Bağlantının, Bu Girişimcinin Şarküteri Tutkusunu Nasıl Kârlı Bir İşe Dönüştürmesine Yardımcı Olduğu Üzerine: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
690 kelime 216 kel/dk

Video özeti: Ayesha Patel, evde başlayan şarküteri tabağı işini çevrim içi sipariş alan bir dükkâna ve atölyelere dönüştürüyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. That's when I realized - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: hikâyenin yön değiştirdiği anı belirten bu kalıbı tanıyın; burada evdeki uğraş bir işletmeye dönüşür. 2. People eat with their eyes, - Deyimler ve mecazi ifadeler: görüntünün tatmadan önce istek uyandırdığını ve Instagram fotoğraflarının neden sipariş getirdiğini anlayın. 3. was meant to do. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: be meant to ile hissedilen bir yaşam amacını anlatın; bunu talimat, işlev veya önceden düzenlenmiş plan anlamından ayırın.

Bu derste

My name is Ayesha Patel and I am the owner of Yaya Yum Boards.

0:06

Benim adım Ayesha Patel ve Yaya Yum Boards'un sahibiyim.

We specialize in charcuterie boards, Notlar

0:10

Şarküteri sunum tahtaları konusunda uzmanız,

Kalıp ifadeler

specialize in + bir alan veya faaliyet

Bu cümlede specialize in, belirli bir ürünü veya çalışma alanını temel uzmanlık haline getirmek demektir. İşletmenin özellikle neyle tanındığını belirtir. Yapı specialize in + isim veya -ing biçimidir: specialize in desserts; specialize in repairing bicycles. Bir kişi, şirket, okul veya bölüm için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi specialize in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This bakery ____ gluten-free bread.

Cevabı göster

specializes in

Kültür

charcuterie boards: işlenmiş etler ve eşlikçilerden oluşan sunum tabakları

Charcuterie board; salam veya prosciutto gibi işlenmiş ya da tütsülenmiş etlerin merkezde olduğu, yiyeceklerin düzenli biçimde yerleştirildiği bir sunum tabağıdır. Genellikle peynir, kraker, meyve, kuruyemiş, zeytin veya sürülebilir soslar da içerir. Burada boards, yalnızca yiyeceklerin altındaki fiziksel ahşap tahtayı değil, hazırlanmış yiyecek sunumunu veya ürünü adlandırır. Modern menülerde bu ad bazen paylaşmaya uygun, gösterişli tabaklar için daha geniş anlamda kullanılır; ancak işlenmiş et charcuterie kavramının geleneksel merkezidir.

Alıştırma

Bir kafe charcuterie board sunduğunu ilan ediyor. Hangi açıklama geleneksel anlama en uygundur?

  1. İşlenmiş etlerin merkezde olduğu, genellikle peynir ve başka eşlikçiler içeren düzenli bir sunum tabağı
  2. Kek ve hamur işlerinin merkezde olduğu düzenli bir sunum tabağı
  3. Yiyecek doğramak için satılan sade bir ahşap tahta
Cevabı göster

İşlenmiş etlerin merkezde olduğu, genellikle peynir ve başka eşlikçiler içeren düzenli bir sunum tabağı

but we also do brunch boards,

0:12

ama brunch sunum tahtaları da hazırlıyoruz,

dessert boards,

0:13

tatlı sunum tahtaları da,

and we host workshops on how to build your own boards as well. Kalıp ifadeler

0:15

ayrıca kendi sunum tahtanızı nasıl hazırlayacağınızı öğrettiğimiz atölyeler düzenliyoruz.

Kalıp ifadeler

Host workshops: etkinlik fiili olarak host

Burada host bir fiildir. Host workshops, katılımcılar için atölyeler düzenlemek ve sunmak demektir; özne, bu etkinliklerin gerçekleşmesinden sorumlu kişi veya kuruluştur. Yaygın yapı host + etkinlik şeklindedir; host a workshop, host a conference ve host a webinar buna örnektir. Özne yalnızca bir misafir değildir.

Alıştırma

Cümleyi host workshops ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Every spring, the museum ____ on local history.

Cevabı göster

hosts workshops

If I describe Yaya Yum Boards in one sentence,

0:18

Yaya Yum Boards'u tek cümleyle anlatmam gerekse,

it would be Yaya Yum Boards is making hosting easier

0:21

Yaya Yum Boards'un misafir ağırlamayı kolaylaştırdığını söylerdim,

one board at a time. Kalıp ifadeler

0:24

hem de her seferinde bir sunum tahtasıyla.

Kalıp ifadeler

One board at a time: one ... at a time kalıbı

one + tekil sayılabilen isim + at a time kalıbı, birden fazla şeyi birlikte değil, her seferinde yalnızca bir şeyi ele almak anlamına gelir. Genellikle dikkatli, yönetilebilir ve adım adım ilerleyen bir süreci anlatır. Bu sloganda one board at a time hem gerçek anlamda —her seferinde bir tahta hazırlanır veya kullanılır— hem de mecazi anlamda kullanılır: her tahta misafir ağırlamayı biraz daha kolaylaştırır ve gelişme aşamalı olarak gerçekleşir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın her formu ayrı ayrı ve sırayla kontrol ettiği anlamına gelir?

  1. Maya checks the forms from time to time.
  2. Maya checks all the forms at the same time.
  3. Maya checks one form at a time.
Cevabı göster

Maya checks one form at a time.

I remember when I made my first board.

0:31

İlk sunum tahtamı hazırladığım zamanı hatırlıyorum.

It was really exhilarating

0:33

Şunları yapmak gerçekten çok heyecan vericiydi:

putting together these different types of cheeses Öbek fiiller

0:34

farklı peynir çeşitlerini bir araya getirmek,

Öbek fiiller

Putting together: parçaları bir bütün hâlinde birleştirmek

Bu cümlede putting together, birkaç farklı peyniri birleştirerek tamamlanmış bir düzenleme oluşturmak anlamına gelir. Yalnızca peynirleri birbirine yakın yerleştirmek anlamına gelmez. Put together öbek fiili; fiziksel parçaları monte etmeyi, malzeme veya bilgilerden bir şey oluşturmayı ya da insanları bir grup hâlinde organize etmeyi anlatabilir. Burada putting biçiminin -ing eki taşımasının nedeni, heyecan verici olanın etkinliğin kendisi olmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve ayrı parçalardan bir şey monte etmek anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We spent Saturday ____ a model airplane from separate pieces.

