Karanlık madde: Göremediğimiz madde - James Gillies: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, evrenin neyden oluştuğuna ilişkin düşüncenin Yunanların dört elementi ve atomlardan karanlık madde kanıtlarına, karanlık enerjiye ve görünmeyen yüzde 95’i açıklayabilecek kuramlara uzanan değişimini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. What appears to be the ordinary stuff of the universe is in fact — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İlk bakışta edinilen izlenimle şaşırtıcı gerçekliği karşı karşıya getirmeyi öğrenin. Bu kalıp, özellikle bilimsel bir sav gündelik gözlemin doğurduğu varsayımı düzelttiğinde, yanlış anlamaları ve sezgilere aykırı bulguları açıkça anlatmanıza yardımcı olur. 2. So there must be — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: must sözcüğünün zorunluluk değil, kanıtlara dayanan güçlü bir çıkarım bildirdiği kullanımı ayırt edin. Görünür kütlenin yer çekimi yetersizken galaksilerin dağılmamasından ek madde sonucuna varılması gibi, gözlenebilir bir sonuçtan görünmeyen bir nedeni çıkarmak için bu yapıyı kullanabilirsiniz. 3. If we found evidence for SUSY, we could go from understanding 5% of our universe, the things we can actually see, to around a third. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Varsayımsal bir kanıtı bilginin olası genişlemesine bağlamak için if yan cümlesini could go from...to... ile kullanın. Bu yapı bilimsel öngörüleri, beklenen sonuçları ve belirli bir koşulun gerçekleşmesine bağlı değişimleri sunmak için uygundur.
Bu derste
The ancient Greeks had a great idea. The universe is simple. In their minds, all you needed to make it were four elements: Dilbilgisi
0:14Antik Yunanlıların harika bir fikri vardı. Evren basittir. Onlara göre, onu oluşturmak için tek ihtiyacınız olan dört elementti:
all you needed to make it were: gerekenlerin tamamını sunma
All you needed to make it bölümü, bir bütün olarak özneye benzer bir görev üstlenir. All, bir şeyi yapmak için gerekenlerin tamamını anlatır; yani bu kümenin dışında başka hiçbir şeye ihtiyaç olmadığını belirtir. Were four elements, bu kümenin dört element olduğunu açıklar. Bu cümlede çoğul four elements ifadesi were kullanımını destekler. Fiil it ile uyum sağlamaz; çünkü it, ilk bölümde make fiilinin nesnesidir.
Alıştırma
Bir onarım için gerekenlerin tamamını sunan kalıbı hangi cümle doğru kullanıyor?
- All we needed complete the repair were a wrench and two bolts.
- All we were needed to complete the repair a wrench and two bolts.
- All we needed to complete the repair were a wrench and two bolts.
Cevabı göster
All we needed to complete the repair were a wrench and two bolts.
As theories go: değerlendirme kategorisini belirleme
As theories go, değerlendirme yapılmadan önce karşılaştırma kategorisini belirler. As + çoğul kategori adı + go yapısı, bir örneğin aynı kategorideki diğer örneklerle karşılaştırılarak değerlendirildiğini gösterir. Burada teori, diğer teorilerle karşılaştırıldığında güzel olarak niteleniyor. Bu övgünün kapsamını sınırlar; teorinin mutlaka doğru, yararlı ya da her yönüyle iyi olduğu söylenmiyor. Go, değerlendirme kalıbının bir parçasıdır ve hareket anlatmaz.
Alıştırma
Bir planı diğer planlarla karşılaştırıyorsunuz. As + çoğul kategori adı + go değerlendirme kalıbını kullanın: ____, this one is unusually simple.
Cevabı göster
As plans go
It says that by combining the four basic elements in different ways, Dilbilgisi
0:29Dört temel elementi farklı şekillerde birleştirerek,
you can produce all the wonderful diversity of the universe.
0:32evrenin tüm o harika çeşitliliğini üretebileceğinizi söylüyor.
by combining...: by + -ing ile yöntem belirtme
By + fiilin -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi belirtir. Bu cümlede by combining..., çeşitliliğin nasıl üretilebileceğini açıklar: aynı dört elementin farklı birleşimleri farklı sonuçlar oluşturur. Bu yöntem yapısında by sözcüğünden sonra fiil gelirse by combining örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır; by combine denmez. By öbeği ana cümlenin önünde veya arkasında bulunabilir. Burada by, “yanında” değil, “bir eylem aracılığıyla” anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi by ve compare fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: ____ the two maps, Lena found the shorter path.
Cevabı göster
By comparing
It didn't predict anything that could be measured. Dilbilgisi
0:44Ölçülebilecek hiçbir şeyi öngörmedi.
that could be measured: kiplik edilgen yapı içeren ilgi cümleciği
That could be measured, anything sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. “Ölçülmesi mümkün olan herhangi bir şey” anlamına gelir ve teorinin yapmadığı tahmin türünü belirtir. Could + be + geçmiş zaman ortacı, kiplik fiille kurulan edilgen bir yapıdır. Could olasılık veya mümkün olma anlamı verirken be measured, odağı ölçülen şeyin üzerine koyar. Bilimde ölçülebilir bir tahmin, gözlem veya deney yoluyla kontrol edilebilir.
Alıştırma
Cümleyi could ve measure fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: We needed a result that ____.
Cevabı göster
could be measured
And measurement is the basis of experimental science. Kalıp ifadeler
0:47Ve ölçüm, deneysel bilimin temelidir.
the basis of experimental science: soyut bir temel
“the basis of experimental science” ifadesinde basis, deneysel bilimin dayandığı soyut temel veya desteği anlatır. Fiziksel bir yer anlamına gelmez. “X is the basis of Y” yapısı, X'i Y'nin üzerine kurulduğu temel bir ilke veya destek olarak sunar. Bu cümlede ölçüm, deneysel bilimin işleyişi için vazgeçilmez olarak gösterilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: Trust is ____ a strong friendship.
Cevabı göster
the basis of
Worse still: daha ciddi bir sorunu belirtmek
Cümlenin başındaki “Worse still,”, sıradaki olumsuz noktanın az önce belirtilen sorundan daha ciddi olduğunu gösterir. Bilgileri yalnızca yeni bir madde ekleyerek değil, giderek kötüleşen bir sıra içinde düzenler. Bu kalıplaşmış bağlayıcıda still, “şimdiye kadar devam etmek” anlamına gelmez. İki sözcük birlikte, daha da kötü bir gerçeğin geleceğini bildirir.
Alıştırma
Daha ciddi sorunu belirtmek için dersteki iki sözcüklü bağlayıcının aynısını kullanın: The map was unclear. ____, it showed the wrong route.
Cevabı göster
Worse still
But the Greeks were great scientists of the mind, Deyimler
0:52Fakat Yunanlılar zihnin büyük bilim insanlarıydı,
great scientists of the mind: büyük kuramsal düşünürleri anlatan bir mecaz
Burada great scientists of the mind mecazlı bir değerlendirmedir. Yunanların akıl yürüterek kapsamlı açıklamalar ve kuramlar oluşturmakta çok başarılı oldukları anlamına gelir; onları modern psikologlar, sinirbilimciler veya beyin araştırmacıları olarak tanımlamaz. Bu ifade, güçlü soyut düşünme ile daha zayıf deneysel ölçüm arasında bir karşıtlık kurar. Daha genel olarak, arkasından of the mind gelen bir isim düşünce veya zihinle ilgili bir şeyi anlatabilir; ancak tam anlamı bağlama göre değişir.
Alıştırma
Bu cümlede great scientists of the mind ne anlama geliyor?
- Hepsi modern bir meslek olarak fiziksel beyni inceliyordu.
- Laboratuvar deneylerinde fikirleri ölçmekte özellikle iyiydiler.
- Akıl yürütme ve kuram geliştirme konusunda çok yetenekliydiler.
Cevabı göster
Akıl yürütme ve kuram geliştirme konusunda çok yetenekliydiler.
Leucippus of Miletus came up with one of the most enduring scientific ideas ever. Notlar
0:56Miletli Leukippos gelmiş geçmiş en kalıcı bilimsel fikirlerden birini ortaya attı.
came up with: düşündü veya ortaya attı
Came up with, come up with öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada Leukippos'un bilimsel fikri düşündüğü, ortaya çıkardığı veya formüle ettiği anlamına gelir. Come up with ifadesini tek bir birim olarak ele alın. Yapısı özne + come up with + idea, plan, solution, answer veya düşünmenin başka bir sonucu şeklindedir. with sözcüğünden sonraki isim öbeği, özneye eşlik eden bir kişi değil, üretilen içeriktir.
Alıştırma
Grubun fikri ürettiğini göstermek için cümleyi come up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After an hour of discussion, the group ____ a name for its robot.
Cevabı göster
came up with
one of the most ... ever: tüm zamanların en ... olanlarından biri
one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim kalıbı, bir kişi ya da şeyi karşılaştırmanın en üst grubundaki üyelerden biri olarak gösterir. “En ... olanlardan biri” anlamına gelir; “tek ve mutlak olarak en ... olan” demek değildir. Bu cümlede most enduring, çoğul ideas ismini niteler; ever ise zaman aralığını tüm tarihe genişletir. Böylece kalıp, bu fikir hakkında güçlü bir tarihsel değerlendirme yapar.
Alıştırma
Hangi cümle mikrop kuramının tarihteki en önemli fikirlerden biri olduğunu doğru biçimde söyler?
- The germ theory is one of the most important ideas ever.
- The germ theory is one of the most important idea ever.
- The germ theory is the one of most important ideas ever.
Cevabı göster
The germ theory is one of the most important ideas ever.
Everything we see is made up of tiny, indivisible bits of stuff called atoms. Öbek fiiller
1:01Gördüğümüz her şey, atom adı verilen minik, bölünemez madde parçacıklarından oluşur.
be made up of: bir bütünün parçalarını belirtmek
be made up of, “-den oluşmak” anlamına gelir. Özne bütünü, of sonrasındaki isim öbeği ise parçaları ya da üyeleri belirtir. Bu cümlede everything we see bütündür; tiny, indivisible bits of stuff called atoms ise parçalardır. of sözcüğü bu oluşum anlamının işaretidir. Bu yapı olmadığında made up, “uydurulmuş” gibi başka anlamlara gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “-den oluşmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The rescue team is ____ trained volunteers.
