İnsanlar Üzerinde Yapılan En Kötü Hapishane Deneyleri: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Belgesel, ABD cezaevleri, Nazi kampları, savaş dönemi Japonya ve Çin'i ile Sovyet gulaglarında mahkûmlara zorla uygulanan deneyleri inceler. İngilizce noktaları: 1. has nothing on — Deyimler ve mecazi ifadeler: bir tarafın diğerinin çok gerisinde olduğunu, ifadenin gerçek anlamda sahiplik bildirmediğini kavramak. 2. turn our focus away from / and towards — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: dikkati konular arasında yönelten iki parçalı geçişi izlemek ve kullanmak. 3. have poisons tested on you. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: have + nesne + geçmiş zaman ortacının hizmet ayarlamak değil, zorla bir eyleme maruz kalmak anlamını verdiği bağlamı ayırt etmek.
Bu derste
The United States has the largest prison population per capita in the world behind the Seychelles, Kalıp ifadeler
0:00Amerika Birleşik Devletleri, Seyşeller'in ardından dünyada kişi başına düşen en büyük hapishane nüfusuna sahiptir,
per capita: nüfusa göre ayarlanmış kişi başı ölçü
Per capita, “her bir kişi için” veya “nüfusta kişi başına” anlamına gelir. Bu cümlede cezaevi nüfusunu mutlak bir sayı olarak değil, nüfusa göre ayarlanmış bir oran olarak gösterir. Bu sayede nüfus büyüklükleri çok farklı olan yerler aynı temelde karşılaştırılabilir. Kişi başına düşen değerin yüksek olması, bir yerin toplam sayısının da en yüksek olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle nüfus büyüklüğüne göre ayarlanmış bir ölçü bildiriyor?
- The country produces 300 kilograms of waste per capita each year.
- The country produces 300 million kilograms of waste each year.
- Thirty percent of the country's waste is recycled.
Cevabı göster
The country produces 300 kilograms of waste per capita each year.
in terms of: karşılaştırma ölçütünü belirtme
In terms of, ele alınan belirli boyutu veya ölçütü tanıtır. Buradaki in terms of inmates, karşılaştırmayı kişi başına düşen orandan mahkûmların mutlak sayısına geçirir. Yapı in terms of + isim veya isim öbeğidir. Dinleyiciye “Sıradaki iddiayı bu temelde değerlendir” diyerek düşüncenin düzenlenmesini sağlar.
Alıştırma
Battery life unsurunu karşılaştırma ölçütü yapan ve cümleyi en iyi tamamlayan ifade hangisidir? “___ battery life, this model performs better.”
- In terms of
- Because of
- Despite
- According to
Cevabı göster
In terms of
the tiny island nation has nothing on the US. Deyimler
0:06küçük ada ülkesi ABD'nin yanına bile yaklaşamaz.
has nothing on: farkı vurgulayan bir karşılaştırma
Bu cümlede X has nothing on Y, X'in Y'den çok daha yetersiz veya önemsiz olduğu anlamına gelir. Küçük ada ülkesi ABD ile karşılaştırılır ve ifade güçlü biçimde ABD'yi üstün gösterir. Bu bir deyimdir; nothing taraflardan birinin sahip olduğu bir nesneyi anlatmaz. X has nothing on Y kalıbı kalite, büyüklük, beceri veya bağlamın belirttiği başka bir ölçütte belirgin bir fark ifade eder.
Alıştırma
"When it comes to battery life, this cheap watch has nothing on the premium model," cümlesindeki "has nothing on" ne anlama gelir?
- Ucuz saat, premium modelden çok daha kötüdür.
- Ucuz saatte premium model hakkında hiçbir bilgi yoktur.
- Ucuz saatin premium modele karşı hiçbir kanıtı yoktur.
Cevabı göster
Ucuz saat, premium modelden çok daha kötüdür.
if you include all the various forms of detention such as prisons,
0:10hapishaneler, cezaevleri, çocuk ıslahevleri ve daha fazlası gibi
jails, juvenile correctional facilities, and more,
0:13tüm çeşitli gözaltı biçimlerini de eklerseniz,
there are currently about 2.3 million Americans behind bars. Deyimler
0:16şu anda demir parmaklıklar ardında yaklaşık 2,3 milyon Amerikalı var.
behind bars: bir engelin arkasında değil, hapiste
Behind bars, hapishanede, cezaevinde veya benzer bir gözaltı tesisinde tutulmak anlamına gelen bir deyimdir. Parmaklıklar kilitli bir hücreyi çağrıştırır; dolayısıyla cümle yaklaşık 2,3 milyon Amerikalının bu tür tesislerde tutulduğunu söyler. İfade hapsedilmiş olma durumunu anlatır; kişinin yargılanmayı mı beklediğini yoksa cezasını mı çektiğini tek başına belirtmez.
Alıştırma
Bir haberde "After the robbery conviction, he spent six years behind bars." deniyor. "behind bars" ne anlama gelir?
- Altı yıl hapis yattı.
- Altı yıl metal korkulukların arkasında durdu.
- Altı yıl barlarda çalıştı.
Cevabı göster
Altı yıl hapis yattı.
and public order offenses are why most of those prisoners are doing time. Notlar
0:21ve kamu düzenine karşı işlenen suçlar, bu mahkumların çoğunun hapis yatmasının nedenidir.
Hukuki bir kategori olarak “public order offenses”
Bu cümlede public order offenses, kamusal huzuru, güvenliği veya toplumsal düzeni bozduğu kabul edilen hukuka aykırı davranışları kapsayan geniş bir hukuk ve istatistik kategorisidir. Kategoriye tam olarak hangi suçların girdiği yargı çevresine ve veri kümesine göre değişir. Burada order, emir veya sipariş değil, toplumdaki düzenli ve barışçıl durumu ifade eder. İfade, hapis cezasının nedenini şiddet, mal varlığı veya uyuşturucu suçları gibi kategorilerin yanında sınıflandırır.
Alıştırma
Bir suç raporunda “public order offenses” ifadesi büyük olasılıkla neyi belirtir?
- Devlet kurumlarının verdiği satın alma siparişleri
- Halka verilen emirler
- Kamusal huzuru veya toplumsal düzeni bozan suçlar
Cevabı göster
Kamusal huzuru veya toplumsal düzeni bozan suçlar
Hapis yatmak anlamındaki “doing time”
doing time içindeki do time deyimi, hapis cezasını çekmek anlamına gelir. Özne prisoners olduğu için time, yalnızca bir etkinliğe harcanan zamanı değil, hapiste geçirilen süreyi ifade eder. İfade, zaman ve dilbilgisine göre normal biçimde değişir: do time, did time veya is doing time. Süre, “She did time for two years.” örneğinde olduğu gibi for ile eklenebilir.
Alıştırma
“Hapis cezasını çekmek” anlamına gelen iki sözcüklü gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: He was convicted and had to ____ for three years.
Cevabı göster
do time
What goes on in US prisons is also a matter of ongoing controversy, Notlar
0:25ABD hapishanelerinde olup bitenler aynı zamanda devam eden bir tartışma konusudur,
“gerçekleşir” anlamındaki goes on
Goes on öbek fiili burada “gerçekleşir” veya “olur” anlamına gelir. What goes on in US prisons yan cümlesi, ABD cezaevlerinde gerçekleşen şeyleri ifade eder. Bu yapıda what, ne olduğu henüz belirtilmemiş olayları veya faaliyetleri tanıtır. Devam edebilecek bir faaliyetten daha önce söz edilmediği için anlamı “devam etmek” değildir.
Alıştırma
Cümleyi nottaki “gerçekleşir” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: No one knows what ____ behind those doors.
Cevabı göster
goes on
a matter of ongoing controversy: çözülmemiş bir tartışma konusu
A matter of ongoing controversy ifadesinde matter “mesele” veya “konu”, controversy ise ciddi bir kamusal anlaşmazlık anlamına gelir. Ongoing, bu anlaşmazlığın sürdüğünü ve çözülmediğini gösterir. Bu ifade, herhangi bir tarafı seçmeden bir şeyi resmî bir dille tartışmalı bir konu olarak sunar. Haberlerde, analizlerde ve akademik tarzdaki tartışmalarda yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi, hâlâ tartışılan bir konu için nottaki resmî ifadeyle tamamlayın: The plan is still ____ among local residents.
Cevabı göster
a matter of ongoing controversy
often depicted in movies and documentaries,
0:28genellikle filmlerde ve belgesellerde tasvir edilir,
but the atrocities of the past in those prisons and prisons all over the world are even more shocking.
0:30ancak geçmişte o hapishanelerde ve tüm dünyadaki hapishanelerde yaşanan vahşet çok daha şok edicidir.
That's what we'll look at today in this episode of the Infographics Show,
0:36The Infographics Show'un bu bölümünde bugün tam olarak bunu inceleyeceğiz,
worst prison experiments conducted on humans.
0:39insanlar üzerinde yürütülen en kötü hapishane deneyleri.
Don't forget to subscribe and click the bell button so that you can be part of a notification squad.
0:41Bildirim ekibinin bir parçası olabilmek için abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın.
Perhaps the worst of all nightmares is being surgically experimented on by a ruthless physician.