Cevabı göster

putting together

and cutting things together

0:36

çeşitli malzemeleri kesip hazırlamak

and putting them all on one board.

0:37

ve hepsini tek bir tahtaya yerleştirmek.

We started out with posting on social media Öbek fiiller

0:39

İlk olarak sosyal medyada paylaşımlar yapmaya başladık;

Öbek fiiller

Started out: erken bir aşamayı vurgulamak

Bu cümlede started out, bir etkinliğin veya girişimin en erken aşamasını gösterir: sosyal medyada paylaşım yapmak başlangıçta kullanılan yöntemdi. Out sözcüğü bir yerden fiziksel olarak uzaklaşmayı anlatmaz. Start out, başlangıç daha uzun bir gelişimin aşaması olarak görüldüğünde kullanışlıdır. Genellikle durumun daha sonra değiştiğini düşündürür. start out with + isim veya -ing biçiminde with, başlangıçta var olan şeyi, kaynağı veya etkinliği tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve erken bir aşamayı vurgulayan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Although it is now a large company, it ____ as a two-person workshop.

Cevabı göster

started out

pictures of boards that I had done

0:43

hazırladığım sunum tahtalarının fotoğraflarını koyuyordum,

just for my friends and family.

0:44

bunları yalnızca arkadaşlarım ve ailem için yapmıştım.

I was working at my parents' house for about a year

0:47

Yaklaşık bir yıl boyunca annemle babamın evinde çalıştım

and at that time I pretty much filled their entire kitchen

0:49

ve o dönemde mutfaklarının neredeyse tamamını

up with all my stuff.

0:52

bütün malzemelerimle doldurdum.

They were kicking me out at that point. Öbek fiiller

0:53

O noktada artık beni evden kovuyorlardı.

Öbek fiiller

“kicking me out”: birini ayrılmaya zorlamak

Bu cümlede kicking me out, konuşanı bir yerden ayrılmaya zorlamak veya ona kesin bir şekilde gitmesini söylemek demektir. kick ... out ayrılabilen bir öbek fiildir; kişiyi gösteren sözcük kick ile out arasına gelir: kick me out. Birine gerçekten ayakla vurmak anlamına gelmez. İfade, zorunlu veya istenmeyen bir ayrılışı vurgular; bu nedenle yalnızca birinin ayrıldığını söylemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi kick someone out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After Noah kept breaking the club rules, the club ____.

Cevabı göster

kicked him out

They're like, "You got to go." Notlar

0:55

Şöyle diyorlardı: “Artık gitmen lazım.”

Ton ve niyet

“They're like, ...”: alıntılanan bir tepkiyi sunmak

Burada They're like, anne babanın söylediği sözleri veya bu sözlerin genel anlamını aktarır: “You got to go.” Gündelik hikâye anlatımında be like, birinin sözlerini, düşüncelerini, yüz ifadesini veya tavrını sunabilir. Bu kullanım, anlatıcı sahneyi yeniden canlandırıyormuş gibi olayı daha canlı hissettirir. Alıntı tam olarak söylenen sözler olabilir, ancak yaklaşık bir özet de olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede be like, gündelik bir hikâyede Maya'nın tepkisini sunmak için kullanılmıştır?

  1. Maya was like, "Are you serious?"
  2. Maya looks like her sister.
  3. Maya likes serious movies.
Cevabı göster

Maya was like, "Are you serious?"

Dilbilgisi

Gündelik bir zorunluluk göstergesi olarak got to

“You got to go” cümlesindeki got to, “gitmelisin” veya “gitmek zorundasın” anlamına gelir. Anne ve baba doğrudan bir talimat veriyor: gitmek isteğe bağlı değil, gerekli. Özenli standart İngilizcede bu düşünce genellikle “You've got to go” ya da “You have to go” şeklinde ifade edilir. Buradaki gündelik konuşmada ifade yardımcı fiil have olmadan kullanıldığı için got, get fiilinin geçmiş zamanı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede got to bir zorunluluk ifade ediyor?

  1. I got to see the fireworks from the roof.
  2. You got to leave now or you'll miss the bus.
  3. She got two tickets for the concert.
Cevabı göster

You got to leave now or you'll miss the bus.

That's when I realized that this could be a business Anlatım akışı

0:56

İşte o zaman bunun bir işe dönüşebileceğini fark ettim

and that we should go to the next step.

0:58

ve bir sonraki adıma geçmemiz gerektiğini anladım.

Anlatım akışı

Anlatıda dönüm noktası olarak That's when I realized

That's when, hemen önce anlatılan olaya gönderme yapar ve onu konuşanın anlayışının değiştiği tam an olarak gösterir. Zamanı soran bir soru değil, önemli bir anı belirten ifadedir. I realized yeni fark edilen düşünceyi sunar; ardından gelen that yan cümleleri ise neyin açıklığa kavuştuğunu belirtir. That's when I realized kalıbı, önceki olayı anlatının dönüm noktasına çevirir ve dinleyiciyi sonraki karara hazırlar.

Alıştırma

Anlayıştaki dönüm noktasını gösteren dört sözcüklü kalıpla hikâyeyi tamamlayın: The map showed the road ending at the river. ____ we had taken the wrong turn.

Cevabı göster

That's when I realized

This whole business has been mainly just figuring it out as we go. Notlar

1:02

Bu işin büyük bölümü, ilerledikçe neyi nasıl yapacağımızı çözmekle geçti.

Öbek fiiller

figuring it out: çözümünü bulmak

Figure something out; düşünerek, deneyerek ve deneyimden öğrenerek cevabı, yöntemi ya da çözümü zaman içinde bulmak demektir. Bu cümlede bir sayıyı hesaplamayı değil, işi nasıl yürüteceklerini deneyerek bulmayı anlatır. it zamiri, işle ilgili bütün sorunu ifade eder. figuring biçimindeki -ing eki, bu sorun çözme işinin devam eden bir süreç olduğunu gösterir ve yaparak öğrenme fikrine uyar.

