Matematiğin kalbindeki paradoks: Gödel'in Eksiklik Teoremi - Marcus du Sautoy: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
687 kelime 141 kel/dk

Video özeti: Kendine gönderme yapan bir paradoks, Kurt Gödel’i matematiksel kanıtların sınırlarını incelemeye götürür. Önermeleri sayılarla kodlayarak her aksiyomatik sistemde, o sistemin içinde kanıtlanamayan doğru önermeler bulunduğunu gösterir. Bu sonuç kusursuz ve eksiksiz bir sistem umudunu yıkarken matematik ve bilişim için yeni yollar açar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Consider the following sentence: — Söylem, anlatıcılık ve retorik. Dinleyicinin dikkatini birazdan incelenecek bir cümleye, örneğe ya da soruna açıkça yönelten bu kısa akademik işareti kullanmayı öğrenin; böylece açıklamaya geçişi bilinçli ve düzenli biçimde kurabilirsiniz. 2. Even if you account for these unprovable statements by adding them as new axioms to an enlarged mathematical system, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Even if ile ödünleyici koşulun, by adding ve as ile önerilen çözümün ayrıntılarının nasıl verildiğini fark edin: sistem genişletilse de sonuç geçerliliğini korur. Bu kalıbı bir önlemin kaçınılmaz sonucu gerçekten değiştirip değiştirmediğini sınarken kullanın. 3. Still, Gödel's theorem opened as many doors as it closed. — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Dengeli kapı mecazının, bir gelişmenin fırsatlar yaratırken benzer ölçüde sınırlamalar getirdiğini anlattığını kavrayın. Karmaşık sonuçları yalnızca olumlu ya da olumsuz diye basitleştirmeden özetlemek için as many ... as ... yapısını kullanın.

Bu derste

Consider the following sentence: "This statement is false." Notlar

0:06

Şu cümleyi düşünün: "Bu ifade yanlıştır."

Anlatım akışı

Giriş ifadesi olarak “Consider the following sentence:”

“Consider the following sentence:” iki noktadan sonraki cümleye dikkati yönelten bir yönergedir. Buradaki consider, “kabul edip etmemeye karar vermek” değil, “dikkatle bakıp düşünmek” demektir. Bu ifade, sırada ne tür bir öğe bulunduğunu önceden bildirerek bilgiyi düzenler. İsim example, question veya case olarak değişebilir; “Consider the following ...” kalıbı ise aynı kalır.

Alıştırma

İncelenecek bir cümleyi sunan hedef ifadeyi eksiksiz tamamlayın: ____: "Water freezes at zero degrees Celsius."

Cevabı göster

Consider the following sentence

Kültür

“This statement is false.”: öz gönderim ve yalancı paradoksu

Bu mantık sorusunda “this statement”, kendisini içeren cümlenin kendisine gönderme yapıyor şeklinde anlaşılır. Böylece cümle öz gönderimli olur: kendi doğruluk değeri hakkında bir iddiada bulunur. Cümle doğruysa söylediği şey onu yanlış yapar. Yanlışsa yanlış olduğunu söyleyen iddiası doğru görünür. Doğru ile yanlış arasındaki bu dönüşüm, yalancı paradoksunun temel biçimidir.

Alıştırma

Bu soruda “This statement is false.” neden bir paradoks oluşturur?

  1. “false” sözcüğü yalnızca matematikte kullanılabilir.
  2. “This statement” cümlenin kendisine gönderme yapar.
  3. Cümlenin öznesi yoktur.
Cevabı göster

“This statement” cümlenin kendisine gönderme yapar.

Is that true?

0:11

Bu doğru mu?

If so, that would make this statement false. Notlar

0:12

Eğer öyleyse, bu durum ifadeyi yanlış yapar.

Anlatım akışı

If so: önceki koşula gönderme

If so, “eğer bu doğruysa” veya “durum böyleyse” anlamına gelir. Buradaki so, hemen önce söylenen düşüncenin tamamının yerini tutar. Bu ifade, önceki düşünceyi sonraki cümlenin koşulu hâline getirir. Düşüncenin tamamını tekrarlamadan akıl yürütmenin açık biçimde sürmesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrenilen ve “eğer bu doğruysa” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The library may still be open. ____, we can return the books tonight.

Cevabı göster

If so

Dilbilgisi

Varsayımsal sonuç için would make + nesne + sıfat

would make + nesne + sıfat yapısı, varsayımsal bir koşulun doğuracağı sonucu anlatır. Cümlede this statement nesnedir; false ise bu nesnenin içinde bulunacağı durumu anlatan sıfattır. Buradaki make, “yaratmak” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamındadır. would, sonucun kesin bir gerçek olmadığını ve önceki varsayıma bağlı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Varsayımsal sonucu would make + nesne + sıfat yapısıyla tamamlayın: Removing the warning label ____ the box unsafe.

Cevabı göster

would make

But if it's false, then the statement is true. Dilbilgisi

0:14

Ancak eğer yanlışsa, o zaman ifade doğrudur.

Dilbilgisi

if ... then ...: bir koşulu ve sonucunu belirtmek

if yan tümcesi koşulu belirtir: “yanlış olması”. then yan tümcesi bu koşul altında çıkan sonucu belirtir: “önermenin doğru olması”. Bu yapıda then, zaman bakımından “sonra” değil, “o durumda” anlamına gelir. Bu yapı bir akıl yürütme adımını izlemeyi kolaylaştırır: önce varsayım belirtilir, ardından ondan çıkan sonuç söylenir. Burada koşul ile sonuç arasındaki açık bağ, paradoksu göstermeye yardımcı olur.

Alıştırma

Mantıksal ifadeyi if ... then ... ile tamamlayın: ____ a number ends in zero, ____ it is divisible by ten.

Cevabı göster

If · then

By referring to itself directly, this statement creates an unresolvable paradox. Notlar

0:17

Bu ifade, doğrudan kendisine atıfta bulunarak çözülemez bir paradoks yaratır.

Dilbilgisi

By referring to itself directly: yöntemi gösteren by + fiilin -ing biçimi

Baştaki ifade by + ulaç yapısını, yani by + referring biçimini kullanır. Bu yapı ana sonucu ortaya çıkaran süreci veya yöntemi belirtir. Referring to itself, önermenin doğrudan yine kendisi hakkında konuşması demektir. Bu ifadeyi cümlenin başına koymak, sonuçtan önce yöntemi veya işleyişi verir. Ana cümlenin öznesi olan this statement, referring eylemini de gerçekleştiren şeydir; bu nedenle iki bölüm açıkça birbirine bağlanır.

Alıştırma

Cümleyi by ve read fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the instructions carefully, Mia finished the project correctly.

Cevabı göster

By reading

Kelime

unresolvable paradox: tutarlı çözümü olmayan bir çelişki

unresolvable paradox, kullanılan kurallar veya çerçeve içinde tutarlı bir çözüme kavuşturulamayan bir çelişkidir. Burada ifadeyi true ya da false olarak nitelemek yeniden bir çelişkiye götürür. Unresolvable yalnızca “henüz çözülmemiş” değil, “çözülemez” demektir. Paradox mantıksal çatışma durumunu adlandırır; bu yüzden bu ifade problem kelimesinden daha kesindir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi an unresolvable paradox olarak tanımlanır?

  1. Bir kural aynı ifadeyi hem doğru hem yanlış yapıyor ve hiçbir çıkış yolu sunmuyor.
  2. Bir matematik problemi zor, ancak bilinen bir cevabı var.
  3. Henüz kimse kontrol etmediği için bir soru cevaplanmamış durumda.
Cevabı göster

Bir kural aynı ifadeyi hem doğru hem yanlış yapıyor ve hiçbir çıkış yolu sunmuyor.

So if it's not true and it's not false, Anlatım akışı

0:22

Öyleyse eğer doğru değilse ve yanlış da değilse,

what is it?

0:25

nedir bu?

Anlatım akışı

Doğru da yanlış da değilse nedir? şeklindeki retorik soru

If yan tümcesi, başarısız olan true ve false sınıflandırmalarını tek bir koşulda toplar. Son soru da eksik kategoriyi en belirgin konuma getirir. Bu bağlamda what is it? esas olarak bir nesnenin adını sormaz. Alışılmış true-or-false ayrımının işlemediğini gösteren ve dinleyiciyi açıklamanın sonraki bölümüne taşıyan retorik bir sorudur. It, kendine gönderimde bulunan ifadeyi belirtir.

Alıştırma

Vurgulanan sorunun bu bağlamdaki temel söylem işlevi nedir?

  1. İfadenin fiziksel olarak nerede bulunduğunu sorar.
  2. İfadenin kesinlikle yanlış olduğunu ilan eder.
  3. Alışılmış doğru-yanlış sınıflandırmasının başarısız olduğunu gösterir ve sonraki düşünceye geçiş yapar.
Cevabı göster

Alışılmış doğru-yanlış sınıflandırmasının başarısız olduğunu gösterir ve sonraki düşünceye geçiş yapar.

This question might seem like a silly thought experiment. Notlar

0:26

Bu soru aptalca bir düşünce deneyi gibi görünebilir.

Ton ve niyet

might seem like: ilk izlenimi yumuşatma

Bu cümlede might seem like, bir şeyin ilk bakışta belirli bir şekilde görünebileceğini anlatır. seem like görünüşü veya izlenimi belirtirken might yargıyı daha da dolaylı hâle getirir. Konuşmacı, sorunun dinleyicilere nasıl görünebileceğini kısaca kabul eder ancak gerçekten saçma olduğunu onaylamaz. Bu ifade çoğu zaman bir karşıtlığa hazırlık yapar: Bir şey belli bir şekilde görünebilir, fakat sonraki nokta bu ilk izlenimin eksik olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, yumuşatılmış bir ilk izlenim sunan üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: This shortcut ____ a good idea, but it creates more work.

Cevabı göster

might seem like

Kelime

silly thought experiment: bir fikri hayalî bir durumla sınama

Thought experiment, bir fikri, ilkeyi veya mantıksal sonucu sınamak için kullanılan hayalî bir durumdur. Ekipman, ölçüm veya gerçek dünyada uygulanan bir işlem içermeyebilir; akıl yürütme, hayal edilen koşullar doğru olsaydı nelerin ortaya çıkacağını sormaya dayanır. Burada silly, might seem like a silly thought experiment ifadesinin tamamının oluşturduğu ilk izlenimi anlatır. Konuşmacı soruyu değersiz diye bir kenara atmaz; kullanılan ifade, görünüşte saçma olan sorunun önemli olduğunu göstermeye yer bırakır.

Alıştırma

Hangi seçenek gerçek dünyada yapılan bir deney değil, bir düşünce deneyidir?

  1. Plant two seeds and record which one grows faster.
  2. Imagine that nobody needed sleep and reason through how schools and jobs would change.
  3. Measure how long three batteries power the same flashlight.
Cevabı göster

Imagine that nobody needed sleep and reason through how schools and jobs would change.

But in the early 20th century, it led Austrian logician Kurt Gödel to a discovery that would change mathematics forever. Notlar

0:29

Ancak 20. yüzyılın başlarında, Avusturyalı mantıkçı Kurt Gödel'i matematiği sonsuza dek değiştirecek bir keşfe yöneltti.