0:45Belki de kabusların en kötüsü acımasız bir doktor tarafından cerrahi deneylere maruz kalmaktır.
Such a narrative has been a mainstay in sci-fi and horror fiction for some time, Kelime
0:49Böyle bir anlatı, bir süredir bilim kurgu ve korku kurgusunun temel dayanağı olmuştur,
a mainstay in sci-fi and horror fiction: kalıcı ve merkezi bir unsur
Bu cümlede a mainstay, uzun süredir önemini koruyan ve sağlam biçimde yerleşmiş bir ögeyi anlatır. Bu anlatı kalıbı yalnızca belli bir dönemde yaygın değildir; bilim kurgu ve korku anlatılarının kalıcı ve tanıdık parçalarından biridir. a mainstay of/in/for X kalıbı, bir alanı, grubu ya da etkinliği destekleyen veya tanımlamaya yardımcı olan güvenilir bir kişiyi, kurumu ya da faaliyeti de anlatabilir.
Alıştırma
a mainstay in sci-fi and horror fiction ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Türlerle hiçbir ilgisi olmayan bir unsur
- Bir kez ortaya çıkıp hızla unutulan bir ayrıntı
- Türlerin uzun süredir var olan önemli bir unsuru
Cevabı göster
Türlerin uzun süredir var olan önemli bir unsuru
with recent examples being Deadpool and before that the Human Centipede.
0:52bunun son örnekleri Deadpool ve ondan önce The Human Centipede'dir.
didn't come out of nowhere: durup dururken ortaya çıkmadı
Didn't come out of nowhere, fikirlerin bir kaynağı, geçmişi veya nedenleri olduğu anlamına gelir. Burada nowhere fiziksel bir yer değildir; olumsuz deyim, fikirlerin açıklamasız biçimde ortaya çıktığı iddiasını reddeder. Bu ifade çoğu zaman bir geçiş görevi görür: önce bir şeyin rastgele veya temelsiz olduğu düşüncesine karşı çıkar, ardından bunun arkasındaki geçmişi, kanıtları ya da koşulları açıklar.
Alıştırma
Cümleyi “gerçek bir geçmişi veya nedeni vardı” anlamındaki hedef deyimle tamamlayın: Her distrust ____; the records showed repeated errors.
Cevabı göster
didn't come out of nowhere
Indeed, we might look back at an American doctor and eugenicist called Leo Stanley.
0:58Gerçekten de, Leo Stanley adında Amerikalı bir doktora ve öjeni uzmanına dönüp bakabiliriz.
He was the chief surgeon at California's San Quentin State Prison from 1913 to 1951.
1:021913'ten 1951'e kadar Kaliforniya'nın San Quentin Eyalet Hapishanesinde baş cerrahtı.
the principle that we can be improved by controlled breeding and modifying the body,
1:09insanların kontrollü üreme ve vücudu değiştirme yoluyla geliştirilebileceği ilkesiyle,
As a believer in eugenics ifadesindeki eugenics
As a believer in eugenics ifadesinde eugenics, kimin üreyebileceğini kontrol ederek ve bazı biçimlerinde belirli özellikleri değiştirerek ya da ortadan kaldırarak insan topluluğunun geliştirilebileceğini savunan bir ideolojiyi adlandırır. Bu ifade, kişinin bu ideolojiyi kabul ettiğini gösterir; sıradan tıbbi bakımı ya da kişinin kendi sağlığını iyileştirmesini anlatmaz. Günümüzde eugenics, zorlayıcı, ayrımcı ve bilimsel açıdan geçerliliğini yitirmiş programlarla güçlü biçimde ilişkilidir. Burada bu terim, daha sonra anlatılan eylemlerin tarihsel ve etik nedenini verir.
Alıştırma
Hangi cümlede eugenics doğru kullanılmıştır?
- Tarihsel olarak eugenics, kimlerin çocuk sahibi olabileceğine ilişkin zorlayıcı politikaları haklı göstermek için kullanılmıştır.
- Ameliyattan sonra iyileşmeye yardımcı olan bir tedaviye eugenics adını verdi.
- Özelliklerin nasıl kalıtıldığını anlamak için genetics eğitimi aldı.
Cevabı göster
Tarihsel olarak eugenics, kimlerin çocuk sahibi olabileceğine ilişkin zorlayıcı politikaları haklı göstermek için kullanılmıştır.
he started off at the prison by sterilizing all the men he considered beyond redemption. Notlar
1:13hapishanede işe kurtarılamayacak kadar kötü olduğunu düşündüğü tüm erkekleri kısırlaştırarak başladı.
started off ... by sterilizing yapısı
start off by + -ing yapısı bir dizi eylemdeki ilk eylemi sunar. Burada started off eylemlerinin başlangıcını belirtir; by sterilizing ise işe başlarken kullanılan yöntemi veya ilk adımı adlandırır. Bu ifade eylemin yalnızca kısa bir süre devam ettiği anlamına gelmez; sadece dizinin başlangıç noktasını gösterir. At the prison araya giren bir yer bilgisidir ve yapıyı değiştirmez: özne + started off + yer veya zaman ayrıntısı + by + -ing.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki tam yapıyı kullanarak tamamlayın: The project ____ reviewing the safety rules.
Cevabı göster
started off by
beyond redemption: kurtarılamaz
Beyond redemption, bir kişinin ya da şeyin kurtarılamayacak, düzeltilemeyecek veya ahlaki açıdan kabul edilebilir bir duruma döndürülemeyecek olması demektir. Buradaki redemption, kupon kullanmak ya da para iadesi almak değil, ahlaki anlamda düzelme ve kurtuluş demektir. consider someone beyond redemption yapısında bu ifade, o kişi hakkında verilen hükmü anlatır. Cümle, doktorun sert ve ayrımcı görüşünü aktarır; erkeklerin değişmesinin nesnel olarak imkânsız olduğunu bir gerçek gibi sunmaz.
Alıştırma
Bir yazar, “The corrupt organization is beyond redemption.” diyor. Yazar ne iddia ediyor?
- Ufak kusurları vardır ama kolayca iyileştirilebilir.
- Bütün borçlarını zaten ödemiştir.
- Ahlaki olarak düzeltilemez veya kabul edilebilir bir duruma döndürülemez.
Cevabı göster
Ahlaki olarak düzeltilemez veya kabul edilebilir bir duruma döndürülemez.
the least of it: işin en hafif yanı
The least of it, daha büyük ve kötü bir durumun en hafif ya da en önemsiz kısmı demektir. That, az önce sözü edilen şeye gönderme yapar. Anlatıda That was the least of it, daha kötü veya daha şaşırtıcı bilgilerin geleceğini haber verir. Önceki olayın zararsız olduğunu söylemez; yalnızca diğerleriyle karşılaştırıldığında daha hafif olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, durumun daha da kötü bir kısmının açıklanmakta olduğunu doğal biçimde belirtir?
- The broken window was the least of it; the whole roof had collapsed.
- The broken window was the only problem in the house.
- The broken window was less expensive than the new door.
Cevabı göster
The broken window was the least of it; the whole roof had collapsed.
He also believed he could make an old prisoner more virile by implanting the testicles of young men that had been executed into older inmates. Dilbilgisi
1:18Ayrıca, idam edilmiş genç adamların testislerini yaşlı mahkumlara naklederek yaşlı bir mahkumu daha erkeksil yapabileceğine inanıyordu.
make an old prisoner more virile: make + nesne + sıfat
make an old prisoner more virile ifadesinde make ettirgen bir işlev taşır ve “bir değişime neden olmak” anlamına gelir; an old prisoner nesnedir, more virile ise ortaya çıkan durumu anlatan bir sıfat öbeğidir. Burada virile, geleneksel olarak erkeklikle ilişkilendirilen daha fazla güç, enerji veya cinsel canlılık anlamındadır. Cümle, kanıtlanmış bir sonucu değil, onun neye inandığını aktarır. Yeniden kullanılabilecek kalıp make + nesne + sıfat şeklindedir: make the room quiet, make the task easier. More virile, prisoner sözcüğünün durumunu anlatır; make fiilini niteleyen bir zarf değildir. make sonrasında nesne ve fiil gelirse fiil yalın hâlde olur: make someone wait denir, make someone to wait denmez.
Alıştırma
Hangi cümle ortaya çıkan bir durumu göstermek için make + nesne + sıfat yapısını kullanıyor?
- Leo made a bright poster.
- The fresh paint made the room brighter.
- The coach made the team practice.
Cevabı göster
The fresh paint made the room brighter.
carried on: aksilikten sonra devam etmek
Carried on, carry on öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada, önceki deneyler başarısız olduktan sonra “devam etti” anlamına gelir. on parçacığı, etkinliğin durmadığı düşüncesini ekler; ifade fiziksel olarak bir şeyi taşımakla ilgili değildir. Devam edilen etkinlik zaten belliyse carry on, burada virgülden önce olduğu gibi tek başına kullanılabilir. carry on with + isim veya carry on + -ing yapıları da kullanılabilir: They carried on with the work. They carried on working.
Alıştırma
Cümleyi carry on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The first plan failed, but the team ____ with the project.
