Bağlantının, Bu Girişimcinin Şarküteri Tutkusunu Nasıl Kârlı Bir İşe Dönüştürmesine Yardımcı Olduğu Üzerine: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Ayesha Patel, evde başlayan şarküteri tabağı işini çevrim içi sipariş alan bir dükkâna ve atölyelere dönüştürüyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. That's when I realized - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: hikâyenin yön değiştirdiği anı belirten bu kalıbı tanıyın; burada evdeki uğraş bir işletmeye dönüşür. 2. People eat with their eyes, - Deyimler ve mecazi ifadeler: görüntünün tatmadan önce istek uyandırdığını ve Instagram fotoğraflarının neden sipariş getirdiğini anlayın. 3. was meant to do. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: be meant to ile hissedilen bir yaşam amacını anlatın; bunu talimat, işlev veya önceden düzenlenmiş plan anlamından ayırın.
Bu derste
My name is Ayesha Patel and I am the owner of Yaya Yum Boards.
0:06Benim adım Ayesha Patel ve Yaya Yum Boards'un sahibiyim.
specialize in + bir alan veya faaliyet
Bu cümlede specialize in, belirli bir ürünü veya çalışma alanını temel uzmanlık haline getirmek demektir. İşletmenin özellikle neyle tanındığını belirtir. Yapı specialize in + isim veya -ing biçimidir: specialize in desserts; specialize in repairing bicycles. Bir kişi, şirket, okul veya bölüm için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi specialize in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This bakery ____ gluten-free bread.
Cevabı göster
specializes in
charcuterie boards: işlenmiş etler ve eşlikçilerden oluşan sunum tabakları
Charcuterie board; salam veya prosciutto gibi işlenmiş ya da tütsülenmiş etlerin merkezde olduğu, yiyeceklerin düzenli biçimde yerleştirildiği bir sunum tabağıdır. Genellikle peynir, kraker, meyve, kuruyemiş, zeytin veya sürülebilir soslar da içerir. Burada boards, yalnızca yiyeceklerin altındaki fiziksel ahşap tahtayı değil, hazırlanmış yiyecek sunumunu veya ürünü adlandırır. Modern menülerde bu ad bazen paylaşmaya uygun, gösterişli tabaklar için daha geniş anlamda kullanılır; ancak işlenmiş et charcuterie kavramının geleneksel merkezidir.
Alıştırma
Bir kafe charcuterie board sunduğunu ilan ediyor. Hangi açıklama geleneksel anlama en uygundur?
- İşlenmiş etlerin merkezde olduğu, genellikle peynir ve başka eşlikçiler içeren düzenli bir sunum tabağı
- Kek ve hamur işlerinin merkezde olduğu düzenli bir sunum tabağı
- Yiyecek doğramak için satılan sade bir ahşap tahta
Cevabı göster
İşlenmiş etlerin merkezde olduğu, genellikle peynir ve başka eşlikçiler içeren düzenli bir sunum tabağı
and we host workshops on how to build your own boards as well. Kalıp ifadeler
0:15ayrıca kendi sunum tahtanızı nasıl hazırlayacağınızı öğrettiğimiz atölyeler düzenliyoruz.
Host workshops: etkinlik fiili olarak host
Burada host bir fiildir. Host workshops, katılımcılar için atölyeler düzenlemek ve sunmak demektir; özne, bu etkinliklerin gerçekleşmesinden sorumlu kişi veya kuruluştur. Yaygın yapı host + etkinlik şeklindedir; host a workshop, host a conference ve host a webinar buna örnektir. Özne yalnızca bir misafir değildir.
Alıştırma
Cümleyi host workshops ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Every spring, the museum ____ on local history.
Cevabı göster
hosts workshops
If I describe Yaya Yum Boards in one sentence,
0:18Yaya Yum Boards'u tek cümleyle anlatmam gerekse,
it would be Yaya Yum Boards is making hosting easier
0:21Yaya Yum Boards'un misafir ağırlamayı kolaylaştırdığını söylerdim,
One board at a time: one ... at a time kalıbı
one + tekil sayılabilen isim + at a time kalıbı, birden fazla şeyi birlikte değil, her seferinde yalnızca bir şeyi ele almak anlamına gelir. Genellikle dikkatli, yönetilebilir ve adım adım ilerleyen bir süreci anlatır. Bu sloganda one board at a time hem gerçek anlamda —her seferinde bir tahta hazırlanır veya kullanılır— hem de mecazi anlamda kullanılır: her tahta misafir ağırlamayı biraz daha kolaylaştırır ve gelişme aşamalı olarak gerçekleşir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın her formu ayrı ayrı ve sırayla kontrol ettiği anlamına gelir?
- Maya checks the forms from time to time.
- Maya checks all the forms at the same time.
- Maya checks one form at a time.
Cevabı göster
Maya checks one form at a time.
putting together these different types of cheeses Öbek fiiller
0:34farklı peynir çeşitlerini bir araya getirmek,
Putting together: parçaları bir bütün hâlinde birleştirmek
Bu cümlede putting together, birkaç farklı peyniri birleştirerek tamamlanmış bir düzenleme oluşturmak anlamına gelir. Yalnızca peynirleri birbirine yakın yerleştirmek anlamına gelmez. Put together öbek fiili; fiziksel parçaları monte etmeyi, malzeme veya bilgilerden bir şey oluşturmayı ya da insanları bir grup hâlinde organize etmeyi anlatabilir. Burada putting biçiminin -ing eki taşımasının nedeni, heyecan verici olanın etkinliğin kendisi olmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve ayrı parçalardan bir şey monte etmek anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We spent Saturday ____ a model airplane from separate pieces.
