Utangaçlık Nasıl Aşılır?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
865 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Utangaçlık sabit bir mizaç değil, yaş, sınıf ya da görünüş farklarını büyütme alışkanlığı olarak sunuluyor. Psikolojik kozmopolitlik, yabancıları daha az ürkütücü kılan ortak insanlığı görmeyi öneriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. tongue-tied — Deyimler ve mecazlı ifadeler: fiziksel sorun değil, gerginlikten konuşamama anlamını kavrayıp sosyal durumlarda kullanın. 2. not on the basis of / but because — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: bir açıklamayı reddedip gerçek nedeni açık bir karşıtlıkla verin. 3. if only we'd known how to — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: geçmiş pişmanlığı ve daha erken bilgiyle değişebilecek kaçırılmış olasılığı anlatın.

Bu derste

Because shyness can grip us in such powerful ways, Deyimler

0:00

Utangaçlık bizi öylesine güçlü bir şekilde esir alabilir ki,

Deyimler

grip us in such powerful ways ifadesinin mecaz kullanımı

Burada grip mecaz anlamda kullanılır. Utangaçlık birini eliyle fiziksel olarak tutmaz; kişinin duyguları ve davranışları üzerinde güçlü bir etki kurar. in such powerful ways ifadesi bu anlamı güçlendirir: utangaçlık insanları çeşitli güçlü biçimlerde derinden etkileyebilir. Daha genel olarak bir duygu, düşünce veya korku, kişinin dikkatini ya da tepkilerini güçlü biçimde ele geçirip kontrol ettiğinde can grip someone denebilir.

Alıştırma

Bu cümlede shyness can grip us ne anlama gelir?

  1. Utangaçlık bir nesneyi sıkıca tutmamıza yardım edebilir.
  2. Utangaçlık bizi bir elle fiziksel olarak tutabilir.
  3. Utangaçlık bizi güçlü biçimde kontrol edebilir veya etkileyebilir.
Cevabı göster

Utangaçlık bizi güçlü biçimde kontrol edebilir veya etkileyebilir.

it's tempting to think of it as an immutable part of our emotional makeup, Notlar

0:04

onu duygusal yapımızın değişmez bir parçası,

Kelime

emotional makeup: bir kişiyi oluşturan iç özellikler

Burada makeup, kozmetik ürünleri değil, bir kişiyi birlikte oluşturan özellikler bütününü ifade eder. Emotional makeup, kişinin duygularının, tepkilerinin ve duygusal eğilimlerinin nasıl bir araya geldiğini anlatır. part of our emotional makeup yapısı, bir özelliği kimliğimizin içine yerleşmiş bir parça olarak gösterir. Daha genel olarak part of someone's makeup, o kişinin doğasının veya karakterinin bir unsurunu ifade eder.

Alıştırma

'Patience is part of her emotional makeup,' cümlesinde makeup ne anlama gelir?

  1. Uydurduğu bir hikâye
  2. Yüzüne sürdüğü kozmetik ürünleri
  3. Onun duygusal yapısını oluşturan özellikler
Cevabı göster

Onun duygusal yapısını oluşturan özellikler

with roots that extend far into our personalities,

0:08

kökleri kişiliklerimizin ve belki de biyolojimizin

and perhaps biology,

0:11

çok derinlerine uzanan,

and that we would be incapable of ever extirpating.

0:12

ve asla söküp atamayacağımız bir şey olarak düşünmek cazip gelir.

Dilbilgisi

think of it as an immutable part ifadesindeki think of A as B yapısı

think of A as B, “A’yı B olarak görmek veya anlamak” demektir. Burada it, shyness sözcüğünü temsil eder; an immutable part ise ona verilen tanımdır: duygusal yapımızın değişemeyen bir parçası. Kalıp think of + nesne + as + isim öbeği veya sıfat öbeği şeklindedir. As, nesneye verilen rolü, türü veya özelliği tanıtır; burada “-iken” ya da “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıp think of A as B ile tamamlayın: In our club, we ____ mistakes ____ chances to learn.

Cevabı göster

think of · as

But in truth, shyness is based on a set of ideas

0:16

Ancak gerçekte utangaçlık, bir takım fikirlere dayanır,

about the world

0:19

dünya hakkında,

that are eminently amenable to change Kalıp ifadeler

0:20

ki bu fikirler değişime son derece yatkındır

through a process of reason,

0:23

bir akıl yürütme süreci yoluyla,

because they are founded on some touchingly malleable errors of thought.

0:24

çünkü bunlar dokunaklı bir şekilde esnek düşünce hatalarına dayanmaktadır.

Kalıp ifadeler

amenable to change: değiştirilebilir

Bu cümlede amenable to change, bir şeyin değiştirilebilir veya onu değiştirme çabalarına karşılık verebilir olması demektir. Utangaçlığın arkasındaki fikirler sabit değil, değiştirilebilir olarak sunulur; eminently bunu güçlendirerek "çok kolay" anlamını katar. Yapı be amenable to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır ve change isimdir. Özne bir nesne veya fikir olduğunda amenable to genellikle tedavi, akıl yürütme, düzeltme ya da başka bir etkinin onu değiştirebileceğini anlatır.

Alıştırma

Planın değiştirilebileceğini anlatan resmî bir ifadeyle cümleyi tamamlamak için amenable kullanın: The plan is ____ if new evidence appears.

Cevabı göster

amenable to change

Shyness is rooted in a distinctive way of interpreting strangers.

0:29

Utangaçlığın kökleri, yabancıları yorumlamanın farklı bir yolunda yatar.

The shy aren't awkward around everyone.

0:34

Utangaçlar herkesin yanında tuhaf davranmazlar.

They're tongue-tied around those who seem most unlike them Deyimler

0:37

Onlar, kendilerine en çok benzemeyenlerin yanında dilleri tutulur,

Deyimler

tongue-tied: heyecandan konuşamamak

Burada tongue-tied, heyecan veya utangaçlık nedeniyle rahatça konuşamamak demektir. İfade, kendilerinden çok farklı görünen insanların yanında nasıl tepki verdiklerini anlatır. Bu mecazi bir ifadedir; kimsenin dili gerçekten bağlı değildir. Genellikle kalıcı bir konuşma bozukluğunu değil, geçici bir sosyal tepkiyi anlatır. Sıkça be, feel veya get fiillerinden sonra kullanılır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: Leo knew what he wanted to say, but he became tongue-tied when the interview began. tongue-tied ne anlama gelir?

  1. Dili fiziksel olarak bağlanmıştı.
  2. Rahatça konuşamayacak kadar heyecanlıydı.
  3. Konuşma yetisini kalıcı olarak kaybetmişti.
Cevabı göster

Rahatça konuşamayacak kadar heyecanlıydı.

on the basis of a range of surface markers, Kalıp ifadeler

0:40

bir dizi yüzeysel işaretleyiciye dayanarak;

age, class, tastes, habits, beliefs, backgrounds, or religions.

