DÜNYANIN EN ZEHİRLİ BALIĞINI Sağmak! - Smarter Every Day 117: İngilizce çalışma notları

SmarterEveryDay

Öğrenme zorluğu
1.196 kelime 241 kel/dk

Video özeti: Üniversitede Destin ve toksin uzmanı Jamie Seymour taş balığının zehri nasıl enjekte ettiğini gösteriyor, panzehir için zehir çıkarıyor ve püskürmeyi hızlı kamerayla çekiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. milk it — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: “süt sağmak” değil, “zehir çıkarmak” anlamını kavrayarak kelime oyununu yakalayın. 2. it's like stepping on a hypodermic needle — Söylem, anlatı ve retorik: tanıdık bir benzetmenin yabancı mekanizmayı somutlaştırdığını ve yeniden kullanılabilir bir açıklama kalıbı sunduğunu görün. 3. That'd be good, wouldn't it? — Konuşma edimbilimi ve tutum: uyarıdan sonra gerçek tereddüt değil, kuru bir onay ifade ettiğini fark edin.

Bu derste

Hey, it's me Destin.

0:00

Hey, ben Destin.

Welcome back to Smarter Every Day.

0:01

Smarter Every Day'e tekrar hoş geldiniz.

Sometimes I like to walk around in my yard barefooted,

0:02

Bazen bahçemde çıplak ayakla dolaşmayı severim,

which is awesome until I hit a little sticky weed,

0:05

ki küçük yapışkan bir ota basana kadar harikadır,

which hurts.

0:07

bayağı acıtır.

I'm about to ruin the beach for you. Dilbilgisi

0:08

Plaj keyfinizi mahvetmek üzereyim.

Dilbilgisi

be about to + fiilin yalın hâli

be about to + fiilin yalın hâli yapısında about to, bir şeyin çok kısa süre içinde gerçekleşeceğini anlatır. Burada I'm about to ruin... ifadesi, konuşmacının birazdan söyleyeceklerinin izleyicilerin plaja bakışını hemen değiştireceğini haber verir. Yapı be + about to + fiilin yalın hâli şeklindedir: I am about to ruin. Daha sonraya ait genel bir planı değil, gerçekleşmesi an meselesi olan bir eylem veya olayı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi be about to ile tamamlayın: The doors are ____ close.

Cevabı göster

about to

There's an animal called the stonefish

0:10

Taş balığı denilen bir hayvan var

that is the meanest thing I've ever seen. Dilbilgisi

0:12

gördüğüm en acımasız şey.

Dilbilgisi

the meanest thing I've ever seen: kişisel deneyimde en üstünlük

the + en üstünlük derecesi + isim + özne + have/has ever + geçmiş zaman ortacı kalıbı, konuşmacının şimdiye kadarki kişisel deneyimindeki en uç değerlendirmeyi anlatır. Burada the meanest thing, hayvanı vahşilik veya tehlike bakımından konuşmacının gördüğü her şeyin üstüne yerleştirir; meanest “en vahşi” demektir, “ortalama” değil. I've, I have ifadesinin kısaltmasıdır ve have seen present perfect yapısındadır. Ever, karşılaştırmayı konuşmacının geçmişten bugüne kadarki tüm deneyimine genişletir; “sonsuza kadar” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bu kuşun, konuşmacının şimdiye kadar gördüğü diğer tüm kuşlardan daha tuhaf olduğunu söyler?

  1. That is one of the strangest birds I've ever seen.
  2. That is the strangest bird I've seen this morning.
  3. That is the strangest bird I've ever seen.
Cevabı göster

That is the strangest bird I've ever seen.

We're gonna milk it Kelime

0:14

Onu sağacağız

Kelime

milk it: bir hayvandan zehir çıkarmak

Burada milk, hayvanın zehir bezlerine dikkatle baskı uygulayarak veya onları uyararak zehri dışarı çıkarıp toplamak anlamındaki uzmanlık alanına özgü geçişli bir fiildir. Süt ürünü olarak süt elde etmekten söz etmez. it zamiri taş balığını gösterir. Daha genel olarak, hayvan bakımı veya araştırma bağlamlarında milk + bir hayvan, o hayvandan zehir ya da bezlerinin ürettiği başka bir sıvıyı toplamak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bir yaban hayatı laboratuvarında teknisyen şöyle diyor: 'We need to milk the snake before the next test.' Burada milk the snake ne anlama gelir?

  1. yılana süt vermek
  2. yılanın dişlerini çıkarmak
  3. zehir bezlerini uyararak yılandan zehir toplamak
Cevabı göster

zehir bezlerini uyararak yılandan zehir toplamak

even though it doesn't have nipples. Dilbilgisi

0:15

gerçi memeleri yok ama.

Dilbilgisi

even though: bilinen bir gerçekle güçlü karşıtlık

Even though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: bir durumu gerçek olarak sunar ve bu gerçeğe rağmen ana cümledeki sonucun yine de gerçekleştiğini gösterir. Burada meme uçlarının olmaması, gerçek anlamda süt sağmayı imkânsız gibi gösterir; ancak konuşanlar yine de zehir çıkarma şeklindeki teknik anlamıyla hayvanı milk edeceklerini söylüyorlar. Kalıp even though + özne + fiil şeklindedir. even karşıtlığı güçlendirir, bu nedenle sonuç çoğu zaman özellikle şaşırtıcı görünür.

Alıştırma

Konuşan kişi yağmurun çoktan başladığını görebiliyor, ancak Maya yine de koşuya çıkıyor. Hangi cümle yağmuru bilinen bir gerçek olarak sunup Maya'nın eylemiyle güçlü bir karşıtlık kurar?

  1. Even if it is raining, Maya is going for a run.
  2. Even though it is raining, Maya is going for a run.
  3. Because it is raining, Maya is going for a run.
Cevabı göster

Even though it is raining, Maya is going for a run.

Goggle up. Kalıp ifadeler

0:17

Gözlükleri takın.

Kalıp ifadeler

Goggle up: şakacı bir ekipman takma komutu

Burada Goggle up, “Koruyucu gözlüğünü tak ve hazırlan” anlamına gelir. Konuşmacı goggles sözcüğünden hareketle goggle'ı ekipman takma anlamında yaratıcı bir fiil olarak kullanır; gear up ve suit up gibi bilinen komutları örnek alır. Bu, standart kalıplaşmış bir ifade değil, bağlam için üretilmiş bir sözdür. Up, ekipmanı takmayı sıradaki etkinliğe hazırlık olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir gruba etkinlikten önce koruyucu gözlüklerini takmasını şakacı ve belirgin bir şekilde söyler?

  1. Gear up.
  2. Goggle up.
  3. Look through the goggles.
Cevabı göster

Goggle up.

Science is about to happen. Anlatım akışı

0:18

Bilim birazdan başlıyor.

Anlatım akışı

Science is about to happen: yaklaşan bir deneyi duyurmak

be about to + fiil yapısı, bir şeyin çok yakında gerçekleşeceğini söyler. Burada is about to happen, izleyiciyi hazırlık aşamasından deneyin başlangıcına taşır. Soyut bir kavram olan Science'ın “gerçekleşecek” şey olarak kullanılması, kesin bir tanım değil, bilinçli olarak canlı bir anlatımdır. Yaklaşan gösterimi bir olaya dönüştürür ve meraklı bir beklenti yaratır.

Alıştırma

Bir videoda sunucu güvenlik kontrolünü bitirip "Science is about to happen." diyor. Bu cümle ne yapıyor?