Cevabı göster
putting together
We started out with posting on social media Öbek fiiller
0:39İlk olarak sosyal medyada paylaşımlar yapmaya başladık;
Started out: erken bir aşamayı vurgulamak
Bu cümlede started out, bir etkinliğin veya girişimin en erken aşamasını gösterir: sosyal medyada paylaşım yapmak başlangıçta kullanılan yöntemdi. Out sözcüğü bir yerden fiziksel olarak uzaklaşmayı anlatmaz. Start out, başlangıç daha uzun bir gelişimin aşaması olarak görüldüğünde kullanışlıdır. Genellikle durumun daha sonra değiştiğini düşündürür. start out with + isim veya -ing biçiminde with, başlangıçta var olan şeyi, kaynağı veya etkinliği tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve erken bir aşamayı vurgulayan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Although it is now a large company, it ____ as a two-person workshop.
Cevabı göster
started out
I was working at my parents' house for about a year
0:47Yaklaşık bir yıl boyunca annemle babamın evinde çalıştım
and at that time I pretty much filled their entire kitchen
0:49ve o dönemde mutfaklarının neredeyse tamamını
“kicking me out”: birini ayrılmaya zorlamak
Bu cümlede kicking me out, konuşanı bir yerden ayrılmaya zorlamak veya ona kesin bir şekilde gitmesini söylemek demektir. kick ... out ayrılabilen bir öbek fiildir; kişiyi gösteren sözcük kick ile out arasına gelir: kick me out. Birine gerçekten ayakla vurmak anlamına gelmez. İfade, zorunlu veya istenmeyen bir ayrılışı vurgular; bu nedenle yalnızca birinin ayrıldığını söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi kick someone out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After Noah kept breaking the club rules, the club ____.
Cevabı göster
kicked him out
“They're like, ...”: alıntılanan bir tepkiyi sunmak
Burada They're like, anne babanın söylediği sözleri veya bu sözlerin genel anlamını aktarır: “You got to go.” Gündelik hikâye anlatımında be like, birinin sözlerini, düşüncelerini, yüz ifadesini veya tavrını sunabilir. Bu kullanım, anlatıcı sahneyi yeniden canlandırıyormuş gibi olayı daha canlı hissettirir. Alıntı tam olarak söylenen sözler olabilir, ancak yaklaşık bir özet de olabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede be like, gündelik bir hikâyede Maya'nın tepkisini sunmak için kullanılmıştır?
- Maya was like, "Are you serious?"
- Maya looks like her sister.
- Maya likes serious movies.
Cevabı göster
Maya was like, "Are you serious?"
Gündelik bir zorunluluk göstergesi olarak got to
“You got to go” cümlesindeki got to, “gitmelisin” veya “gitmek zorundasın” anlamına gelir. Anne ve baba doğrudan bir talimat veriyor: gitmek isteğe bağlı değil, gerekli. Özenli standart İngilizcede bu düşünce genellikle “You've got to go” ya da “You have to go” şeklinde ifade edilir. Buradaki gündelik konuşmada ifade yardımcı fiil have olmadan kullanıldığı için got, get fiilinin geçmiş zamanı değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede got to bir zorunluluk ifade ediyor?
- I got to see the fireworks from the roof.
- You got to leave now or you'll miss the bus.
- She got two tickets for the concert.
Cevabı göster
You got to leave now or you'll miss the bus.
That's when I realized that this could be a business Anlatım akışı
0:56İşte o zaman bunun bir işe dönüşebileceğini fark ettim
Anlatıda dönüm noktası olarak That's when I realized
That's when, hemen önce anlatılan olaya gönderme yapar ve onu konuşanın anlayışının değiştiği tam an olarak gösterir. Zamanı soran bir soru değil, önemli bir anı belirten ifadedir. I realized yeni fark edilen düşünceyi sunar; ardından gelen that yan cümleleri ise neyin açıklığa kavuştuğunu belirtir. That's when I realized kalıbı, önceki olayı anlatının dönüm noktasına çevirir ve dinleyiciyi sonraki karara hazırlar.
Alıştırma
Anlayıştaki dönüm noktasını gösteren dört sözcüklü kalıpla hikâyeyi tamamlayın: The map showed the road ending at the river. ____ we had taken the wrong turn.
Cevabı göster
That's when I realized
This whole business has been mainly just figuring it out as we go. Notlar
1:02Bu işin büyük bölümü, ilerledikçe neyi nasıl yapacağımızı çözmekle geçti.
figuring it out: çözümünü bulmak
Figure something out; düşünerek, deneyerek ve deneyimden öğrenerek cevabı, yöntemi ya da çözümü zaman içinde bulmak demektir. Bu cümlede bir sayıyı hesaplamayı değil, işi nasıl yürüteceklerini deneyerek bulmayı anlatır. it zamiri, işle ilgili bütün sorunu ifade eder. figuring biçimindeki -ing eki, bu sorun çözme işinin devam eden bir süreç olduğunu gösterir ve yaparak öğrenme fikrine uyar.
