Neden Zor Eşler Seçeriz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Çocukluktan gelen duygusal kalıplar, zor bir partneri tanıdık olduğu için çekici kılabilir. Video, çocukça savunmaları yetişkin tepkilerle değiştirmeyi öneriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “fall for” — Öbek fiiller: romantik anlamını öğrenin, kandırılmak anlamından ayırın ve birine duyulan çekimi doğal biçimde anlatın. 2. “a short fuse,” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: çabuk öfkelenen kişiyi kısa fitille anlatan mecazı tanıyın ve “blow up” ile bağlantısını kurun. 3. “in our remit” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: sorumluluk veya kontrol sınırını anlatan resmî Britanya İngilizcesi ifadesini öğrenin; gerçekçi olmayan hedefi yapılabilir eylemden ayırın.
Bu derste
we are free to select the kind of person we love. Dilbilgisi
0:02kimi seveceğimizi seçmekte özgürüz.
free to select: seçme özgürlüğü veya izni
Be free to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma özgürlüğüne, iznine veya seçme alanına sahip olmak demektir. Burada free to select, seçimin dışarıdan bir kural tarafından değil kişinin kendisi tarafından yapılabildiğini gösterir. Free, kişinin hareket etme özgürlüğünü anlatır; ücretsiz anlamına gelmez. Kalıp be + free + to-infinitive şeklindedir; are free to select buna bir örnektir.
Alıştırma
Hangi cümle istediğiniz koltuğu seçebileceğiniz anlamına gelir?
- You are free from having to choose a seat.
- You are free to choose any seat.
- You can choose a seat for free.
Cevabı göster
You are free to choose any seat.
might have chosen: geçmişte mümkün olan bir alternatif
Might have chosen, might + have + geçmiş zaman ortacı biçimindeki modal perfect kalıbını kullanır. Geçmişte yapılan bir seçime dönüp bakar ve başka bir seçimi o anda mümkün olan bir alternatif olarak sunar. Burada someone else gerçekleşmemiş bir alternatiftir; şimdiki veya gelecekteki bir seçimden söz edilmez. Başka bağlamlarda might have + geçmiş zaman ortacı, gerçekte ne olduğuna dair belirsizlik de anlatabilir. Bu nedenle geçmişe yönelik tahmin ile gerçekleşmemiş alternatif arasındaki ayrımı bağlam belirler.
Alıştırma
Hangi cümle farklı bir rotayı olası ancak gerçekleşmemiş bir geçmiş seçimi olarak sunar?
- We might have chosen a different route.
- We must have chosen a different route.
- We might choose a different route tomorrow.
Cevabı göster
We might have chosen a different route.
We're not being forced into a relationship by social convention Kalıp ifadeler
0:08Toplumsal kurallar,
forced into a relationship: force someone into something yapısı
forced into a relationship ifadesinde forced edilgen yapıdadır: dışarıdan gelen bir baskı, kişiyi özgürce seçmediği bir ilişkiye sokar. Bu cümlede by social convention söz konusu baskının kaynağını belirtir. Yapı force + kişi + into + isim veya -ing biçimidir. Buradaki into fiziksel hareketi değil, bir duruma veya düzenlemeye girmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi force fiilinin edilgen biçimiyle ve -ing biçiminden önce kullanılan edatla tamamlayın: She was ____ signing the agreement.
Cevabı göster
forced into
or matchmaking or dynastic imperatives.
0:11görücü usulü ya da hanedan zorunlulukları nedeniyle bir ilişkiye zorlanmıyoruz.
our choice of lover is probably a lot less free than we imagine. Dilbilgisi
0:16sevgili seçimimiz muhtemelen hayal ettiğimizden çok daha az özgürdür.
But in reality: görünüşten gerçeğe geçiş
But in reality bir fikir, beklenti veya teori ile gerçekte doğru olan durum arasında karşıtlık kurar. But dönüşü belirtirken in reality ikinci ifadeyi gerçek dünyaya dayanan bir düzeltme olarak sunar. Cümle başındaki bir söylem belirteci olarak düşünce akışını düzenler: önce görünürdeki veya teorik bakış sunulur, ardından But in reality, kullanılarak bu bakış gerçek durumla değiştirilir veya sınırlandırılır.
Alıştırma
Şunu okuyun: “The app looks simple. But in reality, it took years to build.” “But in reality,” neyi belirtir?
- Önceki fikri destekleyen başka bir örnek verir.
- İki olayın aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
- Görünürdeki veya teorik bir fikirden gerçek duruma geçer.
Cevabı göster
Görünürdeki veya teorik bir fikirden gerçek duruma geçer.
a lot less free than we imagine: hayal edilenden çok daha düşük bir derece
Burada a lot, karşılaştırma ifadesi olan less free'yi niteler; dolayısıyla a lot less free, çok daha az özgür demektir. Cümle, sevgili seçerken sahip olduğumuz özgürlük derecesini karşılaştırır; sevgili sayısından söz etmez. than ile başlayan bölüm, hayal ettiğimiz durumu karşılaştırma noktası olarak kullanır. a lot less + sıfat + than ... kalıbı, gerçeğin bir beklenti ya da izlenimin çok altında olduğunu söylemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi güçlü karşılaştırma kalıbı a lot less ... than ile tamamlayın: The task was ____ simple ____ the instructions made it seem.
Cevabı göster
a lot less · than
Some very real constraints around whom we can love and feel properly attracted to
0:21Kimi sevebileceğimiz ve kime uygun şekilde ilgi duyabileceğimizle ilgili çok gerçek kısıtlamalar,
come from a place we might not think to look. Anlatım akışı
0:26bakmayı düşünmeyebileceğimiz bir yerden gelir.
a place we might not think to look ... Our childhoods: geciktirilmiş bir açıklama
Konuşmacı önce a place we might not think to look diyerek soyut bir kaynak sunar, ancak bunun ne olduğunu açıklamaz. Böylece kilit bilgiyi geciktirir ve merak yaratır. Our childhoods. geciktirilmiş yanıtı verir. Tam bir cümle değil, kısa bir isim öbeği olsa da dinleyiciler bunu önceki place ifadesine bağlar. Buradaki place, fiziksel bir konum değil, araştırılacak bir kaynak anlamındadır. Bu açıklama son sözcüklere ek vurgu kazandırır.
