20'li yaşlarımı değiştiren zihniyet dönüşümü.: İngilizce çalışma notları
Life Of Riza
Video özeti: Bir üretici Kaliforniya gezisi ve kariyeriyle “şimdi evet de, figure it out later” sözünü değerlendirip ne zaman risk alınacağını veya hayır deneceğini tartıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. figure it out — Phrasal Verbs: “bilinmeyen ayrıntıları sonra çöz” anlamını kavrayın ve zamir nesneyi figure ile out arasına koyun. 2. four-letter word, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: tabu sözcük çağrışımını ve risk ile kurulan esprili açıklamayı tanıyın; risk küfür değildir. 3. would've missed out on — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: yapıyı would have ve geçmiş zaman ortacı olarak çözün, örtük gerçek dışı geçmiş koşulu kurun ve aksi halde kaçırılacak fırsatları anlatın.
Bu derste
Sıcak bir vedalaşma sözü olarak Take care
Burada Take care, “Kendine iyi bak” ya da “Umarım iyi olursun” anlamına gelen kalıplaşmış bir vedalaşma sözüdür. Konuşma biterken sıcak bir ilgi gösterir; bir şeyi alma emri değildir. goodbye sözünden sonra tek başına söylenebilir veya gündelik ya da nötr bir konuşmada goodbye yerine kullanılabilir.
Alıştırma
Bir konuşmanın sonunda söylenen Take care. en büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Kendine iyi bak; hoşça kal.
- Belirli bir görevin sorumluluğunu üstlen.
- Bir şeyi dikkatlice al.
Cevabı göster
Kendine iyi bak; hoşça kal.
“Geri döndü” anlamındaki got back
got back içindeki get back, “geri dönmek” anlamına gelir. got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir; just ise dönüşün konuşma anından kısa süre önce gerçekleştiğini gösterir. get back from + yer, gezi veya etkinlik kalıbı kişinin nereden döndüğünü belirtir: got back from a trip. Burada get back nesnesiz kullanılır, dolayısıyla “bir şeyi geri almak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için get fiilinin geçmiş zaman biçimini back ile kullanın: The bus was slow, but we ____ from the airport before dinner.
Cevabı göster
got back
I've been traveling a lot lately and while it's been fun, Dilbilgisi
0:38Son zamanlarda çok seyahat ediyorum ve eğlenceli olsa da,
I've been traveling a lot lately: yakın zamanda tekrarlanan bir etkinlik
I've been traveling, İngilizcedeki present perfect continuous yapısıdır: have + been + fiilin -ing biçimi. Traveling eylemini yakın bir dönemde devam eden ya da tekrarlanan ve şimdiyle hâlâ bağlantılı olan bir etkinlik olarak sunar. Lately, 'yakın geçmişten şimdiye kadar olan dönem' anlamına gelir. A lot, etkinliğin sık veya yoğun olduğunu gösterir; yani burada yalnızca tamamlanmış tek bir yolculuktan söz edilmez.
Alıştırma
Cümleyi I've been kısaltması ve lately sözcüğüyle tamamlayın: "____ French a lot ____."
Cevabı göster
I've been studying · lately
while it's been fun ... I'm very happy to be home: karşıtlık bildiren while
Burada while, '... sırasında' anlamındaki during the time that değil, '... olsa da' anlamındaki although demektir. while it's been fun yan cümlesi seyahatin olumlu yanını kabul eder; ana cümle ise bununla karşıtlık oluşturan daha güçlü duyguyu, evde olmaktan duyulan mutluluğu sunar. Bu şekilde kullanılan while + yan cümle, farklı ya da karşıt bir ana noktayı sunmadan önce bir gerçeği kabul eder. Virgül, kabul edilen noktadan ana noktaya geçişi gösterir.
Alıştırma
"While the apartment is small, it has everything we need," cümlesinde while ne işe yarar?
- Dairenin ihtiyaç duyulan her şeye sahip olmasının nedenini verir.
- İki olayın aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- Karşıt bir olumlu noktayı sunmadan önce bir dezavantajı kabul eder.
Cevabı göster
Karşıt bir olumlu noktayı sunmadan önce bir dezavantajı kabul eder.
I met up with a new creator friend, Megan Tan, Öbek fiiller
0:43yeni bir içerik üreticisi arkadaşım olan Megan Tan ile
met up with: önceden anlaşarak biriyle buluşmak
Met up with, meet up with ifadesinin simple past biçimidir. Konuşanın Megan ile buluştuğunu anlatır; genellikle buluşmanın önceden ayarlandığını ve çoğu zaman sosyal amaçlı olduğunu ima eder. Kalıp meet up with + kişi şeklindedir. up, öbeksi fiilin bir parçasıdır; with ise buluşulan kişiyi cümleye bağlar.
Alıştırma
Cümleyi ‘önceden kararlaştırıldığı gibi sosyalleşmek için buluştu’ anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: After planning it by text, I ____ Maya for coffee.
Cevabı göster
met up with
in person: fiziksel olarak aynı yerde
In person, çevrim içi, telefonla veya başka bir uzaktan iletişim yöntemiyle değil, fiziksel olarak aynı yerde bulunmak anlamına gelir. Bu cümlede first time ever, yüz yüze buluşmayı niteler; konuşanın ve Megan’ın daha önce hiç iletişim kurmadığı anlamına gelmek zorunda değildir. İfade, met sözcüğünden sonra zarf görevi görür ve buluşmanın nasıl gerçekleştiğini anlatır.
Alıştırma
Buluşmanın yüz yüze gerçekleştiğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- After months of video calls, we finally met in person.
- After months of video calls, we finally met in-person.
- After months of video calls, we finally met personally.
Cevabı göster
After months of video calls, we finally met in person.
for the first time ever: ilk deneyimi güçlü biçimde vurgulamak
Burada for the first time ever, konuşan kişiyle Megan’ın o ana kadar daha önce hiç yüz yüze görüşmediği anlamına gelir. Ever, zaman aralığını bu olaydan önceki bütün dönemi kapsayacak şekilde genişletir ve ilk buluşmayı özellikle önemli gösterir. Bu ifade, nitelediği olaydan sonra gelir: meet someone in person for the first time ever. Olayın konuşan kişinin deneyimindeki yerini belirtir; ever, olayın sonsuza kadar süreceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bunun daha önce hiç yaşanmadığını belirten dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Last Saturday, I performed onstage ____.
Cevabı göster
for the first time ever
It was such an adventure and I think we had an even better time than we thought we would. Dilbilgisi
0:47Gerçekten tam bir maceraydı ve sanırım beklediğimizden bile daha iyi vakit geçirdik.
an even better time than we thought we would: eksiltmeyle beklentileri aşmayı anlatmak
Had an even better time ifadesinde better, gerçekte ne kadar eğlendiklerini önceki beklentileriyle karşılaştırır. Even, better sözcüğünü güçlendirerek olumlu sonucun beklentiyi, belki de şaşırtıcı biçimde, aştığını gösterir. Than we thought we would bölümünde would, daha önceki have a good time fikrine gönderme yapar. İngilizcede bir yardımcı fiilden sonra bu fikir söylenmeden bırakılabilir; daha tam biçimi than we thought we would have olur. Buradaki would, beklenen deneyimi ifade eder; istek belirtmez.
Alıştırma
Hangi cümle karşılaştırmayı güçlendirmek için even sözcüğünü ve beklenen eylemi tekrarlamamak için would sözcüğünü doğal biçimde kullanır?
- We had an even better time than we thought we would have it.
- We had an even better time than we thought we would.
- We had an even more better time than we thought we would.
Cevabı göster
We had an even better time than we thought we would.
Today, I wanna talk about the one mindset shift that completely changed my 20s. Notlar
0:53Bugün, 20'li yaşlarımı tamamen değiştiren o zihniyet değişiminden bahsetmek istiyorum.
Today, I wanna talk about ...: konuya giriş yapmak
Today, konuşmanın şimdi başladığını gösterir; I wanna talk about ise ana konunun hemen ardından geleceğini doğrudan bildirir. about sonrasındaki isim öbeği bu konuyu adlandırır, böylece dinleyici sonraki bilgileri daha kolay düzenler. Bu açılışı, selamlamadan veya girişten konuşmayı planladığınız konuya geçmek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Öğrendiğiniz ifadeyle bu gündelik açılışı tamamlayın: Today, I ____ our plan for reducing waste.
Cevabı göster
wanna talk about
mindset shift: bakış açısında derin bir değişim
Mindset shift, bir kişinin alışılmış düşünme veya bir konuya yaklaşma biçimindeki önemli bir değişimi anlatan isim öbeğidir. Mindset kişinin genel varsayımlarını ya da bakış açısını, shift ise yaşanan değişimi ifade eder. Burada, konuşmacının yirmili yaşlarını etkileyen temel değişim olarak sunulur. Değişim tek bir yeni görüşten veya karardan daha derin ve kalıcı olduğunda bu ifade kullanışlıdır.
Alıştırma
Maya yıllarca geri bildirimi eleştiri olarak gördükten sonra onu gelişim aracı olarak görmeye başladı. Bu derin değişimi en iyi hangi ifade anlatır?
- a mindset shift
- a mood swing
- a change of mind
Cevabı göster
a mindset shift
my 20s: 20 ile 29 yaşları arası
Burada my 20s, konuşanın 20 ile 29 yaşları arasında olduğu dönemi ifade eder. my iyelik belirleyicisi, bunun 1920'ler veya 2020'ler gibi takvimsel bir on yıl değil, kişisel bir yaşam dönemi olduğunu gösterir. changed my 20s ifadesinde 20'li yaşların tamamı, bir zihniyetin şekillendirip değiştirebileceği bir dönem olarak ele alınır. Bir kişinin yaş dönemini anlatmak için iyelik belirleyicisiyle 20s, 30s gibi ifadeler kullanılabilir.
Alıştırma
Örnekte my 20s ne anlama geliyor?
- Yalnızca konuşanın tam 20 yaşında olduğu yıl
- Konuşanın 20 ile 29 yaşları arasında olduğu yıllar
- 2020 ile 2029 arasındaki takvim yılları
Cevabı göster
Konuşanın 20 ile 29 yaşları arasında olduğu yıllar
I've had this personal motto that goes say yes now, Anlatım akışı
0:59şöyle bir kişisel mottom var: şimdi evet de,
For the past several years, I've had: günümüze süren durum
For the past several years, birkaç yıl önce başlayıp şu ana kadar devam eden bir zaman aralığını belirtir. Hâlâ açık olan bu zaman aralığı, present perfect biçimi I've had ile doğal olarak kullanılır. Burada have bir durumu ifade eder: slogan geçmişte konuşanın hayatının bir parçası olmuştur ve şimdi de onun sloganıdır. For the past + süre, have/has + past participle kalıbı devam eden alışkanlıklar, ilişkiler, inançlar ve durumlar için kullanılabilir.