Cevabı göster
made up of
and it has the advantage over the Earth, Air, Fire, and Water theory of being right. Dilbilgisi
1:08ve Toprak, Hava, Ateş ve Su teorisine göre doğru olma avantajına sahiptir.
has the advantage over ... of being ...: göreli bir avantajı belirtmek
Burada has the advantage over ... of being ..., bu teorinin Toprak, Hava, Ateş ve Su teorisinden belirli bir yönden daha iyi olduğunu söyler: Bu teori doğrudur. over karşılaştırılan teoriyi, of being right ise avantajın ne olduğunu gösterir. Kullanılabilir kalıp A has the advantage over B of being + sıfat şeklindedir. of ile başlayan bölüm B'yi değil, A'nın avantajını açıklar.
Alıştırma
has the advantage over ... of being ... kalıbıyla resmî karşılaştırmayı tamamlayın: This battery ____ the older model ____ lighter.
Cevabı göster
has the advantage over · of being
Centuries of scientific thought and experimentation
1:12Yüzyıllar süren bilimsel düşünce ve deneyler,
have established that the real elements, things like Hydrogen, Carbon, and Iron, Kalıp ifadeler
1:15Hidrojen, Karbon ve Demir gibi gerçek elementlerin,
have established that: kanıtlardan çıkan kesin bir sonucu bildirmek
Burada have established that, “güçlü ve birikmiş kanıtlarla bir şeyin doğru olduğunu göstermiştir” anlamına gelir. that yan cümlesi sonucu verir: Elementler atomlara ayrılabilir. Present perfect yapıdaki have established, geçmişteki yüzyıllarca düşünce ve deneyi bugün kabul edilen bir sonuca bağlar. establish resmîdir ve basitçe suggest demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Hangi cümle kanıta dayalı kesin bir sonucu bildirmek için have established that ifadesini doğal biçimde kullanır?
- One quick guess has established that the material might be safe.
- Years of testing have established because the material is safe.
- Years of testing have established that the material is safe.
Cevabı göster
Years of testing have established that the material is safe.
can be broken down into atoms: atomlara ayrılabilir
can be broken down into atoms ifadesinde can + be + geçmiş zaman ortacı broken edilgen bir yapı oluşturur. Özne, bölme işlemini yapan kişi ya da şey değil, bölünen bütündür. break something down into X, bir bütünü analiz ederek into sözcüğünden sonra belirtilen daha küçük birimlere ayırmak demektir. Burada broken down, hasarlı veya bozuk anlamına gelmez; elementlerin atom düzeyine kadar ayrılabildiğini söyler. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp something can be broken down into components şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi daha küçük parçalara ayrılmak anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The project can be ____ five simple tasks.
Cevabı göster
broken down into
that's still recognizable as Hydrogen, Carbon, or Iron. Kalıp ifadeler
1:26ki bu hala Hidrojen, Karbon veya Demir olarak tanımlanabilir.
still recognizable as: hâlâ hidrojen, karbon veya demir olarak tanınabilen
Recognizable as + bir isim öbeği, bir kişi ya da şeyin belirli bir kişi, nesne, tür veya rol olarak tanınabildiğini belirtir. Still, bir şey küçültüldükten veya değiştirildikten sonra bile bunun geçerli kalmaya devam ettiğini gösterir. Burada küçük madde parçası hâlâ hidrojen, karbon veya demir olarak tanımlanabilir. Başka durumlarda da kullanılabilen X is still recognizable as Y kalıbı, Y'nin kimliğinin veya temel özelliklerinin belirgin kaldığını söyler.
Alıştırma
Yenilenmiş binanın hâlâ eski kütüphane olarak tanımlanabildiğini doğru biçimde söyleyen cümle hangisidir?
- The renovated building is still recognizable to the old library.
- The renovated building is still recognizable as the old library.
- The renovated building still recognizes the old library.
Cevabı göster
The renovated building is still recognizable as the old library.
The only thing wrong with Leucippus's idea is that atoms are, in fact, divisible. Notlar
1:29Leukippos'un fikrindeki tek yanlış, atomların aslında bölünebilir olmasıdır.
The only thing wrong with X is that Y: tek sorunu belirtmek
The only thing wrong with X is that Y kalıbı eleştiriyi tek bir sorunla sınırlar. X, değerlendirilen fikri, planı veya şeyi belirtir; that ile başlayan yan cümle de sorunun tam olarak ne olduğunu açıklar. Bu cümlede X, Leucippus's idea ifadesidir ve belirli sorun atoms are divisible bilgisidir. Bu anlatım, fikrin diğer yönlerden sağlam veya yararlı olduğunu düşündürür; böylece fikri tamamen reddetmek yerine tek bir noktayı düzeltir.
Alıştırma
Cümleyi The only thing wrong with X is that Y kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: ____ the proposal ____ it has no budget.
Cevabı göster
The only thing wrong with · is that
in fact: önceki bilgiyi düzeltmek veya güncellemek
In fact, anlatımın yönünü gösteren bir işaret, yani söylem belirtecidir. Burada, sonraki bilginin atomların bölünemeyeceği yönündeki önceki fikri düzelttiğini gösterir: daha doğru bilgi, atomların bölünebilir olduğudur. Buradaki gibi bir yan cümlenin içinde ve virgüllerle ayrılarak kullanıldığında, yan cümlenin temel dil bilgisi yapısını değiştirmeden düzeltmeyi vurgular. Daha genel olarak in fact, önceki bir iddiayı veya varsayımı düzeltebilir, açıklığa kavuşturabilir ya da güçlendirebilir.
Alıştırma
“Many people think bats are blind. In fact, they can see,” cümlelerinde in fact ne işe yarar?
- Önceki inancı daha doğru bilgilerle düzeltir.
- Önceki inanca bir örnek verir.
- İnsanların önceki inancı neden oluşturduğunu açıklar.
Cevabı göster
Önceki inancı daha doğru bilgilerle düzeltir.
his atoms idea turns out to explain just a small part of what the universe is made of. Kalıp ifadeler
1:34atom fikrinin, evrenin neyden yapıldığının sadece küçük bir kısmını açıkladığı ortaya çıktı.
turns out to: sonradan ortaya çıkan sonuç
Turns out to, bir şeyin “sonradan anlaşıldığını veya ortaya konduğunu” ifade eder. Ardından gelen eylemi daha sonra açıklığa kavuşan bir sonuç olarak sunar ve çoğu zaman kanıtların önceki bir beklentiyi değiştirdiğini sezdirir. Bu cümlede to sözcüğünden sonra explain fiilinin yalın hâli gelir. Atomlarla ilgili fikrin yalnızca sınırlı bir bölümü açıkladığı sonunda anlaşılır; fiziksel olarak dönme anlamı yoktur.
Alıştırma
Sonradan ortaya çıkan bir sonucu bildirmek için turn out to yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The new route turned to out be faster.
- The new route turned out be faster.
- The new route turned out to be faster.
Cevabı göster
The new route turned out to be faster.
just a small part of: yalnızca sınırlı bir bölüm
Just a small part of, “bir şeyin yalnızca sınırlı bir bölümü” anlamına gelir. Small miktarın az olduğunu belirtir, just ise “yalnızca” anlamıyla kapsamı daha da daraltır; böylece bu bölümün bütün olmadığı güçlü biçimde vurgulanır. Burada fikir, evrenin bütün yapısını açıklamaz. Fikrin açıklama kapsamının çok sınırlı olduğu ifade edilir.
Alıştırma
Cümlede just a small part of ne anlatıyor?
- Bütünün tamamı değil, yalnızca sınırlı bir bölümü
- Bütünün en önemli bölümü
- Çok yakın zamanda keşfedilmiş bir bölüm
Cevabı göster
Bütünün tamamı değil, yalnızca sınırlı bir bölümü
What appears to be the ordinary stuff of the universe Dilbilgisi
1:39Evrenin sıradan maddesi gibi görünen şey,
What appears to be ... is in fact ...: ilk izlenimi düzeltme
What appears to be the ordinary stuff of the universe, özne görevi gören bir isim yan cümleciğidir. Burada what, “... olan şey” anlamına gelir; dolayısıyla başlangıç bir soru değildir. What appears to be X is in fact Y kalıbı, ilk izlenim ile gerçek ya da şaşırtıcı durumu karşı karşıya getirir. Bir varsayımı düzeltmek veya sezgilere aykırı bir gerçeği sunmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Karşıtlığı appears to be ... is in fact kalıbıyla tamamlayın: What ____ a minor delay ____ a serious safety problem.
Cevabı göster
appears to be · is in fact
actually make up only about 5% of what we know to be there. Öbek fiiller
1:45aslında var olduğunu bildiğimiz şeylerin sadece yaklaşık %5'ini oluşturur.
actually make up only about 5%: küçük bir oranı ifade etme
Burada make up, “oluşturmak” veya “belli bir orana karşılık gelmek” anlamındadır: atomlar ve ilgili şeyler bütünün bir bölümünü oluşturur. Yaygın kalıp A make(s) up X% of B şeklindedir. Actually, beklentinin düzeltildiğini gösterir. Only payın küçük olduğunu vurgular, about ise %5'in yaklaşık bir değer olduğunu belirtir. Bu nedenle actually make up only about 5%, “aslında bütünün yaklaşık %5'i gibi küçük bir bölümünü oluşturmak” anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için make up ifadesini actually, only ve about ile birlikte kullanın: Late applications ____ 5% of the total.
Cevabı göster
actually make up only about
know A as B: kabul görmüş bir ad veya sınıflandırma
know A as B yapısında A tanımlanan şey, B ise onun kabul görmüş adı veya sınıflandırmasıdır. Burada A the rest of the universe, B the dark universe ifadesidir; Physicists ise terminolojisi açıklanan topluluğu belirtir. Araya giren 95% of it yalnızca A hakkında ek bilgi verir. Bu yapı, bir grubun bir şeyi hangi ad veya sınıflandırmayla tanıdığını gösterir. Bir terimi tanıtan resmî açıklamalarda yaygındır; as, A’yı B etiketiyle bağlar ve karşılaştırma yapmaz.
