Ailelerimiz Teknolojide BERBAT - Eskiden Şimdiye 3. Bölüm: İngilizce çalışma notları

Linus Tech Tips

Öğrenme zorluğu
1.038 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Bu geri sayım, yaşlı akrabaların telefonu eski teknoloji gibi kullandığı sekiz durumu; sözlü yol tarifi, zincir mesaj, ayrı kamera ve sürekli şarj örnekleriyle gösteriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. wrap his head around — Deyimler ve mecazlı ifadeler: yabancı bir gerçeği anlama veya kabullenme mecazını öğrenin ve gerçek bir baş hareketinden ayırın. 2. just because ... doesn't mean — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: doğru olan bir koşulu, ondan otomatik çıkmayan sonuçtan ayırarak açıklama veya itirazda kullanın. 3. wall of text — Deyimler ve mecazlı ifadeler: uzun, yoğun ve bölünmemiş yazı bloğunu anlatan gündelik imgeyi tanıyın ve aşırı uzun dijital mesajları açıklayın.

Bu derste

The good people at Honor reached out to sponsor a piece featuring their new Honor 6X smartphone. Öbek fiiller

0:00

Honor'daki iyi insanlar, yeni Honor 6X akıllı telefonlarını tanıtan bir videoya sponsor olmak için bize ulaştılar.

Öbek fiiller

Reached out: iletişimi başlatmak

Burada reached out, “iletişime geçti” veya “bağlantı kurdu” anlamına gelir. Honor, sponsorluk konusunda konuşmacıyla iletişimi başlatmıştır; fiziksel olarak elini uzatmak söz konusu değildir. Yaygın yapı reach out to + kişi veya kuruluş biçimindedir ve ardından sıkça about + konu ya da for + amaç veya yardım gelir. Bu cümlede olduğu gibi bağlam kimi aradıklarını açıkça gösteriyorsa alıcı söylenmeyebilir; to sponsor... iletişimin amacını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi reach out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last week, the club ____ to a local bakery about providing snacks.

Cevabı göster

reached out

So they send it over

0:06

Bu yüzden cihazı gönderdiler,

and I'm sitting there bored at a family function

0:08

ve ben bir aile toplantısında sıkılmış bir şekilde otururken,

putting the gears to the phone's dual lens camera,

0:10

telefonun çift lensli kamerasının,

Kirin 655 octa-core CPU,

0:13

Kirin 655 sekiz çekirdekli işlemcisinin,

4 gigs of RAM and 3340 milliamp hour battery.

0:16

4 gigabayt RAM'inin ve 3340 miliamper saatlik bataryasının sınırlarını zorluyorum.

And I'm at my in-laws house, right?

0:20

Ve kayınvalidemlerdeyim, tamam mı?

And an argument breaks out at the Scrabble table. Öbek fiiller

0:21

Scrabble masasında bir tartışma koptu.

Öbek fiiller

Breaks out: aniden başlamak

Burada breaks out, “aniden başlar” veya “patlak verir” anlamına gelir. Özne an argument olduğu için ifade, tartışmayı plansız ve hızla başlayan bir olay olarak sunar. Bu anlamda break out geçişsizdir: olay kendisinden önce özne olarak gelir ve doğrudan nesne almaz. argument, fight, fire, war veya violence ile sık kullanılır. Şimdiki zaman biçimi breaks out, anlatılan anı daha canlı ve doğrudan da hissettirir.

Alıştırma

Cümleyi break out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the meeting, a loud argument suddenly ____ over the budget.

Cevabı göster

broke out

And meanwhile,

0:24

Bu arada ben,

I'm sitting there going,

0:24

orada oturmuş,

"Why don't you just Google it?" Ton ve niyet

0:27

"Neden Google'dan bakmıyorsunuz?" diye düşünüyorum.

Ton ve niyet

Sabırsız bir öneri olarak Why don't you just ...?

Why don't you just ...? soru biçiminde olsa da genellikle bir neden sormak yerine öneride bulunur. Buradaki anlamı “Yapılacak en basit şey Google'da aramaktır.” just sözcüğü eylemi kolay ve açık bir çözüm gibi gösterir. Bu bağlamda sabırsızlık da katar: konuşan kişi, karşısındakinin tartışmayı sürdürmeden sorunu çözebileceğini düşünür.

Alıştırma

Bir arkadaşın ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle korkuyor ve senden destek istiyor. “Why don't you just Google it?” şefkatli bir yanıt mıdır?

  1. Evet, uygundur.
  2. Hayır, baştan savıcı duyulabilir.
Cevabı göster

Hayır, baştan savıcı duyulabilir.

But it's not all bad thanks to my entire evening of eye-rolling, Anlatım akışı

0:29

Ancak bütün akşam göz devirmem,

face-palming,

0:35

yüzüme avucumu vurmam

and full-body cringing,

0:36

ve tüm vücudumla utançtan yerin dibine girmem sayesinde her şey o kadar da kötü değil,

Anlatım akışı

Yükselen üç öğeli liste olarak eye-rolling, face-palming ve full-body cringing

Üç -ing biçimi, aynı listenin paralel öğeleridir. Konuşanın tepkilerini bir sıra hâlinde düzenler: önce eye-rolling, sonra face-palming ve son olarak full-body cringing. and sözcüğü son öğeyi işaretler ve listeye belirgin bir üç vuruşlu ritim verir. Tepkiler küçük bir yüz hareketinden abartılı bir tüm beden tepkisine doğru güçlenir. Bu yükseliş, birbiriyle ilgisiz üç eylemi anlatmak yerine utanç ve bıkkınlığı komediye dönüştürür.

Alıştırma

Hangi cümle, en güçlü tepkiye doğru açıkça yükselen paralel bir üç öğeli liste kullanır?

  1. The news had us frowning, a loud groan, and we left the room.
  2. The news had us frowning, groaning, and finally storming out of the room.
  3. The news was surprising, and the room had chairs and windows.
Cevabı göster

The news had us frowning, groaning, and finally storming out of the room.

we all get to experience this fantastic video.

0:39

böylece hepimiz bu harika videoyu deneyimleme şansı buluyoruz.

Eight of the worst ways

0:43

Eski neslin kafamı patlatmasına neden olan

the older generation makes my head explode. Deyimler

0:45

en kötü sekiz şey.

Deyimler

makes my head explode: kafamı patlatıyor

Buradaki makes my head explode bilinçli bir abartıdır. Eski neslin konuşanda yoğun hayal kırıklığı, kafa karışıklığı veya zihinsel yük oluşturduğu anlamına gelir; gerçek bir fiziksel yaralanmayı anlatmaz. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâlidir: X makes my head explode. İyelik sözcüğü etkilenen kişiye göre değişebilir; makes her head explode buna bir örnektir.

Alıştırma

Hangi cümle hayal kırıklığından kaynaklanan zihinsel bunalımı en açık biçimde anlatır?

  1. These instructions make my head explode.
  2. These instructions blow my mind.
  3. These instructions are on my mind.
Cevabı göster

These instructions make my head explode.

Brought to you by the Honor 6X.

0:50

Honor 6X tarafından sizlere sunulmaktadır.

Number one.

1:02

Bir numara.

My dad seems completely

1:04

Babam görünüşe göre,

unable to wrap his head around the fact Deyimler

1:08

telefon etmenin artık eskisi gibi olmadığı gerçeğini

Deyimler

wrap his head around: anlamayı veya kabullenmeyi başarmak

Wrap his head around, zor, alışılmadık veya şaşırtıcı bir şeyi zihnen anlamak ya da kabullenmek demektir. Unable to, onun bunu başaramadığını gösterir; ifade fiziksel bir hareketi anlatmaz. Kalıp wrap + iyelik sözcüğü + head around + düşünce veya gerçek şeklindedir. İyelik sözcüğünü ve tekil-çoğul biçimi kişiye uydurun: wrap my head around it, wrap her head around it veya wrap our heads around it. Burada around, anlaşılması zor olan gerçeği getirir.