0:43

yaş, sınıf, zevkler, alışkanlıklar, inançlar, geçmişler veya dinler gibi.

Kalıp ifadeler

on the basis of: bir ölçütü belirtmek

Bu cümlede on the basis of, insanların birbirinden farklı görülmesinde kullanılan bilgileri tanıtır: yaş, sınıf, zevkler, alışkanlıklar, inançlar, geçmişler veya dinler gibi yüzeysel özellikleri. Yapı on the basis of + isim öbeği şeklindedir. “Bir şeyi bir yargı veya eylem için gerekçe, kanıt ya da ölçüt olarak kullanmak” anlamına gelir. The sözcüğü normalde bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyi ölçüt olarak kullanmak” anlamındaki dört sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The judges chose the winner ____ originality and clear presentation.

Cevabı göster

on the basis of

With no unkindness meant, Ton ve niyet

0:49

Kötü niyetli olmadan,

we could define shyness as a form of provincialism of the mind, Deyimler

0:51

utangaçlığı, zihnin bir tür taşralılığı olarak tanımlayabiliriz;

Ton ve niyet

Yumuşatıcı bir ön söz olarak With no unkindness meant

With no unkindness meant, “kırıcı olma niyeti taşımadan” demektir. Tanımdan önce gelerek hassas veya eleştirel bir yargının yaklaştığını haber verir ve aynı zamanda konuşanın dinleyicinin duygularını önemsediğini gösterir. İddianın sertliğini azaltır, fakat iddiayı geri çekmez. Bu kalıp, sert duyulabilecek bir şey söylemeden önce karşı tarafın onurunu gözetmeye yardımcı olur.

Alıştırma

With no unkindness meant bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Ardından gelen tanımı korurken onun sertliğini azaltır.
  2. Konuşanın artık bu tanıma inanmadığını söyler.
  3. Utangaçlığı nazik bir özellik olarak över.
Cevabı göster

Ardından gelen tanımı korurken onun sertliğini azaltır.

an over-attachment to the incidentals of one's own life and experience

0:55

kişinin kendi hayatının ve deneyimlerinin tesadüfi olaylarına aşırı bağlılığı,

that unfairly casts others into the role of daunting, Deyimler

0:59

başkalarını haksız yere korkutucu,

unfathomable, unknowable foreigners.

1:03

akıl almaz ve bilinemez yabancılar rolüne sokması.

Deyimler

provincialism of the mind metaforu

Provincialism genellikle tek bir bölgeyle veya tanıdık bir grupla sınırlı dar bir bakış açısı demektir. of the mind eklenince bu toplumsal veya coğrafi düşünce, zihinsel darlığı anlatan bir metafora dönüşür. Burada kişi kendi yaşamına ve deneyimine o kadar bağlıdır ki başkalarını kolayca anlayamaz. İfade gerçek bir bölgeden söz etmez; tanımadığı insanları tuhaf bir dış dünyadan gelmiş gibi gören bir zihni anlatır.

Alıştırma

Hangi durum provincialism of the mind ifadesini en iyi örnekler?

  1. Birisi, yalnızca kendi deneyiminin normal olduğunu düşündüğü için tanımadığı insanların anlaşılmasının imkânsız olduğunu varsayar.
  2. Birisi sınavdan önce gergindir ama başka insanlara karşı merakını korur.
  3. Birisi birkaç bölgenin tarihini ve coğrafyasını inceler.
Cevabı göster

Birisi, yalnızca kendi deneyiminin normal olduğunu düşündüğü için tanımadığı insanların anlaşılmasının imkânsız olduğunu varsayar.

Deyimler

cast others into the role of ... foreigners ile insanları zihinde etiketlemek

Burada cast others into the role of ..., hayat bir tiyatro oyunuymuş gibi başka insanlara zihinde bir rol vermek anlamına gelir. Gerçek bir işi, oyunculuk rolünü veya milliyet değişimini değil, insanlara önyargılı bakmayı anlatır. Sıfatlar hayal edilen mesafeyi giderek artırır: daunting ürkütücü, unfathomable anlaşılması son derece güç, unknowable ise bütünüyle tanınması imkânsız demektir. Onlara foreigners denmesi, insanları zihinsel olarak yabancı ve dışarıdan kişiler gibi görme benzetmesini sürdürür.

Alıştırma

Haksız bir zihinsel etiketlemeyi anlatmak için cast ... into the role of kalıbını kullanan cümle hangisidir?

  1. One mistake cast Leo into the role of the unreliable teammate before anyone heard his explanation.
  2. The teacher cast Leo in the role of the king for the class play.
  3. After checking the facts, the team proved that Leo had missed the deadline.
Cevabı göster

One mistake cast Leo into the role of the unreliable teammate before anyone heard his explanation.

On contact with a person from another world or province,

1:07

Başka bir dünyadan veya şehirden biriyle temas edildiğinde,

the shy allow their minds to be dominated

1:10

utangaçlar zihinlerinin

by a forbidding aura of difference. Deyimler

1:13

korkutucu bir farklılık aurası tarafından domine edilmesine izin verirler.

Deyimler

a forbidding aura of difference: perbedaan yang terasa mengintimidasi

Aura, bir insanı, yeri veya nesneyi çevreliyormuş gibi hissedilen görünmez bir duygu ya da izlenimdir. Bu nedenle a forbidding aura ürkütücü, soğuk veya yaklaşılması güç hissettirir; forbidding burada bir yasak koymak anlamına gelmez. of difference, bu izlenimin kaynağını belirtir: utangaç kişi, yabancılığı bir engel gibi yaşar. Bu aura onun algısıdır; karşısındaki kişinin gerçekten soğuk davrandığının kanıtı değildir.

Alıştırma

a forbidding aura of difference ifadesindeki forbidding ne anlama gelir?

  1. O kişiyle temasın resmen yasak olduğunu gösterir.
  2. Kişinin ürkütücü ve yaklaşılması güç görünmesine yol açar.
  3. Kişinin yalnız bırakılmak istediğini kanıtlar.
Cevabı göster

Kişinin ürkütücü ve yaklaşılması güç görünmesine yol açar.

They may silently and awkwardly say to themselves

1:16

Kendi kendilerine sessizce ve beceriksizce diyebilirler ki

that there's nothing to be said or done Kalıp ifadeler

1:19

söylenecek veya yapılacak bir şey yok

because the other is famous,

1:21

çünkü diğeri ünlüdür,

while they belong to the province of the obscure,

1:22

kendileri ise silik bir bölgeye aittir,

Kalıp ifadeler

there's nothing to be said or done: söylenecek ya da yapılacak hiçbir şey yok

Bu cümlede there's nothing to be said or done, utangaç kişinin söylenebilecek ya da işe yarayacak hiçbir söz ve yapılabilecek hiçbir eylem olmadığını düşündüğünü belirtir. Hem konuşma hem de harekete geçme olasılığını kapattığı için yalnızca sessizliği değil, tam bir çaresizlik ve kabullenişi anlatır. Yapı nothing + edilgen mastardır: nothing to be said, söylenebilecek hiçbir şey olmaması; nothing to be done ise yapılabilecek hiçbir şey olmaması demektir. Burada bu, kişinin kaygılı iç konuşmasıdır; nesnel bir gerçek değildir.

