Gerçekten Sosyal İnsanlar Neden Partilerden Nefret Eder: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
638 kelime 155 kel/dk

Video özeti: Kalabalık partiler sosyalliği kanıtlamaz. Gerçek bağ için kırılganlık, güven ve bilinçli bir ortam gerekir; partiden kaçınmak insan temasına ilişkin yüksek standartları gösterebilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “replete with” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: “full of” ifadesinin bolluk anlatan resmi karşılığını tanıyın. 2. “leave the rest to nature.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: nature sözcüğünü asgari hazırlık sonrası yönlendirilmeyen süreç olarak anlayın. 3. “too ambitious a conception” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “too + sıfat + a + tekil isim” dizilişini “too difficult a task” örneğinde öğrenin.

Bu derste

The idea of being a sociable person

0:00

Sosyal bir insan olma fikri,

is nowadays heavily associated with finding enjoyment Kalıp ifadeler

0:02

günümüzde büyük ölçüde keyif almakla ilişkilendirilmektedir;

Kalıp ifadeler

heavily associated with: neden değil, güçlü bir bağlantı

Burada heavily associated with, insanların düşüncelerinde, alışkanlıklarında veya ortak kültürlerinde bir şeyi başka bir şeyle güçlü biçimde ilişkilendirmesi anlamına gelir. Heavily bağlantıyı güçlendirir; ilişkinin zayıf değil, belirgin olduğunu gösterir. Bu ifade algılanan veya gözlemlenen bir bağlantıyı anlatır. Tek başına, iki şeyden birinin diğerine neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şeyin diğerine neden olduğunu ileri sürmeden güçlü bir bağlantı sunar?

  1. Poor sleep is caused by late-night screen use.
  2. Late-night screen use is heavily associated with poor sleep.
  3. Late-night screen use prevents poor sleep.
Cevabı göster

Late-night screen use is heavily associated with poor sleep.

in going to and in all likelihood also in giving parties. Kalıp ifadeler

0:06

partilere gitmekten ve büyük ihtimalle parti vermekten.

Kalıp ifadeler

in all likelihood: çok büyük olasılıkla demenin resmî yolu

In all likelihood, çok büyük olasılıkla veya eldeki kanıtların gösterdiğine göre anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bir sonucu oldukça muhtemel, ancak kesin olmayan bir sonuç olarak sunar. Burada likelihood, beğeni veya tercih değil, olasılık anlamına gelir. Bu cümlede ifade, parti vermekle ilgili bölüme uygulanır: konuşmacı bunun da keyif bulmanın çok muhtemel başka bir yolu olduğunu düşünür. İfade bir yan cümlenin başında veya içinde yer alabilir.

Alıştırma

Cümleyi çok büyük olasılıkla anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The roads are already icy. ____, school will open late.

Cevabı göster

In all likelihood

To be sociable means welcoming the idea of being in a room Dilbilgisi

0:11

Sosyal olmak, bir odada bulunma fikrine sıcak bakmak demektir;

Dilbilgisi

To be sociable means welcoming: bir niteliğin neleri içerdiğini tanımlamak

To be X means doing Y kalıbı, bir niteliğin, rolün veya eylemin neleri içerdiğini tanımlar. To be sociable mastar öbeği konudur, means tanımı başlatır ve -ing biçimindeki welcoming tipik tutum ya da davranışı belirtir. Burada welcoming the idea, duruma açık veya onu kabul etmeye istekli olmak demektir; bir fikri misafir gibi karşılamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Tanımı means ve support fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: To be a good teammate ____ others when they need help.

Cevabı göster

means supporting

replete with an above-average number of other guests, Kelime

0:14

ortalamanın üzerinde sayıda diğer konukla dolu,

Kelime

replete with: «dolu» demenin resmî bir yolu

Replete with, bir şeyle dolu olmak veya bir şeyi büyük miktarda ya da çok sayıda içermek demektir. Ardından mevcut olan şeyi belirten ad öbeği gelir: replete with + ad öbeği. Bu parçada an above-average number of other guests, alışılmadık derecede çok konuğun bulunduğu bir odayı betimler. Replete, complete anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle replete with ifadesini doğal biçimde ve uygun derecede resmî bir bağlamda kullanıyor?

  1. Please make my sandwich replete with cheese.
  2. The historical archive is replete with letters from the period.
  3. The form is replete with one signature.
Cevabı göster

The historical archive is replete with letters from the period.

many of whom will be unknown, Dilbilgisi

0:17

çoğu tanımadık olacak olan,

Dilbilgisi

Tanımlayıcı olmayan ilgi cümleciğinde many of whom

Many of whom, daha önce sözü edilen kişiler hakkında ek bilgi veren tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Burada whom, diğer konukları ifade eder ve bütün ifade “o konukların birçoğu” anlamına gelir. Kalıp, niceleyici + of whom + cümlecik şeklindedir: many of whom will be unknown. Böylece yeni bir bağımsız cümle başlatmak yerine ikinci bir bilgi aynı cümleye eklenir.

Alıştırma

Bilgiyi doğru biçimde tek cümlede tutan tamamlamayı seçin: “The hospital hired twenty new nurses, ____.”

  1. many of which work night shifts
  2. many of them work night shifts
  3. many of whom work night shifts
Cevabı göster

many of whom work night shifts

most of whom will be holding a glass of alcohol,

0:19

birçoğunun elinde alkol bardağı bulunan,

bantering with lights lower than they normally would be, Dilbilgisi

0:21

normalden daha loş ışıklar altında şakalaşılan,

and music somewhat higher than required

0:25

ve müziğin gerektiğinden biraz daha yüksek sesle çaldığı,

Dilbilgisi

lower than they normally would be ... higher than required yapılarında eksiltme

Vurgulanan iki ifade birbirine paralel karşılaştırmalardır. Lights lower than they normally would be, ışıkların olağan ayarından daha düşük, yani daha loş olduğunu anlatır. Music somewhat higher than required, müziğin gerekenden biraz daha yüksek olduğunu anlatır; buradaki higher, ses perdesini değil ses seviyesini ifade eder. Karşılaştırmalarda, dinleyicinin bağlamdan çıkarabileceği sözcükler atılmıştır. Would be burada bir koşulu değil, olağan durumda beklenen ayarı gösterir; than required ise than is required ifadesinin kısaltılmış biçimidir. İki karşılaştırmanın paralel kullanılması ortamı kısa ve dengeli biçimde betimler.