Alıştırma

“We can figure it out together” cümlesinde “figure it out” ne anlama gelir?

  1. Düşünmeden cevabı ezberlemek
  2. Yalnızca bir sayı hesaplamak
  3. Sorunu anlamak veya çözmek
  4. Sorunu başka bir yere taşımak
Cevabı göster

Sorunu anlamak veya çözmek

Kalıp ifadeler

as we go: ilerledikçe

As we go, süreç devam ederken yavaş yavaş öğrenmek, karar vermek veya ayarlama yapmak demektir. Burada işin yöntemlerinin başlamadan önce tamamen planlanmadığını, süreç ilerledikçe geliştirildiğini anlatır. Go burada soyut anlamdadır: fiziksel olarak hareket etmeyi değil, işin ilerlemesini ifade eder. Figuring it out ile birlikte kullanıldığında devam eden ve esnek bir süreci vurgular.

Alıştırma

“We’ll learn the rules as we go” cümlesinde “as we go” neyi gösterir?

  1. Etkinlik devam ederken onları öğreneceğiz
  2. Onları yalnızca bir yere seyahat ederek öğreneceğiz
  3. Etkinlik başlamadan önce onları ezberleyeceğiz
  4. Etkinliği durdurup onları daha sonra çalışacağız
Cevabı göster

Etkinlik devam ederken onları öğreneceğiz

No matter if it's good or bad, Dilbilgisi

1:06

İyi ya da kötü olması fark etmeksizin,

every single thing that's happened in the business

1:08

işletmede yaşanan her şey

has really been a learning lesson for me.

1:10

benim için gerçekten öğretici bir deneyim oldu.

Dilbilgisi

No matter if...: sonuç değişmez

“No matter if”, ana sonucu değiştirmeyen bir olasılığı sunar. “No matter if it's good or bad” ifadesinde iki değerlendirme aynı şekilde ele alınır: her deneyim yine de bir öğrenme dersi sayılır. Aktarılabilir kalıp “No matter if + alternatif(ler), + değişmeyen sonuç” biçimindedir. Sıradan bir koşul değil, “regardless of whether” ifadesine yakın bir ödünleme anlamı taşır.

Alıştırma

Pikniğin iki hava durumunda da yapılacağını söyleyen cümle hangisidir?

  1. If it's sunny, we'll have the picnic.
  2. No matter if it's sunny or rainy, we'll have the picnic.
  3. We'll have the picnic because it's sunny.
Cevabı göster

No matter if it's sunny or rainy, we'll have the picnic.

My first year of business,

1:13

İşletmemin ilk yılında,

I went through the whole Christmas Eve day

1:14

Noel arifesi boyunca

with about 20-ish orders Kelime

1:16

yaklaşık 20 siparişle uğraştım

Kelime

20-ish: yaklaşık bir sayı

Bir sayıdan sonra gelen -ish eki miktarı yaklaşık hâle getirir. Burada 20-ish orders, tam bir toplam yerine yirmi civarında sipariş anlamına gelir. Bu gündelik biçim sayıyı bilinçli olarak belirsiz bırakır: konuşan kişi kesin sayıyı hatırlamıyor olabilir veya kesinlik önemli olmayabilir. Aktarılabilir kalıp “sayı + -ish” biçimindedir.

Alıştırma

Sayıyı yaklaşık yapan eki kullanarak gündelik cümleyi tamamlayın: There were 40-____ guests at the party.

Cevabı göster

ish

and I was exhausted by the end of the day.

1:17

ve günün sonunda bitkin düşmüştüm.

It was 6:00 p.m.

1:20

Saat akşam altıydı.

and then I get a phone call Anlatım akışı

1:21

Derken bir telefon aldım

Anlatım akışı

and then I get a phone call: tarihî şimdiki zaman

Hikâye geçmişte geçiyor: was arka plandaki zamanı verir. and then anlatıyı bir sonraki olaya taşır, fakat telefon da geçmişte gelmiş olmasına rağmen get geniş zamana geçer. Buna tarihî şimdiki zaman denir. Geçmişteki bir olayı o anda oluyormuş gibi canlı göstermek için hikâyelerde sıkça kullanılır. Zaman çizgisinin gerçekten bugüne döndüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede get ne anlama geliyor?

  1. Telefon geçmişte geldi, ancak konuşmacı olayı o anda oluyormuş gibi göstermek için tarihî şimdiki zamanı kullanıyor.
  2. Telefon, konuşmacının hikâyeyi anlattığı anda geliyor.
  3. Konuşmacı aynı telefonu düzenli olarak alıyor.
Cevabı göster

Telefon geçmişte geldi, ancak konuşmacı olayı o anda oluyormuş gibi göstermek için tarihî şimdiki zamanı kullanıyor.

and it was actually a customer wondering Dilbilgisi

1:23

ve arayan aslında bir müşteriydi; öğrenmek istediği şey

where their order was.

1:25

siparişinin nerede olduğuydu.

Dilbilgisi

wondering where their order was: dolaylı soruda sözcük sırası

Burada wondering müşteriyi betimler ve müşterinin aklındaki soruyu veya endişeyi aktarır. where their order was, daha geniş bir bildirme cümlesinin içine yerleşmiş dolaylı bir sorudur. where'den sonra düz cümle söz dizimini kullanın: their order, was'tan önce gelir. Bağımsız doğrudan soru Where was their order? olurdu; ancak wondering'den sonra sıra where their order was şeklindedir.

Alıştırma

Where is her backpack? doğrudan sorusunu wondering'den sonra dolaylı soruya dönüştürün: She is wondering ____.

Cevabı göster

where her backpack is

I frantically got up and I realized

1:26

Telaşla ayağa fırladım ve fark ettim ki

I completely missed the order. Kelime

1:28

siparişi tamamen gözden kaçırmışım.