  1. Tüm bilimsel çalışmaların çoktan sona erdiğini bildirir.
  2. Deneyin çok yakında başlayacağını duyurur ve meraklı bir beklenti yaratır.
  3. Bilimin resmî bir tanımını verir.
Cevabı göster

Deneyin çok yakında başlayacağını duyurur ve meraklı bir beklenti yaratır.

So, this is the research aquarium

0:26

Yani, burası araştırma akvaryumu,

here at James Cook University, right?

0:28

burası James Cook University'de, değil mi?

Yep.

0:29

Evet.

All right.

0:30

Pekala.

This is where we've got everything that can bite and kill you.

0:30

Sizi ısırıp öldürebilecek her şeye sahip olduğumuz yer burası.

Okay, cause you do what? What's the word,

0:32

Tamam, çünkü sen ne yapıyorsun? Neydi o kelime,

venomologist?

0:34

venomolog mu?

Toxinologist.

0:35

Toksinolog.

Toxinologist?

0:36

Toksinolog mu?

Destin, how many times have we got to tell you this? Ton ve niyet

0:37

Destin, bunu sana kaç kere söyleyeceğiz?

Toxinologist

0:39

Toksinolog.

Ton ve niyet

Retorik bir sitem olarak How many times have we got to tell you this?

Bu cümlede how many times have we got to tell you this? gerçek bir sayı öğrenmek için sorulmaz. Tekrar sayısını abartarak konuşanların Destin'in zaten birçok kez düzeltildiğini ve artık bunu hatırlaması gerektiğini düşündüğünü gösterir. How many times do we/I have to tell you...? kalıbı sabırsız bir hatırlatma veya şakacı bir azarlama işlevi görür. Gerçek bir kızgınlık mı yoksa takılma mı olduğu bağlama ve söyleyiş biçimine bağlıdır.

Alıştırma

Yargı: Bir kişinin ilk hatasında “How many times have we got to tell you this?” demek, kaç kez hatırlatma yapıldığını tarafsız biçimde sormaktır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Dr. Jamie Seymour

0:41

Dr. Jamie Seymour

grabbing a stonefish.

0:43

bir taş balığını yakalıyor.

Most venomous fish in the world.

0:45

Dünyanın en zehirli balığı.

Most venomous fish in the world

0:46

Dünyanın en zehirli balığını

with his hand.

0:47

elleriyle.

So, why are we not wearing leather gloves when we do this?

0:53

Peki, bunu yaparken neden deri eldiven takmıyoruz?

Probably because you can't feel properly.

0:55

Muhtemelen tam olarak hissedemeyeceğin için.

Oh, okay.

0:57

Ah, anladım.

Yeah, it's better you get a better feel for the fish. Kalıp ifadeler

0:57

Evet, balığı daha iyi hissetmek daha iyidir.

Kalıp ifadeler

Get a better feel for: sezgisel aşinalık geliştirmek

Get a better feel for something, bir şeyin nasıl davrandığına karşı daha duyarlı hâle gelmek ve onu kullanırken ya da değerlendirirken daha fazla güven kazanmak demektir. Karşılaştırma bildiren better, mevcut ama henüz yeterli olmayan bir hissin geliştirildiğini gösterir. Burada ifade iki düzeyde işler: balığı kalın eldivenler olmadan tutmak doğrudan daha fazla dokunsal geri bildirim verir ve aynı zamanda kişinin balığın hareketlerini daha iyi okuyup kontrol etmesine yardım eder. Balığa acımak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Daha sezgisel bir anlayış geliştirmek” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: After a few practice runs, you'll get a better ____ the controls.

Cevabı göster

feel for

Okay.

0:59

Tamam.

And so, is the fish under stress right now?

1:00

Peki, balık şu anda stres altında mı?

No, they can hold...

1:02

Hayır, tutabilirler...

they hold water up in their gills,

1:03

solungaçlarında su tutabilirler,

so they can stay out of water for a couple of hours.

1:05

böylece birkaç saat su dışında kalabilirler.

Really?

1:06

Gerçekten mi?

They're intertidal animals,

1:07

Onlar gelgit arası hayvanlardır,

so they're used to this sort of thing. Dilbilgisi

1:08

bu yüzden bu tür şeylere alışkındırlar.

Dilbilgisi

used to this sort of thing: be used to + isim veya -ing biçimi

They're used to this sort of thing cümlesinde be used to, ‘alışkın olmak’ anlamına gelir: Tekrarlanan deneyimler sayesinde bir şey özneye tanıdık ve başa çıkılabilir gelir. Bu hayvanlar düzenli olarak geçici sürelerle su dışında kalır; dolayısıyla bu durum onlar için olağandışı değildir. Buradaki to bir edattır. Ardından this sort of thing gibi bir isim öbeği veya -ing biçimi gelebilir: They're used to being out of water.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın şu anda soğuk koşullarda çalışmaya alışkın olduğunu ifade eder?

  1. Maya is used to working in the cold.
  2. Maya used to work in the cold.
Cevabı göster

Maya is used to working in the cold.

So, they get kind of caught in pools and stuff. Ton ve niyet

1:09

Yani, su birikintilerinde falan sıkışıp kalıyorlar.

Ton ve niyet

kind of ... and stuff ile gündelik yaklaşık anlatım

Kind of, caught sözcüğünün anlamını daha az kesin hâle getirir: Hayvanlar tam olarak tanımlanmış bir şekilde değil, genel veya kısmi anlamda mahsur kalır. Bu ifade, konuşanın yaklaşık bir anlatım yaptığını gösterir. And stuff, pools sonrasında gelir ve tek tek saymadan başka benzer durumlara gönderme yapar. Bu iki ifade birlikte anlatımı gündelik, geniş kapsamlı ve bilinçli olarak eksik bırakılmış hâle getirir.

Alıştırma

Gündelik cümleyi kind of ve and stuff ile tamamlayın: The path was ____ muddy, with puddles ____.

Cevabı göster

kind of · and stuff

Yes. And they'll often get caught where the water's drained out

1:11

Evet. Ve genellikle sular çekildiğinde sıkışıp kalırlar

and they're away and running.

1:13

ve yaşamaya devam ederler.

So, we'll move our prop fish.

1:15

O halde, pervaneli balığımızı taşıyacağız.

See how the spines just whipped up then? Öbek fiiller

1:18

Dikenlerin az önce nasıl fırladığını gördün mü?

Öbek fiiller

whipped up: ani bir yukarı hareket

Whipped up burada hızlı ve keskin bir hareketle yukarı doğru hareket etmek anlamına gelir. Bu cümlede dikenlerin aniden yukarı kalkması anlatılıyor; up yukarı yönü belirtir, whipped ise harekete hız ve ani olma duygusu katar. Bu, whip up fiil öbeğinin geçişsiz kullanımıdır; burada “bir şeyi çabucak hazırlamak” anlamında değildir. Özne dikenler olduğu için fiziksel hareket anlamı bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Ani bir yukarı hareketi en iyi hangi ifade anlatır? The cat’s ears suddenly ____ when it heard a strange noise.

  1. whipped up
  2. rose slowly
  3. were lowered
Cevabı göster

whipped up

Yeah.

1:19

Evet.

So, that's what we're trying to look for.

1:20

İşte aradığımız şey bu.

That spine, there's two spines.

1:21

O diken, iki diken var.

Uh-huh.

1:23

Hı-hı.