Alıştırma

Vurgulanan iki karşılaştırmayı en doğru şekilde koruyan açıklama hangisidir?

  1. Işıklar normalden daha loş, müzik ise gerekenden biraz daha yüksek.
  2. Işıklar gerekenden daha loş, müzik ise normalden biraz daha yüksek.
  3. Hem ışıklar hem de müzik normalde olduğundan daha düşük.
Cevabı göster

Işıklar normalden daha loş, müzik ise gerekenden biraz daha yüksek.

in order faithfully to catch the details of another's voice.

0:27

başkalarının sesindeki detayları yakalayabilmek için çaba gerektiren bir odada.

Parties have become synonymous with sociability Kalıp ifadeler

0:31

Partiler, sosyalliğin eşanlamlısı haline gelmiştir;

Kalıp ifadeler

Become synonymous with: ... ile özdeş hâle gelmek

Become synonymous with, bir şeyin insanların zihninde zamanla başka bir şeyle güçlü biçimde özdeşleşmesi anlamına gelir. Burada partiler, sosyallikle neredeyse aynı şeymiş gibi görülmeye başlanmıştır. Bu ilişki kavramsaldır; party ve sociability sözcüklerinin sözlükte birebir eş anlamlı olduğu iddia edilmez. Yapı become + synonymous with + isim veya isim öbeğidir ve çoğunlukla kamuoyu algısındaki bir değişimi anlatır.

Alıştırma

Become synonymous with ifadesini present perfect yapısında kullanın: Over the years, the festival ____ the city's creative spirit.

Cevabı göster

has become synonymous with

because of certain underlying ideas

0:34

bunun nedeni, bazı temel düşüncelerdir;

about what true social connection might require and entail.

0:36

gerçek sosyal bağların ne gerektirebileceği ve neleri kapsadığıyla ilgili.

We assume that sociability naturally springs up Öbek fiiller

0:41

Sosyalliğin doğal bir şekilde ortaya çıktığını varsayarız;

when lots of people are put together in a room, Öbek fiiller

0:44

birçok insan bir odaya toplandığında,

Öbek fiiller

Springs up: hızla ortaya çıkar

Springs up, spring up öbek fiilinin geniş zamanda üçüncü tekil şahıs biçimidir. Bir şeyin çoğunlukla bilinçli biçimde planlanmadan hızla ortaya çıkması, başlaması veya gelişmesi anlamına gelir. Bu cümlede sosyallik, insanlar bir araya geldiğinde doğal olarak ortaya çıkan bir şey gibi gösterilir. İfade mecazidir; fiziksel olarak sıçrayan bir şey yoktur.

Alıştırma

"New online communities sprang up during the event," cümlesinde sprang up ne anlama gelir?

  1. çok önceden dikkatle planlandı
  2. hızla ortaya çıktı veya gelişti
  3. fiziksel olarak havaya sıçradı
Cevabı göster

hızla ortaya çıktı veya gelişti

Öbek fiiller

put together: insanları aynı gruba yerleştirmek

Burada put people together, insanların aynı odada veya grupta bulunmasını sağlayacak şekilde yerleştirilmesi anlamına gelir. people are put together edilgen yapısında odak, düzenlemeyi kimin yaptığı değil, insanlar ve onlar için oluşturulan ortak durumdur. Anlam, öbek fiilin tamamından gelir: put yerleştirmeyi, together ise ortak temas ya da aynı gruba alınmayı belirtir. Gruplandırmanın tam olarak nasıl olduğu bağlama bağlıdır; ifade tek başına bir ilişkiyi düzeltmek veya bir nesneyi monte etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi aynı gruba yerleştirilmiş anlamındaki dersin öbek fiiliyle tamamlayın: For the team challenge, six people who have never met are ____ in one room.

Cevabı göster

put together

that it means speaking a lot and notably cheerfully

0:47

bunun çok konuşmak ve özellikle neşeli olmak anlamına geldiğini,

about things that have been happening in our lives,

0:50

hayatımızda olup biten şeyler hakkında,

that it depends on a jokey manner

0:53

şakacı bir tutuma bağlı olduğunu,

and ideally on the possession of a few entertaining anecdotes,

0:55

ve ideal olarak birkaç eğlenceli anıya sahip olmayı gerektirdiğini,

often involving striking coincidences.

0:59

genellikle şaşırtıcı tesadüfleri içeren.

But such assumptions sidestep two sizable objections. Kalıp ifadeler

1:02

Ancak bu tür varsayımlar, iki büyük itirazı göz ardı eder.

Kalıp ifadeler

sidestep two sizable objections: iki önemli itirazı geçiştirmek

Tartışmacı yazıda sidestep two sizable objections, iki önemli karşı görüşü ele almaktan kaçınmak anlamına gelir. Burada sidestep geçişli bir fiildir: objections, varsayımların yüzleşmediği nesnedir. İfade övgü değil eleştiri taşır. Sorunların yanıtlanmadığını veya çürütülmediğini, yalnızca geçiştirildiğini söyler; sizable ise bunların dikkate alınacak kadar önemli olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede sidestep two sizable objections ne anlama gelir?

  1. İki itirazın yanlış olduğunu kanıtlar.
  2. İki önemli itiraza yanıt vermekten kaçınır.
  3. İki küçük itiraz ortaya atar.
Cevabı göster

İki önemli itiraza yanıt vermekten kaçınır.

Firstly, true sociability,

1:06

İlk olarak, gerçek sosyallik,

that is a real connection between two people, Anlatım akışı

1:08

yani iki insan arasındaki gerçek bağ,

Anlatım akışı

Kesin bir yeniden açıklama için that is

Bu cümlede that is, true sociability ifadesini daha açık ve kesin biçimde açıklar: iki insan arasındaki gerçek bir bağ anlamına gelir. Virgüller arasına yerleştirilen bu ifade, az önce belirtilen fikri yeniden söyleyen veya daha kesin hâle getiren bir söylem belirteci olarak çalışır. that is ifadesini that is to say veya i.e. gibi tek bir bütün olarak okuyun; I think that he is right. cümlesinde yan cümleyi başlatan that ile karıştırmayın.