Kalıp ifadeler

led Austrian logician Kurt Gödel to a discovery: birini sonuca ulaştırmak

Yapı lead + kişi + to + sonuç şeklindedir. Burada led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Etkilenen kişi Austrian logician Kurt Gödel ad öbeğinin tamamıdır; to a discovery ise sonucu belirtir. Bu cümlede it, daha önce sözü edilen paradoks problemine gönderme yapar. İfade, bu problemi Gödel'i keşfe ulaştıran neden veya yol olarak sunar; gerçek anlamda bir yere götürülmesini anlatmaz. Bu yapı kanıtların, soruların veya deneyimlerin nasıl bir sonuç doğurduğunu açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi lead fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: A strange clue ____ the detective ____ an important discovery.

Cevabı göster

led · to

Anlatım akışı

that would change mathematics forever: geçmişten bakılan gelecek

That would change mathematics forever ilgi cümleciği a discovery ifadesini niteler ve bu keşfin neden önemli olduğunu açıklar. Yeni bilgiyi isimden sonra verir; böylece cümle önce keşfi tanıtır, ardından onun sonraki etkisini açıklar. Anlatının bakış açısı 20. yüzyılın başında olduğu için would change, o geçmiş noktadan bakıldığında değişimin hâlâ gelecekte olduğunu anlatır. Anlatıcı sonraki sonucu zaten bilir, ancak onu önceki andan bakılan bir gelecek olarak sunar. Bu, geçmişte gelecek kullanımıdır; kibar bir rica değildir. Forever, uzun süreli öneme güçlü bir vurgu katar.

Alıştırma

She found an idea that would change her life cümlesinde would change neyi gösterir?

  1. Henüz gerçekleşmemiş bir değişim hakkında bugünden yapılan tahmin.
  2. Hikâyedeki önceki bir noktadan bakılan sonraki bir değişim.
  3. Fikrin onun hayatını değiştirmesi için kibar bir rica.
Cevabı göster

Hikâyedeki önceki bir noktadan bakılan sonraki bir değişim.

Gödel's discovery had to do with the limitations of mathematical proofs. Notlar

0:37

Gödel'in keşfi matematiksel ispatların sınırlamalarıyla ilgiliydi.

Kalıp ifadeler

had to do with: ile ilgiliydi

Had to do with, have to do with ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir bütün olarak “ile ilgiliydi” veya “ile bağlantılıydı” anlamına gelir. Burada Gödel'in keşfi ile matematiksel ispatların sınırlılıkları arasında bağlantı kurar. had to bölümünü ayırıp “yapmak zorundaydı” diye yorumlamayın. Bu yapıda had, ilişki bildiren ifadenin tamamını geçmiş zamana taşır; with ise ilgili konuyu tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi have to do with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The delay ____ a damaged cable.

Cevabı göster

had to do with

Kelime

limitations of mathematical proofs: hata değil, kapasite sınırı

Bu cümlede limitations of mathematical proofs, matematiksel ispat sistemlerinin neleri ortaya koyabileceğinin sınırları anlamına gelir. Bir limitation, yöntem veya sistemin aşamadığı bir sınırdır; belirli bir ispattaki hata olmak zorunda değildir. of öbeği, kapasitesinin sınırları olan şeyi belirtir: mathematical proofs. the limitations of X biçimindeki resmî yapı, bir yöntemin, aracın veya sistemin neleri yapıp neleri yapamadığını tartışırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Tek tek ispatlardaki hatalar yerine, ispat sistemlerinin neleri ortaya koyabileceğinin sınırlarını ifade eden öbek hangisidir?

  1. mistakes in mathematical proofs
  2. steps in mathematical proofs
  3. limitations of mathematical proofs
Cevabı göster

limitations of mathematical proofs

A proof is a logical argument that demonstrates why a statement about numbers is true. Notlar

0:42

İspat, sayılarla ilgili bir ifadenin neden doğru olduğunu gösteren mantıksal bir argümandır.

Anlatım akışı

A proof is a logical argument that demonstrates ...: iki bölümlü bir tanım

A proof is a logical argument that demonstrates ... kalıbı, proof terimini iki adımda tanımlar. A proof is a logical argument bölümü proof'u genel logical argument kategorisine yerleştirir; that demonstrates ... ise bu tür bir argümanı tanımlayan işlevi ekler. Burada argument, kavga değil, birbiriyle bağlantılı gerekçeler bütünü anlamına gelir. X is a Y that ... yapısını kullanarak önce kategoriyi, ardından amacı veya temel özelliği belirtebilirsin.

Alıştırma

Hangi cümle aynı bilgi düzenini kullanır: terim + is + kategori + işlevi açıklayan bir that yan cümlesi?

  1. An algorithm can solve a specific problem very quickly.
  2. Can an algorithm solve this specific problem?
  3. An algorithm is a set of steps that solves a specific problem.
Cevabı göster

An algorithm is a set of steps that solves a specific problem.

Dilbilgisi

why a statement about numbers is true: gömülü why yan cümlesinin söz dizimi

demonstrates why a statement about numbers is true ifadesinde why yan cümlesi, ispatın neyi gösterdiğini belirtir. Bu, dinleyiciye yöneltilen doğrudan bir soru değil, daha büyük bir cümlenin içine yerleştirilmiş bir sorudur. Gömülü bir why sorusunda düz cümle sırası kullanılır: why + özne + fiil. Bu nedenle why a statement ... is true denir; why is a statement ... true denmez.

Alıştırma

Hangi cümlede gömülü why yan cümlesinin kelime sırası doğrudur?

  1. Why was the answer correct?
  2. The teacher explained why the answer was correct.
  3. The teacher explained why was the answer correct.
Cevabı göster

The teacher explained why the answer was correct.

The building blocks of these arguments are called axioms, Notlar

0:48

Bu argümanların yapı taşlarına aksiyomlar denir;

undeniable statements about the numbers involved. Kelime

0:52

ilgili sayılar hakkındaki inkar edilemez ifadeler.

Deyimler

building blocks: daha büyük bir sistemin temel parçaları

Building blocks gerçek anlamıyla bir şey inşa etmek için kullanılan parçaları ifade eder. Burada ise daha büyük bir sistemin veya düşüncenin üzerine kurulduğu temel parçaları anlatan bir benzetmedir. Bu cümlede axioms, matematiksel argümanların temel parçaları olarak sunulur. the building blocks of + isim kalıbı, birçok soyut şeyin temel bileşenlerini belirtmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “temel parçalar” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Trust and communication are the ____ of a strong team.

Cevabı göster

building blocks

Dilbilgisi

are called axioms: be called + ad kalıbı

are called axioms ifadesinde are called edilgen yapıdadır: özne axioms adını alır. Özne, çoğul olan The building blocks of these arguments ifadesidir; bu yüzden be fiilinin doğru biçimi are olur. Yeniden kullanılabilecek kalıp subject + be called + name şeklindedir. Bu kalıp, adı kimin seçtiğine odaklanmadan bir terimi tanıtır. axioms sözcüğünden sonraki virgül, aksiyomların ne olduğuna dair kısa bir açıklamayı başlatır.

Alıştırma

Cümleyi edilgen adlandırma kalıbı be called ile tamamlayın: Closed shapes with three sides ____ triangles.

Cevabı göster

are called

Kelime

undeniable statements ... the numbers involved: inkâr edilemez ifadeler ve ilgili sayılar

Burada undeniable statements, makul biçimde tartışmaya açık olmadığı belirtilen ifadeler anlamına gelir. Bu söz öbeği, aksiyomları daha sonraki matematiksel akıl yürütmeleri destekleyebilen temel ifadeler olarak tanımlar. the numbers involved ifadesinde involved, numbers sözcüğünden sonra gelir ve sayıların ele alınan sistemle ilgili veya sisteme dâhil olduğunu belirtir. Sayıların karmaşık olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

the numbers involved ifadesinde involved ne anlama gelir?

  1. hesaplanması zor sayılar
  2. zaten kanıtlanmış sayılar
  3. konuyla ilgili sayılar
Cevabı göster

konuyla ilgili sayılar

Every system built on mathematics, Kalıp ifadeler

0:55

Matematik üzerine inşa edilen her sistem,

from the most complex proof to basic arithmetic, Anlatım akışı

0:57

en karmaşık ispatlardan temel aritmetiğe kadar,

Anlatım akışı

from the most complex proof to basic arithmetic: bir aralığı belirtmek

Bu ifadede from A to B, bir aralığın iki ucunu belirtir. Buradaki uçlar en karmaşık ispat ve temel aritmetiktir; dolayısıyla ifade, bütün aralıktaki konuların kapsandığını anlatır. Bir hareketi tarif etmez. every system gibi daha geniş bir isim öbeğinin yanında kullanıldığında bu aralık, kapsam hakkında bilgi ekler. Bir iddianın bir uçtan diğerine çok farklı düzeylerde geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Tüm aralığı göstermek için cümleyi from ... to ... ile tamamlayın: The workshop welcomes participants ____ complete beginners ____ experienced designers.

Cevabı göster

from · to

is constructed from axioms.

1:00

aksiyomlardan inşa edilmiştir.

Kalıp ifadeler

built on ... constructed from axioms: temel ve kurucu ögeler

Her iki ifade de soyut bir sistemi anlatmak için yapı kurma benzetmesini kullanır. Built on mathematics, sistemin hangi temele dayandığını; constructed from axioms ise sistemi oluşturmak için hangi temel ögelerin kullanıldığını belirtir. Cümlede built on mathematics, that is built on mathematics yapısının kısaltılmış biçimidir ve every system ifadesini niteler. Ana yüklem is constructed from axioms ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi built ve constructed kullanarak tamamlayın: The platform is ____ open-source technology and ____ reusable modules.

Cevabı göster

built on · constructed from

And if a statement about numbers is true, Dilbilgisi

1:03

Ve sayılarla ilgili bir ifade doğruysa,

mathematicians should be able to confirm it with an axiomatic proof.

1:05

matematikçilerin bunu aksiyomatik bir ispatla doğrulayabilmesi gerekir.

Dilbilgisi

if ... should be able to ...: beklenen bir yeterliği anlatmak

if yan cümlesi bir koşul koyar: sayılarla ilgili bir önerme doğrudur. Ana cümle de matematikçilerin bunu aksiyomatik bir ispatla doğrulayabilmesi gerektiğini söyler. Buradaki should, matematikçilere emir vermez. Teorinin bizi hangi sonucu beklemeye yönelttiğini gösterir: koşul geçerliyse doğrulama mümkün olmalıdır. Be able to bu beklentiyi yeterliğe odaklar.

Alıştırma

Hangi cümle, doğrudan bir yeterlik beyanı ya da zorunluluk yerine bir koşula dayalı makul yeterlik beklentisini anlatır?

  1. If the code is correct, the user should be able to sign in.
  2. If the code is correct, the user must sign in.
  3. If the code is correct, the user can sign in.
Cevabı göster

If the code is correct, the user should be able to sign in.

Since ancient Greece,

1:10

Antik Yunan'dan beri,

mathematicians used this system to prove or disprove mathematical claims with total certainty. Kalıp ifadeler

1:11

matematikçiler bu sistemi matematiksel iddiaları tam bir kesinlikle kanıtlamak veya çürütmek için kullandılar.

Kalıp ifadeler

prove or disprove: bir iddianın doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlamak

To prove or disprove a claim, bir iddiayı iki yönden biriyle sonuca bağlamak demektir: prove iddianın doğru olduğunu, disprove ise yanlış olduğunu göstermektir. Disprove, yalnızca aynı fikirde olmamaktan daha güçlüdür. İddiayı çürüten kanıt veya akıl yürütme gerektirir. Bu ikiliden sonra gelen nesne, sınanan ifadedir; özgün cümlede bu nesne mathematical claims ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “doğru olduğunu ya da yanlış olduğunu göstermek” anlamına gelen ikili ifadeyle tamamlayın: A second measurement could ____ the scientist's claim.