Alıştırma
Örnekte Our childhoods. bilgiyi düzenleme açısından hangi görevi yapar?
- Önceki a place we might not think to look ifadesinin geciktirilmiş yanıtını verir.
- Konuyu tamamen değiştirerek place sözcüğünü düzeltir.
- İlgisiz ikinci bir yeri adlandırır.
Cevabı göster
Önceki a place we might not think to look ifadesinin geciktirilmiş yanıtını verir.
Our psychological history strongly predisposes us to fall for only certain types of people. Notlar
0:31Psikolojik geçmişimiz, yalnızca belirli insan tiplerine aşık olmamıza güçlü bir eğilim yaratır.
predisposes us to: garanti edilmiş sonuç değil, eğilim
predisposes us to ifadesinde predispose, “bizi önceden bir şeye daha yatkın hâle getirmek” anlamına gelir. Psikolojik geçmiş, bir eğilimi biçimlendiren etken olarak sunulur; sonraki davranışı zorunlu kılmaz ve sonucu garanti etmez. Yapı predispose + kişi + to + isim veya predispose + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada us ifadesinden sonra to fall gelir.
Alıştırma
Resmî predispose + kişi + to yapısıyla tamamlayın: A lack of sleep ____ make impulsive decisions.
Cevabı göster
predisposes people to
fall for: birine karşı romantik duygular geliştirmek
Burada fall for, birine karşı romantik çekim veya sevgi hissetmeye başlamak anlamına gelir. Nesnesi certain types of people olduğu için amaçlanan anlam romantiktir; diğer yaygın anlamı olan “kandırılmak” değildir. Fall for geçişli bir deyimsel fiildir; bu nedenle kişi doğrudan for sözcüğünden sonra gelir: fall for someone. İlgili fall in love ifadesi farklı bir yapı kullanır: fall in love with someone.
Alıştırma
Hangi cümle doğal olarak “Maya, Leo’ya karşı romantik duygular beslemeye başladı” anlamına gelir?
- Maya fell for Leo.
- Maya fell in love for Leo.
- Maya fell for Leo's trick.
Cevabı göster
Maya fell for Leo.
We love along grooves formed in childhood. Deyimler
0:38Çocuklukta oluşan izleri takip ederek severiz.
along grooves formed in childhood: çocuklukta oluşan bir yol metaforu
Buradaki grooves fiziksel oluklar değildir. Çocukluk deneyimleriyle yerleşen duygusal kalıplar için kullanılan bir metafordur. Cümle, ileriki yaşlardaki sevginin bu tanıdık kalıpları izleme eğiliminde olduğunu söyler. Yol imgesi, erken deneyimleri çoğu zaman bilinçli bir karar olmadan gelecekteki duygu ve seçimlere yön veren bir şey olarak gösterir. Along, önceden oluşmuş bir rota üzerinde ilerlemeyi belirtir.
Alıştırma
“We love along grooves formed in childhood.” cümlesinde vurgulanan bölüm ne anlama gelir?
- İnsanlar yalnızca küçükken oluşmuş fiziksel olukların yanında sevebilir.
- Yetişkinlikteki sevgi, çocuklukta yerleşen duygusal kalıpları izleme eğilimindedir.
- İnsanlar âşık olduklarında çocukluklarını tamamen unutur.
- Çocukluk sevgisi her zaman yetişkinlik sevgisinden daha şefkatlidir.
Cevabı göster
Yetişkinlikteki sevgi, çocuklukta yerleşen duygusal kalıpları izleme eğilimindedir.
We look for people who in many ways recreate the feelings of love
0:42Birçok yönden, küçükken bildiğimiz sevgi duygularını
was unlikely to have been made up simply of generosity, Öbek fiiller
0:51büyük olasılıkla sadece cömertlikten,
love we imbibed in childhood: imbibe ile özümsemek ve içselleştirmek
Love we imbibed in childhood ifadesinde imbibed, sevginin gerçekten içildiği anlamına gelmez. Erken deneyimler yoluyla özümsenip içselleştirildiği anlamına gelir: çocuk sevgiyi verme, alma ve anlama biçimlerini içine alır. Bu fiil, etkiyi bir deneyim kişinin içine girip onun bir parçası oluyormuş gibi kademeli ve derin gösterir. Imbibe fiilinin gerçek mi yoksa mecazi anlamda mı kullanıldığını nesne belirler.
Alıştırma
Bu cümlede “love we imbibed in childhood” ne anlama gelir?
- Çocukların herkese doğal olarak gösterdiği iyilik.
- Çocukluk deneyimleri aracılığıyla özümsediğimiz ve içselleştirdiğimiz sevgi kalıpları.
- Çocuklukta bilinçli olarak reddettiğimiz sevgi.
- Çocukken bize verilen içecek.
Cevabı göster
Çocukluk deneyimleri aracılığıyla özümsediğimiz ve içselleştirdiğimiz sevgi kalıpları.
be made up simply of: yalnızca ...den oluşmak
Burada be made up of, “...den oluşmak” veya “...den meydana gelmek” anlamındadır. Of'tan sonra gelen ögeler anlatılan sevginin bileşenlerini belirtir; made up burada “uydurulmuş” anlamına gelmez. Simply zarfı ifadenin ortasına girer: be made up simply of X, “yalnızca X'ten oluşmak” demektir. Bir zarf up ile of'u ayırsa bile be made up ... of kalıbının tamamını birlikte anlamlandırın.
Alıştırma
“Yalnızca ...den oluşur” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The starter kit is ____ a notebook and a pencil.