Cevabı göster
carried on
he turned to using the glands of rams, boars, and goats on thousands of inmates. Öbek fiiller
1:29binlerce mahkum üzerinde koç, yaban domuzu ve keçi bezlerini kullanmaya yöneldi.
turned to using: alternatif olarak kullanmaya yönelmek
Turn to + isim ya da -ing biçimi, genellikle alışılmış seçenek kullanılamadığında veya artık yeterli olmadığında, yeni bir yardım kaynağı ya da yöntem seçmek anlamına gelir. Burada turned to using, hayvan bezlerinin alternatif yöntem olarak benimsenmesini anlatır. Bu yapıda to bir edattır; bu yüzden ardından yalın hâl olan use değil, -ing biçimi olan using gelir. Geçmiş zaman turned, yöntem değişikliğinin geçmişte gerçekleştiğini gösterir.
Alıştırma
The main network failed, so the office ___ a mobile hotspot. cümlesinde alternatif bir yönteme geçişi gösteren ifadeyi seçin.
- turned to use
- turned to using
- turned into using
Cevabı göster
turned to using
Such surgical experiments might make us wince, Dilbilgisi
1:34Bu tür cerrahi deneyler bizi irkiltebilir,
make us wince: bizi istemsizce irkiltmek
Make + nesne + fiilin yalın hâli, bir şeyin o kişiye veya nesneye bir eylem yaptırmasını ya da bir tepki vermesine neden olmasını anlatır. make us wince yapısında us nesnedir, wince ise to almayan yalın fiildir; make cerrahi deneyleri olası tepkiyle ilişkilendirir. Wince, acı, tiksinme veya mahcubiyet nedeniyle kısa bir an geri çekilmek ya da yüzü buruşturmak demektir. Might tepkinin kesin değil, mümkün olduğunu gösterir; cümle olası bir içgüdüsel tepkiyi öngörür.
Alıştırma
Olası bir istemsiz tepki için make + nesne + yalın fiil yapısını doğru kullanan cümleyi seçin. Cümle That sour smell might... diye başlar.
- That sour smell might make me winced.
- That sour smell might make me wince.
- That sour smell might make me to wince.
Cevabı göster
That sour smell might make me wince.
One such case started in 1956 and went on for 14 years, Öbek fiiller
1:38Bu tür vakalardan biri 1956'da başladı ve 14 yıl sürdü,
went on for 14 years: süre belirtme
went on for 14 years ifadesinde went on, “devam etti” veya “sürdü” anlamındadır. go on for + süre kalıbı, bir olayın, sürecin veya faaliyetin ne kadar sürdüğünü belirtir. Burada started in 1956 başlangıç noktasını, went on for 14 years ise süreyi verir. Bu yapıda go on, “meydana gelmek” veya “konuşmaya devam etmek” anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi go on for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The power outage ____ nearly eight hours before service was restored.
Cevabı göster
went on for
during which researchers took mentally disabled children from Willowbrook State School in Staten Island, New York,
1:42bu süre zarfında araştırmacılar New York, Staten Island'daki Willowbrook Eyalet Okulundan zihinsel engelli çocukları aldılar,
The kids were given food contaminated with the feces of infected persons,
1:50Çocuklara enfekte kişilerin dışkısıyla kirlenmiş yiyecekler verildi,
which the doctors had told parents amounted to a vaccination. Öbek fiiller
1:53ki doktorlar ebeveynlere bunun aşı ile aynı anlama geldiğini söylemişti.
amounted to a vaccination: pratik eşdeğerlik
amounted to a vaccination ifadesinde amount to, “eşdeğer olmak” veya “pratikte aynı etkiyi yaratmak” anlamındadır. Doktorlar yaşananları bir aşılama sayılabilecek bir şey olarak sunuyordu; ifade sayısal bir toplamı değil, doktorların yaptığı nitelendirmeyi aktarıyor. Aktarılabilir yapı amount to + isim veya isim öbeğidir. Sayısal olmayan bir tamamlayıcıyla kullanıldığında, bir eylemin, iddianın veya durumun gerçekte ne teşkil ettiğini değerlendirmek için kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede amounted to ne anlama geliyor?: Deleting the only backup amounted to accepting the loss.
- Fiilen kaybı kabul etmeye eşdeğerdi.
- Kaybı kabul etmeyi erteledi.
- Kayıp için sayısal bir toplam üretti.
Cevabı göster
Fiilen kaybı kabul etmeye eşdeğerdi.
and the case goes down as an immoral experiment to find a treatment for the disease. Öbek fiiller
1:57ve bu vaka, hastalık için bir tedavi bulmaya yönelik ahlak dışı bir deney olarak tarihe geçiyor.
goes down as: kalıcı bir tarihsel değerlendirme
Goes down as, “zaman içinde ... olarak hatırlanır ya da değerlendirilir” anlamına gelir. Bu cümlede vakaya kalıcı bir ahlaki etiket veriliyor: ahlaka aykırı bir deney. İfade, fiziksel olarak aşağı inmeye değil, vakanın geride bıraktığı itibara odaklanır. Kalıp go down as + ad öbeği veya betimleme şeklindedir. Yerleşmiş bir itibara dönüp bakabilir ya da bir şeyin ileride nasıl hatırlanacağını öngörebilir.
Alıştırma
Bu cümlede goes down as ne anlama geliyor?
- Bu şekilde hatırlanacak veya değerlendirilecektir.
- Tüm tarihî kayıtlardan kaybolmaktadır.
- Fiziksel olarak daha aşağı bir yere hareket etmektedir.
Cevabı göster
Bu şekilde hatırlanacak veya değerlendirilecektir.
the children were for all intents and purposes in detention. Deyimler
2:03çocuklar her halükarda gözaltındaydı.
for all intents and purposes: pratik eşdeğerlik
For all intents and purposes, “pratikte veya önemli olan her bakımdan” anlamına gelir. Bu cümlede çocuklar hukuken tam olarak tutuklu statüsünde olmayabilir, ancak gerçek durumları fiilen gözetim altında tutulmaya eşdeğerdi. Bu deyimi, teknik bir ayrımla pratik sonucu birbirinden ayırmak için kullanın. Tam bir gerçek veya hukuki özdeşliği değil, neredeyse eşdeğer olmayı ifade eder.
Alıştırma
“Pratikte her bakımdan” anlamındaki sabit deyimi tamamlayın: The old printer is, ____, unusable.
Cevabı göster
for all intents and purposes
then prisoners have been used in military experiments.
2:07mahkumlar askeri deneylerde de kullanıldı.
One such experiment happened over a period of 20 years in the 1950s and 70s
2:10Böyle bir deney 1950'ler ve 70'ler arasındaki 20 yıllık bir süre boyunca yaşandı
at the now infamous and closed down Holmesburg Prison in Philadelphia.
2:13şu anda kötü şöhretli olan ve kapatılan Philadelphia'daki Holmesburg Hapishanesi'nde.
The prison became notorious for its perfume experiments, Kalıp ifadeler
2:18Hapishane parfüm deneyleriyle ünlendi,
became notorious for: ... nedeniyle kötü şöhret kazanmak
become notorious for + isim veya -ing biçimi kalıbında become itibarın değiştiğini gösterir; notorious ise kötü bir şey nedeniyle geniş ölçüde tanınmak anlamına gelir. Burada deneyler, hapishanenin kötü bir ün kazanmasının nedeni olarak sunuluyor. Bu kalıbı bir kişiyi, yeri veya kuruluşu kötü şöhretine yol açan olumsuz davranış ya da olayla ilişkilendirmek için kullanabilirsiniz. Olumsuz yargı become veya for sözcüklerinden değil, notorious sözcüğünden gelir.
Alıştırma
Cümleyi “... nedeniyle kötü şöhret kazandı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The company ____ repeatedly dumping waste into the river.
Cevabı göster
became notorious for
but was also known for mind control experiments.
2:22aynı zamanda zihin kontrol deneyleriyle de biliniyordu.
scientists at the University of Pennsylvania worked with the Dow Chemical Company,
2:26Pennsylvania Üniversitesi'ndeki bilim insanları, Dow Chemical Company,
the US Army, and Johnson and Johnson,
2:30ABD Ordusu ve Johnson and Johnson ile birlikte çalışarak,
performed a series of tests by injecting them with powerful toxic chemicals
2:32cildin onlara nasıl tepki verdiğini görmek amacıyla
in order to see how the skin reacts to them. Dilbilgisi
2:36onlara güçlü toksik kimyasallar enjekte ederek bir dizi test gerçekleştirdiler.
in order to + fiilin yalın biçimi: amaç belirtmek
in order to + fiilin yalın biçimi, bir eylemin amaçlanan hedefini belirtir. Bu cümlede eylemin neden yapıldığı sorusunu yanıtlar: amaç, cildin nasıl tepki verdiğini gözlemlemekti. Mastarın öznesinin normalde ana eylemi gerçekleştiren kişi veya grupla aynı olduğu anlaşılır. Amaç bildiren yalın to ile karşılaştırıldığında in order to, amaç ilişkisini daha açık hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen açık amaç ifadesiyle tamamlayın: The team ran the test again ____ verify the results.