Alıştırma
“We can figure it out together” cümlesinde “figure it out” ne anlama gelir?
- Düşünmeden cevabı ezberlemek
- Yalnızca bir sayı hesaplamak
- Sorunu anlamak veya çözmek
- Sorunu başka bir yere taşımak
Cevabı göster
Sorunu anlamak veya çözmek
as we go: ilerledikçe
As we go, süreç devam ederken yavaş yavaş öğrenmek, karar vermek veya ayarlama yapmak demektir. Burada işin yöntemlerinin başlamadan önce tamamen planlanmadığını, süreç ilerledikçe geliştirildiğini anlatır. Go burada soyut anlamdadır: fiziksel olarak hareket etmeyi değil, işin ilerlemesini ifade eder. Figuring it out ile birlikte kullanıldığında devam eden ve esnek bir süreci vurgular.
Alıştırma
“We’ll learn the rules as we go” cümlesinde “as we go” neyi gösterir?
- Etkinlik devam ederken onları öğreneceğiz
- Onları yalnızca bir yere seyahat ederek öğreneceğiz
- Etkinlik başlamadan önce onları ezberleyeceğiz
- Etkinliği durdurup onları daha sonra çalışacağız
Cevabı göster
Etkinlik devam ederken onları öğreneceğiz
No matter if...: sonuç değişmez
“No matter if”, ana sonucu değiştirmeyen bir olasılığı sunar. “No matter if it's good or bad” ifadesinde iki değerlendirme aynı şekilde ele alınır: her deneyim yine de bir öğrenme dersi sayılır. Aktarılabilir kalıp “No matter if + alternatif(ler), + değişmeyen sonuç” biçimindedir. Sıradan bir koşul değil, “regardless of whether” ifadesine yakın bir ödünleme anlamı taşır.
Alıştırma
Pikniğin iki hava durumunda da yapılacağını söyleyen cümle hangisidir?
- If it's sunny, we'll have the picnic.
- No matter if it's sunny or rainy, we'll have the picnic.
- We'll have the picnic because it's sunny.
Cevabı göster
No matter if it's sunny or rainy, we'll have the picnic.
20-ish: yaklaşık bir sayı
Bir sayıdan sonra gelen -ish eki miktarı yaklaşık hâle getirir. Burada 20-ish orders, tam bir toplam yerine yirmi civarında sipariş anlamına gelir. Bu gündelik biçim sayıyı bilinçli olarak belirsiz bırakır: konuşan kişi kesin sayıyı hatırlamıyor olabilir veya kesinlik önemli olmayabilir. Aktarılabilir kalıp “sayı + -ish” biçimindedir.
Alıştırma
Sayıyı yaklaşık yapan eki kullanarak gündelik cümleyi tamamlayın: There were 40-____ guests at the party.
Cevabı göster
ish
and then I get a phone call: tarihî şimdiki zaman
Hikâye geçmişte geçiyor: was arka plandaki zamanı verir. and then anlatıyı bir sonraki olaya taşır, fakat telefon da geçmişte gelmiş olmasına rağmen get geniş zamana geçer. Buna tarihî şimdiki zaman denir. Geçmişteki bir olayı o anda oluyormuş gibi canlı göstermek için hikâyelerde sıkça kullanılır. Zaman çizgisinin gerçekten bugüne döndüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede get ne anlama geliyor?
- Telefon geçmişte geldi, ancak konuşmacı olayı o anda oluyormuş gibi göstermek için tarihî şimdiki zamanı kullanıyor.
- Telefon, konuşmacının hikâyeyi anlattığı anda geliyor.
- Konuşmacı aynı telefonu düzenli olarak alıyor.
Cevabı göster
Telefon geçmişte geldi, ancak konuşmacı olayı o anda oluyormuş gibi göstermek için tarihî şimdiki zamanı kullanıyor.
and it was actually a customer wondering Dilbilgisi
1:23ve arayan aslında bir müşteriydi; öğrenmek istediği şey
wondering where their order was: dolaylı soruda sözcük sırası
Burada wondering müşteriyi betimler ve müşterinin aklındaki soruyu veya endişeyi aktarır. where their order was, daha geniş bir bildirme cümlesinin içine yerleşmiş dolaylı bir sorudur. where'den sonra düz cümle söz dizimini kullanın: their order, was'tan önce gelir. Bağımsız doğrudan soru Where was their order? olurdu; ancak wondering'den sonra sıra where their order was şeklindedir.
Alıştırma
Where is her backpack? doğrudan sorusunu wondering'den sonra dolaylı soruya dönüştürün: She is wondering ____.
Cevabı göster
where her backpack is
missed the order: işlenmemiş bir siparişi gözden kaçırmak
Bu cümlede missed, “fark etmemek veya gereken işlemi yapmamak” anlamındadır; the order ise hazırlanması gereken müşteri siparişidir. Bu nedenle I completely missed the order, siparişin gözden kaçtığını ve işleme alınmadan kaldığını kabul eder. Daha genel olarak miss, e-posta, ayrıntı veya planlanmış bir adım gibi dikkat gerektiren bir şeyin fark edilmediğini anlatabilir. Bu anlamı nesne ve durum belirler; kelime yalnızca birini özlemek veya bir ulaşım aracını kaçırmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir kafe çevrim içi sipariş alıyor, ancak kimse siparişi görmüyor veya hazırlamıyor. “We missed the order” ne anlama gelir?