Cevabı göster
made up simply of
love was liable to have come entwined with certain painful aspects. Notlar
0:58sevgi muhtemelen bazı acı verici yönlerle iç içe geçmiş bir şekilde geliyordu.
Given the way the world is: gerçekliği öncül olarak sunmak
Given the way the world is, ana yargıdan önce bir öncül oluşturur. Yaklaşık olarak “dünyanın gerçekte nasıl olduğunu göz önünde bulundurarak” anlamına gelir. Yazar, okuyucudan bu gerçekliği sonraki sonucun arka planı olarak kabul etmesini ister. Burada given, give fiilinin bir eylemi anlatan biçimi değil, edat gibi işleyen bir sözcüktür. Kalıp Given + isim öbeği biçimindedir; ardından virgül ve bu öncüle dayanan ifade gelir. the way the world is dizisinin tamamı isim öbeği işlevi görür.
Alıştırma
Hangi cümlede bir öncül oluşturmak için Given + isim öbeği doğru kullanılmıştır?
- Giving the heavy traffic, we should leave early.
- Given the heavy traffic, we should leave early.
- Given that the heavy traffic, we should leave early.
Cevabı göster
Given the heavy traffic, we should leave early.
liable to: muhtemel, hukuken sorumlu değil
Bu cümlede was liable to, 'olmuş olması muhtemeldi' anlamına gelir. Sevginin muhtemelen acı verici unsurlarla birlikte zaten ortaya çıkmış olduğunu anlatır. Kalıp be liable to + fiil şeklindedir. Buradaki to have come, olayı geçmişteki bakış noktasından daha önceye yerleştiren bir perfect infinitive yapısıdır. Bu, olasılık anlamıdır; hukuki sorumluluk yüklemez.
Alıştırma
Hangi cümlede be liable to, 'gerçekleşmesi muhtemel' anlamında kullanılmıştır?
- During a heat wave, old power lines are liable to fail.
- The driver is liable for the damage.
- Rosa is able to repair the cable.
Cevabı göster
During a heat wave, old power lines are liable to fail.
come entwined with: daha baştan iç içe geçmiş olarak gelmek
Burada come entwined with, sevginin acı verici yönlerle daha baştan sıkıca iç içe geçmiş olarak deneyimlendiği anlamına gelir. Entwined mecazdır: İki unsur, birbirine dolanmış ve bu yüzden ayrılması zor iplikler gibi düşünülür. Come, bir şeyin geldiği veya ortaya çıktığı andaki durumunu göstermek için bir durum betimlemesiyle kullanılabilir. Bu ifade, sevginin önce tek başına ortaya çıkıp daha sonra fiziksel olarak dolandığını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi, nottaki 'daha baştan sıkıca karışmış olarak gelmek' anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: New opportunities can ____ unexpected responsibilities.
Cevabı göster
come entwined with
a love for a parent who was fragile or depressed,
1:05kırılgan veya depresif bir ebeveyne duyulan sevgi,
a sense that one could never be fully vulnerable around a caregiver.
1:08bir bakıcının yanında asla tamamen savunmasız olunamayacağı hissi.
feel familiar: tanıdıklık hissi, mutlaka iyi davranma anlamına gelmez
Bu cümlede feel familiar, bize tanıma hissi veya duygusal bir aşinalık vermek anlamına gelir. Belirli kişileri uzun süredir tanımasak bile bu kişiler geçmişten bildiğimiz kalıplara uyabilir. Burada familiar ile kind özellikle birbirinden ayrılır. Bir şey eski bir kalıbı tekrarladığı için tanıdık gelebilir; bu, onun nazik, sağlıklı veya bizim için iyi olduğu anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı feel + sıfattır; feel, birinin veya bir şeyin bıraktığı izlenimi anlatır.
Alıştırma
Birini iyi tanımıyor olsanız bile o kişinin size tanıdık geldiğini anlatan cümle hangisidir?
- That person feels kind.
- That person is familiar with me.
- That person feels familiar.
Cevabı göster
That person feels familiar.
We may be constrained to look away from prospective candidates
1:29Sevgiyle ilişkilendirdiğimiz karmaşıklıklara olan özlemimizi tatmin etmedikleri için,
because they don't satisfy a yearning for the complexities that we associate with love. Kalıp ifadeler
1:32potansiyel adayları göz ardı etmek zorunda kalabiliriz.
a yearning for: derin ve uzun süren bir özlem
Yearning, güçlü ve çoğu zaman uzun süren duygusal bir özlemdir. Yapı a yearning for + isim veya isim öbeğidir; for, derinden istenen şeyi tanıtır. Bu cümlede özlemin nesnesi yalnızca aşk değil, aşkla ilişkilendirilen karmaşıklıklardır. Bu ifade, sıradan bir want sözcüğünden daha güçlü olan derin bir duygusal çekimi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, derin ve uzun süren bir özlemi anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: After years away, she felt ____ home.
Cevabı göster
a yearning for
associate A with B ve nesne görevindeki that
Bu isim grubunda complexities, zihnimizde love ile bağlantı kurduğumuz şeydir. Kalıp associate A with B biçimindedir: burada A complexities, B ise love'dır. İki fikri zihinsel olarak ilişkilendirmek anlamına gelir; with love, eylemin “sevgiyle” yapıldığını anlatmaz. İlgi zamiri that, complexities sözcüğünün yerini tutar ve associate fiilinin nesnesi olur. Düşünceyi açık hâle getirince we associate the complexities with love elde edilir. that sözcüğünün temsil ettiği nesneyi fark etmek, uzun ilgi cümleciklerini çözmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Cümleyi associate A with B kalıbıyla tamamlayın: Many people ____ the smell of sunscreen ____ summer vacations.
