Bu Kadarı Sizi Öldürebilir (Bölüm 2): İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Bu bilim videosu yiyecekler, sıcaklık, ivme, radyasyon ve potasyumla tanıdık şeylerin aşırı doz veya maruz kalmada tehlikeli olabileceğini gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. as little as: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Çok küçük bir miktarın bile sonuç için yeterli olduğunu vurgular; doz, zaman ve mesafeyle kullanılır. 2. faze: Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi. faze fiilini rahatsız etmek diye anlayın, phase ile ayırın ve bir şeyin kişiyi etkilemediğini anlatın. 3. the dose is the poison. Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bu kapanış özdeyişi tehlikenin yalnız maddenin adına değil miktarına bağlı olduğunu özetler.
Bu derste
We all like to spice up our meals, Öbek fiiller
0:00Hepimiz yemeklerimize biraz baharat katmayı severiz,
spice up: lezzet veya ilgi katmak
Spice up bir öbek fiildir. Bu cümlede nesnesi meals olduğu için, genellikle baharat veya daha güçlü tatlı malzemeler ekleyerek yemeğe lezzet katmak anlamına gelir. Up ifadenin bir parçasıdır; yukarı doğru bir yön belirtmez. Aynı ifade mecazi olarak bir konuşmayı veya rutini daha ilginç, çeşitli ya da heyecanlı hâle getirmek anlamında da kullanılabilir. Spice up ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim nesneyle hem spice up the meal hem spice the meal up mümkündür; zamirle spice it up denir.
Alıştırma
Cümleyi spice up ifadesinin doğru biçimi ve sözcük sırasıyla tamamlayın: The weekly meeting feels repetitive, so let's ____ with a quick quiz.
Cevabı göster
spice it up
but did you know that 129 teaspoons of pepper all at once could kill you? Notlar
0:01ama 129 çay kaşığı karabiberi tek seferde tüketmenin sizi öldürebileceğini biliyor muydunuz?
şaşırtıcı bir gerçeğe giriş olarak did you know that
Did you know that ... burada şaşırtıcı bir gerçeği tanıtmak ve dinleyenin dikkatini çekmek için kullanılan, soru biçiminde bir giriş ifadesidir. That'ten sonraki yan cümle yeni bilgiyi taşır. Bu tür gerçek sunumlarında konuşan kişi genellikle cevap beklemek için durmaz. Soru, gerçeği açıklamadan önce merak uyandırarak bilgiyi düzenler. Başka bir bağlamda aynı yapı, dinleyenin bir şeyi önceden bilip bilmediğini soran gerçek bir soru olabilir.
Alıştırma
Şaşırtıcı gerçek girişini dersteki tam ifadeyle tamamlayın: ____ some turtles can breathe through their skin?
Cevabı göster
Did you know that
all at once: miktarın tamamı tek seferde
Bu cümlede all at once, 129 çay kaşığının tamamının farklı zamanlara bölünmeden tek seferde tüketilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla tehlike iddiası, tek ve yoğun bir alımı anlatır. Bu ifade, olayların aynı anda gerçekleşmesini veya bir eylemin tamamının tek seferde yapılmasını anlatabilir. Başka bağlamlarda “aniden” anlamına da gelebilir; ancak buradaki miktar ifadesi, tek sefer anlamını seçtirir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “tek seferde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: She drank the entire bottle ____, instead of taking small sips over an hour.
Cevabı göster
all at once
palpitations, nausea, and possibly death.
0:11çarpıntıya, mide bulantısına ve hatta ölüme yol açabilmesidir.
Perhaps more concerning is that: kekhawatiran yang lebih besar dengan hati-hati
Perhaps more concerning is that + yan cümle, tartışmayı bir kaygıdan daha da endişe verici olarak sunulan bir bilgiye taşır. Burada that ile başlayan yan cümle yeni kaygının ne olduğunu belirtirken more bunu az önce sözü edilen riskle karşılaştırır. Perhaps bu sıralamayı yumuşatır: Konuşan kişi “daha endişe verici” değerlendirmesini kesin bir iddia yerine dikkatli bir yargı olarak sunar. Kaygıyı ortadan kaldırmaz veya inkâr etmez.
Alıştırma
Geçişi dersteki temkinli kalıbın aynısıyla tamamlayın: The software update is late. ____ it also exposes users' private data.