Alıştırma
Cümleyi resmî adlandırma yapısı know A as B ile tamamlayın: Scientists ____ this reaction ____ oxidation.
Cevabı göster
know · as
dark matter ve dark energy: dark sözcüğünün bilimsel anlamı
Dark matter ve dark energy, kozmolojide yerleşmiş terimlerdir. Dark matter, varlığı çoğunlukla kütle çekim etkilerinden çıkarılan maddedir. Dark energy ise evrenin hızlanan genişlemesini açıklamak için kullanılan, niteliği hâlâ belirsiz bir bileşenin adıdır. Her iki terimde de dark, bileşenin ışıkla doğrudan gözlemlenmediğini ve çoğunlukla etkileri üzerinden bilindiğini gösterir. Siyah bir rengi veya kötü, üzgün ya da korkutucu bir şeyi anlatmaz.
Alıştırma
Dark matter ve dark energy ifadelerinde dark en güçlü biçimde neyi belirtir?
- Kötü veya korkutucu olduklarını.
- Işıkla doğrudan gözlemlenmek yerine çoğunlukla dolaylı etkiler yoluyla bilindiklerini.
- Renklerinin siyah olduğunu.
Cevabı göster
Işıkla doğrudan gözlemlenmek yerine çoğunlukla dolaylı etkiler yoluyla bilindiklerini.
How do we know this?: iddiadan kanıta geçiş köprüsü
Bir açıklamada How do we know this? çoğu zaman retorik bir sorudur: konuşmacı cevabı bilmediğini kabul etmez ve dinleyicilerden sorunu çözmelerini istemez. Buradaki this, hemen önce söylenen iddiaya gönderme yapar. Bu soru, iddiadan onu destekleyen bilgilere geçildiğini gösterir. Dinleyiciye sırada kanıtların, gözlemlerin, ölçümlerin veya akıl yürütmenin bulunduğunu bildirir.
Alıştırma
Bir açıklamada How do we know this? çoğu zaman neyin işaretidir?
- Önceki iddiayı destekleyen kanıtlar birazdan sunulacak.
- Konuşmacı destek sunmadan konuyu bitiriyor.
- Konuşmacı önceki iddiayı ilgisiz bir iddiayla değiştirmek istiyor.
Cevabı göster
Önceki iddiayı destekleyen kanıtlar birazdan sunulacak.
we know because we look at things and we see them.
1:58biliyoruz çünkü nesnelere bakar ve onları görürüz.
That might seem ..., but it's actually ... ile ilk izlenimi düzeltme
That might seem A, but it's actually B kalıbı önce olası bir izlenimi kabul eder, ardından bu izlenimin yerine konuşmacının asıl değerlendirmesini koyar. Bu cümlede rather simplistic ilk izlenim, quite profound ise konuşmacının vurgulamak istediği sonuçtur. Might ilk değerlendirmeyi kesin olmaktan çıkarır, seem ise onu gerçek yerine bir görünüş olarak sunar. But ve actually düzeltmenin geldiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi might seem ..., but it's actually ... kalıbının iki bölümüyle tamamlayın: The safety check ____ unnecessary, ____ very important.
Cevabı göster
might seem · but it's actually
look out into space: tek bir yön oluşturan out ve into
look out into space ifadesinde out, bakışın bulunulan yerden dışarıya yöneldiğini; into space ise bakışın yöneldiği geniş alanı gösterir. İfade bir bütün olarak dışarıya, uzaya doğru bakmak anlamına gelir. Out ve into birbiriyle çelişmez. Out, gözlem noktasından dışarıya doğru olan yönü; into ise hedefi ya da görüş alanını verir. Aynı kalıp başka açık alanlarla da kullanılabilir.
Alıştırma
Leo bir uzay aracının içinden gözlerini dışarıdaki yıldızlara çevirdi. Bu yönü en doğal biçimde hangi cümle ifade eder?
- Leo looked out into space.
- Leo looked out for space.
- Leo looked into the spacecraft.
Cevabı göster
Leo looked out into space.
with beautiful spiral shapes spinning gracefully through space.
2:13uzayda zarafetle dönen güzel sarmal şekillere sahiptir.
When scientists first measured the motion of groups of galaxies in the 1930s Dilbilgisi
2:17Bilim insanları 1930'larda galaksi gruplarının hareketini ilk kez ölçtüklerinde
and weighed the amount of matter they contained, Kelime
2:21ve içerdikleri madde miktarını tarttıklarında,
weighed the amount of matter: bilimsel bağlamda kütleyi tahmin etmek
Bu cümlede weighed, “kütlesini belirledi veya tahmin etti” anlamına gelir. Bilim insanları gökada gruplarını bir tartıya koyamazdı; içerdikleri maddenin kütlesini bulmak için gözlemlerden ve hesaplamalardan yararlandılar. Bu, günlük weigh fiilinin bilimsel bir uzantısıdır. Çok büyük veya uzaktaki bir nesne “weighed” edildiğinde kütlesi genellikle fiziksel bir tartıyla ölçülmez, dolaylı olarak hesaplanır.
Alıştırma
Bu astronomi cümlesinde “weighed the amount of matter” ne anlama gelir?
- Bilim insanları yalnızca maddenin hareket hızını ölçtü.
- Bilim insanları gözlemlerden yararlanarak maddenin kütlesini tahmin etti.
- Bilim insanları gökadaları sıradan bir tartının üzerine koydu.
Cevabı göster
Bilim insanları gözlemlerden yararlanarak maddenin kütlesini tahmin etti.
When ... measured ... and weighed ..., they ...: ana cümleden önce verilen arka plan
Cümle uzun bir When yan cümlesiyle başlar. Bu yan cümlenin içinde measured ve weighed, and ile bağlanan ve aynı özneye, yani scientists sözcüğüne bağlı iki geçmiş zaman fiilidir. Başka bir deyişle, bilim insanları hem hareketi ölçmüş hem de madde miktarını hesaplamıştır. Bu yan cümle zamanı ve araştırma arka planını verir. Virgülden sonraki they were in for a surprise ana cümledir ve cümlenin temel gelişmesini verir: bilim insanları beklenmedik bir şeyle karşılaşmak üzeredir. Bu kalıptaki uzun cümlelerde önce When ile arka planı bulun, yan cümlede and ile bağlanan fiilleri takip edin ve ne olduğunu öğrenmek için ana cümleyi bekleyin.
Alıştırma
Hangi cümle, When yan cümlesinde iki arka plan eylemini bağlayıp ardından ana cümlede bir keşif verir?
- When the team tested the device and checked the data, they discovered a problem.
- When the team tested the device, they discovered a problem and checked the data.
- Because the team tested the device and checked the data, they discovered a problem.
Cevabı göster
When the team tested the device and checked the data, they discovered a problem.
were in for a surprise: beklenmedik bir şey yaşamak üzere olmak
Be in for + isim, “bir şeyi yaşamak veya bir şeyle karşılaşmak üzere olmak” anlamına gelir. Bu nedenle were in for a surprise, bilim insanlarının beklenmedik bir sonuç keşfetmek üzere olduğunu haber verir. Burada in for bir konumu anlatmaz. Bu ifade, hikâyenin belirli bir noktasından sonra olacakları önceden bildirerek sırada ne olduğuna dair merak yaratır.
Alıştırma
“Beklenmedik bir şey yaşayacaklardı” anlamındaki deyimi tamamlayın: They were ____ a surprise.
Cevabı göster
in for
They found that there's not enough visible stuff in those groups to hold them together. Notlar
2:24Bu gruplarda onları bir arada tutmaya yetecek kadar görünür madde olmadığını buldular.
there's not enough ... to ...: bir sonuç için miktarın yetersiz olması
There's not enough + isim + to + fiil kalıbı, bir şeyin miktarının sonraki eylem veya sonuç için yetersiz olduğunu anlatır. Burada visible stuff isim öbeğidir; to hold them together ise daha fazla miktar gerektiren sonucu belirtir. Cümle, hiç görünür madde olmadığı anlamına gelmez. Görünür madde vardır, ancak grupları bir arada tutmak için gereken kütleçekimini oluşturmaya yetecek kadar değildir.
Alıştırma
not enough ... to yapısındaki eksik kelimeyle cümleyi tamamlayın: There is not ____ fuel to reach the next town.
Cevabı göster
enough
to hold them together: onları bir arada tutup ayrılmalarını önlemek
To hold them together, onları tek bir bütün hâlinde tutmak ve ayrılmalarını önlemek demektir. hold + nesne + together yapısında hold, bir durumda tutmak anlamına gelir; together ise eylemin gerçekleştiği yeri değil, ortaya çıkan durumu anlatır. Burada them, bu grupları oluşturan öğeleri belirtir; kütleçekimi de onları bağlı tutabilecek kuvvettir. Bu kalıp, fiziksel bir nesneyi sağlam tutan şeyi veya bir grubu birlik içinde tutan şeyi de anlatabilir.
Alıştırma
the team ifadesini nesne olarak kullanıp takımı birlik içinde tutmak anlamını verecek bir hold ... together biçimiyle cümleyi tamamlayın: Trust can ____ during a crisis.
Cevabı göster
hold the team together
Later measurements of individual galaxies confirmed this puzzling result. Kalıp ifadeler
2:28Bireysel galaksilerin daha sonraki ölçümleri bu şaşırtıcı sonucu doğruladı.
confirmed this puzzling result: bu şaşırtıcı sonucu doğruladı
Confirmed this puzzling result, daha sonraki ölçümlerin önceki bir bulguyu bağımsız biçimde desteklediği anlamına gelir. Buradaki confirm yalnızca bildirmek ya da fark etmekten daha güçlüdür: yeni kanıt sonucu daha güvenilir hâle getirmiştir. This, görünür maddenin galaksileri bir arada tutmaya yetmediği yönündeki önceki bulguya gönderme yapar. Puzzling, bulgunun hâlâ açıklanması gerektiğini belirtir; doğrulanması gizemin çözüldüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle sonraki kanıtların önceki bir bulguyu desteklediği anlamına gelir?