Alıştırma
Slogan birkaç yıl önce sizin oldu ve hâlâ sizin. Cümleyi For the past ... ve have fiilinin kısaltılmış present perfect biçimiyle tamamlayın: ____, ____ this motto.
Cevabı göster
For the past several years · I've had
say yes now ... figure it out later: zaman karşıtlığıyla bir özdeyiş kurmak
Bu özdeyiş, say yes now ve figure it out later şeklindeki iki kısa emir cümlesinden oluşur. Birbirine paralel fiil öbekleri ile now ve later arasındaki karşıtlık, bir kararı iki aşamaya ayırır. Bu paralel ve özlü yapı, sözü hatırlamayı kolaylaştırır ve ana mesajı zamanlamaya yerleştirir: önce değerlendirmeye değer bir fırsatı kabul et, sonra uygulamadaki ayrıntıları çöz. Buradaki emir cümleleri belirli bir dinleyiciye verilen emirler değil, kişisel bir ilkenin ifadesidir.
Alıştırma
say yes now, figure it out later özdeyişi, now ve later arasındaki karşıtlıkla hangi mesajı düzenler?
- Önce değerlendirmeye değer bir fırsatı kabul etmek, sonra ayrıntıları çözmek.
- Bir fırsatı kabul etmeden önce tüm ayrıntıların kesinleşmesini beklemek.
- Sonuçlarını düşünmeden her isteği kabul etmek.
Cevabı göster
Önce değerlendirmeye değer bir fırsatı kabul etmek, sonra ayrıntıları çözmek.
figure it out: bir sorunu çözmek veya anlamak
Figure something out, düşünerek, araştırarak veya deneyerek bir şeyi anlamak ya da bir sorunu çözmenin yolunu bulmak demektir. Bu cümlede, bir cevabın kendiliğinden ortaya çıkmasını beklemek yerine uygulamadaki ayrıntıları daha sonra çözmek anlamına gelir. Figure out ayrılabilen bir öbek fiildir. Bir isim out sözcüğünden sonra veya figure ile out arasına gelebilir: figure out the plan ya da figure the plan out. Bir zamir mutlaka ortada olmalıdır: figure it out doğrudur, figure out it değildir.
Alıştırma
Cümleyi “onu çözmek veya anlamak” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: I do not know how this machine works yet, but I'll ____.
Cevabı göster
figure it out
and it is a motto that I hold very close to my heart Deyimler
1:05ve bu benim kalbime çok yakın tuttuğum
hold very close to my heart: derin kişisel değer
Bu cümlede hold something very close to my heart, “ona derinden ve kişisel olarak değer vermek” anlamına gelir. Bu ilke, konuşana yol gösteren önemli bir inançtır; göğsünün yakınında fiziksel olarak tuttuğu bir nesne değildir. Başka durumlarda kullanılabilen kalıp hold + something + close to one's heart biçimindedir. Güçlü duygusal öneme sahip bir inancı, anıyı, kişiyi, yeri veya amacı anlatabilir; very anlamı güçlendirir.
Alıştırma
hold + object + close to my heart hedef kalıbını tamamlayın: I ____ the memories of our first home ____.
Cevabı göster
hold · close to my heart
and has been responsible for many events in my life. Kalıp ifadeler
1:08ve hayatımdaki birçok olaydan sorumlu olan bir motto.
has been responsible for: bir nedeni ifade etmek
Burada has been responsible for, “neden olmuş veya gerçekleşmesine yardımcı olmuş” anlamına gelir. Özne ilkedir ve olaylar onun etkisine bağlanan sonuçlardır. be responsible for + sonuç yapısı nedensellik ifade edebilir. Present perfect biçimi has been, geçmişten gelen bu etkiyi konuşanın bugüne kadarki hayatına bağlar; ilkenin bir işi ya da görevi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede be responsible for, videodaki gibi “neden olmak veya yol açmak” anlamındadır?
- Leo took responsibility for the mistake.
- Maya is responsible for locking the office each evening.
- The new policy has been responsible for a sharp drop in waste.
Cevabı göster
The new policy has been responsible for a sharp drop in waste.
and I cannot believe it's already been two years since I got this thing. Dilbilgisi
1:14ve bunu yaptıralı şimdiden iki yıl olduğuna inanamıyorum.
it's already been two years since: geçen süreyi belirtmek
it's been + süre + since + geçmiş olay kalıbı, bugünden geçmişe bakar ve başlangıç olayından sonra ne kadar zaman geçtiğini belirtir. Burada got this thing başlangıç olayıdır: konuşmacı dövmeyi o zaman yaptırmıştır. Dövme yaptırma eylemi iki yıl sürmemiştir. Already, zamanın çok hızlı geçmesine duyulan şaşkınlığı da ekler.
Alıştırma
Cümleyi it's been + süre + since ile tamamlayın. Nina Korece öğrenmeye tam üç yıl önce başladı. ____ Nina started learning Korean.
Cevabı göster
It's been three years since
and I always find it very interesting to revisit Dilbilgisi
1:20ve hayatımın farklı evrelerindeki temaları
themes at different phases in my life
1:23tekrar gözden geçirmenin her zaman çok ilginç olduğunu düşünüyorum;
find it very interesting to revisit: bir eylemi değerlendirmek
find it + sıfat + to do yapısında it belirli bir şeyi göstermez; biçimsel nesne görevi görür. Sıfatın değerlendirdiği şey to sonrasındaki eylemdir. Yani konuşmacı temaları yeniden ele almayı çok ilginç bulur. Burada find, bulup keşfetmek değil, düşünmek veya değerlendirmek anlamındadır. Bu kısa yapı, bir eylem hakkındaki kişisel görüşü ifade etmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede gözden geçirme eylemini değerlendirmek için find it + sıfat + to do yapısı kullanılmıştır?
- I find it helpful to review my notes before a test.
- I find helpful notes to review before a test.
- I find my notes helpful before a test.
Cevabı göster
I find it helpful to review my notes before a test.
there have been a few things that have reminded me of it. Kalıp ifadeler
1:32bana bunu hatırlatan birkaç şey oldu.
remind someone of something: birine bir şeyi hatırlatmak
“have reminded me of it.” ifadesindeki yapı remind + someone + of + something şeklindedir. Birkaç şey, konuşan kişinin daha önce söz edilen kişisel sloganı, yani “it”i yeniden düşünmesine yol açmıştır. Özne çağrışımı başlatır, me hatırlayan kişiyi, it ise hatırlanan fikri gösterir. Bir kişi, nesne, olay, ses veya başka bir ipucu birinin aklına bir şeyi getirdiğinde bu yapı kullanılır. Zamirler de aynı yerlerde kalır: remind me of it, remind her of them.
Alıştırma
Cümleyi remind someone of something yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: “That melody ____ my childhood.”
Cevabı göster
reminds me of
When I had first come up with the phrase figure it out later, Öbek fiiller
1:40"Sonrasını sonra düşünürsün" sözünü ilk bulduğumda,
come up with: bir fikir bulmak veya üretmek
“come up with the phrase” ifadesindeki come up with, söz konusu ifadeyi düşünmek veya oluşturmak anlamına gelir. Birinin ürettiği fikir, cevap, plan, isim ya da çözümden önce kullanılan üç sözcüklü bir deyimsel fiildir. Nesneden önce with sözcüğünü koruyun: come up with an idea. Bu ifade fiziksel olarak yukarı hareket etmeyi değil, zihinde bir şey üretmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi come up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “After two hours of brainstorming, we finally ____ a plan that everyone liked.”
Cevabı göster
came up with
it was after I had dropped out of college Öbek fiiller
1:43üniversiteyi bıraktıktan sonraki dönemimdi
dropped out of college: tamamlamadan üniversiteden ayrılmak
Drop out of college, üniversite programını veya dereceyi tamamlamadan üniversiteden ayrılmak anlamına gelir. Tamamlanmamış bir eğitim sürecini anlatır. Graduate anlamına gelmez ve ayrılma nedenini tek başına belirtmez.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın nedenini belirtmeden derecesini tamamlamadan üniversiteden ayrıldığını anlatır?
- Maya graduated from college.
- Maya dropped out of college.
- Maya was expelled from college.
Cevabı göster
Maya dropped out of college.
and was slowly finding my way in the world. Deyimler
1:44ve yavaş yavaş dünyadaki yolumu bulmaya çalışıyordum.
finding my way in the world: hayattaki yönünü keşfetmek
Find one's way in the world burada mecaz anlamda kullanılır. Bağımsız yaşamayı ve hayatta kişiye uygun yönü, rolü veya yeri yavaş yavaş keşfetmek anlamına gelir. Süreklilik bildiren was finding yapısı bunu tek bir keşif anı yerine devam eden ve belirsiz bir süreç olarak sunar. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: find my way, find your way, find her way ve benzeri.
Alıştırma
Nina hâlâ farklı kariyerleri araştırıyor ve nasıl yaşamak istediğini anlamaya çalışıyor. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?
- Nina is finding her way in the world.
- Nina is finding her way to the station.
- Nina is making a map of the world.
Cevabı göster
Nina is finding her way in the world.
but I wasn't great at putting myself out there. Deyimler
1:51ama kendimi dışarıya ifade etme konusunda pek iyi değildim.
putting myself out there: kendini ortaya koymak
Bu cümlede putting myself out there; konuşarak, çalışmanı paylaşarak, insanlarla tanışarak veya bir fırsatı deneyerek kendini başkalarına görünür hâle getirmek anlamına gelir. Başkalarının seni yargılaması veya reddetmesi ihtimalini de içerdiği için cesaret ve savunmasızlık duygusu taşır. Yapı put + dönüşlülük zamiri + out there şeklindedir: put myself/yourself/herself/ourselves out there. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır. Bu bir deyimdir; fiziksel olarak dışarı çıkmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, ‘yargılanma ihtimaline rağmen kendini görünür hâle getirmek’ anlamındaki deyimle tamamlayın: To meet new people, you sometimes have to ____.