Alıştırma

Wrap one's head around deyimini kullanın ve iyelik sözcüğünü Lena'ya uyacak şekilde değiştirin: After reading the report twice, Lena still couldn't ____ why the numbers were different.

Cevabı göster

wrap her head around

that making phone calls ain't what it used to be. Notlar

1:11

tamamen idrak edemiyor.

Kelime

çok gayriresmî bir olumsuzluk olarak ain't

Bu cümlede ain't, isn't anlamına gelir: making phone calls isn't what it used to be. Özne olan making phone calls tek bir etkinliği anlatır; bu nedenle buradaki standart İngilizce biçim isn't olur. Ain't, birden fazla olumsuz biçimin yerine geçebilen gayriresmî bir ifadedir. aren't, am not, hasn't veya haven't anlamlarına da gelebilir; standart karşılığını bağlam belirler.

Alıştırma

Bu durumda sözcük seçimini değerlendirin: Bir okul raporunda "The new system ain't reliable." yazıyorsunuz.

  1. Resmî yazıya uygun değil
  2. Resmî yazıya uygun
Cevabı göster

Resmî yazıya uygun değil

Dilbilgisi

what it used to be: geçmişle bugünü karşılaştırmak

What it used to be, bir şeyin geçmişte sahip olduğu durumu veya niteliği anlatır. X is/isn't what it used to be kalıbında what ile başlayan yan cümle, X'in önceki durumunu belirtir. Buradaki olumsuz kalıp, telefonla arama yapmanın değiştiğini söyler. Çoğu zaman bir şeyin eskisi kadar iyi olmadığını düşündürür; ancak devamındaki bağlam değişimin tarafsız veya olumlu olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi what ve used to ile kurulan dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the renovation, the café isn't ____; it is brighter and easier to enter.

Cevabı göster

what it used to be

He still, it is 2017,

1:15

Hâlâ, yıl olmuş 2017,

he still tries to crank call me. Kelime

1:17

hâlâ bana telefon şakası yapmaya çalışıyor.

Kelime

Crank call: şaka telefonu için eski bir terim

Burada crank call, şaka amacıyla yapılan bir telefon araması anlamına gelen bir isim öbeğidir. Bu tür aramalarda kişi çoğu zaman başka biriymiş gibi davranır veya bilerek yanlış şeyler söyler. tries to crank call me içinde fiil öbeği olarak kullanılır ve bana bu tür bir şaka telefonu açmaya çalışmak anlamına gelir. Buradaki crank, krank kolu anlamına gelmez ve bir makineyi döndürmek anlamındaki yaygın fiil kullanımı değildir. Telefon bağlamı, konuşanın bir şakadan söz ettiğini gösterir.

Alıştırma

Burada tries to crank call me ne anlama geliyor?

  1. Telefonumu tamir etmeye çalışmak
  2. Beni ararken bir makineyi döndürmeye çalışmak
  3. Bana şaka telefonu açmaya çalışmak
Cevabı göster

Bana şaka telefonu açmaya çalışmak

Crank call me.

1:20

Telefon şakası.

Like I'll answer my phone and he'll start pretending to order a pizza.

1:23

Yani telefonu açıyorum ve pizza sipariş ediyormuş gibi yapmaya başlıyor.

Or I'll call him

1:27

Ya da ben onu arıyorum,

and he'll answer with some goofy accent

1:29

aptalca bir aksanla telefonu açıp

trying to convince me that I got the wrong number. Kalıp ifadeler

1:31

beni yanlış numarayı aradığıma ikna etmeye çalışıyor.

Kalıp ifadeler

Telefon konuşmasında got the wrong number

I got the wrong number ifadesinde got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve telefon bağlamında telefonla bir yere ulaşmak anlamına gelir. Konuşan kişi, aramanın ulaşmak istediği kişiden başka birine bağlandığını söyler. Kalıplaşmış telefon ifadesi, the ile kullanılan get the wrong number biçimidir. Yanlış bir rakamı nesne gibi edinmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Maya'yı ararsınız ama telefonu bir yabancı açar. Hatayı açıklamanın en doğal yolu hangi cümledir?

  1. Sorry, I think I've got the wrong number.
  2. Sorry, I think I've received the incorrect digit.
  3. Sorry, I think I've got a wrong number.
Cevabı göster

Sorry, I think I've got the wrong number.

Dude,

1:34

Dostum,

I know it's you.

1:35

senin olduğunu biliyorum.

I've had caller ID on my phone Dilbilgisi

1:37

Liseden beri

since I was in high school

1:39

telefonumda arayan kimliği var

Dilbilgisi

I've had ... since ...: geçmişten bugüne süren bir durum

‘I've had’, ‘I have had’ ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Have, present perfect yapısının yardımcı fiilidir; had ise have fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Burada bu özelliğin konuşanın telefonunda kullanılabilir durumda olduğunu belirtir. Bu zaman, durumu geçmişte başlamış ve şimdi de süren bir hâl olarak sunar. ‘Since I was in high school’ başlangıç noktasını verir. Yeniden kullanılabilecek yapı have/has + geçmiş zaman ortacı + since + geçmişteki bir zaman veya olay şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin present perfect biçimiyle ve başlangıç noktası bildiren sözcükle tamamlayın: I ____ this backpack ____ sixth grade.

Cevabı göster

have had · since

and I know I didn't misdial your number.

1:41

ve numaranı yanlış tuşlamadığımı biliyorum.

Nobody dials numbers anymore.

1:44

Artık kimse numara çevirmiyor.

Number two.

1:47

İki numara.

I needed to get to my grandma's new place.

1:49

Anneannemin yeni evine gitmem gerekiyordu.

So I even proactively,

1:52

Hatta hazırlıklı olayım diye,

like I'm ready for this,

1:54

buna hazırmışım gibi,

I proactively structure the question like so. Kalıp ifadeler

1:55

proaktif bir şekilde soruyu şöyle kurguluyorum:

Kalıp ifadeler

like so: hemen gelen bir gösterimi tanıtmak

‘Like so’, ‘bu şekilde’ veya ‘şimdi göstereceğim gibi’ anlamına gelir. Genel bir benzerliği anlatmak yerine bir gösterime, örneğe veya tam ifadeye işaret eder. Burada bu ifade hazırlık bölümünü bitirir ve konuşanın özenle yapılandırılmış soruyu birazdan vereceğini belirtir. Açıklamadan gösterime geçen kısa bir konuşma dili geçişidir.

Alıştırma

Konuşan kişi aynı anda hareketi gösteriyorsa bu yönergeyi en iyi hangi ifade tamamlar? Turn the paper and fold this corner down, ____.

  1. on the other hand
  2. for a while
  3. like so
Cevabı göster

like so

"Hey, can you give me your new address,

1:59

"Hey, bana yeni adresini verebilir misin,

Gran?"

2:00

Büyükanne?"

And to my dismay, Kalıp ifadeler

2:01

Ve beni dehşete düşüren şey,

Kalıp ifadeler

to my dismay: hayal kırıklığı ve üzüntüyle

To my dismay, “beni hayal kırıklığına uğratacak, endişelendirecek ya da üzecek şekilde” anlamına gelir. Burada cümlenin başındaki bir yorum olarak, konuşanın birazdan gelecek sonuçla ilgili duygusunu önceden bildirir. Ayrıca hikâyede olumsuz bir dönüş olacağını haber verir. Yalnızca I was disappointed demeye göre daha kısa, biraz daha resmî veya dramatiktir.

Alıştırma

Sonucun konuşanı üzdüğünü gösteren, dersteki üç sözcüklü anlatım kalıbıyla cümleyi tamamlayın: “____, the last bus had already left.”

Cevabı göster

To my dismay

she, like every other old person on the planet,

2:03

o, gezegendeki diğer tüm yaşlı insanlar gibi,

proceeds to launch into this elaborate play-by-play of the route. Notlar

2:07

rotayı adım adım ayrıntılı bir şekilde anlatmaya başlıyor.

