Higgs bozonunun temelleri - Dave Barney ve Steve Goldfarb: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
928 kelime 176 kel/dk

Video özeti: Bir fizikçi, Higgs alanını ve Higgs bozonunu bir blues şarkıcısına milkshake benzetmesiyle açıklar. Konuşma, parçacıkların nasıl kütle kazandığından yeni bozonun Standart Model tahminleriyle karşılaştırılarak neden sınanması gerektiğine uzanır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. walk into a bar, an ice cream bar. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: İngilizce şakaların kalıplaşmış açılışına getirilen mizahi dönüşü fark edin. bar sözcüğünün ikinci kullanımı, beklenen içkili mekânı dondurma dükkânına çevirir. Böylece cümleyi yalnızca sözcüğü sözcüğüne çevirmek yerine çok anlamlılığı, gecikmiş yeniden yorumlamayı ve kelime oyununu tanıyabilirsiniz. 2. The more it interacts, the more mass it has. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: İki miktarın birlikte değiştiğini gösteren bağıntılı The more..., the more... yapısını anlayıp kullanın. Burada Higgs alanıyla daha güçlü etkileşim, daha büyük kütleyle ilişkilendirilir; aynı kalıp başka bağlamlardaki orantılı eğilimleri, sonuçları ve karşılaştırmaları açıkça anlatmak için de kullanılabilir. 3. need to make sure that the boson we found is actually the Higgs boson. — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: Bir iddianın kanıtlarla doğrulanması gerektiğini belirtmek için doğal bir çerçeve olan need to make sure that... yapısını öğrenin. Bu ifadeyle deneylerdeki, iş kararlarındaki ve günlük yaşamdaki doğrulama süreçlerini anlatabilir; ilk bulguyla sağlam biçimde desteklenmiş sonucu birbirinden ayırabilirsiniz.

Bu derste

So, two guys walk into a bar.

0:13

Yani, iki adam bir bara girer.

Really?

0:15

Gerçekten mi?

No, seriously.

0:15

Hayır, ciddiyim.

Two guys walk into a bar, Deyimler

0:16

İki adam bir bara girer,

an ice cream bar.

0:18

bir dondurma barına.

Deyimler

walk into a bar ... an ice cream bar: bar sözcüğüyle yapılan kelime oyunu

Başlangıçta İngilizce fıkralarda sık kullanılan 'Two guys walk into a bar' kalıbı vardır. İlk anda bar, içki sunulan bir yer olarak anlaşılır ve walk into “içeri girmek” anlamına gelir. Ardından gelen 'an ice cream bar', bar sözcüğünün çubuk biçimindeki bir dondurmayı anlattığını ortaya çıkarır. Böylece walk into, bir nesneye “çarpmak” olarak yeniden yorumlanır. Aynı sözlerin iki farklı okumaya izin vermesi ve ikinci okumanın ilkini bozması mizahı yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede espriyi oluşturan nedir?

  1. Ice cream bar dondurma satan bir dükkân demektir.
  2. Bar önce içki sunulan bir yeri düşündürür, ardından ice cream bar onu dondurulmuş tatlı anlamına getirir.
  3. Walk into ikinci bölümde “hızlı koşmak” anlamına gelir.
Cevabı göster

Bar önce içki sunulan bir yeri düşündürür, ardından ice cream bar onu dondurulmuş tatlı anlamına getirir.

Dave, a physicist working on the Large Hadron Collider at CERN, Notlar

0:19

CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda çalışan bir fizikçi olan Dave,

Dilbilgisi

a physicist working on ...: isimden sonra gelen -ing öbeği

a physicist isim öbeği Dave'in kimliğini açıklar. working on the Large Hadron Collider at CERN şeklindeki -ing öbeği physicist sözcüğünden sonra gelir ve bu kişi hakkında ek bilgi verir. Buradaki working, cümlenin temel çekimli fiili değildir. Bu yapı a physicist who is working on the Large Hadron Collider at CERN şeklinde genişletilebilir. who is bölümünün çıkarılması, bir kişiyi ve işini daha kısa biçimde tanıtmayı sağlar.

Alıştırma

work on ifadesinin -ing biçimiyle kısa tanımı tamamlayın: Lena, a doctor ____ a new vaccine, spoke at the conference.

Cevabı göster

working on

the European Laboratory for Particle Physics,

0:23

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi,

Kültür

Large Hadron Collider at CERN ve açıklayıcı eşleme ifadesi

Large Hadron Collider, Avrupa'daki bir parçacık fiziği araştırma kuruluşu olan CERN'de bulunan dev bir parçacık hızlandırıcısıdır. Bu adlar, Dave'in parçacık fiziği alanında çalıştığını gösterir. Cümlede the European Laboratory for Particle Physics, CERN'den sonra gelen bir açıklayıcı eşleme ifadesidir; CERN'i başka sözlerle adlandırıp açıklar. Başka bir kişiyi, makineyi veya ayrı bir iş yerini tanıtmaz.

Alıştırma

the European Laboratory for Particle Physics ifadesi cümlede ne işe yarar?

  1. İkinci bir fizikçinin adını verir.
  2. Çarpıştırıcının büyüklüğünü anlatır.
  3. CERN'in ne olduğunu açıklar.
Cevabı göster

CERN'in ne olduğunu açıklar.

and Steve, a blues singer.

0:26

ve blues şarkıcısı Steve.

Dave,

0:28

Dave,

how's it going? Ton ve niyet

0:29

nasıl gidiyor?

Ton ve niyet

Gündelik bir selamlaşma olarak How's it going?

How's it going?, “Nasıl gidiyor?” veya “Nasılsın?” anlamına gelen gündelik bir selamlaşma olarak sık kullanılır. Bu replikte belirli bir projenin ilerleyişi sorulmuyor. Doğal bir cevap genellikle “Pretty good, thanks. How about you?” gibi kısadır. Buradaki it, genel olarak hayatı veya mevcut durumu ifade eder.

Alıştırma

Biri sizi “How's it going?” diyerek selamlıyor. En doğal cevap hangisidir?

  1. Pretty good, thanks. How about you?
  2. Yes, it goes every day.
  3. It is going to the station.
Cevabı göster

Pretty good, thanks. How about you?

Steve,

0:30

Steve,

good to see you. Ton ve niyet

0:31

seni görmek güzel.

Ton ve niyet

Sıcak bir selamlaşma olarak Good to see you

Good to see you ifadesi, It's good to see you cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Burada dostça bir selamlaşma görevi görür: konuşan kişi, genellikle karşısındaki kişiyi önceden tanıdığı veya onunla daha önce iletişim kurduğu için, onu görmekten memnundur. See burada görme yetisini anlatmaz. Çoğu zaman basit bir hello ifadesinden sonra gelir ve konuşma devam etmeden önce daha sıcak bir hava oluşturur.

Alıştırma

Tatilden sonra işe dönüyor ve önceden tanıdığınız bir iş arkadaşınızı selamlıyorsunuz. Doğal ve dostça selamlaşma hangisidir?

  1. Good to see you.
  2. I can see you clearly.
  3. Nice to meet you.
Cevabı göster

Good to see you.

Two scoops of chocolate almond for me. Kalıp ifadeler

0:32

Bana iki top çikolatalı bademli.

Kalıp ifadeler

Dondurma siparişinde Two scoops of ... for me

Two scoops of chocolate almond for me. kısa bir dondurma siparişidir. Two scoops miktarı, of chocolate almond ise aromayı belirtir. Scoop, dondurma kaşığıyla çıkarılan top biçimindeki bir porsiyon birimidir. Kalıp number + scoop(s) of + flavor + for + person şeklindedir. Buradaki for me, ortak bir siparişte hangi seçimin konuşan kişiye ait olduğunu gösterir; birinin konuşan kişinin yararına bir eylem yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Dondurma siparişini scoop sözcüğünün çoğul biçimiyle tamamlayın: Two ____ of strawberry for me, please.

Cevabı göster

scoops

Vanilla shake.

0:34

Vanilyalı milkshake.

Hey,

0:35

Hey,

I just saw something about the LHC on TV.

0:35

az önce televizyonda LHC ile ilgili bir şey gördüm.

You guys found Bozo in your detector? Deyimler

0:38

Dedektörünüzde Palyaço Bozo'yu mu buldunuz?

Deyimler

found Bozo in your detector?: Bozo ile boson arasındaki fark

Bu cümlede, dedektör bağlamına uyan parçacık fiziği terimi boson yerine ona benzer sesli Bozo kullanılarak mizah yaratılıyor. Büyük harfle yazılan Bozo, palyaçoya benzeyen komik bir karakterin adı gibi gelir; bu yüzden onu bilimsel bir cihazın içinde bulmak kasıtlı olarak saçmadır. Şakayı anlamak için bilimsel bağlamdan yararlanıp benzer seslerden doğan yanılgıyı düzeltmek gerekir. Bozo'yu gerçekten tespit edilen nesne olarak anlamayın; kastedilen bilimsel kelime boson'dır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz seçeneği belirleyin. Son hecenin /n/ ile bitip bitmediğine odaklanın.

  1. The detector found a boson in the chamber.
  2. The detector found Bozo in the chamber.
Cevabı göster

The detector found a boson in the chamber.

Well, not exactly. Ton ve niyet

0:40

Şey, tam olarak değil.

Ton ve niyet

Well, not exactly: nazik bir düzeltme

Burada well bir söylem belirleyicisidir: konuşana yanıt vermek için kısa bir an kazandırır ve yanıtı yumuşatır. Not exactly, önceki ifadenin bütünüyle doğru olmadığını belirtir; her parçasının yanlış olduğunu doğrudan söylemez. Well, not exactly. bir arada kullanıldığında dinleyeni gelecek düzeltmeye hazırlar. Ardından genellikle daha doğru bilgi verilir.

Alıştırma

"Well, not exactly." yanıtı hangi duruma en uygundur?

  1. Birinin ifadesi doğruya yakındır ama nazikçe düzeltilmesi gerekir.
  2. Tehlikeli bir talimat hemen ve açıkça durdurulmalıdır.
  3. Bir daveti büyük bir hevesle kabul etmek istiyorsunuz.
Cevabı göster

Birinin ifadesi doğruya yakındır ama nazikçe düzeltilmesi gerekir.

We found a boson,

0:42

Bir bozon bulduk,

probably the Higgs boson. Ton ve niyet

0:43

muhtemelen Higgs bozonu.

Ton ve niyet

probably the Higgs boson: olası fakat kesin olmayan bir tanımlama

Probably, konuşanın yeni bulunan bozonun büyük olasılıkla Higgs bozonu olduğunu düşündüğünü, ancak bu tanımlamanın henüz tam olarak doğrulanmadığını gösterir. Sözcük, bir bozonun bulunduğu gerçeğini değil, onun Higgs bozonu olarak tanımlanmasını niteler. Genel olarak probably, bir sonucun muhtemel olduğunu belirtirken şüpheye de yer bırakır. Kanıtlar belirli bir sonucu gösterdiği hâlde kesinlik için yeterli olmadığında bu tür bir ifade kullanılır.

Alıştırma

The package will probably arrive today. cümlesinde probably ne ifade eder?