Cevabı göster
in order to
Toxins were also added to prisoners' toothpaste, deodorant, shampoo, skin creams, and other products.
2:38Toksinler ayrıca mahkumların diş macunu, deodorant, şampuan, cilt kremleri ve diğer ürünlerine de eklendi.
and many had painful and horrific-looking skin conditions.
2:45ve birçoğu acı verici ve korkunç görünümlü cilt rahatsızlıkları yaşadı.
It's thought nine out of 10 prisoners were tested on. Dilbilgisi
2:4710 mahkumdan dokuzunun üzerinde test yapıldığı düşünülüyor.
nine out of 10: bir oran ifade etmek
Nine out of 10, her on kişilik gruptan dokuz kişi, yani yüzde 90 demektir. Bu cümlede mahkûmların yaklaşık yüzde 90’ının deneylerde denek olarak kullanıldığı anlatılıyor. X out of Y kalıbı, bütün Y ile onun bir parçası olan X arasındaki oranı gösterir. Anket sonuçlarını, olasılıkları, puanları veya bir grupta aynı özelliği taşıyan kişi sayısını aktarırken özellikle doğrudan bir anlatım sağlar.
Alıştırma
“Nine out of 10 applicants passed the first interview,” İngilizce cümlesindeki oran ne anlama gelir?
- Dokuz başvuru sahibi on kişilik bir gruptan ayrıldı.
- Her on başvuru sahibinden dokuzu başarılı oldu.
- On başvuru sahibinden yalnızca biri başarılı oldu.
Cevabı göster
Her on başvuru sahibinden dokuzu başarılı oldu.
One of the chilling facts from this time is what the leading scientist said when he first walked into the prison and realized how perfect it would be for testing.
2:50Bu döneme ait kan donduran gerçeklerden biri de baş bilim insanının hapishaneye ilk girdiğinde ve oranın test yapmak için ne kadar mükemmel olduğunu fark ettiğinde söylediği şeydir.
It was like a farmer seeing a fertile field for the first time," he said.
2:59Bir çiftçinin verimli bir tarlayı ilk kez görmesi gibiydi," dedi.
acres of skin ... a fertile field: insanlıktan çıkarıcı bir metafor
“Acres of skin” gerçek bir arazi ölçümü değildir. Mahkûmların bedenlerini devasa bir toprak parçasına dönüştürerek anlatır. Sonraki cümle aynı imgeyi sürdürür: araştırmacı bir çiftçiye, önündeki insanlar ise “verimli tarlaya” benzetilir. “Fertile” normalde üretken bir toprağı övmek için kullanılır. Burada bu olumlu tarım dili, konuşanın deneyler için bol miktarda malzeme bulmaktan duyduğu heyecanı açığa çıkarır. Tek tek insanlar yerine kullanılabilir kaynaklar gördüğü için bakış açısı ürpertici biçimde insanlıktan çıkarıcıdır.
Alıştırma
Mahkûmları verimli bir tarlaya benzetmek nasıl bir tutum aktarıyor?
- Mahkûmlar çiftçilik becerileri nedeniyle övülüyor.
- Konuşan kişi hapishanenin arazisinin çok az olmasından endişeleniyor.
- Mahkûmlar bol miktarda bulunan ve kullanılabilecek malzeme olarak görülüyor.
Cevabı göster
Mahkûmlar bol miktarda bulunan ve kullanılabilecek malzeme olarak görülüyor.
If that wasn't bad enough: daha kötü bilgiye geçiş
Buradaki If that wasn't bad enough gerçek bir koşul sunmaz ve önceki olayın yeterince kötü olmadığını da ima etmez. That önceki olumsuz bilgiye gönderme yaparken, tüm yan cümle dinleyiciyi durumu daha da kötüleştirecek başka bir gerçeğe hazırlar. Bir söylem geçişi olarak kötü gidişi kademeli biçimde artırır: önce ciddi bir sorun ortaya konur, ardından başka bir sorun ek bir darbe olarak sunulur. Çoğu zaman vurgulu veya ironik bir etki taşır.
Alıştırma
If that wasn't bad enough bu cümlede neyin işaretini verir?
- Sıradaki bilgi zaten kötü olan durumu daha da kötüleştirecek.
- Konuşan kişi önceki olayların yeterince ciddi olup olmadığını soruyor.
- Konuşan kişi önceki olayların aslında kötü olmadığını düşünüyor.
Cevabı göster
Sıradaki bilgi zaten kötü olan durumu daha da kötüleştirecek.
many inmates were also given LSD in mind control experiments.
3:04birçok mahkuma zihin kontrol deneylerinde LSD de verildi.
One of these psychological experiments involved a substance known as EA3167.
3:07Bu psikolojik deneylerden biri EA3167 olarak bilinen bir maddeyi içeriyordu.
is said to cause delirium and other psychotic behavior lasting from three to four days with subsequent amnesia. Dilbilgisi
3:14ardından amnezi gelen ve üç ila dört gün süren hezeyanlara ve diğer psikotik davranışlara neden olduğu söyleniyor.
is said to cause: aktarılan bir iddiaya mesafe koyma
Edilgen aktarım kalıbı be said to + fiil, bir iddiayı mevcut yazarın şahsen doğruladığı bir gerçek olarak değil, başka kaynaklarca bildirilen veya dile getirilen bir bilgi olarak sunar. is said to cause içinde dilbilgisel özne, kaynakların söz konusu etkiye neden olduğunu ileri sürdüğü şeydir; said, öznenin kendisinin konuştuğu anlamına gelmez. Bu yapı, bilginin kaynağa atfedilmesiyle yazarın kendi iddiasını birbirinden ayırmaya yardımcı olur. Kesin kaynak belirtilmediğinde, bağlamdan zaten bilindiğinde veya kaynağın kimliği iddiadan daha az önemli olduğunda özellikle yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi said içeren edilgen aktarım kalıbıyla tamamlayın: The old remedy ____ vivid dreams.
Cevabı göster
is said to cause
While it's thought such methods are on their way out, Deyimler
3:19Bu tür yöntemlerin artık sona ermek üzere olduğu düşünülse de,
“on their way out”: giderek ortadan kalkma eğilimi
Bu cümlede on their way out, bu tür yöntemlerin giderek ortadan kalktığı, kabul görmemeye başladığı veya yerlerine başka yöntemlerin geçtiği anlamına gelir. Their, çoğul isim olan methods sözcüğüne gönderme yapar. Bu, fiziksel hareketi değil bir eğilimi anlatan deyimdir. Bir şey on its way out durumundayken hâlâ var olabilir; ifade, tamamen ortadan kalkmış olmayı değil gerilemeyi belirtir.
Alıştırma
Hedef deyimi kullanarak cümleyi tamamlayın. Çoğul iyelik biçimini koruyun: As contactless payments become standard, cash-only ticket machines are ____.
Cevabı göster
on their way out
former detainees of the USA's notorious detention center at Guantanamo Bay have reported that they too were experimented on with mind-altering drugs. Notlar
3:21ABD'nin Guantanamo Körfezi'ndeki kötü şöhretli gözaltı merkezinin eski tutukluları, kendilerinin de zihin değiştiren ilaçlarla deneylere tabi tutulduklarını bildirmişlerdir.
ABD gözaltı tesisi anlamındaki Guantanamo Bay
Bu cümlede the USA's notorious detention center at Guantanamo Bay, Küba'daki Guantanamo Körfezi Deniz Üssü'nde ABD tarafından işletilen gözaltı tesisini ifade eder. Yakındaki former detainees ve detention center ifadeleri, burada coğrafi bir körfezden değil bir kurumdan söz edildiğini açıkça gösterir. Tesis, 11 Eylül sonrası gözaltı ve sorgulama tartışmalarıyla yaygın biçimde tanındı. Notorious, kötü nedenlerle ünlü olduğunu belirtir ve okuyucuyu ardından gelen ciddi iddiaya hazırlar.
Alıştırma
“The lawyer said his client had been held at Guantanamo Bay for years,” cümlesinde Guantanamo Bay büyük olasılıkla neyi ifade eder?
- deniz üssündeki ABD gözaltı tesisi
- Küba'daki bir şehir yönetimi
- yalnızca bir su kütlesi olan coğrafi körfez
Cevabı göster
deniz üssündeki ABD gözaltı tesisi
experimented on with: deney deneğini ve kullanılan aracı belirtmek
experimented on with yapısında on, deneye maruz kalan kişileri; with ise kullanılan maddeyi veya yöntemi belirtir. Etken çatıya aktarılabilen kalıp experiment on someone with something şeklindedir. Kaynak cümle edilgen yapıdadır: they were experimented on with mind-altering drugs. They deney deneklerini, mind-altering drugs ise kullanılan aracı ifade eder; iki edat birbirinin yerine kullanılamaz.
Alıştırma
Deney deneğini ve kullanılan maddeyi gösteren edatlarla cümleyi tamamlayın: The researchers experimented ____ lab mice ____ a new drug.