Cevabı göster
Perhaps more concerning is that
as little as: şaşırtıcı derecede küçük bir miktarı vurgulama
Bu cümlede as little as, şaşırtıcı derecede küçük olsa da belirtilen sonucu doğurmaya yetecek bir miktarı tanıtır. Bu, tarafsız bir as...as eşitlik karşılaştırması değildir; yalnızca birkaç çay kaşığının bile bu etkileri ortaya çıkarmaya yetebileceğini vurgular. Bir nicelik toplam miktar olarak düşünülüyorsa as little as + miktar kullanılır; buna süre, para, mesafe ve bir maddenin miktarı dahildir. Burada a few teaspoons tek bir toplam doz olarak ele alındığından, teaspoons sayılabilir olsa da little doğaldır.
Alıştırma
Şaşırtıcı derecede kısa bir süreyi vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The test can be completed in ____ ten minutes.
Cevabı göster
as little as
Of course, sugar has also been linked to a myriad of diseases, Kalıp ifadeler
0:15Elbette şeker de sayısız hastalıkla ilişkilendirilmiştir,
has also been linked to: bir ilişkiyi temkinli biçimde bildirme
has also been linked to yapısındaki has been linked, link A to B ifadesinin edilgen present perfect biçimidir. Araştırmaların veya bildirilen kanıtların şeker ile hastalıklar arasında bir ilişki bulduğunu anlatır; araştırmacıları ya da belirli çalışmaları ise arka planda bırakır. Bu ifade bilinçli olarak temkinlidir: Bir bağlantı, şekerin hastalıklara doğrudan neden olduğunu tek başına kanıtlamaz. Also, bu ilişkiyi daha önce anılan tehlikelere veya kanıtlara ekler.
Alıştırma
Hangi cümle doğrudan nedensellik iddia etmeden bir ilişkiyi temkinli biçimde bildirir?
- Regular night-shift work is caused by sleep problems.
- Regular night-shift work has been shown to cause sleep problems.
- Regular night-shift work has been linked to sleep problems.
Cevabı göster
Regular night-shift work has been linked to sleep problems.
don't go eating konuşma dili uyarı yapısı
don't go eating ifadesindeki go hareket bildirmez. don't go + -ing yapısı, birinin istenmeyen bir davranışı başlatmaması, sürdürmemesi veya birden yapmaya kalkışmaması için uyarı verir. Burada kişiyi diş macunu yememesi için uyarır. Bu yapı, davranışı kişinin sıradaki istenmeyen hamlesi gibi gösterir; bu yüzden basit don't eat ifadesinden daha konuşma diline yakın ve daha azarlayıcı duyulur. Bu cümlede diş macunu yeme fikrini absürt bir noktaya taşıyarak mizah yaratır.
Alıştırma
İstenmeyen bir eyleme başlamama konusunda konuşma diliyle uyarı vermek için don't go + -ing yapısını kullanan cümle hangisidir?
- Don't go sharing your password with strangers.
- Don't share your password with strangers.
- Don't go to the office to share your password with strangers.
Cevabı göster
Don't go sharing your password with strangers.
Fluoride is very safe in small doses and can help fight cavities, Kalıp ifadeler
0:28Florür küçük dozlarda son derece güvenlidir ve diş çürükleriyle mücadeleye yardımcı olabilir,
Düşük miktarı belirten in small doses ifadesi
In small doses, “bir seferde alınan veya verilen küçük ve ölçülmüş miktarlarda” anlamına gelir. Dose en çok ilaçlarla kullanılır; bir kimyasalın, başka bir maddenin veya bir etkinin ölçülmüş miktarını da anlatabilir. Bu ifade, maddenin her miktarda güvenli olduğunu söylemek yerine iddiayı düşük bir miktarla sınırlar. Bu cümlede, florürün güvenli ve yararlı olduğu iddiasını küçük miktarda alınması durumuyla sınırlar. Anlatılan güvenlik ve etki açısından miktar önemlidir.
Alıştırma
Hangi cümle güvenlik iddiasını düşük ve ölçülmüş bir alım miktarıyla doğru biçimde sınırlar?
- The medicine is safe in small doses.
- The medicine is safe in small places.
- The medicine is safe in small sizes.
Cevabı göster
The medicine is safe in small doses.
but ingesting around 24 tubes with 170 ml or 6 oz each could be fatal.
0:32ancak her biri 170 ml ya da 6 ons olan yaklaşık 24 tüp diş macununu yutmak ölümcül olabilir.