Öbek fiiller

launch into: aniden ve coşkuyla başlamak

Launch into, uzun, enerjik veya güçlü bir konuşmaya ya da etkinliğe çoğu zaman aniden başlamak demektir. Bu cümlede kişi, rotayı hemen çok ayrıntılı ve adım adım anlatmaya başlıyor. Kalıp launch into + isim grubu veya -ing biçimidir; launch into an explanation ve launch into describing the problem buna örnektir. Genellikle hızla devam eden bir hareket hissi verir ve kişinin gerekenden fazla ayrıntı anlattığını ima edebilir.

Alıştırma

“Uzun bir açıklamaya aniden başlamak” anlamındaki iki sözcüklü ifadenin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: “Without any warning, Maya ____ a detailed story about her trip.”

Cevabı göster

launched into

Kelime

elaborate play-by-play: ayrıntılı ve sıralı anlatım

Play-by-play başlangıçta bir spor karşılaşmasında her hareket gerçekleşirken yapılan ayrıntılı anlatım anlamına gelir. Burada ise güzergâhın ayrıntılarının birbiri ardına anlatılması için mecazi olarak kullanılmıştır. elaborate sıfatı bu düşünceyi güçlendirir: yol tarifi kısa bir özet değil, özenle geliştirilmiş ve belki de gereğinden fazla ayrıntılı bir anlatımdır. Bu bağlamda ifade, konuşanın bu ayrıntı miktarını eğlenceli ya da sinir bozucu bulduğunu da düşündürür.

Alıştırma

Bu bağlamda elaborate play-by-play ne anlama geliyor?

  1. Güzergâhın kısa bir özeti
  2. Tiyatroda oynanan bir sahne
  3. Her bölümü sırayla verilen, gereğinden fazla ayrıntılı bir anlatım
  4. Bir spor etkinliğinin canlı yayını
Cevabı göster

Her bölümü sırayla verilen, gereğinden fazla ayrıntılı bir anlatım

"Don't go past the giant tiger,

2:12

"Dev kaplanı geçme,

then uh left at the spoon-shaped rock

2:15

sonra ıı kaşık şeklindeki kayadan sola dön,

and you'll see this really friendly young man watering the grass.

2:17

çimleri sulayan gerçekten dost canlısı genç bir adam göreceksin.

Well well that's

2:21

Ha bak işte o,

Chester, the neighbor's son-in-law.

2:22

komşunun damadı Chester.

And he works at the co-op and okay.

2:24

Kooperatifte çalışıyor ve..." Tamam.

This is not a quest, Grandma.

2:27

Bu bir macera görevi değil, Büyükanne.

I'm not retaining any of this.

2:30

Bunların hiçbirini aklımda tutmuyorum.

I'm not listening.

2:32

Dinlemiyorum.

Please,

2:33

Lütfen,

for the love of all that is good, Deyimler

2:33

Allah aşkına,

Deyimler

for the love of all that is good: abartılı rica

For the love of all that is good, yaklaşık olarak ‘lütfen, sana yalvarıyorum’ anlamına gelen dramatik ve abartılı bir ricadır. Konuşanın çok sabırsız olduğunu ve karşısındaki kişinin basit ya da açık bir şeyi yapmasını istediğini gösterir. Sözler bilerek görkemli ve ciddi tınlar. Komedide bu büyük sözlerle basit istek arasındaki uyumsuzluk, hayal kırıklığını komik hâle getirir; ifade genellikle sevgi, iyilik veya din hakkında gerçek anlamlı bir açıklama değildir.

Alıştırma

Bu tür bir cümlede for the love of all that is good genellikle nasıl bir tutum ifade eder?

  1. Gerçek anlamlı dinî bir bildiri
  2. Dramatik ve sabırsız bir rica
  3. Sakin ve gerçeklere dayalı bir açıklama
  4. Resmî bir minnettarlık ifadesi
Cevabı göster

Dramatik ve sabırsız bir rica

tell me the address

2:35

bana adresi söyle

so I can open my Maps app and key it in. Öbek fiiller

2:37

ki Haritalar uygulamamı açıp yazabileyim.

Öbek fiiller

key it in: ayrılabilen bir öbek fiille bilgi girmek

Burada key in, klavye veya dokunmatik ekran kullanarak bilgi girmek demektir. it zamiri adresi karşılar; dolayısıyla key it in, bu adresi Haritalar uygulamasına girmek anlamına gelir. Key in ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse zamiri key ile in arasına yerleştirin: key it in, key them in. Zamiri öbek fiilin tamamından sonra kullanmayın.

Alıştırma

Az önce sözü edilen bir kodu girmek için doğal olan cümleyi seçin.

  1. Please key it in now.
  2. Please key in it now.
  3. Please key now it in.
Cevabı göster

Please key it in now.

Number three.

2:41

Üç numara.

Thanks to simple interfaces

2:43

Honor'un Emotion UI'si gibi

like Honor's Emotion UI,

2:45

basit arayüzler sayesinde,

smartphones

2:47

akıllı telefonların kullanımı

are getting easier and easier to use. Dilbilgisi

2:48

giderek kolaylaşıyor.

Dilbilgisi

getting easier and easier: aşamalı bir değişim

Getting burada bir hâle gelmek anlamındadır. Easier and easier, aynı şeyin zaman içinde sürekli değiştiğini göstermek için karşılaştırma biçimini tekrarlar: her aşama öncekinden daha kolaydır. İki ayrı şeyi karşılaştırmaz. Kısa sıfatlarla karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimini kullanın: colder and colder, better and better. Birçok uzun sıfatla more and more + sıfat kullanılır; örneğin more and more useful.

Alıştırma

Cümleyi easy sıfatının tekrarlanan karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: With daily practice, this puzzle is getting ____.

Cevabı göster

easier and easier

But just because an older person learns to use the internet, Dilbilgisi

2:51

Ancak yaşlı birinin interneti kullanmayı öğrenmesi,

doesn't mean they really get how to internet. Kelime

2:56

interneti gerçekten anladığı anlamına gelmiyor.

Dilbilgisi

Just because X doesn't mean Y: X, Y sonucuna varmak için yeterli değildir

Just because bir gerçeği veya varsayımı sunar; doesn't mean ise bundan sonraki sonucun otomatik olarak çıkarılmasını engeller. Bu kalıp, X'in tek başına Y için yeterli kanıt olmadığını söyler. Y'nin yanlış olduğunu söylemez. Bu cümlede interneti teknik olarak kullanmayı öğrenmek, kişinin internette nasıl davranması gerektiğini anladığını otomatik olarak kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir gerçeği bilmenin başka bir gerçeği kanıtlamaya yetmediğini doğru biçimde anlatır?

  1. Leo has a cookbook, so he must cook every night.
  2. Because Leo has a cookbook, he cooks every night.
  3. Just because Leo has a cookbook doesn't mean he cooks every night.
Cevabı göster

Just because Leo has a cookbook doesn't mean he cooks every night.

Kelime

how to internet ifadesinde eğlenceli bir fiil olarak internet

how to internet ifadesinde internet geçici olarak fiil gibi kullanılır. Anlamı yalnızca bağlanmayı veya tıklamayı bilmekten fazlasıdır; burada internette etkili ve uygun biçimde davranmayı bilmek anlamına gelir. Bilinen bir ismi fiile dönüştürmek ifadeyi kısa ve eğlenceli kılar. Bu yaratıcı değişiklik, standart bir sözlük kullanımından çok mizahı gösterir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Resmî bir iş yeri rehberinde "Employees should learn how to internet" uygun ve standart bir ifadedir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

And we've all suffered the consequences of this one.

3:00

Ve hepimiz bunun sonuçlarından muzdarip olduk.

So here's a few etiquette tips.

3:03

Bu yüzden işte size birkaç görgü kuralı ipucu.

If I don't copy paste your status update you posted,

3:06

Paylaştığın durum güncellemesini kopyalayıp yapıştırmıyorsam,

it doesn't mean I'm not your true friend.