Cevabı göster
on · with
We will now turn our focus away from the USA and towards Germany. Anlatım akışı
3:29Şimdi odağımızı ABD'den Almanya'ya çevireceğiz.
turn our focus away from ... and towards ...: çift yönlü bir geçiş
Birbirini tamamlayan turn our focus away from ve and towards ifadeleri bilinçli bir konu geçişi düzenler. Away from the USA önceki konuyu kapatır veya geri plana iterken towards Germany sonraki konuyu tanıtır; and ise bu iki yönü tek bir karşıt geçişte birleştirir. Yeniden kullanılabilir kalıp turn a possessive focus away from A and toward(s) B şeklindedir. Dinleyiciye hem neye daha az dikkat verileceğini hem de sırada neye dikkat edileceğini bildirerek uzun bir açıklamanın izlenmesini kolaylaştırır.
Alıştırma
İkili geçiş yapısını tamamlayın: Let's turn our focus ____ the failed launch ____ rebuilding customer trust.
Cevabı göster
away from · and towards
Detailing Nazi atrocities would be a show in itself, Deyimler
3:32Nazi vahşetini detaylandırmak başlı başına bir program olurdu,
a show in itself: tam bir programa yetecek içerik
Bu cümlede a show in itself, bir konunun tek başına ayrı ve tam bir programı dolduracak kadar geniş olduğu anlamına gelir. Konuşmacı bir programın içindeki konumdan söz etmez; in itself, «kendi başına ele alındığında» demektir. Bu ifade dinleyicinin beklentilerini de yönlendirir: konuyu bütünüyle ele almak ayrı bir program gerektireceğinden, konuşmacı mevcut tartışmanın kapsamını daraltacaktır.
Alıştırma
Cümleyi «ayrı ve tam bir programa yetecek içerik» anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The investigation is ____, so this episode covers only the opening week.
Cevabı göster
a show in itself
so we will talk about perhaps the worst of the worst regarding experiments performed on prisoners in concentration camps. Deyimler
3:35bu yüzden toplama kamplarındaki mahkumlar üzerinde yapılan deneylerle ilgili belki de en kötülerin en kötüsü hakkında konuşacağız.
the worst of the worst: en uç vakalar
Bu cümlede the worst of the worst, zaten en kötü sayılan şeyler arasından daha da uç bir alt grubu seçer. Tekrar, iki ayrı grubu adlandırmaz; sıralamayı güçlendirerek «en kötülerin içindeki en kötü vakalar» anlamını verir. Burada ifade, konuyu tüm deneyler yerine yalnızca toplama kamplarındaki en korkunç deneylerle sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi «zaten kötü olan bir grubun içindeki en uç vakalar» anlamındaki vurgulu ifadeyle tamamlayın: The audit found many serious violations, but the report focuses on ____.
Cevabı göster
the worst of the worst
Again, it is the surgical experiments that make the skin crawl the most. Deyimler
3:40Yine, insanın tüylerini en çok ürperten şey cerrahi deneylerdir.
Make the skin crawl: yoğun korku veya tiksinti uyandırmak
Buradaki “make the skin crawl”, yoğun ve neredeyse fiziksel bir korku, iğrenme veya tiksinme hissi uyandırmak anlamına gelen bir deyimdir. Deri gerçekten hareket etmez. Yapı make + belirleyici veya iyelik sözcüğü + skin + crawl şeklindedir. “The skin” tepkiyi genel olarak anlatırken “my/your skin” bu tepkiyi hisseden kişiyi belirtir. “The most”, cerrahi deneyleri bu tepkiyi en güçlü biçimde uyandıran şey olarak sıralar.
Alıştırma
Güçlü bir korku veya iğrenme tepkisini anlatan İngilizce deyimi tamamlayın: That photograph can ____.
Cevabı göster
make your skin crawl
Some of these were conducted by Nazi scientist Josef Mengele, Kültür
3:44Bunlardan bazıları Nazi bilim adamı Josef Mengele tarafından gerçekleştirildi,
Nazi bilim insanı Josef Mengele
Josef Mengele, Nazi toplama ve imha kampı Auschwitz’te görev yapan bir SS doktoruydu. Mahkûmlar, özellikle de ikizler üzerinde rıza olmadan yaptığı acımasız deneylerle kötü şöhret kazandı. Bu cümlede “Nazi scientist”, tanıtılan tarihî kişinin kimliğini belirtir; onun deneylerini meşru bilim olarak sunmaz. Bu adı tanımak, daha sonra ikizler, kamplar ve öjeniyle ilgili verilen bilgileri aynı tarihsel anlatı içinde birbirine bağlar.
Alıştırma
Josef Mengele adını tanımak bu bölümü anlamak açısından neden önemlidir?
- Deneylerin etik tıbbi araştırma olarak kabul edildiğini gösterir.
- Kamplardaki hastane bakımını iyileştiren kurgusal bir cerrahı tanıtır.
- Daha sonraki ikizler, kamplar ve öjeni göndermelerini kötü şöhretli bir Nazi kampı doktoruyla ilişkilendirir.
Cevabı göster
Daha sonraki ikizler, kamplar ve öjeni göndermelerini kötü şöhretli bir Nazi kampı doktoruyla ilişkilendirir.
who it is said during 1943 and 1944 performed experiments on almost 1,500 twins in the camps.
3:471943 ve 1944 yıllarında kamplardaki yaklaşık 1.500 ikiz üzerinde deneyler yaptığı söylenmektedir.
Twins were initially saved from the gas chamber so the doctor could conduct his tests in the name of eugenics. Kalıp ifadeler
3:53İkizler başlangıçta gaz odasından kurtarıldı ki doktor öjeni adına testlerini yapabilsin.
Öjeni adına
in the name of + bir dava veya ideal, bu dava ya da idealin bir eylemin nedeni veya gerekçesi olarak öne sürüldüğünü anlatır. Bu cümlede öjeni, doktorun deneylerini haklı göstermek için kullanılan bir bayrak ya da gerekçe olarak sunuluyor. Bu ifade eleştirel bir anlam taşıyabilir: öne sürülen ideal ile eylemin yol açtığı zarar arasındaki farkı vurgular. Öjeninin geçerli bir gerekçe olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede “in the name of eugenics” hangi işlevi görüyor?
- İkizlerin öjeninin adını taşıdığı söyleniyor.
- Öjeni, doktorun deneyleri için öne sürülen gerekçe olarak sunuluyor.
- Doktorun deneylere resmî olarak Eugenics adını verdiği söyleniyor.
Cevabı göster
Öjeni, doktorun deneyleri için öne sürülen gerekçe olarak sunuluyor.
Stories differ on what he actually did, Anlatım akışı
3:59Gerçekte ne yaptığına dair hikayeler farklılık gösteriyor,
Anlatılar ... konusunda farklılık gösteriyor
Stories differ on, bilgi aktarırken kullanılan bir çerçevedir ve farklı anlatıların ya da kayıtların ardından gelen belirli noktada aynı fikirde olmadığını gösterir. Burada stories mutlaka kurmaca hikâyeler anlamına gelmez; anlatılan farklı versiyonları veya kayıtları ifade eder. What he actually did ise tartışılan noktayı belirtir. Bu çerçeve, versiyonlardan birini doğru seçmeden kayıtlardaki belirsizliği gösterir. Çelişkili anlatıların bulunduğunu söylemekle olgular hakkında kesin bir iddiada bulunmayı birbirinden ayırır.
Alıştırma
Farklı anlatıların neden hakkında farklı cevaplar verdiğini anlatmak için aşağıdaki cümleyi hangi ifade tamamlar? Stories ___ why the meeting ended early.
- differ from
- differ in
- differ on
Cevabı göster
differ on
but according to the BBC, he would sometimes take out organs without anesthetic.
4:01ancak BBC'ye göre, bazen anestezi olmadan organ çıkarıyordu.
The BBC also wrote that he had a collection of human eyes of all different colors stuck to his laboratory wall.
4:05BBC ayrıca laboratuvarının duvarına yapıştırılmış her renkten insan gözü koleksiyonu olduğunu da yazdı.
and it's said he would inject dye into children's eyes to change the color.
4:12ve çocukların gözlerine renklerini değiştirmek için boya enjekte ettiği söyleniyor.
Adding to the horror and mystery behind the strange case of Dr. Mengele,
4:16Dr. Mengele'nin garip vakasının ardındaki dehşete ve gizeme eklenecek olursa,
had a fatherly side to him: baba gibi bir yanı vardı
had a fatherly side to him ifadesinde side, fiziksel bir yönü değil, kişinin karakterinin bir yönünü belirtir. have a/an + adjective + side to + person kalıbı, bir özelliği daha karmaşık bir kişiliğin yalnızca bir parçası olarak sunar. Fatherly, baba gibi ilgili, koruyucu veya yol gösterici görünen davranışları anlatır. Onun ikizlerin gerçek babası olduğu anlamına gelmez; bu yönü fark etmek de tüm karakterini tanımlamaz veya diğer eylemlerini mazur göstermez.
Alıştırma
had a ... side to him kalıbını ve gentle sıfatını kullanarak cümleyi tamamlayın: Although the coach was usually strict, he ____.
Cevabı göster
had a gentle side to him
there is one story that says he sewed two Gypsy twins together to make them conjoined. Anlatım akışı
4:23onun iki Çingene ikizini dikip onları yapışık ikiz haline getirdiğini söyleyen bir hikaye vardır.
there is one story that says: bir anlatıya göre...
