Bu Kadarı Sizi Öldürebilir (Bölüm 2): İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
599 kelime 192 kel/dk

Video özeti: Bu bilim videosu yiyecekler, sıcaklık, ivme, radyasyon ve potasyumla tanıdık şeylerin aşırı doz veya maruz kalmada tehlikeli olabileceğini gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. as little as: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Çok küçük bir miktarın bile sonuç için yeterli olduğunu vurgular; doz, zaman ve mesafeyle kullanılır. 2. faze: Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi. faze fiilini rahatsız etmek diye anlayın, phase ile ayırın ve bir şeyin kişiyi etkilemediğini anlatın. 3. the dose is the poison. Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bu kapanış özdeyişi tehlikenin yalnız maddenin adına değil miktarına bağlı olduğunu özetler.

Bu derste

We all like to spice up our meals, Öbek fiiller

0:00

Hepimiz yemeklerimize biraz baharat katmayı severiz,

Öbek fiiller

spice up: lezzet veya ilgi katmak

Spice up bir öbek fiildir. Bu cümlede nesnesi meals olduğu için, genellikle baharat veya daha güçlü tatlı malzemeler ekleyerek yemeğe lezzet katmak anlamına gelir. Up ifadenin bir parçasıdır; yukarı doğru bir yön belirtmez. Aynı ifade mecazi olarak bir konuşmayı veya rutini daha ilginç, çeşitli ya da heyecanlı hâle getirmek anlamında da kullanılabilir. Spice up ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim nesneyle hem spice up the meal hem spice the meal up mümkündür; zamirle spice it up denir.

Alıştırma

Cümleyi spice up ifadesinin doğru biçimi ve sözcük sırasıyla tamamlayın: The weekly meeting feels repetitive, so let's ____ with a quick quiz.

Cevabı göster

spice it up

but did you know that 129 teaspoons of pepper all at once could kill you? Notlar

0:01

ama 129 çay kaşığı karabiberi tek seferde tüketmenin sizi öldürebileceğini biliyor muydunuz?

Anlatım akışı

şaşırtıcı bir gerçeğe giriş olarak did you know that

Did you know that ... burada şaşırtıcı bir gerçeği tanıtmak ve dinleyenin dikkatini çekmek için kullanılan, soru biçiminde bir giriş ifadesidir. That'ten sonraki yan cümle yeni bilgiyi taşır. Bu tür gerçek sunumlarında konuşan kişi genellikle cevap beklemek için durmaz. Soru, gerçeği açıklamadan önce merak uyandırarak bilgiyi düzenler. Başka bir bağlamda aynı yapı, dinleyenin bir şeyi önceden bilip bilmediğini soran gerçek bir soru olabilir.

Alıştırma

Şaşırtıcı gerçek girişini dersteki tam ifadeyle tamamlayın: ____ some turtles can breathe through their skin?

Cevabı göster

Did you know that

Kalıp ifadeler

all at once: miktarın tamamı tek seferde

Bu cümlede all at once, 129 çay kaşığının tamamının farklı zamanlara bölünmeden tek seferde tüketilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla tehlike iddiası, tek ve yoğun bir alımı anlatır. Bu ifade, olayların aynı anda gerçekleşmesini veya bir eylemin tamamının tek seferde yapılmasını anlatabilir. Başka bağlamlarda “aniden” anlamına da gelebilir; ancak buradaki miktar ifadesi, tek sefer anlamını seçtirir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “tek seferde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: She drank the entire bottle ____, instead of taking small sips over an hour.

Cevabı göster

all at once

Perhaps more concerning is that eating as little as a few teaspoons of nutmeg can induce convulsions, Notlar

0:07

Belki daha da endişe verici olan, yalnızca birkaç çay kaşığı muskat yemenin kasılmalara,

palpitations, nausea, and possibly death.

0:11

çarpıntıya, mide bulantısına ve hatta ölüme yol açabilmesidir.

Anlatım akışı

Perhaps more concerning is that: kekhawatiran yang lebih besar dengan hati-hati

Perhaps more concerning is that + yan cümle, tartışmayı bir kaygıdan daha da endişe verici olarak sunulan bir bilgiye taşır. Burada that ile başlayan yan cümle yeni kaygının ne olduğunu belirtirken more bunu az önce sözü edilen riskle karşılaştırır. Perhaps bu sıralamayı yumuşatır: Konuşan kişi “daha endişe verici” değerlendirmesini kesin bir iddia yerine dikkatli bir yargı olarak sunar. Kaygıyı ortadan kaldırmaz veya inkâr etmez.

Alıştırma

Geçişi dersteki temkinli kalıbın aynısıyla tamamlayın: The software update is late. ____ it also exposes users' private data.