Cevabı göster
put yourself out there
I cared way too much about what people thought. Kelime
1:54İnsanların ne düşündüğünü gereğinden fazla önemsiyordum.
güçlendirici olarak way too much
Burada way, too much ifadesini güçlendiren samimi bir derece zarfıdır. Way too much, uygun veya makul olandan çok daha fazla anlamına gelir; dolayısıyla I cared way too much, konuşanın başkalarının görüşlerini sağlıklı bir düzeyin çok ötesinde önemsediğini belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı way too + sıfat/zarf veya way too much/many + isim şeklindedir: way too loud, way too quickly, way too much time, way too many messages. Way güçlü bir vurgu katar; too zaten aşırılık anlamını taşır.
Alıştırma
Cümleyi ‘uygun bir miktardan çok daha fazla’ anlamına gelen samimi ifadeyle tamamlayın: I spent ____ time scrolling last night.
Cevabı göster
way too much
I was way too in my head about some things Deyimler
1:56Bazı konularda kendi kafamın içinde çok fazla kayboluyordum
in my head: aşırı düşüncelere kapılmak
In my head, kişinin kendi düşüncelerine kapılıp doğal davranmak yerine aşırı düşünmesi veya kendinden şüphe etmesi anlamına gelen bir deyimdir. Burada way too anlamı güçlendirir: Konuşanın düşünceleri artık ona yardımcı olmak yerine zarar vermeye başlamıştır. Bu ifade fiziksel bir konumu anlatmaz ve yalnızca bir şeyi hatırlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle Liam'ın sahneye çıkmadan önce aşırı düşündüğünü ve rahatlayamadığını doğal biçimde anlatır?
- The audition was on Liam's mind all week.
- Liam kept the audition date in mind.
- Liam was too in his head before the audition.
Cevabı göster
Liam was too in his head before the audition.
and I struggled to really find my voice. Deyimler
1:59ve kendi sesimi gerçekten bulmakta zorlanıyordum.
find my voice: kendinden emin kişisel bir tarz geliştirmek
Find your voice, düşüncelerinizi, kimliğinizi veya yaratıcı tarzınızı açık ve kişisel bir biçimde ifade etme yolunu ve bunu kullanma güvenini geliştirmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede konuşan kişi kendine güvenen ve ayırt edici bir yaratıcı olmakta zorlanmıştır. Find, kaybedilen fiziksel sesi geri kazanmayı değil, bir gelişim sürecini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “fikirlerini ifade etmek için kendine özgü ve güvenli bir yol geliştirdi” anlamındaki deyimle tamamlayın: After months of copying other writers, Maya finally ____ and wrote in her own style.
Cevabı göster
found her voice
was my anchor: istikrarı anlatan bir mecaz
Buradaki anchor, hayat belirsiz göründüğünde kişiyi dengede tutan bir şeyi anlatan mecazdır. Konuşan kişi için figure it out sözleri bu dengeyi sağlayan inançtı; gemilerde kullanılan gerçek bir çapa değildi. X was my anchor kalıbı, X’i güvenilir bir sakinlik, yön veya devamlılık kaynağı olarak gösterir. X bir inanç, alışkanlık, yer ya da kişi olabilir.
Alıştırma
“During the move, our Sunday video call was my anchor,” cümlesinde was my anchor ne anlama gelir?
- Bir teknenin hareket etmesini engelledi.
- Bana istikrar ve güvenebileceğim bir dayanak sağladı.
- Benim için yeni bir sorun yarattı.
Cevabı göster
Bana istikrar ve güvenebileceğim bir dayanak sağladı.
It was a way of reminding myself to just make a decision
2:06Kendime sadece bir karar vermem gerektiğini
and I will figure it out when I get there. Dilbilgisi
2:10ve o noktaya geldiğimde bir yolunu bulacağımı hatırlatmanın bir yoluydu.
when I get there: gelecek zaman yan cümlesinde geniş zaman
when I get there ifadesinde when, geleceğe yönelik bir zaman yan cümlesi başlatır. Varış gelecekte olsa da İngilizcede bu yan cümlede normalde geniş zaman biçimi get kullanılır. Ana cümlede will kullanılabilir: I will figure it out when I get there. when sonrasındaki geniş zaman, gelecekteki sonucun ne zaman gerçekleşeceğini belirler; eylem gelecekte diye yan cümleye kendiliğinden will eklenmez.
Alıştırma
Gelecek zaman bildiren cümleyi get fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Call me when I ____ home tonight.
Cevabı göster
get
Sort of having this trust in yourself while taking these leaps of faith Deyimler
2:12Bu inanç sıçramalarını yaparken kendinize bir nevi güvenmek gibi bir şey,
Belirsizlikte inançla cesur adımlar atmak
Leaps of faith, leap of faith ifadesinin çoğuludur: sonucun belirsiz olduğu ve işe yarayacağına dair eksiksiz kanıt bulunmadığı hâlde alınan cesur bir karar ya da atılan cesur bir adımdır. Leap burada mecazidir; fiziksel bir sıçrama değildir. Burada taking these leaps of faith, daha sonra karşılaşacağın şeylerle başa çıkabileceğine güvenerek ilerlemek anlamına gelir. Faith kişisel güven, umut veya bir şeye duyulan güven olabilir; yalnızca dinî inançla sınırlı değildir.
Alıştırma
Belirsizliğe rağmen güvene dayanan cesur eylemleri anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamla: Launching the project and moving to a new city were both ____ for Elena.
Cevabı göster
leaps of faith
and periodically it will pop in and out of my life. Deyimler
2:16ve periyodik olarak hayatıma girip çıkıyor.
Hayatıma girip çıkmak
Pop in and out, kelime anlamıyla bir yere kısa süreliğine girip sonra çıkmayı anlatır. Ardından of my life geldiğinde mecazi olur: bir düşünce, ilgi, alışkanlık veya kişi bir süre hayatında yer alır, kaybolur ve sonra yeniden döner. periodically sözcüğü bunun sürekli değil, aralıklarla gerçekleştiğini doğrular. Burada it, daha önce sözü edilen deyişi ve onun temsil ettiği yaşam anlayışını belirtir; birinin gerçekten bir eve girip çıkmasını anlatmaz.
Alıştırma
Kısa süreliğine geri dönüp sonra yeniden kaybolan bir ilgiyi anlatan dersteki samimi ifadeyle cümleyi tamamla: My interest in photography tends to ____.
Cevabı göster
pop in and out of my life
I think we inherently know when we connect with the idea of something.
2:19Bence bir şeyin fikriyle bağ kurduğumuzu içgüdüsel olarak biliyoruz.
It feels exciting and terrifying all at once. Kelime
2:23Aynı anda hem heyecan verici hem de korkutucu hissettiriyor.
all at once ifadesinin “aynı anda” anlamı
Bu cümlede all at once, “aynı anda” anlamına gelir. Kişi heyecanı ve korkuyu birlikte hisseder; iki duygu aynı anda var olur. Bu ifade başka bağlamlarda “birdenbire” anlamına da gelebilir, bu yüzden anlamı çevresindeki sözcükler belirler. exciting ve terrifying gibi iki betimlemeyi bağladığında doğal yorum, duyguların eş zamanlı olmasıdır.
Alıştırma
Bu cümlede all at once ne anlama gelir? After hearing the news, Leo felt proud and worried all at once.
- Haberi beklenmedik bir şekilde duydu.
- Duyguları birbiri ardına ortaya çıktı.
- İki duygu aynı anda vardı.
Cevabı göster
İki duygu aynı anda vardı.
But before we even have the chance to pursue it, Kalıp ifadeler
2:26Ancak daha bunun peşinden gitme fırsatı bile bulamadan,
have the chance to pursue it: fırsat ve aktif çaba
Have the chance to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına sahip olmak demektir. Burada have the chance to pursue it, söz konusu fikir için harekete geçme fırsatı elde etmek anlamına gelir. Pursue, aktif çaba anlamı da katar: bir fikir, hedef, plan veya kariyer için çalışmayı sürdürürsünüz. it zamiri daha önce sözü edilen fikre veya fırsata gönderme yapar.
Alıştırma
Cümleyi have the chance to ile tamamlayın: If I join the research team, I'll ____ work with experienced scientists.
Cevabı göster
have the chance to
hold ourselves back: kendimize engel olmak
we often hold ourselves back cümlesinde hold ... back, kişinin kendi eylemini durdurması veya sınırlaması anlamına gelir. Ourselves, engeli oluşturan kişilerle bu engelden etkilenen kişilerin aynı olduğunu gösterir. Buradaki engel içseldir: belirsizlik, insanları denemeden önce tereddüt etmeye yöneltir. İfade genellikle mecazidir; birini fiziksel olarak geriye çekmek anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi hedef dönüşlü öbek fiille tamamlayın: Even when we have good ideas, fear can make us ____ instead of speaking up.
Cevabı göster
hold ourselves back
because we don't know how it will turn out. Öbek fiiller
2:30çünkü sonucun ne olacağını bilmiyoruz.
how it will turn out içindeki turn out: nihai sonuç
because we don't know how it will turn out cümlesinde turn out, bir şeyin gelişip belirli bir sonuçla bitmesi anlamına gelir. How, nihai sonucun ne olacağını sorar; will ise bu sonucu geleceğe yerleştirir. Buradaki kullanım geçişsizdir, yani doğrudan nesnesi yoktur. Sonuç bilinmediği için ifade tek başına sonucun iyi mi kötü mü olacağını söylemez.
Alıştırma
Hangi cümlede turn out, “gelişip nihai bir sonuca ulaşmak” anlamındadır?
- We do not know how the trip will turn out.
- The factory turns out hundreds of bicycles each week.
- Many neighbours turned out for the community meeting.
Cevabı göster
We do not know how the trip will turn out.
When Megan asked me to go on a trip to the West Coast, Kültür
2:32Megan bana Batı Yakası'na bir geziye gitmeyi teklif ettiğinde,
ABD seyahati bağlamında the West Coast
Bu cümlede the West Coast, Amerika Birleşik Devletleri’nin Pasifik tarafındaki bölgeyi, özellikle Kaliforniya, Oregon ve Washington gibi eyaletleri ifade eder. Daha sonra Kaliforniya’dan söz edilmesi bu yorumu destekler; West Coast bir şehrin adı değildir. Başka bir bağlamda herhangi bir ülkenin kendi batı kıyısı olabilir. West Coast ifadesinin bilinen bir bölge adı olarak kullanılıp kullanılmadığını anlamak için büyük harflere, the belirli tanımlığına ve yakındaki yer adlarına bakın.