Kelime

missed the order: işlenmemiş bir siparişi gözden kaçırmak

Bu cümlede missed, “fark etmemek veya gereken işlemi yapmamak” anlamındadır; the order ise hazırlanması gereken müşteri siparişidir. Bu nedenle I completely missed the order, siparişin gözden kaçtığını ve işleme alınmadan kaldığını kabul eder. Daha genel olarak miss, e-posta, ayrıntı veya planlanmış bir adım gibi dikkat gerektiren bir şeyin fark edilmediğini anlatabilir. Bu anlamı nesne ve durum belirler; kelime yalnızca birini özlemek veya bir ulaşım aracını kaçırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir kafe çevrim içi sipariş alıyor, ancak kimse siparişi görmüyor veya hazırlamıyor. “We missed the order” ne anlama gelir?

  1. Siparişi fark etmedik veya işleme almadık.
  2. Siparişi beklenenden erken teslim ettik.
  3. Siparişi hazırladık ama yanlış ürünler koyduk.
Cevabı göster

Siparişi fark etmedik veya işleme almadık.

My whole family was home

1:30

Bütün ailem evdeydi

and I got all of them in the kitchen

1:31

ve hepsini mutfağa topladım

and we built this large board within 20 minutes

1:33

ve bu büyük sunum tahtasını 20 dakika içinde hazırlayıp

and got it out the door. Deyimler

1:36

hemen teslim edilmek üzere yola çıkardık.

Deyimler

got it out the door: tamamlayıp göndermek

Got it out the door, bir şeyi tamamlayıp teslimat veya yayımlama aşamasına geçirmek demektir. Burada get geçmiş zaman biçimi got olarak kullanılır, it hazırlanmakta olan şeyi gösterir ve out the door tamamlanmayı üretim aşamasından çıkış olarak sunar. İfade mecazi olabilir: tamamlanan şey bir sipariş, rapor, ürün veya yazılım sürümü olabilir ve gerçek bir kapıdan geçmesi gerekmez. Odak yalnızca işi bitirmek değil, sonucu göndermek, yayımlamak veya devretmektir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: We finished the parcel and ____ before the courier arrived.

Cevabı göster

got it out the door

That was the first time that I missed an order

1:38

Bu, bir siparişi ilk kez gözden kaçırışımdı;

and it being Christmas Eve Dilbilgisi

1:40

bir de Noel arifesiydi

and it being a really large order,

1:41

ve sipariş gerçekten büyüktü,

it was a very big deal at the time. Kalıp ifadeler

1:43

dolayısıyla o an için çok ciddi bir meseleydi.

Dilbilgisi

it being Christmas Eve ... it being a really large order ile arka plan nedenleri verme

Vurgulanan iki bölümde de it + being + isim öbeği, ana cümleden bağımsız bir yan yapı oluşturur. İlk bölüm zamanı Noel arifesi olarak belirler; ikinci bölüm siparişin olağanüstü büyük olduğunu anlatır. Birlikte, durumun neden önemli olduğunu açıklayan iki arka plan nedeni verirler. Bu yapı dil bilgisi bakımından ana cümleden ayrıdır: kendi öznesi it ve being biçimi vardır, ancak tek başına tam bir cümle oluşturmaz. Burada and, bu nedenleri hemen önce söylenenlere bağlar; dolayısıyla başlangıç, yeni ve bağımsız bir cümle değil, konuşmaya eklenen bir açıklamadır.

Alıştırma

it ve be fiilinin -ing biçimini kullanarak kısa arka plan yapısını tamamlayın: ____ the first day of summer break, the park was crowded.

Cevabı göster

It being

Kalıp ifadeler

a very big deal: önemli veya ciddi bir şey

Bu cümlede a very big deal, özellikle ciddi sonuçlar doğurabileceği için son derece önemli veya ciddi bir şey anlamına gelir. Very, big sözcüğünün derecesini güçlendirir; deal burada bir ticari anlaşma anlamına gelmez. Bu ifade esnektir: bağlam, vurgunun önem, zorluk veya ciddiyet üzerinde olup olmadığını belirler. Burada o zamanki durum ciddi bir sorun olarak değerlendiriliyor.

Alıştırma

Otobüs güvenlik kontrolünden geçemediği için okul geziyi iptal edebilir. Burada 'This is a very big deal' ne anlama geliyor?

  1. Bu, otobüs için iyi bir fiyattır.
  2. Bu önemlidir ve ciddi sonuçları olabilir.
  3. Bu, görmezden gelinebilecek küçük bir sorundur.
Cevabı göster

Bu önemlidir ve ciddi sonuçları olabilir.

That's when I realized we needed a more efficient ordering system in place Kalıp ifadeler

1:45

İşte o zaman daha verimli bir sipariş sistemi kurmamız gerektiğini anladım,

Kalıp ifadeler

ordering system in place: kurulmuş ve kullanıma hazır sipariş sistemi

Burada ordering system, siparişleri toplamak ve yönetmek için kullanılan süreç veya aracı ifade eder; in place ise bunun zaten kurulmuş ve kullanılmaya hazır olduğunu gösterir. Bu ifade yalnızca bir planı ya da fikri değil, çalışan bir düzeni anlatır. Konuşan kişi, siparişleri daha güvenilir biçimde yönetmek için bir yönteme ihtiyaç olduğunu açıklıyor. In place, sistemin uygulanmış ve insanların kullanabileceği duruma getirilmiş olmasına odaklanır.

Alıştırma

“We need a reliable ordering system in place before the store opens.” cümlesinde ordering system in place ne anlama gelir?

  1. Sistem fiziksel olarak belirli bir yerde bulunur
  2. Sistem hâlâ yalnızca bir plandır
  3. Sistem kurulmuş ve çalışmaya hazırdır
Cevabı göster

Sistem kurulmuş ve çalışmaya hazırdır

versus what we were doing previously.

1:48

çünkü o zamana kadarki yöntemimiz yeterince verimli değildi.