- Siparişi fark etmedik veya işleme almadık.
- Siparişi beklenenden erken teslim ettik.
- Siparişi hazırladık ama yanlış ürünler koyduk.
Cevabı göster
Siparişi fark etmedik veya işleme almadık.
and we built this large board within 20 minutes
1:33ve bu büyük sunum tahtasını 20 dakika içinde hazırlayıp
got it out the door: tamamlayıp göndermek
Got it out the door, bir şeyi tamamlayıp teslimat veya yayımlama aşamasına geçirmek demektir. Burada get geçmiş zaman biçimi got olarak kullanılır, it hazırlanmakta olan şeyi gösterir ve out the door tamamlanmayı üretim aşamasından çıkış olarak sunar. İfade mecazi olabilir: tamamlanan şey bir sipariş, rapor, ürün veya yazılım sürümü olabilir ve gerçek bir kapıdan geçmesi gerekmez. Odak yalnızca işi bitirmek değil, sonucu göndermek, yayımlamak veya devretmektir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: We finished the parcel and ____ before the courier arrived.
Cevabı göster
got it out the door
it was a very big deal at the time. Kalıp ifadeler
1:43dolayısıyla o an için çok ciddi bir meseleydi.
it being Christmas Eve ... it being a really large order ile arka plan nedenleri verme
Vurgulanan iki bölümde de it + being + isim öbeği, ana cümleden bağımsız bir yan yapı oluşturur. İlk bölüm zamanı Noel arifesi olarak belirler; ikinci bölüm siparişin olağanüstü büyük olduğunu anlatır. Birlikte, durumun neden önemli olduğunu açıklayan iki arka plan nedeni verirler. Bu yapı dil bilgisi bakımından ana cümleden ayrıdır: kendi öznesi it ve being biçimi vardır, ancak tek başına tam bir cümle oluşturmaz. Burada and, bu nedenleri hemen önce söylenenlere bağlar; dolayısıyla başlangıç, yeni ve bağımsız bir cümle değil, konuşmaya eklenen bir açıklamadır.
Alıştırma
it ve be fiilinin -ing biçimini kullanarak kısa arka plan yapısını tamamlayın: ____ the first day of summer break, the park was crowded.
Cevabı göster
It being
a very big deal: önemli veya ciddi bir şey
Bu cümlede a very big deal, özellikle ciddi sonuçlar doğurabileceği için son derece önemli veya ciddi bir şey anlamına gelir. Very, big sözcüğünün derecesini güçlendirir; deal burada bir ticari anlaşma anlamına gelmez. Bu ifade esnektir: bağlam, vurgunun önem, zorluk veya ciddiyet üzerinde olup olmadığını belirler. Burada o zamanki durum ciddi bir sorun olarak değerlendiriliyor.
Alıştırma
Otobüs güvenlik kontrolünden geçemediği için okul geziyi iptal edebilir. Burada 'This is a very big deal' ne anlama geliyor?
- Bu, otobüs için iyi bir fiyattır.
- Bu önemlidir ve ciddi sonuçları olabilir.
- Bu, görmezden gelinebilecek küçük bir sorundur.
Cevabı göster
Bu önemlidir ve ciddi sonuçları olabilir.
That's when I realized we needed a more efficient ordering system in place Kalıp ifadeler
1:45İşte o zaman daha verimli bir sipariş sistemi kurmamız gerektiğini anladım,
ordering system in place: kurulmuş ve kullanıma hazır sipariş sistemi
Burada ordering system, siparişleri toplamak ve yönetmek için kullanılan süreç veya aracı ifade eder; in place ise bunun zaten kurulmuş ve kullanılmaya hazır olduğunu gösterir. Bu ifade yalnızca bir planı ya da fikri değil, çalışan bir düzeni anlatır. Konuşan kişi, siparişleri daha güvenilir biçimde yönetmek için bir yönteme ihtiyaç olduğunu açıklıyor. In place, sistemin uygulanmış ve insanların kullanabileceği duruma getirilmiş olmasına odaklanır.
Alıştırma
“We need a reliable ordering system in place before the store opens.” cümlesinde ordering system in place ne anlama gelir?
- Sistem fiziksel olarak belirli bir yerde bulunur
- Sistem hâlâ yalnızca bir plandır
- Sistem kurulmuş ve çalışmaya hazırdır
Cevabı göster
Sistem kurulmuş ve çalışmaya hazırdır
versus what we were doing previously.
1:48çünkü o zamana kadarki yöntemimiz yeterince verimli değildi.
I was taking orders through forms and documents Kalıp ifadeler
1:51Siparişleri formlar ve belgeler üzerinden alıyor,
taking orders: sipariş almak
Bu cümlede taking orders, müşterilerin isteklerini almak ve ne satın almak istediklerini kaydetmek demektir. Buradaki take, siparişleri fiziksel olarak alıp götürmek anlamında değildir. Taking orders bir iş görevini veya işletme işlevini adlandırır. Formlar ve belgeler istekleri toplamak için kullanılan kanaldır; ifade, istekleri kabul etmeye odaklanır.
Alıştırma
“The café is taking orders at the counter.” cümlesinde taking orders ne anlama gelir?