Alıştırma
Daha sonra Kaliforniya’dan söz eden bir ABD seyahati anlatısında "the West Coast" büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Resmî adı West Coast olan bir şehir
- Bağlama gerek olmadan herhangi bir ülkenin batı kıyısı
- Kaliforniya’yı da içeren, ABD’nin Pasifik tarafındaki bölge
Cevabı göster
Kaliforniya’yı da içeren, ABD’nin Pasifik tarafındaki bölge
there was a moment where I felt hesitant to go. Kalıp ifadeler
2:35gitmekte tereddüt ettiğim bir an oldu.
feel hesitant to + fiil
Felt hesitant to go, konuşanın gidip gitmeme konusunda emin olmadığını ve karar vermeden önce duraksadığını anlatır. Hesitant, kesin bir reddi değil, belirsizliği veya henüz hazır hissetmemeyi ifade eder. Başka durumlara aktarılabilen kalıp feel hesitant to + fiilin yalın hâlidir: feel hesitant to ask, leave veya agree. Zaman, feel fiiliyle belirtilir; geçmişteki bir duygu için felt hesitant kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi hesitant kullanarak hedef kalıpla tamamlayın: Nina was unsure about speaking, so she felt ____ ask a question.
Cevabı göster
hesitant to
It had been a while since I've done anything like that.
2:39Böyle bir şey yapmayalı epey zaman olmuştu.
But you never know what an opportunity will lead to Anlatım akışı
2:46Fakat bir fırsatın sizi nereye götüreceğini asla bilemezsiniz
and you never know how impactful something will be till after you've done it.
2:48ve siz onu yapana kadar bir şeyin ne kadar etkili olacağını bilemezsiniz.
Paralel yan cümlelerde yinelenen you never know
İki paralel yan cümlenin başında you never know ifadesinin tekrarlanması bir ön yinelemedir (anafora): bağlantılı fikirleri düzenlemek için aynı başlangıç yeniden kullanılır. Böylece bir fırsatın nereye varacağı ve bir eylemin ne kadar etkili olacağı şeklindeki iki bilinmeyene eşit ağırlık verilir. Buradaki never, hiç kimsenin hiçbir şeyi asla bilemeyeceğini söyleyen gerçek anlamlı bir iddia değil, genel bir retorik vurgudur. Tekrarın ritmi, önemli sonuçların çoğu zaman ancak harekete geçildikten sonra netleştiği yönündeki ana düşünceyi destekler.
Alıştırma
Cümlenin başında tekrarlanan you never know ne işe yarar?
- Bilinmeyen iki sonuca eşit vurgu verir ve ikna edici bir ritim oluşturur.
- Bir olasılığı kesin bir tahmine dönüştürür.
- Konuşanın kişisel olarak unuttuğu iki gerçeği bildirir.
Cevabı göster
Bilinmeyen iki sonuca eşit vurgu verir ve ikna edici bir ritim oluşturur.
There could be a million different things that could make it the wrong choice, Anlatım akışı
2:52Bunun yanlış bir seçim olmasını sağlayacak milyonlarca farklı şey olabilirdi,
but you only need a few good reasons for it to be right.
2:56ancak doğru olması için sadece birkaç iyi nedene ihtiyacınız var.
a million different things ile a few good reasons karşıtlığı
Cümle, a million different things ile a few good reasons ifadelerini karşı karşıya getirir. İlk miktar, olası kaygıların çok fazla olduğunu anlatan kasıtlı bir abartıdır; ikincisi ise az sayıda güçlü neden anlamına gelir. Bu miktar karşıtlığı, savı yeniden düzenler: çok sayıda olası itiraz bunaltıcı gelebilir, ancak birkaç önemli neden yine de seçimi destekleyebilir. Cümle, herhangi birkaç nedenin bir kararı otomatik olarak doğru kıldığını iddia etmez.
Alıştırma
a million different things ile a few good reasons karşıtlığının temel etkisi nedir?
- Çok sayıdaki olası kaygıyı, daha önemli olabilecek az sayıdaki nedenle karşılaştırır.
- İyi ve kötü sonuçların kesin istatistiksel sayısını verir.
- Kötü nedenlerin her zaman iyi nedenlerden daha önemli olduğunu söyler.
Cevabı göster
Çok sayıdaki olası kaygıyı, daha önemli olabilecek az sayıdaki nedenle karşılaştırır.
When it comes to: konuyu sınırlandırma
When it comes to, “... söz konusu olduğunda” ya da “... konusunda” anlamına gelen kalıplaşmış bir konu açma ifadesidir. Bu cümlede konuşmacı ortak noktayı söylemeden önce tartışmayı these giant leaps of faith konusuyla sınırlar. Bu kalıpta comes fiziksel bir hareketi anlatmaz. When it comes to + konu yapısını tek bir birim olarak düşünün.
Alıştırma
“... söz konusu olduğunda” anlamındaki kalıplaşmış konu açma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ choosing a laptop, battery life matters most.
Cevabı göster
When it comes to
four-letter word: şakanın arkasındaki tabu çağrışımı
A four-letter word, yaygın İngilizce küfürlerin çoğu dört harfli olduğu için kısa bir küfrü dolaylı biçimde anlatan tanınmış bir İngilizce ifadedir. Bu nedenle ifade yalnızca harf sayısını değil, genellikle tabu bir çağrışımı da taşır. Burada konuşmacının açıkladığı sözcük, dört harfli olmasına rağmen küfür olmayan risk sözcüğüdür. Bu beklenmedik değişim, bilinen örtmeceli ifadeyi küçük bir şakaya dönüştürür ve risk kavramını bütün büyük kararların arkasındaki rahatsız edici düşünce olarak vurgular.
Alıştırma
Konuşmacı risk demeden önce four-letter word ifadesini kullanarak nasıl bir etki yaratıyor?
- Risk sözcüğünün gerçekten İngilizce bir küfür olduğunu belirtir.
- Yaygın küfür çağrışımını harekete geçirerek risk sözcüğünü beklenmedik ve vurgulu bir açıklamaya dönüştürür.
- Başka hiçbir çağrışım olmadan yalnızca harf sayısını verir.
Cevabı göster
Yaygın küfür çağrışımını harekete geçirerek risk sözcüğünü beklenmedik ve vurgulu bir açıklamaya dönüştürür.
There was a period of my life where I was feeling very stagnant. Kelime
3:18Hayatımın, kendimi çok durgun hissettiğim bir dönemi vardı.
Stagnant: büyüme veya ilerleme olmaması
Bu cümlede stagnant, “gelişmeyen veya ilerlemeyen” anlamına gelir. Konuşan kişi hayatında çok az değişim, öğrenme veya ileriye doğru hareket olduğunu hissediyor; hayatının kelimenin gerçek anlamıyla durduğu söylenmiyor. Bu sıfat, akmayan su veya hava fikrinden gelir. Bu görüntü, uzun süre değişmeden kalan kariyerlere, ilişkilere, işletmelere veya kişisel gelişime de doğal olarak aktarılır.
Alıştırma
Şu yeni durumu okuyun: After a year of repeating the same tasks and learning nothing new, Maya said her career felt stagnant. Burada stagnant ne anlama geliyor?
- Çok az büyüme veya ilerleme vardı.
- Fazla hızlı ilerliyordu.
- Sakindi ama düzenli biçimde gelişiyordu.
Cevabı göster
Çok az büyüme veya ilerleme vardı.
I wasn't meeting new people or experiencing new things,
3:21Yeni insanlarla tanışmıyor veya yeni şeyler deneyimlemiyordum,
but I was also not putting myself out there at the same time.
3:24ama aynı zamanda kendimi dış dünyaya da açmıyordum.
It's so easy to become comfortable in your bubble, Deyimler
3:27Kendi balonunuzun içinde rahat etmek o kadar kolay ki,
Comfortable in your bubble: güvenli ama sınırlı bir dünyada rahat olmak
Your bubble, çevrenizdeki tanıdık insanları, yerleri, fikirleri ve rutinleri anlatan bir benzetmedir. Onun içinde comfortable olmak, bu sınırlı dünyada güvende hissetmek demektir. Burada comfortable örtük bir uyarı taşır: güvende hissetmek yeni insanlardan veya deneyimlerden kaçınmayı kolaylaştırabilir. İfade gerçek bir balonu anlatmaz.
Alıştırma
Şu yeni durumu okuyun: Leo rarely meets people outside his usual group because he is comfortable in his bubble. Bu ifade neyi düşündürüyor?
- Fiziksel olarak küçük bir alanın içinde dinleniyor.
- Tanıdık ama sınırlı bir sosyal dünyada kendini güvende hissediyor.
- Yabancı deneyimler aramaya hevesli.
Cevabı göster
Tanıdık ama sınırlı bir sosyal dünyada kendini güvende hissediyor.
but I think it's also important not to take it too far Deyimler
3:30ama bence bunu çok fazla ileri götürmemek de önemli
Take it too far: makul bir sınırı aşmak
Bu cümlede take it too far, bir yaklaşımı makul bir sınırın ötesine geçene ve aşırı ya da zararlı hâle gelene kadar sürdürmek veya yoğunlaştırmak demektir. Buradaki it, rahatlığı ve güvenliği seçme yaklaşımını ifade eder. Anlam mecazidir; bir nesneyi uzak bir yere götürmekten söz edilmez. take + something + too far kalıbı bir şakayı, kuralı, tartışmayı, alışkanlığı veya başka bir eylemi değerlendirmek için kullanılabilir. Nesne bir isim ya da zamir olabilir: take the joke too far ve take it too far.
Alıştırma
Hangi cümlede take it too far, makul bir sınırı aşmak anlamında kullanılmıştır?
- The courier took the parcel too far down the road and had to bring it back.
- Please do not take the chair too far from the table.
- Turning off your phone at dinner is reasonable, but banning all contact with friends would take it too far.
Cevabı göster
Turning off your phone at dinner is reasonable, but banning all contact with friends would take it too far.
but it's important to know when something will be a healthy push. Deyimler
3:35önemli olan neyin sağlıklı bir itici güç olacağını bilmektir.
A healthy push: yararlı ve yönetilebilir bir zorluk
Burada a healthy push, kişiyi rahat hissettiği alanın biraz dışına çıkaran ve gelişmesine yardımcı olan, yönetilebilir bir zorluk veya teşviktir. Healthy, yararlı ve iyi ölçülmüş anlamına gelir; push ise mecazidir ve fiziksel bir itme söz konusu değildir. Bu ifade bir denge anlatır: Kişi zorlanır, ancak bu zorluk hazırlık düzeyine uygundur ve zararlı bir baskıya ya da zorlamaya dönüşmez.
Alıştırma
Hangi durum en iyi şekilde a healthy push olarak tanımlanabilir?
- Bir yönetici, bitkin bir çalışanı bütün gece çalışmazsa kovmakla tehdit eder.
- Bir antrenör, hazır olan bir koşucuya biraz daha zor bir hedef verir ve destek sunar.