- A follow-up study questioned the original result.
- A follow-up study confirmed the original result.
- A follow-up study explained the original result.
Cevabı göster
A follow-up study confirmed the original result.
There's simply not enough visible stuff in galaxies to provide enough gravity to hold them together. Kalıp ifadeler
2:32Galaksilerde onları bir arada tutacak kadar yerçekimi sağlayacak yeterli görünür madde yoktur.
provide enough gravity: yeterli yer çekimi sağlamak
Provide enough gravity ifadesinde provide, gerekli olan şeyi sağlamak veya üretmek anlamına gelir. Burada gravity, birine verilen bir nesne değil, bir etki ya da koşuldur. Görünür maddenin yeterli kütle çekimi oluşturması gerekirdi. Başka durumlarda da kullanılabilen provide enough + isim + to + fiil kalıbı, bir amaç için yeterli miktarda bir şey sağlamak anlamına gelir. Bu cümlede, galaksileri bir arada tutmak için gereken yer çekimini sağlayacak kadar görünür madde olmadığı söyleniyor.
Alıştırma
Cümleyi provide, enough ve power sözcüklerini doğal sıraya koyarak tamamlayın: This battery can ____ to run the clock.
Cevabı göster
provide enough power
From what we can see: sonucu görülebilen kanıtlarla sınırlamak
From what we can see, ardından gelen sonucun hangi kanıta dayandığını gösterir. Buradaki from, bir yerden uzaklaşmayı değil, “...e dayanarak” anlamını taşır. Bu ifade iddianın kapsamını da sınırlar: konuşan kişi yalnızca görülebilen bilgilere göre akıl yürütür ve ilgili bütün gerçekleri bildiğini öne sürmez. Böylece sonuç daha temkinli olur ve yeni kanıtlar çıkarsa değişebilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “görülebilen kanıtlara dayanarak” anlamına gelen beş sözcüklü girişle tamamlayın: ____, the package appears unopened.
Cevabı göster
From what we can see
they ought to fly apart: gözlemlenmiş bir gerçek değil, beklenen bir sonuç
they ought to fly apart ifadesinde ought to + fiilin yalın hâli, birbirinden uzaklaşmayı mevcut kanıt ya da teoriye göre beklenen sonuç olarak sunar. Ayrılmanın gerçekten gerçekleştiğini söylemez. Ardından onların aslında birbirinden uzaklaşmadığının belirtilmesi, bu kullanımın neden önemli olduğunu gösterir: ought to tahmini işaretler ve gözlemin tahminle uyuşmaması ihtimaline yer bırakır.
Alıştırma
Bu dersteki ifadeyle tahmini tamamlayın: According to the model, the two objects ____ move apart.
Cevabı göster
ought to
fly apart: hızla birbirinden ayrılmak
Fly apart, birden fazla parça ya da unsurun hızla farklı yönlere ayrılması demektir. Apart, artık bir arada olmama sonucunu verir; fly ise harekete hız, şiddet veya kontrolsüzlük hissi katar. Bu cümlede they, bir grup hâlinde bir arada duran şeyleri anlatır. Bu yüzden they ought to fly apart, bilinenlere göre grubun dağılmasının beklendiği anlamına gelir. İfade, bir grup veya sistemin hızla bütünlüğünü kaybetmesini anlatmak için mecaz olarak da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi fly apart ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When the model hit the floor, its pieces ____.
Cevabı göster
flew apart
So there must be stuff there that we can't see. Dilbilgisi
2:40Demek ki orada göremediğimiz bir şeyler olmalı.
So there must be ...: kanıta dayalı güçlü bir çıkarım
So, cümleyi önceki kanıta bağlar. There must be, konuşanın var olduğuna güçlü biçimde vardığı bir şeyi sunar: kanıt, orada bir şey olduğunu gösterir. Buradaki must bir kural veya emir değil, mantıksal zorunluluk ya da yüksek kesinlik bildirir. so + there must be + isim öbeği yapısı, gözlenen bir sonuç görünmeyen bir neden gerektirdiğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi bir şeyin varlığına ilişkin güçlü çıkarım bildiren üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: The lights just turned on, so ____ someone inside.
Cevabı göster
there must be
We call that stuff dark matter: call + nesne + ad
We call that stuff dark matter cümlesinde call, call + nesne + ad yapısını izler: that stuff nesnedir, dark matter ise ona verilen addır. Bu yapıda as kullanılmaz. Buradaki that stuff, hemen önce açıklanan görünmez maddeyi gösterir. Cümle, bir fikri açıklamaktan onun bilimsel adını vermeye geçer; aynı yapı tanımlama ve sınıflandırmada da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi call + nesne + ad yapısını kullanan fiille tamamlayın: We ____ a young dog a puppy.
Cevabı göster
call
the cosmic microwave background: Büyük Patlama'nın artçı ışıması
The cosmic microwave background, erken evrenden kalan zayıf mikrodalga ışımasıdır. Sıcak ve genç evren, ışığın geçebileceği kadar soğuduktan sonra bu ışıma uzayda serbestçe yol almaya başladı. the afterglow of the Big Bang ifadesi, terimi daha basit sözlerle yeniden açıklar. Burada background, ekran arka planı veya genel arka plan bilgisi değil, gökyüzünün her yanına yayılmış ışıma anlamındadır. Bilim insanları bu ışımanın küçük desenlerini ölçerek karanlık madde de dahil olmak üzere evrende neler bulunduğunu çıkarabilir.
Alıştırma
Bu cümlede the cosmic microwave background ne anlama geliyor?
- Samanyolu'nun içinde saklı koyu renkli madde
- Erken evrenden kalan zayıf mikrodalga ışıması
- Bir teleskop ekranında gösterilen arka plan resmi
Cevabı göster
Erken evrenden kalan zayıf mikrodalga ışıması
the afterglow of the Big Bang: kalıcı bir kozmik iz
Bu cümlede the afterglow of the Big Bang, cosmic microwave background kavramını basit ve görsel bir imgeyle anlatır. Afterglow, parlak bir kaynak veya olaydan sonra kalan ışık ya da parıltıdır; bu nedenle ifade, söz konusu radyasyonu erken evrenin bıraktığı soluk bir iz olarak betimler. Bu imge mecazidir: sıradan bir patlamanın hâlâ yanıp bugün gözle görülebildiği anlamına gelmez. Çok eski bir olayın bugün bile ölçülebilen bir sinyal bırakabileceğini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede the afterglow of the Big Bang ifadesi ne anlama gelir?
- Erken evrenden kalan kalıcı bir sinyal
- Hâlâ yanan sıradan ve görünür bir ateş
- Büyük Patlama'dan önce var olan ışık
Cevabı göster
Erken evrenden kalan kalıcı bir sinyal
But that's another story: yan konuyu şimdilik ertelemek
That's another story, bağlantılı bir konuyu o anda açıklamak yerine bir kenara bırakmak için kullanılan bir deyimdir. Burada story, olay örgüsü olan bir hikâyeden ziyade ayrı bir mesele veya tartışma anlamına gelir. But, bu yorumu önceki düşünceye bağlarken ana konuya dönüşü de işaret eder. Cümlenin tamamı, konunun ilgili olduğunu ancak şimdi ele alınmasının konuşmacıyı ana konudan uzaklaştıracağını anlatır.
Alıştırma
Yan konuyu erteleyen bu nottaki deyimle cümleyi tamamlayın: I can explain why the alarm went off, but ____. Let's finish the safety check first.
Cevabı göster
that's another story
All of the evidence we have says that dark matter is there
2:52Elimizdeki tüm kanıtlar karanlık maddenin orada olduğunu söylüyor
and it accounts for much of the stuff in those beautiful spiral galaxies that fill the heavens. Notlar
2:55ve gökleri dolduran o güzel sarmal galaksilerdeki maddenin çoğunu oluşturduğunu.
it accounts for: bir bütünün payını ifade etme
Burada it, dark matter ifadesine gönderme yapar. accounts for much of the stuff, “maddenin büyük bir bölümünü oluşturur” anlamına gelir. Ardından much of the stuff geldiği için bu ifade, karanlık maddenin toplam içindeki payını anlatır. Account for, “bir şeyin nedenini açıklamak” anlamına da gelebilir; anlamı, ardından gelen sözcükler belirler. Miktar, yüzde veya bölüm gelmesi, burada kullanılan “toplamın bir payını oluşturmak” anlamına işaret eder.
Alıştırma
“Toplamın bir payını oluşturur” anlamındaki, account temelli iki sözcüklü ifadeyle raporu tamamlayın: Renewable energy ____ 30 percent of the town's electricity.
Cevabı göster
accounts for
fill the heavens: “gökyüzüne yayılmak” için şiirsel bir ifade
Burada fill, bir kabı gerçekten doldurmak değil, “her yana yayılıp tüm manzarayı kaplıyor gibi görünmek” anlamına gelir. Özne the beautiful spiral galaxies ifadesidir; bu galaksiler geniş gökyüzüne veya evrene yayılmış şekilde tasvir edilir. The heavens, gökyüzü veya yukarıdaki uzay için kullanılan yüksek ve şiirsel bir addır. Bu bilimsel anlatımda dinî bir ölüm sonrası yaşamı ifade etmez. Bu sözcük seçimi anlatıma görkemli ve hayranlık uyandıran bir ton katar.
Alıştırma
Hangi cümle fill the heavens ifadesini aynı yüksek üsluplu anlamda doğal biçimde kullanıyor?
- I filled the heavens with two cups of juice.
- Please put the heavens in the desk drawer.
- During the storm, flashes of lightning seemed to fill the heavens.
Cevabı göster
During the storm, flashes of lightning seemed to fill the heavens.