Cevabı göster

Perhaps more concerning is that

Dilbilgisi

as little as: şaşırtıcı derecede küçük bir miktarı vurgulama

Bu cümlede as little as, şaşırtıcı derecede küçük olsa da belirtilen sonucu doğurmaya yetecek bir miktarı tanıtır. Bu, tarafsız bir as...as eşitlik karşılaştırması değildir; yalnızca birkaç çay kaşığının bile bu etkileri ortaya çıkarmaya yetebileceğini vurgular. Bir nicelik toplam miktar olarak düşünülüyorsa as little as + miktar kullanılır; buna süre, para, mesafe ve bir maddenin miktarı dahildir. Burada a few teaspoons tek bir toplam doz olarak ele alındığından, teaspoons sayılabilir olsa da little doğaldır.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede kısa bir süreyi vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The test can be completed in ____ ten minutes.

Cevabı göster

as little as

Of course, sugar has also been linked to a myriad of diseases, Kalıp ifadeler

0:15

Elbette şeker de sayısız hastalıkla ilişkilendirilmiştir,

Kalıp ifadeler

has also been linked to: bir ilişkiyi temkinli biçimde bildirme

has also been linked to yapısındaki has been linked, link A to B ifadesinin edilgen present perfect biçimidir. Araştırmaların veya bildirilen kanıtların şeker ile hastalıklar arasında bir ilişki bulduğunu anlatır; araştırmacıları ya da belirli çalışmaları ise arka planda bırakır. Bu ifade bilinçli olarak temkinlidir: Bir bağlantı, şekerin hastalıklara doğrudan neden olduğunu tek başına kanıtlamaz. Also, bu ilişkiyi daha önce anılan tehlikelere veya kanıtlara ekler.

Alıştırma

Hangi cümle doğrudan nedensellik iddia etmeden bir ilişkiyi temkinli biçimde bildirir?

  1. Regular night-shift work is caused by sleep problems.
  2. Regular night-shift work has been shown to cause sleep problems.
  3. Regular night-shift work has been linked to sleep problems.
Cevabı göster

Regular night-shift work has been linked to sleep problems.

but for a 150 lb person,

0:18

ancak 150 libre ağırlığındaki biri için

10.5 cups of sugar at once is deadly.

0:20

tek seferde 10,5 fincan şeker tüketmek ölümcüldür.

With that much sugar,

0:23

Bu kadar çok şeker tüketirseniz,

you might also develop some serious cavities,

0:24

dişlerinizde ciddi çürükler de oluşabilir,

but don't go eating toothpaste. Dilbilgisi

0:26

ama sakın diş macunu yemeye kalkmayın.

Dilbilgisi

don't go eating konuşma dili uyarı yapısı

don't go eating ifadesindeki go hareket bildirmez. don't go + -ing yapısı, birinin istenmeyen bir davranışı başlatmaması, sürdürmemesi veya birden yapmaya kalkışmaması için uyarı verir. Burada kişiyi diş macunu yememesi için uyarır. Bu yapı, davranışı kişinin sıradaki istenmeyen hamlesi gibi gösterir; bu yüzden basit don't eat ifadesinden daha konuşma diline yakın ve daha azarlayıcı duyulur. Bu cümlede diş macunu yeme fikrini absürt bir noktaya taşıyarak mizah yaratır.

Alıştırma

İstenmeyen bir eyleme başlamama konusunda konuşma diliyle uyarı vermek için don't go + -ing yapısını kullanan cümle hangisidir?

  1. Don't go sharing your password with strangers.
  2. Don't share your password with strangers.
  3. Don't go to the office to share your password with strangers.
Cevabı göster

Don't go sharing your password with strangers.

Fluoride is very safe in small doses and can help fight cavities, Kalıp ifadeler

0:28

Florür küçük dozlarda son derece güvenlidir ve diş çürükleriyle mücadeleye yardımcı olabilir,

Kalıp ifadeler

Düşük miktarı belirten in small doses ifadesi

In small doses, “bir seferde alınan veya verilen küçük ve ölçülmüş miktarlarda” anlamına gelir. Dose en çok ilaçlarla kullanılır; bir kimyasalın, başka bir maddenin veya bir etkinin ölçülmüş miktarını da anlatabilir. Bu ifade, maddenin her miktarda güvenli olduğunu söylemek yerine iddiayı düşük bir miktarla sınırlar. Bu cümlede, florürün güvenli ve yararlı olduğu iddiasını küçük miktarda alınması durumuyla sınırlar. Anlatılan güvenlik ve etki açısından miktar önemlidir.

Alıştırma

Hangi cümle güvenlik iddiasını düşük ve ölçülmüş bir alım miktarıyla doğru biçimde sınırlar?

  1. The medicine is safe in small doses.
  2. The medicine is safe in small places.
  3. The medicine is safe in small sizes.
Cevabı göster

The medicine is safe in small doses.

but ingesting around 24 tubes with 170 ml or 6 oz each could be fatal.

0:32

ancak her biri 170 ml ya da 6 ons olan yaklaşık 24 tüp diş macununu yutmak ölümcül olabilir.

If you're trying to avoid wrinkles,

0:38

Kırışıklıklardan kaçınmaya çalışıyorsanız,

just know that 68 ng of Botox is lethal.