- Bir arkadaş, kişinin kendi başına herhangi bir karar vermesine izin vermez.
Cevabı göster
Bir antrenör, hazır olan bir koşucuya biraz daha zor bir hedef verir ve destek sunar.
to show the world who you are and not know how it's gonna be received.
3:42dünyaya kim olduğunuzu göstermek ve bunun nasıl karşılanacağını bilmemek ürkütücü olabilir.
open yourself up: kendini duygusal olarak açmak
Burada open yourself up, başkalarının nasıl tepki vereceğini bilmesen bile gerçek düşüncelerini, duygularını veya kimliğini onlara göstermek anlamına gelir. Bir şeyi fiziksel olarak açmayı değil, duygusal açıklığı ve savunmasız kalmayı anlatır. Yapı open + dönüşlü zamir + up şeklindedir. Neyin paylaşıldığı bağlamdan anlaşılıyorsa tek başına kullanılabilir; kendini hangi kişiye, fikre veya deneyime açtığını belirtmek için to + kişi, fikir veya deneyim eklenir.
Alıştırma
Örnekte open yourself up ne anlama geliyor?
- İnsanların girebilmesi için fiziksel olarak bir yol açmak.
- Tepkileri risk oluştursa da başkalarının gerçek benliğini görmesine izin vermek.
- Başkalarının nasıl tepki vereceğini önceden bilmek.
Cevabı göster
Tepkileri risk oluştursa da başkalarının gerçek benliğini görmesine izin vermek.
unless we're willing to take that first step
3:49ve bunun bize bir sonraki adımda nereye gideceğimizi göstermesini beklemedikçe
what's on the other side ... take that first step: diğer tarafta ne var... o ilk adımı atmak
What's on the other side, belirsiz bir sonucu veya yeni bir olasılığı bir sınırın ötesindeki bir şey gibi gösterir. Take that first step, ilk eylem küçük ya da zor olsa bile harekete geçmeye başlamak anlamına gelir. Bu iki ifade birlikte bir yolculuk mecazı oluşturur: başlamaya istekli değilseniz bir risk veya değişimden sonra neler olabileceğini keşfedemezsiniz. Cümle gerçek anlamda bir yerden karşıya geçmeyi anlatmaz.
Alıştırma
Dersteki iki yolculuk mecazıyla cümleyi tamamlayın: Applying for the course feels risky, but we cannot know ____ unless we ____ by sending the form.
Cevabı göster
what's on the other side · take that first step
is that it also forces you to be adaptable
3:57bunun sizi aynı zamanda hiç beklemediğiniz şekillerde
Belirli bir faydayı ifade eden The beauty of X is that...
The beauty of X is that... olumlu değerlendirme yapan bir kalıptır. Buradaki beauty fiziksel güzellik değil, bir şeyin en iyi veya en değerli yönü anlamına gelir. That ile başlayan yan cümle belirli faydayı açıklar. X yerine bir etkinlik, seçim veya durum gelebilir; is that ifadesinden sonra tam bir cümlecik kullanılır. Bu kalıp önce genel bir olumlu değerlendirme yapmayı, ardından nedenini düzenli biçimde açıklamayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi The beauty of X is that... kalıbının iki parçasıyla tamamlayın. The ____ keeping brief notes ____ you can review the main ideas later.
Cevabı göster
beauty of · is that
It opens you up to seeing things in a different way, Öbek fiiller
4:04Olaylara farklı bir açıdan bakmanızı,
open someone up to + isim veya -ing biçimi
Open someone up to something, bir kişiyi bir şeyi düşünmeye, deneyimlemeye veya kabul etmeye daha istekli ya da açık hâle getirmek anlamına gelir. Bu cümlede fiziksel olarak bir şeyi açmayı değil, olayları yeni bir bakış açısıyla görmeye açık hâle gelmeyi anlatır. Kalıp open + kişi + up to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır; bu yüzden seeing doğrudur, see ise bu kalıba uymaz.
Alıştırma
Cümleyi see fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın. Talking with people from different backgrounds can open you up to ____ the issue from another angle.
Cevabı göster
seeing
and maybe even finding things you weren't even looking for.
4:10ve hatta aramadığınız şeyleri bile bulmanızı sağlar.
when it comes to doing something completely out of the ordinary from what we're used to. Deyimler
4:16alıştığımızdan tamamen farklı, sıra dışı bir şey yapmak söz konusu olduğunda.
Sıra dışı bir şeyi anlatan out of the ordinary
Out of the ordinary, “alışılmadık” veya “normalde olanlardan belirgin biçimde farklı” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Burada konuşanın alışılmış deneyimlerinin çok dışında bir şey yapmayı anlatır; out of fiziksel bir hareket belirtmez. Bu ifade genellikle be fiilinden ya da something out of the ordinary örneğindeki gibi belirsiz bir zamirden sonra gelir. Karşılaştırma noktası, kişi veya durum için normal olan düzendir.
Alıştırma
“Alışılmadık” anlamındaki kalıplaşmış deyimi tamamlayın: The quiet little town saw something completely ____ when a camel walked down Main Street.
Cevabı göster
out of the ordinary
But honestly, I think that's just the name of the game. Deyimler
4:21Ama dürüst olmak gerekirse, bence oyunun kuralı da bu.
The name of the game: kilit gereklilik
The name of the game, bir faaliyetin en önemli özelliğini, gereğini veya pratik gerçeğini anlatan bir deyimdir. Bu cümlede that, alışılmadık bir şey yapmanın beraberinde getirdiği riske gönderme yapar: bir miktar riski kabul etmek, faaliyetin işleyişinin bir parçası olarak sunulur. Yaygın yapı X is the name of the game şeklindedir. Bir oyunun gerçek adını belirtmez.
Alıştırma
“Kilit gereklilik” anlamındaki deyimi tamamlayın: In emergency work, staying calm is ____.
Cevabı göster
the name of the game
And depending on what season of life we're in, Deyimler
4:23Ve hayatın hangi evresinde olduğumuza bağlı olarak,
season of life: mevcut koşulların şekillendirdiği bir hayat evresi
Burada season of life, bir insanın hayatındaki belirli bir dönemi anlatan bir benzetmedir. Mevsimler gibi hayatın evreleri de değişir ve her evre farklı koşullar, ihtiyaçlar ve öncelikler getirebilir. Bu ifade, aynı seçimin neden bir evreye uygunken başka bir evreye uygun olmayabileceğini açıklamaya yardımcı olur. İlkbahar, yaz, sonbahar veya kış gibi gerçek mevsimleri anlatmaz.
Alıştırma
"Moving abroad may make sense in a different season of life," cümlesinde season of life ne anlama gelir?
- Kendine özgü koşulları olan belirli bir hayat evresi
- Her yıl tekrarlanan bir tatil dönemi
- Yılın bir bölümündeki hava durumu
Cevabı göster
Kendine özgü koşulları olan belirli bir hayat evresi
where you're at in life: mevcut durumunuzu anlatan günlük bir ifade
Günlük konuşmada where you're at in life, fiziksel konumunuzu değil, hayatınızın şu anki evresini veya genel durumunuzu anlatır. Where burada mecazi olarak kullanılır: kişiyi hayat yolculuğunun belirli bir noktasına yerleştirir. Sondaki at, gündelik Kuzey Amerika İngilizcesinde yaygındır. Daha tarafsız biçim where you are in life ifadesidir; burada ikisi de aynı tür durumu sorar.
Alıştırma
Günlük bir konuşmada birinin şu anki hayat durumunu soran seçenek hangisidir?
- where you're at in life — mevcut hayat evreniz veya durumunuz
- where you left your phone — telefonunuzu bıraktığınız yer
- where you are on the map — fiziksel konumunuz
Cevabı göster
where you're at in life — mevcut hayat evreniz veya durumunuz
Ortak bir sonuca geçmek için either way
Either way, iki olasılıktan hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin anlamına gelir. Burada girişim başarılı olabilir veya olmayabilir, fakat iki durumda da aynı sonuç ortaya çıkar: bir şey öğreneceksin. Either way ifadesini iki olasılığın ele alındığı bir konuşmayı toparlayıp her iki durumda da geçerli olan sonuca geçmek için kullan. Burada yol veya yönü gerçek anlamıyla anlatmaz; söylemi bağlayan bir ifadedir.
Alıştırma
Cümleyi either way ile tamamla: We may win or lose. ____, we'll learn from the match.
Cevabı göster
Either way
has been full of moments where I had to try different things and experiment,
4:49ister yeni insanlarla işbirliği yapmak,
or diving into new formats. Öbek fiiller
4:56farklı şeyler denemek ve deneyler yapmak zorunda kaldığım anlarla doluydu.
whether it was A, B, or C ve paralel -ing biçimleri
whether it was A, B, or C kalıbı, daha geniş bir deneyimin içinde birkaç olası örnek sunar. Burada whether kimsenin bir seçim yapmasını istemez; listelenen deneme türlerinden herhangi birinin örnek olabileceğini anlatır. Üç öge paraleldir: collaborating, exploring ve diving, was sonrasında kullanılan -ing biçimleridir. Listeyi aynı dil bilgisi biçiminde tutmak anlatımı açık ve kolay takip edilir hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümle whether it was A, B, or C kalıbını paralel biçimlerle doğru kullanıyor?
- I learned from every new experience, whether it was working with a mentor, testing a new tool, or presenting to a large audience.
- I learned from every new experience, either it was working with a mentor, testing a new tool, or presenting to a large audience.
- I learned from every new experience, whether it was working with a mentor, a new tool, or presented to a large audience.
Cevabı göster
I learned from every new experience, whether it was working with a mentor, testing a new tool, or presenting to a large audience.
diving into: enerjik biçimde keşfetmeye başlamak
Bu cümlede diving into, yeni formatları etkin ve derinlemesine keşfetmeye veya onlarla çalışmaya başlamak anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır; fiziksel olarak suya dalmak söz konusu değildir. Yapı dive into + konu, etkinlik veya alan şeklindedir. Fiilin biçimi cümleye göre değişir; burada diving çevresindeki sıralamaya uyar, ancak into keşfedilen şeyden önce kalır.
Alıştırma
Dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: On Monday, our team will ____ the new design software.
Cevabı göster
dive into
have been made possible with the support of Epidemic Sound, Kalıp ifadeler
5:01geçtiğimiz yıl boyunca bana müziklerimin çoğunu sağlayan
who has provided me with so much of my soundtrack over the past year.