Alıştırma

Sonraki sözlerin önceki fikri tam olarak tanımladığını gösteren söylem belirtecini seçin: The fee is nonrefundable; ___, it cannot be returned.

  1. that is
  2. however
  3. for example
Cevabı göster

that is

is almost never built up via anything cheerful. Öbek fiiller

1:11

neredeyse hiçbir zaman neşeli bir şey üzerinden kurulmaz.

Öbek fiiller

Aşamalı gelişimi anlatan built up

Burada built up, build up fiilinin edilgen yapıda kullanılan biçimidir. Gelişen şey daha önce belirtilen gerçek bağdır; dolayısıyla ifade, bu bağın zamanla oluşturulup güçlendirildiği anlamına gelir. Build up, gelişimi çoğu zaman tekrarlanan eylem veya deneyimlerle zaman içinde biriken bir süreç olarak gösterir. Buradaki up, fiziksel olarak yukarı doğru hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi aşamalı birikimi vurgulayan iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Years of honest communication helped them ____ trust.

Cevabı göster

build up

It is the result of making ourselves vulnerable before another person Kalıp ifadeler

1:15

Bu, kendimizi başka bir insanın önünde savunmasız bırakmanın sonucudur;

Kalıp ifadeler

making ourselves vulnerable before another person ifadesinin anlamı

Burada make + dönüşlülük zamiri + vulnerable, başka biri incinmeye ya da yargılanmaya yol açabilecek duyguları veya zayıflıkları görebilsin diye kişinin kendisini bilinçli olarak duygusal açıdan açık hâle getirmesi demektir. Ourselves, bu eylemi seçen kişilere, yani kendimize gönderimde bulunur. Before another person, “o kişinin huzurunda” ya da “o kişinin bakışına açık olarak” demektir. Burada before zaman bakımından “önce” anlamına gelmez. İfadenin bütünü, güveni duygusal bir riski kabul etme seçimi olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için make, we ile uyumlu dönüşlülük zamiri ve vulnerable sözcüğünü kullanın: To build trust, we sometimes need to ____ to people we know well.

Cevabı göster

make ourselves vulnerable

by revealing some of what is broken, Deyimler

1:19

içimizde kırık,

lost, confused, lonely, and in pain within us.

1:22

kaybolmuş, kafası karışık, yalnız ve acı çeken kısımlarımızı ortaya dökerek.

Deyimler

İçsel acının mecazı olarak what is broken

What, “içimizde … olan bölüm” ya da “içimizde … olan şeyler” anlamına gelir. Dilbilgisel olarak what is broken kaynaşmış bir ilgi yan cümleciğidir ve bu cümlede açığa vurulan bir şeyi adlandırır. Broken burada mecazdır. İçsel acıyı, çözülmemiş sorunları veya bir kişinin yaşamında ya da benlik algısında artık bütün hissettirmeyen bölümleri anlatır. Yakındaki lost, confused, lonely ve in pain sözcükleri de cümlenin hasarlı bir nesneden değil, duygusal bir deneyimden söz ettiğini doğrular.

Alıştırma

“He is learning to face what is broken inside him,” cümlesinde what is broken büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. İçsel acısı ve çözülmemiş sorunları
  2. Sahip olduğu hasarlı bir nesne
  3. Bir şeyin çalışmayı bıraktığı tam an
Cevabı göster

İçsel acısı ve çözülmemiş sorunları

We build genuine connections

1:26

Gerçek bağlantılar kurarız;

when we dare to exchange thoughts Dilbilgisi

1:28

düşüncelerimizi paylaşmaya cesaret ettiğimizde,

that might leave us open to humiliation and judgment. Kalıp ifadeler

1:30

bizi aşağılanmaya ve yargılanmaya açık bırakabilecek olan.

Dilbilgisi

dare to: riske rağmen harekete geçmek

Dare to + fiilin yalın hâli, risk, utanç veya onaylanmama ihtimaline rağmen bir şeyi yapacak cesarete sahip olmak demektir. Buradaki dare to exchange, dürüst düşünceleri paylaşmanın sosyal açıdan riskli hissettirdiğini gösterir. Bu cümlede dare, ardından to'lu mastar gelen normal bir asıl fiildir: dare to exchange. dared to speak ve she dares to ask örneklerinde olduğu gibi zamana veya özneye göre biçim değiştirebilir.

Alıştırma

Cümleyi dare to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Although everyone else stayed silent, Omar ____ question the unfair rule.

Cevabı göster

dared to

Kalıp ifadeler

leave us open to humiliation and judgment: savunmasız bırakmak

Leave + kişi + open to + isim, o kişiyi olası bir sonuca, genellikle zararlı bir sonuca karşı savunmasız bırakmak demektir. Buradaki might leave us open to humiliation and judgment, riskli düşünceleri paylaşmanın bizi aşağılanma veya yargılanma ihtimaline maruz bırakabileceğini anlatır. Open, us nesnesinin içinde bırakıldığı durumu açıklayan bir nesne tümlecidir. Bu yapıda open to, bir şeyi değerlendirmeye istekli olmak anlamına gelmez; zarar bildiren isimler, anlamın riske açık olmak olduğunu gösterir.

Alıştırma

Uyarıyı leave someone open to ile tamamlayın. A weak password can ____ identity theft.

Cevabı göster

leave you open to

We make real friends

1:33

Gerçek arkadaşlar ediniriz;

through sharing in an uncensored and frank way Dilbilgisi

1:35

sansürsüz ve içten bir şekilde paylaşarak,

a little of the agony and confusion of being alive.

1:38

hayatta olmanın getirdiği acı ve kafa karışıklığının bir kısmını.