3:10

bu senin gerçek arkadaşın olmadığım anlamına gelmez.

That funny chain letter,

3:13

Şu komik zincirleme e-posta,

well,

3:15

eh,

if the memes have eBaum's World watermarks,

3:16

eğer capsliklerde eBaum's World filigranı varsa,

they're probably a little dated. Kelime

3:20

muhtemelen biraz eskimiş demektir.

Kelime

dated: modası geçmiş, tarih yazılı değil

Bu cümlede dated, modası geçmiş veya artık güncel olmayan anlamına gelir. Filigranlar, memlerin internetin daha eski bir döneminden kalmış gibi görünmesine yol açıyor. Yani konuşan kişi onların tarzını ve güncelliğini değerlendiriyor; üzerlerinde bir tarih yazdığını söylemiyor. Bu anlamdaki dated değerlendirme bildirir ve genellikle hafif olumsuz bir ton taşır. Tasarım, şaka, moda, görüş, teknoloji veya medya için de kullanılabilir.

Alıştırma

The app's design feels dated cümlesinde dated ne anlama gelir?

  1. Tasarım eski moda görünüyor ve artık güncel değil.
  2. Tasarım bugün yayımlandı.
  3. Tasarımın üzerinde bir tarih yazıyor.
Cevabı göster

Tasarım eski moda görünüyor ve artık güncel değil.

And auntie,

3:22

Ve teyzeciğim,

thank you so much for the urgent cyber security advisory

3:24

Microsoft için çalışıyormuş gibi davranıp arayan insanlara karşı dikkatli olmamı söyleyen

telling me to beware of people calling and pretending they work for Microsoft. Kalıp ifadeler

3:29

acil siber güvenlik uyarısı için çok teşekkür ederim.

Kalıp ifadeler

beware of: bir riske karşı doğrudan uyarı

Bu cümlede beware of, bir kişi, şey veya eylem hakkında dikkatli olunması gerektiğini söyleyen doğrudan bir uyarıdır. Bu cümlede, Microsoft'ta çalışıyormuş gibi yapan kişilerin telefonlarına karşı uyarı veriliyor. Beware of ifadesinden sonra bir isim öbeği veya -ing biçimi gelebilir: Beware of scammers; Beware of clicking unknown links. Bu ifade yalnızca bir şeyin varlığını bilmeye değil, olası bir tehlikeye odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümlede açık bir uyarı vermek için beware of doğru kullanılmıştır?

  1. Be beware of links that ask for your password.
  2. Beware of links that ask for your password.
  3. Beware to links that ask for your password.
Cevabı göster

Beware of links that ask for your password.

I know your heart's in the right place, Deyimler

3:34

Kalbinin temiz olduğunu biliyorum,

Deyimler

heart's in the right place: iyi niyetli olmak

Burada heart's in the right place, “niyetin iyi ve içten” anlamına gelir. Heart's, heart is ifadesinin kısaltmasıdır; your ise değerlendirilen niyetin kime ait olduğunu gösterir. Bu ifade genellikle bir eleştiriden önce gelir: kişinin amacının iyi olduğunu kabul eder ancak eyleminin, tavsiyesinin veya sonucun iyi olduğunu söylemez. Bu cümlede I know da ardından gelebilecek eleştiriyi yumuşatır.

Alıştırma

Cümleyi iyi niyeti anlatan deyimle tamamlayın: Maya's advice made things worse, but her ____.

Cevabı göster

heart was in the right place

but

3:36

ama

please,

3:36

lütfen,

just oh please.

3:38

sadece, oh lütfen.

Number four.

3:41

Dört numara.

Why is it that every time I go somewhere with my dad, Dilbilgisi

3:42

Neden babamla bir yere her gittiğimizde,

Dilbilgisi

Why is it that ...?: vurgulu bir neden sorusu

Why is it that ...?, why ile neden sormanın genişletilmiş bir biçimidir. Vurgu ekler ve çoğu zaman konuşanın tekrarlanan bir durumu şaşırtıcı, sinir bozucu veya açıklaması zor bulduğunu gösterir. That sonrasında düz cümle dizilişi kullanılır: Why is it that every time I go ... denir; Why is it that every time do I go ... denmez. Soru devrikliği is it bölümünde gerçekleşmiştir; that sonrasındaki yan cümle devrik olmaz.

Alıştırma

Hangi cümle genişletilmiş why soru kalıbını doğru kullanıyor?

  1. Why it is that you always forget your keys?
  2. Why is it that you always forget your keys?
  3. Why is it that do you always forget your keys?
Cevabı göster

Why is it that you always forget your keys?

he's always trying to get me to memorize what section of the parking garage Dilbilgisi

3:47

otoparkın hangi bölümünde

Dilbilgisi

get me to memorize: get + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısı

Get me to memorize, get + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Eylemi yapan kişi me olduğundan bu ifade burada birinin bana bir şeyi ezberletmeye veya beni ezberlemeye ikna etmeye çalışması anlamındadır. Buradaki get mutlaka zorlamak anlamına gelmez; ikna ederek, hatırlatarak veya koşulları ayarlayarak birinin harekete geçmesini sağlamak anlamına gelebilir. Öncesindeki trying to, babanın tekrarlanan çabasını vurgular; konuşan kişinin gerçekten ezberlediğini göstermez. Kalıp başka kişilerle de get someone to + fiilin yalın hâli şeklinde kullanılabilir.

Alıştırma

Get + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın: The coach ____ speak up during the team meeting.

Cevabı göster

got Maya to

we're in

3:52

olduğumuzu bana hep ezberletmeye çalışıyor,

so that we don't lose the car.

3:52

arabayı kaybetmeyelim diye?

Okay,

3:55

Tamam,

what's the color?

3:55

rengi ne?

Orange.

3:56

Turuncu.

Okay,

3:57

Tamam,

what's the number?

3:58

numarası ne?

Oh shoot, I forget.

3:59

Ah kahretsin, unuttum.

Let's go back.

4:00

Geri dönelim.

Look,

4:01

Bak,

I'm way ahead of you, Dad. Deyimler

4:01

senden çok daha ilerideyim, Baba.

Deyimler

way ahead of you: bunu zaten düşündüğünü vurgulayan cevap

Way ahead of you, karşıdaki kişinin birazdan önereceği şeyi konuşanın zaten düşündüğünü, hazırladığını veya hatta yaptığını anlatan deyimsel bir cevaptır. Burada ahead, konuşanın düşüncesini ya da hazırlığını babanın sıradaki fikriyle karşılaştırır; fiziksel bir konumla karşılaştırmaz. Way, ahead ifadesini güçlendirir; bu nedenle cevap kendinden emin ve çoğu zaman biraz şakacı duyulur. Bu cümlede konuşan, babanın ezberlemeye dayalı çözümüne gerek olmadığını, çünkü başka bir çözümün zaten hazır olduğunu söylüyor.

Alıştırma

Bir arkadaşınız atıştırmalık getirmenizi önermek üzere, ancak siz zaten biraz getirdiniz. Bunu zaten düşündüğünüzü en iyi hangi cevap anlatır?

  1. I'm way behind you.
  2. I'm ahead of schedule.
  3. I'm next to you.
  4. I'm way ahead of you.
Cevabı göster

I'm way ahead of you.

Just take a picture

4:03

Sadece bir fotoğraf çek

and move on. Öbek fiiller

4:04

ve devam et.

Öbek fiiller

move on: sonraki adıma geçmek

“and move on” ifadesinde move on, mevcut adımı veya konuyu bitirip bir sonrakine geçmek anlamına gelen bir phrasal verb'dür. And bu eylemi önceki içeriğe bağlar; konuşan kişi mevcut işi tamamlanmış kabul edip sonraki adıma geçilmesi gerektiğini belirtir. Burada genellikle yalnızca fiziksel olarak yer değiştirmek anlamına gelmez. Sonraki etkinlik bağlamdan anlaşılırsa söylenmeden bırakılabilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın: We have finished the warm-up, so let’s ____.