I was taking orders through forms and documents Kalıp ifadeler

1:51

Siparişleri formlar ve belgeler üzerinden alıyor,

Kalıp ifadeler

taking orders: sipariş almak

Bu cümlede taking orders, müşterilerin isteklerini almak ve ne satın almak istediklerini kaydetmek demektir. Buradaki take, siparişleri fiziksel olarak alıp götürmek anlamında değildir. Taking orders bir iş görevini veya işletme işlevini adlandırır. Formlar ve belgeler istekleri toplamak için kullanılan kanaldır; ifade, istekleri kabul etmeye odaklanır.

Alıştırma

“The café is taking orders at the counter.” cümlesinde taking orders ne anlama gelir?

  1. Tamamlanmış siparişleri müşterilere götürmek
  2. Müşterilerin satın almak istediklerini almak ve kaydetmek
  3. İşletmenin hangi ürünleri satacağını seçmek
Cevabı göster

Müşterilerin satın almak istediklerini almak ve kaydetmek

and then I was writing them on sticky notes.

1:54

sonra da yapışkan not kâğıtlarına yazıyordum.

Then I went on my own Kalıp ifadeler

1:56

Ardından kendi başıma harekete geçtim

and I researched different types of platforms

1:57

ve farklı platform türlerini araştırdım;

to create my own website.

2:00

amacım kendi internet sitemi oluşturmaktı.

Kalıp ifadeler

on my own: bir şeyi bağımsız yapmak

Bu cümlede on my own, “bağımsız olarak” veya “başka biri işi yapmadan ya da yardım etmeden” anlamına gelir. Konuşan kişi internet sitesi platformlarını araştırma sorumluluğunu kendisi üstlenmiştir. Kalıp on + iyelik belirleyicisi + own şeklindedir: on my own, on your own, on her own ve benzerleri. Bunun “yardım almadan”, “yanında kimse olmadan” veya her ikisi anlamına gelip gelmediğini bağlam belirler; burada vurgu fiziksel yalnızlığa değil, bağımsız hareket etmeye yapılır.

Alıştırma

Hangi seçenek cümleyi doğal biçimde tamamlar ve Leo’nun yardım almadığını vurgular? “Leo assembled the desk ___, without anyone helping him.”

  1. on his way
  2. in his own
  3. on his own
Cevabı göster

on his own

It made it so much more efficient Dilbilgisi

2:01

Bu, her şeyi çok daha verimli hâle getirdi

Dilbilgisi

made it so much more efficient: make + nesne + sıfat

made it so much more efficient ifadesinde made, ettirgen anlam taşıyan bir fiildir: make + nesne (it) + sıfat öbeği (so much more efficient). Bu yapı, bir şeyin it ile gösterilen süreç veya faaliyeti daha verimli hâle getirdiğini anlatır. Efficient, nesnenin ulaştığı durumu anlatan bir sıfattır; bu nedenle bu anlamda efficiently kullanılamaz. More efficient karşılaştırma biçimidir ve much bu karşılaştırmanın derecesini güçlendirir. So ise konuşma diline özgü bir vurgu ekleyerek gelişmenin özellikle belirgin olduğunu hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümle, güncellemenin ödeme sürecini daha verimli hâle getirdiği anlamına gelir?

  1. The update much more efficiently made the checkout process.
  2. The update made the checkout process much more efficient.
  3. The update made the checkout process much more efficiently.
Cevabı göster

The update made the checkout process much more efficient.

where we weren't going to be missing orders that way.

2:03

ve böylece artık siparişleri gözden kaçırmayacaktık.

Connectivity is such a huge aspect of the business. Dilbilgisi

2:09

Dijital bağlantı, işimizin son derece önemli bir unsuru.

Dilbilgisi

such a huge aspect: tekil isim öbeğini vurgulama

Such a + sıfat + tekil sayılabilen isim yapısı güçlü bir değerlendirme ifade eder: such a huge aspect, son derece önemli veya büyük ağırlık taşıyan bir unsur demektir. Bu cümlede konuşan kişi connectivity’yi işletmenin küçük bir özelliği olarak değil, önemli bir parçası olarak sunuyor. Yapı such a + sıfat + isim şeklindedir. aspect tekil ve sayılabilen bir isim olduğu için önünde a bulunmalıdır.

Alıştırma

Vurgulu isim öbeğini kullanarak cümleyi tamamlayın: Connectivity is ____ of the business.

Cevabı göster

such a huge aspect

It has really just streamlined everything Kelime

2:12

Gerçekten de her şeyi kolaylaştırıp düzene soktu;

that we do on a daily basis. Kalıp ifadeler

2:14

yani her gün yaptığımız işlerin tamamını.

Kelime

streamlined: bir süreci daha basit ve verimli hâle getirmek

Bu iş bağlamında streamlined, gereksiz adımları kaldırarak veya görevleri birleştirerek bir süreci daha basit, hızlı ve yönetilebilir hâle getirmek demektir. Streamline fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve bir iyileştirmenin sonucunu anlatır. “Has streamlined everything that we do” ifadesinde has + streamlined present perfect yapısını oluşturur ve yapılan değişikliklerin günlük işleri şimdiye kadar iyileştirdiğini gösterir. Nesne iş sürecidir; dolayısıyla anlam görünüşle değil, verimlilikle ilgilidir.

Alıştırma

“The new system has streamlined our check-in process” cümlesinde streamlined ne anlama gelir?

  1. sürece daha fazla adım ekledi
  2. süreci daha kafa karıştırıcı hâle getirdi
  3. süreci daha basit ve verimli hâle getirdi
Cevabı göster

süreci daha basit ve verimli hâle getirdi

Kalıp ifadeler

on a daily basis: her gün düzenli bir rutin olarak

Bu cümlede on a daily basis, do fiilini niteleyen ve zarf işlevi gören bir edat öbeğidir. İşletmenin bu faaliyetleri normal düzeninin bir parçası olarak her gün yaptığını belirtir. Kalıp on + a + sıfat + basis biçimindedir. Burada daily, basis sözcüğünü niteleyen bir sıfattır; sıklık bilgisini daily tek başına değil, bütün ifade verir.

Alıştırma

Cümleyi “her gün” anlamındaki daha resmî ifadeyle tamamlayın: We review the safety checklist ____.

