İlaçlar ve Uyuşturucular Nasıl Kullanılır: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
936 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Bu deneme “drug” kavramını ruh hâlini değiştiren yiyecek, sanat, müzik, çay ve şarap ritüellerine genişletiyor; etkileri insanın gelişimine yöneltmeyi öneriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "move away from" — Öbeksi fiil: fiziksel uzaklaşmayı değil, bir fikirden vazgeçmeyi anlatır ve bakış açısı değişimini belirtir. 2. "What might be a crucial corrective for one person could be deeply unhelpful for another." — Dil bilgisi ve cümle kalıbı: what yan cümlesi ile could karşıtlığını kullanarak kişilere göre değişen etkileri açıklayın. 3. "Dionysian Mysteries," — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Yunan ritüelini ve toplu şarap kullanımının savı nasıl desteklediğini anlayın.

Bu derste

It's easy to have a pretty negative view of drugs. Kalıp ifadeler

0:00

Maddeler (uyuşturucu veya ilaçlar) hakkında oldukça olumsuz bir görüşe sahip olmak kolaydır.

Kalıp ifadeler

have a pretty negative view of: bir şey hakkında oldukça olumsuz bir görüşe sahip olmak

Have a ... view of, “bir şey hakkında belirli bir görüşe sahip olmak” anlamına gelir. a ile view arasındaki sıfat görüşün niteliğini belirtir; of ise değerlendirilen kişiyi, şeyi veya konuyu tanıtır. Burada pretty, “oldukça” veya “epey” anlamına gelen günlük bir derece zarfıdır. Bu nedenle pretty negative olumsuz değerlendirmeyi güçlendirir. “Güzel” anlamına gelmez.

Alıştırma

Teklifin oldukça kötü olduğunu düşündüğünüzü söylemek istiyorsunuz. Hangi cümle doğaldır?

  1. I have a pretty negative view the proposal.
  2. I have a view of the proposal pretty.
  3. I have a pretty negative view of the proposal.
Cevabı göster

I have a pretty negative view of the proposal.

The news is always going on about police raids on drug dealers, Öbek fiiller

0:03

Haberlerde sürekli uyuşturucu satıcılarına yönelik polis baskınlarından,

Öbek fiiller

go on about: bir konu hakkında gereğinden fazla konuşmak

Go on about + konu, aynı konu hakkında genellikle gereğinden fazla konuşmayı sürdürmek anlamına gelir. Çoğu zaman eleştiri veya rahatsızlık ifade eder. Bu cümledeki is always going on about, haberlerin tekrar tekrar polis baskınları konusuna döndüğünü anlatır. About, tekrarlanan konuşmanın konusunu tanıtır. Burada the news, haber yayınlarını veya medyayı topluca ifade eder; go on about bir şeyin “üzerinde” devam etmek şeklinde kelimesi kelimesine yorumlanmaz.

Alıştırma

İngilizce cümleyi go on about ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: At every meeting, Ben ____ the same parking complaint until everyone gets tired of it.

Cevabı göster

goes on about

kids tripping dangerously at raves, Kelime

0:07

partilerde tehlikeli halüsinasyonlar gören gençlerden,

Kelime

Uyuşturucu etkisini anlatan argo tripping

Buradaki tripping, halüsinojen veya psikedelik bir maddenin etkilerini yaşamak anlamına gelen, uyuşturucuyla ilgili gayriresmî bir argo sözcüktür. Rave ortamı bu anlamı ortaya çıkarır; dolayısıyla ifade, birinin dengesini kaybetmesini değil, değişmiş bir zihinsel durumu anlatır. -ing biçimi bunu gençlerin etkinlik sırasında yaptığı veya deneyimlediği bir şey olarak sunar. Başka bir bağlamda trip ya da tripping hâlâ tökezlemek anlamına gelebilir; bu nedenle anlamı bağlam belirler.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "Some guests were tripping after taking hallucinogens." Buradaki "tripping" ne anlama geliyor?

  1. Tökezleyip neredeyse düşmek
  2. Etkinlikten erken ayrılmak
  3. Halüsinojen maddelerin etkilerini yaşamak
Cevabı göster

Halüsinojen maddelerin etkilerini yaşamak

overdoses and rehab.

0:09

aşırı dozlardan ve rehabilitasyon merkezlerinden bahsedilir.

It goes without saying, Kalıp ifadeler

0:11

Söylemeye gerek yok,

things can go horrifically wrong around drugs. Kalıp ifadeler

0:12

maddeler söz konusu olduğunda işler korkunç derecede ters gidebilir.

Kalıp ifadeler

Açık bir noktayı tanıtan It goes without saying

It goes without saying, dinleyicilere sıradaki ifadenin açık veya zaten kabul edilmiş sayıldığını belirtir. Bu cümlede uyuşturucuyla ilgili tehlikeyi, konuşmacı savını sürdürmeden önce ortak bir kabul olarak çerçeveler. Yaygın kalıp It goes without saying that + yan cümle biçimindedir. Konuşmada ifade tek başına bir giriş olarak da kullanılabilir; ardından bir duraklama ve açıklama gelir. Burada da bu kullanım vardır.

Alıştırma

Açık bir gerçeği tanıtan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: ____ that backups are essential.

Cevabı göster

It goes without saying

Kalıp ifadeler

go horrifically wrong: son derece kötü bir sonuç

go horrifically wrong ifadesinde go, fiziksel hareket bildirmez; ‘bir duruma gelmek’ ya da ‘sonuçlanmak’ anlamında bağlayıcı fiildir. Wrong ortaya çıkan durumu niteler, horrifically ise sonucun ne kadar kötü olduğunu güçlü biçimde vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilen go + sıfat kalıbı, özellikle istenmeyen bir duruma geçişi anlatır: go wrong, go bad, go silent. Sıfat bir zarfla nitelenebilir: go terribly wrong.

Alıştırma

Cümleyi ‘son derece kötü bir biçimde gelişmek’ anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Without strict safety checks, the experiment could ____.

Cevabı göster

go horrifically wrong

But our intense awareness of the negatives

0:16

Ancak olumsuzluklara dair bu yoğun farkındalığımız

is in danger of creating a misleadingly narrow view of the subject. Dilbilgisi

0:19

konu hakkında yanıltıcı derecede dar bir görüş yaratma tehlikesi taşır.

