İyi İnsanlar Neden Korkutucudur?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
346 kelime 198 kel/dk

Video: Video, sevilmeye değer olduğundan kuşku duyana nezaketin neden korkutucu geldiğini gösteriyor. Tuhaf bir telefon konuşması savunmacı mesafeyi örnekliyor; sonuç bu paniğin kişisel ret sayılmamasını istiyor. İngilizce öğrenme noktaları: 1. go out for a drink - Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bu doğal davet buluşmayı ima edebilir ama romantik niyeti doğrulamaz. 2. Yeah, no. - Konuşma edimbilimi ve tutum: Önce duyduğunu gösterip sonra ret veya geri çekilmeye dönen yanıtı tanıyın; asıl cevap no kısmıdır. 3. hold it against - Deyimler ve mecazlı ifadeler: hold something against someone kalıbını fiziksel tutma değil, bir olay yüzünden birini suçlama veya ona içerleme olarak anlayın.

Bu derste

We all say we want to be with someone nice. Kelime

0:00

Hepimiz iyi biriyle birlikte olmak istediğimizi söyleriz.

Kelime

be with someone: romantik bir ilişki

Bu cümlede be with someone, o kişiyle romantik bir ilişki yaşamak veya sevgili olmak anlamına gelir. İdeal bir partnerden söz edildiği için ilişki anlamı açıktır; yalnızca aynı yerde bulunmak demek değildir. be with + kişi yapısı, devam eden kişisel bir ilişkiyi ifade edebilir. Anlamı bağlam belirler; bu nedenle flört, partnerlik, aşk veya ortak bir gelecek seçmek gibi ipuçlarına dikkat et.

Alıştırma

“After dating for a year, Lina wants to be with Sam.” cümlesinde be with Sam en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Sam'le romantik bir ilişki yaşamak
  2. O anda Sam'in yanında durmak
  3. Sam'in söylediği her şeye katılmak
Cevabı göster

Sam'le romantik bir ilişki yaşamak

It sounds so plausible. Kalıp ifadeler

0:03

Kulağa çok mantıklı geliyor.

Kalıp ifadeler

sounds so plausible: sound + sıfat

Burada sound bir bağ fiili olarak kullanılır: sound + sıfat, bir şey duyulduğunda veya değerlendirildiğinde belirli bir izlenim vermek anlamına gelir. Ses çıkarmak anlamında değildir. Plausible, bir şeyin doğru olmayabilse de görünüşte makul veya inandırıcı olması demektir. So sıfatın derecesini güçlendirir: it sounds so plausible, ilk duyulduğunda çok ikna edici göründüğü anlamına gelir.

Alıştırma

Bir açıklamanın doğru olduğu kanıtlanmış demeden inandırıcı göründüğünü en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The explanation sounds possible.
  2. The explanation sounds plausible.
  3. The explanation sounds probable.
Cevabı göster

The explanation sounds plausible.

Did I tell you about this date last night?

0:05

Sana dün geceki randevumdan bahsettim mi?

What happened?

0:06

Ne oldu?

It was,

0:06

Yani,

I mean, the worst. Ton ve niyet

0:07

demek istediğim, en kötüsüydü.

Ton ve niyet

I mean, ile ifadeyi yeniden başlatıp değerlendirmeyi güçlendirme

Buradaki I mean gerçek anlamda bir tanım sunmaz. Konuşan kişi önceki değerlendirmesini yeniden başlatır ve daha güçlü bir ifadeyle değiştirir: durum yalnızca kötü değil, en kötüsüdür. Konuşmada I mean, 'bunu daha doğru ya da daha güçlü söyleyeyim' sinyali verebilir. Ardından düzeltilmiş ifade gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede I mean bir değerlendirmeyi yeniden başlatıp güçlendirmek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. I mean the room beside the stairs.
  2. I think the room will be ready soon.
  3. The room was small—I mean, tiny.
Cevabı göster

The room was small—I mean, tiny.

You think they're not going to get any worse, Dilbilgisi

0:08

Daha da kötüye gidemeyeceğini düşünürsün,

but then they do. Dilbilgisi

0:10

ama sonra daha da kötüleşir.

Dilbilgisi

get any worse: herhangi bir ek kötüleşme

Get + karşılaştırmalı sıfat, o niteliğin daha fazla hâle gelmesini ifade eder. Bu yüzden get worse 'kötüleşmek', get any worse ise 'herhangi bir ölçüde daha da kötüleşmek' demektir. Olumsuz not going to get any worse yapısında any sınırı güçlendirir: konuşan kişi artık hiç kötüleşme olmayacağını bekler. But then they do bu beklentiyi tersine çevirir; do, get worse ifadesinin yerini tutar.

Alıştırma

Cümleyi 'herhangi bir ölçüde daha da kötüleşmek' anlamındaki vurgulanan yapıyla tamamlayın: We hoped the leak could not ____, but the ceiling started to collapse.

Cevabı göster

get any worse

Dilbilgisi

but then they do: do ile get any worse ifadesinin yerine geçmek

but then they do ifadesinde do, ilk cümlecikteki get any worse fiil öbeğinin tamamının yerine geçer. Dinleyen kişi önceki anlamı bağlamdan tamamlar; böylece konuşan kişi they get worse ifadesini tekrarlamaz. But then bir beklenti değişimini gösterir: olayların kötüleşmeyeceği beklenirken sonraki cümlecik beklenmedik biçimde kötüleştiklerini söyler. Buradaki do, önceki fiil öbeğine gönderme yapan bir yardımcı fiildir; “bir eylem yapmak” anlamındaki asıl fiil do değildir.

Alıştırma

Cümleyi, beklenmedik bir sonuç getiren ve crash again yerine does kullanan dört kelimelik cümlecikle tamamlayın: You think the app won't crash again, ____.

Cevabı göster

but then it does

It just doesn't make sense. Kalıp ifadeler

0:11

Sadece bir anlam ifade etmiyor.

Kalıp ifadeler

doesn't make sense: bir şeyi mantıksız olarak değerlendirmek

Make sense, “mantıklı, tutarlı veya anlaşılır olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. It just doesn't make sense cümlesindeki it, konuşulan fikir, davranış, kural veya duruma gönderme yapar; make ve sense kelimeleri tek tek sözcük anlamlarıyla yorumlanmaz. Just olumsuz yargıyı güçlendirir. Konuşan kişi yalnızca açıklama istemek yerine makul bir açıklama bulamadığını ve güçlü bir şaşkınlık yaşadığını belirtir.

Alıştırma

“Mantıklı görünmek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi doğru tamamlayan seçenek hangisidir? The new rule doesn't ____.