Cevabı göster
associate · with
We may describe someone as not sexy or boring,
1:38Birini seksi değil veya sıkıcı olarak tanımlayabiliriz,
when in truth we mean: yüzeysel bir tanımı düzeltmek
when in truth we mean kalıbı, yüzeydeki bir tanımı daha derin bir yorumla karşı karşıya getirir. Burada biri not sexy or boring diye tanımlanır; ancak yazar, asıl kastedilenin mean sözcüğünden sonra gelen daha uzun düşünce olduğunu savunur. Buradaki when yalnızca zaman bildirmez. in truth ile birlikte, kabaca “ama aslında kastettiğimiz...” anlamına gelen düzeltici bir geçiş oluşturur. Bu yapı ilk ifadeyi yeniden yorumlayarak bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Bu cümlede when in truth we mean ne işe yarıyor? “We call the plan simple, when in truth we mean that it leaves us no choice.”
- Yüzeysel tanımı düzelterek daha derin bir niyeti açıklar.
- Planı simple diye adlandırmanın yol açtığı bir sonucu belirtir.
- Konuşanların planı seçtiği kesin zamanı bildirir.
Cevabı göster
Yüzeysel tanımı düzelterek daha derin bir niyeti açıklar.
It's common to advise people who are drawn to tricky candidates Notlar
1:51Zor adaylara çekilen insanlara genellikle
drawn to: doğal olarak ilgi veya çekim hissetmek
Be drawn to someone or something, birine ya da bir şeye karşı doğal bir ilgi veya çekim hissetmek demektir. Burada insanlar sorunlu adaylara ilgi duyar; drawn, resim çizmek anlamında değildir. Yalnızca like demekle karşılaştırıldığında be drawn to, ilgiyi tamamen bilinçli olmayabilen bir çekim olarak sunar. Drawn, be drawn to yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır ve buradaki to bir edattır. Ardından isim, zamir veya ulaç gelebilir: drawn to music, drawn to them, drawn to working outdoors.
Alıştırma
Doğal olarak ilgi duymak anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Kai has always been ____ unusual designs.
Cevabı göster
drawn to
simply to leave them and find someone more wholesome.
1:55onları terk edip daha sağlıklı birini bulmaları tavsiye edilir.
advise people ... simply to leave: advise + kişi + to’lu mastar
advise someone to do something yapısında someone, tavsiyeyi alan kişidir; to ile başlayan mastar ise tavsiye edilen eylemi belirtir. Burada people, who are drawn to tricky candidates ilgi cümleciğiyle genişletilmiştir. Bu uzun açıklamadan sonra gelen simply to leave yine de tavsiyenin içeriğidir; simply, yalnızca ayrılmanın yeterli olduğunu anlatır. Yapı advise + kişi + to ile mastardır; advise + kişi + -ing değildir.
Alıştırma
Cümleyi advise fiilinin geçmiş zamanı, me nesnesi ve to ile tamamlayın: The coach ____ rest before the final.
Cevabı göster
advised me to
This is both theoretically appealing and often practically impossible. Anlatım akışı
1:59Bu hem teorik olarak çekici hem de genellikle pratik olarak imkansızdır.
both theoretically appealing and often practically impossible paralel yapısı
both ... and yapısı iki değerlendirmeyi aynı anda doğru olarak sunar. Theoretically appealing, fikrin ilke olarak kulağa iyi geldiğini; often practically impossible ise onu hayata geçirmenin genellikle mümkün olmadığını anlatır. theoretically ve practically zarflarının paralel kullanımı, bilgiyi ilke ile uygulama arasındaki karşıtlık biçiminde düzenler. both ... and, anlam bakımından zıt yönlere giden düşünceleri de bağlayabilir; iki seçenekten birini seçmek anlamına gelmez. often, practically impossible ifadesini niteler; dolayısıyla cümle istisnalara yer bırakır ve uygulamanın her zaman imkânsız olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Hangi cümle, bir planın ilke olarak olumlu bir niteliği ve pratik bir sorunu olduğunu ve iki değerlendirmenin de doğru olduğunu belirtir?
- The plan is both theoretically promising and practically difficult to carry out.
- The plan is either theoretically promising or practically difficult to carry out.
- Although the plan is theoretically promising, it has no practical problems.
Cevabı göster
The plan is both theoretically promising and practically difficult to carry out.
We cannot magically redirect the wellsprings of attraction. Deyimler
2:04Çekiciliğin kaynaklarını sihirli bir şekilde başka yöne çeviremeyiz.
wellsprings of attraction: çekimin derin kaynakları
Wellsprings sözcüğü gerçek anlamıyla suyun yükseldiği kaynaklardır. Wellsprings of attraction ifadesinde ise mecazidir: bir kişinin başka birine çekilmesini sağlayan şeylerin derin ve sürekli kaynakları anlamına gelir. Redirect ile birlikte suyun akışı imgesini sürdürür. Cümle, insanların bir derenin yönünü değiştirir gibi çekim için hemen yeni bir kaynak veya yön seçemeyeceğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle wellspring sözcüğünü derin ve sürekli bir kaynak anlamında doğal biçimde kullanır?
- A flat tire was the wellspring of our ten-minute delay.
- The new café is a wellspring of attraction for tourists.
- Her curiosity became a wellspring of new ideas.
Cevabı göster
Her curiosity became a wellspring of new ideas.
Rather than aim for a transformation in the types of people we're attracted to, Dilbilgisi
2:08Çekildiğimiz insan türlerinde bir dönüşüm hedeflemek yerine,
it may be wiser simply to adjust how we respond and behave
2:13nasıl tepki verdiğimizi ve davrandığımızı ayarlamak daha akıllıca olabilir;
… hedeflemektense, yalnızca … ayarlamak daha akıllıca olabilir
Rather than + yalın fiil öbeği A, it may be wiser (simply) to + yalın fiil öbeği B kalıbı, A'yı bir strateji olarak kenara bırakır ve B'yi daha akıllıca bir alternatif olarak sunar. Bu cümlede konuşmacı, çekici bulduğumuz insan tiplerini değiştirmeye çalışmak yerine tepkilerimizi ve davranışlarımızı değiştirmeyi önerir. It may be wiser, öneriyi kesin değil temkinli hâle getirir: may belirsizliğe yer bırakır, wiser ise sert bir emir vermeden iki stratejiyi karşılaştırır. Simply, dikkati daha doğrudan veya yönetilebilir bir noktaya yöneltir; davranışı değiştirmenin kolay olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Öneriyi iki parçalı kalıbın tamamıyla tamamlayın: ____ a perfect plan, ____ our priorities as we learn more.