  1. Bugün geleceği tamamen kesin.
  2. Bugün gelmesi muhtemel, ancak kesin değil.
  3. Bugün gelmesi son derece düşük bir ihtimal.
Cevabı göster

Bugün gelmesi muhtemel, ancak kesin değil.

What's that?

0:44

O nedir?

It's a particle.

0:46

O bir parçacık.

Don't you find particles all the time? Ton ve niyet

0:46

Siz sürekli parçacık bulmuyor musunuz?

Ton ve niyet

Don't you ...?: beklentiyi doğrulama ve karşı çıkma

Don't you find...? olumsuz bir sorudur. Burada konuşan, bilim insanlarının sık sık parçacık bulduğunu zaten varsayar ve tarafsız biçimde bilgi istemek yerine bu beklentiye dayanarak sorar. All the time, bunun sık sık gerçekleştiği düşüncesini güçlendirir. Bu nedenle soru hem şaşkınlık ifade eder hem de bu keşfin özel olduğu fikrine karşı çıkar: parçacık bulmak sıradan bir şeyse bu keşif neden önemlidir? Başka bağlamlarda Don't you...? bir varsayımı doğrulamak, şaşkınlık göstermek veya birinin söylediğine itiraz etmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Maya, "I never use this tablet." diyor. Erkek kardeşi, "Don't you use it for homework every day?" diye soruyor. Bu soru temel olarak neyi gösteriyor?

  1. Tabletin hangi renk olduğunu tarafsız biçimde soruyor.
  2. Maya'ya yeni bir tablet almasını emrediyor.
  3. Maya'nın onu her gün kullanmasını bekliyordu ve söylediğine şaşırdı.
Cevabı göster

Maya'nın onu her gün kullanmasını bekliyordu ve söylediğine şaşırdı.

Yes,

0:49

Evet,

but this one means that the Higgs field might really exist. Dilbilgisi

0:49

ama bu, Higgs alanının gerçekten var olabileceği anlamına geliyor.

Dilbilgisi

might really exist: ihtimali temkinli biçimde anlatmak

Bu cümlede might, Higgs alanının varlığını kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir olasılık olarak sunar. really, exist fiilini güçlendirir: alan yalnızca bir teori olmak yerine gerçekten var olabilir. Ancak really, might ile anlatılan belirsizliği ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Bilim insanlarının bazı kanıtları var ancak kesin bir ispatları yok. Parçacıkların gerçekten var olabileceğini vurgulamak için hangi cümle en uygundur?

  1. The particles might really exist.
  2. The particles used to exist.
  3. The particles really exist.
Cevabı göster

The particles might really exist.

Field?

0:53

Alan mı?

What field?

0:54

Ne alanı?

The Higgs field.

0:55

Higgs alanı.

It's named after Peter Higgs, Kalıp ifadeler

0:57

Adını Peter Higgs'ten almıştır,

Kalıp ifadeler

It's named after Peter Higgs: bir adın kaynağını açıklamak

be named after + bir kişi veya şey, adını o kaynaktan almak anlamına gelir ve çoğunlukla onu onurlandırmak ya da ona gönderme yapmak için kullanılır. Burada ad Peter Higgs'ten gelmektedir. after bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır. Ad verme işinin zaman bakımından Peter Higgs'ten sonra gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

be named after kalıbını geniş zamanda kullanın: The award ____ a pioneering doctor.

Cevabı göster

is named after

although many others contributed to the idea. Anlatım akışı

0:58

gerçi fikre katkıda bulunan birçok kişi olsa da.

Anlatım akışı

although many others contributed: emeği daha doğru belirtmek

Although ile başlayan yan cümle, önceki ifadeye bir ödünleme bilgisi ekler. Fikri Peter Higgs ile ilişkilendirmenin bütün hikâyeyi anlatmadığını, çünkü başka birçok kişinin de fikrin gelişmesine yardım ettiğini belirtir. Burada although, daha basit bir anlatıma düzeltici bir gerçek ekleyerek bilgiyi düzenler. Bu yan cümle ilgisiz bir ek değildir; önceki ifadeyi bütünüyle reddetmeden anlatımı daha doğru hâle getirir.

Alıştırma

Örnekteki although yan cümlesi ne işe yarar?

  1. İlgisiz bir fikir hakkında ayrı bir konu başlatır.
  2. Birçok kişinin katkıda bulunduğunu belirterek adlandırma açıklamasını daha doğru hâle getirir.
  3. Peter Higgs’in hiç katkıda bulunmadığını söyler.
Cevabı göster

Birçok kişinin katkıda bulunduğunu belirterek adlandırma açıklamasını daha doğru hâle getirir.

It isn't a field like where you grow corn, Kelime

1:01

Bu, mısır yetiştirdiğin türden bir tarlaya (alana) benzemiyor,

but a hypothetical invisible kind of force field that pervades the whole universe. Kelime

1:04

tüm evrene nüfuz eden hipotetik görünmez bir tür güç alanı.

Kelime

a field where you grow corn ... force field: field sözcüğünün iki anlamı

Field sözcüğünün birden fazla anlamı vardır. a field like where you grow corn ifadesinde ekin yetiştirmek için kullanılan bir araziyi, yani tarlayı anlatır. force field ifadesinde ise bilimsel bir anlam taşır: uzayın bir bölgesine yayılmış olarak tanımlanan ve nesneleri ya da maddeyi etkileyebilen bir şeydir. Cümle önce günlük tarla anlamını reddeder, sonra bilimsel anlamı tanıtır. Burada force field, görünmez bir fiziksel alanı basitçe açıklamak için kullanılır; görünür bir bilim kurgu kalkanı anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekteki force field ifadesinde field hangi anlamda kullanılmıştır?

  1. Ekin yetiştirilen bir arazi
  2. Birinin okulda okuduğu ders
  3. Uzaya yayılmış olan ve etkiler oluşturabilen fiziksel bir alan
Cevabı göster

Uzaya yayılmış olan ve etkiler oluşturabilen fiziksel bir alan

Kelime

pervades the whole universe: tüm evrene yayılır

Burada pervades the whole universe, “evrenin her bölümünde bulunur” anlamına gelir. Pervade, bir şeyin bütün bir yerde veya sistemde var olmasını anlatır; yalnızca bir taraftan diğerine gitmesini değil. Bu fiil bilimsel açıklamaya resmî ve yazılı bir anlatım havası verir. Kullanılabilir kalıp something pervades + a place or system şeklindedir; özne çoğunlukla bir koku, ruh hâli, özellik, fikir, etki veya alan olur.

Alıştırma

Hangi cümle, bir niteliğin yalnızca bir yerden geçmek yerine o yerin tamamında bulunduğunu söyler?

  1. A cyclist moves through the building.
  2. A package arrives at the building.
  3. A sense of calm pervades the building.
Cevabı göster

A sense of calm pervades the building.

Mm, okay.

1:09

Hımm, tamam.

Uh if it pervades the whole universe, Dilbilgisi

1:10

Ee, eğer tüm evrene nüfuz ediyorsa,

how come I've never seen it?

1:13

neden onu hiç görmedim?

Dilbilgisi

If ..., how come ...?: eğer…, nasıl oluyor da…?

if yan cümlesi bir iddiayı geçici olarak kabul eder; how come ise bu iddiayla uyuşmuyor gibi görünen bir sonuç hakkında soru sorar. Kalıp, “Eğer bu doğruysa, diğer şey neden böyle?” anlamına gelir ve çoğu zaman şaşkınlık ya da şüphe belirtir. How come konuşma diline aittir. Why ile kurulan doğrudan bir sorunun aksine, ardından genellikle düz cümle söz dizimi gelir: How come I've never seen it? denir, How come have I never seen it? denmez.

Alıştırma

Görünürdeki bir çelişkiyi sorgulamak için konuşma kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. If this phone is new, how come it keeps crashing?
  2. If this phone is new, how come does it keep crashing?
  3. If this phone is new, why it keeps crashing?
Cevabı göster

If this phone is new, how come it keeps crashing?

That's a bit strange.

1:15

Bu biraz tuhaf.

Well, actually,

1:17

Şey, aslında,

it's not that strange. Ton ve niyet

1:17

o kadar da tuhaf değil.

Ton ve niyet

not that strange: derece bildiren that

not that strange ifadesindeki that, “o derece” ya da “o kadar” anlamına gelen bir derece zarfıdır. Cümle, durumun dinleyicinin düşündüğü kadar tuhaf olmadığını söyler; durumun bütünüyle olağan olduğunu mutlaka söylemez. not that + sıfat kalıbı, değerlendirmeyi yumuşatır ve dinleyicinin şaşkınlığını nazikçe azaltır.

Alıştırma

“it's not that strange.” cümlesinde “that” ne işe yarar?

  1. Bir şeyin neden tuhaf olduğunu açıklayan sebebi tanıtır.
  2. Belirli bir tuhaf nesneyi gösterir.
  3. “O derece” anlamına gelir ve strange sözcüğünün gücünü azaltır.
Cevabı göster

“O derece” anlamına gelir ve strange sözcüğünün gücünü azaltır.

Think of the air around us. Anlatım akışı

1:19

Etrafımızdaki havayı düşünün.

Anlatım akışı

Think of the air around us: bir benzetmeye giriş yapmak

Burada Think of..., dinleyicinin dikkatini tanıdık bir örneğe yönelten bir talimattır. Konuşmacı, sonraki düşüncenin bir karşılaştırma yoluyla anlaşılması için önce etrafımızdaki havayı ortaya koyar. Derslerde, sunumlarda ve bilimsel açıklamalarda Think of X genellikle bilgiyi düzenler: X'in rastgele hatırlanmasını değil, bir model ya da benzetme olarak kullanılacağını bildirir.

Alıştırma

Bir açıklamada “Think of the air around us.” cümlesinin temel görevi nedir?

  1. Dinleyiciden fiziksel olarak hava aramasını ister.
  2. Bir benzetmeye zemin hazırlamak için tanıdık bir örnek sunar.
  3. Açıklamanın bittiğini bildirir.
Cevabı göster

Bir benzetmeye zemin hazırlamak için tanıdık bir örnek sunar.

We can't see it or smell it.

1:21

Onu göremeyiz veya koklayamayız.

Well,

1:23

Şey,

perhaps in some places we can.

1:23

belki bazı yerlerde koklayabiliriz.

But, we can detect its presence with sophisticated equipment, Kalıp ifadeler

1:25

Ancak varlığını gelişmiş ekipmanlarla tespit edebiliriz,

Kalıp ifadeler

detect its presence with sophisticated equipment: gelişmiş ekipmanlarla varlığını tespit etmek

Detect its presence, onun var olduğunu gösteren kanıtları bulmak anlamına gelir. Burada presence, bir etkinliğe katılım değil, var olma veya varlık belirtileri demektir. With sophisticated equipment, tespitte kullanılan aracı belirtir. detect + iyelik + presence + with + equipment yapısı, doğrudan görülemeyen bir şeyin cihazlarla ortaya çıkarılabildiğini açıklamanın doğal bir yoludur.

Alıştırma

detect its presence with sophisticated equipment ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Ekipman çalışırken onu etkinliğe katılmaya davet etmek.
  2. Ekipmanı daha zarif ve şık göstermek.
  3. Onun var olduğuna dair kanıt bulmak için gelişmiş cihazlar kullanmak.
Cevabı göster

Onun var olduğuna dair kanıt bulmak için gelişmiş cihazlar kullanmak.

like our own bodies.