  1. make a sense
  2. make sense
  3. do sense
Cevabı göster

make sense

I mean,

0:12

Demek istediğim,

you're clever,

0:13

zekisin,

you're pretty,

0:13

güzelsin,

you're funny.

0:14

komiksin.

Why can't you find the right man? Kelime

0:14

Neden doğru adamı bulamıyorsun?

Kelime

the right man: right sözcüğünün “uygun” anlamı

Burada the right man, sorunun yöneltildiği kişiye uygun bir erkek romantik partner anlamına gelir. Right, belirli bir kişi veya durum için uygun ya da yerinde demektir; yön olarak sağı veya olgusal açıdan doğru bir cevabı anlatmaz. Bu kullanım the right person, the right job ve the right time ifadelerinde de görülür. Her durumda right, ihtiyaca veya duruma uyan şeyi anlatır. Bu ifade, nesnel olarak doğru tek bir kişinin bulunduğunu iddia etmez.

Alıştırma

“She hopes to meet the right man” cümlesinde “the right man” ne anlama gelir?

  1. Nesnel olarak doğru olan tek erkek
  2. Ona uygun bir erkek partner
  3. Sağ tarafta duran bir adam
Cevabı göster

Ona uygun bir erkek partner

Thank you.

0:16

Teşekkür ederim.

Well, all I'm looking for, Notlar

0:17

Şey, tüm aradığım,

Öbek fiiller

looking for: aramak veya bulmayı ummak

Burada looking for, özellikle biraz sonra tarif edilen türde bir partneri bulmaya çalışmak veya bulmayı ummak anlamına gelir. look for ifadesinin -ing biçimidir. all I'm looking for is + kişi, şey veya özellik kalıbı, konuşanın istediği tek şeyi belirtir. İstenen kişi veya şey is sözcüğünden sonra açıklanır.

Alıştırma

Cümleyi ‘bulmaya çalışmak’ anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: Leo is ____ a summer job.

Cevabı göster

looking for

I don't think it's too much to ask, Kalıp ifadeler

0:18

ki çok bir şey istediğimi sanmıyorum,

Kalıp ifadeler

too much to ask: bir isteği aşırı bulmak

Too much to ask, bir isteğin adil veya makul biçimde talep edilebilecek sınırı aşması demektir. Buradaki much, sayılabilen bir miktarı değil; ilgili yükü, çabayı veya beklentinin derecesini ölçer. I don't think it's too much to ask cümlesinde olumsuzluk değerlendirmeyi tersine çevirir: Konuşan kişi isteğin makul olduğuna inanır. Bu ifade, beklentinin ne olduğunu söylemeden önce veya söyledikten sonra onu savunmaya yarar.

Alıştırma

Ev arkadaşınızdan kendi bulaşıklarını yıkamasını istemenin makul olduğunu söylemek istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. I don't think it's too much to ask.
  2. I think it's too much to ask.
  3. I know it's a lot to ask, so I won't ask.
Cevabı göster

I don't think it's too much to ask.

is someone who's, you know, Ton ve niyet

0:20

bilirsin,

kind,

0:21

nazik,

funny,

0:22

komik,

nice,

0:23

iyi,

and normal.

0:24

ve normal biri.

Dilbilgisi

all I'm looking for ... is: tek isteğe odaklanma

Ana yapı all + yan cümle + be + cevap şeklindedir: all I'm looking for is someone.... All ile başlayan yan cümle özne işlevi görür ve “tek ... olan şey” anlamına gelir. Is sonrasındaki sözler bu tek şeyin ne olduğunu belirtir. I don't think it's too much to ask araya eklenmiş bir yorumdur. Bu yorum çıkarıldığında cümlenin ana iskeleti All I'm looking for is someone who's kind, funny, nice, and normal. olur. Yorum, konuşanın değerlendirmesini ekler ancak is sözcüğünün bağladığı unsurları değiştirmez.

Alıştırma

Cümleyi All I'm looking for ... is odak yapısının aynısıyla tamamlayın: “____, even on busy days, ____ ten quiet minutes.”

Cevabı göster

All I'm looking for · is

Ton ve niyet

Konuşma dilinde söylem belirteci olarak you know

Buradaki you know, dinleyicinin bir şeyi bilip bilmediğini soran bir soru değil, konuşma dilinde kullanılan bir söylem belirtecidir. Çok az gerçek anlam taşır ve kişiye ilişkin betimlemeyi değiştirmez. Sıfat listesinden önce gelerek konuşmacıya özellikleri düzenlemesi için kısa bir süre kazandırır ve dinleyiciyi bunları tanıdık, makul fikirler olarak izlemeye davet eder.

Alıştırma

"She wants someone who's, you know, patient and honest" cümlesinde you know ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının özellikleri unuttuğu anlamına gelir.
  2. Konuşmacıya sözlerini planlaması için zaman kazandırır ve özellikleri tanıdık şeyler olarak sunar.
  3. Dinleyicinin kişinin kim olduğunu bilip bilmediğini sorar.
Cevabı göster

Konuşmacıya sözlerini planlaması için zaman kazandırır ve özellikleri tanıdık şeyler olarak sunar.

But in practice, Anlatım akışı

0:26

Ancak pratikte,

it's pretty hard to deal with niceness when it does come along. Notlar

0:27

iyilik karşınıza çıktığında onunla başa çıkmak oldukça zordur.

Anlatım akışı

But in practice: idealden gerçeğe geçiş

But, daha önce belirtilen ideal veya beklentiyle bir karşıtlık kurar. Ardından in practice, tartışmayı gerçek durumlarda fiilen olanlara yöneltir. But in practice, birlikte kullanıldığında savı “beklenen veya arzu edilen fikir → gerçek dünyada farklı sonuç” biçiminde düzenler. Burada practice, bir antrenman oturumu değil, gerçeklik veya fiilî işleyiş anlamına gelir.

Alıştırma

Karşıtlığı en iyi hangi geçiş ifadesi tamamlar? "The new schedule looks efficient on paper. ____, it creates longer waits."

  1. But in practice
  2. For practice
  3. During practice
Cevabı göster

But in practice

Öbek fiiller

deal with: bir şeyi ele almak veya onunla başa çıkmak

Bu cümlede deal with, bir deneyimle “yüzleşip onu yönetmek” anlamına gelir. Konuşan kişi, nezaket ortaya çıktığında buna nasıl karşılık vereceğini zor buluyor. Kalıp deal with + isim/zamir şeklindedir. Bir sorun, duygu, kişi veya görevle ilgilenmeyi anlatmak için sık kullanılır.

Alıştırma

“Ele almak veya karşılık vermek” anlamıyla cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? When a customer complains, I try to ___ the problem calmly.