It does stand for botulinum toxin after all. Notlar
0:44Sonuçta Botox adı da botulinum toksininden geliyor.
does stand for: vurgulu doğrulama
It does stand for botulinum toxin cümlesinde does, olumlu cümleye vurgu katan bir yardımcı fiildir. Terimin gerçekten botulinum toksinini ifade ettiğini doğrular. does'tan sonra ana fiil yalın hâlde kalır: stand. Bir şüpheyi düzeltirken veya şaşırtıcı bir gerçeği vurgularken bu yapıyı kullanın. Nötr biçim olan It stands for... aynı gerçeği ek vurgu olmadan bildirir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: It ____ stand for botulinum toxin after all.
Cevabı göster
does
after all ... cümle sonu destekleyici hatırlatma
Burada after all cümlenin sonunda yer alan bir söylem belirtecidir. İlgili bir gerçek göz önüne alındığında iddianın kabul edilmesi gerektiği anlamını verir. Terimin gerçekten botulinum toksinini ifade ettiğini hatırlatır ve bu gerçeği sonucun dayanağı olarak sunar. Bu konumda after all genellikle bir hatırlatma veya geriye dönük gerekçe bildirir; anlamı “gerçekleri göz önünde bulundurursan” ifadesine yakındır. Temel olarak bir olaylar dizisindeki son olayı anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede after all ne yapıyor? It does stand for botulinum toxin after all.
- İddianın kabulünü destekleyen bir hatırlatma veya neden ekler
- Bir dizideki son olayı belirtir
- Konuşmacının iddiadan emin olmadığını belirtir
- Konuşmacının konuyu değiştirdiğini gösterir
Cevabı göster
İddianın kabulünü destekleyen bir hatırlatma veya neden ekler
Of course, injections use a tiny fraction of that amount,
0:47Elbette enjeksiyonlarda bu miktarın yalnızca çok küçük bir kısmı kullanılır,
which prevents nerves from firing, Dilbilgisi
0:50bu da sinirlerin sinyal göndermesini engelleyerek
prevents nerves from firing: prevent + nesne + from + -ing
“prevents nerves from firing” ifadesinde prevents, engellenen süreci belirtir: sinirlerin firing yapması, yani normal elektrik sinyallerini göndermesi engellenir. Buradaki firing, silahla ateş etmek değil, nörolojik olarak sinyal üretmek anlamındadır. Tekrar kullanılabilen yapı prevent + nesne + from + -ing şeklindedir: prevents + nerves + from firing. Bir nedenin, önlemin veya mekanizmanın bir eylem ya da sürecin gerçekleşmesini engellediğini anlatır; -ing biçimi yerine to-infinitive kullanılmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi prevent + nesne + from + -ing yapısının gerektirdiği edatla tamamlayın: The safety cover prevents dust ____ entering the motor.
Cevabı göster
from
And while you've always been told to eat your fruits and veggies,
0:53Size hep meyve ve sebze yemeniz söylenmiş olsa da
enough oranges and you'd be overdosing on vitamin C. Dilbilgisi
0:56yeterince portakal yerseniz aşırı dozda C vitamini alırsınız.
enough oranges and you'd be overdosing: koşul ifadesi + and + sonuç
“enough oranges and you'd be overdosing” ifadesinde enough oranges isim öbeği, kısaltılmış bir koşul gibi çalışır ve yaklaşık olarak “if you ate enough oranges” anlamına gelir. and sonrasındaki yan cümle, varsayılan sonuç olan “you would be overdosing” ifadesini verir. Yapı, koşul ifadesi + and + sonuç cümlesi şeklindedir. Özellikle konuşmada, başlıklarda, uyarılarda ve retorik açıklamalarda neden-sonuç bağını hızlı ve çarpıcı hâle getirir. Buradaki and, eşit iki olayı yalnızca birbirine bağlamaz; dinleyiciyi koşuldan sonuca götürür.
Alıştırma
“One more delay and we'd miss the last train.” ne anlama gelir?
- Gecikme ile tren birbiriyle ilgisiz iki unsurdur.
- Gecikme yaşanmadan önce son treni kaçırdık.
- Bir gecikme daha olsaydı son treni kaçırırdık.
Cevabı göster
Bir gecikme daha olsaydı son treni kaçırırdık.
Granted, you'd need to eat about 11,000 at once to reach this dosage. Anlatım akışı
0:59Gerçi bu doza ulaşmak için tek seferde yaklaşık 11.000 portakal yemeniz gerekir.