So where does that leave us?: olgulardan anlama geçiş
Bu soruda that, az önce sözü edilen keşfi topluca ifade eder; leave us ise “bizi belirli bir duruma sokmak” anlamına gelir. Konuşmacı kimsenin fiziksel olarak nerede olduğunu sormaz. Baştaki So bir geçişi gösterir: konuşmacı bilgileri sunmayı bitirmiş ve şimdi bunların sonucunu, anlamını ya da sonraki adımı sormaya başlamıştır. Böylece konuşma olgulardan yoruma geçer.
Alıştırma
Bir sunumda So where does that leave us? sorusunun temel söylem işlevi nedir?
- Herkesin fiziksel konumunu sormak
- Önceki bilgileri özetleyip şimdi ne anlama geldiklerini sormak
- Dinleyicilere gitmelerini söylemek
Cevabı göster
Önceki bilgileri özetleyip şimdi ne anlama geldiklerini sormak
We've long known that the heavens do not revolve around us Notlar
3:02Gökyüzünün bizim etrafımızda dönmediğini çoktan beri biliyoruz,
We've long known: süre bildiren zarf olarak long
We've long known, we have long known ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bu bilginin uzun süredir mevcut olduğunu ve hâlâ bugünkü anlayışın bir parçası sayıldığını anlatır. Burada long, “uzun zamandır” anlamında bir zarftır. Have ile geçmiş zaman ortacı known arasında bulunur; fiziksel uzunluğu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “bunu uzun zamandır biliyoruz” anlamındaki tam kısaltılmış ifadeyle tamamlayın: ____ that good sleep supports memory.
Cevabı göster
We've long known
the heavens do not revolve around us: insan merkezli bir evren anlayışını reddetmek
Bu cümlede the heavens, dinsel anlamdaki öte dünyayı değil, gök cisimlerini ya da üzerimizde gördüğümüz evreni ifade eder. Bunların bizim etrafımızda dönmediğini söylemek, Dünya'yı kozmik hareketin merkezi sayan eski yer merkezli evren modelini reddeder. Bu ifade daha geniş bir düşünce de taşır: Evren insanlığın çevresinde düzenlenmiş değildir. Dinleyiciyi, Dünya'nın, Güneş'in ve hatta galaksimizin benzersiz bir merkezî konuma sahip olmadığı düşüncesine hazırlar.
Alıştırma
Vurgulanan bölüm bu bağlamda hangi daha geniş düşünceyi ifade eder?
- Her yıldız Dünya'ya yakın bir yörüngede hareket eder.
- Dünya ve insanlık, evrenin ayrıcalıklı merkezinde yer almaz.
- Gök cisimleri uzayda hareket etmeyi bırakmıştır.
Cevabı göster
Dünya ve insanlık, evrenin ayrıcalıklı merkezinde yer almaz.
and that we're residents of a fairly ordinary planet Anlatım akışı
3:05ve oldukça sıradan bir gezegenin sakinleri olduğumuzu,
orbiting a fairly ordinary star in the spiral arm of a fairly ordinary galaxy.
3:07oldukça sıradan bir galaksinin sarmal kolundaki oldukça sıradan bir yıldızın yörüngesinde dönen.
fairly ordinary ... fairly ordinary ... fairly ordinary: özel konumu ortadan kaldıran tekrar
Konuşmacı fairly ordinary ifadesini planet, star ve galaxy sözcüklerinden önce üç kez yineliyor ve üçünü de aynı ölçüde sıra dışı olmayan şeyler olarak konumlandırıyor. Yinelenen kalıp ölçeği dışa doğru büyütür: gezegenden yıldıza, ardından galaksiye. Bu paralel ritim kanıtları basamaklar hâlinde düzenler ve kozmik konumumuzun özel olmadığı savını güçlendirir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "It was a fairly ordinary house on a fairly ordinary street in a fairly ordinary town." Tekrarın temel işlevi nedir?
- Sıra dışı olmama düşüncesini giderek genişleyen üç düzeye uygular.
- Evin, sokağın ve kasabanın kötü inşa edildiğini söyler.
- Ordinary sözcüğünün her seferinde anlam değiştirdiğini gösterir.
Cevabı göster
Sıra dışı olmama düşüncesini giderek genişleyen üç düzeye uygular.
The discovery of dark matter took us one step further away from the center of things. Deyimler
3:12Karanlık maddenin keşfi bizi her şeyin merkezinden bir adım daha uzaklaştırdı.
Bir mecaz olarak took us one step further away from the center of things
Bu cümlede took us one step further away, anlayıştaki bir değişimi hayalî bir hareket olarak anlatır. Keşif kimseyi fiziksel olarak başka bir yere taşımadı; insanları ve yapıldığımız tanıdık maddeyi evrenin merkezinde daha da az görmemize yol açtı. The center of things gerçek bir yer değil, en önemli ve merkezi konum demektir. Genel olarak birini bir fikre yaklaştırmak veya o fikirden uzaklaştırmak, kanıtların o kişinin inancını nasıl değiştirdiğini anlatabilir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade burada ne anlama geliyor?
- Karanlık maddenin evrenin tam merkezinde olduğunu gösterdi.
- İnsanlığın evrendeki merkezi konumunu daha da önemsiz görmemize yol açtı.
- İnsanları fiziksel olarak bir yerden daha uzağa taşıdı.
Cevabı göster
İnsanlığın evrendeki merkezi konumunu daha da önemsiz görmemize yol açtı.
a small fraction: bir bütünün küçük bir payı
A small fraction, bir bütünün küçük bir parçası veya oranı demektir. Burada fraction bir payı ifade eder; mutlaka 1/2 gibi yazılan matematiksel bir kesir olmak zorunda değildir. a fraction of + bütün yapısında of, oranı ölçülen bütünü belirtir. Burada insanları oluşturan madde, evreni oluşturan her şeyin yalnızca küçük bir kısmını oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi “bütünün küçük bir parçası” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Only ____ of the applicants were invited to the final interview.
Cevabı göster
a small fraction
But there was more to come: sonraki gelişmeleri haber vermek
Bu cümlede there was more to come, o ana kadar anlatılan olayların veya keşiflerin son olmadığını; sonrasında çoğu kez önemli başka gelişmeler yaşandığını belirtir. To come, anlatıdaki geçmiş bir noktadan sonrasına bakar. But önceki bilgiyle bağlantı kurar ve sıradaki bilginin dinleyicinin mevcut görüşünü genişleteceğini ya da değiştireceğini bildirir. Cümlenin tamamı merak uyandıran bir geçiş görevi görür ve dikkati bir sonraki gelişmeye yöneltir.
Alıştırma
Bir anlatıda But there was more to come neyi bildirir?
- Birisi fiziksel olarak konuşmacıya doğru ilerlemektedir.
- Hikâye bitmiştir ve başka hiçbir şey olmayacaktır.
- Daha sonra başka gelişmeler olacaktır.
Cevabı göster
Daha sonra başka gelişmeler olacaktır.
Göreceli bir zaman ifadesi olarak Early this century
Early this century, konuşma ya da yazma zamanını içine alan yüzyılın ilk dönemleri demektir. Göreceli bir zaman ifadesidir; bu nedenle güncel bir kaynakta genellikle 21. yüzyılın başlarını, daha eski bir kaynakta ise başka bir yüzyılı belirtebilir. Early yalnızca geniş bir dönem belirtir, kesin bir yıl aralığı vermez. İfadeyi yorumlamak için kaynağın tarihini ve yakın bağlamı kullanın.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: 1998 yılında yazılmış bir metinde early this century normalde 21. yüzyılı değil, 20. yüzyılın ilk dönemlerini belirtir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Doğru
scientists studying the outer reaches of the universe Kelime
3:24evrenin dış kısımlarını inceleyen bilim insanları,
outer reaches of the universe: evrenin en uzak bölgeleri
the outer reaches of the universe ifadesinde reaches, uzak ya da en uzaktaki bölgeler anlamına gelen çoğul bir isimdir. İfade, bazı bölgeleri konuşulan alanın sınırlarına yakın, son derece uzak yerler olarak sunar; evrenin bilimsel olarak belirlenmiş sabit bir kenarı olduğunu ileri sürmez. Aktarılabilir kalıp the outer reaches of + büyük bir yer, sistem veya alan şeklindedir. Burada reaches bölgeleri adlandırır; reach fiilinin üçüncü tekil kişi biçimi değildir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve 'en uzak kısımlar' anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The survey team mapped the ____ of the desert.
Cevabı göster
outer reaches
confirmed that not only is everything moving apart from everything else, Dilbilgisi
3:26sadece her şeyin birbirinden uzaklaşmadığını doğrulamakla kalmadılar,
as you'd expect in a universe that began in a hot, dense Big Bang, Anlatım akışı
3:30sıcak, yoğun bir Büyük Patlama ile başlayan bir evrende beklediğiniz gibi,
as you'd expect: bilgiyi beklenen bir sonuç olarak işaretlemek
as you'd expect ifadesinde as, “olduğu şekilde” anlamına gelir ve you'd, you would ifadesinin kısaltmasıdır. Bu ifade, önceki olgunun dinleyicinin ardından gelen açıklamaya dayanarak makul biçimde tahmin edebileceği şeyle uyuştuğunu belirtir. Ara söz olarak “her şeyin diğer her şeyden uzaklaşmasını” beklenen arka plan bilgisi şeklinde işaretler. Böylece dinleyiciyi şaşırtıcı noktanın bu değil, daha sonra gelen iddia olduğunu fark etmeye hazırlar.
Alıştırma
Sonucun öngörülebilir olduğunu belirten, bu dersteki ifadenin aynısıyla cümleyi tamamlayın: The park was busy on the sunny afternoon, ____.
Cevabı göster
as you'd expect
but that the universe's expansion also seems to be accelerating.