  1. deal out
  2. deal in
  3. deal with
Cevabı göster

deal with

Dilbilgisi

does come along: yalın fiilden önce vurgulu does

Burada does, olumlu bir cümlede vurgu yapan yardımcı fiildir. “Gerçekten” anlamını ekler ve nezaketin hiç ortaya çıkmayabileceği düşüncesine karşı çıkar. does sonrasında asıl fiil yalın hâlde kalır: does come denir, does comes denmez. Bu bağlamda come along, ortaya çıkmak veya gelmek anlamındadır; birini birlikte bir yere gitmeye davet etmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. come öncesinde vurgulu does olup olmadığına dikkat edin.

  1. A kind offer comes along sometimes.
  2. A kind offer does come along sometimes.
Cevabı göster

A kind offer does come along sometimes.

So I didn't run. Deyimler

0:30

Bu yüzden kaçmadım.

Deyimler

Run sözcüğünün mecaz anlamı: yakınlıktan veya zorluktan kaçınmak

Burada run, ayakla hızlı hareket etmek anlamına gelmez. Nezaket, yakınlık veya zor bir durumla başa çıkmak güç geldiği için ayrılmak, geri çekilmek ya da ilgilenmeyi bırakmak anlamına gelir. Bu mecaz anlam, bir ilişkiyle, sorumlulukla veya sorunla yüzleşmek yerine ondan kaçınmayı da anlatabilir.

Alıştırma

“Maya always runs when a relationship starts to feel serious,” cümlesinde runs büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. İlişkinin iyi yürümesini sağlar.
  2. Duygusal yakınlıktan kaçınmak için geri çekilir.
  3. Egzersiz yapmak için hızla koşar.
Cevabı göster

Duygusal yakınlıktan kaçınmak için geri çekilir.

Very embarrassing. Dilbilgisi

0:31

Çok utanç verici.

Dilbilgisi

Konuşmada değerlendirme parçası olarak Very embarrassing.

Very embarrassing., az önce bahsedilen bir olayı veya durumu değerlendirmek için kullanılan doğal bir konuşma parçasıdır. Dinleyen kişi, That was very embarrassing. örneğinde olduğu gibi, eksik özneyi ve bağ fiilini bağlamdan tamamlar. -ing sıfatı embarrassing, olayın utanç veya mahcubiyet yarattığını anlatır. Kimin embarrassed hissettiğini doğrudan söylemez.

Alıştırma

Bir toplantıda herkesin adını unuttuğunuzu az önce anlattınız. Hangi seçenek bu olayı kısa ve doğal biçimde değerlendiren bir konuşma ifadesidir?

  1. Very embarrassed.
  2. Very embarrassing.
  3. I very embarrassing.
Cevabı göster

Very embarrassing.

Would you like to go out for a drink sometime? Notlar

0:33

Bir ara bir şeyler içmeye çıkmak ister misin?

Ton ve niyet

Would you like to ...? ile nazikçe davet etme

Would you like to + fiilin yalın hâli...? birine bir şey yapmak isteyip istemediğini nazikçe sorar. Burada birlikte bir şeyler içmek üzere buluşma davetini başlatır. Would, soruyu Do you want to...? yapısından daha yumuşak ve daha az doğrudan hâle getirir. Bu kalıpta like, bir eylemi genel olarak sevmek anlamına gelmez; ifadenin tamamı önerilen eyleme yönelik isteği veya ilgiyi sorar.

Alıştırma

'Would you like to sit with us?' ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Kişiye nereye oturacağını söyleyen bir emir.
  2. Kişinin genel olarak oturmaktan hoşlanıp hoşlanmadığını soran bir soru.
  3. Kişinin grupla oturmak isteyip istemediğini soran nazik bir davet.
Cevabı göster

Kişinin grupla oturmak isteyip istemediğini soran nazik bir davet.

Kalıp ifadeler

Sosyal davet olarak go out for a drink

Go out for a drink; evden, işten veya başka bir yerden çıkıp bir yerde buluşarak birlikte bir içecek içmek anlamına gelir. Yalnızca fiziksel olarak dışarı çıkmayı değil, sosyal amaçlı bir buluşmayı anlatır. Bir davette bu ifade, birlikte zaman geçirmeyi ve birbirini daha iyi tanımayı önerebilir. Drink bazı yetişkin bağlamlarında alkollü içecek anlamına gelebilir; ancak ifadenin kendisi alkol gerektirmez ve otomatik olarak romantik bir buluşma anlamına gelmez.

Alıştırma

'Let's go out for a drink after the game,' cümlesinde ne öneriliyor?

  1. Resmî bir romantik ilişkiye başlamak.
  2. Herhangi bir sosyal plan olmadan kısa süreliğine dışarı çıkmak.
  3. Bir yerde buluşup içecek içerek birlikte zaman geçirmek.
Cevabı göster

Bir yerde buluşup içecek içerek birlikte zaman geçirmek.

Ton ve niyet

Baskısız bir gelecek davetinde sometime

Burada sometime, “gelecekte belirtilmemiş bir zamanda” demektir. Kesin gün veya saat, diğer kişi daveti kabul ettikten sonra kararlaştırılabilir. Davetin sonunda kullanıldığında öneriyi rahat ve baskısız gösterir. Bu cümlede “bazen” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle gelecekte belirtilmemiş tek bir zaman için rahat bir davet yapıyor?

  1. Would you like to spend some time at the café?
  2. Would you like to get coffee sometimes?
  3. Would you like to get coffee sometime?
Cevabı göster

Would you like to get coffee sometime?

Yeah.

0:36

Evet.

Okay.

0:36

Tamam.

I could call you about 9:00 after work? Ton ve niyet

0:37

İşten sonra saat 9:00 gibi seni arayabilir miyim?

Ton ve niyet

Kesinleşmemiş bir öneri olarak “I could call you about 9:00”

Cümle, I could call you... biçiminde bildirme cümlesi söz dizimini kullanır; ancak soru işareti bunu kesin bir duyuru değil, onay isteyen bir ifade hâline getirir. Could planı nazik ve kesinleşmemiş gösterirken about, 9:00’un yaklaşık bir saat olduğunu belirtir. Burada could geçmişteki bir yeteneği anlatmaz. Konuşan kişi olası bir düzenleme önerir ve diğer kişiye bunu onaylama ya da farklı bir saat önerme fırsatı verir.

Alıştırma

Hangi cümle 9:00’u kesinleşmemiş bir plan olarak en doğal şekilde önerir ve dinleyiciden onay ister?

  1. Could I call you about 9:00?
  2. I can call you at exactly 9:00.
  3. I could call you about 9:00?
Cevabı göster

I could call you about 9:00?