There's one there, there, there, there, there,

1:23

Bir tane şurada, şurada, şurada, şurada, şurada var,

all the way down the back. Kalıp ifadeler

1:25

sırtı boyunca uzanıyor.

Kalıp ifadeler

all the way down: güzergâhın sonuna kadar

All the way down, aşağı yönlü bir güzergâh boyunca bir uçtan diğer uca kadar tüm mesafeyi belirtir. Bu cümlede konuşan kişi balığın sırtı boyunca ilerlemekte ve dikenlerin uzak uca kadar devam ettiğini söylemektedir. Down yönü verir, all the way ise tamamlanmışlık anlamı ekler. Aynı ifade, bir şeyin son noktaya kadar devam ettiğini vurgulamak için koridoru, listeyi veya bir yüzeyi de anlatabilir.

Alıştırma

Güzergâhın uzak uca ulaştığını en iyi hangi ifade vurgular? Walk ____ the hallway, then turn left at the exit.

  1. partway down
  2. all the way down
  3. near the middle of
Cevabı göster

all the way down

There's 13 of them,

1:26

Onlardan 13 tane var,

and they've all got venom associated with them.

1:27

ve hepsinin zehri var.

They all have venom sacs.

1:29

Hepsinin zehir kesesi mi var?

All of them.

1:30

Hepsinin.

Yep.

1:31

Evet.

A little hard to see because the animal's got lumps and bumps all over him. Kalıp ifadeler

1:31

Görmesi biraz zor çünkü hayvanın her yerinde şişlikler ve yumrular var.

Kalıp ifadeler

Engebeli bir yüzeyi genel olarak anlatan lumps and bumps

Bu cümlede lumps and bumps, çok sayıdaki küçük, düzensiz ve kabarık bölgeyi genel olarak anlatan kafiyeli bir sözcük çiftidir. Sözcükler iki ayrı bilimsel türü gösterecek şekilde dikkatle ayrılmıyor; birlikte pürüzlü ve engebeli bir yüzeyin genel görüntüsünü oluşturuyorlar. Her kabarıklığın tam şekli veya nedeni önemli olmadığında ifadenin tamamını bir kalıp olarak kullanın.

Alıştırma

Çok sayıda düzensiz kabarıklık anlamına gelen yaygın kafiyeli ifadeyi tamamlayın: The old suitcase was covered in ____.

Cevabı göster

lumps and bumps

But there's a little lump on each of these spines,

1:34

Ama bu dikenlerin her birinin üzerinde küçük bir yumru var,

either side. Kelime

1:36

her iki tarafında.

Kelime

“Her iki yanda” anlamına gelen either side

Burada either side, on sözcüğünün varsayıldığı kısaltılmış bir yer ifadesidir: on either side. İki yanlı bu düzende “iki yanın her birinde” anlamına gelir; yani bir dikenin her iki yanında da küçük birer çıkıntı vardır. Bu dağıtıcı okuma Avustralya İngilizcesinde yaygındır ve nesneler merkezdeki bir şeyin çevresine yerleştirildiğinde başka İngilizce çeşitlerinde de geniş ölçüde kullanılır. Bir seçim bağlamında either hâlâ ikisinden biri anlamına gelebilir; bu nedenle anlamı cümle yapısı ve durum belirler.

Alıştırma

"There was a lamp on either side of the door." cümlesinde on either side en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Kapının iki yanının her birinde bir lamba vardı.
  2. Bir lamba vardı, ancak hangi tarafta olduğu belirtilmemişti.
  3. Lamba kapının tam üzerindeydi.
Cevabı göster

Kapının iki yanının her birinde bir lamba vardı.

So, the spine comes up,

1:36

Yani, diken yukarı kalktığında,

there's a venom sac there and there.

1:37

şurada ve şurada bir zehir kesesi var.

As your foot or whatever comes down over the top of it,

1:39

Ayağınız veya herhangi bir şey üstüne indiğinde,

the spine goes into your foot,

1:41

diken ayağınıza girer,

and there's no venom sac until it gets about a third of the way down, Kalıp ifadeler

1:43

ve yaklaşık üçte birine kadar zehir kesesi yoktur,

Kalıp ifadeler

A third of the way down: bir yol üzerindeki konum

Bu cümlede a third of the way down, seçilen başlangıç ucundan toplam mesafenin yaklaşık üçte biri ilerlenince ulaşılan konumu belirtir; burada iğnenin ucundan başlayıp iğne boyunca aşağı doğru gidilir. “Kesir + of the way” kalıbı bir yol üzerindeki ilerlemeyi ölçer, down ise yönü gösterir. Bu ifade bir şeyin nerede bulunduğunu anlatır; bir miktarın azaldığını göstermez. Aynı kalıp bir merdiven, yol, sayfa veya sürecin üzerindeki bir noktayı anlatabilir.

Alıştırma

Aşağı yönlü mesafenin yaklaşık üçte birindeki konumu belirten altı kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The first landing is ____ the staircase.

Cevabı göster

a third of the way down

and then what happens is your tissue compresses the venom sac Anlatım akışı

1:45

ve sonra olan şey dokunuzun zehir kesesini sıkıştırmasıdır

and shoots it up along the spine,

1:49

ve zehri diken boyunca yukarı fışkırtır,

which is now deeply embedded in your foot.

1:50

ki diken artık ayağınıza derinden gömülmüştür.

Anlatım akışı

And then what happens is: sonraki sonucu tanıtmak

And then what happens is ifadesi, sözlü anlatımı düzenleyen bir çerçeve görevi görür. And then bir sonraki aşamayı işaret ederken what happens is, dinleyicinin dikkatini ardından gelen önemli sonuca veya mekanizmaya yöneltir. Bu cümlede gerçek bir soru değildir. Is kelimesinden hemen sonra sonucu bildiren bir ifade gelir. Bir süreci veya neden-sonuç zincirini anlatırken dinleyiciyi bir sonraki aşamaya taşımak için bu çerçeveyi kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Sözlü açıklamayı, bir sonraki sonucu tanıtan beş kelimelik tam çerçeveyle tamamlayın: First, the sensor detects smoke. ____ the alarm turns on.

Cevabı göster

And then what happens is

So, it's like stepping on a hypodermic needle Anlatım akışı

1:52

Yani, bu tıpkı hipodermik bir iğnenin üzerine basmak gibidir

that is upside down ready to squirt

1:54

tepetaklak duran ve fışkırmaya hazır olan

as soon as it has force applied. Dilbilgisi

1:56

baskı uygulandığı anda.

Anlatım akışı

it's like stepping on a hypodermic needle: bir mekanizmayı benzetmeyle açıklamak

It's like + -ing yapısı, tanıdık bir eylem üzerinden karşılaştırma kurarak bilinmeyen bir süreci zihinde canlandırmayı kolaylaştırır. Burada hipodermik bir iğnenin üzerine basma görüntüsü, sivri bir nesneye basınç uygulandığında sıvının ayağa girebilmesini somutlaştırır; iki düzenek kelimenin tam anlamıyla aynı değildir. Bu kalıp başka mekanizmaları veya deneyimleri açıklamak için de kullanılabilir: It's like + bir eylem ya da durum. Bu cümlede like “sevmek” değil, “...gibi olmak” anlamındadır.

Alıştırma

“It's like stepping on a hypodermic needle” cümlesinde like ne işe yarıyor?

  1. Konuşanın iğnelere basmaktan hoşlandığını gösteriyor.
  2. İki nesnenin tamamen aynı olduğunu söylüyor.
  3. Bir benzetme başlatıyor.
Cevabı göster

Bir benzetme başlatıyor.