Cevabı göster

prove or disprove

Kalıp ifadeler

with total certainty: hiçbir şüphe kalmadan

With total certainty, bir şeyin ne kadar emin biçimde bilindiğini veya ortaya konduğunu anlatan bir edat öbeğidir. Bu cümlede prove or disprove ifadesini niteler ve sonucun hiçbir şüphe bırakmadığını belirtir. Burada certainty, belirli bir “kesin şey” değil, emin olma durumunu anlatan sayılamayan soyut bir kavramdır. Total, kesinlik derecesini en güçlü düzeye çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “hiçbir şüphe kalmadan” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After checking the original file, Maya could identify the author ____.

Cevabı göster

with total certainty

But when Gödel entered the field, Kelime

1:18

Ancak Gödel bu alana girdiğinde,

Kelime

entered the field: profesyonel bir alanda çalışmaya başlamak

Buradaki field, bir tarla değil; eğitim veya profesyonel çalışma alanı, özellikle de matematik ve mantık alanı demektir. Gödel entered the field, Gödel'in bu alandaki çalışmalara ve araştırmalara katılmaya başladığını anlatır. Bu kullanım, bir kişinin kariyere başlamasını veya bir disiplinde etkin hâle gelmesini anlatırken yaygındır. Alan daha önce belirtilmemişse the field of robotics örneğindeki gibi of + alan adı eklenir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “o mesleki alanda çalışmaya başladı” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After finishing her cybersecurity training, Ava ____.

Cevabı göster

entered the field

some newly uncovered logical paradoxes were threatening that certainty. Deyimler

1:20

yeni ortaya çıkarılan bazı mantıksal paradokslar bu kesinliği tehdit ediyordu.

Deyimler

were threatening that certainty: soyut bir kesinliği riske atmak

Yeni ortaya çıkarılan paradokslar, bu kesinlik için etkin bir tehlike olarak sunuluyor. Threaten, paradoksların konuştuğu veya bir uyarıda bulunduğu anlamına gelmez; varlıklarının önceki tam kesinlik duygusunu zayıflatabileceği ya da yok edebileceği anlamına gelir. Geçmişte devam eden were threatening yapısı, tehlikenin anlatının o noktasında gelişmekte olduğunu gösterir. Daha genel olarak soyut bir neden; güven, istikrar veya kesinlik gibi soyut bir sonucu ciddi riske soktuğunda threaten fiili kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede threaten, örnektekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. Several errors threatened confidence in the report.
  2. The speaker threatened the audience with punishment.
  3. The child whispered a warning to her friend.
Cevabı göster

Several errors threatened confidence in the report.

Prominent mathematicians were eager to prove that mathematics had no contradictions. Notlar

1:26

Önde gelen matematikçiler matematiğin hiçbir çelişkisi olmadığını kanıtlamaya hevesliydi.

Kalıp ifadeler

were eager to prove: be eager to + fiil kalıbı

were eager to prove ifadesinde were geçmiş zamanı gösterir; eager ise güçlü ve etkin bir istek anlatır. Kalıp be eager to + fiilin yalın hâli şeklindedir, bu yüzden to'dan sonra prove yalın hâlde kalır. Burada önde gelen matematikçilerin bir sonucu kanıtlamaya çok istekli oldukları anlatılır; bu, yalnızca they wanted to prove it demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi be eager to kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The researchers ____ confirm the result.

Cevabı göster

were eager to

Kelime

mathematics had no contradictions: mantıksal tutarlılık

mathematics had no contradictions ifadesinde contradiction, biçimsel mantıktaki anlamıyla kullanılır. Bir sistemin kuralları hem bir önermenin hem de onun olumsuzunun kanıtlanmasına izin veriyorsa sistem bir çelişki içerir; had no contradictions demek sistemin tutarlı olduğunu anlatır. Had, bu tutarlılığı matematikçilerin o dönemde kanıtlamak istediği bir iddia olarak geçmiş zaman bakış açısından sunar. İfade sistemin kendisini değerlendirir; bütün matematik problemlerinin kolay olduğunu söylemez.

Alıştırma

mathematics had no contradictions cümlesinin doğru yorumu hangisidir?

  1. Sistem birbiriyle çelişen sonuçları kanıtlayamıyordu.
  2. Matematikçiler her konuda aynı fikirdeydi.
  3. Matematik problemleri hiçbir zaman zor değildi.
Cevabı göster

Sistem birbiriyle çelişen sonuçları kanıtlayamıyordu.

Gödel himself wasn't so sure, Ton ve niyet

1:31

Gödel'in kendisi o kadar emin değildi,

Ton ve niyet

himself wasn't so sure: kişisel vurgu ve ölçülü şüphe

Burada himself, vurgu işlevi gören bir dönüşlülük zamiridir. Odağı bizzat Gödel'e yöneltir ve onun görüşünü daha önce sözü edilen önde gelen matematikçilerin görüşüyle karşılaştırır. Wasn't so sure, onun şüpheleri veya çekinceleri olduğunu gösterir. Bu, belirsizliği ölçülü biçimde ifade eder; hiçbir şey bilmediği ya da mutlaka kesin bir şekilde karşı çıktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Gödel himself wasn't so sure ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Gödel'in kendisinin, daha emin olan grubun aksine bazı şüpheleri vardı.
  2. Gödel bütün matematiksel yaklaşımları kesin biçimde reddetti.
  3. Gödel sorundan tamamen habersizdi.
Cevabı göster

Gödel'in kendisinin, daha emin olan grubun aksine bazı şüpheleri vardı.

and he was even less confident that mathematics was the right tool to investigate this problem. Notlar

1:33

ve matematiğin bu sorunu araştırmak için doğru araç olduğuna dair güveni daha da azdı.

Kalıp ifadeler

even less confident: even ile daha düşük güven derecesini güçlendirme

Less confident, güven düzeyini daha aşağıya yerleştiren bir karşılaştırma ifadesidir. Even bu karşılaştırmayı güçlendirir; bu nedenle even less confident, şüphesinin daha önce sözü edilen şüpheden bir adım daha ileri gittiğini anlatır. Ardından gelen that yan cümlesi, ne konuda daha az emin olduğunu belirtir: matematiğin araştırma için doğru araç olduğu konusunda. Yeniden kullanılabilecek kalıp even + comparative yapısıdır; even less certain ve even harder buna örnektir.

Alıştırma

Güvenin daha da düştüğünü göstermek için even + confident sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: After two more errors, the reviewers were ____ that the figures were accurate.

Cevabı göster

even less confident

Kelime

the right tool to investigate this problem: uygun bir yöntem seçmek

Burada tool, bir şeyi çözmek veya incelemek için kullanılan yöntem, alan ya da teknik anlamında bir benzetmedir. Matematik fiziksel bir nesne olarak anlatılmıyor; problemi araştırmanın bir yolu olarak uygun olup olmadığı değerlendiriliyor. the right tool to + fiil kalıbı, belirli bir görev için uygun yöntem anlamına gelir. Right, bir şeyin amaca uygunluğunu değerlendirir; yalnızca aracın doğru olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu görev için uygun yöntem anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: A survey may be ____ understand why customers leave.

Cevabı göster

the right tool to

While it's relatively easy to create a self-referential paradox with words, Notlar

1:40

Kelimelerle kendine gönderme yapan bir paradoks yaratmak nispeten kolay olsa da,

Dilbilgisi

While it's relatively easy to ...: karşıtlık için ödünleyici bir giriş yapmak

Burada While, her ne kadar veya olsa da anlamına gelir; sırasında anlamında değildir. Yan cümle, kelimelerle kendine gönderme yapan bir paradoks oluşturmanın nispeten kolay olduğunu kabul eder ve dinleyiciyi başka bir durumla ilgili karşıt ana noktaya hazırlar. Yeniden kullanılabilen yapı While + yan cümle, ana cümle şeklindedir. Önce kabul edilen bir arka plan noktasını, ardından ana cümlede daha önemli karşıtlığı sunarak bilgiyi düzenler. Relatively easy, karşılaştırıldığında daha kolay demektir; hiç çaba gerektirmediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede while, örnektekiyle aynı ödünleyici anlamda kullanılmıştır?

  1. While the instructions look simple, the machine is difficult to operate.
  2. Please wait here while I check the schedule.
  3. While I was washing the dishes, the doorbell rang.
Cevabı göster

While the instructions look simple, the machine is difficult to operate.

Kelime

a self-referential paradox: kendi kendine gönderme yaparak oluşan paradoks

Self-referential, “kendi kendine gönderme yapan” demektir: self- “kendisi” anlamını taşır, referential ise bir şeyi işaret etme veya ona gönderme yapmayla ilgilidir. A self-referential paradox, bir ifade, kural veya sistemin kendisine geri gönderme yaparak bir çelişki ya da olanaksız bir döngü oluşturduğu paradokstur. Burada bu ifade, kelimelerin bu tür bir öz gönderimi oluşturacak şekilde kolayca düzenlenebildiğini anlatır. Kendine gönderme yapan her ifade paradoks değildir; bu göndermenin ayrıca mantıksal bir sorun yaratması gerekir.

Alıştırma

A self-referential paradox ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Bir ifade kendisine gönderme yaparak çelişki oluşturur.
  2. Bir cümle başka bir kitaptaki gerçeğe gönderme yapar.
  3. Bir kişi başkalarıyla paylaşmayı reddeder.
Cevabı göster

Bir ifade kendisine gönderme yaparak çelişki oluşturur.

numbers don't typically talk about themselves. Deyimler

1:45

sayılar genellikle kendilerinden bahsetmezler.

Deyimler

numbers don't typically talk about themselves: kişileştirmeyle anlatılan öz gönderim

Bu cümle, sayılara insanların yaptığı talk about eylemini vererek onları kişileştirir. Burada talk about themselves sesli konuşmak anlamına gelmez; sayıların kendilerine gönderme yapması veya kendileri hakkında bir açıklama taşıması anlamına gelir. Typically, “çoğu olağan durumda” demektir; “her zaman” demek değildir. Konuşmacı genel bir karşıtlık kurar: Kelimeler kendilerini kolayca tanımlayabilirken sayılar bunu normalde kendi başlarına yapmaz.

Alıştırma

Burada “numbers don't typically talk about themselves” ne anlama gelir?

  1. İnsanlar onları sesli okuduğunda sayılar genellikle sessiz kalır.
  2. Sayılar başka sayılar hakkında konuşmayı tercih eder.
  3. Sayılar genellikle kendilerine gönderme yapmaz veya kendilerini tanımlamaz.
Cevabı göster

Sayılar genellikle kendilerine gönderme yapmaz veya kendilerini tanımlamaz.

A mathematical statement is simply true or false, Anlatım akışı

1:48

Matematiksel bir ifade basitçe doğru ya da yanlıştır,

but Gödel had an idea. Anlatım akışı

1:52

ama Gödel'in bir fikri vardı.

Anlatım akışı

A mathematical statement is simply true or false: ikili bir çerçeve kurmak

Vurgulanan bölüm, matematiksel bir önermeyi iki kategoriden birine yerleştirir: doğru ya da yanlış. Buradaki simply, “yalnızca” veya “temel bir sınıflandırmada” anlamındadır; matematiğin kolay olduğu anlamına gelmez. but sözcüğünden önce gelen bu ikili çerçeve, okura tanıdık bir başlangıç kuralı verir. Böylece cümle yön değiştirip Gödel'in fikrini bu basit tabloyu karmaşıklaştıracak bir gelişme olarak sunabilir.