0:40

Botox'un 68 nanogramının ölümcül olduğunu bilin.

It does stand for botulinum toxin after all. Notlar

0:44

Sonuçta Botox adı da botulinum toksininden geliyor.

Dilbilgisi

does stand for: vurgulu doğrulama

It does stand for botulinum toxin cümlesinde does, olumlu cümleye vurgu katan bir yardımcı fiildir. Terimin gerçekten botulinum toksinini ifade ettiğini doğrular. does'tan sonra ana fiil yalın hâlde kalır: stand. Bir şüpheyi düzeltirken veya şaşırtıcı bir gerçeği vurgularken bu yapıyı kullanın. Nötr biçim olan It stands for... aynı gerçeği ek vurgu olmadan bildirir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: It ____ stand for botulinum toxin after all.

Cevabı göster

does

Anlatım akışı

after all ... cümle sonu destekleyici hatırlatma

Burada after all cümlenin sonunda yer alan bir söylem belirtecidir. İlgili bir gerçek göz önüne alındığında iddianın kabul edilmesi gerektiği anlamını verir. Terimin gerçekten botulinum toksinini ifade ettiğini hatırlatır ve bu gerçeği sonucun dayanağı olarak sunar. Bu konumda after all genellikle bir hatırlatma veya geriye dönük gerekçe bildirir; anlamı “gerçekleri göz önünde bulundurursan” ifadesine yakındır. Temel olarak bir olaylar dizisindeki son olayı anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede after all ne yapıyor? It does stand for botulinum toxin after all.

  1. İddianın kabulünü destekleyen bir hatırlatma veya neden ekler
  2. Bir dizideki son olayı belirtir
  3. Konuşmacının iddiadan emin olmadığını belirtir
  4. Konuşmacının konuyu değiştirdiğini gösterir
Cevabı göster

İddianın kabulünü destekleyen bir hatırlatma veya neden ekler

Of course, injections use a tiny fraction of that amount,

0:47

Elbette enjeksiyonlarda bu miktarın yalnızca çok küçük bir kısmı kullanılır,

which prevents nerves from firing, Dilbilgisi

0:50

bu da sinirlerin sinyal göndermesini engelleyerek

essentially paralyzing muscles.

0:51

kasları adeta felç eder.

Dilbilgisi

prevents nerves from firing: prevent + nesne + from + -ing

“prevents nerves from firing” ifadesinde prevents, engellenen süreci belirtir: sinirlerin firing yapması, yani normal elektrik sinyallerini göndermesi engellenir. Buradaki firing, silahla ateş etmek değil, nörolojik olarak sinyal üretmek anlamındadır. Tekrar kullanılabilen yapı prevent + nesne + from + -ing şeklindedir: prevents + nerves + from firing. Bir nedenin, önlemin veya mekanizmanın bir eylem ya da sürecin gerçekleşmesini engellediğini anlatır; -ing biçimi yerine to-infinitive kullanılmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi prevent + nesne + from + -ing yapısının gerektirdiği edatla tamamlayın: The safety cover prevents dust ____ entering the motor.

Cevabı göster

from

And while you've always been told to eat your fruits and veggies,

0:53

Size hep meyve ve sebze yemeniz söylenmiş olsa da

enough oranges and you'd be overdosing on vitamin C. Dilbilgisi

0:56

yeterince portakal yerseniz aşırı dozda C vitamini alırsınız.

Dilbilgisi

enough oranges and you'd be overdosing: koşul ifadesi + and + sonuç

“enough oranges and you'd be overdosing” ifadesinde enough oranges isim öbeği, kısaltılmış bir koşul gibi çalışır ve yaklaşık olarak “if you ate enough oranges” anlamına gelir. and sonrasındaki yan cümle, varsayılan sonuç olan “you would be overdosing” ifadesini verir. Yapı, koşul ifadesi + and + sonuç cümlesi şeklindedir. Özellikle konuşmada, başlıklarda, uyarılarda ve retorik açıklamalarda neden-sonuç bağını hızlı ve çarpıcı hâle getirir. Buradaki and, eşit iki olayı yalnızca birbirine bağlamaz; dinleyiciyi koşuldan sonuca götürür.

Alıştırma

“One more delay and we'd miss the last train.” ne anlama gelir?

  1. Gecikme ile tren birbiriyle ilgisiz iki unsurdur.
  2. Gecikme yaşanmadan önce son treni kaçırdık.
  3. Bir gecikme daha olsaydı son treni kaçırırdık.
Cevabı göster

Bir gecikme daha olsaydı son treni kaçırırdık.

Granted, you'd need to eat about 11,000 at once to reach this dosage. Anlatım akışı

0:59

Gerçi bu doza ulaşmak için tek seferde yaklaşık 11.000 portakal yemeniz gerekir.