Dilbilgisi

as soon as: tetikleyiciden hemen sonra ortaya çıkan sonuç

As soon as bir zaman koşulu başlatır ve ikinci olayın, birinci olay gerçekleştikten hemen sonra ya da neredeyse hemen gerçekleştiğini gösterir. Bu cümlede kuvvet uygulanması tetikleyicidir; iğnenin sıvıyı püskürtmesi de kayda değer bir gecikme olmadan gerçekleşen sonuçtur. Zaman yan cümlesi as soon as it has force applied ifadesidir ve “üzerine kuvvet uygulanır uygulanmaz” anlamına gelir. Gelecek anlamında bile as soon as'tan sonra genellikle will değil, geniş zaman kullanılır. Bu ifade yalnızca olayların sırasını değil, hemen gerçekleşme fikrini de vurgular.

Alıştırma

Mesajın eve vardıktan hemen sonra gönderileceğini gösteren zaman bağlacını kullanarak cümleyi tamamlayın: I'll send you a message ____ I get home。

Cevabı göster

as soon as

Exactly.

1:57

Kesinlikle.

Okay, that makes sense. Kalıp ifadeler

1:58

Tamam, bu mantıklı.

Kalıp ifadeler

That makes sense: bir açıklamayı değerlendirmek

That makes sense, bir açıklamaya karşılık vermek için kullanılır. Buradaki that, az önce verilen açıklamayı gösterir; makes sense ise açıklamanın mantıklı veya anlaşılır olduğu anlamına gelir, “bir his üretmek” anlamına gelmez. Bu ifade yalnızca anlaşıldığını bildirmez; akıl yürütmenin tutarlı olduğunu da değerlendirir. Bir fikir, neden veya sonuç gerçeklerle uyuştuğunda something makes sense kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Açıklamanın mantıklı ve anlaşılmış olduğunu belirten dersteki ifadeyle yanıtı tamamlayın: A: The train is late because of a signal failure. B: Oh, ____.

Cevabı göster

that makes sense

This is what we're gonna use to stick over the spine of the stonefish.

1:59

Taş balığının dikeni üzerine yapıştırmak için bunu kullanacağız.

So, that's gonna act like somebody's foot. Kalıp ifadeler

2:04

Yani bu, birinin ayağı gibi davranacak.

Kalıp ifadeler

İşlevsel benzetme için act like somebody's foot

Bu deneyde act like, belirli bir insan tipi gibi davranmak değil, benzer biçimde işlev görmek veya bir şeyi taklit etmek anlamına gelir. Malzeme, testte bir insan ayağının oluşturacağı etkiyi oluşturur. Yapı, özne + act like + model şeklindedir. Özne bir nesne, malzeme veya bileşen olduğunda bu yapı, onun neyi taklit ettiğini ve bir model ya da gösterimde nasıl işlev gördüğünü açıklayabilir.

Alıştırma

Cümleyi act ve benzerlik bildiren edatla tamamlayın: In this demonstration, the clamp will ____ a robot's hand.

Cevabı göster

act like

So, you got to get it the right thickness. Dilbilgisi

2:07

Bu yüzden, doğru kalınlıkta olmasını sağlamalısın.

Dilbilgisi

get it the right thickness: get + nesne + sonuç tümleci

get it the right thickness ifadesinde get, “elde etmek” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamındadır. it nesnesi ayarlanan malzemeyi, the right thickness ise bu malzemenin ulaşması gereken sonucu belirtir. Aktarılabilir kalıp get + nesne + sonuç tümlecidir: get the mixture smooth, get the room warm veya get the color right. Bu kalıp, istenen son durumu bir eylemin hedefi olarak sunar.

Alıştırma

get it the right color sözcüklerini kullanarak talimatı to içermeyen hedef sonuç kalıbıyla tamamlayın: Add the dye one drop at a time to ____.

Cevabı göster

get it the right color

So, spine will be like that,

2:08

Yani, diken bu şekilde olacak,

and we're gonna push this down over the top,

2:10

ve bunu üstten aşağı doğru iteceğiz,

and it'll squeeze the venom glands,

2:11

ve zehir bezlerini sıkacak,

and the venom will go boosh!

2:13

ve zehir boosh diyecek!

Okay, what do you do with the venom?

2:14

Peki, zehirle ne yapıyorsunuz?

As a toxinologist.

2:16

Bir toksinolog olarak.

I got it I got it right.

2:18

Anladım, doğru söyledim.

Several things.

2:19

Birkaç şey.

One, we're trying to work out how it works. Öbek fiiller

2:19

Birincisi, nasıl çalıştığını çözmeye çalışıyoruz.

Öbek fiiller

work out how it works: bir mekanizmayı çözmek

Burada work out, “çözmek” veya “anlamaya varmak” demektir. Nesnesi, how it works dolaylı sorusudur; dolayısıyla amaç, söz konusu şeyin nasıl çalıştığını keşfetmektir. work sözcüğünün tekrarı bilinçlidir, ancak iki kullanımın görevi farklıdır: work out çözme veya anlama bildiren bir öbek fiildir; works ise “çalışır” anlamındaki sıradan fiildir. work out + wh-cümleciği kalıbı work out why it failed, where the noise comes from veya what to do next ifadelerinde de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede work out “keşfetmek veya anlamak” anlamında kullanılmıştır?

  1. We need to work out why the alarm keeps ringing.
  2. We usually work out before breakfast.
  3. We need to work on the alarm this afternoon.
Cevabı göster

We need to work out why the alarm keeps ringing.

But, one of the other things is we actually give it to the Commonwealth Serum Laboratories,

2:21

Ama diğer şeylerden biri, onu aslında Commonwealth Serum Laboratories'e vermemiz,

who make an antivenom for this thing.

2:25

onlar bu şey için panzehir yapıyorlar.

One of the most well-used antivenoms in Australia

2:28

Avustralya'da en çok kullanılan panzehirlerden biri

cuz we probably get, I don't know, 700, maybe a 1,000 people a year Ton ve niyet

2:30

çünkü muhtemelen, bilmiyorum, yılda 700, belki 1.000 kişi

get stung by these things up the east coast of Australia.

2:34

Avustralya'nın doğu kıyısında bu şeyler tarafından sokuluyor.

Ton ve niyet

I don't know, 700, maybe a 1,000: tahmini yumuşatmak

Burada I don't know, konuşanın hiçbir cevabı olmadığı anlamına gelmez. Bir sayının önünde konuşma diline özgü bir yumuşatıcı işlevi görür: konuşan makul bir sayı bulmaya çalışır ve bunun kesin olmadığını belirtir. 700, maybe a 1,000 dizisi doğrulanmış bir istatistik yerine yaklaşık iki uç nokta verir. Bu kalıbı duyduğunuzda sayıyı yaklaşık bir aralık olarak yorumlayın; burada yılda kabaca 700 ile 1.000 kişi arasındadır.

Alıştırma

Hangi cümle kesin bir sayı ya da hiç tahmin vermemek yerine, konuşanın anlık ve yaklaşık bir tahmin yaptığını gösterir?

  1. We had exactly 47 people at the meeting.
  2. We had, I don't know, 40, maybe 50 people at the meeting.
  3. I don't know how many people attended the meeting.
Cevabı göster

We had, I don't know, 40, maybe 50 people at the meeting.

Really?

2:36

Gerçekten mi?

Yeah.

2:37

Evet.