Cevabı göster

move on

It doesn't consume film anymore Kültür

4:06

Artık film tüketmiyor

and we don't have to wait for it to get developed.

4:08

ve banyo edilmesini beklemek zorunda değiliz.

Kültür

consume film ... get developed: filmi tüketmek ve banyo ettirmek

“consume film” ifadesinde consume, sınırlı bir miktarı kullanıp bitirmek anlamında kullanılır. Filmli bir fotoğraf makinesinde her fotoğraf rulo filmin bir bölümünü kullanır; bu nedenle dijital bir fotoğraf makinesi artık film tüketmez. “get developed”, get kullanılan edilgen bir yapıdır. Film veya fotoğrafların banyo edilmesi ve işlenmesi anlamına gelir. Buradaki developed bir fotoğrafçılık terimidir; görüntünün görülebilmesi için kimyasal olarak işlenmesini anlatır, büyümek veya gelişmek anlamına gelmez. İki ifade birlikte, dijital fotoğrafçılığın hem film masrafını hem de banyo için bekleme süresini ortadan kaldırdığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın: An old camera can ____. After a trip, the roll will need to ____ before we see the pictures。

Cevabı göster

consume film · get developed

Number five.

4:12

Beş numara.

You convinced your mother-in-law to get a cell phone, Dilbilgisi

4:13

Kayınvalideni bir cep telefonu almaya ikna ettin,

Dilbilgisi

convince someone to do something kalıbı

“convinced your mother-in-law to get” ifadesinde convinced, gerekçelerin veya iknanın başka bir kişiyi bir eylem yapmaya yönelttiğini belirtir. Kalıp convince + someone + to + fiilin yalın hâlidir. Burada your mother-in-law ikna edilen kişidir, get ise eylemdir. to zorunludur: convince someone to do something denir; convince someone do something denmez.

Alıştırma

Bir kişi bir eylem yapmaya ikna edildiğinde convince sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. We convinced that the landlord to install a bike rack.
  2. We convinced the landlord install a bike rack.
  3. We convinced the landlord to install a bike rack.
Cevabı göster

We convinced the landlord to install a bike rack.

but she refuses to get cellular data

4:16

ancak pahalı olduğu

because it's expensive

4:20

ve Lisa'nın diş teline ihtiyacı olduğu için

and Lisa needs braces. Kültür

4:22

hücresel veri almayı reddediyor.

Well,

4:24

Şey,

you know what I have to say to that?

4:25

buna ne diyeceğimi biliyor musun?

Data plan.

4:27

Veri paketi.

Kültür

“Lisa needs braces.” ... “Data plan.”: Simpsonlar’a gönderme

“Lisa needs braces.” ve “Data plan.” sözlerinin birlikte kullanılması, Simpsonlar’daki tekrarlanan “Dental plan!” / “Lisa needs braces!” konuşmasını taklit eder. Özgün sahnede Lisa’nın diş teline ihtiyaç duyması, bir karaktere diş sağlığı planının neden önemli olduğunu hatırlatır. Burada konu cep telefonu olduğu için “Dental plan” yerine “Data plan” kullanılır. Sözcüklerdeki benzerlik ve aynı çağrı-cevap kalıbı, özgün sahneye gönderme oluşturur. “Data plan” esprinin vurucu sözüdür; Lisa’nın dişleri hakkında ciddi bir cevap değildir.

Alıştırma

Bu konuşmada “Data plan” sözünü komik yapan nedir?

  1. Simpsonlar’daki tanınmış çağrı-cevap konuşmasında geçen “Dental plan” sözünü cep telefonu konusuna uyan bir ifadeyle değiştirir.
  2. Lisa’nın diş tedavisi hakkında yeni bir konuşma başlatır.
  3. Lisa’nın neden diş teline ihtiyacı olduğunu ciddi biçimde açıklar.
Cevabı göster

Simpsonlar’daki tanınmış çağrı-cevap konuşmasında geçen “Dental plan” sözünü cep telefonu konusuna uyan bir ifadeyle değiştirir.

It's like $10 a month.

4:28

Ayda 10 dolar gibi bir şey.

Less on Ting.

4:31

Ting'de daha da az.

And you know what else is expensive?

4:32

Peki başka neyin pahalı olduğunu biliyor musun?

Getting lost two blocks from your grandson's birthday party Dilbilgisi

4:34

Torununun doğum günü partisinden iki blok ötede kaybolmak

and spending 15 minutes on the phone with me trying to figure out where the heck you are, Notlar

4:38

ve benimle telefonda 15 dakika boyunca nerede olduğunu,

Dilbilgisi

Getting lost ... spending 15 minutes: paralel -ing öbekleri

Getting lost ve spending 15 minutes, and ile bağlanan paralel iki -ing öbeğidir. Her öbek bir eylemi isim benzeri bir birime dönüştürür; böylece ikisi birlikte söz konusu iki eylemi adlandırır. Bu konuşma parçasında bu öbekler, önceki sorudaki “neyin pahalıya mal olduğu” düşüncesini tamamlar. getting veya spending öncesinde bir be biçimi bulunmadığı için buradaki -ing biçimleri devam eden zamanı göstermez.

Alıştırma

get lost ve spend 15 minutes ifadelerini paralel -ing öbeklerine dönüştürerek cümleyi tamamlayın: ____ and ____ can ruin the schedule.

Cevabı göster

Getting lost · spending 15 minutes

Öbek fiiller

figure out: düşünüp bir cevaba ulaşmak

Figure out, düşünerek, kontrol ederek veya bir problemi çözerek bir cevaba ulaşmak anlamına gelen bir deyimsel fiildir. Buradaki figure out where the heck you are, kişinin bulunduğu yeri belirlemek anlamındadır. Ardından figure out the route örneğindeki gibi bir isim öbeği veya figure out where the bus stops örneğindeki gibi bir wh-yan cümlesi gelebilir. Soru daha büyük bir cümlenin içine girdiğinde düz cümle dizilişini koruyun: where you are denir, where are you denmez.

Alıştırma

İpucuna en uygun deyimsel fiili seçin: We studied the map and worked through several possibilities until we could ___ the best route.

  1. look after
  2. find out
  3. figure out
Cevabı göster

figure out

Kelime

Kızgın ve vurgulu bir soruda where the heck

Where the heck, where anlamına gelir; ancak the heck güçlü ve gündelik bir duygu katar. Herhangi bir yeri adlandırmaz veya tanımlamaz. Bu cümlede konuşan kişi, birinin yerini bulmaya çalışarak zaman geçirdiği için sinirlidir. ‘Soru kelimesi + the heck’ yapısı rahatsızlık, şaşkınlık veya acil cevap talebi ifade edebilir.

Alıştırma

Yakın bir arkadaşınızla gündelik biçimde konuşuyor ve hafif kızgınlık göstermek istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. Where did you put my keys?
  2. Where the heck did you put my keys?
  3. Where the hell did you put my keys?
Cevabı göster

Where the heck did you put my keys?

which way is west,

4:44

ne tarafın batı olduğunu

and which auto wrecker to drive towards to get back on the right path.

4:45

ve doğru yola geri dönmek için hangi oto hurdacısına doğru sürmen gerektiğini anlamaya çalışmak.

You aren't even supposed to be on the phone when you're driving. Dilbilgisi

4:51

Zaten araba kullanırken telefonda olmaman gerekiyor.

Dilbilgisi

Bir kuralın yasakladığı davranış için aren't supposed to

Be supposed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın, talimatın veya ortak beklentinin ne olması gerektiğini söylediğini anlatır. Be fiili özneye ve zamana göre değişir. Olumsuz be not supposed to + fiilin yalın hâli yapısında eylem bu standarda aykırıdır. You aren't even supposed to be on the phone, araç kullanma kuralının telefon kullanmaman gerektiğini söylediği anlamına gelir; ne olacağına dair bir tahmin değildir.