Anlatım akışı

Ödün belirteci olarak Granted,

Burada Granted, “bunun doğru olduğunu kabul ediyorum” anlamına gelir. Bu doza ulaşmak için bir kerede yaklaşık 11.000 tane yemek gerektiği şeklindeki pratik sınırlamayı sunar. Cümle başında kullanılan bir ödün belirteci olarak konuşmacının ana noktaya dönmeden önce bir gerçeği kabul etmesini sağlar. Böylece önceki iddiayı dengeler veya sınırlar; “verildi” ya da “izin verildi” anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte Granted nasıl bir işlev görüyor?

  1. Önceki noktayı tamamen geri çeker.
  2. Daha geniş noktayı sınırlamadan önce pratik bir kısıtlamayı kabul eder.
  3. Birinin resmî olarak izin verdiğini söyler.
Cevabı göster

Daha geniş noktayı sınırlamadan önce pratik bir kısıtlamayı kabul eder.

809 vitamin supplements would do the same.

1:03

809 vitamin takviyesi almak da aynı sonucu doğurur.

If healthy food makes you run the other way, Notlar

1:05

Sağlıklı yiyecek görünce ters yöne koşuyorsanız,

Deyimler

Mecazi kaçınma anlamında run the other way

Burada run the other way, bir şeyden güçlü biçimde kaçınmak veya onu reddetmek anlamına gelir. Sağlıklı yiyecekler insanı kaçırıyormuş gibi anlatılır, ancak gerçekten koşmak gerekmez. X makes you run the other way kalıbı, X’i o kadar itici, kaygı verici veya korkutucu gösterir ki tepkiniz ondan uzak durmak olur. Fiziksel hareket görüntüsü kaçınma duygusunu güçlendirir; run sözcüğünün daha sonra gerçek anlamıyla kullanılması da bir kelime oyunu yaratabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “güçlü biçimde kaçınmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A website that asks for my bank password makes me ____.

Cevabı göster

run the other way

don't go too fast.

1:07

fazla hızlı koşmayın.

Anlatım akışı

run the other way ... don't go too fast: kelime oyunuyla yapılan bir geçiş

Burada “run the other way” mecaz anlamdadır: sağlıklı yiyecekler dinleyicide ondan kaçınma isteği uyandırır. “Don’t go too fast” ise kısa süreliğine fiziksel hızın gerçek anlamına döner. Konuşmacı hareketle ilgili dili farklı bir anlamla tekrarlayarak küçük bir espri yapar ve yiyecek konusunu sıradaki hız ve ivme konusuna bağlar. Bu bir söylem geçişidir: aynı anlam alanı, dinleyiciyi bir düşünceden diğerine akıcı biçimde taşır.

Alıştırma

Bu cümlede “run the other way” ifadesinden “don't go too fast” ifadesine geçişin temel işlevi nedir?

  1. Sağlıklı yiyeceklerin fiziksel harekete yol açtığı iddiasını düzeltir.
  2. Koşmayla ilgili birbirinden bağımsız iki güvenlik talimatı verir.
  3. Hareketle ilgili dili önce mecaz, ardından gerçek anlamda kullanarak yeni bir konuya geçiş yapar.
  4. Hızı anlatmanın aynı ölçüde gerçek anlamlı iki yolunu karşılaştırır.
Cevabı göster

Hareketle ilgili dili önce mecaz, ardından gerçek anlamda kullanarak yeni bir konuya geçiş yapar.

Though our bodies can handle amazingly fast speeds,

1:09

Vücudumuz şaşırtıcı derecede yüksek hızlara dayanabilse de

we're not so great at acceleration.

1:11

ivmelenmeye pek dayanamayız.

The Earth is flying around the Sun at around 1,600 km/h

1:14

Dünya, Güneş'in etrafında yaklaşık 1.600 km/sa hızla dönüyor

and it doesn't faze you. Kelime

1:18

ve siz bunu hiç hissetmiyorsunuz.

Kelime

faze: birini tedirgin etmek

“Faze”, birinin soğukkanlılığını bozmak veya onu tedirgin etmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. “It doesn’t faze you” ifadesinde “it”, Dünya’nın hızıyla ilgili şaşırtıcı gerçeği; “you” ise bundan etkilenmeyen kişiyi belirtir. Yaygın kalıp, bir şeyin birini faze etmesidir. “Doesn’t faze me” gibi olumsuz biçimler, durumun kişide zihinsel veya duygusal bir rahatsızlık oluşturmadığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan doğru sözcüğü seçin: The hostile questions didn't ___ the witness.

  1. phase
  2. phrase
  3. faze
  4. face
Cevabı göster

faze

But if it started accelerating to a faster speed,

1:19

Ama daha yüksek bir hıza çıkmak için ivmelenmeye başlasaydı,

we'd all feel the jolt.

1:22

hepimiz o sarsıntıyı hissederdik.

14 Gs of lateral acceleration

1:23

Yatay ivme 14 G'ye ulaştığında

and your organs would start to tear loose from one another.

1:25

organlarınız birbirinden kopmaya başlar.