Alıştırma

Vurgulanan bölüm bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Cümle yön değiştirmeden önce tanıdık bir doğru-yanlış çerçevesi kurar.
  2. Gödel'in fikrinin ayrıntılarını verir.
  3. Matematiğin her bölümünün kolay olduğunu söyler.
Cevabı göster

Cümle yön değiştirmeden önce tanıdık bir doğru-yanlış çerçevesi kurar.

Anlatım akışı

but Gödel had an idea: anlatıda yön değişikliği

But, açıklamanın yön değiştirdiğini gösterir. Önceki bölüm basit bir doğru-yanlış tablosu sunar; but Gödel had an idea ise dikkati bu arka plandan kişiye ve sonraki önemli gelişmeye çevirir. Had an idea, henüz ayrıntı vermeden ileriye dönük olası bir yol sunar. Anlatıya hareket ve beklenti katar; ancak fikrin zaten kanıtlandığı veya başarılı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

but Gödel had an idea anlatıda hangi işlevi görüyor?

  1. Yön değiştirmeden doğru-yanlış kuralını tekrarlar.
  2. Gödel'in fikrinin zaten doğru olduğunu kanıtlar.
  3. Arka plandaki kuraldan, sırada açıklanacak yeni bir fikre geçer.
Cevabı göster

Arka plandaki kuraldan, sırada açıklanacak yeni bir fikre geçer.

First, he translated mathematical statements and equations into code numbers, Kalıp ifadeler

1:54

İlk olarak, matematiksel ifadeleri ve denklemleri kod numaralarına çevirdi,

Kalıp ifadeler

translate A into B: bir biçimi başka bir biçime dönüştürmek

Translate A into B, A’yı bir biçimden veya sistemden B’ye dönüştürmek anlamına gelir. Burada matematiksel ifadeler ve denklemler sayısal kodlara dönüştürülür; doğal diller arasında çeviri yapılmaz. Into’dan sonra gelen sonuç, ne tür bir değişim olduğunu gösterir. Bu yapı dil çevirisini, kodlamayı, biçim dönüştürmeyi veya bir fikri başka bir biçimde sunmayı anlatabilir.

Alıştırma

Translate A into B yapısını tamamlayın: The scanner translates printed pages ____ searchable text.

Cevabı göster

into

so that a complex mathematical idea could be expressed in a single number. Dilbilgisi

1:59

böylece karmaşık bir matematiksel fikir tek bir sayıyla ifade edilebilecekti.

Dilbilgisi

so that ... could be expressed: amaç ve mümkün kılınan durum

So that, önceki eylemi bu eylemin mümkün kıldığı amaç veya sonuçla bağlar: kodlama sayesinde tek bir sayı karmaşık bir matematiksel fikri temsil edebildi. Buradaki anlam basitçe therefore değil, in order that ifadesine yakındır. Could be expressed, could ile edilgen yapı olan be + geçmiş zaman ortacını birleştirir. Could, mümkün hâle getirilen bir durumu gösterirken edilgen yapı fikre ve onun nasıl temsil edilebildiğine odaklanır; bunu kimin ifade ettiğine değil.

Alıştırma

Cümleyi so that ve understand fiilinin doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: The safety message was rewritten ____ it could ____ by children.

Cevabı göster

so that · be understood

This meant that mathematical statements written with those numbers Anlatım akışı

2:03

Bu, o sayılarla yazılan matematiksel ifadelerin,

were also expressing something about the encoded statements of mathematics. Kelime

2:07

aynı zamanda matematiğin kodlanmış ifadeleri hakkında da bir şeyler anlattığı anlamına geliyordu.

Anlatım akışı

This meant that: bir olguyu sonucuna bağlamak

Bu cümlede This, matematiksel önermeleri sayılar olarak kodlama adımına gönderme yapar. meant that, bu adımdan çıkan sonucu tanıtır: O sayılarla yazılan matematiksel önermeler, sayıların temsil ettiği matematiksel önermeler hakkında da bir şey söyleyebiliyordu. This meant that + yan cümle yapısı bir akıl yürütme zincirini düzenler. Önceki bir olguyu bir sonuç veya çıkarımın başlangıç noktası yapar. Buradaki meant, “bir kelimenin tanımını verdi” değil, “şu sonuca yol açtı” anlamındadır.

Alıştırma

Örnekte This meant that ne işe yarar?

  1. Önceki kodlama adımını bu adımdan çıkan bir sonuca bağlar.
  2. Önceki adımla ilgisi olmayan bir olguyu tanıtır.
  3. mathematics sözcüğünün sözlük tanımını verir.
Cevabı göster

Önceki kodlama adımını bu adımdan çıkan bir sonuca bağlar.

Kelime

encoded statements of mathematics: sıfat olarak encoded

encoded statements of mathematics ifadesi, daha önce bir koda, burada sayısal bir gösterime dönüştürülmüş matematiksel önermeleri belirtir. encoded, encode fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve statements sözcüğünden önce sıfat olarak kullanılır. of mathematics ise önermelerin ait olduğu alanı belirtir. Kodlama, bilginin bir sistem tarafından saklanabilmesi veya işlenebilmesi için gösterim biçimini değiştirir. Tek başına, bilginin gizlilik amacıyla saklandığını söylemez.

Alıştırma

encoded statements of mathematics ifadesinde encoded bize ne anlatır?

  1. Önermeler koddan çıkarılıp özgün biçimlerine geri dönüştürülmüştür.
  2. Önermeler gizli tutulmak için kesinlikle saklanmıştır.
  3. Önermeler kodlanmış bir biçime dönüştürülmüştür.
Cevabı göster

Önermeler kodlanmış bir biçime dönüştürülmüştür.

In this way,

2:12

Bu şekilde,

the coding allowed mathematics to talk about itself. Deyimler

2:13

kodlama, matematiğin kendisi hakkında konuşmasına olanak sağladı.

Deyimler

allowed mathematics to talk about itself: kişileştirme ve allow A to do B kalıbı

allow A to do B kalıbı, “A’nın B yapmasını mümkün kılmak” anlamına gelir. Burada kodlama matematiğe yeni bir yeti kazandırır: matematik, kendisiyle ilgili önermeleri temsil edebilir. talk about itself bir kişileştirmedir. Matematik gerçekten konuşmaz; bu ifade soyut öz gönderim fikrini gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede allowed mathematics to talk about itself ne anlama gelir?

  1. Kodlama, matematiğin kendisi hakkında önermeler ifade etmesini mümkün kıldı.
  2. Kodlama, matematikçilere kodlamayı tartışmaları için izin verdi.
  3. Kodlama, matematiğin yüksek sesle konuşmasına neden oldu.
Cevabı göster

Kodlama, matematiğin kendisi hakkında önermeler ifade etmesini mümkün kıldı.

Through this method,

2:16

Bu yöntem sayesinde,

he was able to write: "This statement cannot be proved" as an equation, Notlar

2:17

"Bu ifade ispatlanamaz" cümlesini bir denklem olarak yazabildi

Kültür

“This statement cannot be proved”: kendine gönderme ve edilgen yapı

Alıntı, Gödel’in kodlamasının bir denklem olarak yazılmasını sağladığı, kendine gönderme yapan matematiksel bir önermenin sade İngilizce biçimidir. This statement ifadesi alıntıdaki önermenin tamamına geri gönderme yapar; yani önerme kendisi hakkında bir iddiada bulunur. cannot be proved edilgen yapıdadır: söz konusu matematik sistemi içinde hiçbir ispatın aynı önermeyi kanıtlayamayacağı anlamına gelir. Önermenin başka bir şeyi kanıtlama yeteneği olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Alıntıdaki önerme ne iddia ediyor?

  1. Aynı önermenin sistem içinde kanıtlanamayacağını söyler.
  2. Bu önermenin başka bir denklemi kanıtlayamayacağını söyler.
  3. Hiç kimsenin ispat yazmasına izin verilmediğini söyler.
Cevabı göster

Aynı önermenin sistem içinde kanıtlanamayacağını söyler.

creating the first self-referential mathematical statement.

2:22

ve kendine gönderme yapan ilk matematiksel ifadeyi yarattı.

Dilbilgisi

write ... as an equation, creating ...: biçim ve sonuç

write X as Y yapısında as, X'in aldığı biçimi belirtir. Burada ifade bir denklem biçiminde yazılır. Virgülden sonraki creating ... -ing öbeği, önceki eylemin sonucunu ekler: ifadeyi denklem olarak yazmak, kendine gönderme yapan ilk matematiksel ifadeyi oluşturmuştur. Creating ayrı bir ana fiil değildir.

Alıştırma

Hedef yapıyı as ve make fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: She rewrote the results ____ a chart, ____ the pattern easier to see.

Cevabı göster

as · making

However, unlike the ambiguous sentence that inspired him, Anlatım akışı

2:27

Ancak, ona ilham veren o belirsiz cümlenin aksine,

Anlatım akışı

However, unlike ...: karşıtlığı düzenleme

However, az önce söylenenlerden önemli bir farka geçileceğini belirtir. Ardından unlike, karşılaştırılan şeyi adlandırır: the ambiguous sentence that inspired him. However, unlike + ad öbeği, ... kalıbı, dinleyiciyi bilinen bir örnekten onunla karşıtlık oluşturan yeni bir duruma yönlendirir. Burada unlike'tan sonra özne ve fiil içeren tam bir cümlecik değil, bir ad öbeği gelir. Ana ifade bu giriş öbeğinden sonra yer alır.

Alıştırma

However, unlike + ad öbeği hedef kalıbını tamamlayın: ____, ____ the old model, this one uses less energy.

Cevabı göster

However · unlike

mathematical statements must be true or false. Dilbilgisi

2:31

matematiksel ifadeler doğru ya da yanlış olmalıdır.

Dilbilgisi

must be true or false: mantıksal zorunluluk

Burada must, bir kişinin verdiği emri değil, mantıksal bir sistemin oluşturduğu zorunluluğu ifade eder. Söylenen şey, matematiksel bir ifadenin iki doğruluk değerinden birine girmesi gerektiğidir: doğru veya yanlış. Kurallar, tanımlar ya da kanıtlar bir sonucu zorunlu kılıyorsa must sözcüğünü bu anlamda yorumlayın. Cümlenin mantıksal olarak çıkan sonucu mu anlattığına, yoksa birinden bir şey yapmasını mı istediğine bakın.

Alıştırma

mathematical statements must be true or false cümlesinde must ne ifade eder?

  1. İfadeler doğruyu söyleyeceklerine söz veriyor.
  2. Birisi ifadelere nasıl davranacaklarını seçmelerini emrediyor.
  3. Mantıksal sistem, her ifadenin iki değerden birine sahip olmasını gerektiriyor.
Cevabı göster

Mantıksal sistem, her ifadenin iki değerden birine sahip olmasını gerektiriyor.

So, which is it? Anlatım akışı

2:34

Peki, hangisi?

Anlatım akışı

So, which is it?: seçime yeniden odaklayan soru

So, bu soruyu az önce tamamlanan akıl yürütmeye bağlar. which is it? dinleyiciden daha önce sunulan seçeneklerden birini seçmesini ister; burada it matematiksel ifadeyi, seçenekler ise true ve false değerlerini gösterir. Bir söylem düzenleme aracı olarak bu kısa soru, önceki akıl yürütmeyi tek bir karar noktasında toplar. Açıklamaya kısa bir ara verir, dikkati yeniden temel seçime yöneltir ve savın sonraki adımını açar.

Alıştırma

İki olasılık belirtildikten sonra So, which is it? ne işe yarar?