1:29

kendi bedenlerimiz gibi.

So, the fact that we can't see something Dilbilgisi

1:31

Yani bir şeyi göremiyor olmamız gerçeği,

just makes it a bit harder to determine whether it's really there or not. Dilbilgisi

1:34

sadece orada olup olmadığını belirlemeyi biraz daha zorlaştırır.

Dilbilgisi

the fact that ... makes it harder to determine: bir gerçeğin değerlendirmeyi zorlaştırdığını anlatmak

The fact that we can't see something isim grubu, makes fiilinin öznesidir. İçindeki that yan cümlesi gerçeğin içeriğini belirtir; böylece bu koşulun tamamı bir sonucun nedeni olarak sunulur. makes it a bit harder to determine yapısında it biçimsel nesnedir ve something sözcüğüne gönderme yapmaz. Zorlaşan eylem determine whether it is really there bölümüdür. Yeniden kullanılabilecek kalıp the fact that + yan cümle + makes it + sıfat + to + fiildir.

Alıştırma

make it harder to hedef sözcüklerini kullanarak ve make fiilini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: The fact that the print is tiny ____ read the instructions.

Cevabı göster

makes it harder to

Dilbilgisi

whether it's really there or not: iki olasılık sunmak

Whether, cevabı evet ya da hayır olan dolaylı bir soru başlatır. whether it's really there or not ifadesindeki iki olasılık, onun gerçekten orada olması ve olmamasıdır. Or not, olumsuz olasılığı açıkça belirtir. Belirlenmeye çalışılan şey tüm yan cümledir; bu nedenle cümle, iki sonuçtan birini ileri sürmek yerine belirsizlik bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle sinyalin varlığının hâlâ belirsiz olduğunu anlatır?

  1. We still need to determine whether the signal is really there or not.
  2. We still need to determine where the signal is.
  3. We have determined that the signal is really there.
Cevabı göster

We still need to determine whether the signal is really there or not.

All right.

1:38

Pekâlâ.

Uh go on. Öbek fiiller

1:39

Ee devam et.

Öbek fiiller

go on: birini konuşmaya devam etmeye davet etmek

Burada Go on., Konuşmaya devam et anlamına gelen kısa bir teşviktir. Diğer kişinin konuşma sırasının bitmediğini belirtir ve onu daha fazla bilgi vermeye davet eder. Buradaki on, fiziksel bir yönü değil devam etmeyi ifade eder. Konuşmada tek başına bir yanıt olarak kullanıldığında, diğer kişinin açıklamasını veya hikâyesini sürdürmesini sağlar.

Alıştırma

Bir arkadaşın hikâyenin ortasında duruyor. Go on. en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Konuşmayı bitirmek.
  2. Daha yüksek bir yere yürümek.
  3. Hikâyeyi anlatmaya devam etmek.
Cevabı göster

Hikâyeyi anlatmaya devam etmek.

So, we believe this Higgs field is all around us, Kalıp ifadeler

1:40

Bu yüzden, bu Higgs alanının her yanımızda olduğuna inanıyoruz,

everywhere in the universe.

1:43

evrenin her yerinde.

Kalıp ifadeler

is all around us: çevredeki alanın her yanında bulunma

Bu cümlede is all around us, Higgs alanının yalnızca yakındaki bir noktada değil, bizi çevreleyen alanın her yanında bulunduğu anlamına gelir. All, geniş bir alana yayılma anlamını güçlendirir. Alanın çevremizde kusursuz bir çember oluşturması gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir şeyin insanların çevresindeki alanın her yanında bulunduğunu anlatır?

  1. The runners moved in a circle around us.
  2. We looked all around us for the missing key.
  3. Soft music seemed to be all around us.
Cevabı göster

Soft music seemed to be all around us.

And what it does is rather special. Dilbilgisi

1:45

Ve yaptığı şey oldukça özeldir.

Dilbilgisi

what it does is rather ...: işleve odaklanma

What it does, “yaptığı şey” veya “işlevi” anlamına gelen bir isim cümleciğidir. Bu cümlecik is rather special bölümünün öznesidir; dolayısıyla cümle, işlevinin oldukça özel olduğunu belirtir. Bu söz dizimi, işlevi açıklamadan veya tanımlamadan önce dikkati bir şeyin ne yaptığına çeker. Bu bir bildirme cümlesidir; What does it do? sorusu değildir. Burada rather, “oldukça” veya “epeyce” anlamına gelir.

Alıştırma

İşleve odaklanan bildirme yapısını tamamlayın: ____ this button ____ is rather useful.

Cevabı göster

What · does

It gives mass to elementary particles. Kalıp ifadeler

1:47

Temel parçacıklara kütle kazandırır.

Kalıp ifadeler

give mass to elementary particles: give ile bir özellik kazandırmak

Bu cümlede gives mass to elementary particles, “temel parçacıkların kütleye sahip olmasını sağlar” anlamına gelir. Give burada bir nesneyi fiziksel olarak teslim etmekten değil, bir şeyin belirli bir özelliğe sahip olmasını sağlamaktan söz eder. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp give + özellik + to + etkilenen şey biçimindedir; give strength to a material buna bir örnektir. Buradaki mass, fiziksel büyüklük olan “kütle”dir; kalabalık bir insan topluluğu değildir.

Alıştırma

Bilimsel bir açıklamada “The field gives mass to the particles.” ne anlama gelir?

  1. Alan, parçacıkların ne kadar ağır olduğunu ölçer.
  2. Alan, parçacıklara büyük bir kalabalık gönderir.
  3. Alan, parçacıkların kütleye sahip olmasını sağlar.
Cevabı göster

Alan, parçacıkların kütleye sahip olmasını sağlar.

What's an elementary particle?

1:50

Temel parçacık nedir?

An elementary particle is what we call particles that have no structure, Dilbilgisi

1:52

Temel parçacık, yapısı olmayan parçacıklara verdiğimiz addır,

Dilbilgisi

what we call particles that have no structure: cümle içine yerleştirilmiş bir tanım

What we call ... cümle içine yerleştirilmiş bir tanım sunar: bir şey için kullanılan adı veya kategoriyi belirtir. Bu cümlede elementary particle ifadesini particles that have no structure açıklamasına bağlar. Bu açıklamanın içinde that have no structure, particles sözcüğünü niteler. Başka durumlara aktarılabilen kalıp X is what we call Y biçimindedir; Y, X’in adını veya kategorisini verir.

Alıştırma

Tanımı what we call kalıbıyla tamamlayın: A seedling is ____ a young plant.

Cevabı göster

what we call

they can't be divided.

1:57

bölünemezler.

They're the basic building blocks of the universe. Deyimler

1:58

Evrenin temel yapı taşlarıdır.

Deyimler

basic building blocks of the universe ifadesinin mecaz anlamı

“Building blocks” burada mecazdır. Bir araya gelerek daha büyük ve karmaşık bir şeyi oluşturan temel birim veya ögeler demektir. “Basic building blocks of the universe” ifadesindeki “basic”, bunların en temel düzeyde bulunduğu düşüncesini güçlendirir. Bu mecaz, karmaşık bir sistemin daha basit parçalardan nasıl oluştuğunu açıklarken kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede building blocks ne anlama geliyor?

  1. İnşaatı engelleyen sorunlar
  2. Daha büyük şeylerin oluştuğu en basit parçalar
  3. Bina yapımında kullanılan gerçek bloklar
Cevabı göster

Daha büyük şeylerin oluştuğu en basit parçalar

I thought those were atoms.

2:01

Onların atom olduğunu sanıyordum.

Well,

2:03

Şey,

atoms are actually made of smaller components, Kalıp ifadeler

2:03

atomlar aslında daha küçük bileşenlerden oluşur,

Kalıp ifadeler

made of smaller components ile oluşumu anlatmak

be made of + isim kalıbı, bir bütünün hangi malzeme veya parçalardan oluştuğunu belirtir. Burada smaller components atomların içindeki parçalardır; cümle üretim eylemini değil, oluşumu anlatır. be biçimi özneye göre değişir: atoms are made of ..., ancak an atom is made of .... Aynı kalıp hem fiziksel malzemeleri hem de bir sistemin bileşenlerini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi be made of yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: This necklace ____ small glass beads.

Cevabı göster

is made of

protons, neutrons, and electrons.

2:06

protonlar, nötronlar ve elektronlardan.

While electrons are fundamental particles, Dilbilgisi

2:09

Elektronlar temel parçacıklar iken,

neutrons and protons are not.

2:12

nötronlar ve protonlar değildir.

Dilbilgisi

While ... are not: while ile karşıtlık kurmak

Burada while iki olgu arasında karşıtlık kurar; “oysa” ya da “-mesine rağmen” anlamındadır, “... sırasında” anlamında değildir. İlk yan cümle elektronların temel parçacık olduğunu söyler; ikinci yan cümle ise nötronlarla protonların bu bakımdan farklı olduğunu belirtir. “neutrons and protons are not” bölümünde “fundamental particles” sözleri, zaten anlaşıldığı için söylenmez. Karşıtlık bildiren bu while kullanımı, birbiriyle ilişkili ama farklı iki bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Örnek cümlede while ne işe yarıyor?

  1. Parçacıkların aynı anda var olduğu anlamına gelir.
  2. Elektronlarla nötronları ve protonları karşılaştırır.
  3. Parçacıkların bulunduğu yeri tanıtır.
Cevabı göster

Elektronlarla nötronları ve protonları karşılaştırır.

They're made up of other fundamental particles called quarks. Öbek fiiller

2:14

Kuark adı verilen diğer temel parçacıklardan oluşurlar.

Öbek fiiller

made up of: bir bütünü oluşturan parçaları söylemek

“be made up of” yapısında özne bütündür; of'tan sonraki isim öbeği ise bütünün parçalarını veya üyelerini belirtir. Burada they, nötronlar ile protonları; “other fundamental particles called quarks” ise bunların nelerden oluştuğunu gösterir. Bu anlamda made up of'u tek bir birim olarak düşünün. Made tek başına bu oluşum ilişkisini göstermez; up veya of'u çıkarmak yapıyı değiştirir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “...den oluşan” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The school band is ____ twenty students.

Cevabı göster

made up of

Sounds like Russian dolls. Deyimler

2:18

Rus matruşkaları gibi geliyor kulağa.

Deyimler

like Russian dolls: iç içe katmanlar benzetmesi

Russian dolls, biri diğerinin içine geçen matruşka bebekleridir. Burada like Russian dolls, konuyu bu katmanlı düzene benzeterek bir seviyenin başka bir seviyenin içinde olduğunu gözümüzde canlandırmamıza yardımcı olur. Sounds like, konuşmacının daha önceki açıklamayı nasıl yorumladığını gösterir. Önemli olan Rusya veya gerçek bebekler değil, iç içe geçmiş düzendir.

Alıştırma

“Sounds like Russian dolls.” cümlesindeki benzetme neyi anlatıyor?

  1. Yapının birbirinin içine geçen katmanları olduğunu anlatır.
  2. Bebeklerin ses çıkardığını anlatır.
  3. Nesnelerin Rusya'da üretildiğini anlatır.
Cevabı göster

Yapının birbirinin içine geçen katmanları olduğunu anlatır.