There is one story that says, ardından gelen yan cümleyi dolaşımda olan belirli bir anlatının içeriği olarak sunar. Varoluş yapısı there is önce kaynak çerçevesini söyleme yerleştirir; that says ise anlatının ne iddia ettiğini aktarır. Bu ifade, anlatıcı ile iddia arasında mesafe oluşturur. Bunun anlatıcının doğrudan doğruladığı bir gerçek değil, olası farklı anlatımlardan biri olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir iddiayı doğrudan ileri sürmek yerine belirsiz bir anlatıya en açık şekilde atfeder?
- There is one story that says the painting was hidden during the war.
- The painting was definitely hidden during the war.
- According to the museum's inventory, the painting was stored off-site during the war.
Cevabı göster
There is one story that says the painting was hidden during the war.
it was reported, after spending three days in terrible agony.
4:30üç günü korkunç bir ıstırap içinde geçirdikten sonra bildirildi.
Some prisoners were said to have bone, muscle, and nerve transplantation
4:33Bazı mahkumlara anestezi yapılmadan
including freezing prisoners to study hypothermia,
4:41hipotermiyi incelemek için mahkumları dondurmak,
poisoning them, and burning them alive.
4:45onları zehirlemek ve canlı canlı yakmak dahil olmak üzere her türlü başka deneyi de yürüttüler.
Japan also has a dark past involving its treatment of prisoners of war. Notlar
4:47Japonya'nın da savaş esirlerine muamelesini içeren karanlık bir geçmişi var.
a dark past: karanlık bir geçmiş
Burada a dark past, utanç verici, zalimce veya ahlaki açıdan rahatsız edici eylemler içeren bir tarihi anlatan bir mecazdır. Dark, geçmişin ışık durumunu değil, ahlaki niteliğini belirtir. Bir ülke, kuruluş veya kişi için kullanıldığında bu ifade, ciddi yanlışların gündeme getirileceğini ve bu tarihin acı verici ya da konuşulması zor olabileceğini gösterir. Bu cümlede Japonya'nın savaş esirlerine kötü muamelesini tanıtır.
Alıştırma
Bu cümlede a dark past neyi ima ediyor?
- Ahlak dışı veya acı verici bir tarih
- Gece meydana gelmiş bir tarih
- Güneş ışığının az olduğu bir dönem
Cevabı göster
Ahlak dışı veya acı verici bir tarih
Many of the worst atrocities were carried out on American POWs, Öbek fiiller
4:51En kötü vahşetlerin birçoğu Amerikalı savaş esirleri üzerinde gerçekleştirildi,
prisoners of war ... American POWs: savaş esirleri ve kısaltma
Prisoners of war, silahlı bir çatışma sırasında bir silahlı kuvvetin mensubu olarak karşı tarafça yakalanan ve alıkonulan kişileri ifade eder. Bu ifade kişinin savaş içindeki statüsünü belirtir; sıradan mahkûmları veya bir hükümet tarafından gözaltına alınan herkesi anlatmaz. Bir sonraki cümlede American POWs, American prisoners of war ifadesinin kısa biçimidir. POW harflerin adları söylenerek telaffuz edilir; çoğul biçim sona -s getirilerek POWs olur.
Alıştırma
Bu bölümde prisoners of war veya POWs neyi ifade ediyor?
- Silahlı bir çatışmada karşı tarafça yakalanıp alıkonulan kişiler
- Bir suça tanık oldukları için geçici olarak alıkonulan kişiler
- Sıradan suçlar nedeniyle tutuklanan kişiler
Cevabı göster
Silahlı bir çatışmada karşı tarafça yakalanıp alıkonulan kişiler
carried out: bir eylemi gerçekleştirmek
Burada carried out, bir şeyi fiziksel olarak dışarı taşımak değil, bir eylemi gerçekleştirmek ya da uygulamak anlamına gelir. Gerçekleştirilen şey atrocities, on American POWs ise bu eylemlerden etkilenen kişileri belirtir. Were carried out edilgen yapıdadır. Zulümleri öne çıkarır ve eylemi kimin yaptığını belirtmez ya da bunu önemsiz bırakır. Aynı yapı planlar, testler, emirler ve prosedürlerle de kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede ‘performed’ anlamına gelen ifade hangisidir? The researchers ___ three safety tests before releasing the product.
- carried away — aşırı heyecanlandı veya götürüldü
- carried out — gerçekleştirdi
- carried on — devam etti
Cevabı göster
carried out — gerçekleştirdi
something which has been told in all its lurid detail. Kalıp ifadeler
4:54bu durum tüm ürpertici ayrıntılarıyla anlatılmıştır.
in all its lurid detail: tüm rahatsız edici ayrıntılarıyla
In all its lurid detail, özellikle şok edici, açık veya sansasyonel ayrıntıların tamamıyla anlatmak demektir. Lurid güçlü bir olumsuz değerlendirme taşır; yalnızca “çok canlı” demenin tarafsız bir yolu değildir. Burada its, anlatılan hikâyeye veya olaya gönderme yapar. İfade, anlatımın biçimini açıklar: rahatsız edici ayrıntılar eksiksiz verilir ve çoğu zaman bu sunumun abartılı ya da sansasyonel olduğu ima edilir.
Alıştırma
Bir hikâyenin rahatsız edici ve sansasyonel tüm ayrıntıları içerdiğini ve konuşanın bu sunum biçimini olumsuz değerlendirdiğini en iyi hangi ifade gösterir?
- in summary — yalnızca ana noktalarıyla
- in all its lurid detail — tüm rahatsız edici ve sansasyonel ayrıntılarıyla
- in vivid detail — tüm açık ve canlı ayrıntılarıyla
Cevabı göster
in all its lurid detail — tüm rahatsız edici ve sansasyonel ayrıntılarıyla
In one such article, the Guardian explains that US prisoners were injected with seawater.
4:56Guardian, böyle bir makalede ABD'li mahkumlara deniz suyu enjekte edildiğini açıklıyor.
in an effort to better understand epilepsy. Dilbilgisi
5:07bunu epilepsiyi daha iyi anlamak amacıyla yaptılar.
In an effort to + fiilin yalın hâli
in an effort to + fiilin yalın hâli, bir hedefe ulaşmaya çalışırken yapılan eylemi anlatır. Burada better understand epilepsy, eylemin belirtilen amacı olarak sunulur. Bu ifade, yalnızca amaç bildiren bir mastar yapısına göre bilinçli çabayı daha fazla vurgular. Bir hedef ve girişim olduğunu gösterir, ancak girişimin başarılı olup olmadığını söylemez.
Alıştırma
Ulaşılmaya çalışılan bir amacı vurgulayan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The city added more buses ____ reduce traffic.
Cevabı göster
in an effort to
It's also reported that one of the soldiers had his liver removed
5:09Askerlerden birinin karaciğerinin çıkarıldığı da bildiriliyor
for it later to become dinner for Japanese soldiers.
5:12daha sonra Japon askerlerine akşam yemeği olmak üzere.
The charge of cannibalism to the Japanese soldiers was never brought,
5:15Ancak Japon askerlerine yönelik yamyamlık suçlaması,
though, due to a lack of evidence. Kalıp ifadeler
5:18kanıt yetersizliği nedeniyle hiçbir zaman getirilmedi.
Due to a lack of evidence: delil yetersizliği nedeniyle
Due to a lack of evidence, nedeni bildiren resmî bir ifadedir: due to gerekçeyi sunar, a lack of evidence ise mevcut kanıtların yetersiz olduğunu belirtir. Burada, önceki sonucu bu kanıt eksikliğine bağlayarak açıklar. Kanıtların yetersiz olması, iddianın yanlış olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez. Mevcut kanıtların gerekli sonucu veya işlemi destekleyemediği anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama geliyor? The investigation was closed due to a lack of evidence.
- Kanıtlar hiçbir şey yaşanmadığını ispatladı.
- Soruşturmayı sürdürmek için yeterli kanıt yoktu.
- Soruşturmacılar ihtiyaç duydukları bütün kanıtları toplamıştı.
Cevabı göster
Soruşturmayı sürdürmek için yeterli kanıt yoktu.
According to a Japanese man who was a medical student at the camp,
5:20Kampta tıp öğrencisi olan bir Japon'a göre,
"They were being used to inflict as cruel a death as possible on the prisoners," said the man. Notlar
5:25Adam, "Mahkumlara olabildiğince acımasız bir ölüm yaşatmak için kullanılıyorlardı," dedi.
inflict something on someone yapısı
Inflict something on someone, birine zararlı veya acı verici bir şey yaşatmak anlamına gelir. Bu cümlede uygulanan şey acımasız bir ölümdür; prisoners ise bu zararı yaşayan kişilerdir. Dil bilgisel roller açıktır: zarara yol açan kişi veya güç inflict fiilinin öznesi, zararın kendisi doğrudan nesne, etkilenen kişi ise on edatından sonra gelir. Bu kalıp özellikle pain, damage, injury, punishment, suffering ve loss ile yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi inflict ve on ile tamamlayın: The attackers tried to ____ serious harm ____ the villagers.