  1. Önceki akıl yürütmeyle ilgisiz yeni bir konu açar.
  2. Her iki olasılığın da kesinlikle doğru olduğunu söyler.
  3. Tartışmayı yeniden bu olasılıklar arasında seçim yapmaya yöneltir.
Cevabı göster

Tartışmayı yeniden bu olasılıklar arasında seçim yapmaya yöneltir.

If it's false, Anlatım akışı

2:36

Eğer yanlışsa,

that means the statement does have a proof. Dilbilgisi

2:37

bu, ifadenin gerçekten de bir ispatı olduğu anlamına gelir.

Anlatım akışı

If it's false, that means ...: varsayımdan sonuca

“If it's false” bir koşul veya geçici bir varsayım ortaya koyar. “that means”, bu koşul kabul edildiğinde çıkan sonucu tanıtır: the statement does have a proof. Bu kalıp akıl yürütmeyi “A ise A, B sonucuna götürür” biçiminde düzenler. Burada “that means”, “false” sözcüğünü çevirmez veya yalnızca tekrarlamaz; açıklamayı mantıksal sonuca taşır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “If the screen is blank, that means the computer is not receiving a signal.” “that means” ne işe yarar?

  1. “blank” sözcüğünü çevirir.
  2. İlgisiz yeni bir konu başlatır.
  3. Koşuldan çıkarılan sonucu tanıtır.
Cevabı göster

Koşuldan çıkarılan sonucu tanıtır.

Dilbilgisi

does have a proof: olumlu cümlede vurgulu does

Olumlu “the statement does have a proof” yan cümlesinde does, vurgu yapan do yardımcı fiilidir. “Gerçekten” veya “hakikaten” anlamını güçlendirir; konuşmacı bir kanıtın var olduğunu vurgular. Does, tekil özne “the statement” için geniş zaman uyumunu taşır; bu nedenle have yalın biçimde kalır. Does olmadan “the statement has a proof” aynı temel gerçeği aktarır, ancak düzeltme veya karşıtlık vurgusu daha zayıftır.

Alıştırma

Düzeltmeyi tamamlamak için vurgulu does + yalın fiil have yapısını kullanın: “You said the plan has no benefit, but it ____ one important advantage.”

Cevabı göster

does have

But if a mathematical statement has a proof, Dilbilgisi

2:40

Ancak matematiksel bir ifadenin bir ispatı varsa,

then it must be true.

2:42

o zaman doğru olmalıdır.

Dilbilgisi

if ..., then it must ...: koşul ve zorunlu sonuç

if yan cümlesi koşulu verir: a mathematical statement has a proof. Ana cümle sonucu verir ve then, koşul ile sonuç arasındaki bağlantının kolayca izlenmesini sağlar. Günlük İngilizcede then bazen çıkarılabilir, ancak burada akıl yürütmeyi açıkça düzenler. must be true ifadesindeki must, mantık gereği bir şeyin zorunlu olarak doğru olduğunu belirtir. Bir yükümlülük veya emir ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak if ..., then it must ... kalıbıyla tamamlayın: ____ an integer ends in 0, ____ it ____ divisible by 10.

Cevabı göster

If · then · must be

This contradiction means that Gödel's statement can't be false, Notlar

2:44

Bu çelişki, Gödel'in ifadesinin yanlış olamayacağı anlamına gelir

Anlatım akışı

This contradiction means ...: argümanı ilerletme

This contradiction, argümanda daha önce ortaya konan çatışmaya gönderme yapar: önermeyi yanlış kabul etmek, onun doğru olduğu sonucuna götürür. Means bu çatışmadan mantıksal olarak çıkan sonucu tanıtır; sözlük tanımı vermez. İfade, sorunu özetleyip argümanı bir sonraki sonuca taşıyan bir yön işareti gibi çalışır.

Alıştırma

Bu argümanda This contradiction means ... ne işe yarar?

  1. contradiction sözcüğünün sözlük tanımını verir.
  2. Konuyu ilgisiz bir örneğe değiştirir.
  3. Bir tutarsızlığı özetler ve ondan çıkarılan sonucu sunar.
Cevabı göster

Bir tutarsızlığı özetler ve ondan çıkarılan sonucu sunar.

Dilbilgisi

Gödel's statement can't be false: mantıksal imkânsızlık

Gödel's statement can't be false ifadesinde can't, “yeteneği yok” değil, “mantıksal olarak imkânsız” anlamına gelir. Çelişki, önermenin yanlış olma olasılığını ortadan kaldırır. can't'in bu kullanımı, akıl yürütmeye veya kanıta dayanan güçlü bir sonuç bildirir: Bir varsayım imkânsız bir sonuca yol açıyorsa o varsayım doğru olamaz.

Alıştırma

“The answer can't be false because it follows from the rule” cümlesindeki can't ne anlama gelir?

  1. Cevabın yanlış olması mantıksal olarak imkânsızdır.
  2. Konuşan kişi cevabı yanlış hâle getiremez.
  3. Cevabın yanlış olmasına izin verilmez.
Cevabı göster

Cevabın yanlış olması mantıksal olarak imkânsızdır.

and therefore, Anlatım akışı

2:48

ve bu nedenle,

it must be true that this statement cannot be proved.

2:49

bu ifadenin ispatlanamayacağı doğru olmalıdır.

Anlatım akışı

and therefore, it must be true that ...: sonucu belirtme

and therefore, dinleyiciye ardından gelen bilginin önceki akıl yürütmeden çıkarılan sonuç olduğunu bildirir. Önceki çelişkiyi yeni iddiaya bağlar; yalnızca bir bilgi daha eklemez. it must be true that, that yan cümlesinin tamamını zorunlu bir sonuç olarak çerçeveler. Burada ulaşılan önerme this statement cannot be proved ifadesidir.

Alıştırma

Resmî sonuç kalıbını tamamlayın: The machine accepts only valid tickets. This ticket was accepted, ____ this ticket is valid.

Cevabı göster

and therefore it must be true that

Yet this result is even more surprising because it means we now have a true equation of mathematics Notlar

2:54

Yine de bu sonuç daha da şaşırtıcıdır çünkü bu, artık doğru olan bir matematik denklemine sahip olduğumuz anlamına gelir;

that asserts it cannot be proved. Kelime

3:01

kendi ispatlanamayacağını iddia eden.

Anlatım akışı

Yet ... even more surprising because ...: karşıtlık, vurgu ve neden

Yet cümlenin başında “ancak” veya “yine de” anlamına gelir; not yet ifadesindeki zaman anlamını taşımaz. Biraz önce ortaya konan bilgiyle karşıtlık kurar ve savın daha ileri, beklenmedik bir çıkarıma geçtiğini gösterir. this result is even more surprising because ... kalıbı önce değerlendirmeyi güçlendirir, ardından bunun nedenini verir. Vurgulanan bölümün tamamı bilgiyi önceki sonuç, daha keskin bir karşıtlık ve yeni noktanın neden daha şaşırtıcı olduğu şeklinde düzenler.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan başlangıç ne işe yarar?

  1. Sonucun henüz gerçekleşmediğini söyler.
  2. Önceki noktayla karşıtlık kurar, değerlendirmeyi güçlendirir ve bir neden sunar.
  3. Bir neden sunar ama önceki noktayla karşıtlık kurmaz.
Cevabı göster

Önceki noktayla karşıtlık kurar, değerlendirmeyi güçlendirir ve bir neden sunar.

Kelime

a true equation: matematiksel iddiası doğru olan bir denklem

a true equation ifadesinde true, matematiksel içeriği değerlendirir: denklemin ifade ettiği eşitlik veya önerme doğrudur. İngilizcede matematiksel bir statement ya da claim de true veya false olarak tanımlanabilir. Burada true yalnızca “gerçek”, “hakiki” veya “gerçekten var olan” anlamına gelmez. Şaşırtıcı olan, denklemin matematiksel olarak doğru olmasına rağmen kendi iddiasına göre kanıtlanamamasıdır.

Alıştırma

Bir matematik tartışmasında a true equation burada ne anlama gelir?

  1. Matematiksel iddiası doğru olan bir denklem.
  2. Yalnızca gerçek sayıları kullanan bir denklem.
  3. Matematiksel iddiası doğru olsun ya da olmasın, gerçekten var olan bir denklem.
Cevabı göster

Matematiksel iddiası doğru olan bir denklem.

Kelime

asserts it cannot be proved: resmî bir iddia ortaya koymak

Bu cümlede asserts, “resmî ve kesin bir biçimde ifade eder veya ileri sürer” anlamına gelir. Denklem, doğru mu yanlış mı olduğu değerlendirilebilecek bir iddia ortaya koyar; bu fiil yüksek sesle konuşmayı anlatmaz. it cannot be proved sözleri, iddianın içeriğini verir. Buradaki it, denklemin kendisine gönderme yapar. assert fiilinden sonra that bağlacı sıkça kullanılır, ancak atılabilir: asserts (that) it cannot be proved.

Alıştırma

Bu cümlede asserts, denklem hakkında ne anlatıyor?

  1. Denklem, destekleyici gerekçelerle iddiayı kanıtlıyor.
  2. Denklem, doğru mu yanlış mı olduğu değerlendirilebilecek bir iddiayı resmî biçimde ortaya koyuyor.
  3. Denklem çok yüksek bir sesle konuşuyor.
Cevabı göster

Denklem, doğru mu yanlış mı olduğu değerlendirilebilecek bir iddiayı resmî biçimde ortaya koyuyor.

This revelation is at the heart of Gödel's incompleteness theorem, Notlar

3:04

Bu aydınlanma, Gödel'in eksiklik teoreminin kalbinde yer alır

Deyimler

is at the heart of ...: temel düşünceyi belirtmek

Be at the heart of, “bir şeyin merkezî ya da son derece önemli bir parçası olmak” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki heart mecazdır; ifade fiziksel bir kalbi veya konumu değil, önemi anlatır. Bu cümlede keşif, Gödel'in eksiklik teoreminin temelindeki ana fikir olarak sunulur. Yapı be + at the heart of + bir konu, sorun, teori veya başka bir büyük bütündür.

Alıştırma

Dersteki deyimi kullanarak cümleyi tamamlayın: Trust is ____ a healthy friendship.

Cevabı göster

at the heart of

Kültür

Gödel's incompleteness theorem: Gödel'in eksiklik teoremi

Burada Gödel's incompleteness theorem, matematiksel mantıktaki bir sonucun özel adıdır. Theorem, kanıtla ortaya konmuş bir önerme demektir; incompleteness ise bir biçimsel sistemin sınırını adlandırır, birinin yarım bıraktığı kanıtı değil. Bu cümleyi anlamak için yeterince güçlü bir biçimsel sistemin, doğru olduğu hâlde aynı sistem içinde kanıtlanamayan matematiksel önermeler içerebileceğini bilmek yeterlidir. Daha önce sözü edilen keşif bu teoremin merkezindedir.

Alıştırma

Gödel's incompleteness theorem adında incompleteness neyi ifade eder?

  1. Bazı biçimsel sistemlerin bir sınırı: belirli doğru önermelerin sistem içinde kanıtlanamaması.
  2. Matematikte geçerli hiçbir kanıt bulunmadığı iddiası.
  3. Daha fazla sayfa gerektiren yarım kalmış bir kanıt.
Cevabı göster

Bazı biçimsel sistemlerin bir sınırı: belirli doğru önermelerin sistem içinde kanıtlanamaması.

which introduces an entirely new class of mathematical statement. Dilbilgisi

3:08

ve tamamen yeni bir sınıf matematiksel ifadeyi ortaya koyar.