3:34aynı zamanda evrenin genişlemesinin de hızlandığını doğruladılar.
not only is ... but that ... also: devrik yapı ve ek bilgi
Cümle, confirmed fiiline bağlı iki iddiayı düzenler: birincisi her şeyin birbirinden uzaklaşması, ikincisi ise evrenin genişlemesinin hızlanıyor görünmesidir. not only ... but ... ikinci iddiayı ek ve daha çarpıcı bir bulgu olarak sunarken as you'd expect ilk iddianın beklendiğini gösterir. not only ilk iddianın başında yer aldığı için resmî İngilizcede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır: everything is moving, is everything moving biçimine dönüşür. Bu hâlâ bir bildirimdir, soru değildir. but'tan sonra that'in tekrarlanması, confirmed fiilinin iki uzun iddiayı da başlattığını göstermeye yardımcı olur.
Alıştırma
Verilen iki olguyu ve not only ... but that ... yapısını kullanarak resmî aktarımı tamamlayın. The plan is affordable. It is also easy to follow. The report confirms that not only ____, but that it ____.
Cevabı göster
is the plan affordable · is also easy to follow
What's that about?: bir durumu neyin açıkladığını sormak
What's that about? bir durumun neden meydana geldiğini veya nasıl açıklanabileceğini sormanın gündelik bir yoludur. Burada that, az önce sözü edilen şaşırtıcı olaya gönderme yapar; about ise “hangi konu hakkında” değil, “bunun arkasında ne var” veya “buna ne sebep oluyor” anlamındadır. Bu kısa soru, dinleyicinin muhtemel kafa karışıklığını dile getirir ve açıklamaya geçiş sağlar.
Alıştırma
Bir yazıcı birdenbire boş sayfalar çıkarmaya başlıyor. Bu kafa karıştıran durumun neden meydana geldiğini doğal biçimde soran soru hangisidir?
- What is that?
- What's that about?
- What is it about?
Cevabı göster
What's that about?
Either there's some kind of energy pushing this acceleration, Notlar
3:39Ya bu hızlanmayı iten bir tür enerji var,
some kind of energy: türü belirtilmemiş bir şey
Some kind of, türü kesin olarak belirtilmemiş bir şeyi ifade eder. some kind of energy ifadesinde kind, tür anlamındaki isimdir; nazik anlamındaki sıfat değildir. Bu ifade, iddiayı kesin olmayan bir düzeyde tutar: Konuşan kişi enerjinin rol oynayabileceğini öne sürer, ancak onun tam biçimini adlandırmaz veya tanımlamaz. Bir şeyin belirli bir kategoriye ait olduğu düşünülüyor ama tam olarak ne olduğu bilinmiyorsa aynı kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Türü kesin olarak belirtilmemiş bir şeyi ifade eden hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The device is giving off ____ signal, but we do not know what type it is.
Cevabı göster
some kind of
just like you provide energy to accelerate a car,
3:42tıpkı bir arabayı hızlandırmak için enerji sağlamanız gibi,
or gravity does not behave exactly as we think.
3:44ya da yerçekimi tam olarak düşündüğümüz gibi davranmıyor.
Either ... or ... ile iki alternatif açıklama sunmak
Either ... or ... iki alternatif açıklamayı düzenler. there's some kind of energy ile başlayan yan cümle ilk alternatiftir; or ise ikinci alternatifi, yani gravity does not behave exactly as we think bölümünü başlatır. just like ... a car bölümü ilk alternatifi bir benzetmeyle destekler; üçüncü bir seçenek değildir. Bu yapı, bir soruyu iki olasılığa ayırarak dinleyenin bunları karşılaştırmasını kolaylaştırır.
Alıştırma
İki alternatif açıklama sunan eşli yapıyı tamamlayın: ____ the sensor is faulty, ____ the software is misreading the data.
Cevabı göster
Either · or
the former: iki seçenekten ilki
The former, daha önce belirtilen iki seçeneğin ilkine gönderme yapar. Bu cümlede, bir tür enerjinin ivmelenmeye neden olduğu açıklamasını belirtir. Former veya latter gördüğünüzde önceki iki seçeneği bulun ve sıralarını koruyun: former ilkini ifade eder.
Alıştırma
Bir raporda “We could repair the old bridge or build a new one. The council chose the former.” yazıyor. Meclis hangisini seçti?
- Yeni bir köprü yapmak.
- Eski köprüyü onarmak.
- İkisini de yapmak.
Cevabı göster
Eski köprüyü onarmak.
that there's some kind of energy driving the acceleration, Deyimler
3:50yani hızlanmayı sağlayan bir tür enerjinin var olduğunu,
driving the acceleration: neden olmak veya ilerletmek anlamındaki drive
Burada driving, araba kullanmak anlamına gelmez. Bir sürece neden olmak veya onu güçlü biçimde ileri taşımak anlamındadır: bir tür enerji ivmelenmenin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu soyut kullanım çoğunlukla etken + drive + değişim veya süreç kalıbını izler. Etkeni, değişimin arkasındaki önemli bir güç olarak sunar.
Alıştırma
Değişime neyin neden olduğunu göstermek için drive fiilinin -ing biçimini kullanın: Higher fuel costs are ____ demand for electric cars.
Cevabı göster
driving
called it dark energy: bilinmeyen bir nedeni adlandırmak
called it dark energy ifadesi call + nesne + ad kalıbını kullanır: it adlandırılan şeydir, dark energy ise ona verilen addır. Bu bağlamda it, evrenin hızlanan genişlemesini açıklamak için öne sürülen bilinmeyen nedeni ifade eder. Dark bir rengi anlatmaz; bu enerjinin doğasının hâlâ bilinmediğini ve etkilerinden yola çıkılarak varlığının çıkarıldığını belirtir. Ona bir ad verilmesi, bilim insanlarının onu tamamen anladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede dark energy içindeki dark neyi belirtir?
- Enerjinin yalnızca geceleri ortaya çıktığı anlamına gelir.
- Siyah renkli bir enerjiyi anlatır.
- Doğası hâlâ bilinmeyen ve esas olarak etkileriyle tanınan bir şey için kullanılan bilimsel bir addır.
Cevabı göster
Doğası hâlâ bilinmeyen ve esas olarak etkileriyle tanınan bir şey için kullanılan bilimsel bir addır.
Today's best measurements allow us to work out just how much of the universe is dark. Öbek fiiller
3:55Bugünün en iyi ölçümleri, evrenin tam olarak ne kadarının karanlık olduğunu hesaplamamıza olanak tanıyor.
allow us to work out: hesaplayabilmemizi sağlamak
Allow us to work out, allow + kişi + to + fiil kalıbını izler. Günümüzdeki ölçümler eylemi mümkün kılar; us ise bu eylemi yapabilen kişileri belirtir. Burada work out, bilgiden yararlanarak bir yanıtı hesaplamak veya belirlemek anlamına gelir. just how much of the universe is dark yan cümlesi bulunacak kesin miktarı gösterdiği için work out egzersiz yapmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi allow us to work out ile tamamlayın: The clues ____ who took the missing key.
Cevabı göster
allow us to work out
It looks as if dark energy makes up about 68% of the universe Notlar
3:59Görünüşe göre karanlık enerji evrenin yaklaşık %68'ini
It looks as if: kanıta dayalı temkinli bir sonuç
It looks as if + yan cümle, eldeki kanıtların yan cümlede söylenenin doğru olduğuna işaret ettiğini anlatır. Burada karanlık enerjiyle ilgili tahmini sunarken bir miktar belirsizlik payı bırakır. Bu kalıpta as if, düşüncenin mutlaka hayal ürünü veya yanlış olduğu anlamına gelmez. It looks ifadesinden sonra çoğunlukla kesin bir iddia değil, bir görünüm ya da kanıta dayalı sonuç bildirir.
Alıştırma
It looks as if the road will be icy cümlesinde It looks as if ne işe yarar?
- Birinin sonraki düşünce doğruymuş gibi davrandığını söyler.
- Sonraki düşünceyi kanıta dayalı, temkinli bir sonuç olarak sunar.
- Dinleyiciye bir şeye bakmasını emreder.
Cevabı göster
Sonraki düşünceyi kanıta dayalı, temkinli bir sonuç olarak sunar.
makes up about 68%: bütünün yaklaşık bir payını ifade etmek
make up + miktar veya yüzde + of + bütün, öznenin bütünün o kadarını oluşturduğu anlamına gelir. Parça öznedir: dark energy parçayı, the universe ise bütünü gösterir. about, %68'in kesin değil yaklaşık bir değer olduğunu belirtir. dark energy gibi tekil bir özneyle make, makes biçimini alır.
Alıştırma
Yaklaşık bir oran göstermek için make up ve about kullanın: In this survey, online orders ____ 40% of all sales.
Cevabı göster
make up about
leaving just 5% for us and everything else we can actually see. Dilbilgisi
4:05bize ve görebildiğimiz her şeye sadece %5 bırakıyor.
leaving just 5% for...: geriye kalan sonucu belirtmek
Burada leaving, 'bir miktarın geride kalmasını sağlamak' anlamındadır; 'ayrılmak' anlamına gelmez. -ing yan cümlesi daha önce anlatılan yüzdelerin sonucunu verir: diğer kategoriler toplamın büyük bölümünü oluşturduktan sonra bize ve görünür olan her şeye yalnızca %5 kalır. Bu sonuç yan cümlesi, 'which leaves just 5%...' gibi tam bir düşünceyi daha kısa biçimde ifade eder. Just, miktarın ne kadar küçük olduğunu vurgular ve 'yalnızca' anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede leaving, önceki bir olayın sonucunda geriye kalanı gösterir?
- Leaving the classroom, Maya carried her backpack.
- The long introduction used most of the class, leaving just ten minutes for questions.
- We are leaving for the museum at nine.
Cevabı göster
The long introduction used most of the class, leaving just ten minutes for questions.
but there's one theory called supersymmetry that could explain some of it. Kültür
4:11ancak bunun bir kısmını açıklayabilecek süpersimetri adı verilen bir teori var.
called supersymmetry: bir teorinin adını tanıtmak
Called supersymmetry, one theory ifadesini niteleyen kısaltılmış bir ilgi yan cümlesidir. one theory that is called supersymmetry ile aynı anlama gelir: called, teorinin adını tanıtır. Süpersimetri, parçacık fiziğinde öne sürülen bir fikirdir. Burada söz konusu karanlık maddenin bir kısmı için olası bir açıklama olarak sunulur; doğrulanmış bir cevap değildir. İlerleyen bölümde supersymmetry için SUSY kısaltması kullanılır.