Does it ever end? Ton ve niyet

2:19

Bunun bir sonu var mı?

Ton ve niyet

Does it ever end?: ever ile soruyu vurgulamak

Does it ever end? cümlesinde ever, “herhangi bir zamanda” anlamına gelir. Bir şeyin sona erdiği herhangi bir an olup olmadığını sorarak evet-hayır sorusunu güçlendirir ve çoğu zaman “Bu sonunda duracak mı?” etkisi yaratır. Ses tonuna ve bağlama göre soru şaşkınlık, merak veya sabırsızlık gösterebilir. Buradaki ever, geçmişteki belirli bir olayı anlatmaz.

Alıştırma

“Does this machine ever stop?” cümlesinde ever soruya ne katıyor?

  1. Stop sözcüğünü bir emre dönüştürür.
  2. Makinenin herhangi bir zamanda durup durmadığını sorar ve vurgu ekler.
  3. Makinenin geçmişte bir kez durduğunu söyler.
Cevabı göster

Makinenin herhangi bir zamanda durup durmadığını sorar ve vurgu ekler.

Actually, we don't really know.

2:21

Aslında, gerçekten bilmiyoruz.

But, our current understanding is called the Standard Model. Kültür

2:23

Ancak şu anki anlayışımız Standart Model olarak adlandırılıyor.

Kültür

the Standard Model: parçacık fiziği kuramının özel adı

Bu cümlede the Standard Model, parçacık fiziğindeki bir kuramın özel adıdır. Bilinen temel parçacıkların nasıl düzenlendiğini ve dört temel etkileşimden üçünün nasıl çalıştığını açıklar; kütle çekimi buna dahil değildir. Buradaki model, fiziksel bir maket anlamına gelmez. Kanıtları düzenleyen, örüntüleri açıklayan ve tahminleri destekleyen bilimsel bir çerçeve anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede the Standard Model neyi ifade ediyor?

  1. Standart boyutta yapılmış fiziksel bir maketi
  2. Parçacık fiziğinde özel adı olan kuramsal bir çerçeveyi
  3. Standart bir moda tasarımını sergileyen kişiyi
Cevabı göster

Parçacık fiziğinde özel adı olan kuramsal bir çerçeveyi

In it,

2:27

Bu modelde,

there are two types of fundamental particles, Anlatım akışı

2:28

iki tür temel parçacık vardır,

the fermions that make up matter, Öbek fiiller

2:31

maddeyi oluşturan fermiyonlar,

Öbek fiiller

that make up matter: “oluşturmak” anlamındaki make up

make up matter ifadesinde make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamına gelir. Fermiyonlar parçalardır; madde ise onların oluşturduğu bütündür. That, the fermions ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik, fermiyonları görevlerini belirterek açıklar.

Alıştırma

Cümleyi “parçalar hâlinde oluşturmak” anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: Twelve chapters ____ this book.

Cevabı göster

make up

and the bosons that carry forces. Kelime

2:33

ve kuvvet taşıyan bozonlar.

Anlatım akışı

there are two types of ...: bir sınıflandırmayı tanıtmak

there are two types of fundamental particles yan cümlesi, ayrıntılardan önce dinleyiciye bir sınıflandırma haritası sunar. two sözcüğü iki yer açar ve cümlenin geri kalanı bu yerleri fermions ve bosons ile doldurur. Yeniden kullanılabilen kalıp There are + sayı + types of + kategori şeklindedir. Önce kaç grubun geleceğini bildirir, ardından her grubu adlandırır veya açıklar; böylece anlatımı düzenler.

Alıştırma

Dersteki types of kalıbını kullanarak sınıflandırma girişini tamamlayın: There are ____ questions on the quiz: true-or-false and short-answer.

Cevabı göster

two types of

Kelime

that carry forces: fizikte “iletmek” anlamındaki carry

carry forces ifadesinde carry, “iletmek” ya da basitleştirilmiş fizik dilinde “aracılık etmek” anlamına gelir. Bu ifadede bozonlar, fiziksel bir etkileşimin parçacıklar arasında aktarılmasını sağlayan unsurlar olarak açıklanır; bir nesneyi gerçekten ellerinde tutmaz veya taşımazlar. That carry forces, the bosons ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Buradaki forces, askerî güçleri veya birini zorlama eylemini değil, fiziksel kuvvetleri ya da etkileşimleri ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “fiziksel etkileşimleri iletmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: In this simple model, bosons ____ between particles.

Cevabı göster

carry forces

We often order these particles according to their properties, Kalıp ifadeler

2:36

Bu parçacıkları genellikle özelliklerine göre sıralarız,

such as mass.

2:40

örneğin kütlelerine göre.

Kalıp ifadeler

order ... according to ...: bir ölçüte göre sıralamak

Bu cümlede order, ögeleri belirli bir sıraya koymak anlamına gelen bir fiildir. order A according to B kalıbı, B'yi belirleyici ölçüt olarak kullanıp A'yı sıralamak demektir. Burada A, these particles; B ise their properties ifadesidir. mass da bu tür özelliklerden biridir. according to ifadesinden sonraki sözler, sıralamayı belirlemek için kullanılan ölçütü verir.

Alıştırma

Sıralama ölçütünü tanıtan iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The app can order the photos ____ the date they were taken.

Cevabı göster

according to

We can measure the masses of the particles,

2:41

Parçacıkların kütlelerini ölçebiliriz,

but we never really knew where this mass came from, Öbek fiiller

2:44

ancak bu kütlenin nereden geldiğini

Öbek fiiller

where this mass came from: bir kökeni veya nedeni sormak

Bu cümlede came from, bir şeyin kökeninin ya da nedeninin başka bir şeyde bulunması anlamına gelir. Konuşmacı, kütlenin fiziksel olarak hangi yerden hareket ettiğini değil, parçacıkların kütlesini neyin oluşturduğunu soruyor. Come from, hareket anlatmadan bir kökeni belirtebilir. mass, idea veya error gibi soyut bir isimle kullanıldığında where it came from çoğu zaman onu neyin ürettiğini ya da ona neyin neden olduğunu sorar.

Alıştırma

Cümleyi köken veya neden belirten iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The engineers need to find out where the error ____.

Cevabı göster

came from

or why they have the masses they do. Dilbilgisi

2:48

veya neden bu kütlelere sahip olduklarını asla gerçekten bilemedik.

Dilbilgisi

the masses they do: have yerine kullanılan do

the masses they do ad öbeğinde do, daha önce geçen have fiilinin yerini tutar. Açık biçimdeki anlam the masses that they have olur. Buradaki do ikinci bir eylem anlatmaz. İngilizcede bir isimden sonra gelen ilgi cümleciğinde fiili tekrar etmemek için sık sık do, does veya did kullanılır. Yapıyı anlamak için önceki fiili yerine koy: why she made the choice she did cümlesinde did, made fiilinin yerini tutar.

Alıştırma

has fiilinin yerini tutan yardımcı fiille tekrar yapısını tamamla: I don't know why this leaf has the shape it ____.

Cevabı göster

does

So,

2:50

Peki,

how does this Higgs field thing explain mass? Kelime

2:51

bu Higgs alanı denen şey kütleyi nasıl açıklıyor?

Kelime

this Higgs field thing: thing ile yapılan gündelik adlandırma

this Higgs field thing ifadesinde thing, bilimsel terim olan Higgs field ifadesinin bir parçası değildir. Konuşan kişi this + ad veya konu + thing kalıbını kullanarak konuyu gündelik bir biçimde adlandırır. Burada konuşan kişi, fikri hâlâ anlamaya çalışan ve uzman olmayan biri gibi duyulur. Ses tonuna bağlı olarak aynı kalıp kafa karışıklığı, mesafe veya hafif kuşku da gösterebilir; konuşanın konuyu sevmediği anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

this Higgs field thing ifadesindeki thing sözcüğünün temel görevi nedir?

  1. Bilimsel adın resmî bir sözcüğüdür.
  2. Higgs alanının konuşanın elinde tutabileceği fiziksel bir nesne olduğunu belirtir.
  3. Higgs alanını gündelik biçimde adlandırır ve konuşanın konuya tam olarak aşina olmadığını gösterir.
Cevabı göster

Higgs alanını gündelik biçimde adlandırır ve konuşanın konuya tam olarak aşina olmadığını gösterir.

Well,

2:54

Şey,

when a particle passes through the Higgs field, Dilbilgisi

2:54

bir parçacık Higgs alanından geçtiğinde,

it interacts and gets mass. Kelime

2:57

etkileşime girer ve kütle kazanır.

Dilbilgisi

when a particle passes through the Higgs field: sonuca götüren bir süreç

when ile başlayan yan cümle, ana cümledeki sonuca yol açan durumu ortaya koyar. Burada yalnızca “belirli bir anda” değil, “bir parçacığın Higgs alanından geçme sürecinde” anlamına gelir. Her iki bölümde de geniş zaman kullanılması, bu ilişkiyi genel bir mekanizma olarak sunar: bu tür bir geçiş her gerçekleştiğinde belirtilen etkileşim ve sonuç ortaya çıkar. passes through, sıradan bir yolculuk yapmak değil, alanın içinden geçmek anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümlede, düzenli olarak bir sonuca yol açan süreç when yan cümlesiyle anlatılıyor?

  1. Air passed through the filter after the dust was trapped.
  2. When air passes through the filter, dust is trapped.
  3. Although the filter is new, the air is dusty.
Cevabı göster

When air passes through the filter, dust is trapped.

Kelime

gets mass: “sahip hâle gelmek” anlamındaki get

gets mass ifadesinde get, “edinmek” veya “sahip hâle gelmek” anlamındadır. Kütle, parçacığın etkileşim sonucunda sahip olduğu bir özelliktir; burada get, bir şeyi fiziksel olarak gidip almak veya taşımak anlamına gelmez. Bu kullanım, yeni bir duruma geçişi vurgular. Bir kişinin izin edindiği get permission ile yeni bir duruma geçtiği get tired ifadelerini karşılaştırın.

Alıştırma

Kurgusal bir parçacığın başlangıçta yükü yoktur. Hangi cümle, etkileşimden sonra bu özelliği edinmesine odaklanır?

  1. The particle loses its charge after the interaction.
  2. The particle has a charge throughout the experiment.
  3. The particle gets a charge after the interaction.
Cevabı göster

The particle gets a charge after the interaction.

The more it interacts, Dilbilgisi

3:00

Ne kadar çok etkileşime girerse,

the more mass it has.

3:01

o kadar fazla kütleye sahip olur.

Dilbilgisi

Bağlantılı değişimler için The more..., the more...

the + karşılaştırma biçimi..., the + karşılaştırma biçimi... yapısı iki değişimi birbirine bağlar. İlk bölüm değişen koşulu verir, ikinci bölüm ise onunla birlikte neyin değiştiğini söyler. Genellikle bir miktar artarken veya azalırken başka bir miktarın da değiştiğini anlatır. Bu cümlede daha fazla etkileşim, daha fazla kütleyle birlikte gerçekleşir. İki the de karşılaştırma yapısının parçasıdır; belirli bir şeyi gösteren sıradan tanımlıklar değildir.