Dilbilgisi

sansürsüz ve açık sözlü bir şekilde paylaşarak

Through + fiilin -ing biçimi, bir eylemi sonucun gerçekleşmesini sağlayan yöntem olarak sunar. Burada through sharing, “Gerçek dostları nasıl ediniriz?” sorusunu yanıtlar. In an uncensored and frank way, sharing sözcüğünü niteler ve neredeyse hiçbir şeyi saklamadan açıkça paylaşmak anlamına gelir. Buradaki in, tarz bildiren in ... way ifadesini başlatır; “bir şeye ortak olmak veya katılmak” anlamındaki share in'in parçası değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, sonucu meydana getiren yöntemi göstermek için through + fiilin -ing biçimini kullanıyor?

  1. They built trust through sharing their concerns openly.
  2. They built trust before sharing their concerns openly.
  3. They built trust although they did not share their concerns.
Cevabı göster

They built trust through sharing their concerns openly.

Secondly, true sociability requires a context.

1:43

İkinci olarak, gerçek sosyallik bir bağlam gerektirir.

We are generally under such pressure to appear normal, Kalıp ifadeler

1:47

Genellikle normal görünmek için büyük bir baskı altındayızdır;

self-possessed, and solid. Kelime

1:50

kendine hakim ve sağlam.

Kalıp ifadeler

öyle görünmek için böylesine baskı altında olmak

Be under pressure to + fiilin yalın biçimi, beklentilerin, taleplerin veya koşulların birini bir şey yapmaya ya da belirli bir şekilde görünmeye zorladığını anlatır. Buradaki pressure fiziksel değil, mecazi bir baskıdır. Such, sayılamayan pressure isminin derecesini güçlendirir: under such pressure, bu kadar büyük bir baskı yaşamak demektir. Burada appear + sıfatlar, “normal, soğukkanlı ve sağlam görünmek veya kendini böyle göstermek” anlamındadır; appear fiziksel olarak görüş alanına çıkmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, be under pressure yapısının fiilin yalın biçiminden önce gelen üç sözcüklü biçimiyle tamamlayın: Mia is ____ reply to work messages late at night.

Cevabı göster

under pressure to

Kelime

self-possessed: sakin ve kendine hâkim

Self-possessed, özellikle insanı heyecanlandırabilecek bir durumda sakin, özgüvenli ve duygularını kontrol edebilir olmak demektir. Burada solid ile birlikte istikrarlı ve kendine hâkim bir görüntü sunar. Tireli bu sıfatın yerleşik bir anlamı vardır. Bu ifadede possessed, “kendisi tarafından sahip olunan” veya “bir ruh tarafından kontrol edilen” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede self-possessed hangi anlama gelir?

  1. Kendisi tarafından sahip olunan
  2. Sakin ve duygularını kontrol edebilen
  3. Bir ruh tarafından kontrol edilen
Cevabı göster

Sakin ve duygularını kontrol edebilen

We are understandably uninclined spontaneously to disclose our true selves. Kelime

1:52

Anlaşılabilir bir şekilde, gerçek benliğimizi kendiliğinden ifşa etmeye isteksiziz.

Kelime

uninclined ... to disclose: isteksizliği resmî biçimde ifade etme

be uninclined to do something yapısında uninclined, bir şeyi yapmaya istekli olmamak veya doğal olarak o şeyi yapmaya eğilim duymamak anlamına gelir. Yetersizliği değil, düşük isteği anlatır. Buradaki disclose, özel düşünceleri, duyguları veya kişinin gerçek karakterini açığa vurmak demektir. spontaneously zarfı uninclined ile to'lu mastar arasında yer alır. Özgürce ve kimse teşvik etmeden anlamına gelir; dolayısıyla cümle, insanların gerçek benliklerini kendiliklerinden açığa vurmak istemediğini söyler.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: "The reviewer is uninclined to approve the proposal." uninclined ne anlama gelir?

  1. İncelemeyi yapan kişi onaylamaya hevesli.
  2. İncelemeyi yapan kişinin onaylama yeteneği yok.
  3. İncelemeyi yapan kişi onaylamaya pek istekli değil.
Cevabı göster

İncelemeyi yapan kişi onaylamaya pek istekli değil.

Our default mode is,

1:58

Varsayılan modumuz şudur;

without anything sinister being meant by this, Ton ve niyet

2:00

bununla kötü niyetli bir şey kastedilmeksizin,

to lie about who we are

2:02

kim olduğumuz hakkında yalan söylemek,

and what's really going on in our lives. Öbek fiiller

2:04

ve hayatımızda gerçekten neler olup bittiği hakkında.

Ton ve niyet

'without anything sinister being meant by this' ile önceden kötü niyeti reddetme

Bu ara ifade, dinleyiciye ardından gelen güçlü iddiayı nasıl yorumlaması gerektiğini anlatır: sıradan sosyal davranışı 'yalan söylemek' diye adlandırmak, insanların kötü niyetli olduğunu ileri sürmek için kullanılmamıştır. Buradaki this, bu sözcük seçimine gönderme yapar; sinister ise doğrudan suç anlamına değil, kötü niyetli veya ciddi biçimde tehditkâr bir anlama gelir. Konuşmacı sert bir çağrışımı iddiadan önce reddederek temel savını korur, ancak yargıyı yumuşatır ve dinleyicinin duygularını gözetir.

Alıştırma

'without anything sinister being meant by this' ara ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. Tehlikeli bir komplonun gerçekleştiğini kanıtlar.
  2. Kötü niyetli bir çağrışımı reddederek iddiayı yumuşatır.
  3. Konuyu sosyal davranıştan suça çevirir.
Cevabı göster

Kötü niyetli bir çağrışımı reddederek iddiayı yumuşatır.

Öbek fiiller

Gerçek durum için 'What's really going on'

Bu yan cümlede what's really going on, 'gerçekte ne oluyor' veya 'asıl durum ne' anlamına gelir. Buradaki go on, fiziksel hareketi değil, meydana gelmeyi ifade eden bir deyimsel fiildir. Really, görünüş ile gerçeklik arasında karşıtlık kurar: konuşmacı, insanların saklıyor olabileceği gerçeklerle ilgilenir.