Someone's got to hold the fish, Dilbilgisi

2:37

Birinin balığı tutması gerekiyor,

and someone's got to put the thing down over the spine.

2:38

ve birinin de bu şeyi dikenin üzerine koyması gerekiyor.

Dilbilgisi

Someone's got to ...: gerekli rolleri dağıtmak

Someone's got to ifadesinde someone's, someone has yapısının kısaltmasıdır. Has got to + fiilin yalın hâli, has to veya must anlamına gelir; dolayısıyla her yan cümle gerekli bir görevi belirtir. Aynı yapının tekrarlanması paralel bir görev dağılımı oluşturur. Bu bağlamda bir kişinin balığı tutması, başka bir kişinin de ikinci görevle ilgilenmesi gerekir. Tekrar, birden fazla kişinin yer aldığı planı takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

'someone has to' anlamındaki konuşma dili yapısıyla boşlukları tamamlayın: ____ check the tickets, and ____ guide the guests to their seats.

Cevabı göster

Someone's got to · someone's got to

I can hold the fish.

2:40

Balığı ben tutabilirim.

I ain't scared. Kelime

2:41

Korkmuyorum.

Kelime

ain't scared: meydan okuyan, standart dışı am not

I ain't scared cümlesinde ain't, am not anlamına gelir; yani konuşan kişi I am not scared demektedir. Özne I olduğu için standart İngilizcedeki karşılığı am not olur. Başka öznelerle veya fiil bağlamlarında ain't birkaç farklı olumsuz biçimin yerine kullanılabilir. Burada sert ve meydan okuyan bir ton taşır: konuşan kişi bir duyguyu tarafsızca bildirmek yerine cesur olduğunu iddialı biçimde vurgular.

Alıştırma

Yargılayın: Resmî bir iş görüşmesinde “I ain't worried about deadlines” cevabı standart İngilizce açısından uygundur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Am I capable of putting the rubber down over the spine? Kalıp ifadeler

2:42

Lastiği dikenin üzerine geçirebilir miyim?

Kalıp ifadeler

capable of putting: capable of + -ing biçimi

Capable of, bir şey için gerekli beceriye, niteliklere veya kapasiteye sahip olmak anlamına gelir. Bu soruda capable of putting, konuşan kişinin kauçuğu dikenin üzerine yerleştirme gibi hassas bir eylemi yapıp yapamayacağını sorar. Kalıp capable of + isim veya -ing biçimidir. put, of edatından sonra geldiği için put değil putting olur: capable of putting.

Alıştırma

Cümleyi operate fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the safety course, Leo is capable of ____ the machine without supervision.

Cevabı göster

operating

You do know me, right? Ton ve niyet

2:47

Beni tanıyorsun, değil mi?

Ton ve niyet

You do know me, right?: vurgulu do ve onay isteme

Bu olumlu cümlede do dil bilgisi açısından zorunlu değildir; vurgu yardımcı fiili olarak kullanılır. You do know me yaklaşık olarak “beni gerçekten tanıyorsun” demektir ve dinleyiciye konuşan kişi hakkında zaten bildiklerine dayanarak karar vermesini hatırlatır. Sondaki right?, tüm önermeye eklenen bir onay istemidir. Bu iki özellik birlikte, konuşanın dinleyicinin kendisini tanıyıp tanımadığını tarafsız biçimde sormadığını gösterir. Konuşan “evet” cevabını bekler ama rahatlatılmak ister; bunda kaygı ya da şakacı bir baskı olabilir.

Alıştırma

Konuşan You do know me, right? diyerek ne yapıyor?

  1. Konuşan, daha önce karşılaşıp karşılaşmadıklarını tarafsız biçimde sorar.
  2. Konuşan, dinleyicinin kendisini tanımasını bekler ve ek vurgu kullanarak onay ister.
  3. Konuşan, hangi yönün doğru olduğunu sorar.
Cevabı göster

Konuşan, dinleyicinin kendisini tanımasını bekler ve ek vurgu kullanarak onay ister.

Uh, maybe you should hold the...

2:49

Ah, belki sen tutmalısın...

Hold the fish like that.

2:51

Balığı böyle tut.

Right.

2:52

Doğru.

So, and if he flicks, just hang on to it. Öbek fiiller

2:53

Yani, çırpınırsa, sadece sıkıca tut.

Öbek fiiller

hang on to + nesne: tutmaya devam etmek veya elde bulundurmak

Hang on to + nesne, o nesneyi tutmaya devam etmek ve bırakmamak demektir. Burada it, to sözcüğünden sonra gelir ve aniden hareket etse bile sıkıca tutulması gereken şeyi belirtir. Aynı kalıp, bir şeyi atmak veya başkasına vermek yerine elde tutmak anlamına da gelebilir; örneğin Hang on to the receipt. Bu kalıpta nesneyi to getirdiği için zamir to sözcüğünden sonra kalır: hang on to it.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade hang on to ve rope yerine geçen bir zamirle tamamlayın: Even if the rope jerks, ____.

Cevabı göster

hang on to it

Okay.

2:55

Tamam.

Yep.

2:55

Evet.

I can do that.

2:55

Bunu yapabilirim.

I don't I don't think he's going to flick.

2:56

Ben... Çırpınacağını sanmıyorum.

I actually think... I tell my kids like when we're doing stuff like this,

2:57

Aslında bence... Çocuklarıma şöyle diyorum, böyle şeyler yaparken,

just hang on tight and don't be scared.

3:00

sadece sıkıca tutun ve korkmayın.

It's like that here?

3:01

Burada da böyle mi?

Exactly.

3:02

Kesinlikle.

Exactly.

3:02

Kesinlikle.

Just remember if you let him go and I get nailed, Kelime

3:03

Sadece unutma, eğer onu bırakırsan ve beni sokarsa,

Kelime

Gündelik get nailed ifadesi

Burada get nailed, “şiddetli bir darbeye maruz kalmak veya ciddi biçimde yaralanmak” anlamındadır: korkulan sonuç, balığın zehirli dikeniyle yaralanmaktır. Get, olayı kişinin başına gelen bir şey olarak sunarken nailed güç ve anilik katar. Gündelik İngilizcede get nailed ifadesinin kesin anlamı bağlama bağlıdır. Darbe almak, yaralanmak, yakalanmak, cezalandırılmak veya başka bir şekilde ciddi zarar görmek anlamına gelebilir; çevredeki sözcükler ya da durum, zararın ne olduğunu gösterir.

Alıştırma

“Stay behind the barrier or you might get nailed by a loose rock,” cümlesinde get nailed büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir şeyi metal çiviyle sabitlemek
  2. Darbe almak ve muhtemelen yaralanmak
  3. Görevi kusursuz tamamlamak
Cevabı göster

Darbe almak ve muhtemelen yaralanmak

I'm going to so beat the crap out of you. Deyimler

3:05

seni fena halde pataklarım.

Deyimler

Beat the crap out of you tehdidi

Beat the crap out of someone, birini çok kötü dövmek veya ağır biçimde yaralamak anlamına gelen kaba ve çok güçlü bir deyimdir. Buradaki crap gerçek bir maddeyi belirtmez; şiddetin derecesini artırır. Bu cümlede I’m going to ve so, tehdidi özellikle güçlü gösterir; ancak kişiler arasındaki ilişki ve şaka tonu bunun gerçek bir plan değil, gerginliği azaltmak için kullanılan abartılı bir tehdit olduğunu gösterir. Aynı sözler gerçek bir çatışmada ciddi bir tehdit olarak anlaşılabilir.