Alıştırma

Cümleyi tekrarlanan The more..., the more... yapısıyla tamamlayın: ____ you practice, ____ confident you become.

Cevabı göster

The more · the more

Okay, I kind of get that. Ton ve niyet

3:02

Tamam, bunu biraz anladım.

Ton ve niyet

kind of get that: kısmen anlama

Burada get that, “o düşünceyi anlamak” demektir; “o şeyi almak” anlamına gelmez. Kind of, get ifadesini yumuşatır ve anlayışın tamamlanmadığını gösterir: konuşan kişi ana fikri anlamıştır ama henüz tamamen emin değildir. Bu ifade konuşmada geri bildirim olarak da kullanılır. Karşı tarafa açıklamanın anlaşılmaya başladığını söylerken daha fazla açıklama veya soru için alan bırakır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız yeni bir fikri açıklıyor. Ana noktayı anlıyorsunuz ama hâlâ emin değilsiniz. Hangi yanıt en uygundur?

  1. I kind of get that.
  2. I don't get that at all.
  3. I get that completely.
Cevabı göster

I kind of get that.

But, is it really that important?

3:04

Ama gerçekten bu kadar önemli mi?

I mean,

3:05

Yani,

what if there were no Higgs field? Dilbilgisi

3:05

ya Higgs alanı olmasaydı?

Dilbilgisi

What if there were no...?: bir şeyin yokluğunu hayal etmek

What if + yan cümle? dinleyiciden bir durumu hayal etmesini ve sonuçlarını düşünmesini ister. Burada there were no Higgs field, “Higgs alanının var olmadığını hayal et” anlamına gelir. Were, durumun gerçek dışı veya gerçeğe aykırı olduğunu gösterir; geçmiş zamanı belirtmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp What if there were no + isim? şeklindedir.

Alıştırma

Soruyu gerçek dışı varsayım kalıbıyla tamamlayın: ____ gravity?

Cevabı göster

What if there were no

If there were no Higgs field, Dilbilgisi

3:07

Eğer Higgs alanı olmasaydı,

the world wouldn't exist at all.

3:09

dünya hiçbir şekilde var olmazdı.

Dilbilgisi

If there were no..., ... wouldn't...: gerçek dışı koşul ve sonuç

Cümle, şu anda doğru olmayan bir koşulu hayal eder ve ardından sonucunu verir. Bu kalıba şimdiki zamana ilişkin gerçek dışı koşul denir: If there were no Higgs field hayal edilen koşulu kurar, the world wouldn't exist ise sonucu verir. Were geçmiş zamanı belirtmez. Sonuç kısmında would not + fiilin yalın hâli kullanılır: wouldn't exist. At all olumsuzluğu güçlendirir; bu nedenle wouldn't exist at all, “hiçbir şekilde var olmazdı” anlamına gelir.

Alıştırma

Gerçek dışı koşul cümlesini hedef kalıpla tamamlayın: ____ gravity, planets ____ stay in orbit.

Cevabı göster

If there were no · wouldn't

There'd be no stars, Dilbilgisi

3:11

Yıldızlar olmazdı,

no planets,

3:11

gezegenler olmazdı,

no air,

3:12

hava olmazdı,

no anything,

3:13

hiçbir şey olmazdı,

Dilbilgisi

There'd be no...: There would be no... ifadesinin kısaltması

Burada There'd be no..., There would be no... anlamına gelir. Varsayımsal bir durumda belirli şeylerin var olmayacağını söylemek için there would be varlık yapısını kullanır. 'd'den sonra be fiilinin yalın hâli geldiği için 'd, had değil would anlamındadır. stars, planets ve air sözcüklerinden önce no'nun tekrarlanması, olumsuz listeyi adım adım kurar. Sondaki no anything, listeyi nothing at all anlamıyla özetleyen vurgulu ve gündelik bir kullanımdır.

Alıştırma

Varsayımsal sonucu kısaltılmış varlık yapısıyla tamamlayın: Without sunlight, ____ plants.

Cevabı göster

there'd be no

not even that spoon Anlatım akışı

3:14

ne o kaşık

or the ice cream you're eating.

3:15

ne de yediğin dondurma.

Anlatım akışı

not even...: genel bir olumsuzluktan belirli bir örneğe

not even that spoon or the ice cream you're eating ifadesi yeni bir konu başlatmaz; önceki olumsuz düşünceyi sürdürür. Aynı olumsuzluğun kapsamına özellikle somut örnekler ekler: ne kaşık ne de dondurma var olurdu. Konuşmacı önce no anything biçimindeki genel sonucu verir, ardından dinleyicinin görebileceği nesneleri gösterir. Genel bir iddiadan belirli bir örneğe geçmek, sonucu gözde canlandırmayı kolaylaştırır ve olumsuzluğu güçlendirir.

Alıştırma

Genel bir olumsuzluğa şaşırtıcı ve belirli bir örnek ekleyen iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: No one came to the party, ____ Maya.

Cevabı göster

not even

Well, that would be bad.

3:17

Şey, bu kötü olurdu.

Okay.

3:18

Tamam.

But,

3:19

Ama,

where does this Higgs boson fit into things? Deyimler

3:19

peki bu Higgs bozonu nerede devreye giriyor?

Deyimler

Where does X fit into things?: X'in bütündeki rolünü sormak

Where does X fit into things? sorusu, X'in daha geniş bir durum veya açıklama içinde hangi yere, role ya da bağlantıya sahip olduğunu sorar. Burada konuşmacı, Higgs bozonunun genel açıklamayla nasıl bağlantılı olduğunu soruyor; fiziksel olarak nerede bulunduğunu değil. Bu kalıpta things, zaten konuşulmakta olan konunun tamamını ifade eden gündelik bir sözcüktür. Birkaç parça bilgi verildikten sonra bunlardan birinin büyük resme nasıl uyduğunu öğrenmek istediğinizde bu soruyu kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Programın genel stratejideki rolünü doğal biçimde soran soru hangisidir?

  1. When does this training program begin?
  2. Where does this training program fit into our strategy?
  3. Where should we store this training program's materials?
Cevabı göster

Where does this training program fit into our strategy?

All right,

3:22

Pekâlâ,

now do you see the cherry in my shake?

3:22

şimdi milkshake'imdeki kirazı görüyor musun?

Can I have it?

3:24

Yiyebilir miyim?

No,

3:25

Hayır,

not yet.

3:25

henüz değil.

We have to use it as an analogy first. Kalıp ifadeler

3:26

Önce onu bir benzetme olarak kullanmalıyız.

Kalıp ifadeler

use it as an analogy first: önce analoji olarak kullanmak

Use A as an analogy, A'yı başka bir fikri açıklamaya yardımcı olan bir karşılaştırma olarak kullanmak demektir. Bu karşılaştırma yararlı bir benzerliği öne çıkarır; iki şeyin gerçekte aynı olduğunu iddia etmez. First, açıklamanın sırasını gösterir: önce anlaşılması daha kolay karşılaştırmayla başlayın, ardından daha kesin açıklamaya geçin.

Alıştırma

Hangi cümle, haritanın ağın gerçek bir örneği olarak değil, ağı açıklayan bir karşılaştırma olarak kullanıldığını söyler?

  1. Let's use the map to replace the network.
  2. Let's use the map as an example of the network.
  3. Let's use the map as an analogy for the network.
Cevabı göster

Let's use the map as an analogy for the network.

All right,

3:29

Pekâlâ,

the cherry's the Higgs boson.

3:29

kiraz, Higgs bozonu.

No,

3:31

Hayır,

not quite. Ton ve niyet

3:32

tam olarak değil.

Ton ve niyet

Not quite: nazik ve kısmi bir düzeltme

Not quite, “tamamen değil” veya “tam olarak değil” anlamına gelir. Burada cevap olarak kullanıldığında, diğer kişinin doğruya yaklaştığını ancak hâlâ yanlış ya da eksik bir bölüm bulunduğunu anlatır. Bu ifade düzeltmeyi yumuşatır. Keskin bir no demek yerine, konuşanın neyin değişmesi gerektiğini açıklamasına alan bırakır.

Alıştırma

Bir öğrencinin cevabı doğruya yakın ancak tamamen doğru değil. En nazik ve doğru cevap hangisidir?

  1. Not quite, but you're close.
  2. Exactly right.
  3. No. That's completely wrong.
Cevabı göster

Not quite, but you're close.

The cherry is a particle moving through the Higgs field,

3:33

Kiraz, Higgs alanında hareket eden bir parçacık,

the shake.

3:37

milkshake alanı.

The shake gives the cherry its mass. Dilbilgisi

3:38

Milkshake, kiraza kütlesini veriyor.

Dilbilgisi

gives the cherry its mass: give ile bir özellik kazandırma

gives the cherry its mass ifadesinde give + etkilenen nesne + its + özellik kalıbı kullanılır. The cherry etkilenen nesnedir; its mass ise ona kazandırılan özelliktir. Buradaki its, the cherry ifadesine gönderme yapar. Bu, give fiilinin soyut bir kullanımıdır. Milkshake'in kirazın kütlesini oluşturduğu veya belirlediği anlamına gelir; mass adlı fiziksel bir nesne elden ele verilmez.

Alıştırma

give + object + its + property kalıbını ve gives, the room, its warm atmosphere ifadelerini kullanarak cümleyi tamamlayın: Soft lighting ____.

Cevabı göster

gives the room its warm atmosphere

I get it.

3:41

Anladım.

Okay,

3:42

Tamam,

so the molecules of the shake are the Higgs bosons.

3:42

demek milkshake'in molekülleri Higgs bozonları.

Well,

3:45

Şey,

you're getting closer. Ton ve niyet

3:46

yaklaşıyorsun.

Ton ve niyet

Teşvik edici geri bildirim olarak You're getting closer

Burada You're getting closer, dinleyenin cevabının ya da anlayışının doğru olana yaklaştığını ifade eder; kişinin fiziksel olarak bir şeye yaklaşması anlamına gelmez. Get + karşılaştırma sıfatı kademeli bir değişimi gösterebilir; bu nedenle getting closer, daha yakın hâle gelmek demektir. Geri bildirim olarak bu ifade, ilerlemeyi kabul ederken cevabın henüz tamamen doğru olmadığını da nazikçe belirtir.

Alıştırma

Bir sınıf arkadaşının cevabı tamamen doğru değil, ancak öncekinden çok daha iyi. Hangi yanıt teşvik edici bir geri bildirim verir?

  1. You're getting closer.
  2. That's exactly right.
  3. You're moving closer to the desk.
Cevabı göster

You're getting closer.

It takes an excitation of the Higgs field to produce the Higgs boson. Dilbilgisi

3:47

Higgs bozonunu üretmek için Higgs alanının uyarılması gerekir.

Dilbilgisi

It takes X to produce Y: bir gereksinimi belirtme

It takes X to do Y kalıbında takes, gerektirir anlamına gelir. X, Y eylemi için gereken koşulu, kaynağı, zamanı veya çabayı belirtir. Burada Higgs alanında bir uyarılma, Higgs bozonunu üretmek için gereken koşuldur. Baştaki it, biçimsel bir öznedir ve belirli bir şeyi ifade etmez. to ile kurulan mastar, gereksinimi açıklanan eylemi gösterir.