Yeah.

0:39

Evet.

Cool.

0:40

Harika.

Brilliant. Kelime

0:41

Muhteşem.

Kelime

Tek başına olumlu bir karşılık olarak Brilliant.

Burada Brilliant. tek başına kullanılan olumlu bir karşılıktır. “Harika” veya “Mükemmel” anlamına gelir ve konuşanın daha sonra iletişime geçme planını memnuniyetle karşıladığını gösterir. Bu karşılık kullanımı özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Burada kimsenin zeki veya yetenekli olduğu söylenmez; konuşma bağlamı ve kelimenin tek başına durması bunun bir tepki anlamı taşıdığını gösterir.

Alıştırma

Bu konuşmada “Brilliant.” karşılığı ne anlama geliyor? “I'll message you tonight.” — “Brilliant.”

  1. Çok zekisin.
  2. Işık çok parlak.
  3. Harika, bana uyar.
Cevabı göster

Harika, bana uyar.

A tiny part of us might think, Deyimler

0:52

İçimizdeki küçük bir parça şöyle düşünebilir,

Deyimler

Zayıf bir ortak duygu için A tiny part of us

A tiny part of us might think, ifadesinde part mecazidir. Zayıf bir iç düşünce, grubun ortak zihninin küçük bir parçasıymış gibi sunulur. Tiny bu düşünceyi küçümser, ancak yine de var olduğunu kabul eder. Bu ifade, grubun tamamen benimsemediği bir şüpheyi veya duyguyu dile getirmeyi sağlar. A tiny part of us, might think yapısının dil bilgisel öznesidir; us ise bu küçük şüpheyi paylaştığı varsayılan kişileri belirtir.

Alıştırma

“Hepimizin içinde bulunan zayıf bir duygu” anlamındaki tam beş kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ hopes the outdoor concert gets canceled, even though we bought tickets.

Cevabı göster

A tiny part of us

if they're any good, Kelime

0:53

eğer o kadar iyilerse,

why are they interested in us? Kalıp ifadeler

0:55

neden bizimle ilgileniyorlar?

Kelime

any good: genel kaliteyi veya beceriyi sormak

be any good yapısında any, bir soru veya koşul içinde birinin ya da bir şeyin makul bir düzeye ulaşıp ulaşmadığını vurgular. Burada if they're any good, “gerçekten değerli veya etkileyici insanlarsa” demektir; “aralarından herhangi biri iyiyse” anlamına gelmez. Konuşan kişi, etkileyici insanların kendileriyle ilgileneceğinden kuşku duyar. Bu yüzden ifade basit bir övgüden çok şüpheci ve kendini küçümseyen bir değerlendirme taşır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız size yeni bir çalışma uygulaması gösteriyor. Hangi soru, uygulamanın genel olarak değerli veya etkili olup olmadığını any good ile sorar?

  1. What is it good at?
  2. Does it look good?
  3. Is it any good?
Cevabı göster

Is it any good?

Kalıp ifadeler

interested in: gerekli in edatı

Interested, bir kişinin nasıl hissettiğini anlatan bir sıfattır. Dikkatini çeken kişi, şey veya faaliyetten önce in ile kullanılır: interested in us, interested in science, interested in learning. Bu cümlede interested in us, onların konuşan kişilere gösterdiği ilgiyi anlatır ve bağlam içinde romantik bir ilgiyi düşündürür. Ancak yapının kendisi her zaman romantik anlam taşımaz; bu anlamı bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi interested sonrasında gereken edatla tamamlayın: Maya is interested ____ learning Italian.

Cevabı göster

in

I had the most amazing time last night. Kalıp ifadeler

0:56

Dün gece inanılmaz güzel vakit geçirdim.

Kalıp ifadeler

had the most amazing time: harika vakit geçirmek

had the most amazing time ifadesindeki had, have fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Have an amazing time, “bir deneyimden çok büyük keyif almak” anlamına gelir. Buradaki time, boş zamanı değil, geçirilen zamanı veya yaşanan deneyimi anlatır. The most, günlük konuşmada övgüyü özellikle güçlendirir. Birkaç deneyimin gerçekten karşılaştırılıp bunun en iyisi olduğunun söylenmesinden çok, coşkulu bir vurgu olabilir.

Alıştırma

“I had the most amazing time last night,” cümlesinde konuşan kişi ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi önceki akşamın büyük bölümünde müsaitti.
  2. Konuşan kişi önceki akşamdan çok keyif aldı.
  3. Konuşan kişi geçmişteki bütün akşamları nesnel olarak sıraladı.
Cevabı göster

Konuşan kişi önceki akşamdan çok keyif aldı.

Thank you.

0:59

Teşekkür ederim.

I love the color of your hair.

1:01

Saçının rengine bayıldım.

If we aren't totally convinced of our own lovability, Notlar

1:04

Eğer kendi sevilabilirliğimize tamamen ikna olmamışsak,

Kalıp ifadeler

Be convinced of: bir şeyden emin olmak

Be convinced of + bir isim öbeği veya -ing biçimi, bir şeyin doğru olduğundan ya da bir niteliğin varlığından emin olmak anlamına gelir. Burada our own lovability, konuşanın emin olmadığı niteliği, yani sevilmeye değer olmayı ifade eder. Aren't ve totally birlikte çalıştığı için aren't totally convinced, hâlâ biraz şüphe bulunduğunu gösterir. Bu, mutlaka tersine inanmak demek değildir.

Alıştırma

“Bir şeyden emin olmak” anlamını verecek şekilde convinced ve doğru edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: After reviewing the test results, Maya was fully ____ the device's safety.

Cevabı göster

convinced of

another person's affections can be a bit unnerving. Notlar

1:07

başka birinin şefkati biraz sinir bozucu olabilir.

Dilbilgisi

If ..., ... can be a bit unnerving: koşul ve olası sonuç

If yan cümlesi koşulu verir: sevilmeye layık olduğumuzdan tam olarak emin değiliz. Ana cümle olası sonucu verir: başka birinin sevgisi insana biraz tedirginlik verebilir. Can genel bir olasılığı belirtir; bu sonucun herkes için kesin olduğunu söylemez. A bit, unnerving ifadesini yumuşatır. Bu nedenle cümle mutlak bir kuralı değil, bir eğilimi anlatır.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade, cümlenin anlamını ve kesinlik düzeyini en iyi korur?