Dilbilgisi

in danger of creating: olası bir sonuç hakkında uyarı

Be in danger of creating, ‘bir şeye yol açma ya da bir şeyi üretme riski altında olmak’ anlamına gelir. Buradaki danger mutlaka fiziksel tehlike değildir: olumsuz yönlere yoğun biçimde odaklanmak, yanıltıcı derecede dar bir bakış açısı oluşturabilir. Yapı be in danger of + isim ya da -ing biçimidir. Of bir edattır; bu nedenle creating ulaç biçimindedir. in danger of creating denir, in danger of create denmez.

Alıştırma

Cümleyi ‘riski altında olmak’ anlamındaki vurgulanan üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: This shortcut is ____ creating more work later.

Cevabı göster

in danger of

Drugs are, at best, Kalıp ifadeler

0:23

Maddeler, en iyi ihtimalle,

serious, dignified, noble and important,

0:25

ciddi, saygın, asil ve önemlidir,

and we need more of them in our lives.

0:28

ve hayatımızda onlara daha fazla ihtiyacımız var.

Kalıp ifadeler

Bir değerlendirmenin üst sınırı olarak at best

At best bir değerlendirmenin üst sınırını belirler: en olumlu yorumda bile ardından gelen açıklama, konuşanın kabul edeceği en olumlu iddiadır. Burada olumlu sıralamayı basit bir övgü olmaktan çıkarıp koşullu bir değerlendirmeye dönüştürür. “En iyi biçimde” anlamına gelmez; temkinli bir yargıya işaret eder ve bilerek kışkırtıcı bir ifadeye ironi katabilir.

Alıştırma

Cümleyi, mümkün olan en olumlu sonucu belirten ders ifadesiyle tamamlayın: “Even if everything goes perfectly, the repair will be temporary ____.”

Cevabı göster

at best

The real issue is, Anlatım akışı

0:31

Asıl sorun şu ki,

we don't have a correct sense of what a drug is Dilbilgisi

0:32

bir maddenin/ilacın ne olduğuna dair doğru bir algıya sahip değiliz

and what the drugs might be that we in particular truly need.

0:35

ve özellikle bizim gerçekten ne tür maddelere ihtiyacımız olabileceğini bilmiyoruz.

Anlatım akışı

Merkezi noktayı gösteren bir işaret olarak The real issue is

The real issue is ifadesi bir söylem işareti görevi görür: dinleyicilere tartışmanın yüzeydeki sorulardan uzaklaşıp konuşanın merkezi saydığı noktaya yöneldiğini bildirir. Bu cümlede ifadenin ardından gelen her şey bu merkezi iddiayı belirtir: sorun, bir uyuşturucunun ne olduğu ve hangi uyuşturuculara gerçekten ihtiyaç duyulduğu konusundaki yanlış anlayıştır. Yeniden kullanılabilir yapılar The real issue is that + yan cümle ve The real issue is whether/how/what + yan cümledir.

Alıştırma

Cümleyi, dikkati merkezi soruna yönlendiren ders ifadesiyle tamamlayın: “____ that the deadline leaves no time for testing.”

Cevabı göster

The real issue is

Dilbilgisi

"what a drug is" ve "what the drugs might be" ifadelerinde dolaylı soru dizimi

Vurgulanan iki bölüm de daha büyük bir bildirimin içinde, sense of ifadesinden sonra yer alan dolaylı soru yan cümleleridir; dinleyiciye doğrudan soru sormazlar. Açıkça anlaşılmayan bilginin ne olduğunu belirtirler. İngilizcede dolaylı sorular bildirme cümlesi sözcük dizimini kullanır. Özne fiilden önce gelir: what a drug is ve what the drugs might be; what is a drug ya da what might the drugs be değil. İkinci yan cümledeki that we in particular truly need, the drugs ifadesini daha ayrıntılı biçimde tanımlar; dolaylı soru dizimini değiştirmez.

Alıştırma

Dolaylı soruyu tamamlamak için what, the problem ve is sözcüklerini kullanın: We need to understand ____ before we act.

Cevabı göster

what the problem is

Essentially, a drug is a thing, anything,

0:40

Temelde madde, bir şeydir, herhangi bir şeydir;

that alters your mood,

0:42

ruh halinizi değiştiren,

acting via either the body or the senses Dilbilgisi

0:44

ya bedeni ya da duyuları kullanarak etki eden

to make an impact upon the mind. Kalıp ifadeler

0:47

ve zihin üzerinde bir etki bırakan.

Dilbilgisi

"either the body or the senses" ile paralel alternatifler

Either ... or ... iki alternatifi birbirine bağlayan bağıntılı bir çifttir. Burada the body ile the senses, bir maddenin etki gösterebileceği iki olası yol olarak sunulur. either ve or sözcüklerinden sonra gelen ögeler dil bilgisi açısından paralel olmalıdır. Bu ifadede iki taraf da isim öbeğidir: the body / the senses. either sözcüğünü karşılaştırılan ilk ögenin hemen önüne, or sözcüğünü ise ikinci ögenin önüne koyun.

Alıştırma

Güncellemeyi almanın iki alternatif yolunu sunan çifti kullanarak cümleyi tamamlayın: You can get the update ____ by email ____ by text message.

Cevabı göster

either · or

Kalıp ifadeler

make an impact upon the mind: zihin üzerinde etki yaratmak

Make an impact upon something, “bir şey üzerinde fark edilir bir etki yaratmak” demektir. Bu cümlede beden veya duyular yoluyla gerçekleşen etki, sonunda zihni etkiler. Sabit yapı make an impact on/upon + isim şeklindedir. Burada upon, on ile aynı temel anlama gelir ancak daha resmî duyulur.

Alıştırma

Cümleyi make an impact on ifadesinin daha resmî biçimiyle tamamlayın: The findings may ____ public understanding.

Cevabı göster

make an impact upon

We've come to associate the impact of drugs Kalıp ifadeler

0:50

Maddelerin etkisini,

with a heightening of a particular band of emotional states,

0:52

belirli bir duygu durumu yelpazesinin yükselmesiyle ilişkilendirmeye başladık;

the weird, the escapist,

0:56

tuhaflık, gerçeklerden kaçış,

the hyperactive, and the ecstatically relaxed.

0:57

aşırı hareketlilik ve kendinden geçercesine bir rahatlama gibi.

Kalıp ifadeler

come to associate A with B: A ile B'yi zamanla ilişkilendirmek

Come to + fiil, zaman içinde gelişen bir değişimi gösterir: kişi sonunda bir şeyi yapmaya, hissetmeye veya anlamaya başlar. Bu nedenle we've come to associate, bu zihinsel bağlantının yavaş yavaş oluştuğunu anlatır; buradaki come hareket bildirmez. Associate A with B, A ile B arasında zihinsel bir bağlantı kurmak demektir. Bu cümlede A uyuşturucuların etkisi, B ise sonrasında sıralanan duygu durumları grubudur. Yeniden kullanılabilir kalıp have/has come to associate A with B şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “zihinsel olarak yavaş yavaş bağlantı kurmaya başlamak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After repeated visits, tourists may ____ the town with its winter festival.