- Tamamlanmış siparişleri müşterilere götürmek
- Müşterilerin satın almak istediklerini almak ve kaydetmek
- İşletmenin hangi ürünleri satacağını seçmek
Cevabı göster
Müşterilerin satın almak istediklerini almak ve kaydetmek
on my own: bir şeyi bağımsız yapmak
Bu cümlede on my own, “bağımsız olarak” veya “başka biri işi yapmadan ya da yardım etmeden” anlamına gelir. Konuşan kişi internet sitesi platformlarını araştırma sorumluluğunu kendisi üstlenmiştir. Kalıp on + iyelik belirleyicisi + own şeklindedir: on my own, on your own, on her own ve benzerleri. Bunun “yardım almadan”, “yanında kimse olmadan” veya her ikisi anlamına gelip gelmediğini bağlam belirler; burada vurgu fiziksel yalnızlığa değil, bağımsız hareket etmeye yapılır.
Alıştırma
Hangi seçenek cümleyi doğal biçimde tamamlar ve Leo’nun yardım almadığını vurgular? “Leo assembled the desk ___, without anyone helping him.”
- on his way
- in his own
- on his own
Cevabı göster
on his own
made it so much more efficient: make + nesne + sıfat
made it so much more efficient ifadesinde made, ettirgen anlam taşıyan bir fiildir: make + nesne (it) + sıfat öbeği (so much more efficient). Bu yapı, bir şeyin it ile gösterilen süreç veya faaliyeti daha verimli hâle getirdiğini anlatır. Efficient, nesnenin ulaştığı durumu anlatan bir sıfattır; bu nedenle bu anlamda efficiently kullanılamaz. More efficient karşılaştırma biçimidir ve much bu karşılaştırmanın derecesini güçlendirir. So ise konuşma diline özgü bir vurgu ekleyerek gelişmenin özellikle belirgin olduğunu hissettirir.
Alıştırma
Hangi cümle, güncellemenin ödeme sürecini daha verimli hâle getirdiği anlamına gelir?
- The update much more efficiently made the checkout process.
- The update made the checkout process much more efficient.
- The update made the checkout process much more efficiently.
Cevabı göster
The update made the checkout process much more efficient.
where we weren't going to be missing orders that way.
2:03ve böylece artık siparişleri gözden kaçırmayacaktık.
Connectivity is such a huge aspect of the business. Dilbilgisi
2:09Dijital bağlantı, işimizin son derece önemli bir unsuru.
such a huge aspect: tekil isim öbeğini vurgulama
Such a + sıfat + tekil sayılabilen isim yapısı güçlü bir değerlendirme ifade eder: such a huge aspect, son derece önemli veya büyük ağırlık taşıyan bir unsur demektir. Bu cümlede konuşan kişi connectivity’yi işletmenin küçük bir özelliği olarak değil, önemli bir parçası olarak sunuyor. Yapı such a + sıfat + isim şeklindedir. aspect tekil ve sayılabilen bir isim olduğu için önünde a bulunmalıdır.
Alıştırma
Vurgulu isim öbeğini kullanarak cümleyi tamamlayın: Connectivity is ____ of the business.
Cevabı göster
such a huge aspect
streamlined: bir süreci daha basit ve verimli hâle getirmek
Bu iş bağlamında streamlined, gereksiz adımları kaldırarak veya görevleri birleştirerek bir süreci daha basit, hızlı ve yönetilebilir hâle getirmek demektir. Streamline fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve bir iyileştirmenin sonucunu anlatır. “Has streamlined everything that we do” ifadesinde has + streamlined present perfect yapısını oluşturur ve yapılan değişikliklerin günlük işleri şimdiye kadar iyileştirdiğini gösterir. Nesne iş sürecidir; dolayısıyla anlam görünüşle değil, verimlilikle ilgilidir.
Alıştırma
“The new system has streamlined our check-in process” cümlesinde streamlined ne anlama gelir?
- sürece daha fazla adım ekledi
- süreci daha kafa karıştırıcı hâle getirdi
- süreci daha basit ve verimli hâle getirdi
Cevabı göster
süreci daha basit ve verimli hâle getirdi
on a daily basis: her gün düzenli bir rutin olarak
Bu cümlede on a daily basis, do fiilini niteleyen ve zarf işlevi gören bir edat öbeğidir. İşletmenin bu faaliyetleri normal düzeninin bir parçası olarak her gün yaptığını belirtir. Kalıp on + a + sıfat + basis biçimindedir. Burada daily, basis sözcüğünü niteleyen bir sıfattır; sıklık bilgisini daily tek başına değil, bütün ifade verir.
Alıştırma
Cümleyi “her gün” anlamındaki daha resmî ifadeyle tamamlayın: We review the safety checklist ____.
Cevabı göster
on a daily basis
Our whole business, about 90% of it is online interactions.
2:16İşimizin yaklaşık yüzde 90'ı çevrimiçi etkileşimlerden oluşuyor.
are all things that people use to either inquire about future orders Dilbilgisi
2:22insanların ileride verebilecekleri siparişler hakkında bilgi almak
either inquire ... or order: paralel fiil öbekleri
Either ... or iki alternatifi birbirine bağlar. Burada, insanların internet sitelerini ve sosyal medyayı kullanabileceği iki yolu belirten paralel fiil öbekleri inquire about future orders ile order online ifadelerini bağlar. Mastar işareti to, either sözcüğünden önce gelir ve iki alternatife de uygulanır: to either inquire ... or order .... İki tarafın dil bilgisi bakımından paralel olması gerekir. future orders ifadesinde orders bir isimdir; or sözcüğünden sonraki order ise yalın biçimde bir fiildir.
