak looking back

Bu cümlede “looking back”, “şu an bulunduğum noktadan geçmişi düşündüğümde” anlamına gelen, geçmişe dönük bir değerlendirme söylem belirtecidir. Fiziksel olarak arkaya dönmeyi anlatmaz. Değerlendirmenin geri kalanından önce gelerek dinleyicinin dikkatini geçmiş olaylardan, konuşanın bugün bu olaylar hakkındaki değerlendirmesine taşır.

Alıştırma

“But looking back,” ifadesindeki “looking back” neyi gösterir?

  1. Konuşan, geçmişteki olayları şimdi yeniden değerlendiriyor.
  2. Konuşan, sırada ne olacağını tahmin ediyor.
  3. Konuşan, arkasındaki bir şeyi görmek için fiziksel olarak dönüyor.
Cevabı göster

Konuşan, geçmişteki olayları şimdi yeniden değerlendiriyor.

I can't imagine all the things I would've missed out on Dilbilgisi

6:24

o günden bu yana kaçırmış olabileceğim şeyleri

Dilbilgisi

Would've missed out on: gerçek dışı bir geçmiş sonuç

“Would've missed out on”, “elde etme veya yaşama fırsatını kaçırmış olmak” anlamına gelir. “Would've”, “would have”in kısaltmasıdır ve ardından geçmiş zaman ortacı “missed” gelir. “Would have + geçmiş zaman ortacı” biçimindeki kiplik tamamlanmış yapı, gerçeklere aykırı bir geçmiş sonucu anlatır: ima edilen farklı bir koşul altında konuşan kişi bu deneyimleri kaçırmış olurdu. İlgi cümleciğinde “on” edatının nesnesi daha önce gelen “all the things” ifadesidir; temel sıralama “I would've missed out on all the things.” şeklindedir.

Alıştırma

Bir fırsatı kaçırmaya ilişkin gerçek dışı geçmiş sonucu anlatan tam kısaltılmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: If Nina hadn't shared the invitation, I ____ the event.

Cevabı göster

would've missed out on

and all the things that led to another since then.

6:27

ve birbiri ardına gelen tüm o gelişmeleri hayal bile edemiyorum.

It is truly one of the few themes in my life that keep on recurring Öbek fiiller

6:31

Bu gerçekten de tüm bu yıllar,

Öbek fiiller

keep on recurring: tekrar tekrar ortaya çıkmak

keep on + -ing yapısında keep “devam etmek” anlamındadır; on ise bir şeyin sürdüğü veya yeniden gerçekleştiği fikrini daha da vurgular. recurring zaten “yeniden ortaya çıkmak” demektir. Bu nedenle keep on recurring, bu temaları tek seferlik bir olay olarak değil, yıllar boyunca tekrar tekrar geri dönen bir örüntü olarak sunar. keep fiilinin öznesi çoğul themes ismidir; bu yüzden ilgi yan cümlesinde keeps değil keep kullanılır. Bu yapı tekrar ortaya çıkan sorunları, anıları, soruları veya başka şeyleri anlatabilir.

Alıştırma

Tekrar tekrar ortaya çıkmayı vurgulayan üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: This error seems to ____ in every monthly report.

Cevabı göster

keep on recurring

in between all the years and different contexts and routes.

6:35

farklı bağlamlar ve yollar arasında hayatımda tekrarlanıp duran birkaç temadan birisi.

And each time still holds this universal truth

6:39

Ve her defasında şu evrensel gerçeği korumaya devam ediyor:

that it starts with what you think you can do, Anlatım akışı

6:42

her şey ne yapabileceğinizi düşünmenizle başlar,

but ends with finding out.

6:45

ama onu keşfetmenizle son bulur.

Anlatım akışı

starts with ... ends with finding out: başlangıçtan sonucu öğrenmeye

Birlikte kullanılan starts with ve ends with ifadeleri baştan sona uzanan açık bir çerçeve kurar. what you think you can do ifadesini başlangıca, finding out ifadesini sona yerleştirerek soyut bir inancı sınanmış bir sonuca doğru ilerleyen bir sürece dönüştürür. Her iki with ifadesinden sonra da bir aşamayı veya bölümü adlandıran bir öge gelir. Burada finding, isim gibi kullanılan bir -ing biçimidir. finding out ise yalnızca birinden bilgi almak değil, eyleme geçerek gerçekte neyin mümkün olduğunu keşfetmek anlamındadır.

Alıştırma

Dengeli başlangıç ve bitiş çerçevesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The tour ____ a safety briefing and ____ a visit to the control room.

Cevabı göster

starts with · ends with

So I hope you enjoyed this video.

6:55

Umarım bu videoyu beğenmişsinizdir.

It was very fun to revisit a topic and see where I was at with it. Kelime

6:56

Bir konuyu tekrar gözden geçirmek ve o konuda ne durumda olduğumu görmek çok eğlenceliydi.