Cevabı göster

on a daily basis

Our whole business, about 90% of it is online interactions.

2:16

İşimizin yaklaşık yüzde 90'ı çevrimiçi etkileşimlerden oluşuyor.

Our websites, social media,

2:20

İnternet sitelerimiz ve sosyal medya hesaplarımız,

are all things that people use to either inquire about future orders Dilbilgisi

2:22

insanların ileride verebilecekleri siparişler hakkında bilgi almak

or order online.

2:26

ya da çevrimiçi sipariş vermek için kullandığı kanallar.

Dilbilgisi

either inquire ... or order: paralel fiil öbekleri

Either ... or iki alternatifi birbirine bağlar. Burada, insanların internet sitelerini ve sosyal medyayı kullanabileceği iki yolu belirten paralel fiil öbekleri inquire about future orders ile order online ifadelerini bağlar. Mastar işareti to, either sözcüğünden önce gelir ve iki alternatife de uygulanır: to either inquire ... or order .... İki tarafın dil bilgisi bakımından paralel olması gerekir. future orders ifadesinde orders bir isimdir; or sözcüğünden sonraki order ise yalın biçimde bir fiildir.

Alıştırma

Hangi cümle either ... or yapısını paralel fiil öbekleriyle kullanıyor?

  1. You can either upload the file or send it by email.
  2. You can either upload the file or by email.
  3. You can either uploading the file or send it by email.
Cevabı göster

You can either upload the file or send it by email.

We post on Instagram

2:28

Instagram'da paylaşımlar yapıyoruz

and that's where everyone sees our content.

2:29

ve içeriklerimizi herkes orada görüyor.

People eat with their eyes, Deyimler

2:31

İnsanlar önce gözleriyle yer,

Deyimler

People eat with their eyes: görünüş iştahı etkiler

People eat with their eyes bir mecazdır: yemeğin görünüşü, kişi tadına bakmadan önce iştahını ve seçimlerini etkileyebilir. Gözler gerçekten yemek yemez. Bu ifade görsel çekiciliği yeme deneyiminin erken bir parçası olarak gösterir. Sunumun, rengin ve yemek fotoğraflarının neden beklenti oluşturduğunu anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

People eat with their eyes burada ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar ağızlarını kullanmadan, yalnızca gözleriyle yemek yiyebilir.
  2. İnsanlar yemeği ancak tadına baktıktan sonra seçer.
  3. İnsanlar yemeği görür, fakat görünüşü iştahı etkilemez.
  4. İnsanlar yemeğin tadına bakmadan önce görünüşünden etkilenir.
Cevabı göster

İnsanlar yemeğin tadına bakmadan önce görünüşünden etkilenir.

so they see a photo

2:32

bu yüzden bir fotoğraf gördüklerinde

and they want that exact board.

2:34

fotoğraftaki sunum tahtasının aynısını istiyorlar.

The first thing that we do when we get to the store Dilbilgisi

2:36

Mağazaya geldiğimizde yaptığımız ilk şey,

is check the tablet and see what orders we have for that day.

2:39

tableti kontrol edip o gün hangi siparişlerimiz olduğuna bakmak.

Dilbilgisi

The first thing that we do ... is check: ilk eylemi belirtmek

The first thing that we do ... is check birinci eylemi belirtmek için The first thing + ilgi cümleciği + is + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. check the tablet, rutindeki ilk eylemdir; when cümleciği rutinin ne zaman başladığını belirtir. That we do, thing sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğidir; bu nedenle thing, check fiilinin öznesi değildir. is sözcüğünden sonra check gibi fiilin yalın hâli kullanılır. The first thing I do is call da aynı yapıyı kullanır.

Alıştırma

İlk eylemi anlatmak için The first thing ... is + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The first thing I do each morning is checked my calendar.
  2. The first thing I do each morning checking my calendar.
  3. The first thing I do each morning is check my calendar.
  4. The first thing I do each morning are check my calendar.
Cevabı göster

The first thing I do each morning is check my calendar.

Once we get the list of orders on our big whiteboard in the kitchen,

2:42

Sipariş listesini mutfaktaki büyük beyaz tahtamıza yazdıktan sonra,

I go out to our front of house Kültür

2:46

müşterileri ağırladığımız ön bölüme geçiyorum

Kültür

front of house: müşteriye dönük taraf

Restoranlarda ve diğer hizmet işletmelerinde front of house, müşterilerle doğrudan temas edilen alanı ve orada çalışan personeli ifade eder. Burada mutfağın dışında bulunan, müşterilerin karşılanıp hizmet aldığı işletme bölümünü anlatır. Bu bir sektör terimidir; bir evin ön tarafı anlamındaki sıradan mekân ifadesi the front of a house değildir. Bağlama göre fiziksel bir alanı ya da müşterilerle doğrudan çalışan görevlerin tümünü belirtebilir.

Alıştırma

Bir restoran yöneticisi “Jordan works front of house.” diyor. Bunun en olası anlamı nedir?

  1. Jordan özel bir evin ön duvarını onarıyor.
  2. Jordan yalnızca binanın dış girişinde çalışıyor.
  3. Jordan müşteriye dönük bir alanda veya görevde çalışıyor.
Cevabı göster

Jordan müşteriye dönük bir alanda veya görevde çalışıyor.

and I turn on our tablet

2:48

ve tabletimizi açıyorum;

with the music just to get the vibes going in here. Kalıp ifadeler

2:49

burada güzel bir hava oluşsun diye de müziği başlatıyorum.

Kalıp ifadeler

get the vibes going: ortamı hareketlendirmek

get the vibes going ifadesinde get ettirgen bir anlam taşır: bir şeyin hareket etmeye veya etkinleşmeye başlamasını sağlamak demektir. Yapı get + nesne + fiilin -ing biçimidir; dolayısıyla etkinleşen ya da hissedilir hâle gelen şey the vibes olur. Vibes, bir yerin veya grubun havasını ya da atmosferini anlatan gayriresmî bir sözcüktür. Burada müzik çalmanın amacı fiziksel titreşim yaratmak değil, neşeli ve canlı bir ortam oluşturmaktır.