Dilbilgisi

which introduces ...: sınırlayıcı olmayan bir ek bilgi verme

which introduces an entirely new class of mathematical statement yan cümleciği, önceki bölümdeki Gödel's incompleteness theorem hakkında ek bilgi verir. Which, theorem sözcüğüne geri gönderme yapar; introduces ise bu teoremin ne yaptığını açıklar. Virgül, bunun sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği olduğunu gösterir: cümlecik, birkaç teorem arasından birini seçmek yerine zaten belirlenmiş bir konuya ek açıklama getirir. Ayrı bir düşünce başlatmaz, aynı cümleyi sürdürür.

Alıştırma

Sınırlayıcı olmayan bir ek açıklama getiren ilgi sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: The update adds a search tool, ____ makes old files easier to find.

Cevabı göster

which

In Gödel's paradigm, Kelime

3:13

Gödel'in paradigmasında,

statements still are either true or false, Dilbilgisi

3:14

ifadeler hala ya doğru ya da yanlıştır,

but true statements can either be provable or unprovable within a given set of axioms. Kelime

3:17

ancak doğru ifadeler, belirli bir aksiyom seti içinde kanıtlanabilir veya kanıtlanamaz olabilir.

Kelime

In Gödel's paradigm: düzenleyici bir çerçeve olarak paradigm

Burada paradigm, fikirleri anlamaya ve düzenlemeye yarayan geniş bir çerçeve anlamındadır; tek bir örnek veya formül değildir. In Gödel's paradigm ifadesi, Gödel’in ortaya koyduğu çerçeve içinde demektir. Bu çerçeve iki soruyu birbirinden ayırır: Bir önermenin doğru olup olmadığı ve belirli bir aksiyom kümesinden kanıtlanıp kanıtlanamayacağı. Buradaki paradigm, sonraki bilgilerin hangi çerçeveye göre düzenlendiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede paradigm ne anlama gelir?

  1. açıklayıcı tek bir örnek
  2. tek bir matematik formülü
  3. fikirleri anlamaya ve düzenlemeye yarayan geniş bir çerçeve
Cevabı göster

fikirleri anlamaya ve düzenlemeye yarayan geniş bir çerçeve

Dilbilgisi

either true or ... / can either be provable or unprovable: eşleşen alternatifler

Either ... or ... iki alternatifi birbirine bağlar. Cümlede bu yapı iki kez kullanılır: önce true ile false, ardından provable ile unprovable karşılaştırılır. Bu bağlamda her çift, iki yönlü bir sınıflandırma oluşturur. Alternatifler dil bilgisi bakımından paralel kalır. İlk çiftteki true ve false sıfattır; ikinci çiftteki provable ve unprovable da paralel tanımlamalardır. can ve be gibi ortak sözcüklerin tekrarlanması gerekmez. Burada either çiftli yapının parçasıdır ve ayrıca anlamına gelmez.

Alıştırma

Çiftli yapıyı either ... or ile tamamlayın: A binary answer is ____ yes ____ no.

Cevabı göster

either · or

Kelime

within a given set of axioms: mantıksal sınırı belirlemek

Burada within fiziksel bir yeri değil, soyut bir sınırı gösterir. A given set of axioms, mantıksal sistem için başlangıç olarak seçilen belirli aksiyomlar kümesidir. Bu ifade provable or unprovable yargısının kapsamını sınırlar: bir önermenin kanıtlanabilirliği o aksiyom kümesine göre değerlendirilir. Olası her aksiyom kümesinde aynı kanıt sonucunun geçerli olduğunu söylemez.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu cümlede neyi gösterir?

  1. Kanıtlanabilirlik, belirli bir aksiyom kümesi kullanılarak değerlendirilir.
  2. Her aksiyom kümesi önermeyi kanıtlar.
  3. Önerme fiziksel olarak aksiyomlarla çevrilidir.
Cevabı göster

Kanıtlanabilirlik, belirli bir aksiyom kümesi kullanılarak değerlendirilir.

Furthermore,

3:24

Ayrıca,

Gödel argues these unprovable true statements exist in every axiomatic system. Kelime

3:25

Gödel, bu kanıtlanamaz doğru ifadelerin her aksiyomatik sistemde var olduğunu savunur.

Kelime

her aksiyomatik sistemdeki unprovable true statements

Unprovable true statements iki farklı değerlendirmeyi bir araya getirir. True, önermelerin doğru olduğunu; unprovable ise ele alınan sistemin aksiyom ve kurallarından bir kanıt üretilemediğini söyler. Bu nedenle unprovable, false anlamına gelmez. In every axiomatic system bu cümledeki iddiaya evrensel bir kapsam verir: yalnızca bazı sistemlerin değil, her sistemin böyle önermelere sahip olduğunu söyler.

Alıştırma

Hangi seçenek unprovable true statements ifadesinin anlamını doğru biçimde korur?

  1. Doğrudurlar, ancak sistem onları kanıtlayamaz.
  2. Bir kanıt olmadığı için yanlıştırlar.
  3. Kanıtları henüz bulunmamış doğru önermelerdir, ancak kanıtları kesinlikle bulunacaktır.
Cevabı göster

Doğrudurlar, ancak sistem onları kanıtlayamaz.

This makes it impossible to create a perfectly complete system using mathematics Dilbilgisi

3:32

Bu, matematiği kullanarak mükemmel bir şekilde eksiksiz bir sistem yaratmayı imkansız kılar

Dilbilgisi

make it impossible to create: make it + sıfat + to do kalıbı

make it + sıfat + to do kalıbı, bir şeyin bir eylemi kolay, zor, mümkün ya da imkânsız hâle getirdiğini anlatır. Burada This daha önce açıklanan matematiksel sınırlamaya gönderme yapar, impossible sonucu belirtir ve to create a perfectly complete system imkânsız olduğuna hükmedilen eylemi adlandırır. it, gerçek bir varlığa gönderme yapmayan biçimsel bir nesnedir. Gerçek içerik to’lu mastar yapısında gelene kadar nesne yerini doldurur.

Alıştırma

Pencerenin açılamadığını anlatmak için cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: The broken handle ____ open the window.

Cevabı göster

makes it impossible to

because there will always be true statements we cannot prove. Dilbilgisi

3:38

çünkü her zaman kanıtlayamayacağımız doğru ifadeler olacaktır.

Dilbilgisi

there will always be: sürekli var olmayı ifade etme

Because önceki sonucun nedenini açıklar. Varoluş bildiren there will be kalıbı bir şeyin var olacağını söyler; always sözcüğünü will sözcüğünden sonra kullanmak iddiayı güçlendirir. Yani sistem nasıl geliştirilirse geliştirilsin bazı doğru önermeler var olmaya devam edecektir. true statements we cannot prove yapısında we cannot prove hangi önermelerin kastedildiğini belirtir. İlgi sözcüğü that düşürülmüştür: true statements that we cannot prove. Buradaki always, günlük bir olayın ne sıklıkta olduğunu değil, mantıksal bir durumun sürekli kalmasını anlatır.

Alıştırma

Sınırlamanın devam edeceğini göstermek için cümleyi there be yapısının gelecek zaman biçimi ve always ile tamamlayın: ____ cases the rule does not cover.

Cevabı göster

There will always be

Even if you account for these unprovable statements by adding them as new axioms to an enlarged mathematical system, Notlar

3:42

Bu kanıtlanamaz ifadeleri genişletilmiş bir matematiksel sisteme yeni aksiyomlar olarak ekleyerek hesaba katsanız bile,

Dilbilgisi

Even if ... by adding ... as new axioms: ödünleme, yöntem ve rol

Even if varsayımsal bir ödünleme bildirir. Konuşan, bu adımın atılabileceğini geçici olarak kabul eder, ancak sonraki sonucun yine de geçerli olacağını belirtir. Bu, adımın gerçekten atılmış olduğu anlamına gelmez. Burada by adding them, önermeleri hesaba katmak için kullanılan yöntemi; as new axioms ise önermelere verilen rolü belirtir. Aktarılabilir kalıp şudur: Even if + koşul, yöntem için by + -ing ve rol ya da kimlik için as + isim.

Alıştırma

Ödünleme-yöntem-rol kalıbını tamamlayın. Even if, by ve as ifadelerini birer kez kullanın: ____ you improve the plan ____ adding a checklist ____ a safety tool, some risks may remain.

Cevabı göster

Even if · by · as

Öbek fiiller

you account for: bir etkeni ele almak veya hesaba katmak

Account for burada çok sözcüklü bir fiildir. You account for these unprovable statements ifadesi, bu önermelere matematik sistemi içinde yer açıp onları ele aldığınız anlamına gelir; by adding them as new axioms bunun nasıl yapıldığını belirtir. Account for ifadesini, ardından nesnesi gelen tek bir birim olarak düşünün. Kesin anlamı bağlama bağlıdır: burada bir şeyin neden olduğunu açıklamaktan çok ele almak veya hesaba katmak anlamına yakındır.

Alıştırma

Orijinal cümlede account for ne anlama gelir?

  1. Önermeleri sistem içinde ele almak veya hesaba katmak
  2. Önermelere güvenmek
  3. Önermelerin neden doğru olduğunu açıklamak
Cevabı göster

Önermeleri sistem içinde ele almak veya hesaba katmak

that very process introduces new unprovably true statements. Anlatım akışı

3:49

bu sürecin kendisi yeni kanıtlanamaz derecede doğru ifadeler ortaya çıkarır.

Anlatım akışı

that very process introduces: tam olarak o süreci vurgulama

that very process ifadesindeki that, daha önce sözü edilen aksiyom ekleme sürecine gönderme yapar. Very doğrudan process ismini vurgular; “tam olarak o süreç” veya “sürecin kendisi” anlamına gelir, yüksek derece bildirmez. Vurgulanan ifadeyi introduces fiilinin öznesi yapmak sonucu öne çıkarır: konuşulan aynı süreç yeni önermelerin ortaya çıkmasına neden olur. this/that/the very + isim kalıbı, daha önce geçen bir şeye gönderme yapıp sonuçtan tam da onun sorumlu olduğunu vurgulayabilir.

Alıştırma

“That very decision caused the delay,” cümlesinde very neyi gösterir?

  1. A different decision prevented the delay.
  2. The decision was extremely difficult.
  3. The exact decision already mentioned caused the delay.
Cevabı göster

The exact decision already mentioned caused the delay.

No matter how many axioms you add, Dilbilgisi

3:55

Ne kadar aksiyom eklerseniz ekleyin,

Dilbilgisi

No matter how many axioms you add: miktar bildiren ödünleme

No matter how many + sayılabilen çoğul isim + özne + fiil yapısı bir ödünleme yan cümlesi başlatır. Sayı sınırsız biçimde değişebilir: burada eklenen aksiyomların sayısı az da olabilir çok da. Bu yan cümle bir soru sormaz. Miktar ne olursa olsun sonucu doğru kalan bir ana cümleye hazırlık yapar; bu nedenle virgül cümlenin devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, No ile başlayan ve “sayısı ne olursa olsun” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ books you read, there will always be more to discover.

Cevabı göster

No matter how many

there will always be unprovably true statements in your system. Dilbilgisi

3:57

sisteminizde her zaman kanıtlanamaz derecede doğru ifadeler olacaktır.