Running fast will also warm you up,

1:28

Hızlı koşmak vücudunuzu da ısıtır,

but when internal temperatures exceed 40 degrees Celsius,

1:30

ancak vücut iç sıcaklığınız 40 santigrat dereceyi aştığında

heatstroke will kick in and could potentially lead to death. Öbek fiiller

1:33

sıcak çarpması başlar ve ölüme yol açabilir.

Öbek fiiller

kick in: bir etki veya durumun ortaya çıkmaya başlaması

Bu cümlede kick in, etkisini göstermeye veya fark edilir hâle gelmeye başlamak anlamına gelir. Burada sıcak çarpmasını belirtileri ortaya çıkmaya başlayan bir durum olarak anlatır; fiziksel olarak tekme atmayı anlatmaz. Bu anlamda phrasal verb genellikle geçişsizdir: Etkinleşen veya fark edilir hâle gelen şey özne olur. Bu kullanımı ilaçlar, güvenlik sistemleri ve bir sonucun çalışmaya ya da ortaya çıkmaya başladığı başka durumlara aktarabilirsiniz.

Alıştırma

The backup generator kicked in when the power went out cümlesinde kicked in ne anlama gelir?

  1. fiziksel olarak tekmelenip yerine girdi
  2. otomatik olarak çalışmaya başladı
  3. kapatıldı
Cevabı göster

otomatik olarak çalışmaya başladı

Sweating can help cool you down,

1:36

Terlemek serinlemenize yardımcı olabilir,

but with any extreme heat, dehydration sets in, Öbek fiiller

1:38

ancak aşırı sıcaklarda vücut susuz kalmaya başlar,

Öbek fiiller

sets in: istenmeyen bir durumun yavaş yavaş gelişmesi

Burada sets in, yavaş yavaş başlamak ve yerleşmek anlamına gelir; genellikle etkisi devam eder. Dehydration sets in, vücut su kaybettikçe susuzluk durumunun gelişmeye başladığını anlatır; bir şeyi başka bir şeyin içine koymakla ilgili değildir. Bu kullanımda set in geçişsizdir; bu nedenle dehydration öznedir ve ardından nesne gelmez. Bu ifade genellikle olumsuz bir durumun ortaya çıkıp etkisini göstermeye başlamasını anlatır.

Alıştırma

By midnight, exhaustion had set in cümlesinde had set in ne anlama gelir?

  1. Bitkinlik aniden sona ermişti
  2. Birisi bitkinliği bir şeyin içine koymuştu
  3. Bitkinlik yavaş yavaş başlamış ve yerleşmişti
Cevabı göster

Bitkinlik yavaş yavaş başlamış ve yerleşmişti

causing decreased blood flow to vital organs like the kidneys and the brain. Dilbilgisi

1:40

bu da böbrekler ve beyin gibi hayati organlara giden kan akışını azaltır.

Dilbilgisi

causing decreased blood flow: kan akışının azalmasına neden olma

causing decreased blood flow, önceki duruma bağlanan ve sonucu anlatan bir şimdiki zaman ortaç yapısıdır. Önceden anlatılan dehidrasyonun hayati organlara giden kan akışını azalttığını gösterir; causing sözcüğünün anlamca öznesi önceki olay ya da durumdur. Virgülden sonraki -ing yapısı yeni bir çekimli ana fiil başlatmaz; bir sonucu ekler. Bu kalıp, özellikle açıklayıcı yazılarda bir olayı onun hemen ortaya çıkan sonucuna kısa yoldan bağlar.

Alıştırma

İlk olayın sonucunu göstererek cümleyi doğru tamamlayan biçimi seçin: The power outage stopped the pumps, ____ the basement to flood。

  1. causing
  2. cause
  3. to cause
  4. caused
Cevabı göster

causing

As a result, they begin to shut off, Anlatım akışı

1:44

Bunun sonucunda bu organlar işlevlerini yitirmeye başlarken,

Anlatım akışı

As a result: bunun sonucunda

As a result, bir neden-sonuç bildiren söylem bağlacıdır. Sonraki cümlenin önceki bilgilerden kaynaklanan bir sonuç olduğunu gösterir. Burada, azalan kan akışı böbreklere ve beyne zarar verdiği için bu organların çalışmayı durdurmaya başladığını anlatır. Genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Zaman bildirmek yerine bilgiyi düzenler; bu nedenle yalnızca daha sonra anlamına gelmez. Önceki olay, sonraki sonucu açıklayabilmelidir.

Alıştırma

Şu cümlede As a result, neyi gösteriyor: The pipes froze. As a result, the water stopped running?

  1. Yalnızca ikinci olayın daha sonra gerçekleştiğini göstermek için kullan.
  2. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini göstermek için kullan.
  3. İlk olay hakkında bir soru başlatmak için kullan.
  4. İkinci olayın birinciden kaynaklandığını göstermek için kullan.
Cevabı göster

İkinci olayın birinciden kaynaklandığını göstermek için kullan.

while the intestines break down and release harmful bacteria into your bloodstream. Öbek fiiller

1:46

bağırsaklar bozulur ve kan dolaşımınıza zararlı bakteriler salar.