Alıştırma

Bulmacayı çözmenin zaman gerektirdiğini anlatmak için It takes X to do Y kalıbını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. It takes time to solve the puzzle.
  2. Time takes to solve the puzzle.
  3. It takes to solve the puzzle time.
Cevabı göster

It takes time to solve the puzzle.

So,

3:52

Yani,

for example,

3:53

örneğin,

if I were to add energy by say, Dilbilgisi

3:53

diyelim ki enerji eklersem,

Dilbilgisi

if I were to add energy: ihtiyatlı bir varsayım

If I were to add energy, dinleyiciden enerji ekleme eylemini hayal etmesini ve ardından ne olabileceğini düşünmesini ister. Yapı if + özne + were to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Buradaki were geçmiş zamanı anlatmaz. Eylemi gerçeklikten veya kesin bir karardan uzaklaştırdığı için varsayım, doğrudan bir koşula göre daha ihtiyatlı duyulur.

Alıştırma

İhtiyatlı varsayımı were to ile tamamlayın: If the team ____ delay the launch, how would customers react?

Cevabı göster

were to

dropping this cherry in the shake.

3:56

bu kirazı milkshake'e düşürerek.

Oh,

3:58

Oh,

then the drops that spill on the bar are the Higgs bosons.

3:58

o zaman bara sıçrayan damlalar Higgs bozonlarıdır.

Almost.

4:01

Neredeyse.

The splash itself is the Higgs boson. Dilbilgisi

4:02

Sıçramanın kendisi Higgs bozonudur.

Dilbilgisi

The splash itself: tam olarak o şeyi vurgulamak

The splash itself, yalnızca onunla bağlantılı bir şeyi değil, “özellikle sıçramanın kendisini” anlatır. Itself, vurguladığı isimden sonra gelen pekiştirici bir dönüşlülük zamiridir. Burada odak damlalardan sıçramanın tamamına çevrilerek düzeltilir. İsim öbeği + itself kalıbı, önemli olan şeyin tam olarak hangisi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Makinenin kendisine odaklanan pekiştirme sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: The machine ____ is fine; the cable is damaged.

Cevabı göster

itself

Are you serious? Ton ve niyet

4:06

Ciddi misin?

Ton ve niyet

İnanamama tepkisi olarak Are you serious?

Burada Are you serious?, şaşırtıcı bir bilgiye verilen anlık tepkidir. Yaklaşık olarak “Gerçekten mi?” veya “Şaka yapmıyorsun, değil mi?” anlamına gelir; konuşanın tavrını tarafsız ve resmî biçimde kontrol eden bir soru değildir. Hem onay ister hem de inanamama duygusunu gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşın “Our team won first place!” diyor. Sen “Are you serious?” diye cevap veriyorsun. Büyük olasılıkla ne ifade ediyorsun?

  1. Arkadaşının kişiliği hakkında bir soru
  2. Şaşkınlık ve inanamama
  3. Arkadaşından daha resmî konuşmasını isteme
Cevabı göster

Şaşkınlık ve inanamama

Well,

4:08

Şey,

that's what quantum mechanics teaches us. Dilbilgisi

4:09

kuantum mekaniği bize bunu öğretiyor.

Dilbilgisi

that's what ... teaches us ile bir sonucu özetlemek

that's what quantum mechanics teaches us cümlesinde what, “kuantum mekaniğinin bize öğrettiği şey ya da fikir” anlamındaki isim işlevli yan cümleyi başlatır. What ile başlayan bölümün tamamı is fiilinden sonra gelir ve hemen önce sözü edilen sonucu belirtir. Burada teaches us mecaz anlamdadır. Bir teori sınıfta ders veren bir öğretmen değildir; kanıtları ve ilkeleri bir sonucu anlamamızı sağlar. That's what + kaynak + teaches us kalıbı bir teoriden, deneyden, olaydan veya yaşantıdan çıkarılan dersi özetlemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi That's what ... teaches us kalıbıyla tamamla: The result changes when the room gets warmer. ____ this experiment teaches us.

Cevabı göster

That's what

In fact,

4:12

Aslında,

all particles are excitations of fields. Kelime

4:13

tüm parçacıklar alanların uyarılmalarıdır.

Kelime

Parçacık fiziğinde excitations of fields

Parçacık fiziğinde excitations of fields ifadesi, fiziksel alanların enerji kazanmış belirli durumlarını veya bu alanlardaki bozulmaları anlatır. Kuantum alan teorisinde parçacıklar, bu uyarımların gözlemlenebilir paketleri, yani kuantaları olarak anlaşılır. Burada excitation teknik bir isimdir; bir insanın heyecan duygusu değildir. İfade, parçacığı kendi alanıyla ilişkilendirir: alanın belirli bir uyarımı parçacık olarak gözlemlenir.

Alıştırma

Bu cümlede excitations of fields ne anlama geliyor?

  1. Açık arazilerde gerçekleşen ilginç olaylar
  2. Alanların fiziksel bozulmaları veya enerji kazanmış durumları
  3. İnsanların çalışma alanları hakkında heyecan duyması
Cevabı göster

Alanların fiziksel bozulmaları veya enerji kazanmış durumları

Okay, right.

4:17

Tamam, doğru.

Well, I I kind of see why you like particle physics.

4:18

Şey, parçacık fiziğini neden sevdiğini biraz anlıyorum.

It's it's quite cool,

4:21

Oldukça havalı,

uh strange, but cool. Anlatım akışı

4:22

ee tuhaf ama havalı.

Anlatım akışı

strange, but cool: olumlu değerlendirmeyi sona bırakmak

Strange, but cool iki değerlendirmeyi karşıtlık içinde sunar. Strange önce bir şeyin alışılmadık veya tuhaf geldiğini kabul eder; ardından but ile olumlu bir değerlendirme olan cool sözcüğüne geçer. A, but B kalıbında B bölümü genellikle asıl vurguyu alır ve dinleyiciye değerlendirmedeki son yönü verir. Burada konuşmacı tuhaflığı belirtse de genel tutumu olumlu kalır.

Alıştırma

Hangi cümle buluşun tuhaf olduğunu kabul ederken sonunda olumlu bir izlenim bırakır?

  1. The invention is strange and disappointing.
  2. The invention is strange, but cool.
  3. The invention is cool, but strange.
Cevabı göster

The invention is strange, but cool.

Yeah,

4:24

Evet,

you could call it a bit strange. Ton ve niyet

4:25

biraz tuhaf diyebilirsin.

Ton ve niyet

you could call it... ile temkinli bir değerlendirme yapmak

Bu cümlede you could call it... bir şeyi tanımlamanın olası yollarından birini sunar. Could yetenek anlamına gelmez; kullanılan tanımı kesin bir hükümden çok tartışmaya açık gösterir. A bit de strange sözcüğünü yumuşatır. İfade bir bütün olarak yaklaşık “bunu biraz tuhaf diye tanımlamak makul olur” anlamına gelir ve temkinli, dayatmacı olmayan bir ton taşır.

Alıştırma

Bu bağlamda “You could call it a bit strange” ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Herkese resmî ad olarak “strange” kullanmalarını emreder.
  2. “a bit strange” ifadesinin makul bir tanım olduğunu temkinli biçimde önerir.
  3. Birinin o şeye ad verme konusunda fiziksel yeteneği olduğunu söyler.
Cevabı göster

“a bit strange” ifadesinin makul bir tanım olduğunu temkinli biçimde önerir.

It's not like everyday life. Kalıp ifadeler

4:27

Günlük hayattaki gibi değil.

Kalıp ifadeler

not like everyday life: sıradan deneyimden farklı

Everyday life sıradan, tanıdık hayatı ve insanların normalde yaşadığı deneyimleri anlatır. Not like everyday life, bir şeyin insanların genellikle gördüğü, hissettiği veya beklediği şeylere benzemediğini belirtir. Burada everyday, life ismini niteleyen ve tek sözcük olarak yazılan bir sıfattır. İfadenin bütünü, teknik, alışılmadık veya yabancı bir durumda gündelik sezgilerin güvenilir bir yol gösterici olmayabileceğini gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede everyday, “sıradan veya gündelik” anlamındaki bir sıfat olarak doğru kullanılmıştır?

  1. This rule is useful in life every day.
  2. Every day life can feel busy.
  3. This rule is useful in everyday life.
Cevabı göster

This rule is useful in everyday life.

The Higgs boson is an excitation of the Higgs field.

4:29

Higgs bozonu, Higgs alanının bir uyarılmasıdır.

By finding the Higgs boson, Dilbilgisi

4:34

Higgs bozonunu bularak,

we know that the Higgs field exists.

4:36

Higgs alanının var olduğunu biliyoruz.

Dilbilgisi

By finding..., we know that...: kanıtı sonuca bağlamak

Burada By finding... ifadesi “bulma eylemi sayesinde” anlamına gelir; “bulma zamanına kadar” anlamına gelmez. Cümle başındaki by + -ing öbeği, sonuca hangi yöntemle veya hangi kanıta dayanarak ulaşıldığını açıklar. By + -ing..., we know that... kalıbı bir gözlemi ya da yöntemi, onun sayesinde varılan sonuçla bağlar. “Bunu nasıl biliyoruz?” diye sorulduğunda cevabı by öbeği verir.

Alıştırma

Sonuca nasıl ulaşıldığını gösteren sözcükle cümleyi tamamlayın: ____ measuring the temperature, we know that the liquid is heating up.

Cevabı göster

By

Right,

4:39

Doğru,

so now you found it,

4:40

şimdi bulduğunuza göre,

we know this Higgs field exists.

4:41

bu Higgs alanının var olduğunu biliyoruz.

You must be done. Dilbilgisi

4:43

İşiniz bitmiş olmalı.

Dilbilgisi

You must be done: güçlü bir çıkarım bildiren must

Bu bağlamda must, kanıta dayanan güçlü bir çıkarımı belirtir: Konuşan kişi “Kesinlikle bitirmişsin” diye düşünür. Done, kişinin işini tamamlamış durumunu anlatır. Bu, bitirmeye yönelik bir emir değildir. Must hem çıkarım hem de zorunluluk anlatabildiği için anlamı belirlerken çevredeki kanıtlara, son teslim saatlerine ve bir eylemin istenip istenmediğine bakın.

Alıştırma

Bir antrenör bütün hunilerin yeniden torbaya konduğunu görüp “You must be done.” diyor. Antrenör ne demek istiyor?

  1. Şimdi bitirmeni emrediyorum.
  2. Bitirdiğinden eminim.
  3. Durmana izin var.
Cevabı göster

Bitirdiğinden eminim.

Is there anything left of particle physics? Kelime

4:45

Parçacık fiziğinde geriye bir şey kaldı mı?

Kelime

anything left of X: X’ten geriye ne kaldığı

“Is there anything left of X?” kalıbında left, X’in bir kısmı ya da tamamı kullanıldıktan, kaldırıldıktan, tamamlandıktan veya açıklandıktan sonra “geriye kalan” anlamındadır. X parçacık fiziği gibi bir alansa soru, keşfedilmemiş çalışmaların ya da cevaplanmamış soruların kalıp kalmadığını sorar. Bu ifade retorik olabilir: bütün alanı sanki tükenmiş olabilirmiş gibi sunar. Buradaki left yön bildiren “sol” anlamında değildir.