Alıştırma

Cümleyi be supposed to yapısının eksik biçimiyle tamamlayın: Passengers are not ____ open this door.

Cevabı göster

supposed to

Number six.

4:56

Altı numara.

My dad knows how to text me.

4:58

Babam bana nasıl mesaj atacağını biliyor.

He even sends instant messages

5:00

Hatta Hangouts üzerinden anlık mesajlar

and pictures over Hangouts.

5:02

ve resimler bile gönderiyor.

But he doesn't seem to grasp

5:05

Ancak bu modern araçların, geleneksel postaya göre

the added utility that these modern mediums have over snail mail. Deyimler

5:07

sahip olduğu ekstra faydayı kavrayamıyor gibi görünüyor.

Deyimler

snail mail: geleneksel posta için kullanılan gündelik ifade

Snail mail, posta sistemiyle teslim edilen mektuplar ve diğer fiziksel postalar için kullanılan gündelik ve esprili bir addır. Yavaş hareket eden salyangoz imgesi, bu yöntemin elektronik iletişimden ne kadar yavaş görünebildiğini vurgular. Bu cümlede over snail mail, geleneksel postayla karşılaştırıldığında ve ondan daha iyi anlamına gelir. Bu ifade belirli bir posta hizmetinin adı değildir.

Alıştırma

Örnekte snail mail ne anlama geliyor?

  1. Posta sistemiyle teslim edilen geleneksel fiziksel posta
  2. Salyangoz logolu bir e-posta hizmeti
  3. Telefondan gönderilen anlık mesaj
Cevabı göster

Posta sistemiyle teslim edilen geleneksel fiziksel posta

So every three to five days,

5:13

Bu yüzden üç ila beş günde bir,

he sends me an epic wall of text Deyimler

5:15

bana devasa bir metin duvarı gönderiyor,

Deyimler

wall of text: uzun ve yoğun bir mesaj

A wall of text, uzun ve görsel olarak yoğun bir yazı bloğunu anlatan gündelik bir benzetmedir; bu tür yazılarda genellikle çok az paragraf arası vardır ya da hiç yoktur. Katı bir duvarla karşılaşmış gibi mesaja girmenin veya metni ilerleterek okumanın zor olduğunu hissettirir. Burada epic, wall of text ifadesinin büyüklüğünü abartır. Eleştirilen yalnızca mesajın uzunluğu değil, çok fazla bilginin tek ve ağır bir blok halinde gelmesidir.

Alıştırma

Uzun, yoğun ve bölünmemiş bir mesajı anlatan öğrendiğiniz gündelik ifadeyi tamamlayın: The post was one huge ____, so I added paragraph breaks.

Cevabı göster

wall of text

with where he's staying,

5:18

nerede kaldığı,

the recent weather,

5:20

son hava durumu,

best wishes for the kids,

5:22

çocuklar için en iyi dilekleri hakkında,

and then he signs his name at the bottom.

5:23

ve sonra da en alta adını imzalıyor.

And I'm like, Anlatım akışı

5:26

Ben de diyorum ki,

"Pops, it's instant messaging.

5:28

"Babacığım, bu anlık mesajlaşma.

Anlatım akışı

Alıntı biçiminde tepki aktaran I'm like, ...

Samimi bir hikâye anlatımında I'm like, konuşanın o anda söylediği, düşündüğü veya hissettiği şeyi aktarır. Ardından gelen sözler canlı bir özet olabilir; kelimesi kelimesine alıntı olması gerekmez. Burada anlatıyı olaylardan konuşanın kendi tepkisine geçirir. Bu yapıda like, “hoşlanmak” veya “benzemek” anlamına gelmez. Geçmişteki bir olayı anlatırken sahneyi daha canlı kılmak için şimdiki zaman biçimi kullanılabilir; bu, tepkinin şu anda gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşanın tepkisini aktarmak için samimi hikâye anlatımı ifadesini en doğal kullanan cümle hangisidir?

  1. Then I'm like, "We need to call her now!"
  2. Then I like, "We need to call her now!"
  3. Then I'm similar to, "We need to call her now!"
Cevabı göster

Then I'm like, "We need to call her now!"

I can reply to it right away.

5:32

Buna hemen cevap verebilirim.

You can reply right away

5:34

Sen de hemen cevap verebilirsin

and we can have a conversation.

5:36

ve bir sohbet edebiliriz.

Do your relatives ever send you snail mail

5:38

Akrabaların sana hiç mektup gönderip,

and then text you to tell you to expect it?

5:41

sonra beklemen için mesaj atıyor mu?

Why did you

5:43

Neden sen..."

Number seven.

5:45

Yedi numara.

My auntie still brings her digital point-and-shoot Kelime

5:47

Teyzem hâlâ dijital bas-çek kamerasını getiriyor,

Kelime

digital point-and-shoot: kompakt bir fotoğraf makinesi türü

Digital point-and-shoot, kolay kullanım için tasarlanmış küçük bir dijital fotoğraf makinesidir: makineyi konuya doğrultur ve deklanşöre basarsınız. Point-and-shoot birleşik sözü burada fotoğraf makinesi türünün adıdır; bu cümlede bir dizi eylemi anlatmaz. Point-and-shoot tek başına sayılabilen isim olarak kullanılabildiği için camera sözcüğü çıkarılmıştır. Digital, bu türü eski filmli point-and-shoot makinelerden ayırır.

Alıştırma

Bu cümlede digital point-and-shoot neyin adıdır?

  1. Akıllı telefonun yerleşik kamerası
  2. Nişan alma ve ateş etme eylemleri dizisi
  3. Kullanımı kolay, küçük bir dijital fotoğraf makinesi
Cevabı göster

Kullanımı kolay, küçük bir dijital fotoğraf makinesi

that runs on double A batteries Kalıp ifadeler

5:50

çift A pille çalışan kamerasını,

Kalıp ifadeler

runs on double A batteries: AA pillerle çalışmak

Burada runs on, “çalışmak için gereken enerjiyi … kaynağından alır” anlamındadır. Double A batteries, AA piller demektir; yani cihaz AA pillerle çalışır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp cihaz + run on + enerji kaynağıdır: a clock runs on batteries denebilir; bazı araçlar ise run on gasoline. Burada run “koşmak” değil, “çalışmak” anlamındadır ve on enerji kaynağını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “enerjisini … kaynağından alır” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This emergency radio ____ three AA batteries.

Cevabı göster

runs on

to family functions

5:52

aile toplantılarına,

even though the camera on her phone

5:54

telefonunun kamerası

is way better, Kelime

5:56

çok daha iyi,

way easier to use,

5:57

kullanımı çok daha kolay

Kelime

way better, way easier to use: çok daha iyi ve kullanması çok daha kolay

Bu cümlede way, “çok daha” veya “büyük ölçüde” anlamına gelen bir derece zarfıdır. Better ve easier karşılaştırma biçimlerinin ikisini de güçlendirir; böylece konuşan kişi her iki farkı da büyük gösterir. Way sözcüğünün tekrarlanması her karşılaştırmaya ayrı vurgu verir. Standart ve güvenli kullanım için way + karşılaştırma biçimi kalıbını izleyin: way faster, way more useful, way less expensive. Easy gibi yalın bir sıfat normalde bu kalıpla güçlendirilmez.

Alıştırma

Hangi cümlede way, karşılaştırma biçiminden önce standart bir gündelik güçlendirici olarak kullanılmıştır?

  1. The new instructions are very clearer than the old ones.
  2. The new instructions are way clear.
  3. The new instructions are way clearer than the old ones.
Cevabı göster

The new instructions are way clearer than the old ones.

and easy to share pictures with.

5:58

ve fotoğraf paylaşması basit olmasına rağmen.