Alıştırma

Cümleyi there's ile başlayan hedef kalıp ifadeyle tamamlayın: The decision is final, so ____.

Cevabı göster

there's nothing to be said or done

or because the other is very old,

1:25

ya da diğeri çok yaşlıdır,

while their province is firmly that of 20-somethings,

1:27

kendileri ise sıkıca yirmili yaşlar bölgesine aittir,

or because the other is very clever,

1:30

ya da diğeri çok zekidir,

while their province is that of the non-intellectual,

1:32

kendileri entelektüel olmayanlar bölgesine aittir,

or because the other is from the land of very beautiful girls,

1:34

ya da diğeri çok güzel kızlar diyarındandır,

while they hail from the province of average-looking boys. Kalıp ifadeler

1:37

kendileri ise ortalama görünümlü erkekler bölgesinden gelirler.

Kalıp ifadeler

hail from: bir yerden gelmek

Hail from, bir yerden gelmek veya kökeni oraya dayanmak anlamına gelir. Bu cümlede oğlanların hayal ettikleri geçmişi, belirli bir bölgeden geliyorlarmış gibi sunar ve mizahi harita benzetmesini sürdürür. Hail fiildir; from ise köken yerini belirtir. Bir kişi, grup, ürün veya gelenek bir yerden hail from edebilir. Buradaki ifade doluyla veya birini alkışlayıp selamlamakla ilgili değildir.

Alıştırma

Özenli tanıtım cümlesini hail from ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our lead engineer ____ Singapore.

Cevabı göster

hails from

This is why there can be no grounds to laugh, Anlatım akışı

1:41

İşte bu yüzden gülmek,

hazard a playful remark, Kalıp ifadeler

1:44

şakacı bir söz denemek,

or feel at ease. Kalıp ifadeler

1:45

ya da rahat hissetmek için hiçbir neden olamaz.

Anlatım akışı

This is why: Bir nedene geri dönüp sonucu sunmak

This is why, daha önce açıklanmış bir nedene geri gönderme yapar ve bu nedenden çıkan sonucu sunar. Bu cümlede This, daha önce anlatılan düşünme biçimini; why ise bu nedeni gülememe, şaka yapamama veya rahatlayamama sonucuna bağlar. Bilgi sırası şöyledir: önce nedeni belirtmek veya açıklamak, ardından This is why + sonuç yapısını kullanmak. Bu ifade yeni bir neden eklemez; önceki açıklamayı bir sonuca dönüştürür.

Alıştırma

Bir yazar nedeni az önce açıkladı ve şimdi bu nedenin sonucunu sunmak istiyor. Hangi bağlayıcı uygundur?

  1. because
  2. although
  3. This is why
Cevabı göster

This is why

Kalıp ifadeler

hazard a playful remark: Konuşurken sosyal bir riski göze almak

Hazard a playful remark ifadesinde hazard, diğer kişinin nasıl tepki vereceği belirsizken bir şey söylemeyi göze almak anlamında kullanılan bir fiildir. Buradaki tehlike fiziksel değildir; garip veya dostça olmayan bir tepki alma ihtimali gibi sosyal bir risktir. A playful remark, hafif ve şakacı bir sözdür. İfade bir bütün olarak ortamı rahatlatmak için dikkatle konuşmayı denemeyi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede hazard, belirsizliğe rağmen bir yorum yapmayı denemek anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. She removed a hazard from the hallway.
  2. She hazarded a playful remark to break the tense silence.
  3. She made a routine announcement from the prepared script.
Cevabı göster

She hazarded a playful remark to break the tense silence.

Kalıp ifadeler

feel at ease: rahat ve huzurlu hissetmek

Bu cümlede feel at ease, gergin veya huzursuz olmak yerine rahat ve huzurlu hissetmek demektir. laugh ve hazard a playful remark ile kurulan sıralamanın son öğesidir ve kişinin rahatça yapamadığı bir şeyi anlatır. Buradaki ease, sabit at ease ifadesinde kullanılan bir isimdir; 'bir şeyi daha kolay hâle getirmek veya acıyı azaltmak' anlamındaki ease fiili değildir. Yaygın kalıp feel at ease şeklindedir.

Alıştırma

Rahat ve huzurlu hissetmek anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the host greeted me warmly, I began to ____.

Cevabı göster

feel at ease

The shy person doesn't intend to be unpleasant or unfriendly,

1:47

Utangaç kişi tatsız veya düşmanca olmayı kastetmez,

they simply experience all otherness as an insurmountable barrier Deyimler

1:50

sadece tüm başkalığı aşılmaz bir engel olarak yaşarlar,

to making their own goodwill and personality apparent.

1:54

kendi iyi niyetlerini ve kişiliklerini belli etmenin önünde.

Deyimler

experience all otherness as an insurmountable barrier: tüm farklılıkları aşılamaz bir engel olarak deneyimlemek

experience A as B kalıbı, bir kişinin A'yı kişisel olarak nasıl algıladığını veya deneyimlediğini B ile gösterir. Burada A, all otherness, yani farklı olarak algılanan her şeydir; B ise an insurmountable barrier, yani aşılması imkânsız görünen bir engeldir. Buradaki barrier mecazdır. Bu ifade, kişinin iyi niyetini ve kişiliğini göstermekte neden zorlandığını açıklar; diğer insanların gerçekten düşmanca olduğunu veya engelin nesnel olarak imkânsız olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Mina, bir dil farklılığının aşılamaz olduğunu hissediyor. Hangi cümle bunu nesnel bir gerçek yerine onun kişisel deneyimi olarak sunar?

  1. Mina treats the language difference as an insurmountable barrier.
  2. The language difference is objectively an insurmountable barrier.
  3. Mina experiences the language difference as an insurmountable barrier.
Cevabı göster

Mina experiences the language difference as an insurmountable barrier.

We can imagine that in the history of humanity,

1:59

İnsanlık tarihinde hayal edebiliriz ki,

shyness was always the first response.

2:01

utangaçlık her zaman ilk tepkiydi.

The people over the hill would have triggered the feeling

2:04

Tepenin ardındaki insanlar bu hissi tetiklemiş olabilir

because they were farmers,

2:06

çünkü onlar çiftçiydi,

while you were fishermen,

2:08

siz ise balıkçıydınız,

or they spoke with a lilt in their vowels, Kelime

2:09

ya da seslilerinde melodik bir tonla konuşuyorlardı,

while your diction was monotone and flat.

2:12

sizin diksiyonunuz ise tekdüze ve düzdü.