Alıştırma

Takım arkadaşlarınız endişeli görünüyor ama her şeyin yolunda olduğunu söylüyorlar. Hangi soru gerçek durumu sorar?

  1. What are you going on about?
  2. What's really going on?
  3. What will go on next?
Cevabı göster

What's really going on?

This suggests that a genuinely social occasion Anlatım akışı

2:07

Bu, gerçekten sosyal bir ortamın,

might be rather different from what we typically envisage.

2:10

genellikle hayal ettiğimizden oldukça farklı olabileceğini gösterir.

Anlatım akışı

Temkinli bir çıkarım için This suggests that

This suggests that ifadesi önceki kanıtlara gönderme yapar ve bunlardan çıkarılan bir sonucu sunar. Burada suggests, "önerir" değil, "gösterir" veya "böyle düşünmek için neden sağlar" anlamındadır. Bu ifade sonucu temkinli hâle getirir: kanıtlar fikri destekler, ancak onu ispatlamaz. Bir tartışmada gözlemlerden yoruma geçmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Çıkarımı dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The roads are wet, but it has not rained here. ____ a street cleaner has just passed.

Cevabı göster

This suggests that

We think of a good host Dilbilgisi

2:14

İyi bir ev sahibini,

as someone who makes sure there's enough wine

2:15

yeterince şarap olduğundan emin olan

and, at a pinch, Deyimler

2:18

ve gerekirse,

Deyimler

at a pinch: yalnızca gerekirse kabul edilebilir

At a pinch, “daha iyi bir seçenek yoksa” veya “kesinlikle gerekliyse” anlamına gelir. Bir şeyin tercih edilen seçenek olmadığını, ancak mevcut durumda zar zor yeterli olabileceğini belirtir. Burada ifade, övgüyü bilinçli olarak azaltır ve hafif alaycı bir ton katar: sıradan bir ev sahibinin başarabileceği en fazla şey belki de budur. Bu deyimde pinch fiziksel bir hareketi anlatmaz.

Alıştırma

“Kesinlikle gerekliyse” anlamındaki Britanya İngilizcesi ifadeyle cümleyi tamamlayın: The car is small, but ____ all five of us can fit.

Cevabı göster

at a pinch

ensures people know each other's names.

2:19

insanların birbirlerinin isimlerini bilmesini sağlayan biri olarak düşünürüz.

Dilbilgisi

think of A as B

think of A as B, A'yı B olarak görmek, değerlendirmek veya sınıflandırmak anlamına gelir. Cümlede A, a good host; B ise someone who makes sure... bölümüdür. Bu nedenle yapı, insanların iyi bir ev sahibiyle ilgili olağan düşüncesini sunar. think of ile as arasındaki bölüm uzun olabilir. A'ya verilen tanımın veya kategorinin nerede başladığını bulmak için as sözcüğünü belirleyin.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B yapısıyla tamamlayın: Many readers ____ the novel ____ a modern classic.

Cevabı göster

think of · as

But in the profound sense, Anlatım akışı

2:21

Ancak derin anlamda,

Anlatım akışı

in the profound sense: daha derin bir anlama geçiş

In the profound sense, ardından gelen kısmın hangi anlam düzeyinde anlaşılması gerektiğini belirten bir söylem çerçevesidir. Yazar, gündelik ve yüzeysel tanımdan daha derin ve temel bir anlayışa geçer. But sözcüğünden sonra gelmesi, önceki ölçütle bir karşıtlık da kurar. Burada sense, fiziksel duyulardan biri değil, “anlam” veya “anlama biçimi” demektir.

Alıştırma

Bu cümlede baştaki ifade ne yapıyor? “In the profound sense, education changes how a person understands freedom.”

  1. Savı sıradan gündelik anlamla sınırlar.
  2. Savı daha derin ve temel bir anlam çerçevesine yerleştirir.
  3. Cümlenin fiziksel duyular hakkında olduğunu söyler.
Cevabı göster

Savı daha derin ve temel bir anlam çerçevesine yerleştirir.

a good host is someone who creates the conditions Kalıp ifadeler

2:22

iyi bir ev sahibi, koşulları yaratan kişidir;

in which strangers can start to feel safe

2:26

yabancıların kendilerini güvende hissetmeye başlayabilecekleri,

about being sad and desperate together.

2:29

birlikte üzgün ve çaresiz olmak konusunda.

Kalıp ifadeler

creates the conditions ... in which: bir şeyin gerçekleşebileceği koşulları oluşturmak

Bu cümlede creates the conditions, bir durumun mümkün olması için etkin biçimde gerekli ortamı hazırlamak anlamına gelir. Ev sahibi yabancıların doğrudan güvende hissetmesini sağlamaz; güven duygusunun gelişebileceği ortamı düzenler. Ardından gelen in which yan cümlesi, bu koşullar içinde neyin gerçekleşebileceğini açıklar. Buradaki conditions; kurallar, sözleşme maddeleri veya sağlık sorunları değil, bir şeyi mümkün kılan şartlardır.

Alıştırma

Cümleyi “durumu etkin biçimde mümkün kılar” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: A thoughtful teacher ____ in which shy students can participate.

Cevabı göster

creates the conditions

Unfortunately,

2:33

Ne yazık ki,

the modern world seems particularly resistant to anything that seems artificial around parties, Kalıp ifadeler

2:34

modern dünya partilerde yapay görünen her şeye özellikle dirençli görünüyor,

Kalıp ifadeler

resistant to: bir şeyi kabul etmeye dirençli veya isteksiz

Burada resistant to, bir şeyi kabul etmek veya ona uymak istememek anlamına gelir. Cümle the modern world ifadesini kişileştirir: fiziksel bir dirençten değil, planlanmış veya yapay görünen parti geleneklerine karşı genel bir toplumsal tutumdan söz eder. Yapı be resistant to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır; bu nedenle resistant to the change veya resistant to changing the plan denir ve ardından mastar olarak yalın fiil kullanılmaz.