Ödün belirteci olarak Granted,
Burada Granted, “bunun doğru olduğunu kabul ediyorum” anlamına gelir. Bu doza ulaşmak için bir kerede yaklaşık 11.000 tane yemek gerektiği şeklindeki pratik sınırlamayı sunar. Cümle başında kullanılan bir ödün belirteci olarak konuşmacının ana noktaya dönmeden önce bir gerçeği kabul etmesini sağlar. Böylece önceki iddiayı dengeler veya sınırlar; “verildi” ya da “izin verildi” anlamına gelmez.
Alıştırma
Örnekte Granted nasıl bir işlev görüyor?
- Önceki noktayı tamamen geri çeker.
- Daha geniş noktayı sınırlamadan önce pratik bir kısıtlamayı kabul eder.
- Birinin resmî olarak izin verdiğini söyler.
Cevabı göster
Daha geniş noktayı sınırlamadan önce pratik bir kısıtlamayı kabul eder.
If healthy food makes you run the other way, Notlar
1:05Sağlıklı yiyecek görünce ters yöne koşuyorsanız,
Mecazi kaçınma anlamında run the other way
Burada run the other way, bir şeyden güçlü biçimde kaçınmak veya onu reddetmek anlamına gelir. Sağlıklı yiyecekler insanı kaçırıyormuş gibi anlatılır, ancak gerçekten koşmak gerekmez. X makes you run the other way kalıbı, X’i o kadar itici, kaygı verici veya korkutucu gösterir ki tepkiniz ondan uzak durmak olur. Fiziksel hareket görüntüsü kaçınma duygusunu güçlendirir; run sözcüğünün daha sonra gerçek anlamıyla kullanılması da bir kelime oyunu yaratabilir.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “güçlü biçimde kaçınmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A website that asks for my bank password makes me ____.
Cevabı göster
run the other way
run the other way ... don't go too fast: kelime oyunuyla yapılan bir geçiş
Burada “run the other way” mecaz anlamdadır: sağlıklı yiyecekler dinleyicide ondan kaçınma isteği uyandırır. “Don’t go too fast” ise kısa süreliğine fiziksel hızın gerçek anlamına döner. Konuşmacı hareketle ilgili dili farklı bir anlamla tekrarlayarak küçük bir espri yapar ve yiyecek konusunu sıradaki hız ve ivme konusuna bağlar. Bu bir söylem geçişidir: aynı anlam alanı, dinleyiciyi bir düşünceden diğerine akıcı biçimde taşır.
Alıştırma
Bu cümlede “run the other way” ifadesinden “don't go too fast” ifadesine geçişin temel işlevi nedir?
- Sağlıklı yiyeceklerin fiziksel harekete yol açtığı iddiasını düzeltir.
- Koşmayla ilgili birbirinden bağımsız iki güvenlik talimatı verir.
- Hareketle ilgili dili önce mecaz, ardından gerçek anlamda kullanarak yeni bir konuya geçiş yapar.
- Hızı anlatmanın aynı ölçüde gerçek anlamlı iki yolunu karşılaştırır.
Cevabı göster
Hareketle ilgili dili önce mecaz, ardından gerçek anlamda kullanarak yeni bir konuya geçiş yapar.
Though our bodies can handle amazingly fast speeds,
1:09Vücudumuz şaşırtıcı derecede yüksek hızlara dayanabilse de
The Earth is flying around the Sun at around 1,600 km/h
1:14Dünya, Güneş'in etrafında yaklaşık 1.600 km/sa hızla dönüyor
faze: birini tedirgin etmek
“Faze”, birinin soğukkanlılığını bozmak veya onu tedirgin etmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. “It doesn’t faze you” ifadesinde “it”, Dünya’nın hızıyla ilgili şaşırtıcı gerçeği; “you” ise bundan etkilenmeyen kişiyi belirtir. Yaygın kalıp, bir şeyin birini faze etmesidir. “Doesn’t faze me” gibi olumsuz biçimler, durumun kişide zihinsel veya duygusal bir rahatsızlık oluşturmadığını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan doğru sözcüğü seçin: The hostile questions didn't ___ the witness.
- phase
- phrase
- faze
- face
Cevabı göster
faze
But if it started accelerating to a faster speed,
1:19Ama daha yüksek bir hıza çıkmak için ivmelenmeye başlasaydı,
and your organs would start to tear loose from one another.