5:04Epidemic Sound'un desteği sayesinde mümkün oldu.
have been made possible with the support of: sonucu mümkün kılan desteği belirtmek
Have been made possible, edilgen yapıda present perfect zamandır: çoğul özne many of the ideas, bir şeyi mümkün kılan etkiden yararlanır ve sonuç şu ana kadar önem taşır. With the support of Epidemic Sound, kaynakları veya hizmetleriyle bu fikirlerin gerçekleşmesine yardımcı olan katkı sağlayanı belirtir. Bu ifade, destek veren tarafın tek neden olduğunu söylemek zorunda kalmadan katkıyı açıkça kabul eder. Özellikle teşekkür bölümlerinde, proje güncellemelerinde ve raporlarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Gönüllülerin yardımının sonucu mümkün kıldığını belirtmek için resmî teşekkür yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- These free workshops have made possible with the support of local volunteers.
- These free workshops have been made possible with the support of local volunteers.
- These free workshops have been made possible to the support of local volunteers.
Cevabı göster
These free workshops have been made possible with the support of local volunteers.
A huge thank you to: herkese açık teşekkür
Bu cümlede a huge thank you to them bir isim öbeğidir, ancak konuşmada tek başına tamamlanmış bir mesaj olarak kullanılır. them ile belirtilen kişilere açıkça güçlü bir minnettarlık yöneltir; huge fiziksel büyüklüğü değil, teşekkürün derecesini artırır. Tam bir cümle kurmak için I want to give a huge thank you to our sponsors. diyebilirsiniz. Yeniden kullanılabilecek kalıp a huge thank you to + person or group şeklindedir.
Alıştırma
Herkese açık teşekkür ifadesini hedef kalıpla tamamlayın: Before the show starts, ____ everyone who helped.
Cevabı göster
a huge thank you to
Using Epidemic Sound allowed me to focus more on my creativity,
5:09Epidemic Sound'u kullanmak yaratıcılığıma daha fazla odaklanmamı sağladı,
and sound effects that could fit any vibe that I'm going for. Öbek fiiller
5:16ve yaratmak istediğim her türlü atmosfere uyabilecek ses efektlerine erişimim olduğunu biliyordum.
Knowing that I had access... arka plandaki neden olarak
Knowing that I had access to a huge library of licensed music, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Konuşanın bilgisini, yaratıcılığa odaklanmayı kolaylaştıran zihinsel arka plan olarak sunar; yaklaşık olarak because I knew that... anlamındadır. Esas olarak aynı anda gerçekleşen ikinci bir fiziksel eylemi anlatmaz. Burada knowing ifadesinin örtük öznesi, allowed me to focus içindeki me ile aynı kişidir. Daha genel olarak knowing that + clause, açıkça belirlenmiş bir kişinin neden kendine güvendiğini, harekete geçtiğini veya bir karar verdiğini açıklayabilir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Maya entered the interview calmly, knowing that she was well prepared. knowing that she was well prepared neyi gösterir?
- Maya'nın bilgisini, görüşmeye sakin biçimde girmesinin nedeni veya zihinsel arka planı olarak sunar.
- Maya'nın bu gerçeği ancak görüşmeden sonra öğrendiğini söyler.
- Maya dışında birinin onun hazırlıklı olduğunu bildiğini söyler.
Cevabı göster
Maya'nın bilgisini, görüşmeye sakin biçimde girmesinin nedeni veya zihinsel arka planı olarak sunar.
had access to: bir şeyi kullanma iznine veya imkânına sahip olmak
had access to ifadesinde access bir isimdir; had ise have fiilinin geçmiş zaman biçimidir. have access to + isim kalıbı, birinin bir şeyi kullanmak veya ona ulaşmak için izne, fırsata ya da gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirtir. Burada konuşan kişinin lisanslı arşivi kullanabildiği anlatılıyor. Edat to şeklindedir; library, erişilebilen nesnedir.
Alıştırma
Cümleyi have access to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the project, I ____ a private database.
Cevabı göster
had access to
going for: istenen bir tarzı veya etkiyi hedeflemek
Buradaki go for, istenen sonuç olarak bir şeyi seçmek veya hedeflemek anlamına gelir. Konuşan kişi fiziksel olarak bir yere gitmekten değil, müzik ve ses efektleriyle oluşturmak istediği hava veya tarzdan söz ediyor. the vibe that I'm going for yapısında that, the vibe ifadesini temsil eder ve for edatının nesnesidir. İngilizce bu tür ilgi cümleciklerinde edatı sık sık sonda bırakır: the vibe that I'm going for.
Alıştırma
Cümleyi go for ifadesinin şimdiki zamanın devam biçimiyle tamamlayın: We chose simple colors because we're ____ a clean, modern look.
Cevabı göster
going for
from being able to organize my own project playlists Dilbilgisi
5:20kendi proje çalma listelerimi organize edebilmekten
Bir özellik aralığını anlatmak için from A to B
From A to B, bir aralığın iki ucunu düzenli biçimde sunar. Burada A, being able to organize my own project playlists; B ise what's probably my favorite feature ifadesidir. Konuşmacı bir yerden başka bir yere hareketi değil, platformdaki çeşitli özellikleri anlatmaktadır. Virgülden sonraki downloading stems of a song bölümü, en sevilen özelliğin ne olduğunu açıklar. Bu yapı, çok çeşitli özellikleri, konuları veya deneyimleri kısa ve düzenli biçimde sunmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Soyut bir aralığı çerçeveleyen iki sözcükle cümleyi tamamlayın: “The workshop covers everything ____ planning the shoot ____ editing the final video.”
Cevabı göster
from · to
Müzik prodüksiyonunda stems of a song
Müzik prodüksiyonunda stems; tüm vokaller, davullar veya bas gibi miksin gruplanmış bölümlerinden oluşturulan ayrı ses dosyalarıdır. Stem'leri indirmek, içerik üreticisinin bu bölümleri düzenlemesine, dengelemesine veya yeniden mikslemesine olanak verir. Bu nedenle stems of a song ifadesindeki stem, bitki bilimi veya dil bilimindeki anlamıyla kullanılmaz ve yalnızca şarkının tamamlanmış tek dosyasını ifade etmez. Müzik prodüksiyonu bağlamı teknik anlamı seçer.
Alıştırma
Müzik prodüksiyonunda “stems” nedir?
- Şarkı sözlerinin yazılı bölümleri
- Şarkının tamamlanmış stereo sürümü
- Vokal, davul veya bas gibi ayrı gruplanmış ses bölümleri
Cevabı göster
Vokal, davul veya bas gibi ayrı gruplanmış ses bölümleri
As I've grown as a creator: kademeli değişim ve rol bildiren as
Burada cümlenin başındaki as, 'kademeli bir değişim olurken' ya da 'bu değişim geliştikçe' anlamındadır. As I've grown, present perfect kullanarak geçmişten şimdiye bakar: konuşanın gelişimi bugüne kadar sürmüştür veya bugün hâlâ önemlidir. as a creator içindeki sonraki as ise farklı bir görev üstlenir: gelişimin hangi rolde gerçekleştiğini belirtir. As + özne + present perfect kalıbı, gelişen bir deneyimi anlayış, alışkanlık veya duygu değişimiyle ilişkilendirebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede as, 'zaman içinde kademeli bir değişim gerçekleştikçe' anlamında kullanılmıştır ve 'çünkü' ya da '... rolünde' anlamına gelmez?
- As the roads are icy, the school is closed.
- I work as a designer.
- As I've grown older, my tastes have changed.
Cevabı göster
As I've grown older, my tastes have changed.
I've learned that having reliable tools like Epidemic Sound is so crucial.
5:28Epidemic Sound gibi güvenilir araçlara sahip olmanın çok önemli olduğunu öğrendim.
It's helped me stay true to my creative vision without second-guessing myself. Notlar
5:33Kendimden şüphe etmeden yaratıcı vizyonuma sadık kalmama yardımcı oldu.
stay true to my creative vision: yaratıcı vizyonuma sadık kalmak
Stay true to, baskının sizi önemli bir şeyden uzaklaştırmasına izin vermeden onu izlemeye veya yansıtmaya devam etmek demektir. Burada my creative vision, konuşanın amaçladığı sanatsal yönü ifade eder; dolayısıyla ifade, yapılan işi bu yönle uyumlu tutmak anlamına gelir. Bu ifadede true, 'gerçeklere göre doğru' anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp stay true to + değer, ilke, kimlik, tarz veya vizyondur.
Alıştırma
Bu dersteki, 'izlemeye veya bağlı kalmaya devam etmek' anlamına gelen üç kelimelik kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Even under pressure, she chose to ____ her principles.
Cevabı göster
stay true to
second-guessing myself: kendi kararımdan şüphe etmek
Second-guess myself, bir seçim yaptıktan sonra kendi yargımı sürekli sorgulamak veya bundan şüphe etmek anlamına gelir. Cümledeki without second-guessing myself, konuşanın seçimin yanlış olup olmadığını tekrar tekrar düşünmek yerine yaratıcı vizyonunu izleyebildiğini anlatır. Dönüşlülük zamiri kişiye göre değişir: second-guess yourself, herself, ourselves vb. Temel fikir, mevcut bir karardan şüphe etmektir; yeniden tahminde bulunmak değildir.
Alıştırma
Cümleyi second-guess myself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After I submitted the design, I kept ____, wondering whether I had made the right choice.
Cevabı göster
second-guessing myself
hooked it up: özel bir avantaj sağladılar
Burada hooked it up, ek bir yardım veya özel bir avantaj sağladıkları anlamına gelen samimi bir argo ifadedir. Daha sonra indirim kodundan söz edilmesi, yardımın ne olduğunu açıklar; it belirsizdir ve kesin avantajı bağlam gösterir. Bu kullanım, birinin cömert davranması veya yararlı bir şey ayarlaması fikrini taşır. Bir şeyi başka bir şeye bağlamakla ilgili gerçek anlam değildir.
Alıştırma
Bir dükkân sahibi ekibinize indirim kodu veriyor. Biri "They hooked it up." diyor. İfade burada ne anlama geliyor?
- Gruba özel bir fırsat veya avantaj sağladılar.
- İndirim teklifini iptal ettiler.
- Bir cihazı kabloya bağladılar.
Cevabı göster
Gruba özel bir fırsat veya avantaj sağladılar.
I was able to get a 25% off code off of yearly plans, Kelime
5:37Yıllık planlarda %25 indirim sağlayan bir kod alabildim,
25% off: son fiyat değil, indirim miktarı
“25% off”, özgün fiyatın %25’inin düşülmesi demektir. Başka vergi veya ücretler hesaba katılmadan müşteri özgün fiyatın %75’ini öder. Kalıp, sayı + % off şeklindedir. Kampanyalarda yaygındır ve “a 25% off code” ya da “25% off yearly plans” örneklerinde olduğu gibi bir teklifi veya ürünü niteleyebilir.