Kelime

a lilt in their vowels: ünlülerdeki ezgili iniş çıkış

Bu cümlede a lilt, konuşmadaki hafif ve ezgili ses yükselip alçalmasını anlatır. in their vowels ifadesi, bu ritmin özellikle ünlü seslerin söylenişinde duyulduğunu belirtir. Bu ifade, ses perdesinin çok az değiştiği konuşmayı anlatan monotone and flat ile karşıtlık oluşturur. lilt konuşmanın bir özelliğidir; tek başına belirli bir aksanın adı değildir ve kişinin şarkı söylediği anlamına gelmez.

Alıştırma

"Her voice had a gentle lilt," cümlesinde lilt neyi anlatır?

  1. Konuştuğu belirli dil
  2. Konuşma biçimindeki hafif ve ritmik yükselip alçalma
  3. Ses perdesinin neredeyse hiç değişmediği konuşma
Cevabı göster

Konuşma biçimindeki hafif ve ritmik yükselip alçalma

Yet gradually, Anlatım akışı

2:15

Ancak yavaş yavaş,

there emerged a more worldly,

2:15

yabancılarla ilişki kurmanın daha dünyevi,

less exclusive way of relating to strangers,

2:17

daha az dışlayıcı bir yolu ortaya çıktı,

Anlatım akışı

Yet gradually, there emerged ...: yavaş bir değişimi tanıtmak

Yet önceki durumla bir karşıtlık kurar, gradually ise değişimin bir anda değil yavaş yavaş gerçekleştiğini gösterir. Bu ifadeler birlikte eski düzenden yeni bir gelişmeye doğal bir geçiş sağlar. There emerged yeni bir şeyi tanıtan varlık yapısıdır; buradaki there yer bildirmez. Gerçek özne fiilden sonra gelir—a more worldly, less exclusive way—ve bu söz dizimi yeni düşüncenin ortaya çıkmasını odak noktası yapar.

Alıştırma

Hangi devam cümlesi önceki sorunla en iyi karşıtlığı kurar ve yeni bir gelişmeyi odak noktası olarak tanıtır?

  1. At first, the team rejected every proposal. Yet gradually, there emerged a plan everyone could support.
  2. At first, the team rejected every proposal. A plan everyone could support had existed all along.
  3. At first, the team rejected every proposal. Yet the disagreement continued without any change.
Cevabı göster

At first, the team rejected every proposal. Yet gradually, there emerged a plan everyone could support.

what we might call a psychological cosmopolitanism. Kelime

2:20

buna psikolojik bir kozmopolitlik diyebiliriz.

Kelime

psychological cosmopolitanism: ortak insanlığı görmek

Burada psychological cosmopolitanism, insanlara zihnen açık bir biçimde bakmak demektir: yabancı geleneklerin ötesine geçip ortak insan doğasını görmek. Psychological sözcüğü, cosmopolitanism kavramının odağını siyasi veya coğrafi aidiyetten zihinsel bir tutuma kaydırır. Bu ifade sık seyahat etmek, lüks içinde yaşamak veya sadece birçok kültürü bilmek anlamına gelmez. Yüzeydeki farklılıklara rağmen yabancıları kendimiz gibi insanlar olarak anlama yeteneğini adlandırır.

Alıştırma

Hangi kişi psychological cosmopolitanism kavramını en iyi gösteriyor?

  1. Leo birkaç ülkeden pahalı kıyafetler satın alır.
  2. Maya yabancı gelenekler hakkında bilgi edinir ve insanların ortak duygu ve ihtiyaçlarını arar.
  3. Nora pasaport damgaları biriktirir ama yerel insanlarla konuşmaktan kaçınır.
Cevabı göster

Maya yabancı gelenekler hakkında bilgi edinir ve insanların ortak duygu ve ihtiyaçlarını arar.

In the ancient civilizations of Greece and Rome,

2:24

Eski Yunan ve Roma medeniyetlerinde,

prompted by ever-increasing encounters between peoples Kalıp ifadeler

2:26

halklar arasında giderek artan karşılaşmaların teşvikiyle,

who lived very different and mutually unfamiliar lives,

2:29

çok farklı ve birbirine yabancı hayatlar yaşayan,

thanks to developments in trade and shipping,

2:33

ticaret ve denizcilikteki gelişmeler sayesinde,

an alternative to shyness developed.

2:35

utangaçlığa bir alternatif gelişti.

Kalıp ifadeler

prompted by: nedeni sonuçtan önce vermek

Prompted by, “bir şey tarafından neden olunan, teşvik edilen veya harekete geçirilen” anlamına gelir. Cümlenin başındaki geçmiş zaman ortaç öbeği, çekingenliğe alternatif bir yaklaşımın gelişmesine yol açan gücü belirtir: farklı halklar arasındaki karşılaşmalar daha sık hâle gelmiştir. Prompted by X, Y... kalıbı nedeni sonuçtan önce verir. Kısa ve özdür, analitik yazılarda yaygındır ve X'i yalnızca daha önce gerçekleşmiş bir olay değil, etkin bir itici güç olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki sözcüklük ifadeyle eksiksiz tamamlayın: ____ repeated safety complaints, the school added a second crossing guard.

Cevabı göster

Prompted by

Greek travelers who worshiped human-like divinities

2:38

İnsan benzeri tanrılara tapan Yunan gezginler

learnt that Egyptians revered cats and certain birds.

2:41

Mısırlıların kedilere ve belirli kuşlara saygı duyduğunu öğrendiler.

Romans who shaved their chins

2:44

Çenelerini tıraş eden Romalılar

met barbarians who did not.

2:46

tıraş olmayan barbarlarla tanıştılar.

Senators who lived in colonnaded houses

2:48

Sütunlu evlerde yaşayan

with underfloor heating

2:50

ve yerden ısıtmalı senatörler,

encountered chieftains who lived in drafty wooden huts.

2:51

cereyanlı ahşap kulübelerde yaşayan kabile şefleriyle karşılaştılar.

And among certain thinkers,

2:55

Ve bazı düşünürler arasında,

an approach developed that proposed that all these humans,

2:56

bir yaklaşım gelişti; tüm bu insanların,

whatever their surface variations, Dilbilgisi

3:00

yüzeysel farklılıkları ne olursa olsun,

shared a common core, Deyimler

3:02

ortak bir özü paylaştıklarını öne süren,

Dilbilgisi

whatever their surface variations: kısa bir ödünleme yapısı

Burada whatever their surface variations, ‘dış görünüşteki farklılıkları ne olursa olsun’ demektir. Whatever bir ödünleme anlamı katar: Bu farklılıklar, bütün insanların temel bir şeyi paylaştığı yönündeki ana yargıyı değiştirmez. whatever + isim öbeği biçimindeki kısa yapı, whatever their surface variations may be gibi daha uzun bir yan cümlenin yerini tutabilir. Virgüllerle ayrılır ve ana fikir olmadan arka plandaki karşıtlığı ekler.