1:25organlarınız birbirinden kopmaya başlar.
but when internal temperatures exceed 40 degrees Celsius,
1:30ancak vücut iç sıcaklığınız 40 santigrat dereceyi aştığında
heatstroke will kick in and could potentially lead to death. Öbek fiiller
1:33sıcak çarpması başlar ve ölüme yol açabilir.
kick in: bir etki veya durumun ortaya çıkmaya başlaması
Bu cümlede kick in, etkisini göstermeye veya fark edilir hâle gelmeye başlamak anlamına gelir. Burada sıcak çarpmasını belirtileri ortaya çıkmaya başlayan bir durum olarak anlatır; fiziksel olarak tekme atmayı anlatmaz. Bu anlamda phrasal verb genellikle geçişsizdir: Etkinleşen veya fark edilir hâle gelen şey özne olur. Bu kullanımı ilaçlar, güvenlik sistemleri ve bir sonucun çalışmaya ya da ortaya çıkmaya başladığı başka durumlara aktarabilirsiniz.
Alıştırma
The backup generator kicked in when the power went out cümlesinde kicked in ne anlama gelir?
- fiziksel olarak tekmelenip yerine girdi
- otomatik olarak çalışmaya başladı
- kapatıldı
Cevabı göster
otomatik olarak çalışmaya başladı
but with any extreme heat, dehydration sets in, Öbek fiiller
1:38ancak aşırı sıcaklarda vücut susuz kalmaya başlar,
sets in: istenmeyen bir durumun yavaş yavaş gelişmesi
Burada sets in, yavaş yavaş başlamak ve yerleşmek anlamına gelir; genellikle etkisi devam eder. Dehydration sets in, vücut su kaybettikçe susuzluk durumunun gelişmeye başladığını anlatır; bir şeyi başka bir şeyin içine koymakla ilgili değildir. Bu kullanımda set in geçişsizdir; bu nedenle dehydration öznedir ve ardından nesne gelmez. Bu ifade genellikle olumsuz bir durumun ortaya çıkıp etkisini göstermeye başlamasını anlatır.
Alıştırma
By midnight, exhaustion had set in cümlesinde had set in ne anlama gelir?
- Bitkinlik aniden sona ermişti
- Birisi bitkinliği bir şeyin içine koymuştu
- Bitkinlik yavaş yavaş başlamış ve yerleşmişti
Cevabı göster
Bitkinlik yavaş yavaş başlamış ve yerleşmişti
causing decreased blood flow to vital organs like the kidneys and the brain. Dilbilgisi
1:40bu da böbrekler ve beyin gibi hayati organlara giden kan akışını azaltır.
causing decreased blood flow: kan akışının azalmasına neden olma
causing decreased blood flow, önceki duruma bağlanan ve sonucu anlatan bir şimdiki zaman ortaç yapısıdır. Önceden anlatılan dehidrasyonun hayati organlara giden kan akışını azalttığını gösterir; causing sözcüğünün anlamca öznesi önceki olay ya da durumdur. Virgülden sonraki -ing yapısı yeni bir çekimli ana fiil başlatmaz; bir sonucu ekler. Bu kalıp, özellikle açıklayıcı yazılarda bir olayı onun hemen ortaya çıkan sonucuna kısa yoldan bağlar.
Alıştırma
İlk olayın sonucunu göstererek cümleyi doğru tamamlayan biçimi seçin: The power outage stopped the pumps, ____ the basement to flood。
- causing
- cause
- to cause
- caused
Cevabı göster
causing
As a result, they begin to shut off, Anlatım akışı
1:44Bunun sonucunda bu organlar işlevlerini yitirmeye başlarken,
As a result: bunun sonucunda
As a result, bir neden-sonuç bildiren söylem bağlacıdır. Sonraki cümlenin önceki bilgilerden kaynaklanan bir sonuç olduğunu gösterir. Burada, azalan kan akışı böbreklere ve beyne zarar verdiği için bu organların çalışmayı durdurmaya başladığını anlatır. Genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Zaman bildirmek yerine bilgiyi düzenler; bu nedenle yalnızca daha sonra anlamına gelmez. Önceki olay, sonraki sonucu açıklayabilmelidir.
Alıştırma
Şu cümlede As a result, neyi gösteriyor: The pipes froze. As a result, the water stopped running?
- Yalnızca ikinci olayın daha sonra gerçekleştiğini göstermek için kullan.
- İki olayın aynı anda gerçekleştiğini göstermek için kullan.
- İlk olay hakkında bir soru başlatmak için kullan.
- İkinci olayın birinciden kaynaklandığını göstermek için kullan.