It just seems like it's hard Dilbilgisi

6:01

Görünen o ki,

for some older people to internalize

6:02

modern telefonların tek kullanımlık cihazların yerini ne kadar aldığı gerçeğini içselleştirmek

Dilbilgisi

it's hard for ... to internalize yapısı

it's hard for some older people to internalize ifadesinde it, gerçek anlam taşımayan biçimsel öznedir. Zor olan eylem, daha sonra gelen to mastarıyla, yani to internalize ile belirtilir. Yapı It + be + adjective + for + person + to + verb şeklindedir. for grubu zorluğu yaşayan kişiyi belirtir; amaç bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi It's hard for ... to ... yapısıyla, hard ve remember sözcüklerini kullanarak tamamlayın: ____ new users ____ all these shortcuts.

Cevabı göster

It's hard for · to remember

just how many single-use devices modern phones have replaced. Dilbilgisi

6:05

bazı yaşlı insanlar için zor.

Dilbilgisi

Gömülü ünlem yapısında just how many

Bu yan cümlede just how many, sayının şaşırtıcı derecede büyük olduğunu vurgular. Tam cümlede internalize fiilinin içeriğini verir; bu nedenle cevap isteyen bir soru değil, gömülü bir ünlem yapısıdır. Gömülü olduğu için yan cümlenin geri kalanı düz cümle sırasını korur: modern phones have replaced. Doğrudan soru ise yardımcı fiil ile öznenin yer değiştirmesini gerektirir: Just how many single-use devices have modern phones replaced?

Alıştırma

Düz cümle sırasıyla gömülü bir ünlem oluşturan tamamlamayı seçin: I had never realized ...

  1. just how many apps had my phone replaced
  2. just how many apps my phone had replaced
  3. just my phone had replaced how many apps
Cevabı göster

just how many apps my phone had replaced

I mean,

6:10

Yani,

what's next?

6:10

sırada ne var?

A calculator at the restaurant

6:11

Hesabı bölüşmek için restorana

to split the bill? Kalıp ifadeler

6:13

hesap makinesi mi getireceksin?

Kalıp ifadeler

Hesabı bölüşmek

'Split the bill' ifadesi, restorandaki tek bir toplam hesabın birden fazla kişi tarafından paylaşılarak herkesin bir kısmını ödemesi anlamına gelir. Bu ifade tek başına herkesin aynı miktarı ödeyeceğini garanti etmez. Toplam eşit bölünebilir veya herkes kendi siparişine göre ödeyebilir; yöntemi bağlam ya da ek bir açıklama gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle birkaç müşterinin restorandaki tek bir hesabın bir kısmını ayrı ayrı ödeyeceğini en doğal şekilde anlatır?

  1. Let's copy the bill.
  2. Let's cancel the bill.
  3. Let's split the bill.
Cevabı göster

Let's split the bill.

Damn it, Vern,

6:14

Lanet olsun, Vern,

there is an app for that. Kültür

6:15

bunun için bir uygulama var.

Kültür

Bunun için bir uygulama var

'There is an app for that' ifadesi, kelime anlamıyla, az önce sözü edilen işi yapabilecek bir akıllı telefon uygulaması bulunduğunu söyler. Bu söz Apple'ın App Store reklamlarıyla yaygınlaştı ve bilinen bir slogan hâline geldi. Burada hem pratik bir cevap hem de eğlenceli bir kültürel gönderme işlevi görür; her ihtiyaç için mutlaka bir uygulama bulunduğuna dair ciddi bir vaat değildir.

Alıştırma

Yargılayın: Gündelik bir sorundan söz edildikten sonra konuşmacı 'There is an app for that' diyor. Bu söz, bir uygulamanın kesinlikle var olduğuna dair gerçek anlamlı bir garanti değil, bilinen bir reklam sloganına eğlenceli bir gönderme olabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

And finally,

6:17

Ve son olarak,

number eight,

6:18

sekiz numara,

right next to the landline phone at my grandparents' house,

6:19

büyükanne ve büyükbabamın evindeki sabit hatlı telefonun hemen yanında,

is a wall power adapter for the cell phone

6:24

cep telefonu için bir duvar güç adaptörü var,

that lives in the wall Deyimler

6:27

duvarda yaşayan,

Deyimler

“lives in the wall”: sabit bir yeri eğlenceli biçimde anlatmak

“Lives in the wall” ifadesindeki lives, cep telefonunun canlı olduğu anlamına gelmez. Telefonun her zaman duvarın yanında tutulduğunu ve o yer sanki onun eviymiş gibi düşünüldüğünü anlatır. Bir nesne için live kullanmak kişileştirme yaratır. Bu ifade, telefonun normal bir cep telefonu gibi taşınmak yerine sürekli prize takılı kaldığını esprili biçimde ima eder.

Alıştırma

“The spare charger lives in my desk drawer.” cümlesinde lives in my desk drawer ne anlama gelir?

  1. Çekmecenin içinde canlıdır.
  2. Normalde orada tutulur.
  3. Oraya kendi kendine gider.
Cevabı göster

Normalde orada tutulur.

with the phone next to it

6:29

telefon da hemen yanında,

plugged in

6:31

takılı duruyor,

100% of the time when they're at home.

6:32

evde oldukları zamanın %100’ünde.

Sometimes,

6:36

Bazen,

I even see them stand there Dilbilgisi

6:37

telefonda konuşurken

Dilbilgisi

“see them stand”: see + nesne + fiilin yalın hâli

“See them stand”, see + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Them, see fiilinin nesnesidir; stand ise to almayan yalın mastardır. Bu nedenle stand önünde to bulunmaz. Bu yapı, ayakta durma eylemini konuşmacının bir bütün olarak tanık olduğu olay veya tekrarlanan sahne şeklinde sunar.

Alıştırma

Cümleyi fiilin yalın hâli yapısıyla tamamlamak için cross fiilini kullanın: We saw the deer ____ the road.

Cevabı göster

cross

while they're talking on it.

6:39

orada dikildiklerini bile görüyorum.

Do you realize that modern phones like this one

6:41

Bunun gibi modern telefonların

can last for like two days before they die? Deyimler

6:45

şarjı bitmeden iki gün dayanabildiğinin farkında mısınız?

Deyimler

Cihazlarda die: şarjın bitmesi anlamı

Bu cümlede die, telefonlar için mecaz anlamda kullanılıyor: batarya şarjlarını tüketip çalışmayı bırakıyorlar. They zamiri telefonları ifade ediyor. Bataryayla çalışan cihazlar için die çoğu zaman kalıcı olarak bozulmak değil, kullanılabilir tüm gücü kaybetmek anlamına gelir. Cihaz şarj edilince yeniden çalışabilir.

Alıştırma

Telefonlar tek şarjla yaklaşık iki gün dayanıyor. Bu bağlamda they die ne anlama gelir?

  1. Kalıcı olarak hasar görürler.
  2. Sahipleri onları çöpe atar.
  3. Güçleri biter ve çalışmayı bırakırlar.
Cevabı göster

Güçleri biter ve çalışmayı bırakırlar.

Why not just plug it in when you go to bed? Notlar

6:48

Neden yatarken şarja takmıyorsunuz?

Ton ve niyet

Why not just + fiilin yalın hâli?

Why not just + fiilin yalın hâli...? bir eylemi basit ve açık bir çözüm olarak sunar. Burada plug fiilin yalın hâlidir; just ise eylemin kolay veya tek başına yeterli olduğu izlenimini verir. Biçim olarak neden soran bir soruya benzese de genellikle öneri işlevi görür. Ses tonuna ve duruma bağlı olarak dinleyicinin bunu neden daha önce yapmadığına duyulan şaşkınlığı da gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle basit bir çözüm önerirken konuşanın bunun açık bir çözüm olduğunu düşündüğünü de gösterir?

  1. Why not just restart the app?
  2. Why did the app stop working?
  3. The app will probably restart later.
Cevabı göster

Why not just restart the app?

Öbek fiiller

plug it in: ayrılabilen bir öbek fiilde zamirin yeri

Bu cümlede plug it in, telefonu şarj olabilmesi için bir güç kaynağına bağlamak anlamına gelir. Plug in ayrılabilen bir öbek fiildir; nesne plug ile in arasına gelebilir. Buradaki nesne it zamiri olduğu için ortada bulunmalıdır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp plug + zamir + in şeklindedir.