Alıştırma

Bir genç, şaka yapmak amacıyla yeni öğretmenine “If you give me homework, I’ll beat the crap out of you,” diyor. Bu kullanım uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

All right.

3:07

Pekala.

We're gonna go 1920 by 1080, right?

3:07

1080'e 1920 çekeceğiz, değil mi?

Yep.

3:10

Evet.

All right.

3:10

Pekala.

What do you want

3:10

Ne istiyorsun

What, 1,500 frames per second?

3:11

Ne, saniyede 1.500 kare mi?

Yep.

3:12

Evet.

All right.

3:15

Pekala.

Yep.

3:15

Evet.

There it goes.

3:17

İşte gidiyor.

Good grief. Deyimler

3:18

Aman Tanrım.

Deyimler

Good grief.: yumuşak bir ünlem

Good grief, şaşkınlık veya hafif bir telaş bildiren kalıplaşmış bir ünlemdir; Aman Tanrım, Hay aksi veya İnanamıyorum gibi anlamlara yaklaşır. Bu sahnede zehrin aniden püskürmesine verilen tepkidir; grief burada kelimesi kelimesine üzüntü anlamında değildir. Bu ifade küfür kullanmadan güçlü bir şaşkınlık ya da hafif bir alarm duygusu verir. Duruma ve ses tonuna göre hayret, endişe veya rahatsızlık ifade edebilir.

Alıştırma

Bir kişi şaşırtıcı ama zararsız bir sonuç görüp Good grief diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Şaşırdım veya biraz telaşlandım.
  2. Bir yas dönemini anlatıyorum.
  3. Resmî bir duyuru yapıyorum.
Cevabı göster

Şaşırdım veya biraz telaşlandım.

And that would squirt into your foot?

3:19

Ve bu senin ayağına mı fışkıracaktı?

Yep.

3:20

Evet.

Oh.

3:45

Oh.

What a cameraman. Dilbilgisi

3:46

Ne kameraman ama.

Dilbilgisi

What a cameraman.: what a + isim ünlemi

What a + tekil sayılabilen isim, güçlü bir tepkiyi isim öbeği içinde kısaltan bir ünlem yapısıdır. Bu cümlede cameraman değerlendirilen kişidir; bir meslek hakkında soru sorulmamaktadır. Burada tehlikeli ve zor çekimin başarıyla yapılması değerlendirmeyi olumlu kılar: konuşan kişi kameramanın becerisini övmektedir. Aynı yapı başka bir bağlamda alaycı duyulabilir; bu nedenle anlamı durum ve ton belirler.

Alıştırma

Kameraman tehlikeli bir deneyi kusursuz biçimde çekiyor. What a cameraman. burada büyük olasılıkla ne ifade eder?

  1. Kameramanın becerisini övmeyi
  2. Kameramanın ne olduğunu sormayı
  3. Deneyi kimsenin kaydetmemesinden şikâyet etmeyi
Cevabı göster

Kameramanın becerisini övmeyi

This guy should get an Emmy award.

3:48

Bu adam bir Emmy ödülü almalı.

This guy does have an Emmy award. Dilbilgisi

3:51

Bu adamın gerçekten bir Emmy ödülü var.

Don't you?

3:52

Yok mu?

Dilbilgisi

Vurgulu olumlu yapı does have

Bu olumlu cümlede does, have fiilini güçlü biçimde vurgular. Konuşan kişi, adamın yalnızca Emmy'yi hak ettiği düşüncesini düzeltiyor: aslında adamın zaten bir Emmy ödülü var. does sonrasında ana fiilin yalın hâli kullanılır: does have doğrudur, does has değildir. Bu vurgulu do yapısı olumlu bir ifadeyi güçlendirmek veya düzeltmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Düzeltmeyi have fiilinin vurgulu olumlu biçimiyle tamamlayın: Leo does not merely deserve a trophy; he ____ one already.

Cevabı göster

does have

That's cool look at that!

3:53

Bu çok havalı, şuna bak!

So, how long does it take him to replenish that venom supply? Dilbilgisi

3:54

Peki, o zehir tedarikini yenilemesi ne kadar sürüyor?

Dilbilgisi

Süre soran How long does it take him to ...? kalıbı

How long does it take him to replenish ...? onun eylemi tamamlaması için gereken süreyi sorar. Burada take, taşımak veya kaldırmak değil, zaman gerektirmek anlamındadır. Yeniden kullanılabilen kalıp How long does it take + kişi veya şey + to + fiilin yalın hâli? biçimindedir. him, replenish eylemini yapan kişiyi ya da canlıyı belirtir; it ise take ile süre sorusu kurmayı sağlayan biçimsel öznedir.

Alıştırma

How long ve it-take kalıbını kullanarak geniş zamandaki bu süre sorusunu tamamlayın: ____ Nora to finish her weekly report?

Cevabı göster

How long does it take

It's now dependent on food.

3:56

Artık yemeğe bağlı.

If they start feeding again, and they often don't,

3:58

Tekrar beslenmeye başlarlarsa, ki genellikle başlamazlar,

um, but if you can get it feeding again, about 2 to 3 weeks. Dilbilgisi

4:00

um, ama onu tekrar beslemeye ikna edebilirseniz, yaklaşık 2 ila 3 hafta.

Dilbilgisi

get it feeding again: get + nesne + -ing

get + nesne + -ing yapısında get, “nesnenin etkin bir duruma girmesini sağlamak veya bunu başarmak” anlamına gelir. Burada get it feeding again, “onun tekrar yemeye başlamasını sağlamak” demektir. -ing biçimi, nesnenin başlayıp sürdürdüğü etkinliği anlatır. Bu nedenle feeding eylemini hayvanın kendisi yapar; başka birinin onu beslediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi get fiilinin geçmiş biçimi ve work fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: We finally ____ the printer ____ again.

Cevabı göster

got · working

Why would they not start feeding again?

4:02

Neden tekrar beslenmeye başlamasınlar ki?

Oh, they get grumpy.

4:04

Ah, huysuzlanıyorlar.

Really?

4:05

Gerçekten mi?

And we've had them in the lab here,

4:05

Ve onları buradaki laboratuvarda tuttuk,

and often they won't feed for 2 or 3 months.

4:06

ve genellikle 2 veya 3 ay boyunca beslenmezler.

And as you push down that sac below. There was a sac about here and a sac about there.

4:08

Ve aşağıdaki o keseyi aşağı ittiğinizde. Şurada bir kese ve şurada bir kese vardı.

So, as it comes down,

4:12

Yani, o aşağı inerken,

comes down and it pushes on those sacs,

4:14

aşağı iner ve o keselere baskı yapar,

and there's a little channel that runs up each side of the spine.

4:16

ve dikenin her iki tarafında yukarı doğru uzanan küçük bir kanal vardır.

So, when the venom gets pushed out of the sac,

4:20

Yani, zehir keseden dışarı itildiğinde,

it comes down the side of the spine and out the tip of the spine.

4:22

dikenin kenarından aşağı iner ve dikenin ucundan dışarı çıkar.

How sharp is that?

4:25

Bu ne kadar keskin?

Yeah, like a hypodermic needle.

4:26

Evet, hipodermik bir iğne gibi.

That's crazy, man.

4:28

Bu çılgınca, dostum.

It'll go clean through a wetsuit bootie. Kelime

4:29

Dalgıç kıyafeti botunu delip geçer.