Alıştırma
Kulübün adını belirtmek için cümleyi call fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Our school has a science club ____ Star Lab.
Cevabı göster
called
for short: kısa adı tanıtma
For short, kısaltılmış bir addan sonra gelir ve “tam adın daha kısa biçimi olarak” anlamına gelir. full name, or short name for short kalıbında or, alternatif adı tanıtır. Burada SUSY’nin Supersymmetry adının kısa biçimi olduğunu gösterir. Short, teoriyi değil adı niteler.
Alıştırma
Liz’in Elizabeth adının kısa biçimi olduğunu gösteren kalıpla cümleyi tamamlayın: Her name is Elizabeth, or Liz ____.
Cevabı göster
for short
predicts a whole range of new particles, Kalıp ifadeler
4:18tamamıyla yeni bir dizi parçacık öngörür,
a whole range of: geniş çeşitliliği vurgulama
a whole range of + isim yapısında range, birçok farklı tür içeren bir grubu anlatır; whole ise çeşitliliğin geniş olduğunu vurgular. Burada teori, yalnızca bir parçacığı veya aynı türden birçok parçacığı değil, birçok farklı türde yeni parçacığı öngörür.
Alıştırma
Geniş bir çeşitliliği vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The library offers ____ online courses.
Cevabı göster
a whole range of
some of which could make up the dark matter. Dilbilgisi
4:20ki bunlardan bazıları karanlık maddeyi oluşturabilir.
some of which could make up: bir grubu üyelerinin bir kısmına bağlama
Some of which, “az önce sözü edilen grubun bazı üyeleri” demektir. Buradaki which, bu parçadan önce geçen new particles ifadesine döner; dark matter ifadesine dönmez. Yapı some of + ilgi zamiri which + yan cümledir. Yeni bir cümle başlatmak yerine, insan dışı bir grubun bir kısmı hakkındaki ek bilgiyi önceki cümleciğe bağlar.
Alıştırma
İlgi cümleciğini “aletlerin bazıları” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The box contains several tools, ____ are made of steel.
Cevabı göster
some of which
If we found..., we could go from...to...: varsayımsal bir değişim
If + geçmiş zaman biçimi, ... could + fiilin yalın biçimi kalıbı, varsayılan veya belirsiz bir koşulu ve olası bir sonucu anlatır. Buradaki found, keşfin geçmişte gerçekleştiğini belirtmez; koşulun varsayımsal olduğunu göstermeye yardımcı olur. Go from A to B, yalnızca yerler arasındaki hareketi değil, iki seviye veya durum arasındaki değişimi anlatır. Burada kanıt bulmak, insanların evren hakkında anlayabildiği oranı yüzde 5’ten yaklaşık üçte bire çıkarabilir. Araya eklenen the things we can actually see ifadesi, yüzde 5’in neyi belirttiğini açıklar.
Alıştırma
Varsayımsal değişim kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: ____ the training plan worked, the team ____ go from running five kilometers to ten.
Cevabı göster
If · could
Not bad for a day's work: ölçülü bir övgü
Burada Not bad, söylenmek istenenden daha ölçülü bir ifadedir: zayıf ya da tarafsız bir değerlendirmeden çok, “oldukça iyi bir sonuç” anlamına gelen olumlu ve rahat bir övgüdür. Konuşmacı, büyük bir başarıyı hafif bir mizahla özetlemek için cümlenin tamamını kullanır. for a day's work, resmî olmayan bir değerlendirme ölçüsü oluşturur. Bu bağlamda başarının tam olarak bir günde elde edildiğini kelimesi kelimesine ileri sürmek zorunda değildir; başka durumlara aktarılabilecek fikir “bu kadar çok şeyi başarmak etkileyici”dir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Bu kullanımda Not bad for a day's work, başarının tam olarak bir gün sürdüğü anlamına gelmek zorundadır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Dark energy would probably be harder to understand. Dilbilgisi
4:30Karanlık enerjiyi anlamak muhtemelen daha zor olacaktır.
would probably be harder: temkinli bir tahmin
would probably be harder to understand ifadesinde would, zorluğu yalnızca geçmiş zamana ait bir durum olarak değil, öngörülen veya bir koşula bağlı sonuç olarak sunar. Probably, konuşmacının bu sonucu olası gördüğünü ancak kesin olmadığını gösterir. Bu sözcükler birlikte kullanıldığında ifade, Dark energy is harder to understand cümlesinden daha temkinli olur. Karşılaştırma biçimi harder da başka bir konunun veya durumun karşılaştırma temeli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümledeki would probably be harder ne anlatıyor?
- Konuşmacı olası ancak kesin olmayan bir yargıda bulunuyor.
- Konuşmacı doğrulanmış bir gerçeği belirtiyor.
- Konuşmacı yalnızca geçmişte var olan bir zorluğu anlatıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı olası ancak kesin olmayan bir yargıda bulunuyor.
But there are some speculative theories out there that might point the way. Notlar
4:33Ancak dışarıda yolu gösterebilecek bazı spekülatif teoriler var.
out there: var olan veya erişilebilir
theories out there ifadesinde out there, bu tür teorilerin mevcut düşünceler dünyasında var olduğunu ve bulunup değerlendirilebileceğini anlatır. Teorileri fiziksel olarak dışarıda bir yere yerleştirmez. Bu ifade göndermeyi de açık uçlu bırakır: konuşan kişi belirli bir teoriyi adlandırmaz, yalnızca değerlendirilebilecek bazı olasılıkların bulunduğunu söyler.
Alıştırma
Örnek cümlede out there, teoriler hakkında ne anlatıyor?
- Varlar ve değerlendirilebilirler.
- Fiziksel olarak bir binanın dışındalar.
- Dünya'dan çok uzaktalar.
Cevabı göster
Varlar ve değerlendirilebilirler.
might point the way: yol gösterebilir
Vurgulanan sözcükler, might point the way ifadesinin başlangıcıdır. Point the way mecazidir: gerçekten parmakla bir yolu göstermek değil, bundan sonra ne yapılacağı veya neyin araştırılacağı konusunda yön ya da ipucu vermek anlamına gelir. might kesinlik değil, olasılık bildirir. İfadenin bütünü, teorilerin insanları bir yanıta yaklaştırabileceğini, ancak yanıtı şimdiden kanıtladıklarını veya tamamen açıkladıklarını ileri sürmediğini anlatır.
Alıştırma
“Olası bir yön göstermek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The pilot study might ____ to a safer design.
Cevabı göster
point the way
Among them are theories that go back to that first great idea of the ancient Greeks, Öbek fiiller
4:36Bunlar arasında, Antik Yunanlıların o ilk harika fikrine kadar uzanan teoriler var,
go back to: kökeni daha eskiye dayanmak
go back to + bir kaynak veya zaman yapısında go back fiziksel bir hareketi anlatmaz. Bir şeyin kökeninin ya da geçmişinin o kaynağa veya döneme kadar izlenebildiğini belirtir. Burada teorilerin kökleri eski bir Yunan fikrine dayanmaktadır. Bir teori, gelenek, görenek veya uygulama daha eski bir şeyden başlamış ya da ondan gelişmişse bu anlamı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi go back to ifadesiyle tamamlayın: This custom can ____ ancient times.
Cevabı göster
go back to
the idea that we began with several minutes ago, Anlatım akışı
4:40birkaç dakika önce başladığımız fikre,
the idea that... the idea that...: konuya geri bağlanmak ve onu açıklamak için tekrar
the idea that... ifadesinin tekrarı tek bir fikri iki adımda düzenler. İlk bölüm olan the idea that we began with several minutes ago, dinleyicileri konuşmanın daha önceki bir kısmına yönlendirir. İkinci bölüm olan the idea that the universe must be simple ise bu fikrin içeriğini açıklar. İki ifade de aynı fikri yeniden adlandırır; buna eşleme denir. Tekrar, yeni bir teori sunmak yerine açıklamanın sonunu başlangıçtaki temaya yeniden bağlar.
Alıştırma
Örnekte tekrarlanan the idea that... ifadesi ne işe yarıyor?
- Konuşmacının önceki fikri reddettiğini gösterir.
- Karşılaştırmak için birbiriyle ilgisiz iki fikir sunar.
- Daha önceki bir temaya döner ve ardından aynı fikri açıkça ifade eder.
Cevabı göster
Daha önceki bir temaya döner ve ardından aynı fikri açıkça ifade eder.
These theories predict that there is just a single element from which all the universe's wonderful diversity stems, Dilbilgisi
4:45Bu teoriler, evrenin tüm o muhteşem çeşitliliğinin kaynaklandığı tek bir element olduğunu öngörür:
from which ... stems: kaynağı gösteren resmî bir ilişki
Bu ilgi yan cümlesinde which, a single element ifadesine gönderme yapar. Temel cümle all the universe's wonderful diversity stems from that single element biçimindedir; stem from, "kaynaklanmak" veya "-den gelişmek" demektir. from sözcüğünün which'ten önce getirilmesi, kaynak ilişkisini doğrudan element adına bağlar: a single element from which ... stems. Edatın öne alındığı bu yapı kısa ve resmîdir. Tekil diversity adı stems fiilinin öznesidir; bu nedenle fiil -s ile biter.
Alıştırma
Kaynağı gösteren resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: There is one early tradition ____ many later customs stem.
Cevabı göster
from which
sicim kuramında a vibrating string
Burada a vibrating string, önceki a single element ifadesini yeniden adlandırıp açıklar; açıklayıcı bir ad öbeği, yani appozisyondur. Sicim kuramında string, farklı biçimlerde titreşebilen son derece küçük temel bir nesne için kullanılan teknik terimdir; sıradan bir ip parçası değildir. Bu imge, aynı tür temel nesnenin farklı titreşim biçimlerinin nasıl farklı parçacıklarla ilişkilendirilebildiğini açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu bilimsel açıklamada a vibrating string ne anlama gelir?