  1. İnsanlar sevilmeye layık olduklarından şüphe ettiğinde, başka birinin sevgisi onları her zaman dehşete düşürür.
  2. Başka birinin sevgisi, insanların sevilmeye layık olmadığını kanıtlar.
  3. İnsanlar sevilmeye layık olduklarından şüphe ettiğinde, başka birinin sevgisi onları biraz tedirgin edebilir.
Cevabı göster

İnsanlar sevilmeye layık olduklarından şüphe ettiğinde, başka birinin sevgisi onları biraz tedirgin edebilir.

Kelime

Affections: sevgi ve romantik duygular

Affections, bir kişinin başka birine duyduğu sevgi veya derin yakınlık duygularını belirten çoğul bir isimdir. Bu cümlede another person's affections, o kişinin birine yönelttiği sevgi veya romantik ilgiyi anlatır. Bu çoğul biçim, özellikle ilişkiler hakkında düşünsel, resmî veya edebî bir dil kullanılırken bu duyguları kişinin duygusal bağlılığı olarak sunar. Affect fiilinin bir biçimi değildir.

Alıştırma

“another person's affections can be a bit unnerving” cümlesinde affections ne anlama gelir?

  1. o kişinin olanlar üzerindeki etkisi
  2. o kişinin sevgi veya romantik duyguları
  3. o kişinin yabancılara karşı kibar davranışı
Cevabı göster

o kişinin sevgi veya romantik duyguları

Ton ve niyet

a bit unnerving: olumsuz bir tepkiyi yumuşatmak

a bit unnerving ifadesinde a bit, olumsuz anlamlı unnerving sıfatının önünde dereceyi yumuşatır. Tepkiyi açık ve sert söylemek yerine ölçülü, kontrollü ya da nazik gösterir. Bu ifade, duygunun gerçekten hafif olduğunu garanti etmez. Konuşan kişi a bit ile bilinçli bir hafifletme yapabilir; dolayısıyla bağlam, sözcüklerin düz anlamından daha güçlü bir tedirginliğe işaret edebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede olumsuz bir tepkiyi ölçülü göstermek için a bit kullanılmıştır?

  1. The change is extremely unsettling.
  2. The change is a bit unsettling.
  3. The change is not unsettling at all.
Cevabı göster

The change is a bit unsettling.

Wouldn't they rather be with someone else? Notlar

1:11

Başka biriyle birlikte olmayı tercih etmezler miydi?

Dilbilgisi

Wouldn't they rather be ...?: bir tercihi sormak

Would rather + fiilin yalın hâli, seçenekler arasındaki bir tercihi ifade eder. Wouldn't they rather be ... yapısında be yalın hâlde kalır; rather sözcüğünden sonra to gelmez. Cümleye Wouldn't they ile başlamak onu olumsuz bir soruya dönüştürür. Burada yapı, konuşanın hiçbir beklentisi olmadan tarafsızca sorması yerine, onların diğer seçeneği tercih edeceğini beklediğini veya düşündüğünü gösterir.

Alıştırma

Soruyu would rather yapısıyla tamamlayın: Wouldn't they ____ with a different team?

Cevabı göster

rather be

Ton ve niyet

Wouldn't they rather...?: olumsuz sorudaki beklenti

Wouldn't they rather...? olumsuz soru biçimi tarafsız değildir. Konuşanın cevabın evet olmasını zaten beklediğini gösterir: Muhtemelen başka biriyle olmayı tercih edeceklerdir. Konuşan bu şekilde sorarak beklentisini bir soruya dönüştürür ve onay arar. Bu bağlamda cümle, yalnızca merakı değil, kuşku ve güvensizliği yansıtır.

Alıştırma

Konuşan “Wouldn't they rather be with someone else?” derken büyük olasılıkla ne anlatır?

  1. Muhtemelen başka birini tercih edeceklerini düşünüyor ve onay arıyor.
  2. Onların başka biriyle çoktan ayrıldığını biliyor.
  3. Hiçbir beklentisi yok ve tamamen tarafsız bir soru soruyor.
Cevabı göster

Muhtemelen başka birini tercih edeceklerini düşünüyor ve onay arıyor.

Is something wrong with them? Kalıp ifadeler

1:13

Onlarda bir sorun mu var?

Kalıp ifadeler

something wrong with: bir sorundan şüphelenmek

Is something wrong with them? cümlesinde something wrong with + kişi, konuşanın o kişide bir sorun, kusur veya sıra dışı bir özellik bulunduğundan şüphelendiğini anlatır. Burada soru, yalnızca başlarına kötü bir şey geldiğini değil, insanların kendilerinin kusurlu veya tuhaf göründüğünü ima edebilir. Yeniden kullanılabilen yapı be + something wrong with + isim veya zamirdir. Bir nesne ya da sistemle kullanıldığında genellikle düzgün çalışmadığını veya henüz bilinmeyen bir sorun bulunduğunu belirtir.

Alıştırma

Bilinmeyen bir arıza bulunduğunu belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: There is ____ the printer.

Cevabı göster

something wrong with

Their niceness can be so unsettling.

1:15

Onların bu iyiliği çok huzursuz edici olabilir.

You might even try a trick or two. Deyimler

1:18

Hatta bir veya iki numara denemeye bile kalkışabilirsiniz.

Deyimler

a trick or two: az ve kesin olmayan bir sayı

“a + tekil sayılabilen isim + or two” kalıbında “or two”, sayıyı bilinçli olarak belirsiz bırakır. “A trick or two”, tam bir sayı değil; yaklaşık bir, iki veya belki birkaç küçük numara anlamına gelir. Burada “trick”, mutlaka bir sihirbazlık numarası değil, akıllıca bir taktik veya küçük bir teknik anlamındadır. İfade hafif ve küçümseyici bir tını taşır; eylemi önemsiz veya denemesi kolay gösterir.

Alıştırma

“She knows a trick or two for fixing old bikes,” cümlesinde “a trick or two” ne anlama gelir?

  1. Tam olarak iki sihirbazlık numarası
  2. Yalnızca bir dürüst olmayan plan
  3. Az sayıda ve kesin olmayan miktarda yararlı yöntem
Cevabı göster

Az sayıda ve kesin olmayan miktarda yararlı yöntem

Oh, hi.

1:35

Oh, merhaba.

It's It's me. Ton ve niyet

1:36

Benim, benim.

It's Hannah.

1:38

Ben Hannah.

Ton ve niyet

It’s me: kendini tanıtmak

“It’s me”, karşıdaki kişi “me” sözcüğünün kimi anlattığını durumdan çıkarabildiğinde kendinizi tanıtmanın doğal konuşma biçimidir. Telefonda, kapıda veya interkom üzerinden konuşurken kullanılabilir. Bu yapıda “it”, kimliği henüz bilinmeyen arayan kişiyi veya ziyaretçiyi gösterir. Karşıdaki kişi sizi hemen tanımazsa ardından gelen “It’s Hannah” adınızı verir. “It is I” daha eski ve resmî bir kurala uysa da günlük konuşmada genellikle katı veya tiyatral duyulur; standart konuşma İngilizcesinde nesne biçimi olan “me” kullanılır.