Cevabı göster
İkinci olayın birinciden kaynaklandığını göstermek için kullan.
while the intestines break down and release harmful bacteria into your bloodstream. Öbek fiiller
1:46bağırsaklar bozulur ve kan dolaşımınıza zararlı bakteriler salar.
break down: yapısını kaybedip parçalanmak
Bu cümlede break down, geçişsiz bir öbek fiildir. Bağırsaklar normal yapılarını kaybedip parçalanmaya başlar ve zararlı bakterilerin dışarı çıkmasına yol açar. Hangi anlamın kastedildiğini özne gösterir: maddeler ve dokular parçalanabilir, makineler ve sistemler çalışmayı durdurabilir, bir kişi ise duygusal olarak çökebilir.
Alıştırma
Bu cümlede break down ne anlama gelir? “Without proper storage, the organic material will break down.”
- bir şeyi daha basit parçalara ayırarak analiz etmek
- zamanla yapısını kaybedip parçalanmak
- duygusal kontrolünü kaybetmek
Cevabı göster
zamanla yapısını kaybedip parçalanmak
Of course, cool your internal temperature down too much
1:50Elbette vücut iç sıcaklığınızı fazlasıyla düşürüp
and your body enters a lethal phase of hypothermia,
1:53vücudunuz ölümcül bir hipotermi evresine girer,
which causes veins to constrict and blood flow to decrease, Dilbilgisi
1:56bu durum toplardamarların daralmasına ve kan akışının azalmasına yol açar,
causes veins ... yapısında cause + nesne + to-infinitive
Cause fiilinden sonra bir nesne ve to-infinitive gelebilir: cause + isim + to + fiil. Burada causes, birbirine paralel iki sonuç birimini yönetir: veins to constrict ve blood flow to decrease. İkinci birimde causes tekrarlanmaz. And aynı nedenin iki sonucunu bağladığı için her iki birim de which sözcüğünün gönderme yaptığı şeyin sonuçlarını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi caused sonrasında overheat fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The blockage caused the engine ____.
Cevabı göster
to overheat
focusing warmth on internal organs until they begin to fail too.
2:00böylece ısı iç organlara yönelir ve sonunda onlar da işlevlerini yitirmeye başlar.
try to avoid getting 7,143 abdominal X-rays back to back, Notlar
2:05art arda 7.143 karın röntgeni çektirmekten kaçının;
avoid getting: avoid + -ing biçimi
Avoid fiili tamamlayıcı olarak genellikle bir isim ya da -ing biçimi alır. avoid getting ifadesinde getting, kaçınılması gereken deneyimi belirtir; avoid to get standart kalıp değildir. Burada getting abdominal X-rays, fiziksel nesneler edinmek değil, karın röntgeni çektirmek anlamına gelir.
Alıştırma
Avoid fiilinden sonra check fiilinin doğru biçimini kullanın: During meetings, avoid ____ your phone.
Cevabı göster
checking
back to back: arada mola olmadan peş peşe
Bu cümlede back to back, bir şeyin hemen ardından diğerinin arada mola olmadan gerçekleştiğini belirten bir zarf öbeğidir. Röntgenlerin nasıl çekileceğini açıklar. İfade burada mecazidir; insanların veya nesnelerin sırtları birbirine değecek şekilde durmasını anlatmaz.
Alıştırma
'I have two interviews back to back this morning,' cümlesinde back to back ne anlama gelir?
- Biri biter bitmez diğeri
- Birbiriyle ilgisiz iki sabahta
- Binanın karşıt uçlarında
Cevabı göster
Biri biter bitmez diğeri
which is enough cumulative radiation to kill you. Kelime
2:10çünkü biriken radyasyon miktarı sizi öldürmeye yeter.
birikimli radyasyon
Cumulative radiation, tekrarlanan maruz kalmalar sonucunda biriken toplam radyasyon dozudur. Cumulative, radiation sözcüğünü niteleyerek tehlikenin olağanüstü şiddetli tek bir maruz kalmadan değil, farklı olaylar boyunca biriken miktardan kaynaklandığını gösterir. Bu cümlede enough, birleşik dozun ölümcül düzeye ulaştığını belirtir. Aynı düşünce cumulative cost, cumulative effect ve cumulative damage ifadelerinde de geçerlidir: ayrı katkılar zaman içinde birbirine eklenir.
Alıştırma
Cümlede 'cumulative radiation' ne anlama geliyor?