Alıştırma

“Is there anything left of particle physics?” cümlesinde left ne anlama gelir?

  1. ayrılıp gitmiş olan
  2. sol tarafta bulunan
  3. geriye kalan
Cevabı göster

geriye kalan

Actually,

4:47

Aslında,

we've just begun. Anlatım akışı

4:48

daha yeni başladık.

Anlatım akışı

we've just begun: daha yeni başladık

We've, we have ifadesinin kısaltmasıdır; begun ise begin fiilinin üçüncü hâlidir. we've just begun ifadesinde present perfect, başlama eylemini şimdiki durumla ilişkilendirir; just “yalnızca/daha yeni” anlamı katar ve sürecin hâlâ ilk aşamasında olduğunu vurgular. Kısa bir yanıt veya kapanış cümlesi olarak tamamlanma beklentisini tersine çevirir: Görünürdeki bir başarı yalnızca başlangıç olarak sunulur ve dikkat bundan sonra olacaklara yönelir.

Alıştırma

İşin daha yeni başladığını göstermek için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: We reached our first small goal, but ____.

Cevabı göster

we've just begun

It's a bit like, Anlatım akışı

4:50

Bu biraz şuna benziyor,

you know, when Columbus thought he had found

4:52

bilirsin, Kolomb Hindistan'a yeni bir rota

a new route to India.

4:54

bulduğunu sandığında.

Anlatım akışı

It's a bit like...: sınırlı bir benzetme sunmak

It's a bit like... dinleyiciye sırada bir benzetme olduğunu bildirir. A bit karşılaştırmayı sınırlar: iki durum yararlı bir ortak kalıbı paylaşır, ancak birbirinin aynısı değildir. You know, dinleyiciyi örneğe yönlendirmeye yardımcı olan konuşma diline özgü bir ara sözdür. Kolomb hikâyesi düşünceyi şu kalıba göre düzenler: Bir kişi bir hedefe ulaştığını sanır, ancak sonuç beklenmedik bir yön açar. Asıl ders tarihsel ayrıntılar değildir; tanıdık hikâye soyut bir keşfi anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? It's a bit like... normalde iki durumun her ayrıntıda aynı olduğunu söyler.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

He had indeed found something new, Anlatım akışı

4:56

Gerçekten yeni bir şey bulmuştu,

but not quite what he was expecting.

4:59

ama tam olarak beklediği şey değildi.

Anlatım akışı

indeed..., but not quite...: sonucu kabul edip ardından sınırlamak

Indeed ilk iddiayı güçlendirir: gerçekten yeni bir şey bulmuştur. Cümle yön değiştirmeden önce bu olguyu açıkça kabul eder. But not quite what he was expecting, iddiayı iptal etmek yerine kapsamını daraltır. Sonuç gerçektir, ancak beklentisiyle tam olarak örtüşmez. Önce kabul edip sonra sınırlayan bu kalıp, bir sonuç değer taşıdığı hâlde kesin bir düzeltme gerektiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek bir sonucu kabul edip ardından bunun beklentiyle ne kadar örtüştüğünü sınırlar?

  1. The experiment produced exactly the result we expected.
  2. The experiment did not produce any result.
  3. The experiment did indeed produce a result, but not quite the one we expected.
Cevabı göster

The experiment did indeed produce a result, but not quite the one we expected.

So, first,

5:01

Yani, ilk olarak,

we need to make sure that the boson we found Kalıp ifadeler

5:02

bulduğumuz bozonun gerçekten

is actually the Higgs boson.

5:05

Higgs bozonu olduğundan emin olmalıyız.

Kalıp ifadeler

need to make sure that...: Bir olguyu kontrol edip doğrulamak

need to make sure that..., that yan tümcesinde belirtilen olguyu kontrol edip doğrulamanın gerekli olduğunu anlatır. Bu cümlede doğrulanması gereken şey parçacığın gerçek kimliğidir. Yapı need to + make sure + that yan tümcesidir. Make sure, “kesinlik yaratmak” değil; bir şeyin doğru olduğunu kontrol, kanıt veya başka bir eylemle saptamak demektir.

Alıştırma

“Kontrol edip doğrulamak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before we announce the winner, we need to ____ the scores are correct.

Cevabı göster

make sure that

It seems to fit, Kelime

5:07

Uygun gibi görünüyor,

Kelime

It seems to fit: Kanıtla veya bir modelle uyuşmak

Burada fit soyut anlamdadır: mevcut kanıtla, modelle ya da açıklamayla “uyuşmak” veya “örtüşmek” demektir. Giysi bedeniyle ilgili değildir. seems to kullanımı yargıyı kesin olmaktan çıkarır. It seems to fit, şu an bilinenlere göre uyumun olası göründüğünü ancak henüz tamamen doğrulanmadığını anlatır. Fit'in neyle uyuştuğu bağlamdan belliyse bu bölüm söylenmeden bırakılabilir.

Alıştırma

Verilerin tartışıldığı bir bağlamda “It seems to fit” ne anlama gelir?

  1. Doğru giysi bedeni gibi görünüyor.
  2. Fikri tam bir kesinlikle kanıtlıyor.
  3. Kanıtla uyuşuyor gibi görünüyor.
Cevabı göster

Kanıtla uyuşuyor gibi görünüyor.

but we need to measure its properties to be sure. Kalıp ifadeler

5:09

ama emin olmak için özelliklerini ölçmeliyiz.

Kalıp ifadeler

need to measure ... to be sure: ölçerek doğrulamak

Need to measure its properties gerekli eylemi belirtir: yalnızca ilk izlenime güvenmek yerine nesnenin özelliklerini ölçmek. Sondaki amaç bildiren to be sure yapısı, ölçümün neden gerektiğini açıklar: sonucun doğru olduğunu doğrulamak için. Bu, konuşanın zaten emin olduğunu söyleyen ayrı bir ifade değildir.

Alıştırma

Hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: We ____ the doorway ____ the sofa will fit.

Cevabı göster

need to measure · to be sure

How do you do that?

5:12

Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Take a lot more data. Kalıp ifadeler

5:13

Çok daha fazla veri toplayarak.

Kalıp ifadeler

bir deneyde take data

Laboratuvar ve araştırma dilinde take data, gözlem veya ölçüm yapmak ve sonuçları kaydetmek anlamına gelir. Burada mevcut verileri bir yere götürme değil, daha fazla kanıt toplama talimatıdır. A lot more, gereken miktarı eldeki veriyle karşılaştırır ve çok sayıda ek ölçüm gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Bir laboratuvarda Take a lot more data. ne anlama gelir?

  1. Mevcut verileri başka bir yere taşımak.
  2. Çok daha fazla ölçüm yapıp kaydetmek.
  3. Ölçümlerin çoğunu silmek.
Cevabı göster

Çok daha fazla ölçüm yapıp kaydetmek.

This new boson lives for only a very short time Kelime

5:15

Bu yeni bozon çok kısa bir süre yaşar,

Kelime

lives for only a very short time: bir parçacığın var olduğu süre

Bu cümlede lives, “varlığını sürdürür” anlamına gelir. Bir bozon hayvan gibi yaşamaz; konuşmacı, parçacığın ne kadar süre var olduğunu anlatmak için yaşam süresi fikrinden yararlanır. live for + bir zaman süresi kalıbı süreyi belirtir. only a very short time, bozonun bu biçimde uzun süre kalmadığını vurgular.

Alıştırma

Some unstable particles live for less than a second cümlesinde live for ne anlama gelir?

  1. o süre boyunca bir yerde oturmak
  2. canlı bir organizma gibi davranmak
  3. o süre boyunca varlığını sürdürmek
Cevabı göster

o süre boyunca varlığını sürdürmek

before it breaks down or decays into lighter, Kelime

5:18

sonra daha hafif, daha kararlı parçacıklara

more stable particles.

5:21

ayrışır veya bozunur.

Kelime

breaks down or decays into: parçacığın dönüşümü ve ürünleri

Breaks down ve decays, kararsız bir parçacığın ilk biçiminde kalmak yerine değişmesini anlatan iki ifadedir. Break down daha genel bir açıklamadır; decay ise fizikteki kesin terimdir. Burada decay, çürümek anlamına gelmez. decay into + ürünler yapısında into, bozunma sonucunda oluşan parçacıkları tanıtır. Daha hafif ve kararlı parçacıklar sonuçtur; ilk parçacığın gittiği bir hedef değildir.

Alıştırma

Standart parçacık fiziği ifadesi decay into kalıbını doğru biçimde kullanın: The unstable particle ____ two photons.

Cevabı göster

decays into

By measuring these particles, Dilbilgisi

5:22

Bu parçacıkları ölçerek,

we learn about the properties of the boson.

5:24

bozonun özellikleri hakkında bilgi ediniriz.

Dilbilgisi

By measuring..., we learn about...: bir yöntemi açıklamak

By measuring these particles yöntemi belirten bir söz öbeğidir. Burada by, “bu eylem yoluyla” anlamına gelir; measuring ise by edatından sonra kullanılan -ing biçimidir. “Son teslim tarihinden önce” anlamına gelmez. Ana cümle olan we learn about the properties of the boson, bu yöntemle hangi bilginin elde edildiğini belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp By + -ing biçiminde eylem, özne + sonuç şeklindedir.

Alıştırma

Yöntem ifadesini by ve test fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the soil, we learn about its nutrient levels.

Cevabı göster

By testing

And what exactly are you looking for? Ton ve niyet

5:27

Peki tam olarak ne arıyorsunuz?

Ton ve niyet

what exactly are you looking for?: belirli hedefi sormak

Exactly, soruyu daha belirgin hâle getirmek için what'tan sonra gelir. Konuşan kişi, karşısındakinin yalnızca bir arama yaptığını doğrulamasını değil, belirli hedefi, özelliği veya kanıtı söylemesini ister. Look for, “bulmaya çalışmak” anlamına gelir. Aranan şey fiziksel bir nesne veya verilerdeki bir örüntü gibi soyut bir şey olabilir; yalnızca gözleri çevrede gezdirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir araştırmacı “We need to find something unusual in the data.” diyor. Ondan aradığı belirli hedefi söylemesini en iyi hangi soru ister?

  1. What are you looking at?
  2. Where exactly are you looking?
  3. What exactly are you looking for?
Cevabı göster

What exactly are you looking for?

Well,

5:29

Şey,

the Standard Model predicts how often Dilbilgisi

5:30

Standart Model, Higgs bozonunun ne sıklıkla

and in what ways the Higgs boson would decay

5:33

ve hangi yollarla çeşitli daha hafif parçacıklara

to the various lighter particles.

5:35

bozunacağını öngörür.

Dilbilgisi

predicts how often and in what ways ... would decay: cümle içine yerleştirilmiş soru içeriği

predicts fiilinden sonra how often ve in what ways, cümle içine yerleştirilmiş iki paralel soru içeriğini başlatır. Modelin neyi öngördüğünü gösterirler: bozunmanın sıklığını ve gerçekleşebileceği farklı biçimleri. Bu içerik bir bildirme cümlesinin içine yerleştirildiği için the Higgs boson would decay şeklinde düz cümle dizilişi kullanılır. Doğrudan soru değildir; bu yüzden would the Higgs boson decay şeklinde soru dizilişi yapılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede predicts fiilinden sonra dolaylı soru içeriği doğru kullanılmıştır?