Cevabı göster
Rather than aim for · it may be wiser simply to adjust
whom our past mandates we will find compelling.
2:20ara sıra zorluk çıkaran karakterlerin etrafındayken.
Our problems are often generated because we continue to respond
2:25Sorunlarımız çoğu zaman, çekici insanlara,
in the way that we learned to behave as children Dilbilgisi
2:30nasıl davranacağımızı öğrendiğimiz şekilde
çocukken davranmayı öğrendiğimiz şekilde
In the way that ... bir eylemin gerçekleşme biçimini veya kalıbını tanıtır. Burada that we learned to behave as children, way sözcüğünü niteler ve çocuklukta öğrenilen bir davranış kalıbını belirtir. Cümle, şimdiki tepkinin bu eski kalıbı izlediğini söyler. Bu ifade insanların nasıl tepki vermeye devam ettiğini açıklar; neden tepki verdiklerini veya hangi amaca ulaşmak istediklerini değil.
Alıştırma
Öğrenilmiş biçimi doğru şekilde tanıtan ifadeyi seçin: Leo responds to criticism ____ he learned to respond at home.
- in the way that
- in order that
- for the way that
Cevabı göster
in the way that
maybe we had a rather irate parent who often raised their voice. Kalıp ifadeler
2:36belki de genellikle sesini yükselten oldukça öfkeli bir ebeveynimiz vardı.
raised their voice: daha yüksek sesle konuşmak
Raise your voice, “daha yüksek sesle konuşmak” demektir. İyelik belirleyicisi kişiye göre değişir: raise my, your, his, her, our veya their voice. Bu cümlede irate ve often, yüksek sesle konuşmanın öfkeli ya da baskıcı görünmesini sağlar. Ancak ifade her zaman bağırmak anlamına gelmez; kişi sesini yalnızca biraz yükseltmiş olabilir.
Alıştırma
Raise fiilinin geçmiş biçimini ve doğru iyelik belirleyicisini kullanarak kalıp ifadeyi tamamlayın: When the discussion became tense, Maya ____, but she did not shout.
Cevabı göster
raised her voice
if a partner to whom we are magnetically drawn gets cross, Notlar
2:48manyetik bir şekilde çekildiğimiz bir partner sinirlenirse,
partner to whom we are magnetically drawn: edat + whom
Ana isim partner, to whom we are magnetically drawn ilgi cümleciği tarafından nitelenir. To edatı be drawn to someone yapısına aittir ve whom sözcüğünün önüne taşınmıştır. Whom, partner sözcüğüne gönderme yapar ve to edatının nesnesidir. Edatın öne alındığı bu yapı resmîdir. Günlük konuşmada edatı sonda bırakmak daha yaygındır: a partner whom we are magnetically drawn to veya daha sık olarak a partner who we are magnetically drawn to. Magnetically burada mecaz yoluyla çok güçlü bir çekimi anlatır.
Alıştırma
“I spoke to the mentor” düşüncesini resmî bir ilgi cümleciğine dönüştürerek cümleyi tamamlayın: The mentor ____ I spoke gave me practical advice.
Cevabı göster
to whom
gets cross: sinirlenmek
Bu cümlede gets cross, “sinirlenir veya kızar” anlamına gelir. Cross burada bir sıfattır; get + sıfat yapısı durum değişikliğini anlatır: partner sakin hâlden kızgın bir hâle geçer. Bu anlam özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Bir şeyin karşısına geçmekle veya haç şekliyle ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: When people interrupt him repeatedly, he may ____.
Cevabı göster
get cross
we feel got at and yet deserving of criticism. Öbek fiiller
2:58hedef alındığımızı ama yine de eleştirilmeyi hak ettiğimizi hissederiz.
feel got at: haksız yere hedef alınmış hissetmek
Feel got at ifadesinde got at, birini eleştirmek, ona saldırmak veya sürekli üstüne gitmek anlamındaki samimi get at someone fiilinin edilgen biçimidir. Feel + got at, konuşanın “haksız yere hedef alındığımı hissediyorum” deneyimini anlatır. Bu ifade çoğu zaman eleştirinin kişisel veya sürekli olduğu hissini verir. Burada bir gerilim yaratır: kişi hedef alındığını hissederken bazı eleştirileri hak ettiğine de inanabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: Everyone blamed Noah alone, so he said, “I ____.”
Cevabı göster
feel got at
build up a lot of resentment: kırgınlığı zamanla biriktirmek
build up a lot of resentment ifadesinde build up, “zamanla geliştirmek veya biriktirmek” anlamına gelir. Resentment, incinmiş ya da haksızlığa uğramış hissetmenin yol açtığı kalıcı öfke ve kırgınlıktır. Bu nedenle ifade, duygunun bir anda ortaya çıkmasını değil, zaman içinde artmasını anlatır. Yapı geçişli kullanılabilir: bir kişi resentment, stress, confidence veya debt build up edebilir. Geçişsiz de kullanılabilir: resentment veya pressure kendiliğinden build up olabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede build up, kırgınlığın giderek arttığını göstermek için kullanılmıştır?
- Unspoken problems can build up resentment over time.
- She expressed her resentment immediately.
- They resolved the disagreement before resentment developed.
Cevabı göster
Unspoken problems can build up resentment over time.
a short fuse: çabuk öfkelenmek
a short fuse olan biri çok çabuk öfkelenir ve tepki vermeden önce çok az sabır gösterir. İfade, kişinin mizacını fitili o kadar kısa olan bir patlayıcıya benzetir ki patlayıcı neredeyse hemen infilak eder. Cümlede tek bir öfke anı değil, tekrarlanan bir eğilim anlatılır. Daha sonra gelen blow up ifadesi de aynı patlama imgesini sürdürür ve çok öfkelenmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle Marco'nun çok çabuk öfkelenme eğiliminde olduğunu söyler?