Alıştırma
Yıllık bir planın normal fiyatı $80’dır. Teklifte “25% off” yazıyor. Vergi ve ücretlerden önce bu ne anlama gelir?
- Fiyat $20 azalır, dolayısıyla $60 ödersiniz.
- Son fiyat $80’ın %25’i olduğu için $20 ödersiniz.
- Fiyat %25 artar, dolayısıyla $100 ödersiniz.
Cevabı göster
Fiyat $20 azalır, dolayısıyla $60 ödersiniz.
get on it: hemen harekete geçmek
“Get on it”, “hemen ilgilenmeye başla” veya “gecikmeden harekete geç” anlamına gelen gayriresmî bir emir ifadesidir. Burada fiziksel olarak bir nesnenin üstüne çıkmayı değil, teklif konusunda harekete geçmeyi anlatır. it zamiri, daha önce konuşulan göreve, soruna veya fırsata gönderme yapar. Bu nedenle dinleyen kişinin ne yapması gerektiğini bildiği durumlarda kısa bir eylem çağrısı olarak kullanılabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız size “Applications close tonight, so get on it.” diyor. Sizden ne yapmanızı istiyor?
- Başvurunun üstüne çıkmak.
- Başvuruya şimdi başlamak.
- Başka bir güne kadar beklemek.
Cevabı göster
Başvuruya şimdi başlamak.
Just remember to paste in the code. Öbek fiiller
5:46Sadece kodu kopyalayıp yapıştırmayı unutmayın.
Kodu yapıştırmak
Bu yönergede paste in the code, önceden kopyalanmış bir kodu ekrandaki giriş alanına yerleştirmek anlamına gelir. Paste burada bilgisayardaki yapıştırma komutudur; fiziksel bir nesneyi tutkalla yapıştırmak değildir. in parçacığı, hedef açıkça söylenmese bile kodun bir kutu ya da alanın içine girdiğini gösterir. Nesne bir zamirse paste it in kullanılır; hedefi belirtmek için paste the code into the box da denebilir.
Alıştırma
Yönergeyi paste in öbek fiiliyle tamamla: Copy the code, then ____ at checkout.
Cevabı göster
paste it in
So if you are ready to bring your stories to life, Deyimler
5:48Bu yüzden eğer hikayelerinizi hayata geçirmeye hazırsanız,
Hikâyelerini hayata geçirmek
Bring your stories to life burada mecaz anlamda kullanılır. Ayrıntılar, görüntüler, ses, performans veya başka yaratıcı seçimlerle hikâyeleri canlı, gerçek ve ilgi çekici hâle getirmek demektir. Kelimenin tam anlamıyla biyolojik yaşam vermek anlamına gelmez. Kalıp bring + nesne + to life şeklindedir. Özne, etkiyi yaratan kişi, araç veya ayrıntıyı; nesne ise canlılık kazanan fikir ya da eseri belirtir.
Alıştırma
bring ... to life kalıbını the castle nesnesiyle kullan: The illustrator used color and texture to ____.
Cevabı göster
bring the castle to life
then I highly, highly recommend Epidemic Sound Kalıp ifadeler
5:50o zaman Epidemic Sound'u şiddetle, çok şiddetle tavsiye ediyorum
highly, highly recommend: konuşmada güçlü vurgu
Highly recommend, bir şeyi büyük bir güvenle veya coşkuyla tavsiye etmek anlamına gelen yaygın bir sözcük birleşimidir. Bu cümlede highly, recommend fiilini niteler ve tavsiyeyi güçlendirir. Highly sözcüğünü tekrarlamak konuşmada ek vurgu oluşturur. Highly, highly recommend yine tek bir tavsiyeyi ifade eder; tekrar, iki farklı dereceyi değil coşkuyu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle özellikle coşkulu bir sözlü tavsiyeyi en doğal biçimde ifade eder?
- I highly, highly recommend this podcast.
- I highly, highly recommendation this podcast.
- I very, very recommend this podcast.
Cevabı göster
I highly, highly recommend this podcast.
and you can check 'em out using the link in my description. Öbek fiiller
5:53ve onlara açıklama kısmındaki bağlantıyı kullanarak göz atabilirsiniz.
check 'em out: anlamı ve zamirin yeri
Check 'em out, “gidip bakmak, hakkında bilgi edinmek veya denemek” anlamına gelir. Bu cümlede izleyiciler, bağlantı üzerinden Epidemic Sound'u ziyaret edip incelemeye davet ediliyor; burada check out ilgi çekici bir şeyi araştırmak anlamındadır. 'Em, them sözcüğünün çok samimi bir konuşma biçimidir. Check out ayrılabilen bir fiildir; bu nedenle nesne bir zamirse check ile out arasına gelir: check them out veya check 'em out denir, check out 'em denmez.
Alıştırma
Samimi cümleyi check, kısaltılmış zamir ve out ile tamamlayın: These study apps look useful. Let's ____ tonight.
Cevabı göster
check 'em out
There's a certain naive confidence you have when you just enter your 20s, Kalıp ifadeler
6:0020'li yaşlarınıza yeni girdiğinizde hissettiğiniz
naive confidence ifadesinin karma anlamı
Burada naive confidence, bir şeyin ne kadar zor veya karmaşık olabileceğini henüz görememekten kısmen kaynaklanan cesur bir özgüven anlamına gelir. Naive, confidence sözcüğünü niteler; bu özgüveni yok saymaz veya onu aptallığa dönüştürmez. İfade, olumlu ve eleştirel bir tonu birlikte taşır. Konuşan kişi gençlikteki bu zihniyetin cesaretine değer verirken geçmişe daha deneyimli bir gözle bakar ve o zamanki farkındalığının sınırlı olduğunu kabul eder.
Alıştırma
Bu cümledeki naive confidence ifadesine en uygun yorum hangisidir? “At eighteen, her naive confidence made her eager to start, even though she did not yet understand the obstacles.”
- Kısmen sınırlı deneyime dayanan cesur bir özgüven
- Korkudan kaynaklanan tam bir özgüven eksikliği
- Uzman bilgisine dayalı tam güven
Cevabı göster
Kısmen sınırlı deneyime dayanan cesur bir özgüven
enter your 20s: bir yaş dönemine başlamak
To enter your 20s, genellikle 20 yaşına girdiğiniz dönem civarında, 20 ile 29 yaş arasındaki yaş evresine başlamak anlamına gelir. Enter burada mecazidir: bir yaşam evresi, içine girilebilen bir dönem gibi ele alınır.
Alıştırma
Leo dün yirminci doğum gününü kutladı. Hangi cümle, onun 20 ile 29 yaş arasındaki döneme başladığını vurgular?
- Leo is in his 20s.
- Leo has turned 29.
- Leo has entered his 20s.
Cevabı göster
Leo has entered his 20s.
unlike any other part of your life.
6:04hayatınızın başka hiçbir dönemine benzemeyen o naif bir özgüven vardır.
the easiest to lose ile the longest to get back arasındaki karşıtlık
İki üstünlük ifadesi tek bir düşünceyi keskin bir karşıtlık olarak düzenler: Bu güveni kaybetmek son derece kolaydır, ancak yeniden kazanmak çok uzun zaman alır. Burada “get back”, bir yere geri dönmek değil, güveni yeniden kazanmak anlamındadır. İkinci bölümde tekrar edilecek “it’s” atılır; açık biçimi “It’s the easiest to lose, and it’s the longest to get back.” olurdu. “The easiest” kaybetmenin ne kadar kolay olduğunu, “the longest” ise toparlanmanın ne kadar sürdüğünü ölçer. Bu asimetrik paralellik cümleyi kısa tutar ve uyarıyı akılda kalıcı hâle getirir.
Alıştırma
“It's the easiest to lose and the longest to get back” cümlesindeki karşıtlık neyi vurgular?
- Konuşmacı bu güveni zaten tamamen geri kazandı.
- Bu güven hızla kaybedilebilir, ancak onu yeniden kazanmak uzun zaman alır.
- Konuşmacı bir yere geri dönen iki yolu karşılaştırıyor.
- Bu güveni bulmak kolaydır, ancak başkasına vermek uzun zaman alır.
Cevabı göster
Bu güven hızla kaybedilebilir, ancak onu yeniden kazanmak uzun zaman alır.
And if there was one part of that era I could take to the next, Dilbilgisi
6:10Ve eğer o dönemden bir sonraki evreye taşıyabileceğim tek bir şey olsaydı,
if there was ... I could ... it probably would be ... ile varsayımsal seçim
“If” yan cümlesi geçmişteki bir olayı değil, varsayımsal bir seçimi sunar. Geçmiş biçim “was” ve “could” kipliği koşulu gerçeklikten uzaklaştırır: Konuşmacının o dönemden hayatının bir sonraki aşamasına yalnızca bir nitelik taşıyabildiğini varsayın. “Would” içeren sonuç cümlesi bu hayalî seçimin ne olduğunu belirtir. “That”, daha önce sözü edilen güvene gönderme yaparken “I think” ve “probably” cevabı daha az kesin hâle getirir. Konuşmada “if there was” yaygındır; “if there were” aynı varsayımsal anlamı geleneksel olarak daha resmî bir biçimde ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle tamamen varsayımsal bir seçimi doğal biçimde ifade eder?
- If there were one book I can keep, I think it will be this one.
- If there would be one book I could keep, I think it was this one.
- If there were one book I could keep, I think it would be this one.
- If there is one book I could keep yesterday, I think it would be this one.
Cevabı göster
If there were one book I could keep, I think it would be this one.
It is quite the claim that this is the mindset that helped me navigate my 20s out of everything else. Notlar
6:1520'li yaşlarımı atlatmama yardımcı olan şeyin diğer her şeyden çok bu zihniyet olduğunu iddia etmek oldukça iddialı bir söz.
quite the claim: quite the + tekil isim ile vurgu
Quite the claim, özellikle iddialı ya da dikkat çekici bir sav anlamına gelir. Burada konuşan kişi, tek bir düşünce biçiminin hayatının on yıllık bir dönemine yön verdiğini söylemenin alışılmadık ölçüde büyük ve iddialı bir genelleme olduğunun farkında olduğunu gösterir. quite the + tekil sayılabilir isim kalıbında quite the, ardından gelen ismi dikkat çekici, şaşırtıcı ya da uç bir şey olarak değerlendirir. Savın doğru olduğunu belirtmez. Değerlendirmenin hayranlık, eleştiri ya da mizah taşıyıp taşımadığını bağlam belirler.