Cevabı göster

come to associate

But in truth,

1:01

Fakat işin aslı,

there are far more interesting, fruitful and positive directions

1:02

zihnimizin yönlendirilmesini istememiz gereken

in which we should want our minds to be altered.

1:06

çok daha ilginç, verimli ve olumlu yönler vardır.

We're only at the start Kalıp ifadeler

1:09

Bizler henüz

of understanding the possibility of drugs.

1:10

maddelerin taşıdığı potansiyeli anlamanın sadece başındayız.

Kalıp ifadeler

only at the start of understanding: anlamanın henüz başında olmak

Only, iddianın kapsamını daraltır: konuşan kişi anlama sürecinin başladığını ancak fazla ilerlemediğini söyler. Bu ifade, anlamanın tamamlandığını değil, hâlâ bilinmeyen çok şey olduğunu vurgular. be at the start of + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir etkinliği ya da süreci en erken aşamasına yerleştirir. Burada of understanding, anlamayı devam eden bir süreç olarak gösterir.

Alıştırma

Özgün cümlede only at the start of understanding neyi ima eder?

  1. Konu artık tamamen anlaşılmıştır.
  2. Henüz hiç kimse konuyu anlamaya çalışmaya başlamamıştır.
  3. Bir miktar anlayış vardır, ancak süreç hâlâ çok erken bir aşamadadır.
Cevabı göster

Bir miktar anlayış vardır, ancak süreç hâlâ çok erken bir aşamadadır.

The task of a drug is simply to alter moods

1:15

Bir maddenin görevi basitçe ruh halini,

in any positive direction

1:17

kişinin en yüksek hedeflerini gerçekleştirmesiyle uyumlu

compatible with fulfilling one's highest ambitions. Kalıp ifadeler

1:19

herhangi bir olumlu yöne doğru değiştirmektir.

Kalıp ifadeler

compatible with fulfilling one's highest ambitions: en büyük hedefleri gerçekleştirmekle bağdaşan

Bu cümlede compatible with, bir şeyin başka bir şeyle çatışmadan bir arada bulunabilmesi anlamına gelir. Olumlu bir ruh hâli değişikliği, ancak kişinin en önemli hedeflerinin peşinden gitmesini engellemiyorsa koşulu karşılar. With bir edattır; bu nedenle fulfilling, compatible with + -ing kalıbında isim gibi işlev gören bir -ing biçimidir. One's, konuşanı özel olarak belirtmeyen, kişinin ya da herhangi birinin anlamındaki resmî ve genel bir iyelik biçimidir.

Alıştırma

İki hedefin bir arada var olabileceğini belirten iki kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our growth plan must be ____ protecting the environment.

Cevabı göster

compatible with

So, we need drugs to help us to be more self-analytical,

1:22

Bu yüzden, daha fazla özeleştiri yapabilmemize,

more hopeful,

1:26

daha umutlu olmamıza,

less prone to irritability, Kalıp ifadeler

1:27

sinirlenmeye daha az meyilli olmamıza,

Kalıp ifadeler

less prone to irritability: sinirliliğe daha az yatkın

Bu cümlede less prone to irritability, kolayca sinirlenme veya rahatsız olma olasılığının daha düşük olması demektir. Less, prone sözcüğünü niteler; yani eğilim azalır ancak tamamen ortadan kalkmaz. Yapı be prone to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır ve irritability bu eğilimi adlandıran isimdir.

Alıştırma

Cümleyi “sinirlenme olasılığı daha düşük” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: With enough sleep, Jordan is ____ during stressful meetings.

Cevabı göster

less prone to irritability

more politically tolerant and better at listening to other people, Dilbilgisi

1:29

siyasi açıdan daha hoşgörülü olmamıza ve diğer insanları dinlemede daha iyi olmamıza yardımcı olacak maddelere ihtiyacımız var;

especially partners,

1:33

özellikle de eşlerimizi,

when they have legitimate complaints against us.

1:34

bize karşı haklı şikayetleri olduğunda.

Dilbilgisi

better at listening to other people: başkalarını dinlemede daha iyi

Better at listening to other people, başkalarının söylediklerine dikkat etme konusunda daha becerikli veya etkili olmak demektir. Better karşılaştırma biçimidir; bu yüzden bir gelişmeyi veya başka bir beceri düzeyiyle karşılaştırmayı ifade eder. Bir etkinlikteki beceriyi karşılaştırmak için be better at + isim veya -ing biçimini kullanın. At bir edat olduğu için listen değil listening gerekir. Ayrıca listen, dikkat edilen kişi veya şeyden önce to alır.

Alıştırma

Bir kişinin dinleme becerisini karşılaştırmak için be better at + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. After practice, Priya is better at listen to other people.
  2. After practice, Priya is better at listening to other people.
  3. After practice, it is better to listening to other people.
Cevabı göster

After practice, Priya is better at listening to other people.

Fortunately,

1:37

Neyse ki,

there are a lot more things that are drugs than we ordinarily suppose.

1:38

madde/ilaç tanımına uyan şeyler, genellikle sandığımızdan çok daha fazladır.

We need to move away from the idea of drugs as pills Öbek fiiller

1:42

Maddeleri/ilaçları sadece haplar olarak görme fikrinden uzaklaşmalıyız;

Öbek fiiller

move away from an idea: bir düşünceden uzaklaşmak

Burada move away from fiziksel bir hareketi anlatmaz. Yerleşmiş bir düşünce biçimine güvenmeyi veya onu kabul etmeyi bırakmak anlamına gelir: uyuşturucuların yalnızca hap olduğu düşüncesi. move away from + isim öbeği yapısı; düşünce, politika, alışkanlık veya yöntem değişimini anlatmak için kullanılabilir. Yeni yön açıkça belirtilmese bile bir yaklaşımı geride bırakıp farklı bir yöne ilerlemeyi ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede move away from fiziksel konum değişikliği yerine yaklaşım değişikliğini anlatır?

  1. Please move away from the edge of the platform.
  2. She moved away from her hometown last year.
  3. We need to move away from one-size-fits-all policies.
Cevabı göster

We need to move away from one-size-fits-all policies.

that someone gives you at a party when you're 16

1:45

16 yaşındayken bir partide birinin size verdiği,

that will make you feel high, Kelime

1:48

sizi uçuracak,

sick, possibly kill you,

1:49

hasta edecek, belki de öldürecek,

and make you look cool and shock your parents.