Alıştırma
Hangi cümle either ... or yapısını paralel fiil öbekleriyle kullanıyor?
- You can either upload the file or send it by email.
- You can either upload the file or by email.
- You can either uploading the file or send it by email.
Cevabı göster
You can either upload the file or send it by email.
People eat with their eyes: görünüş iştahı etkiler
People eat with their eyes bir mecazdır: yemeğin görünüşü, kişi tadına bakmadan önce iştahını ve seçimlerini etkileyebilir. Gözler gerçekten yemek yemez. Bu ifade görsel çekiciliği yeme deneyiminin erken bir parçası olarak gösterir. Sunumun, rengin ve yemek fotoğraflarının neden beklenti oluşturduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
People eat with their eyes burada ne anlama geliyor?
- İnsanlar ağızlarını kullanmadan, yalnızca gözleriyle yemek yiyebilir.
- İnsanlar yemeği ancak tadına baktıktan sonra seçer.
- İnsanlar yemeği görür, fakat görünüşü iştahı etkilemez.
- İnsanlar yemeğin tadına bakmadan önce görünüşünden etkilenir.
Cevabı göster
İnsanlar yemeğin tadına bakmadan önce görünüşünden etkilenir.
The first thing that we do when we get to the store Dilbilgisi
2:36Mağazaya geldiğimizde yaptığımız ilk şey,
is check the tablet and see what orders we have for that day.
2:39tableti kontrol edip o gün hangi siparişlerimiz olduğuna bakmak.
The first thing that we do ... is check: ilk eylemi belirtmek
The first thing that we do ... is check birinci eylemi belirtmek için The first thing + ilgi cümleciği + is + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. check the tablet, rutindeki ilk eylemdir; when cümleciği rutinin ne zaman başladığını belirtir. That we do, thing sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğidir; bu nedenle thing, check fiilinin öznesi değildir. is sözcüğünden sonra check gibi fiilin yalın hâli kullanılır. The first thing I do is call da aynı yapıyı kullanır.
Alıştırma
İlk eylemi anlatmak için The first thing ... is + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The first thing I do each morning is checked my calendar.
- The first thing I do each morning checking my calendar.
- The first thing I do each morning is check my calendar.
- The first thing I do each morning are check my calendar.
Cevabı göster
The first thing I do each morning is check my calendar.
Once we get the list of orders on our big whiteboard in the kitchen,
2:42Sipariş listesini mutfaktaki büyük beyaz tahtamıza yazdıktan sonra,
front of house: müşteriye dönük taraf
Restoranlarda ve diğer hizmet işletmelerinde front of house, müşterilerle doğrudan temas edilen alanı ve orada çalışan personeli ifade eder. Burada mutfağın dışında bulunan, müşterilerin karşılanıp hizmet aldığı işletme bölümünü anlatır. Bu bir sektör terimidir; bir evin ön tarafı anlamındaki sıradan mekân ifadesi the front of a house değildir. Bağlama göre fiziksel bir alanı ya da müşterilerle doğrudan çalışan görevlerin tümünü belirtebilir.
Alıştırma
Bir restoran yöneticisi “Jordan works front of house.” diyor. Bunun en olası anlamı nedir?
- Jordan özel bir evin ön duvarını onarıyor.
- Jordan yalnızca binanın dış girişinde çalışıyor.
- Jordan müşteriye dönük bir alanda veya görevde çalışıyor.
Cevabı göster
Jordan müşteriye dönük bir alanda veya görevde çalışıyor.
with the music just to get the vibes going in here. Kalıp ifadeler
2:49burada güzel bir hava oluşsun diye de müziği başlatıyorum.
get the vibes going: ortamı hareketlendirmek
get the vibes going ifadesinde get ettirgen bir anlam taşır: bir şeyin hareket etmeye veya etkinleşmeye başlamasını sağlamak demektir. Yapı get + nesne + fiilin -ing biçimidir; dolayısıyla etkinleşen ya da hissedilir hâle gelen şey the vibes olur. Vibes, bir yerin veya grubun havasını ya da atmosferini anlatan gayriresmî bir sözcüktür. Burada müzik çalmanın amacı fiziksel titreşim yaratmak değil, neşeli ve canlı bir ortam oluşturmaktır.
Alıştırma
Cümleyi get + the vibes + go fiilinin -ing biçiminden oluşan hedef gündelik ifadeyle tamamlayın: We’ve just opened the party room, so put on some music to ____.
Cevabı göster
get the vibes going
I also check our email to see if anyone has inquired Dilbilgisi
2:52Ayrıca e-posta kutumuzu kontrol edip birilerinin
about new potential orders for the future.