Öbek fiiller

break down: yapısını kaybedip parçalanmak

Bu cümlede break down, geçişsiz bir öbek fiildir. Bağırsaklar normal yapılarını kaybedip parçalanmaya başlar ve zararlı bakterilerin dışarı çıkmasına yol açar. Hangi anlamın kastedildiğini özne gösterir: maddeler ve dokular parçalanabilir, makineler ve sistemler çalışmayı durdurabilir, bir kişi ise duygusal olarak çökebilir.

Alıştırma

Bu cümlede break down ne anlama gelir? “Without proper storage, the organic material will break down.”

  1. bir şeyi daha basit parçalara ayırarak analiz etmek
  2. zamanla yapısını kaybedip parçalanmak
  3. duygusal kontrolünü kaybetmek
Cevabı göster

zamanla yapısını kaybedip parçalanmak

Of course, cool your internal temperature down too much

1:50

Elbette vücut iç sıcaklığınızı fazlasıyla düşürüp

below 21 degrees Celsius

1:52

21 santigrat derecenin altına indirirseniz,

and your body enters a lethal phase of hypothermia,

1:53

vücudunuz ölümcül bir hipotermi evresine girer,

which causes veins to constrict and blood flow to decrease, Dilbilgisi

1:56

bu durum toplardamarların daralmasına ve kan akışının azalmasına yol açar,

Dilbilgisi

causes veins ... yapısında cause + nesne + to-infinitive

Cause fiilinden sonra bir nesne ve to-infinitive gelebilir: cause + isim + to + fiil. Burada causes, birbirine paralel iki sonuç birimini yönetir: veins to constrict ve blood flow to decrease. İkinci birimde causes tekrarlanmaz. And aynı nedenin iki sonucunu bağladığı için her iki birim de which sözcüğünün gönderme yaptığı şeyin sonuçlarını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi caused sonrasında overheat fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The blockage caused the engine ____.

Cevabı göster

to overheat

focusing warmth on internal organs until they begin to fail too.

2:00

böylece ısı iç organlara yönelir ve sonunda onlar da işlevlerini yitirmeye başlar.

If you're trying to see those internal organs,

2:03

Bu iç organları görmek istiyorsanız,

try to avoid getting 7,143 abdominal X-rays back to back, Notlar

2:05

art arda 7.143 karın röntgeni çektirmekten kaçının;

Dilbilgisi

avoid getting: avoid + -ing biçimi

Avoid fiili tamamlayıcı olarak genellikle bir isim ya da -ing biçimi alır. avoid getting ifadesinde getting, kaçınılması gereken deneyimi belirtir; avoid to get standart kalıp değildir. Burada getting abdominal X-rays, fiziksel nesneler edinmek değil, karın röntgeni çektirmek anlamına gelir.

Alıştırma

Avoid fiilinden sonra check fiilinin doğru biçimini kullanın: During meetings, avoid ____ your phone.

Cevabı göster

checking

Deyimler

back to back: arada mola olmadan peş peşe

Bu cümlede back to back, bir şeyin hemen ardından diğerinin arada mola olmadan gerçekleştiğini belirten bir zarf öbeğidir. Röntgenlerin nasıl çekileceğini açıklar. İfade burada mecazidir; insanların veya nesnelerin sırtları birbirine değecek şekilde durmasını anlatmaz.

Alıştırma

'I have two interviews back to back this morning,' cümlesinde back to back ne anlama gelir?

  1. Biri biter bitmez diğeri
  2. Birbiriyle ilgisiz iki sabahta
  3. Binanın karşıt uçlarında
Cevabı göster

Biri biter bitmez diğeri

which is enough cumulative radiation to kill you. Kelime

2:10

çünkü biriken radyasyon miktarı sizi öldürmeye yeter.

Kelime

birikimli radyasyon

Cumulative radiation, tekrarlanan maruz kalmalar sonucunda biriken toplam radyasyon dozudur. Cumulative, radiation sözcüğünü niteleyerek tehlikenin olağanüstü şiddetli tek bir maruz kalmadan değil, farklı olaylar boyunca biriken miktardan kaynaklandığını gösterir. Bu cümlede enough, birleşik dozun ölümcül düzeye ulaştığını belirtir. Aynı düşünce cumulative cost, cumulative effect ve cumulative damage ifadelerinde de geçerlidir: ayrı katkılar zaman içinde birbirine eklenir.

Alıştırma

Cümlede 'cumulative radiation' ne anlama geliyor?

  1. Tekrarlanan maruz kalmalar boyunca biriken toplam radyasyon
  2. Olağanüstü şiddetli tek bir radyasyon patlaması
  3. Yalnızca en son maruz kalmada ölçülen radyasyon
  4. Kalıcı etkisi olmayan radyasyon
Cevabı göster

Tekrarlanan maruz kalmalar boyunca biriken toplam radyasyon

This ionizing radiation has enough energy to rip electrons from atoms.