1:50

ve havalı görünmenizi sağlayıp ailenizi şoke edecek haplar.

Kelime

uyuşturucu bağlamında feel high

Uyuşturucuyla ilgili bu bağlamda feel high, coşku, algı değişikliği veya farkındalıkta azalma gibi bir uyuşturucunun sarhoş edici etkilerini yaşamak anlamına gelir. Buradaki high, fiziksel yüksekliği değil, uyuşturucu etkisinde olmayı anlatan gayriresmî bir sıfattır. Bağlayıcı fiil feel geçici bir durumu ifade eder: feel + sıfat. Bağlam önemlidir; çünkü feel high bazen duygusal olarak coşkulu hissetmek anlamına gelebilir. Ancak yakındaki uyuşturucu ve rahatsızlık ifadeleri burada uyuşturucu etkisi anlamını belirler.

Alıştırma

Hangi cümlede high bir uyuşturucunun etkisinde olmak anlamına gelir?

  1. The shelf was too high for her to reach.
  2. Her test score was unusually high.
  3. After taking the unknown pill, he felt high and disoriented.
Cevabı göster

After taking the unknown pill, he felt high and disoriented.

The word drug happens to be sitting on Notlar

1:53

Uyuşturucu veya ilaç kelimesi aslında

a crucially important and large idea.

1:55

son derece önemli ve geniş bir fikrin üzerine oturur.

Dilbilgisi

Tesadüf ve retorik hafifletme anlatan happens to be

happens to be yapısındaki happen to + mastar, bir şeyin tesadüfen doğru olduğunu veya ikincil bir gerçek olarak belirtildiğini anlatır. Bu ifade tek bir yapıdır; bir olayın önce gerçekleştiği ve ardından öznenin başka bir şeye dönüştüğü anlamına gelmez. Burada konuşmacı, ardından gelen kavramı son derece önemli diye nitelendirmesine rağmen sözcüğün konumunu neredeyse gelişigüzel sunar. Bu karşıtlık hafif bir retorik küçümseme yaratır ve önemi dolaylı biçimde vurgular.

Alıştırma

Gerçeği ikincil bir tesadüf olarak sunan üç sözcüklük ifadeyi kullanın: The only person with a spare key ____ my neighbor.

Cevabı göster

happens to be

Deyimler

sitting on a crucially important and large idea ifadesindeki metafor

Özne The word drug olduğu için sitting on gerçek anlamda yapılan bir eylem değildir. Cümle, bilinen etiketi çok daha büyük bir soyut kavramın üzerinde duruyormuş gibi tasvir eder. Bu imge, kısa sözcüğün derin bir fikrin üzerinde bulunduğunu ve konuşmacının birazdan açacağı bu fikri kısmen gizleyebileceğini düşündürür. Açıklamayı görünür yüzey olan sözcük ve onun altındaki daha önemli kavramsal katman olarak düzenler.

Alıştırma

“The word home is sitting on a much bigger idea about safety and belonging,” cümlesinde sitting on neyi ifade eder?

  1. Birisi bir fikri paylaşmayı reddediyor.
  2. Sözcük, daha derin bir kavramın üzerinde metaforik olarak duruyor.
  3. Basılı sözcük fiziksel olarak bir nesnenin üzerine yerleştirilmiş.
Cevabı göster

Sözcük, daha derin bir kavramın üzerinde metaforik olarak duruyor.

The generation of benign and positive states of mind

1:58

Dışsal fiziksel kaynakların kullanımı aracılığıyla

through the use of external physical resources.

2:02

iyi huylu ve olumlu zihin durumlarının üretilmesi.

Any properly accurate list of drugs we have available

2:05

Erişebildiğimiz maddelerin düzgün ve doğru bir listesi

should now include the following.

2:08

artık şunları içermelidir.

Pomegranate juice.

2:11

Nar suyu.

Coffee stimulates,

2:13

Kahve uyarır,

but in the right dosage, Kalıp ifadeler

2:14

ancak doğru dozda,

just squeezed orange juice with a touch of lemon Kalıp ifadeler

2:15

biraz limon sıkılmış taze portakal suyu

briefly strengthens the will

2:18

kısa süreliğine iradeyi güçlendirir

and makes us more able to face tricky tasks.

2:20

ve zorlu görevlerle yüzleşme konusunda bizi daha yetkin kılar.

Kalıp ifadeler

in the right dosage: doğru dozda

Burada in the right dosage, “uygun miktarda alındığında” anlamına gelir. Bu edat öbeği, ileri sürülen düşünceye bir koşul ekler: içeceğin yalnızca tüketilen miktar uygunsa yardımcı olduğu söylenir. Dosage genellikle bir etki elde etmek için alınan ilaç, takviye veya başka bir maddenin ölçülmüş miktarını, bazen de kullanım programını ifade eder. Bu sözcüğün portakal suyu için kullanılması, bilinçli olarak klinik ve ilaca benzer bir çerçeve oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “uygun miktarda alındığında” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: This medicine is effective only ____.

Cevabı göster

in the right dosage

Kalıp ifadeler

with a touch of lemon: biraz limonla

Burada with a touch of lemon, az ama fark edilebilir miktarda limon eklendiği anlamına gelir. Bu ifadede touch fiziksel temas anlamına gelmez; a touch of yaklaşık bir miktar bildiren ifadedir. with a touch of + isim kalıbı bir malzemeyi, tadı, rengi veya niteliği ana özellik olarak değil, hafif bir vurgu olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “az miktarda” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Add ____ lemon to the sauce for brightness.

Cevabı göster

a touch of

The much less known pomegranate juice

2:22

Çok daha az bilinen nar suyu ise

has a soothing, calming effect Kalıp ifadeler

2:24

yatıştırıcı, sakinleştirici bir etkiye sahiptir

which helps one be less prickly around perceived insults and slights. Kelime

2:26

ve bu, kişinin algıladığı hakaretler ve küçümsemeler karşısında daha az alıngan olmasına yardımcı olur.

Kalıp ifadeler

Have a soothing, calming effect: yatıştırıcı ve sakinleştirici bir etkisi olmak

have a(n) + adjective + effect kalıbı, bir şeyin belirli türde bir etki veya sonuç oluşturduğunu anlatır. Burada has, tekil özne pomegranate juice ile uyumludur; soothing ve calming ise effect ismini niteler. Bu kalıpta effect sayılabilen bir isimdir. Neyin veya kimin etkilendiğini belirtmek için on eklenir: have a calming effect on someone or something.