Kelime

go clean through içindeki clean: tamamen

Burada clean, “tamamen” veya “baştan sona” anlamına gelen gündelik bir zarftır. Go clean through, sivri nesnenin dalış patiğinin tamamını bir taraftan diğer tarafa geçebileceğini anlatır. Clean, hareket yolunun tamamen tamamlandığını vurgular. Dalış patiğinin hijyenik veya kirden arınmış olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

"The nail went clean through the board," cümlesinde clean ne anlama gelir?

  1. tamamen, tahtanın bir tarafından diğer tarafına
  2. hijyenik bir şekilde
  3. tahtaya zarar vermeden
Cevabı göster

tamamen, tahtanın bir tarafından diğer tarafına

So, it's a... We think it's a pore formation venom.

4:31

Yani, bu bir... Gözenek oluşturan bir zehir olduğunu düşünüyoruz.

So, punches holes in things in cell membranes and stuff, Kalıp ifadeler

4:33

Yani, hücre zarlarında falan delikler açıyor,

Kalıp ifadeler

punches holes in: güç kullanarak delikler açmak

Burada punches holes in, “güç kullanarak bir şeyde açıklıklar oluşturur” anlamına gelir. Yapı punch holes in + nesne şeklindedir: holes eylemin sonucunu belirtir, in ise delinen malzemeyi ya da yüzeyi tanıtır. Bu cümlede ifade, hücre zarlarının zarar görmesini canlı bir fiziksel görüntüyle anlatır. Boks yumruğu atmak anlamına gelmez; punch burada delikleri oluşturma eylemini anlatan fiildir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: This tool ____ the cardboard so air can pass through.

Cevabı göster

punches holes in

and it's just designed for pain.

4:36

ve sadece acı vermek için tasarlanmış.

Really?

4:38

Gerçekten mi?

Pain, pain, pain, and more pain.

4:38

Acı, acı, acı ve daha fazla acı.

Get away from me. Anlatım akışı

4:40

Benden uzak dur.

I'm a bad fish, kind of a stuff.

4:41

Ben kötü bir balığım filan işte.

Anlatım akışı

Get away from me. I'm a bad fish: hayalî bir uyarı

Konuşmacı balığa hayalî bir birinci şahıs sesi verir: “Get away from me. I'm a bad fish.” Balık gerçekten konuşmamaktadır. Bu sözler, zehrin yol açtığı acıyı bir avcıya yönelik açık bir uyarıya dönüştürür: uzak dur, çünkü bana saldırmak sana acı verecek. Bu şakacı seste bad, balığın ahlaken kötü olduğunu değil, ona bulaşmanın tehlikeli olduğunu belirtir. Bu kişileştirme, açıklamayı önce bir sinyal, ardından amaçlanan tepki gelecek biçimde düzenler. Yalnızca acıyı tarif etmek yerine savunma işlevini hayvandan gelen, akılda kalıcı bir mesaj olarak sunar.

Alıştırma

Bu açıklamada “Get away from me. I'm a bad fish” ne işe yarıyor?

  1. Balığın ahlaken kötü olduğunu söyler.
  2. Balığın gerçekten söylediği sözleri aktarır.
  3. Balığı değil, konuşmacıyı anlatır.
  4. Balığın acı veren savunmasını bir avcıya yönelik hayalî bir uyarıya dönüştürür.
Cevabı göster

Balığın acı veren savunmasını bir avcıya yönelik hayalî bir uyarıya dönüştürür.

Exactly.

4:43

Kesinlikle.

Okay, point to the eye on this side.

4:43

Tamam, bu taraftaki gözü işaret et.

There's an eye just there.

4:45

Tam şurada bir göz var.

What?

4:48

Ne?

He's over there.

4:49

O orada.

Just there.

4:49

Tam şurada.

Oh, I see it.

4:51

Oh, görüyorum.

It's very it's clear.

4:52

Çok... çok net.

Rocket scientists. Ton ve niyet

4:53

Roket bilimciler.

Yeah.

4:54

Evet.

Rocket scientist.

4:55

Roket bilimci.

Ton ve niyet

Rocket scientists ile alaycı öz övgü

Rocket scientists ifadesi gerçek anlamıyla roket tasarlayan veya roketleri inceleyen uzmanları belirtir. Burada Rocket scientists. alaycı bir öz övgüdür: Konuşanlar, apaçık bir gözü fark etmeleri uzun sürdükten sonra kendilerine şaka yollu son derece zeki uzmanlar derler. Kastedilen anlam, etkileyici unvanla sergiledikleri kötü performans arasındaki uyumsuzluktan doğar. Abartılı bir övgü az önce olanlarla çeliştiğinde, tersini anlatabilir veya ilgili kişilerle hafifçe alay edebilir.

Alıştırma

Bu bağlamda Rocket scientists. ne anlatıyor?

  1. Gerçekten yüksek eğitimli uzmanlar olduklarını söylüyorlar.
  2. Bir bilim insanının balığı tanıyıp tanıyamayacağını soruyorlar.
  3. Apaçık bir şeyle uğraşıp zorlandıktan sonra kendilerine şaka yollu dâhi diyorlar.
Cevabı göster

Apaçık bir şeyle uğraşıp zorlandıktan sonra kendilerine şaka yollu dâhi diyorlar.

Watch the cord

4:57

Kabloya dikkat et

Watch the cord

4:58

Kabloya dikkat et

Yep.

4:59

Evet.

That'd be good, wouldn't it? Ton ve niyet

5:00

Güzel olurdu, değil mi?

Ton ve niyet

Beklenen onay için That'd be good, wouldn't it?

That'd, that would ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Ana cümle olumlu, soru eklentisi ise olumsuzdur; çünkü konuşan kişi dinleyicinin olumlu düşünceye katılmasını bekler: Bir kazayı önlemek iyi olurdu. Buradaki ifade, bariz bir güvenlik yararını kasıtlı olarak hafife alır. Wouldn't it? güçlü bir şüphe belirtmez; düz ve gerçekçi bir söyleyişle kuru, alaycı bir onay oluşturur.

Alıştırma

Yanıtı that would ifadesinin kısaltması ve buna uygun olumsuz soru eklentisiyle tamamlayın: A handrail could prevent an accident. ____ be good, ____?

Cevabı göster

That'd · wouldn't it

Yeah.

5:01

Evet.

Can I get some stonefish barbs in the face? Ton ve niyet

5:01

Yüzüme biraz taş balığı dikeni yiyebilir miyim?

And get electrocuted at the same time.

5:05

Ve aynı anda elektrik akımına kapılmak.

Ton ve niyet

Retorik soru olarak “Can I get some stonefish barbs in the face?”

“Can I get ...?” normalde bir şeyin mümkün olup olmadığını veya izin verilip verilmediğini sorar. Buradaki görünürdeki istek ise açıkça zararlı iki olayı içerir: taş balığının zehirli dikenlerinin yüze batması ve elektrik çarpması. Kimse bunu gerçekten istemeyeceği için soru retorik ve alaycıdır. Konuşan kişi “Elbette bunu istemiyorum” demektedir ve duruma birden fazla ciddi güvenlik riskinin eşlik ettiğini vurgulamak için abartı kullanır.

Alıştırma

Konuşan kişi “Can I get some stonefish barbs in the face?” derken gerçekte neyi kastediyor?

  1. Taş balığının dikenlerinin elektrikle çalışıp çalışmadığını soruyor.
  2. Yaralanmak istemiyor ve birleşen tehlikeleri alaycı biçimde vurguluyor.
  3. Taş balığının dikenlerinin yüzüne batması için gerçekten izin istiyor.
Cevabı göster

Yaralanmak istemiyor ve birleşen tehlikeleri alaycı biçimde vurguluyor.