2:13

Bu iyonlaştırıcı radyasyon, elektronları atomlardan koparacak kadar enerjiye sahiptir.

5 grays of radiation is enough to kill 50% of the population, Kültür

2:17

5 gray radyasyon, nüfusun %50'sini öldürmeye yeter

which a nuclear blast could administer.

2:20

ve bir nükleer patlama sizi bu doza maruz bırakabilir.

Kültür

emilen doz birimi olarak grays of radiation

Gray, iyonlaştırıcı radyasyondan emilen dozun SI birimidir: bir gray, bir kilogram madde tarafından bir joule radyasyon enerjisinin emilmesi demektir. Cümlede değer 5 olduğu için çoğul biçim olan grays kullanılmıştır. Dolayısıyla 5 grays, gri rengi değil, emilen radyasyon dozunu ölçer. Birim sembolü Gy'dir; bu nedenle 5 grays, 5 Gy biçiminde yazılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede '5 grays' neyi ölçüyor?

  1. Ayrı radyasyon kaynaklarının sayısı
  2. Patlamadan sonra görülen bir renk tonu
  3. Saniye cinsinden maruz kalma süresi
  4. Emilmiş bir iyonlaştırıcı radyasyon dozu
Cevabı göster

Emilmiş bir iyonlaştırıcı radyasyon dozu

If you're hiding from a nuclear blast,

2:23

Bir nükleer patlamadan saklanıyorsanız,

be careful of eating too many green potatoes in your bunker.

2:25

sığınağınızda çok fazla yeşil patates yememeye dikkat edin.

The green color that forms on the skin is actually chlorophyll,

2:28

Kabukta oluşan yeşil renk aslında klorofildir,

which isn't toxic, Anlatım akışı

2:31

klorofil zehirli değildir,

but indicates the presence of the toxin solanine,

2:32

ancak solanin adlı toksinin varlığına işaret eder.

which is a defense mechanism against pests. Kalıp ifadeler

2:34

Bu toksin, zararlılara karşı bir savunma mekanizmasıdır.

Anlatım akışı

zehirli değildir, ancak …… varlığına işaret eder

Bu ilgi cümleciğinde which, chlorophyll sözcüğüne gönderme yapar ve eş görevli iki yüklemin ortak öznesidir: isn't toxic ve indicates the presence of the toxin solanine. X isn't Y, but indicates Z kalıbı önce beklenen bir yorumu reddeder, ardından ilgili bilgiyi verir. Gözlemlenebilir bir belirtiyi asıl tehlikeden ayırır; indicate “varlığına kanıt olmak” anlamına gelir, “neden olmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki isn't toxic ... indicates the presence of kalıbıyla tamamlayın: The marker chemical ____, but ____ harmful bacteria in the water.

Cevabı göster

isn't toxic · indicates the presence of

Kalıp ifadeler

tehdide karşı bir savunma mekanizması

Bu cümlede a defense mechanism against pests, solanini bitkiye zarar verebilecek canlılardan bitkiyi korumaya yardımcı olan biyolojik bir özellik olarak tanımlar. Against, karşı koyulan tehdidi belirtir. Defense mechanism, koruyucu işlevi olan bir süreç veya özellik için kullanılan resmî bir terimdir. Bilinçli bir planlama anlamına gelmez; mekanizma evrimleşmiş kimyasal, fiziksel veya davranışsal bir tepki olabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî eşdizimle tamamlayın: A fever can be ____ infection.

Cevabı göster

a defense mechanism against

You might get sick from eating one,

2:37

Bir tanesini yerseniz hastalanabilirsiniz,

but eat around 25 of these medium-sized green potatoes

2:39

ama bu orta boy yeşil patateslerden yaklaşık 25 tane yerseniz

and your life could be on the line. Deyimler

2:41

hayatınız tehlikeye girebilir.

Deyimler

Your life is on the line: ciddi tehlike

Bu cümlede your life could be on the line, hayatınızın ciddi tehlike altında olabileceği anlamına gelir. İfade burada deyimseldir: fiziksel olarak bir çizginin üzerinde duran bir şey yoktur; ayrıca sırada beklemekten veya telefonda konuşmaktan da söz edilmez. Yaygın kalıp something + be + on the line şeklindedir. Buradaki something, kaybedilebilecek veya ciddi zarar görebilecek şeyi belirtir. Bu ifade, riskin büyüklüğünü çoğu zaman yalnızca in danger veya at risk demekten daha güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

Cümleyi on the line ile tamamlayın: If the climbers do not receive help soon, their lives will be ____.

Cevabı göster

on the line

What's good for our own survival in small doses Dilbilgisi

2:43

Küçük dozlarda hayatta kalmamız için yararlı olan şeyler

can sometimes be lethal, like potassium.

2:45

potasyum örneğinde olduğu gibi bazen ölümcül olabilir.