Alıştırma

Hedef kalıpta effect ismini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Warm light has a calming affect on the room.
  2. Warm light has a calming effect on the room.
  3. Warm light has calming effect on the room.
Cevabı göster

Warm light has a calming effect on the room.

Kelime

Algılanan hakaret ve küçümsemeler karşısında prickly olmak

Burada prickly mecazidir: Eleştirildiğini hissettiğinde gerilen, savunmaya geçen veya kolayca sinirlenen birini anlatır. Around fiziksel bir konumu değil, “bir şeyle ilgili durumlarda” anlamını taşır. Perceived, hakaretlerin yalnızca hakaret olarak yorumlanmış olabileceğini belirtir. Slights ise küçük saygısızlıkları anlatan çoğul bir isimdir. Dolayısıyla ifade, gerçek anlamda dikenli olmayı değil, olası bir hakarete karşı hassasiyeti anlatır.

Alıştırma

Burada "less prickly around perceived insults and slights" ne anlama geliyor?

  1. Sivri uçlu nesnelere dokunma olasılığının daha düşük olması
  2. Küçük fiziksel farkları fark etme becerisinin daha düşük olması
  3. Saygısızlık olarak yorumlanan şeyler karşısında savunmaya geçme olasılığının daha düşük olması
Cevabı göster

Saygısızlık olarak yorumlanan şeyler karşısında savunmaya geçme olasılığının daha düşük olması

The paintings of Caspar David Friedrich.

2:32

Caspar David Friedrich'in resimleri.

This physical object titled Morning Riesengebirge

2:34

Alman 19. yüzyıl Romantik sanatçısı Caspar David Friedrich tarafından yapılan

by the German 19th century Romantic artist Caspar David Friedrich Kültür

2:38

Dev Dağlarında Sabah adlı bu fiziksel obje

is a drug that hangs on a wall

2:42

duvarda asılı duran bir maddedir

Kültür

German 19th century Romantic artist Caspar David Friedrich: bir sanat akımı olarak Romantic

Bu ifade, Friedrich'in adını vermeden önce kimliğini oluşturan bilgileri sıralar: German milliyetini, 19th century dönemi, Romantic ise ait olduğu sanat akımını belirtir. Burada büyük harfle başlayan Romantic, sanat tarihine ait bir etikettir; aşkla ilgilenen bir kişiyi tarif etmez. Friedrich, hayranlık, yalnızlık ve doğanın enginliğini hissettiren manzara resimleriyle tanınır. Bu, cümlenin resme yüklediği duygusal etkiyi anlamak için gereken arka plandır.

Alıştırma

Örnekte Romantic, Caspar David Friedrich'i nasıl bir sanatçı olarak tanımlar?

  1. Ana konusu romantik aşk olan bir sanatçı
  2. Nazik ve sevecen olarak tanımlanan bir sanatçı
  3. 19. yüzyıl Romantizm akımıyla bağlantılı bir sanatçı
Cevabı göster

19. yüzyıl Romantizm akımıyla bağlantılı bir sanatçı

and it's intended to produce an expanded state of consciousness Kelime

2:45

ve anlık sıkıntıların verdiği acının hafiflediği

in which the pain of immediate troubles is lessened

2:48

genişlemiş bir bilinç durumu yaratmayı amaçlar;

by a euphoric recognition

2:51

doğanın ve evrenin enginliğinin

of the immensity of nature and the cosmos.

2:53

coşkulu bir şekilde fark edilmesiyle.

Kelime

an expanded state of consciousness: daha geniş farkındalık

An expanded state of consciousness, farkındalığın, algının veya bakış açısının sıradan deneyime göre daha geniş hissedildiği bir durumdur. Expanded burada mecazdır; zihin fiziksel olarak büyümez. Bu cümlede, tabloya bakmanın böyle öznel bir etki yarattığı ve doğa ile kozmosun yanında anlık sorunları daha küçük hissettirdiği söylenir. İfade, bilincini kaybetmek anlamına gelmez ve tek başına uyuşturucu kaynaklı bir halüsinasyonu ima etmez.

Alıştırma

Örnekteki an expanded state of consciousness ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Farkındalığın veya bakış açısının normalden daha geniş hâle geldiği hissi
  2. Farkındalığın ve tepki verme yetisinin tamamen kaybedilmesi
  3. Bir kişinin uyuşturucu kaynaklı halüsinasyon gördüğünün kanıtı
Cevabı göster

Farkındalığın veya bakış açısının normalden daha geniş hâle geldiği hissi

Emmental cheese.

2:56

Emmental peyniri.

Its mild, savory taste and yielding but not crumbly texture Kelime

2:58

Onun hafif, iştah açıcı tadı ve yumuşak ama ufalanmayan dokusu

Kelime

yielding but not crumbly texture: baskıyla yumuşayan ama ufalanmayan doku

Yiyecek betimlemelerinde yielding, yiyeceğin bastırıldığında veya ısırıldığında kolayca şekil değiştirmesi demektir. Burada bir insanın “boyun eğmesi” değil, yumuşak ve esnek bir doku anlatılır. but not crumbly ifadesi dokunun sınırını belirtir: Yiyecek sıkışacak kadar yumuşaktır, fakat kuru küçük parçalara ayrılmak yerine bütünlüğünü korur.

Alıştırma

yielding but not crumbly texture özelliğine sahip bir yiyeceği en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Isırılması zordur ve eğilmez ya da şekil değiştirmez.
  2. Bastırıldığında veya ısırıldığında şekil değiştirir ama bütünlüğünü korur.
  3. Dokunulur dokunulmaz çok sayıda kuru küçük parçaya ayrılır.
Cevabı göster

Bastırıldığında veya ısırıldığında şekil değiştirir ama bütünlüğünü korur.

quickly bring on a feeling of repleteness. Öbek fiiller

3:02

hızlıca bir tokluk hissi getirir.

Öbek fiiller

bring on + bir duygu, durum veya olay

Burada bring on, bir şeyin başlamasına veya ortaya çıkmasına neden olmak anlamındaki geçişli bir öbek fiildir. Nesnesi a feeling of repleteness olduğundan ifade, bir şeyin hızla tokluk hissi yarattığını anlatır. Bu yapı bring on + durum, duygu veya olay biçiminde yeniden kullanılabilir. on parçacığı öbek fiilin bir parçasıdır; bir şeyi fiziksel olarak bir yere getirmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “bir belirtinin başlamasına neden olmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: For some people, bright flashing lights can ____ a migraine.

Cevabı göster

bring on

Emmental is a quick anxiety reducer.