Alıştırma

Bir değişikliği kabul etme konusundaki isteksizliği anlatmak için resistant to ifadesini hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. The committee is resistant to adopting the new policy.
  2. The committee is resistant to adopt the new policy.
  3. The committee is resistant for adopting the new policy.
Cevabı göster

The committee is resistant to adopting the new policy.

which threatens to evoke that most dreaded of all social genres,

2:39

bu da tüm sosyal türlerin en korkulanını uyandırma tehdidi taşıyor:

the corporate get-together.

2:43

şirket toplantıları.

The thought is simply to pack a room

2:45

Düşünce, sadece bir odayı doldurmak

and leave the rest to nature. Deyimler

2:47

ve gerisini doğaya bırakmaktır.

Deyimler

Gerisini doğaya bırakmak

Bu cümlede leave the rest to nature, temel bir düzenleme yaptıktan sonra ne olacağını doğal ya da kendiliğinden gelişen süreçlere bırakmak anlamına gelir. Buradaki nature, açık hava değil, planlanmamış bir süreçtir. Bu ifade, doğayı geriye kalan işi devralabilecek bir özne gibi gösterir. Kendiliğinden gelişime duyulan güveni anlatabilir; ancak eleştirel bir bağlamda planlama veya yönlendirmenin yetersiz olduğunu da ima edebilir.

Alıştırma

Hangi cümle ilk adımların tamamlandığını ve geriye kalanı doğal süreçlerin halledeceğini anlatır?

  1. Now we'll protect the plants from nature.
  2. Now we'll leave the rest to nature.
  3. Now we'll ask the rest of the team.
Cevabı göster

Now we'll leave the rest to nature.

But a commitment to deep sociability might lead us to recognize

2:49

Ancak derin sosyalliğe olan bağlılığımız, şunu fark etmemize yol açabilir:

that we do depend on a little artful choreography Notlar

2:53

biraz ustaca bir koreografiye bağımlıyız,

Dilbilgisi

do depend on ifadesindeki vurgulu do

Bu olumlu cümlede do, depend on ifadesini vurgular. Konuşmacı soru sormaz; do, bu bağımlılığın gerçekten var olduğunu belirtir ve özellikle sosyal etkileşimin kendi kendine gelişmeye bırakılabileceği düşüncesine karşı çıkar. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Burada do depend on, gerçekten bağlı olmak ya da gerçekten ihtiyaç duymak anlamına gelir; on ise ihtiyaç duyulan şeyi, yani a little artful choreography ifadesini başlatır.

Alıştırma

Düzeltme cümlesini do depend on ile tamamlayın: “Some people say good teams need no rules, but we ____ clear roles.”

Cevabı göster

do depend on

to get us into the psychological zone

2:56

bizi o psikolojik alana sokmak için,

in which connections can unfold.

2:59

bağlantıların ortaya çıkabileceği.

Deyimler

artful choreography ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede artful choreography; insanların, işaretlerin ve adımların ustaca tasarlanmış biçimde düzenlenmesini anlatan bir mecazdır. Choreography normalde danstaki hareketlerin düzenlenmesini ifade eder, ancak burada konukların uygun ruh hâline girip bağlantı kurmasına yardım eden dikkatli koordinasyonu anlatır. Bu bağlamda artful, zekice ve etkili biçimde planlanmış demektir. Sözcük kendiliğinden aldatma anlamına gelmez; ifade gerçek bir danstan çok amaçlı bir tasarımı vurgular.

Alıştırma

Cümlede artful choreography neyi anlatıyor?

  1. Sosyal bağlantıların kurulmasına yardım eden, ustaca tasarlanmış bir düzenleme
  2. Planlama olmadan tesadüfen gelişen bir olay dizisi
  3. Konukların sergilediği gerçek bir dans
Cevabı göster

Sosyal bağlantıların kurulmasına yardım eden, ustaca tasarlanmış bir düzenleme

We might need encouragement and even a helpful lanyard

3:01

Teşvik edilmeye ve hatta faydalı bir yaka kartına ihtiyacımız olabilir,

to share a little of what is sad within us.

3:04

içimizdeki hüznün bir kısmını paylaşmak için.

We need help in networking, Kelime

3:08

İlişki kurma konusunda yardıma ihtiyacımız var,

not in order to find new investment opportunities, Dilbilgisi

3:10

yeni yatırım fırsatları bulmak için değil,

but so as to identify shared regrets,

3:13

ortak pişmanlıklarımızı,

humiliations, and feelings of despair.

3:16

aşağılanmalarımızı ve umutsuzluk hislerimizi belirlemek için.

Kelime

Kariyer fırsatlarının ötesinde networking

Networking normalde özellikle mesleki bilgi, destek veya fırsat alışverişinde bulunmak amacıyla kasıtlı olarak ilişkiler kurup sürdürmek anlamına gelir. Bu cümlede bilgisayarları birbirine bağlama şeklindeki teknik anlamı değil, insanlara odaklanan bu anlamı taşır. not ... but ... yapısı bilinen etkinliği korur, ancak bu etkinliğin beklenen amacını değiştirir. Konuşmacı yatırım aramak yerine ortak pişmanlık ve umutsuzlukları keşfetmek için networking yapmayı önerir ve iş dünyasının dilini duygusal dürüstlük ile kırılganlığa yöneltir.

Alıştırma

Bu cümlede networking nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Networking yapmanın yalnızca yatırımcı bulmak için yararlı olduğunu söyler.
  2. Kariyer odaklı bir etkinliği ortak kırılganlığı keşfetmeye yöneltir.
  3. Konuyu insan ilişkilerinden bilgisayar teknolojisine çevirir.
Cevabı göster

Kariyer odaklı bir etkinliği ortak kırılganlığı keşfetmeye yöneltir.

Dilbilgisi

not in order to ... but so as to: amaçları karşılaştırma

not in order to X, but so as to Y eşleşmiş kalıbı bir amacı reddeder ve onun yerine gerçek amacı koyar. Bu cümlede bağlantı kurmanın amacı yatırım bulmak değil, insanların paylaştığı acı verici deneyimleri belirlemektir. Hem in order to hem de so as to amaç bildirir ve ardından fiilin yalın biçimi gelir: find ve identify. Önce olumsuz, sonra olumlu olan paralel yapı, amaç hakkındaki yanlış anlamayı açık ve güçlü biçimde düzeltir; so as to burada sonuç bildirmez.