Dilbilgisi

What's good for ... can sometimes be lethal: özne olan what yan cümlesi

Buradaki What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır; ancak What's good for our own survival in small doses yan cümlesi bir soru değildir. Bu, “küçük dozlarda kendi hayatta kalmamız için iyi olan şey” anlamına gelen kaynaşık bir ilgi yan cümlesidir ve yan cümlenin tamamı can sometimes be lethal yükleminin öznesidir. Yüklem bir anlam dönüşü oluşturur: küçük dozlarda yararlı olan aynı madde, bazı koşullarda ölüme neden olabilir. Can olasılık bildirirken sometimes iddiayı sınırlar; dolayısıyla cümle her yararlı maddenin her zaman ölümcül olduğunu söylemez. Ardından gelen like potassium ifadesi genel kalıba bir örnek verir; what yan cümlesinin parçası değildir.

Alıştırma

"What's good for our own survival in small doses can sometimes be lethal," cümlesinde baştaki what yan cümlesinin görevi nedir?

  1. Potasyumun neden her zaman ölümcül olduğunu açıklar.
  2. Küçük dozlarda iyi olan şeyi belirtir ve can sometimes be lethal ifadesinin öznesi olur.
  3. Dinleyenden hayatta kalmak için iyi olan bir şeyin adını vermesini ister.
Cevabı göster

Küçük dozlarda iyi olan şeyi belirtir ve can sometimes be lethal ifadesinin öznesi olur.

Potassium ions are essential for nerve impulses and muscle contractions,

2:48

Potasyum iyonları sinir uyarıları ve kas kasılmaları için gereklidir,

but potassium chloride is also used for lethal injections. Kültür

2:51

ancak potasyum klorür ölümcül enjeksiyonlarda da kullanılır.

Kültür

lethal injections: ölümcül enjeksiyonla idam

Burada lethal injections, idam cezasının enjekte edilen ilaçlarla infaz edilmesini anlatır. Bu ifade, kazara tehlikeli hâle gelen sıradan bir tıbbi enjeksiyonu değil, kurumsal bir infaz yöntemini adlandırır. İfade, potasyum klorürün bazı infaz protokollerindeki özel kullanımını açıklar. Potasyum klorürün her kullanımının ya da her enjeksiyonun ölümcül olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce “The prisoner was executed by lethal injection,” cümlesinde lethal injection ne anlama gelir?

  1. Enjekte edilen ilaçların kullanıldığı bir idam yöntemi
  2. Hastanede yapılan herhangi bir enjeksiyon
  3. Zehirlenmeyi tedavi eden bir enjeksiyon
Cevabı göster

Enjekte edilen ilaçların kullanıldığı bir idam yöntemi

You'd need to eat about 480 bananas to reach this lethal amount,

2:55

Bu ölümcül miktara ulaşmak için yaklaşık 480 muz yemeniz gerekir,

but your stomach might burst before you reach that.

2:58

ama o noktaya varmadan mideniz patlayabilir.

Just remember,

3:01

Yalnızca şunu unutmayın:

the dose is the poison. Deyimler

3:02

Zehri belirleyen dozdur.

Deyimler

the dose is the poison: zehirliliği doz belirler

“The dose is the poison”, bir maddenin zararsız, yararlı veya zararlı olmasını miktarının belirleyebileceğini söyleyen kısa ve özdeyiş benzeri bir ifadedir. Dose, alınan miktar veya maruz kalma düzeyi demektir. Buradaki düşünce, her maddenin her miktarda aynı derecede zehirli olduğu değildir. Risk çoğu zaman miktarla değişir; bu nedenle tanıdık veya yararlı bir madde, yeterince yüksek bir dozda tehlikeli hâle gelebilir.

Alıştırma

Bu bağlamda “the dose is the poison” ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Bir maddenin miktarı, ne kadar zararlı olduğunu belirleyebilir.
  2. Her madde her dozda aynı derecede zehirlidir.
  3. Yalnızca resmî olarak zehir diye etiketlenen maddeler zarar verebilir.
Cevabı göster

Bir maddenin miktarı, ne kadar zararlı olduğunu belirleyebilir.

If you want more examples of weird things that could kill you,

3:03

Sizi öldürebilecek tuhaf şeylere dair daha fazla örnek istiyorsanız,

check out part one of this video.

3:06

bu videonun ilk bölümüne göz atın.

You can also watch our latest video when scientists go to music festivals

3:07

Bilim insanları müzik festivallerine gittiğinde neler olduğunu anlattığımız son videomuzu da izleyebilirsiniz.

if you're looking for a good laugh and some facts and stats

3:11

Hem biraz gülmek hem de bazı bilgiler ve istatistikler edinmek istiyorsanız,

to impress your music-loving friends.

3:13

bunlarla müziksever arkadaşlarınızı etkileyebilirsiniz.

And subscribe for more weekly science videos every Thursday.

3:15

Her perşembe daha fazla bilim videosu için kanalımıza abone olun.