Alıştırma

Yakın bir arkadaşınız kapıyı açıp “Who is it?” diye soruyor. Günlük konuşmada kendinizi tanıtmanın en doğal yolu hangisidir?

  1. I am me.
  2. It is I.
  3. It's me.
Cevabı göster

It's me.

People who treat us like shit Notlar

1:41

Bize bok gibi davranan insanlar

Kelime

“treat us like shit”: güçlü ve kaba biçimde kötü davranmak

Treat someone like shit, birine son derece kötü, saygısız, küçümseyici veya zalimce davranmak demektir. Buradaki like shit gerçek anlamlı bir benzetme değildir; kişinin değersizmiş gibi görülmesini veya kendisini çok kötü hissettirecek biçimde muamele görmesini vurgular.

Alıştırma

Sabit ifadeyi shit sözcüğüyle tamamlayın: After joining the team, they treated him ____, mocking him and excluding him.

Cevabı göster

like shit

can seem like they understand something profound about life Dilbilgisi

1:43

hayat hakkında,

and about us.

1:46

ve bizim hakkımızda derin bir şeyler anlıyorlarmış gibi görünebilirler.

Anlatım akışı

Şaşırtıcı bir iddia olarak “can seem like they understand something profound”

Bu cümle şaşırtıcı bir bağlantı kurar: bize kötü davranan kişiler, bizi derin ve kişisel bir biçimde anlıyor gibi görünebilir. can seem like ifadesi bunun kanıtlanmış bir gerçek değil, bir izlenim olduğunu gösterir. Argümanın akışında bu paradoks, sonraki düşüncenin yanıtlayacağı bir soru doğurur: incitici bir davranış neden bu kadar isabetli veya anlamlı gelebilir? Konuşmacı bu psikolojik izlenimi analiz ediyor; zalimliği övmüyor.

Alıştırma

Bu cümle konuşmacının argümanında hangi işlevi görür?

  1. İnsanlara nasıl davranılacağına ilişkin adım adım talimat verir.
  2. Sonraki bölümde açıklanabilecek şaşırtıcı bir izlenim sunar.
  3. Zalim insanların bizi gerçekten en iyi anlayan kişiler olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Sonraki bölümde açıklanabilecek şaşırtıcı bir izlenim sunar.

Dilbilgisi

seem like they understand: gerçek değil, bir izlenim

Seem like they understand bir izlenim bildirir: davranışlar veya başka ipuçları, onların anladığı izlenimini verir. Gerçekten anladıklarını doğrulamaz. Seem like ifadesinden sonra gelen they understand, kendi öznesi they ve fiili understand olan tam bir yan cümledir. Bu yapı, bir şeyin ne gösteriyor gibi göründüğünü temkinli biçimde aktarmanızı sağlar. Can seem like... yapısında can bir olasılık katmanı daha ekler: bu izlenim oluşabilir, ancak yine de gerçek olarak sunulmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, belirsiz bir izlenim bildirmek için seem like sonrasında tam bir yan cümleyi doğru kullanır?

  1. They seem like understand the instructions.
  2. They seem like they understand the instructions.
  3. They understand the instructions.
Cevabı göster

They seem like they understand the instructions.

Yeah, no. Ton ve niyet

1:47

Evet, hayır.

Ton ve niyet

Yeah, no: olumsuz cevaptan önce söyleneni kabul etme

Gündelik konuşmada Yeah, az önce söylenen şeyi duyduğunuzu veya anladığınızı kısaca gösterebilir; asıl cevabı ise no verir. Bu ifade mantıksal olarak aynı anda hem evet hem hayır demek değildir; anlamı sondaki no belirler. Burada konuşan kişi mesafeli görünür ve kabul etmek yerine geri çekilir veya reddeder. İfadenin gücü, tonlama ve bağlama göre hafif isteksizlikten kesin bir redde kadar değişebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "Do you want to volunteer for another six-hour shift?" diye soruyor. Siz "Yeah, no." diye cevap veriyorsunuz. Asıl cevabınız nedir?

  1. Evet; gönüllü oluyorum.
  2. Soruyu anlamadım.
  3. Hayır; reddediyorum.
Cevabı göster

Hayır; reddediyorum.

I'm just at the office at the moment. Ton ve niyet

1:48

Şu an ofisteyim sadece.

Ton ve niyet

I'm just at the office at the moment: geçici olarak müsait olunmadığına dair bir işaret

At the office, konuşanın bulunduğu yeri belirtir. At the moment, bu durumu geçici olarak şu anla sınırlar; just ise ifadeyi yumuşatıp daha az kesin gösterir. Bu unsurlar birlikte, bulunulan yeri kalıcı bir durumdan çok mevcut bir kısıtlama olarak sunar. Telefon konuşmasında bu ifade, kişinin müsaitliğiyle ilgili beklentileri dolaylı biçimde yönetebilir. Konuşanın meşgul olduğunu veya bir şeyi ertelemek istediğini düşündürebilir; ancak tek başına açık bir ret değildir. Anlamı tonlama ve devamındaki sözler tamamlar.

Alıştırma

Bir telefon konuşmasında “I'm just at the office at the moment.” cümlesinin en güvenli yorumu hangisidir?

  1. Her türlü daveti doğrudan ve açıkça reddeder.
  2. Ofis ziyaretinin telefon görüşmesinden önce bittiğini söyler.
  3. Ofiste olmayı mevcut bir durum olarak sunar ve müsaitliğin sınırlı olduğunu nazikçe belirtebilir.
Cevabı göster

Ofiste olmayı mevcut bir durum olarak sunar ve müsaitliğin sınırlı olduğunu nazikçe belirtebilir.

Yeah.

1:50

Evet.

Thought I'd call, Dilbilgisi

1:51

Arayayım dedim,

Dilbilgisi

Thought I'd call: atılan I ve I would anlamındaki I'd

Thought I'd call, I thought I would call ifadesinin gündelik konuşmada kullanılan kısaltılmış biçimidir. Konuşan kişi kendi arama nedenini açıkladığı ve özne belli olduğu için baştaki I söylenmez. Buradaki would, daha önce oluşmuş bir niyeti bildirir. Call fiilin yalın hâli olduğu için I'd, I had değil I would anlamına gelir.

Alıştırma

“I thought I would call to check in” cümlesini gündelik bir telefon başlangıcı olarak yeniden yazın: ____ to check in.