Alıştırma

Belirtilen iki bağlayıcıyla amaçların resmî karşıtlığını tamamlayın: We joined the meeting ____ ask for money, ____ understand the team's concerns.

Cevabı göster

not in order to · but so as to

Parties, as they are currently structured, Dilbilgisi

3:19

Partiler, şu anki yapılarıyla,

constitute a clever ruse by a sharp minority, Kelime

3:21

keskin görüşlü bir azınlığın, yani kurnaz bir hilenin eseridir,

Dilbilgisi

as they are currently structured: iddiayı mevcut biçimle sınırlama

As they are currently structured, “partilerin şu anda düzenlendiği biçimiyle” anlamına gelir. They, parties sözcüğünü gösterir; structured ise bu etkinliklerin nasıl düzenlendiğini anlatır. Virgüller arasındaki yan cümle ana eleştirinin kapsamını sınırlar: iddia, tasarlanabilecek her türlü partiyle değil, partilerin mevcut biçimiyle ilgilidir. Bu tür parantez işlevli bir as yan cümlesi değerlendirmeyi mutlak değil, daha kesin hâle getirir.

Alıştırma

Hangi yan cümle bir dersle ilgili eleştiriyi en iyi şekilde dersin mevcut tasarımıyla sınırlar? The course, ___, gives beginners too little support.

  1. although its structure is popular
  2. because its structure was changed
  3. as it is currently structured
Cevabı göster

as it is currently structured

Kelime

constitute a clever ruse: aldatıcı bir taktik anlamına gelmek

Bu cümlede constitute, “bir anayasayı yazmak veya kurmak” değil, “anlamına gelmek” ya da “oluşturmak” demektir. Özne, clever ruse olarak sınıflandırılır. Ruse, insanları tamamen doğru olmayan bir şeye inandırmak için tasarlanmış bir hiledir. Clever, taktiğin yaratıcılığını överken ruse yine de olumsuz ve aldatıcı bir değerlendirme taşır.

Alıştırma

“The arrangement may constitute a clever ruse” cümlesinde constitute a clever ruse ne anlama gelir?

  1. Birisi düzenleme için bir anayasa yazabilir.
  2. Düzenleme, yaratıcı fakat aldatıcı bir taktik anlamına gelebilir.
  3. Düzenleme, yanıltma amacı olmayan sıradan bir plan olabilir.
Cevabı göster

Düzenleme, yaratıcı fakat aldatıcı bir taktik anlamına gelebilir.

perhaps only 10% of humanity,

3:25

belki de insanlığın sadece %10'u,

to persuade the rest of us

3:27

geri kalanımızı ikna etmek için,

that we have been provided with the social contact we crave.

3:29

özlem duyduğumuz sosyal temasın bize sağlandığına.

But in truth, it takes a sharply insular and misanthropic person Dilbilgisi

3:33

Ancak gerçekte, oldukça dar görüşlü ve insan sevmeyen biri olmak gerekir;

to feel that what goes on in an average party

3:37

ortalama bir partide olup bitenlerin,

really counts as anything like the requisite encounter Kalıp ifadeler

3:40

gerçekten de gerekli bir karşılaşma sayılabileceğini hissetmek için,

Kalıp ifadeler

really counts as: gerçekten bir kategoriye girip girmediğini değerlendirmek

Count as, “bir kategoriye ait kabul edilmek veya o kategoriden sayılmak” anlamına gelir. Burada really değerlendirmeyi güçlendirir: konuşmacı, söz konusu şeyin gerçek bir karşılaşma sayılmak için gereken ölçütü karşılayıp karşılamadığından şüphe eder. Yeniden kullanılabilir yapı özne + count as + kategori veya roldür. Özne üçüncü tekil şahıs olduğunda bu altyazıdaki gibi count, counts biçimini alır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “gerçekten ... olarak kabul edilir” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The judges must decide whether this entry ____ original work.

Cevabı göster

really counts as

with one's fellow human animal.

3:43

insan olan diğer canlılarla.

Dilbilgisi

it takes ... person to feel that: bir görüşü kimin taşıyacağını yargılamak

Burada it biçimsel öznedir. Yapı it takes + isim öbeği + to’lu mastar şeklindedir: a sharply insular and misanthropic person, partiyi gerçek bir insani temas olarak gördüğü anlaşılan kişidir. Takes, “zaman harcar” değil, “gerektirir” anlamındadır. Yazar, bu görüşü benimsemek için böyle bir kişinin gerektiğini söyleyerek yalnızca bu güçlü olumsuz özelliklere sahip birinin böyle düşüneceğini ima eder. Bu nedenle yapı hem betimleme hem de yargı taşır.

Alıştırma

Cümleyi it takes ... to yapısını kullanarak tamamlayın. Anlamı: yalnızca çok sabırlı biri hararetli bir tartışma sırasında sakin kalabilir. ____ a very patient person ____ remain calm during a heated argument.

Cevabı göster

It takes · to

If we have a lingering horror of parties, Kalıp ifadeler

3:46

Partilere karşı geçmeyen bir korkumuz varsa,

we should be generous towards our hunches. Deyimler

3:48

önsezilerimize karşı cömert olmalıyız.

Kalıp ifadeler

lingering horror of: devam eden yoğun bir duygu

A lingering horror of ifadesinde lingering, duygunun kaybolmadığını; horror ise çok güçlü bir korku veya tiksintiyi belirtir. İfade bir bütün olarak zaman içinde devam eden yoğun bir olumsuz tepkiyi anlatır. Buradaki horror sözcüğünün gerçek anlamda panik ifade etmesi gerekmez; partilere karşı derin ve kalıcı bir hoşnutsuzluğu vurgulu biçimde anlatabilir. Yeniden kullanılabilir yapı a lingering horror of + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “kaybolmamış güçlü bir korku veya tiksinti” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Even months after the frightening flight, Maya still had a ____ flying.