- Kuramın önerdiği ve farklı biçimlerde titreşebilen temel nesneyi adlandırır.
- Uzayda görülebilen sıradan bir ip parçasını anlatır.
- Her parçacığın içinde bir müzik aletinin teli bulunduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Kuramın önerdiği ve farklı biçimlerde titreşebilen temel nesneyi adlandırır.
The idea is that all the particles we know today
4:52Buradaki fikir, bugün bildiğimiz tüm parçacıkların
different harmonics on the string: parçacıkları titreşim kipleriyle açıklayan bir benzetme
Burada harmonics, dalga ve müzik alanlarının dilinden alınmıştır. Bir sicim farklı düzenlerde titreşerek farklı frekanslar üretebilir; cümle bu düşünceyi kullanarak bilinen parçacıkları aynı temel sicim türünün farklı titreşim durumları olarak sunar. Bu karşılaştırma kavramsaldır, gerçek anlamda müzikten söz etmez. Parçacıklar gerçekten müzik yapmıyor. Aktarılabilir ana fikir, aynı temel nesnenin titreşim düzeni değiştiğinde farklı biçimlerde görünebilmesidir.
Alıştırma
Bu açıklamada different harmonics on the string ne anlatıyor?
- Parçacıklar uzayda gerçekten duyulabilen müzik üretiyor.
- Bütün parçacıklar barış ve uyum içindedir.
- Parçacıklar, aynı temel sicim türünün farklı titreşim düzenlerine benzetiliyor.
Cevabı göster
Parçacıklar, aynı temel sicim türünün farklı titreşim düzenlerine benzetiliyor.
string theories today are as yet untestable. Kelime
4:57sicim teorileri günümüzde henüz test edilemez durumdadır.
as yet untestable: kalıcı değil, şu ana ait bir sınırlama
As yet, “şimdiye kadar” anlamına gelir. Untestable sözcüğünü nitelediği için as yet untestable, şu anda kullanılabilecek uygulanabilir bir test bulunmadığını belirtir. Bu ifade sınırlamayı mutlaka kalıcı değil, mevcut bir durum olarak sunar. Gelecekte test etmenin mümkün olacağını vaat etmez, ancak bunun sonsuza kadar imkânsız olduğunu da söylemez. Bilimsel yazıda mevcut kanıt sınırlarını ihtiyatlı biçimde belirtmenin bir yoludur.
Alıştırma
“Şimdiye kadar test edilemez” anlamına gelen bu dersteki tam ve resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The theory is ____.
Cevabı göster
as yet untestable
But with so much of the universe waiting to be explored, Dilbilgisi
4:59Ancak evrenin bu kadar büyük bir kısmı keşfedilmeyi beklerken,
with so much of the universe waiting to be explored: arka planı sunmak
Kalıp with + nesne + tamamlayıcı şeklindedir. Burada so much of the universe nesnedir; waiting to be explored ise onun durumunu anlatır: Evrenin büyük bir kısmı hâlâ keşfedilmemiştir. Ana cümleden önce kullanıldığında with ile başlayan ifadenin tamamı bu arka planı bağımlı bir ifadede toplar. Ardından gelen yargının nedenini veya koşullarını hazırlar; tek başına tam bir cümle değildir.
Alıştırma
with + object + waiting to be done kalıbını ve “many applications / review” ipuçlarını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the committee worked late.
Cevabı göster
With many applications waiting to be reviewed
the stakes are high: sonuçlar çok ciddi
The stakes are high, kazanılabilecek, kaybedilebilecek veya etkilenebilecek çok şey olduğu için sonucun büyük önem taşıdığı anlamına gelen bir deyimdir. Stakes başlangıçta riske atılan bir şeyi ifade eder; ancak burada gerçek bir kumarı değil, söz konusu önemli sonuçları anlatır. Bu bağlamda keşfedilmeyi bekleyen alanın çok büyük olması, çalışmayı özellikle önemli hâle getirir. Bu ifade kötü bir şeyin gerçekleşme olasılığını değil, sonuçların büyüklüğünü vurgular.
Alıştırma
Olası sonuçların ciddi olduğunu anlatan dört kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: ____ because one mistake could put lives in danger.
Cevabı göster
The stakes are high
Does all of this make you feel small? Anlatım akışı
5:03Tüm bunlar kendinizi küçük hissetmenize mi neden oluyor?
Does all of this...? It shouldn't. Instead, ile retorik yön değiştirme
Does all of this make you feel small? dinleyicinin verebileceği olumsuz bir tepkiyi önceden dile getirir. Bu, gerçek bir yanıt beklemeyen retorik bir sorudur; konuşmacı yalnızca bu duyguyu açıkça ortaya koyar. Ardından konuşmacı It shouldn't diyerek bu tepkiyi reddeder. Instead, sıradaki düşüncenin bunun yerine daha olumlu bir bakış açısı getireceğini bildirir. Yeniden kullanılabilecek kalıp, olası bir tepkiyi ortaya koymak, onu reddetmek ve sonra yeni bir bakış açısı sunmaktır.
Alıştırma
Bu söz dizisi metinde ne yapıyor?
- Olası bir olumsuz tepkiyi ortaya koyar, reddeder ve dinleyiciyi yeni bir bakış açısına yönlendirir.
- Dinleyicilerin kendilerini önemsiz hissetmeleri gerektiğini doğrular.
- Birbiriyle ilgisiz üç gerçeği sıralayıp konuyu bitirir.
Cevabı göster
Olası bir olumsuz tepkiyi ortaya koyar, reddeder ve dinleyiciyi yeni bir bakış açısına yönlendirir.
should marvel in the fact that: hayret ve hayranlık önerisi
Bu cümlede should marvel in the fact that, dinleyiciyi ardından gelen gerçeğe hayranlık ve şaşkınlıkla karşılık vermeye yönlendirir. Buradaki should bir tutum önerir; katı bir zorunluluk getirmez. The fact that ifadesinden sonra gerçeğin kendisini belirten bir yan cümle gelir. Marvel, yalnızca be surprised demekten daha güçlü ve daha olumlu bir duygudur; çoğu zaman şaşkınlığın hayranlık veya derin saygıyla birleştiğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede should marvel in the fact that nasıl bir tutum öneriyor?
- Ardından gelen gerçeğin doğru olup olmadığından kuşkulanmak.
- Ardından gelen gerçeğe hayret ve hayranlıkla karşılık vermek.
- Ardından gelen gerçeği görmezden gelip konuyu değiştirmek.
Cevabı göster
Ardından gelen gerçeğe hayret ve hayranlıkla karşılık vermek.
as far as we know: bir iddiayı mevcut bilgiyle sınırlamak
As far as we know, “şu anda elimizde bulunan bilgilere göre” anlamına gelir. Ardından gelen iddiayı konuşanın mevcut bilgi alanıyla sınırlar ve onu kesin bir gerçek olarak sunmaz. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, bilgi veya kanıtın ulaştığı alanı ifade eder. Bu ifade, yeni bilgilerin iddiayı değiştirebileceği olasılığını açık bırakır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “şu anda elimizdeki bilgilere göre” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____, the spacecraft is still operating.
Cevabı göster
As far as we know
you are a member of the only species in the universe
5:09siz, evrende yer alan tek türün bir üyesisiniz,
able even to begin to grasp its wonders. Dilbilgisi
5:12onun harikalarını kavramaya bile başlayabilen.
able even to begin to grasp: zor bir ilk adımı vurgulamak
Able even to begin to grasp ifadesinde able bir kapasiteyi belirtir, begin to grasp “kavramaya başlamak” anlamına gelir ve grasp fiziksel değil, mecaz anlamda kullanılır. Even yalnızca başlamaktan oluşan düşük eşiğe odaklanır. Cümle tam bir kavrayış olduğunu iddia etmez; konu çok zor olduğu için kavramaya başlayacak kadar yetenekli olmanın bile dikkat çekici olduğunu söyler.
Alıştırma
Able even to begin to grasp ifadesindeki even neyi vurgular?
- Konunun tamamen kavrandığını gösterir.
- Yalnızca kavramaya başlamanın bile zor veya dikkat çekici olduğunu vurgular.
- Grasp sözcüğünün anlamını bir şeyi fiziksel olarak tutmak şeklinde değiştirir.
Cevabı göster
Yalnızca kavramaya başlamanın bile zor veya dikkat çekici olduğunu vurgular.
And you're living at the right time to see our understanding explode. Notlar
5:14Ve anlayışımızın patlama yaptığına tanık olmak için doğru zamanda yaşıyorsunuz.
the right time to see: bir değişime tanık olmak için doğru zamanda bulunmak
the right time to see ifadesinde right, yön bildiren sağ anlamında değil, uygun veya zamanlaması doğru anlamındadır. İfade, bir kişinin yaşadığı dönemin ona bir değişime tanık olma fırsatı verdiğini anlatır. Yapı at the right time + to see + olay şeklindedir. Burada see, tanık olmak anlamına gelir; vurgu, önemli bir gelişme gerçekleşirken o dönemde bulunmaktır.
Alıştırma
Bir değişime tanık olmak için ideal bir dönemde bulunmak anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: We are living at ____ affordable space travel become possible.
Cevabı göster
the right time to see
our understanding explode: çok hızlı büyümeyi anlatan bir mecaz
our understanding explode ifadesinde explode, anlayışın son derece hızlı ve büyük ölçüde artmasını anlatan bir mecazdır. Fiziksel olarak hiçbir şey patlamaz; bu canlı fiil, büyümeyi ani ve güçlü hissettirir. see sonrasında our understanding gözlemlenen şeydir ve explode değişimi belirtmek için temel hâlinde kalır: see something happen.
Alıştırma
“You may see our understanding explode,” cümlesinde explode ne anlama gelir?
- Anlayışımız yavaş yavaş yok olabilir.
- Anlayışımız çok hızlı ve çarpıcı biçimde büyüyebilir.
- Anlayışımız fiziksel bir patlamaya neden olabilir.
Cevabı göster
Anlayışımız çok hızlı ve çarpıcı biçimde büyüyebilir.