Cevabı göster

Thought I'd call

see what you were doing, Ton ve niyet

1:51

ne yapıyorsun diye,

Ton ve niyet

see what you were doing ile nazikçe durum sorma

Bu bağlamda see, “gözle görmek” değil, “öğrenmek” veya “kontrol etmek” anlamına gelir. Konuşan kişi arama amacını açıklıyor: karşı tarafın ne yaptığını rahat bir şekilde öğrenmek. Were doing kullanımı, What are you doing? diye doğrudan sormaktan daha dolaylıdır. Geçmiş zaman biçiminde olsa da burada kişinin şu anki durumunu veya planlarını nazikçe sormak ve bir davete zemin hazırlamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir kişi film önermeden önce arkadaşını arıyor. Hangi cümle önce arkadaşının durumunu dolaylı biçimde öğrenir?

  1. I called because I watched what you were doing tonight.
  2. I called to tell you what you were doing tonight.
  3. I called to see what you were doing tonight.
Cevabı göster

I called to see what you were doing tonight.

if you wanted to hang out. Notlar

1:53

takılmak ister misin diye.

Ton ve niyet

if you wanted to ile baskısız davet

If you wanted to ifadesinde geçmiş biçimdeki wanted, daveti daha çekingen gösterir ve dinleyiciye kolayca seçim yapma imkânı verir. Çoğu zaman şimdiki veya gelecekteki bir olasılığı anlatır; kişinin bunu yalnızca geçmişte istediği anlamına gelmez. İfade genellikle birine neden ulaşıldığını açıkladıktan sonra gelir ve if you wanted to hang out örneğinde olduğu gibi etkinliği tanıtır. Gündelik konuşmada geçmişteki bir isteği sorgulamak yerine baskısız bir davet görevi görür.

Alıştırma

Baskısız daveti üç sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: You could join our study group ____.

Cevabı göster

if you wanted to

Öbek fiiller

hang out: birlikte rahatça vakit geçirmek

Burada hang out, birlikte rahat ve samimi bir şekilde vakit geçirmek anlamına gelir. Belirli bir etkinliği adlandırmaz; sohbet etmek, yemek yemek, yürümek veya yalnızca birlikte olmak buna dahil olabilir. Bir davette kullanıldığında planı rahat ve baskısız gösterir. out, bu öbek fiilin bir parçasıdır; dolayısıyla burada bir nesneyi dışarı asmak gibi gerçek anlamlı bir eylem anlatılmaz.

Alıştırma

Lena, “We do not need a plan; we can relax and talk at my place.” diyor. Onun düşüncesine en uygun ifade hangisidir?

  1. meet up
  2. go out
  3. hang out
Cevabı göster

hang out

Uh next week sort of time is good. Ton ve niyet

1:55

Uh haftaya gibi bir zaman uygun.

Ton ve niyet

sort of: yaklaşık zamanı belirten yumuşatma ifadesi

Burada sort of, zaman ifadesini bilinçli olarak belirsizleştirir: next week sort of time, sabit bir gün veya saat değil, yaklaşık olarak gelecek hafta anlamına gelir. Konuşmada kesinliği azaltan bir ifade olarak kullanılır. Uh ve geniş zaman aralığıyla birlikte cevap, kesin bir düzenleme yerine tereddütlü ve bağlayıcı olmayan bir cevap gibi duyulur.

Alıştırma

“Friday is sort of okay for me,” cümlesinde sort of ne anlatır?

  1. Konuşan cuma gününü tam bir kesinlikle onaylıyor.
  2. Friday bir türün veya kategorinin adıdır.
  3. Konuşanın cuma günü uygunluğu yalnızca geçicidir.
Cevabı göster

Konuşanın cuma günü uygunluğu yalnızca geçicidir.

I'll call you.

1:57

Seni ararım.

Uh or yeah.

1:59

Uh veya evet.

No, or you you call me.

2:00

Hayır, veya sen beni ara.

Um or we'll figure it out. Öbek fiiller

2:02

Um ya da bir şekilde hallederiz.

Öbek fiiller

figure it out: bir çözüm bulmak

Figure it out; bir çözüm bulmak, ne yapılacağını anlamak veya ayrıntıları netleştirmek demektir. Burada konuşan kişinin henüz net bir planı yoktur, ancak durumu daha sonra çözebileceğini düşünür. Figure out bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse araya gelir: figure it out denir, figure out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi figure out ve it zamirini doğal sıraya koyarak tamamlayın: We do not have a plan yet, but we will ____.

Cevabı göster

figure it out

Their assessment of us is more in line with our assessment of ourselves. Deyimler

2:03

Bizi değerlendirmeleri, bizim kendi değerlendirmemizle daha çok örtüşür.

Deyimler

more in line with: daha uyumlu olmak

In line with, bir görüş, ölçüt veya değerlendirmeyle uyumlu olmak demektir. Burada onların değerlendirmesi, bağlamda ima edilen başka bir seçeneğe göre bizim kendi değerlendirmemizle daha yakından örtüşür. More, uyum derecesini belirtir. than sonrasındaki karşılaştırma unsuru bağlamdan anlaşıldığı için söylenmemiştir; ifade gerçek bir çizgiyle ya da sırayla ilgili değildir.

Alıştırma

Tam özdeşlik değil, daha yakın bir uyum gösteren en iyi ifadeyi seçin: After the revision, the estimate is ___ the final total.

  1. out of line with
  2. the same as
  3. more in line with
Cevabı göster

more in line with

We shouldn't hold it against nice people Deyimler

2:10

Bizi seviyorlarsa

if they like us.

2:13

bunu iyi insanlara karşı koz olarak kullanmamalıyız.

Deyimler

Hold It Against Someone: bir şey yüzünden birine kin tutmak

To hold something against someone, bir şey yüzünden birini suçlamaya devam etmek veya o kişiyi olumsuz değerlendirmek demektir. Burada it, iyi insanların bizi sevmesi gerçeğine gönderme yapar; konuşan kişi bunun onların aleyhine sayılmaması gerektiğini söylüyor. Yaygın yapı hold + bir şey + against + biri şeklindedir. Bu şey bir hata, seçim veya geçmişte yaşanan bir olay olabilir; sondaki kişi ise suçlamaya ya da olumsuz değerlendirmeye maruz kalandır.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak hold it against ifadesini kullanarak tamamlayın: Maya made one mistake years ago, but please don't ____ her.

Cevabı göster

hold it against

Maybe they see something in us we've overlooked. Notlar

2:14

Belki de bizde gözden kaçırdığımız bir şeyler görüyorlardır.