  1. The report predicts how often and in what ways will the device fail.
  2. The report predicts how often and in what ways the device will fail.
  3. The report predicts how often and in what ways does the device fail.
Cevabı göster

The report predicts how often and in what ways the device will fail.

So,

5:37

Bu yüzden,

we want to see if the particle we have found Dilbilgisi

5:38

bulduğumuz parçacığın Standart Model'in öngördüğü

Dilbilgisi

the particle we have found: nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürülmesi

the particle we have found ifadesinde we have found, hangi parçacığın kastedildiğini belirtir. Dizinin tamamı tek bir isim öbeğidir: the particle ve particle sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciği. Tam biçim the particle that we have found veya the particle which we have found olabilir. İlgi zamiri found fiilinin nesnesidir, bu nedenle düşürülebilir. İlgi zamiri yan cümlenin öznesi olsaydı düşürülemezdi.

Alıştırma

Hangi cümlede nesne görevindeki ilgi zamiri doğru biçimde düşürülmüştür?

  1. The book I borrowed was excellent.
  2. The author wrote the book won a prize.
  3. The book that I borrowed was excellent.
Cevabı göster

The book I borrowed was excellent.

is the one predicted by the Standard Model, Dilbilgisi

5:40

parçacık olup olmadığını

Dilbilgisi

the one predicted by the Standard Model: kısa bir edilgen niteleyici

The one, konuşmada daha önce belirlenmiş tekil ve sayılabilir bir şeyin yerine geçer; böylece isim tekrar edilmez. Burada predicted by the Standard Model, hangisinden söz edildiğini belirtir. Predicted by the Standard Model, edilgen ilişki taşıyan bir geçmiş zaman ortacı grubudur: şeyi öngören Standart Model'dir. Bu bağlamdaki uzun biçim the one that is predicted by the Standard Model şeklindedir; kısaltılmış biçim isim grubunu daha özlü yapar.

Alıştırma

Hangi cümlede value sözcüğü, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacı grubuyla doğru biçimde nitelenmiştir?

  1. The value predicted by the model matched the result.
  2. The value predicting by the model matched the result.
  3. The value predicted the model matched the result.
Cevabı göster

The value predicted by the model matched the result.

or if it fits into other possible theoretical models. Kalıp ifadeler

5:43

veya diğer olası teorik modellere uyup uymadığını görmek istiyoruz.

Kalıp ifadeler

fits into ... theoretical models: soyut uyumluluk

Burada fits into fiziksel bir alanı anlatmaz. Bulguyu bir kuramsal çerçeve içine yerleştirmenin ve o çerçeveyle anlamanın ya da açıklamanın mümkün olduğunu belirtir. Bu soyut kullanımda model, daha geniş bir düşünce sistemi olarak ele alınır. Öznenin özellikleri modelin açıklamasıyla uyumluysa öznenin o modele fits into ettiği söylenebilir.

Alıştırma

'The new evidence fits into our current theory,' cümlesinde fits into ne anlama gelir?

  1. Kuramın çerçevesi içinde anlaşılabilir.
  2. Kuramın kesinlikle doğru olduğunu kanıtlar.
  3. Fiziksel olarak bir modelin içine konabilir.
Cevabı göster

Kuramın çerçevesi içinde anlaşılabilir.

And if it fits a different model? Dilbilgisi

5:46

Peki ya farklı bir modele uyarsa?

Dilbilgisi

And if it fits a different model?: sonucu söylenmeyen bir devam sorusu

And if it fits a different model? sonucu söylenmemiş eksiltili bir koşul sorusudur. if yan cümlesi olası bir durumu belirtir, ancak sonuç açıkça söylenmez. Dinleyen kişi “Bu ne anlama gelir?” veya “O zaman ne olur?” gibi bir soruyu bağlamdan tamamlar. Baştaki And, bu olasılığı önceki açıklamaya bağlar. Bu yapı, onun uyup uymadığına dair yalnızca evet ya da hayır cevabı istemez; karşıdaki kişiden bu olasılığın sonucunda ne olacağını düşünmesini ister.

Alıştırma

Bir kişi “And if it fits a different model?” diye sorarken esas olarak ne yapar?

  1. Onun kesinlikle başka bir modele uyduğunu doğrular.
  2. Bir olasılık ortaya koyup ardından ne olacağını sorar.
  3. model sözcüğünün tanımını sorar.
Cevabı göster

Bir olasılık ortaya koyup ardından ne olacağını sorar.

That would be even more exciting.

5:48

Bu çok daha heyecan verici olurdu.

In fact,

5:51

Aslında,

that's how science advances. Anlatım akışı

5:52

bilim böyle ilerler.

Anlatım akışı

that's how science advances: bir süreci yöntem olarak özetlemek

That's how + yan cümle, daha önce açıklanan bir sürece veya eyleme gönderme yapar ve onu yan cümledeki sonucun gerçekleşme biçimi olarak sunar. Burada how, “gerçekleşme biçimi” anlamındadır; doğrudan soru sormak yerine bir cümle içinde yöntemi belirtir. Konuşmacı that's how science advances diyerek önceki belirli olasılığı bilimsel ilerleme hakkında genel bir sonuca dönüştürür. Açıklama önce bir süreç veya örnek, ardından daha geniş bir ilke sunacak şekilde düzenlenir.

Alıştırma

“That's how science advances” ifadesinin en iyi yorumu hangisidir?

  1. Önceki gerçek, bilimin ilerleme nedeni olarak sunuluyor.
  2. Önceki süreç, bilimin ilerleme biçimi olarak sunuluyor.
  3. Konuşmacı bilim hakkında doğrudan bir soru soruyor.
Cevabı göster

Önceki süreç, bilimin ilerleme biçimi olarak sunuluyor.

We replace old models with new ones Kalıp ifadeler

5:54

Gözlemlerimizi daha iyi açıklıyorsa

Kalıp ifadeler

replace old models with new ones: replace A with B kalıbı

replace A with B kalıbı, A'yı kaldırmak veya kullanmayı bırakmak ve onun yerine B'yi koymak anlamına gelir. Bu cümlede old models A, new ones ise B'dir; yani yeni modeller eskilerin yerini alır. Çoğul ones sözcüğü models yerine kullanılır ve ismin tekrarını önler. Tekil sayılabilen bir ismin yerine one kullanılır: replace the old model with a new one.

Alıştırma

replace A with B kalıbını tamamlayın: The school replaced the broken screen ____ a new one.

Cevabı göster

with

if they better explain our observations. Dilbilgisi

5:57

eski modelleri yenileriyle değiştiririz.

Dilbilgisi

better explain: fiili niteleyen better

better explain yapısında better, explain fiilini niteleyen bir zarftır. Daha açık veya daha başarılı biçimde açıklamak anlamına gelir ve açıklama eyleminin ne kadar iyi yapıldığını karşılaştırır; bir isim grubunun parçası değildir. If bir koşul belirtir. Burada modeller ancak gözlemleri daha iyi açıklıyorlarsa kullanılmaya değerdir.

Alıştırma

"The second chart better explains the pattern," cümlesinde better ne yapar?

  1. Explains sözcüğünü explanation ismine dönüştürür.
  2. Chart sözcüğünü niteler ve «daha kaliteli bir grafik» anlamına gelir.
  3. Explains fiilini niteler ve «daha başarılı biçimde» anlamına gelir.
Cevabı göster

Explains fiilini niteler ve «daha başarılı biçimde» anlamına gelir.

Right,

6:00

Doğru,

so it seems like finding this Higgs boson Kalıp ifadeler

6:00

görünüşe göre bu Higgs bozonunu bulmak

gives a direction for exploration.

6:02

keşif için bir yön veriyor.

Kalıp ifadeler

it seems like ... gives a direction for exploration: keşif yönünü temkinli biçimde belirtmek

“It seems like”, “like”tan sonra gelen yan tümceyi kesin bir iddia olarak değil, eldeki bilgilere dayanan makul bir izlenim olarak sunar. Böylece konuşanın vardığı sonucu yumuşatır. Bu yan tümcede “finding this Higgs boson” özne görevindeki bir gerund öbeğidir ve “gives” onun fiilidir. “Gives a direction for exploration”, bu keşfin yararlı sonraki adımlar veya araştırılacak alanlar önerdiği anlamına gelir; buradaki “direction” mecazidir, pusula yönü değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sonucun sonraki adımı önerdiğini temkinli biçimde söylemek için bu kalıbı doğal olarak kullanır?

  1. It seems like this survey gives the team a direction for its next experiment.
  2. This survey definitely gives the team the only possible next experiment.
  3. It seems like this survey a direction for its next experiment.
Cevabı göster

It seems like this survey gives the team a direction for its next experiment.

Bit like that Columbus guy heading west. Anlatım akışı

6:05

Batıya doğru giden şu Kolomb adlı adam gibi biraz.

Anlatım akışı

Bit like ...: eksiltili, gündelik bir benzetme

“Bit like ...”, “It’s a” kısmının çıkarıldığı bir konuşma dili parçasıdır; tam biçimi “It’s a bit like ...” şeklindedir. Önceki düşünceye dönüp hızlı bir benzetme ekler. Böylece dinleyici bunu yeni bir konu olarak görmek yerine önceki düşünceyi nasıl yorumlayacağını anlar. “That Columbus guy heading west” benzetmenin içeriğini sağlar. “Heading west”, Kolomb'un batıya doğru ilerlemesini anlatır. Burada, bir rota aramak için batıya yelken açan Kolomb'un tanıdık görüntüsü, bilimsel araştırmayı belirsiz bir hedefe doğru ilerlemeyi sürdürmek şeklinde çerçeveler.

Alıştırma

“Bit like that Columbus guy heading west.” parçası metinde ne işe yarar?

  1. Bilimsel çalışma ile Kolomb'un yolculuğunun her ayrıntıda tamamen aynı olduğunu söyler.
  2. Kolomb'un resmî bir biyografisini başlatır.
  3. Önceki düşünceyi belirsiz bir hedefe doğru ilerlemeyi sürdürme fikrine bağlayan kısa ve gündelik bir benzetme ekler.
Cevabı göster

Önceki düşünceyi belirsiz bir hedefe doğru ilerlemeyi sürdürme fikrine bağlayan kısa ve gündelik bir benzetme ekler.

Exactly.

6:07

Kesinlikle.

And this is really just the beginning. Deyimler

6:09

Ve bu gerçekten sadece bir başlangıç.

Deyimler

just the beginning: daha fazlası gelecek

just the beginning ifadesinde just, “az önce” değil, “yalnızca” veya “sadece” anlamına gelir. İfadenin tamamı, şimdiye kadar yaşananların yalnızca ilk aşama olduğunu ve devamının beklendiğini anlatır. Bir cümlenin veya konuşmanın sonunda kullanıldığında hem şu anki durumu özetler hem de dikkati geleceğe yöneltir. Hikâyenin ya da çalışmanın bitmediğini belirten açık uçlu, umutlu, dramatik veya uyarıcı bir etki yaratabilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Winning our first game is ____; we still have a long season ahead.

Cevabı göster

just the beginning