- Tekrarlanan maruz kalmalar boyunca biriken toplam radyasyon
- Olağanüstü şiddetli tek bir radyasyon patlaması
- Yalnızca en son maruz kalmada ölçülen radyasyon
- Kalıcı etkisi olmayan radyasyon
Cevabı göster
Tekrarlanan maruz kalmalar boyunca biriken toplam radyasyon
This ionizing radiation has enough energy to rip electrons from atoms.
2:13Bu iyonlaştırıcı radyasyon, elektronları atomlardan koparacak kadar enerjiye sahiptir.
emilen doz birimi olarak grays of radiation
Gray, iyonlaştırıcı radyasyondan emilen dozun SI birimidir: bir gray, bir kilogram madde tarafından bir joule radyasyon enerjisinin emilmesi demektir. Cümlede değer 5 olduğu için çoğul biçim olan grays kullanılmıştır. Dolayısıyla 5 grays, gri rengi değil, emilen radyasyon dozunu ölçer. Birim sembolü Gy'dir; bu nedenle 5 grays, 5 Gy biçiminde yazılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede '5 grays' neyi ölçüyor?
- Ayrı radyasyon kaynaklarının sayısı
- Patlamadan sonra görülen bir renk tonu
- Saniye cinsinden maruz kalma süresi
- Emilmiş bir iyonlaştırıcı radyasyon dozu
Cevabı göster
Emilmiş bir iyonlaştırıcı radyasyon dozu
be careful of eating too many green potatoes in your bunker.
2:25sığınağınızda çok fazla yeşil patates yememeye dikkat edin.
The green color that forms on the skin is actually chlorophyll,
2:28Kabukta oluşan yeşil renk aslında klorofildir,
but indicates the presence of the toxin solanine,
2:32ancak solanin adlı toksinin varlığına işaret eder.
which is a defense mechanism against pests. Kalıp ifadeler
2:34Bu toksin, zararlılara karşı bir savunma mekanizmasıdır.
zehirli değildir, ancak …… varlığına işaret eder
Bu ilgi cümleciğinde which, chlorophyll sözcüğüne gönderme yapar ve eş görevli iki yüklemin ortak öznesidir: isn't toxic ve indicates the presence of the toxin solanine. X isn't Y, but indicates Z kalıbı önce beklenen bir yorumu reddeder, ardından ilgili bilgiyi verir. Gözlemlenebilir bir belirtiyi asıl tehlikeden ayırır; indicate “varlığına kanıt olmak” anlamına gelir, “neden olmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki isn't toxic ... indicates the presence of kalıbıyla tamamlayın: The marker chemical ____, but ____ harmful bacteria in the water.
Cevabı göster
isn't toxic · indicates the presence of
tehdide karşı bir savunma mekanizması
Bu cümlede a defense mechanism against pests, solanini bitkiye zarar verebilecek canlılardan bitkiyi korumaya yardımcı olan biyolojik bir özellik olarak tanımlar. Against, karşı koyulan tehdidi belirtir. Defense mechanism, koruyucu işlevi olan bir süreç veya özellik için kullanılan resmî bir terimdir. Bilinçli bir planlama anlamına gelmez; mekanizma evrimleşmiş kimyasal, fiziksel veya davranışsal bir tepki olabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî eşdizimle tamamlayın: A fever can be ____ infection.
Cevabı göster
a defense mechanism against
but eat around 25 of these medium-sized green potatoes
2:39ama bu orta boy yeşil patateslerden yaklaşık 25 tane yerseniz
Your life is on the line: ciddi tehlike
Bu cümlede your life could be on the line, hayatınızın ciddi tehlike altında olabileceği anlamına gelir. İfade burada deyimseldir: fiziksel olarak bir çizginin üzerinde duran bir şey yoktur; ayrıca sırada beklemekten veya telefonda konuşmaktan da söz edilmez. Yaygın kalıp something + be + on the line şeklindedir. Buradaki something, kaybedilebilecek veya ciddi zarar görebilecek şeyi belirtir. Bu ifade, riskin büyüklüğünü çoğu zaman yalnızca in danger veya at risk demekten daha güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
Cümleyi on the line ile tamamlayın: If the climbers do not receive help soon, their lives will be ____.
Cevabı göster
on the line
What's good for our own survival in small doses Dilbilgisi
2:43Küçük dozlarda hayatta kalmamız için yararlı olan şeyler
can sometimes be lethal, like potassium.
2:45potasyum örneğinde olduğu gibi bazen ölümcül olabilir.