Alıştırma

Öneriyi plug in ve it zamiriyle tamamlayın: The speaker has no power, so ____ before the party starts.

Cevabı göster

plug it in

Well,

6:50

"Eh,

that way I always know where it is. Anlatım akışı

6:51

böylece nerede olduğunu her zaman biliyorum."

Anlatım akışı

that way: bir yöntemi sonucuna bağlamak

Burada that way, hemen önce sözü edilen yönteme, yani telefon şarj olurken onu sürekli aynı yerde bırakmaya gönderme yapar. Fiziksel bir yönü anlatmaz. Sonraki cümlenin başındaki that way, bilgiyi yöntem → sonuç şeklinde düzenler: önceki eylem yapılır ve bunun sonucunda telefonun nerede olduğu her zaman bilinir. Bir önerinin ardından bu kalıp, önerinin yararını hızlıca açıklamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede that way bir yöntemi sonucuna bağlamak için kullanılmıştır?

  1. The bus went that way toward the station.
  2. That way is blocked by construction.
  3. Keep the receipt in your wallet. That way, you can find it if you need a refund.
Cevabı göster

Keep the receipt in your wallet. That way, you can find it if you need a refund.

You don't go anywhere, Lynn.

6:54

Hiçbir yere gitmiyorsun, Lynn.

Just keep it in your pocket

6:56

Sadece cebinde tut,

and that way you'll know where it is

6:58

böylece nerede olduğunu bileceksin

and you'll actually be safer

7:01

ve kötü bir düşüşte ya da bir örgü şişiyle veya her neyse garip bir kazada

in the event of a nasty fall or a freak accident with a knitting needle or whatever. Kalıp ifadeler

7:03

aslında daha güvende olacaksın.

Kalıp ifadeler

in the event of + isim öbeği

In the event of + isim öbeği, “o olay gerçekleşirse” anlamına gelir. Bu cümlede, telefon taşımanın kişiyi daha güvende tutabileceği olası bir kazayı belirtir. of sonrasında bir isim veya isim öbeği kullanılır: in the event of a fall. Kendi öznesi ve fiili olan tam bir yan cümle getirmek için in the event that ... kullanılır.

Alıştırma

Resmî güvenlik talimatını bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: ____ a fire, use the stairs.

Cevabı göster

In the event of

So

7:10

Yani

thanks to Honor

7:11

insanların harika teknolojilerini kesinlikle yanlış kullanma yolları listesine sponsor olduğu için

for sponsoring this list of ways that people are bound to misuse their awesome technology. Dilbilgisi

7:12

Honor'a teşekkürler.

Dilbilgisi

be bound to + fiilin yalın hâli

Be bound to + fiilin yalın hâli, durum bu sonucu güçlü biçimde gösterdiği için birinin bir şeyi yapmasının veya bir olayın gerçekleşmesinin neredeyse kesin olduğu anlamına gelir. Burada konuşmacı, insanların teknolojiyi yanlış kullanacağını mizahi biçimde tahmin ediyor. Bound bu sabit yapının bir parçasıdır; fiziksel olarak bağlanmış olmak anlamına gelmez. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: bound to misuse, bound to happen.

Alıştırma

Tahmini, “neredeyse kesin olarak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: With all this traffic, we are ____ arrive late.

Cevabı göster

bound to

You can check out the link to where to buy the Honor 6X in the video description. Öbek fiiller

7:17

Honor 6X'i nereden satın alabileceğinizi gösteren bağlantıyı video açıklamasından kontrol edebilirsiniz.

Öbek fiiller

check out: çevrim içi bir içeriğe bakmak veya onu incelemek

Bu cümlede check out, “bakmak, ziyaret etmek veya incelemek” anlamındadır. Konuşmacı, izleyicileri video açıklamasındaki satın alma bağlantısına yönlendiriyor. Check out bir phrasal verb olduğu için buradaki anlam tüm ifadeden gelir. İnternette genellikle birinin önerdiği bağlantıyı, sayfayı, videoyu, ürünü veya başka bir içeriği tanıtırken kullanılır.

Alıştırma

Bir içerik üreticisi “Check out the tutorial linked below.” diyor. Burada check out ne anlama gelir?

  1. Eğitim içeriği için kasada ödeme yapmak
  2. Eğitim içeriğini görüntülemek veya incelemek
  3. Eğitim içeriğini tamamlandı olarak işaretlemek
Cevabı göster

Eğitim içeriğini görüntülemek veya incelemek

And while you're down there, Anlatım akışı

7:21

Ve oralara inmişken,

Anlatım akışı

while you're down there: videonun altında yapılacak başka bir eylem eklemek

Down there, video sayfasının alt kısmını konuşmacı ile izleyicilerin paylaştığı bir yer gibi gösterir. Burada açıklama veya yorumlar gibi videonun altındaki alanı belirtir; fiziksel olarak daha aşağıda bulunan bir yeri anlatmaz. While you're down there önceki yönergeyi sonraki yönergeye bağlar. “Zaten o alt alana bakıyor veya orada bir şey yapıyorken” anlamındadır. Böylece konuşmacı yeni bir konu başlatmadan bağlantılı bir istek daha ekleyebilir.

Alıştırma

Bir sunucu “Open the description for the schedule. And while you're down there, leave a question in the comments.” diyor. İkinci cümle ne yapıyor?

  1. Sayfanın aynı alt bölümünde yapılacak başka bir eylem ekler.
  2. İzleyicilere yorum yapmadan önce aşağı kata inmelerini söyler.
  3. Konuyu farklı bir fiziksel yere taşır.
Cevabı göster

Sayfanın aynı alt bölümünde yapılacak başka bir eylem ekler.

drop your favorite my family sucks at tech stories in the comments below Kelime

7:23

en sevdiğiniz 'ailem teknoloji konusunda berbat' hikayelerinizi aşağıdaki yorumlara bırakın

Kelime

drop ... in the comments below: içeriği yorumlara yazmak

Sosyal medya İngilizcesinde gündelik bir kullanım olan drop, bir şeyi çevrim içi bir yere “göndermek”, “paylaşmak” veya “bırakmak” anlamına gelir. Burada konuşmacı, izleyicilerden hikâyelerini yorumlar bölümüne yazmalarını istiyor; hikâyeler gerçek anlamda düşürülmüyor. Başka durumlara aktarılabilen yapı drop + içerik + çevrim içi konum şeklindedir: drop your story in the comments. my family sucks at tech sözleri istenen hikâyelerin türünü belirtir: teknoloji konusunda kötü olan aile üyeleriyle ilgili hikâyeler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz gündelik çevrim içi fiille tamamlayın: ____ your best travel tip in the comments below.

Cevabı göster

Drop

and maybe you'll see them featured in a future episode. Dilbilgisi

7:27

ve belki gelecekteki bir bölümde yer aldıklarını görürsünüz.

Dilbilgisi

see + nesne + past participle: you'll see them featured

you'll see them featured ifadesinde them, see fiilinin nesnesidir; featured ise bu nesneye ne olduğunu anlatan bir past participle biçimidir. Hikâyeler eylemi alan taraftır: biri onları seçip ilerideki bir bölümde gösterebilir. see + nesne + past participle yapısı, see your name printed veya see the results posted örneklerinde olduğu gibi, etkilenen ya da sunulan nesneye odaklanır. Featured, you'll ile bağlanan ikinci bir ana fiil değildir.

Alıştırma

Hangi cümle genç sanatçıların dergi tarafından seçilip tanıtıldığı anlamına gelir?

  1. You'll see the young artists feature new work in the magazine.
  2. You'll see the young artists featured in the magazine.
  3. You'll see the young artists featuring new work in the magazine.
Cevabı göster

You'll see the young artists featured in the magazine.

Thank you so much for watching.

7:31

İzlediğiniz için çok teşekkürler.