Dilbilgisi

there will always be unprovably true statements: her zaman kanıtlanamayan doğru önermeler olacaktır

there will ... be, bir şeyin var olacağını veya gerçekleşeceğini bildiren varlık yapısıdır. always eklendiğinde sonuç yalnızca olası değil, kaçınılmaz olur. Burada, ne kadar çok aksiyom eklenirse eklensin bu durumun ortadan kalkmayacağını yineleyerek çıkarımı tamamlar. unprovably true statements, doğru olan fakat o sistemin kendi aksiyomlarından hareketle kanıtlanamayan önermelerdir. your system, kurulmakta ya da genişletilmekte olan matematiksel sistemi ifade eder; unprovably, probably yani “muhtemelen” demek değildir.

Alıştırma

Hangi yorum cümlenin anlamına en uygundur?

  1. Sistemdeki her doğru önerme zaten kanıtlanmıştır.
  2. Sistem kaçınılmaz olarak doğru olan fakat kendi içinde kanıtlanamayan bazı önermeler içerecektir.
  3. Sistem muhtemelen doğru olan önermeler içerebilir.
Cevabı göster

Sistem kaçınılmaz olarak doğru olan fakat kendi içinde kanıtlanamayan bazı önermeler içerecektir.

It's Gödels all the way down. Deyimler

4:01

Bu, sonsuz bir Gödel döngüsü.

Deyimler

It's Gödels all the way down: Gödel türü sınırlar sonsuza dek yeniden ortaya çıkıyor

It's X all the way down, sonsuz gerilemeyi anlatan mizahi bir kalıptır: aynı tür açıklama, sorun veya örüntü daha derindeki her düzeyde yeniden ortaya çıkar. Ünlü turtles all the way down sözünü çağrıştırdığı için down burada gerçek bir hareket yönü değil, mecazdır. Gödels, Gödel soyadından şakacı biçimde yapılmış bir çoğuldur. Gödel adında birkaç kişiyi değil, tekrarlanan Gödel türü sonuçları temsil eder. Bu bağlamda matematiksel sistem genişletildiğinde yeni sistemde yine doğru ama kanıtlanamaz bir önerme kalır. Konuşmacı bu tekrarlanan sınırlılığı kısa bir şakaya dönüştürür.

Alıştırma

Burada It's Gödels all the way down ne anlama gelir?

  1. Sistem genişletildikçe Gödel türü sınırlar yeniden ortaya çıkmaya devam eder.
  2. Tek bir teorem, sistemin olası tüm genişletmelerini çözer.
  3. Gödel adında birkaç kişi aşağı doğru hareket etmektedir.
Cevabı göster

Sistem genişletildikçe Gödel türü sınırlar yeniden ortaya çıkmaya devam eder.

This revelation rocked the foundations of the field, Deyimler

4:04

Bu aydınlanma alanın temellerini sarstı,

Deyimler

rocked the foundations of the field: köklü etkiyi anlatan bir mecaz

Bu cümlede rocked the foundations of the field bir mecazdır: ortaya çıkan bu gerçek, alanın temel inançlarını ya da varsayımlarını derinden sarstı. Burada the field matematik alanını ifade eder; gerçekten hareket eden bir bina yoktur. rock the foundations of + bir kurum, disiplin veya sistem kalıbı, bir şeyi en temel düzeyinde tehdit eden ya da değiştiren bir olayı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede rocked the foundations of the field ne anlama geliyor?

  1. Alanın temel inançlarını derinden sarstı.
  2. Bir binanın temelini fiziksel olarak hasara uğrattı.
  3. Alanda küçük ve sıradan bir değişiklik yaptı.
Cevabı göster

Alanın temel inançlarını derinden sarstı.

crushing those who dreamed that every mathematical claim would one day be proven or disproven. Notlar

4:07

her matematiksel iddianın bir gün kanıtlanacağını veya çürütüleceğini hayal edenleri yıktı geçti.

Anlatım akışı

crushing those who dreamed that ...: sonucu gösteren bir -ing öbeği

Crushing those who dreamed that ... önceki cümleciğe bağlanan bir şimdiki zaman ortaç (-ing) öbeğidir. Önceki keşfin etkisinin sonucunu ekler: bu keşif, söz konusu insanlara duygusal olarak ağır bir darbe vurmuştur. Öbekte ayrı bir özne belirtilmez. Crushing eyleminin örtük nedeni önceki cümlecikteki revelation iken those nesnedir; those who ... “... yapan insanlar” anlamına gelir. Buradaki crushing mecazidir, fiziksel değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki olayın sonucunu eklemek için sonda bir -ing öbeği kullanıyor?

  1. The storm closed the airport, leaving hundreds of travelers stranded.
  2. The storm closed the airport and hundreds of travelers waited nearby.
  3. Because the storm closed the airport, hundreds of travelers were stranded.
Cevabı göster

The storm closed the airport, leaving hundreds of travelers stranded.

Dilbilgisi

would one day be proven or disproven: geçmişten görülen geleceğin edilgen yapısı

Bu yan cümleye dreamed fiilinin gösterdiği geçmiş zaman noktasından bakılır. O anda insanlar daha sonra ortaya çıkacak bir sonucu hayal ediyordu; bu yüzden would, istek değil, “geçmişten bakıldığında gelecek” anlamındadır. One day, gelecekteki belirsiz bir zamanı anlatır. Be proven or disproven edilgen yapıdır: her matematiksel önerme iki sonuçtan birine maruz kalır. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: geçmişteki inanç veya umut + would + zaman ifadesi + be + geçmiş zaman ortacı.

Alıştırma

Cümleyi would one day ve solve fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: In 1995, researchers believed the puzzle ____.

Cevabı göster

would one day be solved

While most mathematicians accepted this new reality, Anlatım akışı

4:13

Çoğu matematikçi bu yeni gerçekliği kabul etse de,

some fervently debated it. Kelime

4:16

bazıları hararetle tartıştı.

Anlatım akışı

While most ..., some ...: gruplar arasındaki karşıtlığı düzenlemek

Burada while zaman değil, karşıtlık bildirir. İlk yan cümle çoğunluğun tepkisini aktarır; ikinci yan cümle daha küçük bir grubun farklı tepkisini sunar. While most ..., some ... kalıbı görüşlerin veya sonuçların dağılımını düzenlemeye yardımcı olur. İki tepkinin tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede while ne işe yarıyor? “While most neighbors supported the plan, some opposed it.”

  1. İki eylemin tam olarak aynı süre devam ettiğini söyler.
  2. İki grubun tepkilerini karşılaştırır.
  3. Bazı kişilerin plana neden karşı çıktığını açıklar.
Cevabı göster

İki grubun tepkilerini karşılaştırır.

Kelime

fervently debated: güçlü bir inançla tartışmak

Fervently, “güçlü bir duygu, tutku veya inançla” anlamına gelir. Burada tartışmanın ne sıklıkta yapıldığını değil, tartışmanın yoğunluğunu ve kişilerin tutumunu anlatır. it zamiri, Gödel teoreminin ortaya çıkardığı yeni gerçekliğe gönderme yapar. Bu yan cümle, bir grubun bu fikre verdiği güçlü tepkiyi sunar.

Alıştırma

“Some fervently debated it,” cümlesinde fervently bize ne anlatır?

  1. Güçlü bir duygu ve inançla tartıştılar.
  2. Dikkat çekmemek için sessizce tartıştılar.
  3. Birçok kez tartıştılar.
Cevabı göster

Güçlü bir duygu ve inançla tartıştılar.

Others still tried to ignore the newly uncovered hole in the heart of their field. Notlar

4:19

Diğerleri ise alanlarının tam kalbinde yeni ortaya çıkan deliği hala görmezden gelmeye çalıştı.

Anlatım akışı

Others still tried to ignore: başka bir grubun süren tepkisini düzenlemek

Others, anlatımı daha önce sözü edilen kişilerden farklı bir gruba geçirir. most, some ve others gibi bir sıralamada tepkileri açık gruplara ayırmaya yardımcı olur. Still, durum değiştikten sonra bile bir şeyin sürdüğünü anlatır. Others still tried to ignore birlikte kullanıldığında başka bir grubun tepkisini tanıtır ve yeni kanıtlara rağmen konudan kaçınma çabalarının sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, farklı bir grubun devam eden tepkisini tanıtmak için others still kullanıyor?

  1. Most families went home, but others still waited for the final announcement.
  2. The families stood still while they waited for the final announcement.
  3. Most families went home, and every family left at the same time.
Cevabı göster

Most families went home, but others still waited for the final announcement.

Deyimler

newly uncovered hole in the heart of their field: alanlarının merkezinde yeni ortaya çıkan bir açık

Bu ifade, akademik bir alanın tam merkezindeki ciddi bir boşluk ya da sınırlılık için kullanılan bir metafordur. A hole önemli bir şeyin eksik olduğunu, the heart of their field ise alanlarının en temel kısmını anlatır. Newly uncovered, zayıflığın yeni oluştuğunu değil, yeni ortaya çıkarıldığını belirtir. Cümle, bazı insanların gerçek bir fiziksel deliği değil, yeni fark edilen bu temel sorunu görmezden gelmeye çalıştığını söyler.

Alıştırma

Bu cümlede newly uncovered hole in the heart of their field ne anlama gelir?

  1. Araştırmacıların kalplerini etkileyen tıbbi bir sorun
  2. Akademik alanlarının merkezinde yeni ortaya çıkarılan ciddi bir sınırlılık
  3. Bir çiftliğin ortasında yakın zamanda kazılmış fiziksel bir delik
Cevabı göster

Akademik alanlarının merkezinde yeni ortaya çıkarılan ciddi bir sınırlılık

But as more classical problems were proven to be unprovably true, Dilbilgisi

4:24

Ancak giderek daha fazla klasik problemin kanıtlanamaz derecede doğru olduğu ortaya çıktıkça,

Dilbilgisi

as more classical problems were proven...: zaman içinde gelişen değişimi anlatan as

Burada as, gibi anlamında değil; bir durum gelişirken veya geliştikçe anlamındadır. as + değişen bir durum yapısı, bir gelişmeyi başka bir gelişmenin arka planı olarak sunar: bu kategoriye giren klasik problemlerin sayısı artmaya devam ediyordu. More, aşamalı artış anlamını verir. Edilgen were proven to be yapısı, bu problemler hakkında neyin giderek daha çok ortaya konduğunu anlatır; virgülden sonraki yan cümle ise buna paralel olarak büyüyen tepkiyi veya sonucu verir.

Alıştırma

Hangi cümlede as, vurgulanan yan cümledeki gibi zaman içinde gelişen bir durumu anlatır?

  1. The box is as heavy as the chair.
  2. As more evidence emerged, the team grew more confident.
  3. She works as an engineer.
Cevabı göster

As more evidence emerged, the team grew more confident.

some began to worry their life's work would be impossible to complete. Kalıp ifadeler

4:28

bazıları hayatlarının eserini tamamlamanın imkansız olacağından endişe etmeye başladı.

Kalıp ifadeler

began to worry: endişenin başladığını belirtmek

began to worry, endişenin başladığı noktayı gösterir. Bir anlatıda yalnızca başka bir eylemi değil, insanların ruh hâlindeki değişimi belirtir. Burada worry sözcüğünün ardından endişenin içeriğini veren bir yan cümle gelir ve that isteğe bağlıdır: began to worry (that) their life's work.... Bu yapı bize ne hakkında endişelendiklerini söyler.

Alıştırma

Hangi cümle endişenin başladığı anı öne çıkarır?

  1. After an hour with no reply, Leo never worried that something was wrong.
  2. After an hour with no reply, Leo had stopped worrying that something was wrong.
  3. After an hour with no reply, Leo began to worry that something was wrong.
Cevabı göster

After an hour with no reply, Leo began to worry that something was wrong.