What's good for ... can sometimes be lethal: özne olan what yan cümlesi
Buradaki What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır; ancak What's good for our own survival in small doses yan cümlesi bir soru değildir. Bu, “küçük dozlarda kendi hayatta kalmamız için iyi olan şey” anlamına gelen kaynaşık bir ilgi yan cümlesidir ve yan cümlenin tamamı can sometimes be lethal yükleminin öznesidir. Yüklem bir anlam dönüşü oluşturur: küçük dozlarda yararlı olan aynı madde, bazı koşullarda ölüme neden olabilir. Can olasılık bildirirken sometimes iddiayı sınırlar; dolayısıyla cümle her yararlı maddenin her zaman ölümcül olduğunu söylemez. Ardından gelen like potassium ifadesi genel kalıba bir örnek verir; what yan cümlesinin parçası değildir.
Alıştırma
"What's good for our own survival in small doses can sometimes be lethal," cümlesinde baştaki what yan cümlesinin görevi nedir?
- Potasyumun neden her zaman ölümcül olduğunu açıklar.
- Küçük dozlarda iyi olan şeyi belirtir ve can sometimes be lethal ifadesinin öznesi olur.
- Dinleyenden hayatta kalmak için iyi olan bir şeyin adını vermesini ister.
Cevabı göster
Küçük dozlarda iyi olan şeyi belirtir ve can sometimes be lethal ifadesinin öznesi olur.
Potassium ions are essential for nerve impulses and muscle contractions,
2:48Potasyum iyonları sinir uyarıları ve kas kasılmaları için gereklidir,
but potassium chloride is also used for lethal injections. Kültür
2:51ancak potasyum klorür ölümcül enjeksiyonlarda da kullanılır.
lethal injections: ölümcül enjeksiyonla idam
Burada lethal injections, idam cezasının enjekte edilen ilaçlarla infaz edilmesini anlatır. Bu ifade, kazara tehlikeli hâle gelen sıradan bir tıbbi enjeksiyonu değil, kurumsal bir infaz yöntemini adlandırır. İfade, potasyum klorürün bazı infaz protokollerindeki özel kullanımını açıklar. Potasyum klorürün her kullanımının ya da her enjeksiyonun ölümcül olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce “The prisoner was executed by lethal injection,” cümlesinde lethal injection ne anlama gelir?
- Enjekte edilen ilaçların kullanıldığı bir idam yöntemi
- Hastanede yapılan herhangi bir enjeksiyon
- Zehirlenmeyi tedavi eden bir enjeksiyon
Cevabı göster
Enjekte edilen ilaçların kullanıldığı bir idam yöntemi
You'd need to eat about 480 bananas to reach this lethal amount,
2:55Bu ölümcül miktara ulaşmak için yaklaşık 480 muz yemeniz gerekir,
but your stomach might burst before you reach that.
2:58ama o noktaya varmadan mideniz patlayabilir.
the dose is the poison: zehirliliği doz belirler
“The dose is the poison”, bir maddenin zararsız, yararlı veya zararlı olmasını miktarının belirleyebileceğini söyleyen kısa ve özdeyiş benzeri bir ifadedir. Dose, alınan miktar veya maruz kalma düzeyi demektir. Buradaki düşünce, her maddenin her miktarda aynı derecede zehirli olduğu değildir. Risk çoğu zaman miktarla değişir; bu nedenle tanıdık veya yararlı bir madde, yeterince yüksek bir dozda tehlikeli hâle gelebilir.
Alıştırma
Bu bağlamda “the dose is the poison” ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?
- Bir maddenin miktarı, ne kadar zararlı olduğunu belirleyebilir.
- Her madde her dozda aynı derecede zehirlidir.
- Yalnızca resmî olarak zehir diye etiketlenen maddeler zarar verebilir.
Cevabı göster
Bir maddenin miktarı, ne kadar zararlı olduğunu belirleyebilir.
If you want more examples of weird things that could kill you,
3:03Sizi öldürebilecek tuhaf şeylere dair daha fazla örnek istiyorsanız,
You can also watch our latest video when scientists go to music festivals
3:07Bilim insanları müzik festivallerine gittiğinde neler olduğunu anlattığımız son videomuzu da izleyebilirsiniz.
if you're looking for a good laugh and some facts and stats
3:11Hem biraz gülmek hem de bazı bilgiler ve istatistikler edinmek istiyorsanız,
And subscribe for more weekly science videos every Thursday.
3:15Her perşembe daha fazla bilim videosu için kanalımıza abone olun.