Deyimler

See Something in Someone: birindeki potansiyeli veya değeri görmek

To see something in someone, bir kişide herkesin kolayca fark edemeyebileceği çekici bir nitelik, yetenek veya potansiyel görmek demektir. Bu cümlede something olumlu bir şeyi anlatır ancak özellikle belirsiz bırakılmıştır; we've overlooked, konuşanların kendi içlerindeki bu değeri fark etmemiş olabileceklerini gösterir. Kullanılabilir kalıp see + something + in + bir kişi şeklindedir. Something çoğunlukla gelecek vadeden bir özellik, yetenek, iyilik veya ilgi uyandıran bir yön anlamına gelir; kişinin içinde bulunan fiziksel bir nesneyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak see something in ifadesini kullanarak tamamlayın: The coach keeps inviting Nia back because he can ____ her that others have missed.

Cevabı göster

see something in

Dilbilgisi

something in us we've overlooked: atılmış ilgi zamiri

something in us we've overlooked ifadesinde we've overlooked yan cümlesi something in us öbeğini niteler. Açık biçim something in us that we've overlooked şeklindedir; burada that, overlooked fiilinin nesnesidir. Nesne görevindeki ilgi zamiri atılabildiği için bir ad öbeğinin hemen ardından özne ve fiil gelebilir. we've overlooked bölümünü something ifadesini açıklayan bir parça olarak okuyun; see ile paralel yeni bir cümle olarak değil.

Alıştırma

"They showed us a route we'd forgotten," cümlesinde "we'd forgotten" ne görev yapar?

  1. Onların bize hangi rotayı gösterdiğini belirtir.
  2. Gösterme eylemini nasıl yaptıklarını açıklar.
  3. Unuttuğumuz şey hakkında rotayla ilgisiz, ayrı bir ifade başlatır.
Cevabı göster

Onların bize hangi rotayı gösterdiğini belirtir.

But you, the nice ones, Anlatım akışı

2:21

Ama siz iyi insanlar,

shouldn't be naive either. Dilbilgisi

2:22

siz de saf olmamalısınız.

Anlatım akışı

But you, the nice ones: yeni bir dinleyici grubuna geçiş

But karşıtlık kurar ve hitap edilen grubun değiştiğini gösterir. Konuşmacı we/us hakkında konuştuktan sonra artık you ile doğrudan başka bir gruba seslenir; böylece bu giriş, farklı bir gruba yönelik yeni bir öğüt bölümünü başlatır. the nice ones, you ile kastedilen kişileri belirten açıklayıcı bir appozitif ifadedir. Yeni bir özne getirmez; shouldn't be yapısının öznesi yine you'dur.

Alıştırma

Konuşmacı "we" grubunun genellikle ne yaptığını anlattıktan sonra "But you, the careful planners, should check the deadline too." diyor. Bu giriş ne yapıyor?

  1. Hitabı the careful planners olarak tanımlanan gruba çevirir.
  2. Yalnızca başlangıçtaki we grubuna seslenmeye devam eder.
  3. you ile the careful planners ifadelerinin iki ayrı özne olduğunu söyler.
Cevabı göster

Hitabı the careful planners olarak tanımlanan gruba çevirir.

Dilbilgisi

Shouldn't ... either: başka bir olumsuz noktayı eklemek

Bu cümlede shouldn't be naive either, iyi niyetli kişilerin de saf olmaması gerektiği anlamına gelir. Either, daha önce ele alınan başka bir uyarıya bu olumsuz uyarıyı ekler. Olumsuz bir yan cümlenin sonunda either, “o da değil” veya “o da yapmaz” anlamı katar. Burada iki seçenek sunmaz.

Alıştırma

“O da değil” anlamını veren sözcükle cümleyi tamamlayın: Nina won't ignore the warning, and Omar won't ignore it ____.

Cevabı göster

either

It's very frightening to have to deal with niceness.

2:25

İyilikle başa çıkmak zorunda kalmak çok korkutucudur.

It can be unfamiliar.

2:28

Yabancı gelebilir.

It can freak some of us out. Öbek fiiller

2:30

Bazılarımızı paniğe sürükleyebilir.

Öbek fiiller

Freak some of us out: ayrılabilen öbek fiil

Freak some of us out, “bazılarımızın birdenbire çok kaygılı, korkmuş ya da huzursuz hissetmesine neden olmak” demektir. Özne, bu güçlü tepkinin nedenidir. Freak someone out ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan nesne ortaya veya out sözcüğünden sonraya gelebilir: freak some people out / freak out some people. Nesne zamiri ise mutlaka ortaya gelmelidir: freak them out denir, freak out them denmez.

Alıştırma

Hangi cümlede freak ... out ile nesne zamiri doğru yerde kullanılmıştır?

  1. That sudden bang freaked out me.
  2. That sudden bang freaked me out.
  3. That sudden bang made me freaked out.
Cevabı göster

That sudden bang freaked me out.

So, be ready for us to panic Dilbilgisi

2:32

O yüzden, paniğe kapılmamıza hazır olun

and hang on in there. Deyimler

2:34

ve orada kalmaya devam edin.

Dilbilgisi

be ready for us to panic: be ready for someone to do something yapısı

Burada be ready, gerçekleşmesi olası bir duruma hazırlanmak anlamına gelir. Olası durum bizim paniğe kapılmamızdır; dolayısıyla konuşan kişi, dinleyenden bu tepkiyi beklemesini ve bununla başa çıkmasını ister. Yapı be ready for + isim veya nesne zamiri + to-infinitive şeklindedir. for sonrasındaki kişi, mastarın belirttiği eylemi yapar; bu kişi hazırlıklı olması istenen kişiyle aynı olmak zorunda değildir.

Alıştırma

us ve panic kullanarak be ready for someone to do something yapısını tamamlayın: Be ready ____.

Cevabı göster

for us to panic

Deyimler

hang on in there: devam etmesi için cesaretlendirme

Bu cümlede hang on in there, işler zor olduğunda devam etmek ve pes etmemek anlamına gelen samimi bir ifadedir. Konuşan kişi, dinleyenden beklenen panik boyunca sabırlı kalmasını ister. Hang sözcüğü gerçek anlamıyla bir şeye tutunmakla ilgili olabilir; ancak burada bütün ifade mecazidir. Zor bir dönemi, geçene kadar dayanılabilecek bir süreç olarak gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız zor bir görevin sonuna yaklaşırken cesaretini kaybediyor. Hangi yanıt onu devam etmesi için cesaretlendirir?

  1. Hold on to the rail with both hands.
  2. Hang on; I'll check the schedule.
  3. Hang on in there; you're nearly finished.
Cevabı göster

Hang on in there; you're nearly finished.