- Marco stayed calm during the argument.
- Marco has a short fuse.
- Marco blew a fuse during yesterday’s meeting.
Cevabı göster
Marco has a short fuse.
blow up: birdenbire çok öfkelenmek
Bu cümlede blow up, birdenbire çok öfkelenmek ve bu öfkeyi dışa vurmak anlamına gelir. Özne bir insandır ve makes us blow up, öfkeyi başka birinin çabuk parlamasının yol açtığı bir tepki olarak sunar. Bu geçişsiz kullanım, fiziksel bir patlamayı değil, duygulardaki ani değişimi anlatır. İnsanlar, duygular, bağırma veya çatışmayla ilgili bağlam genellikle öfkelenme anlamını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi blow up ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the referee changed the call, the coach ____ and started shouting.
Cevabı göster
blew up
Or if we had a fragile, vulnerable parent who was easily hurt,
3:10Ya da kolayca incinen kırılgan, savunmasız bir ebeveynimiz olduysa,
we readily end up with a partner who's also a bit weak Öbek fiiller
3:14kolayca kendisi de biraz zayıf olan
and demands us to care for them. Dilbilgisi
3:17ve ona bakmamızı talep eden bir partnerle birlikte buluruz kendimizi.
end up with: sonunda sahip olunan kişi, şey veya sonuç
End up with, bir sürecin sonunda kişinin sahip olduğu, birlikte olduğu veya karşılaştığı insanı, şeyi ya da durumu belirtir. Burada end up with a partner, sonunda kişinin kendisini o tür bir partnerle ilişki içinde bulması demektir; ilişkiyi bilinçli olarak bitirmek anlamına gelmez. Kalıp end up with + isim öbeğidir. End up, çoğu zaman tamamen planlanmamış veya beklenmemiş olan sonuca odaklanır; with ise kişinin sonunda sahip olduğu veya uğraşmak zorunda kaldığı şeyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi end up with ile tamamlayın: If we ignore the warning signs, we could ____ a much bigger problem.
Cevabı göster
end up with
demand someone to do değil, demand that someone do
Burada demands us to care for them standart olmayan bir tümleç kalıbı kullanır. Standart yazılı İngilizcede demand normalde kişi + to-infinitive yapısını almaz. Standart bir düzeltme demands that we care for them biçimidir. demand ile başlayan that yan cümlesinde, istenen eylemi yapan özne ve genellikle fiilin yalın hâli kullanılır: demand that someone do something. Kastedilen güçlü bir talep değil de beklentiyse expects us to care for them daha uygundur.
Alıştırma
all players ve arrive early ifadelerini kullanarak cümleyi demand that + özne + fiilin yalın hâli yapısıyla tamamlayın: The coach demanded ____.
Cevabı göster
that all players arrive early
But then we get frustrated by their weakness.
3:19Ama sonra onların zayıflıklarından dolayı hüsrana uğrarız.
tiptoe around someone: birinin yanında son derece dikkatli davranmak
Burada tiptoe around them mecaz anlamdadır. Bu ifade, onları üzmekten, gücendirmekten veya kışkırtmaktan korktuğunuz için son derece dikkatli konuşmak ve davranmak anlamına gelir. İmge, ayak parmaklarının ucunda sessizce hareket etmektir; ancak burada gerçek anlamda yürümek söz konusu değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp tiptoe around + kişi şeklindedir ve genellikle sıradan nezaketten çok süregelen bir gerginliği anlatır.
Alıştırma
Cümleyi tiptoe around ve doğru nesne zamiriyle tamamlayın: After his angry outburst, everyone began to ____.
Cevabı göster
tiptoe around him
we try to encourage and reassure as we did when we were little,
3:23küçükken yaptığımız gibi onları cesaretlendirmeye ve rahatlatmaya çalışırız,
but we also condemn this person for being undeserving. Kalıp ifadeler
3:27ama aynı zamanda bu kişiyi hak etmemekle suçlarız.
condemn someone for being ...: birini bir özelliği nedeniyle kınamak
Condemn someone for doing or being something, belirtilen bir davranış veya özellik nedeniyle bir kişiyi çok güçlü biçimde kınamak anlamına gelir. Burada for being undeserving, kınamanın nedenini belirtir. Kalıp condemn + kişi + for + -ing biçimidir. Nesne condemn fiilinden sonra gelir; for ile başlayan bölüm ise kişinin neden kınandığını açıklar.
Alıştırma
Cümleyi condemn fiilinin doğru biçimi ve nedeni tanıtan edatla tamamlayın: The court ____ the officials ____ hiding evidence.
Cevabı göster
condemned · for
We probably can't change our templates of attraction,
3:31Çekim şablonlarımızı muhtemelen değiştiremeyiz,
but rather than seek to radically re-engineer our instincts, Deyimler
3:35ancak içgüdülerimizi kökten yeniden tasarlamaya çalışmak yerine,
Teknik bir mecaz olarak re-engineer our instincts
Re-engineer sözcüğü gerçek anlamıyla bir sistemi, genellikle parçalarının birlikte çalışma biçimini değiştirerek, derinlemesine yeniden tasarlamak demektir. Our instincts için kullanıldığında insan çekimini yeniden kurulabilecek bir sistem gibi gösteren teknik bir mecazdır. Radically bu imgeyi güçlendirir: ifade küçük bir değişikliği değil, köklü ve bilinçli bir dönüşüm girişimini anlatır. Bu cümlede söz konusu aşırı proje, gerçekçi olmayan bir seçenek olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ve sistem genelinde derin bir yeniden tasarımı anlatan fiili seçin: The city plans to ____ its emergency-response system from the ground up.