3:05

Emmental hızlı bir kaygı azaltıcıdır.

Like chocolate and hot buttered toast,

3:08

Tıpkı çikolata ve sıcak tereyağlı tost gibi,

Emmental is an envy-suppressing drug.

3:10

Emmental kıskançlığı bastıran bir maddedir.

Mozart's aria Soave sia il vento. Kültür

3:14

Mozart'ın Soave sia il vento aryası.

Kültür

Mozart’ın Soave sia il vento aryası

Burada konuşmacı aria sözcüğünü bir operadaki öne çıkan vokal bölüm için kullanıyor. Aria normalde solo bir şarkıcı için yazılmış, kendi içinde bütünlük taşıyan bir parçadır. Soave sia il vento, yaklaşık olarak “Rüzgâr yumuşak essin” anlamına gelen İtalyanca bir başlıktır; bu yüzden sıradan İngilizce olarak değil, eser adı olarak anlaşılmalıdır. Bu belirli Mozart parçasının adını vermek, daha sonra şaka yollu “müzikal bir uyuşturucu” diye nitelenen müziğin hangisi olduğunu belirtir.

Alıştırma

“The soprano performed an aria from the opera,” cümlesinde aria ne anlama gelir?

  1. Herhangi bir popüler şarkı türü
  2. Operada öne çıkan solo vokal parça
  3. Oyuncular arasında geçen sözlü bir sahne
Cevabı göster

Operada öne çıkan solo vokal parça

This musical drug

3:18

Bu müzikal madde

briefly induces a heightened state of tenderness towards strangers Kalıp ifadeler

3:19

yabancılara karşı yüksek düzeyde bir şefkat halini

and a mood of generosity towards one's own and others' stupidity

3:23

ve ilişkiler söz konusu olduğunda, kendimizin ve başkalarının aptallıklarına karşı

when it comes to relationships. Kalıp ifadeler

3:27

kısa süreliğine bir cömertlik ruh halini tetikler.

Kalıp ifadeler

induce a heightened state of tenderness: daha yoğun bir şefkat hâli yaratmak

induce a heightened state of tenderness ifadesinde induce, “bir durumun veya duygunun başlamasına neden olmak” anlamına gelir. Yapı induce + isim öbeğidir; induce a state of X buna örnektir. Heightened, “normalden daha güçlü” demektir; dolayısıyla müzik, yabancılara karşı alışılmadık ölçüde güçlü bir şefkati geçici olarak ortaya çıkarır. Induce nedeni anlatır; burada “ikna etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi induce sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: “The treatment ____ a state of deep relaxation within minutes.”

Cevabı göster

induces

Kalıp ifadeler

ilişkiler söz konusu olduğunda

when it comes to relationships, konunun ilişkiler olduğu anlamına gelir ve ilişkiler söz konusu olduğunda ifadesine yakındır. Bir şeyin fiziksel olarak ilişkilere doğru gelmesini anlatmaz. Burada ifade, insanların aptalca davranışları hakkındaki yargıyı sınırlar: yargı özellikle ilişkilerde yaptıkları şeyler için geçerlidir. Yeniden kullanılabilen kalıp when it comes to + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

İlişkileri konu olarak çerçeveleyen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, patience and honesty matter.

Cevabı göster

When it comes to relationships

Of course, the precise effects of these substances

3:29

Elbette, bu maddelerin kesin etkileri

will vary from one person to the next. Kalıp ifadeler

3:31

kişiden kişiye değişiklik gösterecektir.

Kalıp ifadeler

kişiden kişiye değişmek

Vary from one person to the next, farklı insanlar için farklı olmak, yani kişiden kişiye değişmek demektir. Kesin etkilerin herkes için aynı olması beklenmez. vary from A to B kalıbı bir değişim aralığı sunar. one person to the next içindeki the next, gruptaki başka bir kişiyi genel olarak anlatır; sıradaki belirli bir kişiyi veya daha sonraki bir zamanı anlatmaz.

Alıştırma

Yan etkilerin farklı bireylerde farklı olabileceğini hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. Side effects may vary from one person and the next.
  2. Side effects may vary one person to the next.
  3. Side effects may vary from one person to the next.
Cevabı göster

Side effects may vary from one person to the next.

So, a key task with these and all drugs

3:34

Bu yüzden, bunlarla ve tüm maddelerle ilgili kilit görev,

is to get good at working out what we really need Notlar

3:36

kendi işleyişimizi optimize etmek için

to optimize our own functioning.

3:39

gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu bulma konusunda ustalaşmaktır.

Dilbilgisi

get good at + -ing: zamanla ustalaşmak

Get good at + bir isim veya -ing biçimi, bir konuda zamanla beceri kazanmak anlamına gelir. Get zaman içindeki değişimi, good at ise becerinin hangi alanda olduğunu gösterir. Bu cümlede at sözcüğünden sonra -ing biçimindeki working out gelir. Bu kalıp, gelişimi belirli bir etkinliğe bağlar: get good at doing something.

Alıştırma

Hangi cümle, bir becerinin pratik yoluyla geliştiğini en iyi biçimde vurgular?

  1. Maya is good at explaining complex ideas clearly.
  2. With regular practice, Maya got good at explaining complex ideas clearly.
Cevabı göster

With regular practice, Maya got good at explaining complex ideas clearly.

Öbek fiiller

work out what...: düşünerek belirlemek

Burada working out; düşünerek, kanıtları karşılaştırarak veya dikkatli değerlendirme yaparak bir sonuca ulaşmak anlamına gelir. Nesnesi, what we really need dolaylı soru cümlesidir. work out sonrasındaki dolaylı soru düz cümle sözcük dizimini kullanır: what we really need doğrudur; what do we really need değildir. Bağlam, work out ifadesine egzersiz yapmak değil, düşünüp çözmek veya belirlemek anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümlede work out “düşünerek belirlemek” anlamındadır ve dolaylı soru düz cümle sözcük dizimini korur?

  1. We need to work out why the alarm keeps ringing.
  2. I work out at the gym before breakfast.
  3. We need to work out why does the alarm keep ringing.
Cevabı göster

We need to work out why the alarm keeps ringing.

What might be a crucial corrective for one person Dilbilgisi

3:41

Bir kişi için hayati önem taşıyan düzeltici bir şey

could be deeply unhelpful for another.

3:44

başka bir kişi için son derece faydasız olabilir.