And there he goes.

5:08

Ve gidiyor.

Oh, wow.

5:09

Oh, vay canına.

So, here we are filming one of the world's ugliest animals.

5:11

İşte dünyanın en çirkin hayvanlarından birini filme alıyoruz.

We have Destin,

5:14

Burada Destin var,

and we also have a stonefish.

5:15

ve ayrıca bir taş balığımız var.

This is the stonefish. Anlatım akışı

5:17

Bu taş balığı.

And that's the world's ugliest animal.

5:19

Ve şu da dünyanın en çirkin hayvanı.

Thank you.

5:23

Teşekkürler.

Anlatım akışı

“This is the stonefish ... that's the world's ugliest animal”: işaret edilen kişiyi değiştirme

İlk cümle olan “This is the stonefish”, taş balığını izleyicinin o andaki odak noktası yapar. Sonraki cümlede “that” kullanımına geçilmesi ve ekranda gösterilen şey birlikte değerlendirildiğinde, sözcük otomatik olarak en yakın isme dönmek yerine Destin'i işaret eder. Böylece “the world's ugliest animal” etiketi balıktan kişiye aktarılır. Bu gönderge değişikliğinin gecikmeli olarak ortaya çıkması espriyi yaratır: hazırlık kısmı balığı anlatıyor gibi görünür, ancak son etiket arkadaşa yönelir.

Alıştırma

Bu klipte “This is the stonefish. And that's the world's ugliest animal” cümlesindeki espri nasıl oluşuyor?

  1. “That” Destin'i gösterir ve hazırlık kısmından sonra hakareti balıktan ona yöneltir.
  2. Konuşan kişi tüm taş balıkları için bilimsel bir sınıflandırma yapıyor.
  3. “That”, taş balığı en son söylendiği için yalnızca taş balığına dönebilir.
Cevabı göster

“That” Destin'i gösterir ve hazırlık kısmından sonra hakareti balıktan ona yöneltir.

All right, let's put him back.

5:23

Pekala, onu geri koyalım.

Okay, I hope you enjoyed that episode of Smarter Every Day about the stonefish,

5:25

Tamam, umarım Smarter Every Day'in taş balığıyla ilgili bu bölümünü beğenmişsinizdir,

just like we're enjoying superhero hammock time.

5:28

tıpkı bizim süper kahraman hamak zamanının tadını çıkardığımız gibi.

Put your Spider-Man glasses on.

5:30

Spider-Man gözlüklerini tak.

Anyway, if you would like to support superhero hammock time and more Smarter Every Day episodes, Ton ve niyet

5:32

Her neyse, süper kahraman hamak zamanını ve daha fazla Smarter Every Day bölümünü desteklemek isterseniz,

please go to audible.com/smarter and download a free audiobook.

5:36

lütfen audible.com/smarter adresine gidin ve ücretsiz bir sesli kitap indirin.

Ton ve niyet

Desteklemek isterseniz... lütfen ... adresine gidin

if you would like to support yan cümlesi, destek verme kararını dinleyicinin seçimine bırakır. Burada would like, istemeyi kibar ve daha dolaylı bir biçimde ifade eder; geçmiş zamana gönderme yapmaz. Konuşmacı daha sonra please go to ... ile atılacak somut adımı belirtir. If you would like to + fiil, please + emir yapısından oluşan bu iki parçalı kalıp, herkese açık bir rica cümlesini yumuşatırken yapılacak eylemi de açık tutar.

Alıştırma

Hangi eylem çağrısı, yardım etmeyi dinleyicinin seçimine bırakıp ardından sonraki adımı kibarca belirtir?

  1. You must help, so sign up online.
  2. You helped, and you signed up online.
  3. If you would like to help, please sign up online.
Cevabı göster

If you would like to help, please sign up online.

Where do we listen to audiobooks?

5:40

Sesli kitapları nerede dinliyoruz?

In the car.

5:42

Arabada.

That's right.

5:43

Doğru.

Anyway, if you would like to listen to a book, we're reading one together right now at super hero hammock time.

5:44

Her neyse, eğer bir kitap dinlemek isterseniz, şu anda süper kahraman hamak zamanında birlikte bir tane okuyoruz.

What book are we reading?

5:48

Hangi kitabı okuyoruz?

The Lion, the Witch, and the Wardrobe.

5:49

The Lion, the Witch, and the Wardrobe.

That's right.

5:51

Doğru.

The Lion, the Witch, and the Wardrobe.

5:51

The Lion, the Witch, and the Wardrobe.

You can get that or any other audiobook you want for free at audible.com/smarter.

5:53

Onu veya istediğiniz başka bir sesli kitabı audible.com/smarter adresinden ücretsiz alabilirsiniz.

That helps Smarter Every Day,

5:57

Bu Smarter Every Day'e yardımcı olur,

and it helps us do things like spend daddy time together.

5:59

ve birlikte babayla vakit geçirmek gibi şeyler yapmamıza yardımcı oluyor.

So, anyway,

6:01

Yani, her neyse,

and tickle.

6:02

ve gıdıklama.

Anyway, if you'd like to support us, audible.com/smarter.

6:03

Her neyse, bizi desteklemek isterseniz, audible.com/smarter.

I'll leave a link in the video description. Kalıp ifadeler

6:06

Video açıklamasına bir bağlantı bırakacağım.

Kalıp ifadeler

Video açıklamasına bir bağlantı bırakacağım

Burada leave a link, insanların daha sonra bulabilmesi için bir bağlantıyı bir yere koymak veya erişime sunmak anlamına gelir. Leave, konuşmacının oradan ayrılacağı ya da bağlantıyı unuttuğu anlamına gelmez. Kalıp leave + bir öğe + bir yer biçimindedir: a link öğeyi, in the video description ise bağlantının bulunacağı yeri gösterir. I'll, konuşmacının bunu yapma sözünü veya niyetini belirtir.

Alıştırma

Videoya eşlik eden metin alanı için kullanılan standart ifadeyle cümleyi tamamlayın: I'll leave a link ____.

Cevabı göster

in the video description

Thank you so much.

6:09

Çok teşekkür ederim.

I'm Destin.

6:10

Ben Destin.

You're getting smarter every day.

6:10

Her geçen gün daha da akıllanıyorsunuz.

Have a good one. Kalıp ifadeler

6:13

İyi günler.

Kalıp ifadeler

Gündelik bir vedalaşma sözü olarak Have a good one

Have a good one, iyi dilek de içeren gündelik bir vedalaşma sözüdür. Buradaki one, daha önce sözü edilen belirli bir nesneyi değil; genel olarak bundan sonraki zamanı, çoğu kez günün geri kalanını, akşamı veya hafta sonunu ifade eder. Zaman dilimi açık bırakıldığı için Have a good day gibi belirli bir dileğin gereksiz ya da uygunsuz olduğu durumlarda kullanılabilir. Karşı taraftan one ile neyin kastedildiğini açıklamasını istemeden konuşmayı sıcak bir şekilde bitirir.

Alıştırma

Baristanın gündelik kapanış sözünü dersteki ifadeyle tamamlayın: “Here's your coffee. ____!”

Cevabı göster

Have a good one

Bye.

6:14

Hoşça kalın.

can you say bye?

6:15

hoşça kal diyebilir misin?

Say bye.

6:16

Hoşça kal de.

Bye.

6:17

Hoşça kal.