Kelime

where I was at with it: soyut bir durum

Bu cümlede where I was at with it, o sırada konu hakkındaki düşüncelerimin, ilerlememin ya da konuyla ilişki biçimimin hangi durumda olduğu anlamına gelir. it sözcüğü konuyu belirtir; ifade fiziksel bir yeri değil, soyut bir durumu anlatır. where + özne + be + at kalıbı, kişinin zihinsel ya da pratik bir süreçte hangi aşamada olduğunu gündelik biçimde gösterebilir. with + konu bölümü, durumun neyle ilgili olduğunu açıklar.

Alıştırma

“After rereading my old journal, I could see where I was at with the idea,” cümlesinde where I was at with the idea ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak nerede durduğumu belirtir.
  2. O sırada fikirle ilgili düşüncelerimi, ilerlememi veya ilişkimi anlatır.
  3. Fikrin nerede saklandığını söyler.
Cevabı göster

O sırada fikirle ilgili düşüncelerimi, ilerlememi veya ilişkimi anlatır.

Safe to say my trip to California with Megan was not a disaster. Kalıp ifadeler

7:00

Megan ile Kaliforniya gezimizin bir felaket olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Kalıp ifadeler

Safe to say: kanıta dayanan güvenli bir sonuç

Safe to say, It is safe to say (that) ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Konuşanın güçlü biçimde desteklendiğini ve yanlış olma olasılığının düşük olduğunu düşündüğü bir sonucu sunar; safe fiziksel güvenliği değil, sonucun güvenilirliğini anlatır. Burada özellikle hafif tutulan not a disaster değerlendirmesini sunar. Gezi belli ki iyi geçtiği için bu örtülü ve ölçülü anlatım, kendinden emin olumlu bir özet verirken kuru bir mizah da katar.

Alıştırma

Kanıtları güvenle özetleyen üç sözcüklük İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The roads are covered in snow and every bus has been canceled. ____ the trip will be delayed.”

Cevabı göster

Safe to say

In fact, it was the complete opposite. Kalıp ifadeler

7:04

Hatta, tam tersiydi.

Kalıp ifadeler

the complete opposite: tam tersi

The complete opposite, bir durumun veya sonucun az önce sözü edilen fikrin bütünüyle tersi olduğunu belirtir. Burada yolculuğun bir felaket olduğu beklentisini düzeltir: gerçek deneyim çok başarılı ve keyiflidir. The önceki fikre gönderme yapar; complete ise opposite sözcüğünü güçlendirir. Dinleyicinin hangi beklenti, iddia veya betimlemenin tersine çevrildiğini anlayabildiği durumlarda bu ifadeyi kullanın.

Alıştırma

Beklenenin bütünüyle tersi anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Everyone predicted a terrible weekend, but it was ____.

Cevabı göster

the complete opposite

Yes, you got to see a little bit of the behind the scenes in this video, Deyimler

7:06

Evet, bu videoda biraz kamera arkasını gördünüz

Deyimler

behind the scenes: kamera arkasında

Behind the scenes, hazırlık, çekim, kurgu veya kurum içi kararlar gibi bir faaliyetin halkın genellikle görmediği bölümünü anlatır. Çoğunlukla mecazidir; sahne dekorunun fiziksel olarak arkasını ifade etmez. Bu gündelik cümlede konuşmacı ifadeyi the sözcüğünden sonra, gizli sürecin bir kısmı anlamında neredeyse isim gibi kullanır. Daha standart ve başka durumlara aktarılabilir kalıplar what happens behind the scenes, a look behind the scenes ve behind-the-scenes footage biçimleridir.

Alıştırma

Halkın normalde göremediği faaliyetleri anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The studio shared a short video showing what happens ____.

Cevabı göster

behind the scenes

but Megan made a beautiful video while we were on our trip in California.

7:09

ama Kaliforniya gezimizdeyken Megan çok güzel bir video hazırladı.

So if you haven't seen that yet,

7:13

Yani eğer onu henüz izlemediyseniz,

then please check it out.

7:14

lütfen mutlaka bir göz atın.

As always, thank you for watching.

7:15

Her zaman olduğu gibi, izlediğiniz için teşekkür ederim.

You can find me on Instagram at LifeOfRiza in the meantime Anlatım akışı

7:17

Bu arada beni Instagram'da LifeOfRiza hesabından bulabilirsiniz,

Anlatım akışı

in the meantime: sıradaki olaydan önceki zaman aralığı

in the meantime, şu an ile daha sonra gerçekleşmesi beklenen bir olay arasındaki süreyi anlatır. Burada sonraki olay, içerik üreticisinin yeni videosu ya da izleyicilere yeniden sesleneceği zamandır; izleyiciler beklerken onu Instagram'da bulabilir. Bu ifade, gelecekteki planı bekleme süresinde yapılabilecek yararlı bir eyleme bağlar. Yalnızca iki şeyin tam olarak aynı anda gerçekleştiğini belirtmez.

Alıştırma

Bir otobüs on beş dakika içinde gelecek. Beklerken kahve içme önerisini en iyi hangi ifade başlatır?

  1. At the same time
  2. In the meantime
  3. From time to time
Cevabı göster

In the meantime

and I will see you in the next one.

7:20

ve bir sonraki videoda görüşmek üzere.

Bye.

7:23

Hoşça kalın.