2:56gelecekteki olası yeni siparişler hakkında bilgi isteyip istemediğine bakıyorum.
to see if: amaç ve iç içe evet/hayır sorusu
to see if ifadesindeki to, kontrol etmenin amacını belirtir: konuşan kişi bir şeyi öğrenmek için e-postayı kontrol eder. Buradaki see yalnızca “gözle görmek” değil, “kontrol ederek öğrenmek” anlamındadır. If, cevabı evet ya da hayır olan dolaylı bir soru getirir: “Bilgi isteyen biri oldu mu?” Burada whether sözcüğüne yakın anlamdadır ve bir koşul bildirmez. Yeniden kullanılabilir yapı eylem + to see if + yan cümledir.
Alıştırma
Cümleyi “olup olmadığını öğrenmek için” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: I checked the forecast ____ we needed umbrellas.
Cevabı göster
to see if
and either they're coming in to place an order Kalıp ifadeler
3:00ya ileri bir tarih için sipariş vermek istiyorlar
for future or they'll be coming in for one of our grab and go boards. Kelime
3:03ya da hazır al-götür sunum tahtalarımızdan birini almaya geliyorlar.
place an order: satın alma talebi için standart birleşim
Place an order, ürün veya hizmet satın alma talebi sunmak anlamına gelen sabit ve tarafsız bir sözcük birleşimidir. Buradaki place, bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez. place + an/the/your order yapısını kullanın. Gerektiğinde for + ürün veya miktar ya da with + satıcı ekleyin: place an order for two cakes; place an order with the bakery.
Alıştırma
Hangi cümle, satın alma talebi sunmak için standart Amerikan İngilizcesi sözcük birleşimini kullanıyor?
- I called the shop to put an order for two chairs.
- I called the shop to place an order for two chairs.
- I called the shop to make an order for two chairs.
Cevabı göster
I called the shop to place an order for two chairs.
grab-and-go sunum tabakları
Bu cümlede grab and go, önceden hazırlanmış ve hemen satın alınabilecek sunum tabaklarını anlatır. Müşteri raftan birini seçebilir, ödemesini yapabilir ve önceden sipariş vermeden ayrılabilir. İsimden önce kullanıldığında ifade birleşik bir niteleyici olur: a grab-and-go board. Bu fikir yiyecekler, içecekler veya satın almaya hazır diğer ürünler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Önceden hazırlanmış ve satın almaya hazır yiyecekleri anlatan kısa çizgili İngilizce terimi yazın: "The market has a ____ lunch section near the entrance."
Cevabı göster
grab-and-go
and we ring them up at our point of sale software. Notlar
3:08ve satış noktası yazılımımızla kasada işlemlerini tamamlıyoruz.
ring them up: ödemelerini almak
Burada ring them up, müşterilerin alışverişini kasa veya satış noktası sistemi üzerinden işleyip ödemelerini almak demektir. Ring up öbeksi fiilinin perakende ortamındaki yaygın anlamıdır; müşterilere telefon etmekten söz edilmez. Ring up ayrılabilir. Nesne bir zamirse fiil ile up arasına gelir: ring them up; ring up them denmez. Nesne bir isim olduğunda hem ring up the customers hem de ring the customers up kullanılabilir.
Alıştırma
Bir görevli iki müşterinin alışveriş işlemini yapmaya hazır. Hangi cümlede ring up doğal biçimde kullanılmıştır?
- I'll ring them up at this register.
- I'll ring them at this register.
- I'll ring up them at this register.
Cevabı göster
I'll ring them up at this register.
point of sale software (POS): satış noktası yazılımı
Point of sale software, bir işletmenin kasada işlemleri kaydetmek, toplam tutarları hesaplamak ve ödemeleri işlemek veya takip etmek için kullandığı yazılımdır. Point of sale yaygın olarak POS diye kısaltılır. Bu ifadede sale, yerleşik bir ticari terimin parçasıdır; geçici bir indirim veya kampanya anlamına gelmez. İfade, belirli bir satışı değil yazılımın işlevini tanımlar.
Alıştırma
Örnekte point of sale software hangi anlama geliyor?
- Kasadaki satışları kaydetmek ve ödemeleri işlemek için kullanılan yazılım
- Bir mağaza için ürün tasarlamakta kullanılan yazılım
- Yalnızca geçici bir indirimi duyurmak için kullanılan yazılım
Cevabı göster
Kasadaki satışları kaydetmek ve ödemeleri işlemek için kullanılan yazılım
we recommend different types of boards for them to pick up Öbek fiiller
3:12teslim almak üzere seçebilecekleri farklı sunum tahtaları öneriyoruz
pick up: hazırlanmış bir siparişi teslim almak
Bu sipariş bağlamında pick up, kararlaştırılan yere gidip sizin için hazırlanmış bir şeyi teslim almak anlamına gelir. Müşteriler tahtaları mağazadan alacaktır; ifade onları yerden kaldırmak anlamına gelmez. different types of boards for them to pick up ifadesinde them, teslim alma işini yapan kişiyi; boards ise pick up fiilinin örtük nesnesini belirtir. noun + for + person + to + verb kalıbı, o kişinin yapması amaçlanan veya planlanan bir işi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta öğretilen öbek fiille tamamlayın: Your repaired laptop is ready for you to ____ at the service desk this afternoon.
Cevabı göster
pick up
and then they also schedule a date and time to pick up.
3:15ardından da teslim alma tarihi ve saatini belirliyorlar.
and it makes everything really streamlined.
3:19ve bu da tüm süreci gerçekten çok daha akıcı hâle getiriyor.