Kalıp ifadeler

life's work would be impossible to complete: ömürlük bir hedefin tehlikeye girmesi

Life's work, bir kişinin uzun yıllar, bazen bütün bir ömür boyunca emek verdiği temel proje, amaç veya katkı anlamına gelir. Sıradan bir göreve göre kapsamı ve kişisel önemi çok daha büyüktür. Would be impossible to complete, geçmişteki bir noktadan bakılan gelecekteki sonucu anlatır: O sırada, çalışmanın hiçbir zaman tamamlanamayacağından korkuyorlardı. Cümle onların endişesini aktarır; tamamlamanın gerçekten imkânsız olduğunu söylemez.

Alıştırma

Örnekte their life's work neyi ifade ediyor?

  1. Her gün yaptıkları sıradan görevleri
  2. Bir öğleden sonra yapmayı planladıkları işleri
  3. Uzun yıllar boyunca emek verdikleri temel çalışmayı
Cevabı göster

Uzun yıllar boyunca emek verdikleri temel çalışmayı

Still, Gödel's theorem opened as many doors as it closed. Deyimler

4:33

Yine de Gödel'in teoremi kapattığı kadar çok kapı açtı.

Deyimler

Still ... opened as many doors as it closed: fırsatlar ve sınırlar arasında denge

Burada open doors ve close doors mecazdır. Doors fiziksel kapıları değil; fırsatları, olası yolları veya araştırma alanlarını ifade eder. opened as many doors as it closed kalıbı olumlu ve olumsuz etkiyi yan yana getirir: teorem bazı olasılıkları sınırlarken yeni olasılıklar da yarattı. Still, daha önce sözü edilen sınırlamalardan daha olumlu ve dengeli bir sonuca geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kuralın yaklaşık eşit ölçüde fırsat yaratıp fırsatları sınırladığını anlatmak için kapı mecazını en iyi kullanır?

  1. The new rule opened as many doors as it closed.
  2. The new rule opened a door after the office closed.
  3. The new rule closed every door and created no new options.
Cevabı göster

The new rule opened as many doors as it closed.

Knowledge of unprovably true statements inspired key innovations in early computers. Kalıp ifadeler

4:37

Kanıtlanamaz derecede doğru ifadelerin bilgisi, ilk bilgisayarlardaki önemli yeniliklere ilham verdi.

Kalıp ifadeler

inspired key innovations in early computers: düşünsel etkiyi anlatmak

Inspired key innovations, önemli yeni gelişmelerin ortaya çıkmasına yardım etti anlamına gelir. Burada özne Knowledge of unprovably true statements olduğundan, teknoloji üzerinde etkili olan şey bir kişi değil, soyut bir bilgi türüdür. In early computers, yeniliklerin ortaya çıktığı alanı belirtir. Inspired düşünsel etkiyi gösterir; bu bilginin bilgisayarları bizzat icat ettiğini ya da tek doğrudan neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

inspire + key innovations + in şeklindeki dört sözcüklü kalıbı, inspire fiilini geçmiş zamanda kullanarak tamamlayın: The discovery ____ battery design.

Cevabı göster

inspired key innovations in

And today,

4:43

Ve bugün,

some mathematicians dedicate their careers to identifying provably unprovable statements. Notlar

4:43

bazı matematikçiler kariyerlerini kanıtlanabilir derecede kanıtlanamaz ifadeleri tanımlamaya adıyorlar.

Kalıp ifadeler

dedicate their careers to identifying: dedicate ... to + -ing biçimi

dedicate their careers to identifying ... ifadesinde dedicate A to B, “A'yı B amacına adamak” anlamına gelir. Burada A their careers, B ise bir şeyi identifying eylemidir; bu nedenle ifade, işi ciddi ve uzun süreli bir mesleki görev olarak sunar. dedicate A to B yapısındaki to bir edattır. B bir eylemse fiilin -ing biçimi kullanılır: to identifying denir, to identify denmez.

Alıştırma

Cümleyi dedicate her career to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Maria ____ improving rural health care.

Cevabı göster

dedicated her career to

Kelime

provably unprovable statements: kanıtlanamazlığı kanıtlamak

Provably, unprovable sözcüğünü niteleyen bir zarftır. İfade, kanıtlanamazlığı bizzat bir kanıtla ortaya konabilen önermeler anlamına gelir: önermelerin ilgili biçimsel sistem içinde kanıtlanamayacağı gösterilebilir. Bu, yalnızca henüz kimsenin bir kanıt bulmadığı anlamına gelmez; ayrıca provably, probably anlamına da gelmez. İfade, neyin kanıtlanabileceği hakkında kesin bir iddiada bulunur.

Alıştırma

provably unprovable statements ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Önermelerin yanlış olduğu zaten kanıtlanmıştır.
  2. Önermeleri kanıtlamak muhtemelen zordur.
  3. Önermelerin kanıtlanamaz olduğu bir kanıtla gösterilebilir.
Cevabı göster

Önermelerin kanıtlanamaz olduğu bir kanıtla gösterilebilir.

So while mathematicians may have lost some certainty, Anlatım akışı

4:50

Dolayısıyla matematikçiler bir miktar kesinliği kaybetmiş olsalar da,

Anlatım akışı

So while ... may have lost ...: ana sonuçtan önce bir noktayı kabul etmek

Baştaki So, konuşmacının önceki tartışmadan bir sonuç çıkardığını gösterir. Buradaki while zaman bildirmez; “-e rağmen” anlamında ödünleyicidir. İlk yan cümle olası bir kaybı kabul eder, ardından gelen ana cümle ise konuşmacının asıl ve daha olumlu sonucunu verir. May have lost, kaybın gerçekleşmiş olabileceğini veya gerçekleşmiş sayılmasının makul olduğunu belirtir. Matematikçilerin kesinliği kaybetmelerine izin verildiği anlamına gelmez. Bu ifade, kaybı kesin biçimde ileri sürmeden kabul eder ve ardından bir kazanımla dengelenmesini sağlar.

Alıştırma

Bu ödünleyici özeti olumlu bir ana sonuçla en iyi tamamlayan seçenek hangisidir: “So while the trip may have cost more than expected, ...”?

  1. we still made memories we will always value.
  2. it also took two hours longer than planned.
  3. the tickets had blue numbers printed on them.
Cevabı göster

we still made memories we will always value.

thanks to Gödel, Kalıp ifadeler

4:53

Gödel sayesinde,

they can embrace the unknown at the heart of any quest for truth. Deyimler

4:54

herhangi bir hakikat arayışının merkezindeki bilinmeyeni kucaklayabilirler.

Kalıp ifadeler

thanks to Gödel: olumlu bir sonuçta pay verme

Thanks to Gödel, “Gödel’in katkısı sayesinde” veya “Gödel’e borçlu olarak” anlamına gelen bir edat öbeğidir. Ardından gelen olumlu sonucu, onun çalışmalarının mümkün kıldığı bir şey olarak sunar; Gödel’e doğrudan teşekkür etmez. Kalıp thanks to + isim öbeğidir. Buradaki isim öbeği Gödel’dir ve tüm ifade, bilinmeyeni neden kabullenebildiklerini açıklar.

Alıştırma

“Olumlu pay vererek bir nedene bağlama” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____ Noah's quick repair, the robot worked again.

Cevabı göster

Thanks to

Deyimler

bilinmeyeni kabullenmek ... gerçeği arama çabasının özünde

embrace the unknown ifadesindeki embrace mecazidir: Bir şeyi fiziksel olarak kucaklamak değil, henüz bilinmeyen şeyi isteyerek kabul edip onunla yüzleşmek anlamına gelir. Burada the unknown, belirli bir sistemin kanıtlayamadığı hâlde doğru olabilen önermeler gibi matematiksel belirsizlikleri kapsar. At the heart of, “bir şeyin merkezinde veya en önemli bölümünde” demektir. Quest for truth, gerçeği aramayı uzun ve zorlu bir yolculuk olarak sunar. Bir kapanış cümlesi olarak bu ifade, belirsizliği yalnızca bir başarısızlık değil, gerçeği aramanın merkezî bir parçası olarak gösterir ve onu kabullenmeye teşvik eder.

Alıştırma

Cümleyi en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Bir yolculuk sırasında bilinmeyen bir şeyi fiziksel olarak tutabilirler.
  2. Her gerçek kanıtlanana kadar cevapsız sorulardan kaçınabilirler.
  3. Belirsizliği gerçeği aramanın merkezî bir parçası olarak kabul edebilirler.
Cevabı göster

Belirsizliği gerçeği aramanın merkezî bir parçası olarak kabul edebilirler.

The Pythagorean theorem has more than 350 proofs. Kültür

4:59

Pisagor teoreminin 350'den fazla ispatı vardır.

Kültür

Pythagorean theorem: geometride ispatlanmış bir sonuç

Pythagorean theorem, dik üçgenlerle ilgili bir geometri sonucunun yerleşik adıdır: Hipotenüsün, yani dik açının karşısındaki kenarın karesi, diğer iki kenarın kareleri toplamına eşittir. Bu ilişki genellikle a^2 + b^2 = c^2 biçiminde yazılır. Bu adda Pythagorean, sonucu Pisagor ile ilişkilendirir; theorem ise sıradan bir kuralı veya sınanmamış bir tahmini değil, ispatla ortaya konmuş matematiksel bir önermeyi belirtir. Bu nedenle cümle, onun 350'den fazla ispatı olduğunu söyleyebilir.

Alıştırma

Pythagorean theorem adındaki theorem size ne anlatır?

  1. Bütün üçgenlerle ilgili sınanmamış bir tahmindir.
  2. İspatla ortaya konmuş matematiksel bir önermedir.
  3. Sıradan bir sınıf talimatıdır.
Cevabı göster

İspatla ortaya konmuş matematiksel bir önermedir.

So what exactly is this mathematical rule about?

5:03

Peki bu matematik kuralı tam olarak ne ile ilgili?

And how was it proven in the first place? Kalıp ifadeler

5:07

Ve ilk etapta nasıl kanıtlandı?

Kalıp ifadeler

in the first place: ilk başlangıç noktasını sormak

Burada in the first place, “başlangıçta” veya “en başta” anlamına gelir. Sorunun sonunda kullanıldığında, dikkati teoremin bugün bilinen hâlinden onun ilk kez nasıl kanıtlandığına götürür. Bu bir deyimdir; dolayısıyla place burada bir yeri belirtmez. Sorularda bir şeyin ilk nedenini, gerekçesini veya dayanağını sorarken vurgu katabilir.

Alıştırma

Bu cümlede in the first place nasıl bir işlev görüyor?

  1. İlk kanıtın fiziksel olarak nerede bulunduğunu sorar.
  2. Kanıtın birinci olup olmadığını sorar.
  3. Kanıtın başlangıçta nasıl ortaya konduğunu sorar.
Cevabı göster

Kanıtın başlangıçta nasıl ortaya konduğunu sorar.

Explore one of the cornerstones of geometry with this video. Deyimler

5:10

Geometrinin temel taşlarından birini bu videoyla keşfedin.

Deyimler

one of the cornerstones of geometry: temeli anlatan bir benzetme

Cornerstone sözcüğü kelime anlamıyla bir binanın köşesindeki temel taşını ifade eder. Burada ise daha geniş bir alanı destekleyen temel bir fikir için kullanılan bir benzetmedir. Teoreme a cornerstone of geometry denmesi, onun geometri için temel ve son derece önemli olduğunu anlatır. one of the + çoğul isim + of kalıbı, bunun tek temel değil, birkaç önemli temelden biri olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi one of the cornerstones of yapısıyla tamamlayın: Reliable evidence is one ____ good research.

Cevabı göster

of the cornerstones of