Alıştırma

Cümleyi verilen sıradaki üç sözcükle tamamlayın: whatever + their + ages. ____, all campers must follow the same safety rule.

Cevabı göster

Whatever their ages

Deyimler

shared a common core: soyut ve ortak bir temel

Bu cümlede shared a common core, bütün insanların dış görünüşteki farklılıklarının altında aynı temel niteliklere sahip olduğu anlamına gelir. Core burada fiziksel bir nesne değil, bir şeyin merkezî ve en önemli bölümünü anlatan bir mecazdır. Share, ‘ortak olarak sahip olmak’ anlamına da gelebilir. Core gibi soyut bir nesneyle kullanıldığında, diğer özellikler farklı olsa bile bütün grupta bulunan ortak bir temeli anlatır.

Alıştırma

Bu yeni cümlede vurgulanan ifade ne anlama gelir? The two plans look different, but they share a common core.

  1. Planların her ayrıntısı tamamen aynı.
  2. Aynı temel düşünceye dayanıyorlar.
  3. Bir fiziksel nesneyi birlikte içeriyorlar.
Cevabı göster

Aynı temel düşünceye dayanıyorlar.

and that it was to this that the mature mind should turn Dilbilgisi

3:04

ve olgun zihnin yönelmesi gereken şeyin bu olduğunu,

in contact with apparent otherness.

3:07

görünüşteki başkalıkla temasa geçtiğinde.

Dilbilgisi

It was to this that ...: “to this” bölümünü vurgulamak

“It was ... that”, cümlenin bir bölümünü güçlü biçimde öne çıkaran bir odaklama yapısıdır. Buradaki it yalnızca yapısal bir sözcüktür; herhangi bir şeyi göstermez. Vurgulanan bölüm “to this”tir. this daha önce geçen ortak özü belirtir, to ise turn to kalıbının parçasıdır. Daha basit söz dizimi “The mature mind should turn to this.” şeklindedir. Bu yapı, zihnin dikkatini görünürdeki başkalığa değil, tam olarak buna yöneltmesi gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Resmî odaklama cümlesini tamamlayın. Yeni yürüyüşçülerin önce başvurması gereken şey olarak “the safety guide”ı vurgulayın: ____ the safety guide ____ new hikers should turn first.

Cevabı göster

It is to · that

It was to this cosmopolitan mindset

3:09

Romalı oyun yazarı ve şair Terence'in

that the Roman playwright and poet Terence

3:12

dile getirdiği işte bu kozmopolit zihniyetti,

gave voice when he wrote, Kalıp ifadeler

3:14

o yazdığında:

"I am human,

3:16

"Ben insanım,

so nothing human is foreign to me." Kültür

3:17

bu yüzden insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir."

Kalıp ifadeler

Gave voice to a mindset: bir zihniyeti dile getirmek

“Give voice to something”, bir düşünceyi, duyguyu veya kaygıyı sözcüklerle açıkça ifade etmek demektir. “Gave”, “give” fiilinin geçmiş zamanıdır; ifade birine kelimenin gerçek anlamıyla ses vermek değildir. Burada “to this cosmopolitan mindset” öne alınmış ve bir odaklama yapısıyla vurgulanmıştır. Daha basit söz dizimi “Terence gave voice to this cosmopolitan mindset.” şeklindedir. Onun sözleri insanlığa bu bakış biçimini açıkça ifade eder.

Alıştırma

“give voice” ifadesini geçmiş zamanda ve gerekli edatla kullanın: The documentary ____ the fears of families living near the river.

Cevabı göster

gave voice to

Kültür

“nothing human is foreign to me” ifadesinin anlamı

Antik Romalı oyun yazarı Terentius, foreign sözcüğünü burada “ilgi veya anlayış alanımın dışında” anlamında kullanır; “başka bir ülkeden gelen” anlamında değil. Bu söz, insan yaşamının hiçbir yönünü bizimle tamamen ilgisizmiş gibi bir kenara bırakmamamız gerektiğini söyler. Bu bağlamda alıntı, kozmopolit bir düşünceyi dile getirir: İnsanlar daha geniş bir insanlık topluluğuna aittir. Ortak insanlığımızı vurgular ancak kültürler ve bireyler arasında fark olmadığını ileri sürmez.

Alıştırma

Bu alıntıda “nothing human is foreign to me” ne anlama geliyor?

  1. Her insan tam olarak aynı kültüre ve deneyimlere sahiptir.
  2. Hiçbir insan deneyimi benimle tamamen ilgisizmiş gibi görülmemelidir.
  3. Yalnızca kendi ülkemden insanlarla ilgilenirim.
Cevabı göster

Hiçbir insan deneyimi benimle tamamen ilgisizmiş gibi görülmemelidir.

And that Christianity made use of

3:21

Ve Hıristiyanlığın da faydalandığı

in rendering universal sympathy a cornerstone of its view of existence. Dilbilgisi

3:22

evrensel sempatiyi, varoluş görüşünün temel taşı haline getirerek.

Dilbilgisi

rendering universal sympathy a cornerstone: render A B yapısı

rendering universal sympathy a cornerstone ifadesinde render, “bir şeyi bir duruma getirmek” veya “yapmak” anlamındadır. Universal sympathy nesne A, a cornerstone ise ortaya çıkan rolü belirten nesne tümleci B’dir. Kalıp render + A + B şeklindedir: Bir şey A’nın B olmasına veya B hâline gelmesine yol açar. Burada Hristiyanlık, evrensel duygudaşlığı varoluş anlayışının temel ilkesi hâline getirir.

Alıştırma

Cümleyi render fiilinin doğru biçimi ve “a cornerstone” isim tümleciyle tamamlayın: The new policy ____ public safety ____ of all future planning.

Cevabı göster

renders · a cornerstone

Someone becomes a cosmopolitan,

3:28

Biri kozmopolit olur,

not on the basis of having a buoyant or gregarious nature, Notlar

3:30

neşeli veya sosyal bir doğaya sahip olduğu için değil,

Kelime

buoyant or gregarious nature ifadesinin anlamı

Bu kişilik tanımında buoyant; neşeli, umutlu ve olumlu enerji dolu anlamına gelir. Gregarious, başkalarıyla birlikte olmaktan hoşlanmak ve sosyal etkileşim aramak demektir. Nature ise bir kişinin genel karakterini ifade eder. Bu sözcükler farklı özellikleri anlatır: Bir kişi sosyal olmadığı hâlde buoyant olabilir ya da her zaman neşeli olmadığı hâlde gregarious olabilir. Cümle, bu iki özelliği olası yüzeysel açıklamalar olarak bir araya getirir ve ikisinin de kozmopolit olmanın gerçek dayanağı olmadığını söyler.

Alıştırma

Her iki sözcüğü de doğru kullanan cümleyi seçin. Nora stays cheerful after setbacks. Liam loves meeting people at crowded parties.