Alıştırma

Cümleyi get + the vibes + go fiilinin -ing biçiminden oluşan hedef gündelik ifadeyle tamamlayın: We’ve just opened the party room, so put on some music to ____.

Cevabı göster

get the vibes going

I also check our email to see if anyone has inquired Dilbilgisi

2:52

Ayrıca e-posta kutumuzu kontrol edip birilerinin

about new potential orders for the future.

2:56

gelecekteki olası yeni siparişler hakkında bilgi isteyip istemediğine bakıyorum.

Dilbilgisi

to see if: amaç ve iç içe evet/hayır sorusu

to see if ifadesindeki to, kontrol etmenin amacını belirtir: konuşan kişi bir şeyi öğrenmek için e-postayı kontrol eder. Buradaki see yalnızca “gözle görmek” değil, “kontrol ederek öğrenmek” anlamındadır. If, cevabı evet ya da hayır olan dolaylı bir soru getirir: “Bilgi isteyen biri oldu mu?” Burada whether sözcüğüne yakın anlamdadır ve bir koşul bildirmez. Yeniden kullanılabilir yapı eylem + to see if + yan cümledir.

Alıştırma

Cümleyi “olup olmadığını öğrenmek için” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: I checked the forecast ____ we needed umbrellas.

Cevabı göster

to see if

Customers will walk in

2:59

Müşteriler içeri girdiklerinde

and either they're coming in to place an order Kalıp ifadeler

3:00

ya ileri bir tarih için sipariş vermek istiyorlar

for future or they'll be coming in for one of our grab and go boards. Kelime

3:03

ya da hazır al-götür sunum tahtalarımızdan birini almaya geliyorlar.

Kalıp ifadeler

place an order: satın alma talebi için standart birleşim

Place an order, ürün veya hizmet satın alma talebi sunmak anlamına gelen sabit ve tarafsız bir sözcük birleşimidir. Buradaki place, bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez. place + an/the/your order yapısını kullanın. Gerektiğinde for + ürün veya miktar ya da with + satıcı ekleyin: place an order for two cakes; place an order with the bakery.

Alıştırma

Hangi cümle, satın alma talebi sunmak için standart Amerikan İngilizcesi sözcük birleşimini kullanıyor?

  1. I called the shop to put an order for two chairs.
  2. I called the shop to place an order for two chairs.
  3. I called the shop to make an order for two chairs.
Cevabı göster

I called the shop to place an order for two chairs.

Kelime

grab-and-go sunum tabakları

Bu cümlede grab and go, önceden hazırlanmış ve hemen satın alınabilecek sunum tabaklarını anlatır. Müşteri raftan birini seçebilir, ödemesini yapabilir ve önceden sipariş vermeden ayrılabilir. İsimden önce kullanıldığında ifade birleşik bir niteleyici olur: a grab-and-go board. Bu fikir yiyecekler, içecekler veya satın almaya hazır diğer ürünler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Önceden hazırlanmış ve satın almaya hazır yiyecekleri anlatan kısa çizgili İngilizce terimi yazın: "The market has a ____ lunch section near the entrance."

Cevabı göster

grab-and-go

They grab one off of the shelf

3:06

Raftan bir tane alıyorlar

and we ring them up at our point of sale software. Notlar

3:08

ve satış noktası yazılımımızla kasada işlemlerini tamamlıyoruz.

Öbek fiiller

ring them up: ödemelerini almak

Burada ring them up, müşterilerin alışverişini kasa veya satış noktası sistemi üzerinden işleyip ödemelerini almak demektir. Ring up öbeksi fiilinin perakende ortamındaki yaygın anlamıdır; müşterilere telefon etmekten söz edilmez. Ring up ayrılabilir. Nesne bir zamirse fiil ile up arasına gelir: ring them up; ring up them denmez. Nesne bir isim olduğunda hem ring up the customers hem de ring the customers up kullanılabilir.

Alıştırma

Bir görevli iki müşterinin alışveriş işlemini yapmaya hazır. Hangi cümlede ring up doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. I'll ring them up at this register.
  2. I'll ring them at this register.
  3. I'll ring up them at this register.
Cevabı göster

I'll ring them up at this register.

Kültür

point of sale software (POS): satış noktası yazılımı

Point of sale software, bir işletmenin kasada işlemleri kaydetmek, toplam tutarları hesaplamak ve ödemeleri işlemek veya takip etmek için kullandığı yazılımdır. Point of sale yaygın olarak POS diye kısaltılır. Bu ifadede sale, yerleşik bir ticari terimin parçasıdır; geçici bir indirim veya kampanya anlamına gelmez. İfade, belirli bir satışı değil yazılımın işlevini tanımlar.

Alıştırma

Örnekte point of sale software hangi anlama geliyor?

  1. Kasadaki satışları kaydetmek ve ödemeleri işlemek için kullanılan yazılım
  2. Bir mağaza için ürün tasarlamakta kullanılan yazılım
  3. Yalnızca geçici bir indirimi duyurmak için kullanılan yazılım
Cevabı göster

Kasadaki satışları kaydetmek ve ödemeleri işlemek için kullanılan yazılım

If they're coming in for a future order,

3:11

İleri bir tarih için sipariş vermeye geldilerse,

we recommend different types of boards for them to pick up Öbek fiiller

3:12

teslim almak üzere seçebilecekleri farklı sunum tahtaları öneriyoruz

Öbek fiiller

pick up: hazırlanmış bir siparişi teslim almak

Bu sipariş bağlamında pick up, kararlaştırılan yere gidip sizin için hazırlanmış bir şeyi teslim almak anlamına gelir. Müşteriler tahtaları mağazadan alacaktır; ifade onları yerden kaldırmak anlamına gelmez. different types of boards for them to pick up ifadesinde them, teslim alma işini yapan kişiyi; boards ise pick up fiilinin örtük nesnesini belirtir. noun + for + person + to + verb kalıbı, o kişinin yapması amaçlanan veya planlanan bir işi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğretilen öbek fiille tamamlayın: Your repaired laptop is ready for you to ____ at the service desk this afternoon.