Alıştırma
Özgün cümlede quite the claim ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- kesinlikle doğru olan bir sav
- alışılmadık ölçüde iddialı veya dikkat çekici bir sav
- çok kesin bir dille ifade edilmiş bir sav
Cevabı göster
alışılmadık ölçüde iddialı veya dikkat çekici bir sav
navigate my 20s: hayatın bir dönemi için mecaz anlamda navigate
navigate my 20s ifadesinde navigate mecaz anlamda kullanılır. Konuşan kişi yirmili yaşlarını seçimler ve engeller içeren karmaşık bir rota gibi görür; dolayısıyla ifade, hayatının o döneminde yolunu bulmak ve dönemi yönetmek anlamına gelir. Navigate sözcüğünün bu kullanımı etkindir: yalnızca on yılın sonuna ulaşmayı değil, karar almayı ve uyum sağlamayı düşündürür. Aynı fiil karmaşık dönemleri, sistemleri veya durumları nesne olarak alabilir.
Alıştırma
Bu cümlede navigate için en uygun anlam hangisidir: Her mentor helped her navigate a difficult career change?
- hiçbir şey yapmadan değişikliğin bitmesini beklemek
- ilgili seçimleri ve engelleri etkin biçimde yönetmek
- harita okuyarak bölgede yolculuk etmek
Cevabı göster
ilgili seçimleri ve engelleri etkin biçimde yönetmek
Geçmişe dönük değerlendirme belirteci olarak looking back
Bu cümlede “looking back”, “şu an bulunduğum noktadan geçmişi düşündüğümde” anlamına gelen, geçmişe dönük bir değerlendirme söylem belirtecidir. Fiziksel olarak arkaya dönmeyi anlatmaz. Değerlendirmenin geri kalanından önce gelerek dinleyicinin dikkatini geçmiş olaylardan, konuşanın bugün bu olaylar hakkındaki değerlendirmesine taşır.
Alıştırma
“But looking back,” ifadesindeki “looking back” neyi gösterir?
- Konuşan, geçmişteki olayları şimdi yeniden değerlendiriyor.
- Konuşan, sırada ne olacağını tahmin ediyor.
- Konuşan, arkasındaki bir şeyi görmek için fiziksel olarak dönüyor.
Cevabı göster
Konuşan, geçmişteki olayları şimdi yeniden değerlendiriyor.
I can't imagine all the things I would've missed out on Dilbilgisi
6:24o günden bu yana kaçırmış olabileceğim şeyleri
Would've missed out on: gerçek dışı bir geçmiş sonuç
“Would've missed out on”, “elde etme veya yaşama fırsatını kaçırmış olmak” anlamına gelir. “Would've”, “would have”in kısaltmasıdır ve ardından geçmiş zaman ortacı “missed” gelir. “Would have + geçmiş zaman ortacı” biçimindeki kiplik tamamlanmış yapı, gerçeklere aykırı bir geçmiş sonucu anlatır: ima edilen farklı bir koşul altında konuşan kişi bu deneyimleri kaçırmış olurdu. İlgi cümleciğinde “on” edatının nesnesi daha önce gelen “all the things” ifadesidir; temel sıralama “I would've missed out on all the things.” şeklindedir.
Alıştırma
Bir fırsatı kaçırmaya ilişkin gerçek dışı geçmiş sonucu anlatan tam kısaltılmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: If Nina hadn't shared the invitation, I ____ the event.
Cevabı göster
would've missed out on
and all the things that led to another since then.
6:27ve birbiri ardına gelen tüm o gelişmeleri hayal bile edemiyorum.
It is truly one of the few themes in my life that keep on recurring Öbek fiiller
6:31Bu gerçekten de tüm bu yıllar,
keep on recurring: tekrar tekrar ortaya çıkmak
keep on + -ing yapısında keep “devam etmek” anlamındadır; on ise bir şeyin sürdüğü veya yeniden gerçekleştiği fikrini daha da vurgular. recurring zaten “yeniden ortaya çıkmak” demektir. Bu nedenle keep on recurring, bu temaları tek seferlik bir olay olarak değil, yıllar boyunca tekrar tekrar geri dönen bir örüntü olarak sunar. keep fiilinin öznesi çoğul themes ismidir; bu yüzden ilgi yan cümlesinde keeps değil keep kullanılır. Bu yapı tekrar ortaya çıkan sorunları, anıları, soruları veya başka şeyleri anlatabilir.
Alıştırma
Tekrar tekrar ortaya çıkmayı vurgulayan üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: This error seems to ____ in every monthly report.
Cevabı göster
keep on recurring
in between all the years and different contexts and routes.
6:35farklı bağlamlar ve yollar arasında hayatımda tekrarlanıp duran birkaç temadan birisi.
And each time still holds this universal truth
6:39Ve her defasında şu evrensel gerçeği korumaya devam ediyor:
that it starts with what you think you can do, Anlatım akışı
6:42her şey ne yapabileceğinizi düşünmenizle başlar,
starts with ... ends with finding out: başlangıçtan sonucu öğrenmeye
Birlikte kullanılan starts with ve ends with ifadeleri baştan sona uzanan açık bir çerçeve kurar. what you think you can do ifadesini başlangıca, finding out ifadesini sona yerleştirerek soyut bir inancı sınanmış bir sonuca doğru ilerleyen bir sürece dönüştürür. Her iki with ifadesinden sonra da bir aşamayı veya bölümü adlandıran bir öge gelir. Burada finding, isim gibi kullanılan bir -ing biçimidir. finding out ise yalnızca birinden bilgi almak değil, eyleme geçerek gerçekte neyin mümkün olduğunu keşfetmek anlamındadır.
Alıştırma
Dengeli başlangıç ve bitiş çerçevesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The tour ____ a safety briefing and ____ a visit to the control room.
Cevabı göster
starts with · ends with
It was very fun to revisit a topic and see where I was at with it. Kelime
6:56Bir konuyu tekrar gözden geçirmek ve o konuda ne durumda olduğumu görmek çok eğlenceliydi.
where I was at with it: soyut bir durum
Bu cümlede where I was at with it, o sırada konu hakkındaki düşüncelerimin, ilerlememin ya da konuyla ilişki biçimimin hangi durumda olduğu anlamına gelir. it sözcüğü konuyu belirtir; ifade fiziksel bir yeri değil, soyut bir durumu anlatır. where + özne + be + at kalıbı, kişinin zihinsel ya da pratik bir süreçte hangi aşamada olduğunu gündelik biçimde gösterebilir. with + konu bölümü, durumun neyle ilgili olduğunu açıklar.
Alıştırma
“After rereading my old journal, I could see where I was at with the idea,” cümlesinde where I was at with the idea ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak nerede durduğumu belirtir.
- O sırada fikirle ilgili düşüncelerimi, ilerlememi veya ilişkimi anlatır.
- Fikrin nerede saklandığını söyler.
Cevabı göster
O sırada fikirle ilgili düşüncelerimi, ilerlememi veya ilişkimi anlatır.
Safe to say my trip to California with Megan was not a disaster. Kalıp ifadeler
7:00Megan ile Kaliforniya gezimizin bir felaket olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Safe to say: kanıta dayanan güvenli bir sonuç
Safe to say, It is safe to say (that) ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Konuşanın güçlü biçimde desteklendiğini ve yanlış olma olasılığının düşük olduğunu düşündüğü bir sonucu sunar; safe fiziksel güvenliği değil, sonucun güvenilirliğini anlatır. Burada özellikle hafif tutulan not a disaster değerlendirmesini sunar. Gezi belli ki iyi geçtiği için bu örtülü ve ölçülü anlatım, kendinden emin olumlu bir özet verirken kuru bir mizah da katar.
Alıştırma
Kanıtları güvenle özetleyen üç sözcüklük İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The roads are covered in snow and every bus has been canceled. ____ the trip will be delayed.”
Cevabı göster
Safe to say
the complete opposite: tam tersi
The complete opposite, bir durumun veya sonucun az önce sözü edilen fikrin bütünüyle tersi olduğunu belirtir. Burada yolculuğun bir felaket olduğu beklentisini düzeltir: gerçek deneyim çok başarılı ve keyiflidir. The önceki fikre gönderme yapar; complete ise opposite sözcüğünü güçlendirir. Dinleyicinin hangi beklenti, iddia veya betimlemenin tersine çevrildiğini anlayabildiği durumlarda bu ifadeyi kullanın.
Alıştırma
Beklenenin bütünüyle tersi anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Everyone predicted a terrible weekend, but it was ____.
Cevabı göster
the complete opposite
Yes, you got to see a little bit of the behind the scenes in this video, Deyimler
7:06Evet, bu videoda biraz kamera arkasını gördünüz
behind the scenes: kamera arkasında
Behind the scenes, hazırlık, çekim, kurgu veya kurum içi kararlar gibi bir faaliyetin halkın genellikle görmediği bölümünü anlatır. Çoğunlukla mecazidir; sahne dekorunun fiziksel olarak arkasını ifade etmez. Bu gündelik cümlede konuşmacı ifadeyi the sözcüğünden sonra, gizli sürecin bir kısmı anlamında neredeyse isim gibi kullanır. Daha standart ve başka durumlara aktarılabilir kalıplar what happens behind the scenes, a look behind the scenes ve behind-the-scenes footage biçimleridir.
Alıştırma
Halkın normalde göremediği faaliyetleri anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The studio shared a short video showing what happens ____.
Cevabı göster
behind the scenes
but Megan made a beautiful video while we were on our trip in California.
7:09ama Kaliforniya gezimizdeyken Megan çok güzel bir video hazırladı.
You can find me on Instagram at LifeOfRiza in the meantime Anlatım akışı
7:17Bu arada beni Instagram'da LifeOfRiza hesabından bulabilirsiniz,
in the meantime: sıradaki olaydan önceki zaman aralığı
in the meantime, şu an ile daha sonra gerçekleşmesi beklenen bir olay arasındaki süreyi anlatır. Burada sonraki olay, içerik üreticisinin yeni videosu ya da izleyicilere yeniden sesleneceği zamandır; izleyiciler beklerken onu Instagram'da bulabilir. Bu ifade, gelecekteki planı bekleme süresinde yapılabilecek yararlı bir eyleme bağlar. Yalnızca iki şeyin tam olarak aynı anda gerçekleştiğini belirtmez.
Alıştırma
Bir otobüs on beş dakika içinde gelecek. Beklerken kahve içme önerisini en iyi hangi ifade başlatır?
- At the same time
- In the meantime
- From time to time
Cevabı göster
In the meantime