  1. Nora is buoyant; Liam is buoyant.
  2. Nora is gregarious; Liam is buoyant.
  3. Nora is buoyant; Liam is gregarious.
Cevabı göster

Nora is buoyant; Liam is gregarious.

but because they are in touch with a fundamental truth about humanity, Deyimler

3:33

insanlığa dair temel bir gerçekle temas halinde olduğu için,

Dilbilgisi

not on the basis of ... but because yapısı

Bu yapı önce bir açıklamayı reddeder, ardından yazarın doğru kabul ettiği açıklamayı verir: not on the basis of X, but because Y. Bu cümlede X neşeli ve dışa dönük bir mizaç, Y ise insanlık hakkındaki temel bir gerçeğin farkında olmaktır. İki bölüm farklı dil bilgisi yapıları kullanır. on the basis of ifadesinden sonra bir isim öbeği ya da -ing biçimi (having...) gelir; because ise tam bir yan cümle (they are...) başlatır. Böylece yazar yüzeysel bir açıklamayı düzeltip dikkati gerçek nedene yöneltir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki karşıtlık yapısıyla tamamlayın: Leo won the science prize ____ his age, ____ his experiment was the clearest.

Cevabı göster

not on the basis of · but because

Deyimler

in touch with a fundamental truth: iletişim değil, farkındalık

Burada in touch with, “farkında ve duyarlı olmak” anlamına gelir. İfade, onların düşüncelerinin insanlarla ilgili temel bir gerçekten kopmadığını anlatır; bu gerçekle iletişim kurduklarını anlatmaz.

Alıştırma

"A good leader stays in touch with what the team needs," cümlesinde "in touch with" ne anlama gelir?

  1. fiziksel olarak dokunmak
  2. farkında olmak ve uygun biçimde karşılık vermek
  3. düzenli olarak mesajlaşmak
Cevabı göster

farkında olmak ve uygun biçimde karşılık vermek

because they know that irrespective of appearance, Kelime

3:38

çünkü görünüş ne olursa olsun,

we are the same species beneath,

3:40

altta yatanın aynı tür olduğunu bilir,

Kelime

irrespective of appearance: bir etkeni değerlendirme dışında bırakmak

Irrespective of appearance, “görünüş sonucu etkilemeden” veya daha basit biçimde “görünüşten bağımsız olarak” demektir. Görünüşü göz ardı edilecek bir etken olarak belirtir; böylece insanların farklı görünmesi, ardından gelen ifadeyi değiştirmez. Yapı irrespective of + isim öbeği biçimindedir. Burada appearance, değerlendirme dışında bırakılan etkeni adlandıran isimdir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bir şeyden etkilenmeden” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The rule applies ____ age.

Cevabı göster

irrespective of

an insight that the tongue-tied guest at the party

3:43

ki bu, partide dili tutulmuş misafirin

or the awkward seducer in the restaurant

3:45

ya da restorandaki beceriksiz baştan çıkarıcının

are guilty of implicitly refusing. Dilbilgisi

3:47

üstü kapalı olarak reddetmekten suçlu olduğu bir içgörüdür.

Dilbilgisi

“are guilty of implicitly refusing” ifadesinde be guilty of + -ing

Bu cümlede are guilty of, iki kişinin bir suçtan hüküm giydiği anlamına gelmez. Onlara sorumluluk yükler: davranışları bir kusur veya yanlış olarak eleştirilebilir. Guilty of ifadesinden sonra bir eylem -ing biçiminde gelir. Burada implicitly refusing, açıkça “hayır” demeseler de davranışlarının daha önce sözü edilen kavrayışı reddetmek anlamına geldiğini anlatır. Implicitly, refusing sözcüğünü niteler.

Alıştırma

Cümleyi was ve guilty of + ignore sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: The committee knew about the warning but did nothing. It ____ the warning.

Cevabı göster

was guilty of ignoring

Traditionally,

3:50

Geleneksel olarak,

rank or status have been major sources of shy provincialism.

3:51

rütbe veya statü, utangaç taşralılığın ana kaynakları olmuştur.

The peasant felt he couldn't approach the lord,

3:55

Köylü lorda yaklaşamayacağını hissetti,

the young milkmaid stammered when the earl's son visited the stable.

3:58

genç sütçü kız kontun oğlu ahırı ziyaret ettiğinde kekeledi.

Today,

4:02

Bugün,

in an echo of such inhibitions,

4:02

bu tür çekingenliklerin bir yankısı olarak,

the boy of average looks

4:04

ortalama görünümlü bir çocuk

feels he could never hang out with the beautiful girl, Öbek fiiller

4:06

o güzel kızla asla takılamayacağını hisseder,

Öbek fiiller

hang out with: birlikte rahatça vakit geçirmek

Hang out with someone, biriyle rahat ve gayriresmî biçimde vakit geçirmek anlamına gelir. With, etkinliğe katılan kişiyi belirtir. Burada oğlan, kızla sıradan bir sosyal iletişim kurmayı bile imkânsız görüyor. İfade onların sevgili olduğunu söylemez ve hang sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmaz.

Alıştırma

Biriyle rahatça vakit geçirmek anlamındaki gayriresmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: On Saturdays, I ____ my cousins at the park.

Cevabı göster

hang out with

or the modestly off will lose any ability to talk to the very wealthy.

4:09

ya da mütevazı durumdaki biri çok zengin biriyle konuşma yeteneğini kaybeder.

The mind just fixates on the gulfs. Deyimler

4:13

Zihin sadece uçurumlara odaklanır.

Deyimler

fixates on the gulfs: farklılıklara takılıp kalan dikkat

Fixate on, dikkati genellikle gereğinden fazla yoğun biçimde veya çok uzun süre tek bir şeye yöneltmeye devam etmek demektir. Burada zihin, bütünü görmek yerine farklılıklara takılıp kalmış gibi anlatılır. Gulfs mecaz anlamdadır. Gulf geniş bir boşluk veya uçurum demektir; çoğul biçim, insanlar arasındaki farklılıkları hayal edilen dev mesafelere dönüştürür. İfade, zihinsel hareket mecazıyla mekân mecazını birleştirir: dikkat boşluklara kilitlenir ve onları daha büyük gösterir.

Alıştırma

“Both sides fixated on the gulf between their plans,” cümlesinde ne anlatılmaktadır?

  1. Planlar arasındaki büyük farka gereğinden fazla dikkat ettiler.
  2. Planların yanında bulunan gerçek bir su kütlesine baktılar.
  3. Planların aynı olduğunu kısa bir süre fark ettiler.
Cevabı göster

Planlar arasındaki büyük farka gereğinden fazla dikkat ettiler.

My nose looks like a child modeled it out of Plasticine,

4:16

Benim burnum bir çocuğun oyun hamurundan yaptığı gibi görünüyor,

yours as if it had been carved out by Michelangelo. Dilbilgisi

4:19

seninki ise sanki Michelangelo tarafından oyulmuş gibi.