Cevabı göster

pick up

and then they also schedule a date and time to pick up.

3:15

ardından da teslim alma tarihi ve saatini belirliyorlar.

This is all through the website

3:17

Bunların hepsi internet sitesi üzerinden yapılıyor

and it makes everything really streamlined.

3:19

ve bu da tüm süreci gerçekten çok daha akıcı hâle getiriyor.

I really like to teach the message of pairing different things together

3:22

Farklı lezzetleri birbiriyle eşleştirme fikrini aktarmayı çok seviyorum

and trying the perfect bite.

3:26

ve insanları o kusursuz lokmayı denemeye teşvik etmeyi.

We really just started dipping our toes into the workshop aspect of it Deyimler

3:28

Atölye tarafını daha yeni yeni denemeye başladık

Deyimler

dipping our toes into: temkinli bir ilk deneme

Bu cümlede dipping our toes into mecazidir. İşin atölye tarafını henüz tamamen bağlanmadan, temkinli ve küçük ölçekte denemeye başlamak anlamına gelir. Tekrar kullanılabilecek kalıp dip + iyelik belirleyicisi + toes into + etkinlik veya alan şeklindedir. İyelik sözcüğü, I dip my toes ve she dips her toes örneklerinde olduğu gibi özneye göre değişir. İmge, daha derine girip girmemeye karar vermeden önce durumu denemeyi anlatır.

Alıştırma

Vurgulanan deyimi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Before changing careers, Marcus decided to ____ data analysis by taking one short course.

Cevabı göster

dip his toes into

and people are having a lot of fun in that.

3:31

ve insanlar bu atölyelerde çok eğleniyor.

We're teaching not only just the art of making charcuterie boards.

3:33

Yalnızca şarküteri sunum tahtası hazırlama sanatını öğretmiyoruz.

Yaya Yum Boards is bringing people together through the art of grazing. Notlar

3:36

Yaya Yum Boards, atıştırmalık sunum sanatıyla insanları bir araya getiriyor.

Öbek fiiller

bringing people together: sosyal bağ oluşturmak

Bu cümlede bringing people together, yemek ve atölyeler aracılığıyla insanların buluşmasına, bağ kurmasına ve ortak bir deneyim yaşamasına yardımcı olmak anlamına gelir. Bu nedenle together yalnızca fiziksel yakınlığı değil, sosyal bağlantıyı anlatır. Tekrar kullanılabilecek kalıp bring + insanlar veya grup + together şeklindedir. Özne, bağlantı oluşturan bir etkinlik, ortak ilgi alanı, kuruluş veya amaç olabilir. Buradaki is bringing, bunu markanın şu anda oluşturduğu bir etki olarak sunar.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The community kitchen ____ by giving neighbors a place to cook and talk.

Cevabı göster

brings people together

Kelime

the art of grazing ifadesindeki grazing

Bu yemek bağlamında grazing, oturup tek seferde belirli ve doyurucu bir öğün yemek yerine, belli bir süre boyunca birkaç farklı yiyecekten küçük miktarlarda yemek demektir. Şarküteri veya atıştırmalık tabağı, insanların küçük lokmalar seçmeye devam edebilmesi sayesinde bu yeme biçimine uygundur. The art of, bu etkinliği beceri isteyen veya özenle tasarlanmış bir şey olarak sunar. İfade bir bütün olarak grazing eylemini olumlu bir ortak yemek deneyimine dönüştürür; hayvanların otlamasını ya da derinin hafifçe sıyrılmasını anlatmaz.

Alıştırma

Cümlede the art of grazing ne anlama geliyor?

  1. Derideki hafif bir sıyrığı tedavi etme işlemi
  2. Zaman içinde farklı yiyeceklerden küçük miktarlarda keyif alma becerisi
  3. Büyük bir öğünü olabildiğince hızlı bitirmek
  4. Çiftlik hayvanlarını ot yemeye götürme işi
Cevabı göster

Zaman içinde farklı yiyeceklerden küçük miktarlarda keyif alma becerisi

I couldn't imagine having any other type of job Dilbilgisi

3:40

Başka bir iş yaptığımı hayal bile edemiyorum

Dilbilgisi

couldn't imagine having + isim öbeği

couldn't imagine having yapısında imagine fiilinden sonra having ulaç biçimi gelir. Hayal edilen durum bir eylem veya deneyim olduğunda imagine + -ing biçimi kullanılır: imagine having another job, imagine living elsewhere. Buradaki couldn't imagine, konuşanın bu durumu zihninde canlandırma yeteneğinden yoksun olduğu anlamına gelmez. Başka bir seçeneğin tamamen yanlış veya çok düşük olasılıklı göründüğünü vurgular ve mevcut işe duyulan güçlü bağlılığı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I couldn't imagine ____ any other type of job.

Cevabı göster

having

because I just feel like this is what I was meant to do. Dilbilgisi

3:42

çünkü yapmak için doğduğum şeyin bu olduğunu hissediyorum.

Dilbilgisi

was meant to do: hayattaki amacına uygunluk hissini ifade etmek

“this is what I was meant to do” ifadesinde was meant to do, konuşanın bu işin kendi amacıyla veya hayattaki göreviyle örtüştüğünü hissettiğini anlatır. Birinin ona bu görevi verdiğini ya da yalnızca bir plan yaptığını bildirmez. be meant to + fiil kalıbının kesin anlamını bağlam belirler. Kalıp, kader hissini, birinin ne yapması gerektiğine dair beklentiyi veya amaçlanan işlevi gösterebilir; buradaki düşünceli“I just feel like”ve“this is what...”ifadeleri, hayattaki görev yorumunu destekler.

Alıştırma

“This is what I was meant to do”cümlesinde, meslek yaşamını düşünerek değerlendirdiği bağlama en uygun yorum hangisidir?

  1. Bu işi yapmak için daha yeni program yaptı.
  2. Bu işin hayattaki görevi olduğunu hissediyor.
  3. Biri ona bu işi yapmasını emretti.
Cevabı göster

Bu işin hayattaki görevi olduğunu hissediyor.