Cevabı göster
inflict · on
as + sıfat + a/an + tekil ad + as possible
Bu cümlede as cruel a death as possible, ulaşılabilecek en yüksek acımasızlık derecesine sahip bir ölüm anlamına gelir. Belirli bir ölümle karşılaştırma yapmaz; mümkün olan en yüksek acımasızlık düzeyini anlatır. as ... as tekil ve sayılabilen bir adı nitelediğinde sıra as + sıfat + a/an + ad + as possible olur. Sıfat tanımlıktan önce gelir; bu nedenle normal ad öbeği a cruel death olsa da burada as cruel a death denir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için as, simple, a ve process sözcüklerini doğru sıraya koyun: We designed ____ as possible for new users.
Cevabı göster
as simple a process
The Japanese Imperial Army's penchant for torture didn't stop in Japan. Kelime
5:30Japon İmparatorluk Ordusu'nun işkenceye olan tutkusu Japonya'da durmadı.
A penchant for torture: işkenceye yönelik güçlü bir eğilim
Burada a penchant for torture, işkence uygulamaya yönelik güçlü ve tekrarlanan bir eğilim anlamına gelir. a penchant for + isim veya -ing biçimi, tek seferlik tesadüfi bir eylemi değil, belirgin bir tercih ya da eğilimi anlatır. Arkasından torture geldiği için normalde seçkin bir tınısı olan bu ifade övgü değil, sert bir kınama ifade eder. Acımasızlığı orduya atfedilen karakteristik ve sürekli bir davranış biçimi olarak sunar.
Alıştırma
Tekrarlanan ve olumsuz değerlendirilen bir eğilimi a penchant for ile en doğru anlatan cümle hangisidir?
- The witness accidentally dropped a folder once.
- The corrupt official had a penchant for intimidating witnesses.
- The official preferred the blue folder to the red one.
Cevabı göster
The corrupt official had a penchant for intimidating witnesses.
A research and development center located in China known as Unit 731 Kültür
5:33Birim 731 olarak bilinen Çin'de bulunan bir araştırma ve geliştirme merkezi
Tarihî bir ad olarak Unit 731
Unit 731, İkinci Dünya Savaşı sırasında işgal altındaki Çin'de bulunan Japon İmparatorluk Ordusu'na bağlı bir örgütün özel adıdır. İnsanlar üzerinde ölümcül deneyler yapmış ve biyolojik savaş araştırmaları yürütmüştür; bu nedenle adı tanımak, esirlere, canlı diseksiyona veya deneylere yapılan göndermeleri anlamak için gereklidir. Burada Unit askerî bir örgüt anlamına gelir. 731 sayısı bu örgütü tanımlar; bir ölçü, oda numarası veya araştırma merkezlerinin genel adı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede Unit 731 neyi ifade eder?
- 731 standart birime eşit bir ölçü
- Çin'de ölümcül insan deneyleri ve biyolojik savaş araştırmalarıyla bağlantılı bir Japon İmparatorluk Ordusu örgütü
- Sıradan bir sivil araştırma binasındaki 731 numaralı oda
Cevabı göster
Çin'de ölümcül insan deneyleri ve biyolojik savaş araştırmalarıyla bağlantılı bir Japon İmparatorluk Ordusu örgütü
was the place where Chinese POWs would experience a kind of hell on Earth. Deyimler
5:37Çinli savaş esirlerinin Dünya'da bir tür cehennemi yaşayacağı yerdi.
hell on Earth: yeryüzündeki cehennem
Hell on Earth, insanların gerçek hayatta aşırı acı, zulüm veya sefalet yaşadığı bir yer ya da durumu anlatan güçlü bir benzetmedir. Earth, bunun insanların yaşadığı gerçek dünyada gerçekleştiğini gösterir. Yani koşullar, hayal edilen cehennem azabı kadar korkunçtur; ifade gerçek ve dinî bir mekânın adını vermez. a kind of hell on Earth içindeki a kind of karşılaştırmayı biraz yumuşatır, ancak durumun hafif olduğu anlamına gelmez. Konuşmacı yine de esirlerin deneyimini dehşet verici ve sıradan sözlerle anlatılması neredeyse imkânsız bir şey olarak sunar.
Alıştırma
“The prison camp was hell on Earth” cümlesinde hell on Earth ne anlama gelir?
- Aşırı acıların yaşandığı gerçek bir durum
- Biraz rahatsız edici bir yer
- Dünya üzerinde bulunan dinî bir yer
Cevabı göster
Aşırı acıların yaşandığı gerçek bir durum
It's now believed that thousands of POWs experienced live vivisection without anesthesia. Kelime
5:41Şimdi binlerce savaş esirinin anestezi olmadan canlı canlı teşrihe maruz kaldığına inanılıyor.
live vivisection: canlı denek üzerinde viviseksiyon
Vivisection, özellikle bir deney kapsamında, canlı bir denek üzerinde ameliyat veya diseksiyon yapılmasını anlatan resmî bir terimdir. live vivisection ifadesindeki live, “canlı” anlamındaki sıfattır ve işlemler sırasında esirlerin hâlâ hayatta olduğunu vurgular. İfade, bu işlemleri sıradan tıbbi bakım değil, yaşayan insanlara zorla uygulanan deneyler olarak tanımlar. Without anesthesia ise anestezik kullanılmadığına dair ayrı bir bilgi ekleyerek anlatılan vahşeti daha da açık hâle getirir.
Alıştırma
Bir tarih raporu, esirlerin hâlâ hayattayken deney amacıyla ameliyat edildiğini söylüyor. En doğru terim hangisidir?
- live vivisection
- routine surgery
- autopsy
Cevabı göster
live vivisection
but local women and children had their organs removed in the name of science.
5:47aynı zamanda yerel kadınların ve çocukların da bilim adına organları alındı.
Not only A, but B: ikinci bir grup eklemek
Not only A, but B, A'dan sonra B'yi ekler ve ifadenin iki grup için de geçerli olduğunu gösterir. Burada A soldiers, B ise local women and children bölümüdür; böylece liste bir gruptan daha beklenmedik başka bir gruba genişler. A ve B aynı dil bilgisel görevi üstlenir: ikisi de cümlenin öznesi olan ad öbekleridir. but sonrasında sıkça also kullanılır, ancak buradaki gibi atılabilir.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki not only ... but yapısıyla tamamlayın: The new rule affects ____ full-time staff, ____ part-time workers.
Cevabı göster
not only · but
It's said that other prisoners had their limbs removed so the Japanese could study blood loss,
5:51Japonların kan kaybını inceleyebilmesi için diğer mahkumların uzuvlarının kesildiği,
and sometimes the doctors would attempt to attach the limbs to the opposite side.
5:55ve bazen doktorların uzuvları karşı tarafa bağlamaya çalıştıkları söyleniyor.
and it's thought thousands of civilians died in the end,
6:00ve sonunda binlerce sivilin öldüğü düşünülüyor,
many of whom had been purposely infected with a number of diseases. Dilbilgisi
6:02çoğuna da bilerek çeşitli hastalıklar bulaştırılmıştı.
Many of whom ile bir insan grubunun bir bölümünü belirtmek
Many of whom, daha önce sözü edilen çoğul bir insan grubu hakkında ek bilgi veren, sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. ‘O insanların birçoğu’ anlamına gelir; burada whom daha önceki civilians sözcüğünü gösterir. of edatı grubun bir bölümünü belirten bir ifade oluşturur. whom ise bir edattan sonra geldiği ve insanları gösterdiği için kullanılır. Virgül, cümleciğin hangi kişilerin kastedildiğini belirlemek yerine ek bilgi verdiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi ‘o sanatçıların birçoğu’ anlamına gelen üç sözcüklü bir ilgi ifadesiyle tamamlayın: The festival welcomed thirty artists, ____ had traveled from overseas.
Cevabı göster
many of whom
Other prisoners were killed when the Japanese were merely testing how well their guns, bombs, and flamethrowers worked. Dilbilgisi
6:06Diğer mahkumlar ise Japonlar silahlarının, bombalarının ve alev makinelerinin ne kadar iyi çalıştığını test ederken öldürüldü.
Gömülü soru yapısı how well ... worked
testing fiilinden sonra gelen how well their guns, bombs, and flamethrowers worked, cümle içine gömülmüş bir soru yan cümlesidir. Silahların ne ölçüde etkili çalıştığını sorar. Soru daha büyük bir yapının içinde olduğu için düz cümle sırası kullanılır: how well + özne + fiil. Özne their guns, bombs, and flamethrowers olduğundan worked özneden sonra gelir; öznenin önüne did konmaz.
Alıştırma
Soruyu tested fiilinden sonra doğru biçimde gömen cümle hangisidir?
- The lab tested how well the battery worked.
- The lab tested how well did the battery work.
- The lab tested how well worked the battery.
Cevabı göster
The lab tested how well the battery worked.
Over to Russia and life in a gulag, Notlar
6:11Rusya'ya ve halkın sözde düşmanları için Rus hapishanesi olan
Medya geçişi olarak Over to Russia
Over to Russia, sunucu veya anlatıcının kullandığı eksiltili bir geçiş ifadesidir. “Şimdi dikkatimizi Rusya’ya çeviriyoruz” anlamına gelir ve sıradaki yeri ya da konuyu tanıtır. Burada hareket eden şey programın odağıdır; konuşan kişi gerçekten hareket etmek zorunda değildir. Atlanan sözler “Now, over to Russia” gibi anlaşılabilir; böylece bu kısa ifade sıradaki içeriği verimli biçimde düzenler.