I really like to teach the message of pairing different things together
3:22Farklı lezzetleri birbiriyle eşleştirme fikrini aktarmayı çok seviyorum
We really just started dipping our toes into the workshop aspect of it Deyimler
3:28Atölye tarafını daha yeni yeni denemeye başladık
dipping our toes into: temkinli bir ilk deneme
Bu cümlede dipping our toes into mecazidir. İşin atölye tarafını henüz tamamen bağlanmadan, temkinli ve küçük ölçekte denemeye başlamak anlamına gelir. Tekrar kullanılabilecek kalıp dip + iyelik belirleyicisi + toes into + etkinlik veya alan şeklindedir. İyelik sözcüğü, I dip my toes ve she dips her toes örneklerinde olduğu gibi özneye göre değişir. İmge, daha derine girip girmemeye karar vermeden önce durumu denemeyi anlatır.
Alıştırma
Vurgulanan deyimi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Before changing careers, Marcus decided to ____ data analysis by taking one short course.
Cevabı göster
dip his toes into
We're teaching not only just the art of making charcuterie boards.
3:33Yalnızca şarküteri sunum tahtası hazırlama sanatını öğretmiyoruz.
Yaya Yum Boards is bringing people together through the art of grazing. Notlar
3:36Yaya Yum Boards, atıştırmalık sunum sanatıyla insanları bir araya getiriyor.
bringing people together: sosyal bağ oluşturmak
Bu cümlede bringing people together, yemek ve atölyeler aracılığıyla insanların buluşmasına, bağ kurmasına ve ortak bir deneyim yaşamasına yardımcı olmak anlamına gelir. Bu nedenle together yalnızca fiziksel yakınlığı değil, sosyal bağlantıyı anlatır. Tekrar kullanılabilecek kalıp bring + insanlar veya grup + together şeklindedir. Özne, bağlantı oluşturan bir etkinlik, ortak ilgi alanı, kuruluş veya amaç olabilir. Buradaki is bringing, bunu markanın şu anda oluşturduğu bir etki olarak sunar.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The community kitchen ____ by giving neighbors a place to cook and talk.
Cevabı göster
brings people together
the art of grazing ifadesindeki grazing
Bu yemek bağlamında grazing, oturup tek seferde belirli ve doyurucu bir öğün yemek yerine, belli bir süre boyunca birkaç farklı yiyecekten küçük miktarlarda yemek demektir. Şarküteri veya atıştırmalık tabağı, insanların küçük lokmalar seçmeye devam edebilmesi sayesinde bu yeme biçimine uygundur. The art of, bu etkinliği beceri isteyen veya özenle tasarlanmış bir şey olarak sunar. İfade bir bütün olarak grazing eylemini olumlu bir ortak yemek deneyimine dönüştürür; hayvanların otlamasını ya da derinin hafifçe sıyrılmasını anlatmaz.
Alıştırma
Cümlede the art of grazing ne anlama geliyor?
- Derideki hafif bir sıyrığı tedavi etme işlemi
- Zaman içinde farklı yiyeceklerden küçük miktarlarda keyif alma becerisi
- Büyük bir öğünü olabildiğince hızlı bitirmek
- Çiftlik hayvanlarını ot yemeye götürme işi
Cevabı göster
Zaman içinde farklı yiyeceklerden küçük miktarlarda keyif alma becerisi
I couldn't imagine having any other type of job Dilbilgisi
3:40Başka bir iş yaptığımı hayal bile edemiyorum
couldn't imagine having + isim öbeği
couldn't imagine having yapısında imagine fiilinden sonra having ulaç biçimi gelir. Hayal edilen durum bir eylem veya deneyim olduğunda imagine + -ing biçimi kullanılır: imagine having another job, imagine living elsewhere. Buradaki couldn't imagine, konuşanın bu durumu zihninde canlandırma yeteneğinden yoksun olduğu anlamına gelmez. Başka bir seçeneğin tamamen yanlış veya çok düşük olasılıklı göründüğünü vurgular ve mevcut işe duyulan güçlü bağlılığı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi have fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I couldn't imagine ____ any other type of job.
Cevabı göster
having
because I just feel like this is what I was meant to do. Dilbilgisi
3:42çünkü yapmak için doğduğum şeyin bu olduğunu hissediyorum.
was meant to do: hayattaki amacına uygunluk hissini ifade etmek
“this is what I was meant to do” ifadesinde was meant to do, konuşanın bu işin kendi amacıyla veya hayattaki göreviyle örtüştüğünü hissettiğini anlatır. Birinin ona bu görevi verdiğini ya da yalnızca bir plan yaptığını bildirmez. be meant to + fiil kalıbının kesin anlamını bağlam belirler. Kalıp, kader hissini, birinin ne yapması gerektiğine dair beklentiyi veya amaçlanan işlevi gösterebilir; buradaki düşünceli“I just feel like”ve“this is what...”ifadeleri, hayattaki görev yorumunu destekler.
Alıştırma
“This is what I was meant to do”cümlesinde, meslek yaşamını düşünerek değerlendirdiği bağlama en uygun yorum hangisidir?
- Bu işi yapmak için daha yeni program yaptı.
- Bu işin hayattaki görevi olduğunu hissediyor.
- Biri ona bu işi yapmasını emretti.
Cevabı göster
Bu işin hayattaki görevi olduğunu hissediyor.