Dilbilgisi

What might be ... for one person could be ... for another dengeli karşılaştırma yapısı

Burada What might be a crucial corrective for one person bölümü özne görevindeki serbest bir ilgi yan cümleciğidir. What bir soru sözcüğü değildir; "the thing that" anlamına gelir: "The thing that might be a crucial corrective for one person..." Ana cümle olan could be deeply unhelpful for another, bir kişi için olası yararı başka biri için olası zararla dengeli biçimde karşılaştırır. Might ve could, etkinin her zaman geçerli olduğunu söylemek yerine ifadeyi temkinli kılar. Yeniden kullanılabilecek kalıp What might be X for one person could be Y for another biçimindedir.

Alıştırma

Aynı şeyin insanları farklı şekillerde etkileyebileceğini göstermek için dengeli kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. What might be relaxing for one person, what could be stressful for another.
  2. What might be relaxing for one person could be stressful for another.
  3. What might be relaxing for one person could stressful for another.
  4. What might relaxing for one person could be stressful for another.
Cevabı göster

What might be relaxing for one person could be stressful for another.

In wiser societies than ours,

3:46

Bizimkinden daha bilge toplumlarda,

we would have drug advisers available in hotels,

3:48

otellerde madde danışmanlarımız olurdu,

shopping malls and online.

3:51

alışveriş merkezlerinde ve çevrimiçi ortamlarda da.

People who would do a full audit of our natures Deyimler

3:53

Doğamızın tam bir denetimini yapacak

Deyimler

do a full audit of our natures ifadesinin mecazi anlamı

Burada do a full audit, bir şeyi kapsamlı ve sistemli biçimde incelemek için kullanılan bir benzetmedir. Mali hesapları kontrol etmek anlamına gelmez. Our natures, bireysel mizaçlarımızı, alışkanlıklarımızı, ihtiyaçlarımızı ve psikolojik eğilimlerimizi ifade eder. İfadenin bütünü, her kişinin nasıl biri olduğunun dikkatli ve kapsamlı biçimde değerlendirilmesini anlatır.

Alıştırma

Cümlede do a full audit of our natures ne anlama gelir?

  1. Kişiliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı kapsamlı ve sistemli biçimde incelemek.
  2. Ruh hâlimiz hakkında hızlıca tahminde bulunmak.
  3. Çevremizdeki doğal ortamı incelemek.
  4. Mali kayıtlarımızda hata olup olmadığını kontrol etmek.
Cevabı göster

Kişiliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı kapsamlı ve sistemli biçimde incelemek.

and come up with extended menus Öbek fiiller

3:55

ve genişletilmiş menüler hazırlayacak kişiler;

for what sort of drugs might be most suitable Dilbilgisi

3:57

bizim belirli karakterlerimiz için

for our given characters

3:59

ne tür maddelerin en uygun olabileceği,

and in what doses

4:01

hangi dozlarda

and at what times of day we should take them.

4:02

ve günün hangi saatlerinde onları almamız gerektiğine dair.

Öbek fiiller

come up with: bir fikir veya plan geliştirmek

Burada come up with, ayrıntılı bir öneri grubu düşünüp geliştirmek anlamına gelir. Fiziksel olarak yukarı doğru hareket etmeyi değil, düşünme veya tartışma yoluyla yararlı bir fikir, cevap, plan ya da öneri üretmeyi anlatır. Come up with, ardından üretilen şeyin geldiği üç sözcüklü bir deyimsel fiildir: come up with + an idea/a solution/a plan.

Alıştırma

Cümleyi come up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a long meeting, the team finally ____ a practical solution.

Cevabı göster

came up with

Dilbilgisi

Paralel dolaylı sorular: what sort ... in what doses ... at what times

Vurgulanan üç bölüm, öneriyi üç soru etrafında düzenlemek için paralel olarak çalışır: hangi ilaçlar, hangi doz ve hangi zaman. Birlikte, ayrıntılı listelerin kapsaması gereken içeriği belirtirler. Bunlar gömülü veya dolaylı soru ögeleri olduğu için doğrudan sorulardaki devrik yapıyı kullanmazlar. at what times of day we should take them içinde özne kiplik bildiren yardımcı fiilden önce gelir: should we değil, we should. what sort of drugs might be most suitable içinde what sort of drugs soru öbeği öznedir; in what doses ise eksik sözcükleri we should take them ifadesinden anlaşılan eksiltili bir paralel ögedir.

Alıştırma

Dolaylı soruyu doğal biçimde tamamlayan seçeneği seçin: The care guide explains at what times of day ____.

  1. we should take the tablets
  2. we take should the tablets
  3. should we take the tablets
Cevabı göster

we should take the tablets

In the past,

4:05

Geçmişte,

ambitious societies have looked very seriously at drugs

4:06

hırslı toplumlar maddelere çok ciddiyetle yaklaşmışlardır

and the thing they did Dilbilgisi

4:09

ve yaptıkları şey

was to organize drug use into rituals.

4:10

madde kullanımını ritüeller halinde organize etmekti.

Dilbilgisi

the thing they did was to + fiil: temel eylemi öne çıkarmak

“The thing they did was to + fiil” tek bir eylemi odağa yerleştirir; dilbilgisinde pseudo-cleft türü bir odaklama yapısıdır. Önce “the thing they did” ile henüz belirtilmemiş bir eyleme işaret eder, ardından “was”ten sonra o eylemin ne olduğunu açıklar: madde kullanımını ritüeller içinde düzenlediler. Buradaki “thing” fiziksel bir nesne değil, temel eylem anlamındadır. “Was to organize” eylemin ne olduğunu tamamlar; düzenlemenin yalnızca planlandığı anlamına gelmez. Bu kalıp, arka plan verildikten sonra bir tepkiyi ya da çözümü öne çıkarır.

Alıştırma

“The thing the school did was to add evening classes” cümlesinde odaklama yapısı neyi vurgular?

  1. Akşam dersleri eklemek okulun temel eylemiydi.
  2. Okul ders eklemeyi planladı ama bunu yapmadı.
  3. Akşam dersleri okulun sahip olduğu fiziksel nesnelerdi.
Cevabı göster

Akşam dersleri eklemek okulun temel eylemiydi.

A very popular drug, tea, Kültür

4:13

Çok popüler bir madde olan çay,

was employed in Buddhist ceremonies in Japan

4:15

Japonya'daki Budist törenlerinde kullanıldı,

from the 13th century onwards. Kalıp ifadeler

4:17

13. yüzyıldan itibaren.