Dilbilgisi

as if it had been carved out by Michelangelo: hayalî karşılaştırmada past perfect passive

Burada as if, diğer kişinin burnunun görünüşüyle ilgili hayalî bir karşılaştırma başlatır. Michelangelo’nun burnu gerçekten yaptığını iddia etmez; abartı, burnun olağanüstü derecede düzgün biçimli göründüğünü anlatır. Had been carved, past perfect passive yapısıdır: had been + geçmiş zaman ortacı. Edilgen yapı dikkati burun üzerinde tutarken past perfect, oyma işinin şu anda görülen görünüşten önce tamamlandığını hayal ettirir. As if ile birlikte kullanıldığında gerçeklikten uzaklık oluşturur.

Alıştırma

İngilizce cümleyi as if ve design fiilinin past perfect passive biçimiyle tamamlayın: The cardboard castle looked ____ by a famous architect.

Cevabı göster

as if it had been designed

I fear losing my job,

4:21

Ben işimi kaybetmekten korkuyorum,

while you fear that the expansion of your business into Mexico

4:23

sen ise işini Meksika'ya genişletmenin

won't be as profitable as you'd forecast.

4:26

öngördüğün kadar karlı olmayacağından korkuyorsun.

The cosmopolitan is well aware of differences, Kalıp ifadeler

4:29

Kozmopolit kişi farklılıkların gayet farkındadır,

they just refuse to be cowed or dominated by them. Kelime

4:32

sadece onlar tarafından sindirilmeyi veya yönetilmeyi reddeder.

Kalıp ifadeler

well aware of: bir şeyin tamamen farkında olmak

Well aware of, “tamamen farkında olmak” veya “açıkça kavramak” anlamına gelir. Well, aware sözcüğünü güçlendirir; yani yalnızca belirsiz bir izlenimden söz edilmez. Yapı be well aware of + isim veya -ing biçimidir. Burada önce farklılıkların gerçek olduğu kabul edilir, ardından bu farklılıkların kişinin tepkisini kontrol etmek zorunda olmadığı anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi “tamamen farkında olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Maya is ____ the problem, but she has chosen to continue.

Cevabı göster

well aware of

Kelime

be cowed or dominated by: sindirilmek veya kontrol edilmek

Bu cümlede be cowed, “korkutularak boyun eğdirilmek” anlamına gelir. Cowed yalnızca korku hissetmeyi anlatmaz; baskının veya gücün birini teslim olmaya zorladığını düşündürür. Be dominated ise “kontrol edilmek veya baskı altına alınmak” demektir. İki edilgen ifade or ile bağlanır: be cowed or dominated by them. By ile başlayan bölüm, kişiye etki eden gücü belirtir. Burada them, differences sözcüğüne gönderme yapar; farklılıklar, kişinin tepkisini kontrol etmesine izin vermediği baskılar olarak ele alınır.

Alıştırma

“They refuse to be cowed or dominated by criticism” cümlesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Eleştirilerden korkuyor ve hemen itaat ediyorlar.
  2. Herhangi bir eleştirinin var olduğunu fark etmiyorlar.
  3. Eleştirilerin kendilerini korkutarak geri çekilmeye zorlamasına veya eylemlerini kontrol etmesine izin vermeyecekler.
Cevabı göster

Eleştirilerin kendilerini korkutarak geri çekilmeye zorlamasına veya eylemlerini kontrol etmesine izin vermeyecekler.

They look beyond them to perceive, Öbek fiiller

4:35

Onların ötesine bakarak algılarlar,

or in practical terms simply to guess at, Kalıp ifadeler

4:37

ya da pratik terimlerle sadece tahmin ederler,

a collective species unity.

4:39

kolektif bir tür birliğini.

Öbek fiiller

look beyond them: görünenin ötesini düşünmek

Burada look beyond them, them ile belirtilen yüzeysel farklılıklara takılıp kalmamak ve daha derindeki ortak bir özelliği düşünmek anlamına gelir. Bir nesnenin üzerinden fiziksel olarak bakmak anlamında değildir. Aktarılabilir kalıp look beyond + isim veya zamirdir. Görünüş, sorun, sınır ya da kısa vadeli bir gerçek gibi ilk göze çarpan bir unsurdan daha fazlasını dikkate almayı anlatır.

Alıştırma

Görünenden daha fazlasını dikkate almak anlamındaki bu derste geçen iki sözcüklü ifadeyle öğüdü tamamlayın: To choose the right school, ____ its test scores and think about where you will feel supported.

Cevabı göster

look beyond

Kalıp ifadeler

in practical terms: soyut bir düşünceden gerçeğe geçmek

In practical terms, soyut veya ideal bir açıklamadan gerçekten yapılabilecek ya da gözlemlenebilecek olana geçildiğini gösterir. Burada yazar, perceive sözünü daha gerçekçi olan guess at ile düzeltir. İfade genellikle pratik bir sonucu, uygulanabilir bir biçimi veya gerçek hayattaki bir sınırı tanıtır. Önceki düşünce teoride doğru görünebilir, ancak ardından gelen bölüm gerçekte ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede in practical terms ne anlama gelir? The repair is possible, but in practical terms it would cost more than a new machine.

  1. Gerçek hayattaki sonucu dikkate almak
  2. Onarımla ilgili uzmanlık terimleri kullanmak
  3. Düşünceyi daha basit sözcüklerle açıklamak
Cevabı göster

Gerçek hayattaki sonucu dikkate almak

Shyness does have its insightful dimensions. Dilbilgisi

4:42

Utangaçlığın elbette içgörülü boyutları vardır.

Dilbilgisi

Olumlu cümlede vurgu yapan does have

Bu olumlu cümlede does, have fiilini vurgular; anlamı “gerçekten var” ya da “hakikaten sahip” şeklindedir. Utangaçlık eleştirilmiş olsa bile, cümle onun gerçekten içgörülü yönleri bulunduğunu kabul eder. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Shyness tekil bir özne olduğu için does + have kullanılır; does + has kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: Some people doubt the old laptop, but it ____ enough power for this game.

Cevabı göster

does have

It's infused with an awareness

4:45

Bu durum, varlığımızla

that we might be bothering someone with our presence.

4:47

birini rahatsız edebileceğimiz farkındalığıyla doludur.

It's based upon an acute sense

4:49

Keskin bir hisse dayanır,

that a stranger could be dissatisfied or discomfited by us.

4:51

bir yabancının bizden memnun kalmayabileceği veya rahatsız olabileceği hissine.

The shy person is touchingly alive to the dangers of being a nuisance. Deyimler

4:55

Utangaç kişi, baş belası olma tehlikelerine karşı dokunaklı bir şekilde duyarlıdır.