- maintain
- re-engineer
- repair
Cevabı göster
re-engineer
what we can do is try to learn to react to desirable candidates Dilbilgisi
3:39yapabileceğimiz şey, arzu edilen adaylara tepki vermeyi öğrenmeye çalışmaktır;
but in the more mature and constructive manner of a rational adult.
3:45rasyonel bir yetişkinin daha olgun ve yapıcı tavrıyla.
what we can do is try to ...: pratik bir eylemi odağa almak
What we can do is ... bildirme biçiminde bir wh-cleft, yani pseudo-cleft yapısıdır. What we can do yan cümlesinin tamamı özne görevindedir; is sonrasındaki bölüm yapılabilecek eylemi belirtir ve onu odağa taşır. what yan cümlesinde do bulunduğu için odaklanan eylem genellikle is try to learn örneğinde olduğu gibi is sonrasında yalın fiille başlar; ancak is to try da mümkündür. Buradaki try to, öneriyi ölçülü ve gerçekçi kılar. Konuşan kişi sınırlar olduğunu kabul eder, ardından eksiksiz bir çözüm vadetmek yerine uygulanabilir bir sonraki adıma dikkat çeker. Bu kalıp problem çözmede kullanışlıdır: We may not be able to change X, but what we can do is try to Y.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sınırlamayı kabul ettikten sonra pratik bir sonraki adımı odağa almak için bildirme biçiminde bir wh-cleft kullanır?
- We cannot extend the deadline, but what we can do is try to reduce the scope.
- What we cannot do is try to reduce the scope.
- We cannot extend the deadline, but what can we do?
Cevabı göster
We cannot extend the deadline, but what we can do is try to reduce the scope.
not as ..., but in the more mature and constructive manner: eski tepkinin yerine yenisini koymak
not as ..., but in a ... manner kalıbı bir davranış biçimini reddeder ve onun yerine başka birini koyar. not as we did as children içinde ilk as, “yaptığımız biçimde” anlamına gelirken as children, “çocukken” veya “çocuk rolündeyken” anlamına gelir. İki as farklı görevler üstlenir. but ile başlayan bölümde as sözcüğünün tekrarlanması gerekmez. In the more mature and constructive manner da bir tarz ifadesidir; bu yüzden biçimler mekanik olarak paralel olmasa bile as we did as children ile karşıtlık kurar. Bu kalıp eski bir alışkanlığı düzeltirken ve tercih edilen yaklaşımı belirtirken kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle eski yaklaşımın yerine daha sakin ve yapıcı bir yaklaşım kullanılmasını açıkça söyler?
- Handle the complaint not as we did before, but in a calmer and more constructive manner.
- Handle the complaint as we did before, but also keep more detailed notes.
- Handle the complaint as calmly as we did before.
Cevabı göster
Handle the complaint not as we did before, but in a calmer and more constructive manner.
There is an enormous opportunity to move ourselves Dilbilgisi
3:50Kendimizi çocuksu bir tepki modelinden
from a childlike to a more adult pattern of response
3:54daha yetişkin bir modele taşıma konusunda muazzam bir fırsat var,
move ourselves from a childlike to a more adult pattern of response: çocuksu tepkiden daha yetişkin bir tepki biçimine geçmek
move someone or something from A to B kalıbı, açık bir başlangıç durumundan hedef duruma geçişi anlatır. Burada değişen unsur ourselves olduğundan cümle, yaşımızın değişmesini değil, tepki verme biçimimizi bilinçli olarak değiştirmemizi ifade eder. İki uç anlam bakımından paraleldir: çocuksu bir tepki biçiminden daha yetişkin bir tepki biçimine. İlk pattern of response ifadesi tekrar edilmek yerine örtük bırakılmıştır. Bu kalıp durumlar, alışkanlıklar, yöntemler veya tutumlar arasındaki geçişleri anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi move ... from A to B kalıbındaki iki bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: With practice, we can move ourselves ____ blaming others ____ looking for solutions.
Cevabı göster
from · to
on our part: bizim tarafımızdan kaynaklanan bir eylem veya tepki
On our part, bir şeyin bizim tarafımızdan yapıldığını veya bizim tarafımızdan kaynaklandığını belirtir. Cümlede childlike response ifadesine bağlanır ve bu tepkinin diğer kişiye değil bize ait olduğunu gösterir. İyelik sözcüğü ilgili tarafa göre değişir: on my part, on your part, on their part. Burada part fiziksel bir parça veya katılım anlamına gelmez; tüm ifade bir eylemin, tepkinin, çabanın ya da hatanın hangi taraftan kaynaklandığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle gecikmeye bizim tarafımızın neden olduğu anlamına gelir?
- The delay was on our part.
- The delay was handled on our behalf.
- For our part, we were ready on time.
Cevabı göster
The delay was on our part.
raising our voice could lead to a sense that it's all my fault. Dilbilgisi
4:14sesin yükselmesi her şeyin benim suçum olduğu hissine yol açabilir.
Olası öznel bir sonuç için could lead to a sense that...
Could lead to, sonucu kesin değil, olası bir sonuç olarak sunar. Böylece neden-sonuç iddiası daha temkinli olur: sesi yükseltmek bu tepkiyi ortaya çıkarabilir. Lead to ifadesinden sonra a sense isim öbeği gelir. That ile başlayan yan cümle, hissin içeriğini açıklar: a sense that it's all my fault. Bu kalıp dolaylı psikolojik etkileri anlatmak için kullanışlıdır: X could lead to a sense that + yan cümle.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki altı sözcüklük kalıpla tamamlayın: Constant criticism ____ nobody trusts me.
Cevabı göster
could lead to a sense that
rather patronizing: üstten konuşmaya yönelik ölçülü bir değerlendirme
Patronizing, yardımsever veya nazik görünmesine rağmen karşıdaki kişiyi daha az yetenekli, daha az bilgili ya da çocuk gibi gören konuşma veya davranış biçimini anlatır. Burada partnerin üstünlük taslayan ve küçümseyici tavrını belirtir. Buradaki rather, değerlendirmeyi ölçülü ve biraz örtülü biçimde sunar: tavır oldukça patronizingdir. Would rather yapısındaki gibi bir tercih belirtmez.