Alıştırma
Bir haber programında Now, over to Priya for sports ne anlama gelir?
- Program, spor bölümü için dikkati Priya’ya aktarıyor.
- Sunucu Priya’ya odanın öbür tarafına geçmesini emrediyor.
- Priya bir spor etkinliğine seyahat ediyor.
Cevabı göster
Program, spor bölümü için dikkati Priya’ya aktarıyor.
the Russian prison for so-called enemies of the people. Ton ve niyet
6:12bir gulag'daki hayata geçelim.
Gulag ve enemies of the people
Bu tarihsel bağlamda gulag, sıradan bir Rus hapishanesi değildir. Terim, Sovyet zorunlu çalışma kampları sistemini ve buna bağlı olarak bu sistem içindeki tek bir kampı ifade eder. “Enemies of the people”, Sovyet yetkililerinin siyasi tehdit olarak gördükleri kişilere taktığı ideolojik bir etiketti. İki ifade birlikte, hapsedilmenin sıradan bir suçun cezası olmaktan çok siyasi ve zorlayıcı nitelikte olduğunu gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan iki ifade, bu hapsedilmenin niteliği hakkında ne gösteriyor?
- Tarafsız bir hukuk kategorisine göre hüküm giymiş kişiler için kullanılan sıradan, modern bir Rus hapishanesiydi.
- Sovyet zorunlu çalışma kampı sistemine aitti ve mahkûmlara siyasi bir etiket verilmişti.
- Hükümeti destekleyenler için kurulmuş gönüllü bir çalışma yerleşimiydi.
Cevabı göster
Sovyet zorunlu çalışma kampı sistemine aitti ve mahkûmlara siyasi bir etiket verilmişti.
Mesafe koyma işareti olarak so-called
So-called, bir adı veya etiketi tanıtmak için bir isim öbeğinin önüne gelir. Burada enemies of the people ifadesini niteler. Bu cümlede mesafe koyma işaretidir: konuşan kişi, yetkililerin kullandığı etiketi doğru kabul etmeden aktarır. Bu nedenle kuşku ve eleştiri katar; yaklaşık olarak “yetkililerin enemies of the people dediği kişiler” anlamına gelir.
Alıştırma
“The company's so-called solution made the problem worse.” cümlesinde so-called neyi ima eder?
- Konuşan kişi bunun çözüm olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden kuşku duyuyor.
- Konuşan kişi herhangi bir yargıda bulunmadan çözümün resmî adını veriyor.
- Konuşan kişi çözümün herkes tarafından beğenildiğini söylüyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi bunun çözüm olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden kuşku duyuyor.
One of a number of horrible ways to die in the gulag was to have poisons tested on you. Dilbilgisi
6:15Gulag'da ölmenin birçok korkunç yolundan biri üzerinizde zehirlerin test edilmesiydi.
have poisons tested on you: have + nesne + geçmiş zaman ortacı
have poisons tested on you ifadesinde poisons, have fiilinin nesnesidir ve eyleme maruz kalan şeydir; tested ise geçmiş zaman ortacıdır. Testi yapanın başka biri olduğu anlaşılırken you, testin üzerinde uygulandığı kişidir. have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, öznenin başka biri tarafından yapılan bir eylemi yaşadığını gösterebilir. Bu yapı çoğu zaman bir hizmet ayarlamayı anlatsa da burada bağlam, deneyimin istem dışı ve zararlı olduğunu gösterir: mahkûmlar zehir testlerine maruz bırakılır; bu testleri kendileri talep etmez veya zehirleri bizzat test etmezler.
Alıştırma
Bu cümlede have poisons tested on you ne anlama gelir?
- Zehirleri başka insanlar üzerinde bizzat test etmek.
- Gönüllü bir laboratuvar hizmeti ayarlamak.
- Zehirlerin tıbbi tedavi görmesini sağlamak.
- Başkaları tarafından yapılan zehir testlerine maruz bırakılmak.
Cevabı göster
Başkaları tarafından yapılan zehir testlerine maruz bırakılmak.
It's reported that a famous doctor used scores of patients while testing deadly poisons at the gulag's Laboratory 12, Kelime
6:19Ünlü bir doktorun, gulag'ın Laboratuvar 12'sinde, diğer adıyla Hücre'de,
scores of patients: kesin sayısı belirtilmeyen çok sayıda hasta
Scores of patients, bu haberde kesin sayısı belirtilmeyen çok sayıda hastayı, kabaca “birçok” veya “onlarca” hastayı ifade eder. Kesin bir sayı vermeden miktarın büyüklüğünü vurgular. A score geleneksel olarak yirmi anlamına gelebilir, ancak çoğul niceleyici scores of normalde deyimsel ve yaklaşık bir ifadedir. Bağlam açıkça bir sayı vermedikçe bunu yirminin belirli bir katı olarak hesaplamayın.
Alıştırma
“The clinic treated scores of patients after the storm,” cümlesinde scores of patients ne anlama gelir?
- Tam olarak yirmi hasta
- Puan kazanan hastalar
- Kesin sayısı belirtilmeyen çok sayıda hasta
- Hastaların test sonuçları
Cevabı göster
Kesin sayısı belirtilmeyen çok sayıda hasta
aka: also known as ifadesinin kısaltması
aka, also known as ifadesinin kısaltmasıdır. Aynı kişinin, yerin veya şeyin başka bir adını tanıtır; burada the Chamber, Laboratory 12’nin başka bir adıdır, ayrı bir yer değildir. X, aka Y kalıbı Y’yi kısa bir ek adlandırma bilgisi olarak sunar ve okuyucuya X ile Y’nin aynı varlığı ifade ettiğini bildirir.
Alıştırma
'also known as' ifadesinin yaygın kısaltmasıyla cümleyi tamamlayın: Jordan Lee, ____ DJ North, will perform tonight.
Cevabı göster
aka
was looking for a poison that was tasteless but could kill a man in seconds.
6:28tatsız olan ama bir adamı saniyeler içinde öldürebilen bir zehir arıyordu.
It's reported that many of the victims of the Chamber were previously well-respected academics,
6:32Hücre kurbanlarının çoğunun daha önce çok saygı duyulan akademisyenler,
Well, that's the end of today's rather macabre show.
6:37Bugünkü oldukça ürkütücü programımızın sonuna geldik.
we, as a civilization: çerçeveyi ortak sorumluluğa genişletmek
we, as a civilization ifadesinde araya eklenen as öbeği, we’nin hangi sıfatla veya ortak kimlikle ele alınacağını belirler: ayrı ayrı bireyler ya da ülkeler değil, toplum olarak örgütlenmiş insanlık. Konuşmacı bu öbeği virgüller arasına yerleştirerek sorunun çerçevesini kısa süreliğine genişletir. Cümle, uygarlık olarak paylaşılan sorumluluk hakkında bir yargı ister; bu, as ... as karşılaştırma kalıbı değildir.
Alıştırma
'Do you think that we, as a civilization, ...?' cümlesinde 'as a civilization' ne yapar?
- we’yi birlikte hareket eden ve topluca değerlendirilen insanlık olarak çerçeveler.
- Bir uygarlığı başka bir uygarlıkla karşılaştırır.
- we’yi konuşmacı ve adı belirtilen tek bir ülkeyle sınırlar.
Cevabı göster
we’yi birlikte hareket eden ve topluca değerlendirilen insanlık olarak çerçeveler.
have moved past experimenting on prisoners, Öbek fiiller
6:42mahkumlar üzerinde deney yapmayı geride mi bıraktık,
moved past experimenting: eski bir uygulamayı geride bırakmak
Burada move past + -ing, bir etkinliği geride bırakılabilecek bir aşama olarak sunar. Bu yüzden have moved past experimenting on prisoners, “mahkûmlar üzerinde deney yapma uygulamasını aşmış olmak” anlamına gelir; “mahkûmların yanından yürüyüp geçmek” anlamına gelmez. have moved past yapısındaki present perfect, önceki bir uygulamadan bugüne gelinen ve gerçekleştiği ileri sürülen bir değişimi gösterir. Çevredeki soruda bu iddia sorgulanır: konuşmacı toplumun bu uygulamayı gerçekten bitirip bitirmediğini sorar.
Alıştırma
Hangi cümlede move past doing something, eski bir uygulamayı veya aşamayı geride bırakmak anlamında kullanılmıştır?
- The team moved past the office on its way home.
- The team has moved the deadline past noon on Friday.
- The team has moved past blaming individuals and now fixes the process.
Cevabı göster
The team has moved past blaming individuals and now fixes the process.
Also, be sure to check out our other video called Most Painful Things a Human Can Experience.
6:47Ayrıca, Bir İnsanın Yaşayabileceği En Acı Verici Şeyler adlı diğer videomuzu izlediğinizden emin olun.
and as always, don't forget to like, share, and subscribe.
6:51ve her zamanki gibi, beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.