Deyimler

alive to the dangers of being a nuisance: rahatsızlık verme riskinin farkında olmak

Burada alive to, bir şeyin keskin biçimde farkında veya ona karşı duyarlı olmak anlamına gelir. Kişi, a nuisance olma, yani başkalarını rahatsız etme veya onlara sıkıntı verme riskini görür. Dangers burada fiziksel tehditler değil, sosyal risklerdir. İfade bu farkındalığı anlayışla sunar: kişinin başkalarını nasıl etkileyebileceğine dair kaygısı, güçlü bir sezgi olarak görülür.

Alıştırma

“Lena was alive to the danger of interrupting too often,” cümlesinde alive to the danger ne anlama gelir?

  1. Riski görmezden gelmeye hazır olmak
  2. Riskin keskin biçimde farkında olmak
  3. Risk sayesinde fiziksel olarak hayatta kalmak
Cevabı göster

Riskin keskin biçimde farkında olmak

Yet in most cases,

5:00

Ancak çoğu durumda,

we simply pay an unnecessarily heavy price for our reserve around people Deyimler

5:02

sadece kendi nezaketimizi nasıl göstereceğimizi bilseydik

Deyimler

pay an unnecessarily heavy price for: önlenebilir ağır bir bedel ödemek

Bu cümlede pay an unnecessarily heavy price for mecaz anlamdadır. Bir şey yüzünden ciddi olumsuz sonuçlara katlanmak demektir; gerçekten para ödenmesi gerekmez. Unnecessarily, zararın önlenebilir olduğunu belirtir. Kalıp pay a heavy price for + isim, zamir veya -ing biçimidir. Buradaki neden insanlara karşı çekingen davranmaktır; “bedel” ise yakınlık kurma fırsatlarını kaybetmektir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadenin aynısıyla tamamlayın: Small businesses can ____ one careless security decision.

Cevabı göster

pay an unnecessarily heavy price for

who might well have opened their hearts to us Notlar

5:06

bize kalplerini pekâlâ açabilecek insanların

if only we'd known how to manifest our own benevolence. Dilbilgisi

5:09

etrafındaki çekingenliğimiz için gereksiz yere ağır bir bedel öderiz.

Dilbilgisi

might well have opened: geçmişe ilişkin oldukça güçlü bir olasılık

Might well have opened, might + well + have + geçmiş zaman ortacı yapısını izler. Geçmişte içlerini açmalarını oldukça güçlü bir olasılık olarak sunar, ancak yine de biraz belirsizlik bırakır. Burada well olasılığı güçlendirir; açılma eyleminin ustaca yapıldığı anlamına gelmez. if only yan cümlesi gerçek dışı bir geçmiş koşul kurduğu için içlerini açmaları gerçekleşmemiş bir sonuç olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi might well have + leave fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The last train ____ before we reached the station.

Cevabı göster

might well have left

Deyimler

bize yüreklerini açmak

Birine yüreğini açmak, ona duygusal olarak açık olmak; güven, sıcaklık veya içten duygular göstermek demektir. Burada opened their hearts to us, bu kişilerin bize açık ve sıcak bir biçimde karşılık verebileceklerini anlatır. Bu benzetmede kalp, duyguların bulunduğu yer olarak düşünülür. Fiziksel bir eylemden söz edilmez ve ifade her zaman bir sırrı açıklamak anlamına gelmez; açıklığın tam biçimi bağlama göre değişir.

Alıştırma

'After several honest talks, Nina opened her heart to her aunt,' cümlesindeki opened her heart to her aunt ne anlama gelir?

  1. Teyzesine duygusal olarak açıldı.
  2. Teyzesiyle konuşmayı bıraktı.
  3. Teyzesine kalp ameliyatı yaptı.
Cevabı göster

Teyzesine duygusal olarak açıldı.

Dilbilgisi

if only we'd known how to...: keşke nasıl yapacağımızı bilseydik

If only we'd known how to ... geçmişte kalan bir pişmanlığı ifade eder. Burada we'd, we had anlamındadır; dolayısıyla we'd known past perfect yapısındadır: konuşan kişiler o sırada iyi niyetlerini nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı. Bitmiş bir geçmiş durumun farklı olmasını dilemek için if only + özne + had + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanın. Normal bir koşuldan farklı olarak bu kalıp, artık değiştirilemeyecek bir şeye dönüp bakar.

Alıştırma

Geçmişe ilişkin pişmanlık cümlesini if only ve I'd kısaltmasıyla tamamlayın: '____ checked the map before we got lost.'

Cevabı göster

If only I'd

We cling too jealously to our province. Deyimler

5:13

Kendi bölgemize fazlasıyla kıskançlıkla tutunuyoruz.

Deyimler

cling too jealously to our province: kendi “bölgemize” aşırı sahiplenerek tutunmak

Burada cling to, “sıkıca tutunmak ve bırakmayı reddetmek” demektir. Nesnesi bir düşünce veya kimlik olabilir; bu yüzden fiziksel bir tutuşu değil, zihinsel bağlılığı anlatır. Our province, dar bir zihinsel bölge benzetmesini sürdürür. Too jealously, “makul olandan daha sahiplenici ve savunmacı biçimde” demektir. Dolayısıyla cümle, tanıdık kimlik ve deneyimleri dışarıdan biri tehdit ediyormuş gibi korumayı eleştirir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “sıkıca tutmaya devam etmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Even after the evidence changed, he continued to ____ his old belief.

Cevabı göster

cling to

The pimply boy doesn't discover that he and the high school beauty

5:15

Sivilceli çocuk, kendisi ve lisenin güzeli arasındaki

share a taste in humor and a similarly painful relationship with their father.

5:19

aynı mizah zevkini ve babalarıyla olan benzer acı verici ilişkiyi paylaştıklarını keşfedemez.

Races and ages continue not to mingle

5:23

Irklar ve yaşlar karışmamaya devam eder

to their collective detriments.

5:26

kendi kolektif zararlarına.

Shyness is a touching, Anlatım akışı

5:28

Utangaçlık dokunaklı bir şeydir,

yet ultimately excessive and unwarranted way

5:30

ancak sonuçta aşırı ve yersiz bir

of feeling special.

5:33

özel hissetme yoludur.

Anlatım akışı

touching, yet ultimately excessive and unwarranted: önce kabul, sonra nihai eleştiri

Cümle önce çekingenliği touching olarak niteler; yani çekingenlik sevecen veya duygulandırıcı görünebilir. Böylece anlayışla karşılanabilecek bir yönü kısaca kabul eder. Touching burada fiziksel temas anlamına gelmez. Yet, daha önemli olan karşıt yargıya geçiş yapar; ultimately ise bu yargının nihai sonuç olduğunu gösterir. Ardından excessive and unwarranted, kişinin kendisini başkalarından farklı hissetme biçiminin fazla ileri gittiğini ve haklı bir gerekçeye dayanmadığını söyler. “Olumlu nokta, yet ultimately eleştirel sonuç” kalıbı, asıl eleştiriyi belirtmeden önce dengeli görünmeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, karşıt nihai yargıyı başlatan ve derste geçen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The plan sounded generous, ____ unfair to the smallest team.

Cevabı göster

yet ultimately