Alıştırma
Hangi durum rather patronizing olarak en iyi şekilde tanımlanır?
- Bir iş arkadaşı zor bir görevde yardım isteyip istemediğinizi sorar.
- Bir iş arkadaşı görevi anlamadığını kabul eder.
- Bir iş arkadaşı, zaten bildiğiniz temel bir görevi küçük bir çocukla konuşur gibi yavaşça açıklar.
Cevabı göster
Bir iş arkadaşı, zaten bildiğiniz temel bir görevi küçük bir çocukla konuşur gibi yavaşça açıklar.
there are lots of kinds of intelligence and mine is fine.
4:30birçok zeka türü vardır ve benimki gayet iyi.
which trigger our desires and our childlike defensive moves. Kelime
4:50özellikle düğümlenmiş sorunları olan biriyle birlikteyiz.
özellikle çetrefilli bir dizi sorun
Burada knotty mecazi anlamdadır: Sorunları, içleri düğümlerle doluymuş gibi birbirine dolaşmış, karmaşık ve çözülmesi zor olarak anlatır. Bu nedenle a particularly knotty set of issues, birbiriyle bağlantılı ve özellikle zor bir sorunlar bütünü demektir. Knotty, difficult sözcüğünden daha güçlü bir görüntü oluşturur. Sorunların tek bir basit çözümle giderilmek yerine dikkatle çözülüp açılması gerektiğini düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve karmaşık olup çözülmesi zor anlamına gelen sıfatla tamamlayın: The negotiators faced a ____ legal problem.
Cevabı göster
knotty
arzularımızı ve çocuksu savunma tepkilerimizi tetiklemek
Burada trigger, harekete geçirmek veya ortaya çıkarmak anlamına gelen ettirgen bir fiildir. Çetrefilli sorunlar neden olarak işlev görür; iki bağlı ad öbeği de tepkileri belirtir: our desires ve our childlike defensive moves. Psikolojik tartışmalarda trigger, bir uyaranın güçlü, hızlı veya kısmen otomatik bir tepkiyi başlattığını sık sık düşündürür. Kullanımı travmayla sınırlı değildir; burada hem çekimi hem de savunmacı davranışı kapsar.
Alıştırma
Tepkinin hızlı veya otomatik biçimde harekete geçtiğini vurgulamak için cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? A sudden criticism can [blank] a defensive response.
- trigger
- describe
- cause
Cevabı göster
trigger
but rather to strive to deal with their compelling challenges
4:58onların o karşı konulamaz zorluklarıyla başa çıkmak için çabalamaktır;
with some of the wisdom of which we weren't capable Dilbilgisi
5:02bunlarla bir ebeveyn veya bakıcıda ilk karşılaştığımızda
when we first encountered these in a parent or caregiver.
5:05sahip olmadığımız bilgeliklerin bazılarıyla.
The answer isn't to A, but rather to B: çözüm A değil, B'dir
Burada answer, sözlü bir “yanıt” değil, “çözüm” anlamına gelir. Bu kalıp, ilişkiyi bitirmeyi doğru çözüm olarak reddeder ve güçlüklerle başa çıkmaya çalışmayı daha iyi yol olarak sunar. İki to-infinitive yapısı birbirine paraleldir: The answer isn't to A, but rather to B. But rather düzeltmeyi vurgular: çözüm olarak A'yı değil, onun yerine B'yi seç.
Alıştırma
Bir ekip hata yaptı. Hangi cümle projeyi bırakmayı çözüm olarak reddedip planı düzeltmeyi daha iyi alternatif olarak sunuyor?
- The answer is to quit the project rather than fix the plan.
- The answer isn't to fix the plan, but rather to quit the project.
- The answer isn't to quit the project, but rather to fix the plan.
Cevabı göster
The answer isn't to quit the project, but rather to fix the plan.
the wisdom of which we weren't capable: sahip olamadığımız bilgelik
Which, wisdom sözcüğüne gönderme yapar. İlgi cümleciğini anlamak için boşluğu we weren't capable of that wisdom şeklinde tamamlayın; çünkü capable, of edatını gerektirir. Resmî ilgi yapısında bu gerekli edat which'in önüne taşınır: the wisdom of which we weren't capable. Bu nedenle of, capable of yapısına aittir; the wisdom of ile başlayan ayrı bir öbeğin parçası değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede capable sözcüğünün gerektirdiği edat resmî biçimde öne alınmıştır?
- The work required a precision of which I had not known myself capable.
- The work required a precision of that I had not known myself capable.
- The work required a precision which I had not known myself capable of.
Cevabı göster
The work required a precision of which I had not known myself capable.
but it's always in our remit to behave in more grown-up ways
5:15ancak sevgilimizin daha az olgun olan taraflarında
around our lover's less mature sides.
5:19daha yetişkin şekillerde davranmak her zaman bizim yetkimiz dahilindedir.
in our remit: sorumluluk veya yetki alanımız içinde
In our remit, “sorumlu olduğumuz veya haklı olarak ele almamız beklenen alan içinde” demektir. Bir rolün, görevin ya da yetkinin sınırını çizer; verilmiş bir söz veya yalnızca izin anlamına gelmez. Burada bu resmî ifade, kişisel olarak sorumluluk alabileceğimiz davranışlara uygulanıyor. Tekrar kullanılması şu karşıtlığı kuruyor: tamamen olgun bir partner bulmayı garanti edemeyiz, ancak partnerimizin olgun olmayan yönlerine daha olgun biçimde karşılık verme sorumluluğunu alabiliriz.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “ekibimizin sorumluluk alanı içinde” anlamına gelen tam ve resmî ifadeyle tamamlayın: Budget approval is not ____.
Cevabı göster
in our remit
and take a look at our range of products on our website.
5:30ve web sitemizdeki ürün yelpazemize bir göz atabilirsiniz.