Cevabı göster

lingering horror of

Deyimler

be generous towards our hunches: sezgilere anlayışla yaklaşmak

Bu düşünsel cümlede be generous towards our hunches, sezgilerimize anlayışla yaklaşmak demektir: onları hemen reddetmek yerine adil biçimde dinlemek gerekir. Generous burada yalnızca para vermenin veya insanlara yardım etmenin ötesinde bir anlamda kullanılır. Bu ifade, sezgilere bir şey sağlamak veya her sezgiye uymak anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek fikir, belirsiz bir iç hissin yararlı olup olmadığına karar vermeden önce onu bir süre dikkate almaktır.

Alıştırma

Cümledeki be generous towards our hunches ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Sezgileri olan kişilere maddi yardım sağlamak.
  2. Sezgilerimizi reddetmeden önce onları adil biçimde değerlendirmek.
  3. Her sezgiyi sorgulamadan izlemek.
Cevabı göster

Sezgilerimizi reddetmeden önce onları adil biçimde değerlendirmek.

It doesn't mean that we don't like other people, Anlatım akışı

3:51

Bu, diğer insanları sevmediğimiz anlamına gelmez,

rather that we have too ambitious a conception of social contact Dilbilgisi

3:54

daha ziyade sosyal temas konusunda çok iddialı bir kavrama sahip olduğumuz anlamına gelir,

Anlatım akışı

It doesn't mean that X, rather that Y: bir yorumu reddedip daha doğru açıklamayı sunmak

It doesn't mean that X, rather that Y kalıbı iki yorumu sırayla düzenler. Önce kolayca çıkarılabilecek ancak yanlış olan X sonucunu engeller, ardından Y'yi daha doğru açıklama olarak sunar. Örnekte her that, bir içerik yan cümlesi başlatır ve iki yan cümle birbirine paraleldir. Rather sonrasında it means sözcükleri anlaşılır ancak söylenmez; tam anlam “rather, it means that Y” şeklindedir. Burada rather dereceyi değil, düzeltmeyi bildirir.

Alıştırma

Açıklamayı örnekteki iki sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The delay doesn't mean that the event is canceled, ____ the organizers need more time.

Cevabı göster

rather that

to put up with what is on offer at most parties. Notlar

3:58

çoğu partide sunulanlara katlanamayacak kadar.

Dilbilgisi

too ambitious a conception: too + sıfat + a + tekil isim

too ambitious a conception ifadesinde too, ambitious ile belirtilen derecenin aşırı olduğunu gösterir. İfade yalnızca çok iddialı bir anlayış değil, durumun kaldırabileceğinden daha iddialı bir anlayış anlamına gelir. Resmî kalıp too + sıfat + a/an + tekil sayılabilen isim şeklindedir: too ambitious a conception. Sıradan bir isim öbeğinde artikel sıfattan önce gelerek an ambitious conception denir; bu kalıpta ise artikel sıfattan sonra gelir. Ardından gelen to put up with... sonucu açıklar: anlayış o kadar yüksek beklentilidir ki çoğu partide sunulanlar kabul edilemez hâle gelir.

Alıştırma

Resmî too + sıfat + a + tekil isim kalıbını kullanın. Cümleyi difficult ve task ile tamamlayın: For a beginner, this was ____ to finish alone.

Cevabı göster

too difficult a task

Öbek fiiller

put up with: hoş olmayan bir şeye katlanmak

Put up with, hoş olmayan bir kişiye veya şeye, varlığını ya da davranışını kabul etmeyi sürdürerek katlanmak anlamına gelir. Cümlede nesnesi what is on offer at most parties yan cümlesidir. Üç sözcüklü bir phrasal verb yapısıdır: put up with + isim, zamir veya yan cümle. Üç sözcük tek bir birim olarak çalışır; bu nedenle with ifadenin parçasıdır ve nesneyi kendisinden sonra getirir.

Alıştırma

Cümleyi “katlanmak” anlamına gelen üç sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: I can't ____ the constant interruptions any longer.

Cevabı göster

put up with

Kalıp ifadeler

what is on offer: nelerin mevcut olduğunu sormak

what is on offer ifadesinde on offer, “seçilebilen, alınabilen veya deneyimlenebilen” anlamına gelir. what sözcüğü mevcut olanların tamamını sorar; bu yüzden ifade ürünleri, hizmetleri, fırsatları veya etkinlikleri tek tek saymadan kapsayabilir. Burada çoğu partinin genel olarak neler sunabildiğini anlatır; indirimli fiyat anlamına gelmez.

Alıştırma

what is on offer ifadesini “mevcut olanlar” anlamında kullanın: Before choosing a course, compare ____.

Cevabı göster

what is on offer

The mark of a truly sociable person might, in many situations, Anlatım akışı

4:02

Gerçekten sosyal bir insanın işareti, birçok durumda,

simply be a strong desire to stay at home.

4:07

sadece evde kalmaya yönelik güçlü bir arzu olabilir.

Anlatım akışı

The mark of X might simply be Y: temkinli bir sonuç yapısı

The mark of X, birinin veya bir şeyin X özelliğine sahip olduğunu gösteren belirti ya da nitelik demektir. Bu yapı önce X niteliğini adlandırır ve önerilen belirti Y’yi sona saklar; böylece sonuçtaki vurgu Y’ye gelir. might iddiayı kesin değil temkinli hâle getirirken simply sonucu temel ve belki şaşırtıcı tek bir belirti olarak sunar. Burada yapı, evde kalma isteğini sosyallik hakkındaki yaygın varsayımı bilinçli biçimde tersine çeviren bir sonuç yapar.

Alıştırma

The mark of X might simply be Y yapısını kullanın: ____ a thoughtful leader ____ a willingness to listen before speaking.

Cevabı göster

The mark of · might simply be

If you're interested in coming to San Francisco to meet us at the end of March,

4:17

Mart sonunda bizimle tanışmak için San Francisco'ya gelmekle ilgileniyorsanız,

please click on the link on the screen now to find out more.

4:22

daha fazlasını öğrenmek için lütfen ekrandaki bağlantıya tıklayın.

We hope to see you there.

4:26

Sizi orada görmeyi umuyoruz.