Kültür

Çay Japonya’daki Budist törenlerinde kullanıldı

Burada “tea was employed in Buddhist ceremonies in Japan”, çayın bu törenlerin bir parçası olarak bilinçli şekilde kullanıldığı anlamına gelir. “Was employed” resmî bir edilgen yapıdır: kullanılan şey çaydır ve onu kullanan kişiler belirtilmez. 13. yüzyıldan itibaren Japonya’ya yapılan gönderme, çay içmenin ritüel bir uygulama olarak düzenlenebildiğini gösterir. Bu anlatımda “drug”, zihni ya da bedeni etkileyen madde şeklindeki geniş anlamıyla kullanılır; çayın yasa dışı bir uyuşturucu olduğu söylenmez.

Alıştırma

“A bell was employed in the ceremony” cümlesinde “was employed” ne anlama gelir?

  1. Çan tesadüfen keşfedildi.
  2. Çan bir çalışan olarak işe alındı.
  3. Çan belirli bir amaçla kullanıldı.
Cevabı göster

Çan belirli bir amaçla kullanıldı.

Kalıp ifadeler

from the 13th century onwards: 13. yüzyıldan itibaren

From the 13th century onwards, “13. yüzyılda başlayıp o noktadan sonra da devam ederek” anlamına gelir. Cümle başlangıç dönemini belirtir, ancak bir bitiş dönemi vermez. from + zaman ifadesi + onwards yapısı, zaman çizelgesini bir başlangıç noktası çevresinde düzenler. Onwards, ilgili bağlamda daha sonraki bütün zamanı kapsar; yalnızca bir sonraki yüzyıl anlamına gelmez.

Alıştırma

“Haziranda başlayıp sonrasında devam ederek” anlamını vermek için cümleyi from ... onwards yapısıyla tamamlayın: The new bus route will run every day ____.

Cevabı göster

from June onwards

The drug was used to promote focus, concentration,

4:19

Bu madde odaklanmayı, konsantrasyonu

and a feeling of strong connection to other human beings.

4:22

ve diğer insanlarla güçlü bir bağ hissini teşvik etmek için kullanıldı.

You might have to sit in a particular way, Dilbilgisi

4:25

Belirli bir şekilde oturmanız,

taking your tea drug,

4:27

çayınızı yani maddenizi alırken,

wait patiently to be served,

4:29

servis edilmesini sabırla beklemeniz,

and consume a very specific quantity

4:30

ve rüzgardaki bir çam ağacının dalını seyrederken

while contemplating the branch of a pine tree in the wind. Dilbilgisi

4:32

çok spesifik bir miktarı tüketmeniz gerekebilirdi.

Dilbilgisi

might have to: belirsiz bir gereklilik

Burada might have to, “bir şeyi yapmanızın gerekmesi mümkündür” anlamına gelir. Might gerekliliği belirsiz veya varsayımsal hâle getirirken have to zorunluluk anlamını verir. Kalıp might + have to + fiilin yalın hâlidir. Have to, might sonrasında kullanılan zorunluluk ifadesi olduğundan bu yapı might have + geçmiş zaman ortacı değildir ve geçmişte gerçekleşmiş olabilecek bir olayı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle kesin bir gereklilik veya geçmişteki olası bir gereklilik yerine gelecekteki olası bir gerekliliği ifade eder?

  1. We have to cancel the picnic because the park is closed.
  2. We might have to cancel the picnic if it rains.
  3. We might have had to cancel the picnic if the storm had not moved away.
Cevabı göster

We might have to cancel the picnic if it rains.

Dilbilgisi

while contemplating: eş zamanlı eylem bildiren kısaltılmış while yan cümlesi

Bu cümlede while contemplating, while you are contemplating ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Çam dalını seyredip düşünme eyleminin çayı tüketme eylemiyle aynı anda gerçekleştiğini belirtir. Atılan öznenin çayı tüketen kişiyle aynı olduğu anlaşılır. while + -ing fiili kalıbı, iki eylemin öznesi aynı olduğunda eş zamanlı bir eylemi kısa biçimde ekler.

Alıştırma

Cümleyi contemplate kullanarak kısaltılmış bir while yan cümlesiyle tamamlayın: Nina slowly drank her coffee ____ the job offer.

Cevabı göster

while contemplating

The ancient Greeks were also very interested in drugs.

4:36

Antik Yunanlılar da maddelerle çok ilgileniyorlardı.

Their ritual, known as the Dionysian Mysteries, Kültür

4:39

Dionysos Gizemleri olarak bilinen ritüelleri,

was built around the highly structured use of red wine

4:42

dini bir festivalin parçası olarak,

as part of a religious festival.

4:45

kırmızı şarabın son derece yapılandırılmış kullanımı etrafında inşa edilmişti.

Participants would drink and dance

4:47

Katılımcılar, Tanrı Dionysos'un emrettiği gibi

in search of a sense of collective belonging Kalıp ifadeler

4:49

kolektif bir aidiyet hissi arayışıyla

as decreed by the god Dionysus. Kelime

4:51

içer ve dans ederlerdi.

Kültür

Dionysian Mysteries: Dionysos'u onurlandıran gizli ayinler

Dionysian Mysteries, şarap ve coşkulu kutlamayla ilişkilendirilen tanrı Dionysos'a tapınmayla bağlantılı antik Yunan dinî ayinleriydi. Burada Mysteries, çözülmesi gereken gizemleri değil, gizli ayinleri veya kabul törenlerini ifade eder. Bu metinde ad, içmeye ve dans etmeye dinî bir amaç kazandıran ve katılımcıların kendilerini bir grubun parçası olarak hissetmelerine yardım eden düzenli bir ritüeli belirtir. Bu arka plan, etkinliğin sıradan içki içme yerine kontrollü bir topluluk uygulaması olarak sunulmasını açıklar.

Alıştırma

Bu metinde Dionysian Mysteries neyi ifade ediyor?

  1. Kırmızı şarabın nasıl icat edildiğini anlatan bir öykü derlemesi
  2. Dionysos'a tapınmayla bağlantılı gizli dinî ayinler
  3. Herkesin içip dans etmesini zorunlu kılan bir kamu yasası
Cevabı göster

Dionysos'a tapınmayla bağlantılı gizli dinî ayinler

Kalıp ifadeler

in search of a sense of collective belonging: kolektif bir aidiyet duygusu arayışıyla

In search of, bir eylemin arkasındaki amacı gösterir: Katılımcılar bir şeyi bulmaya veya kazanmaya çalıştıkları için içip dans ederler. Buradaki search mecazidir; fiziksel bir nesne aramıyorlar. A sense of collective belonging, aynı grubun bir parçası olarak kabul edilme duygusudur. Collective, bu bağın grupça paylaşıldığı ve birlikte oluşturulduğu anlamını ekler.

Alıştırma

Örnekte in search of a sense of collective belonging ne anlama geliyor?

  1. Grubun sahip olduğu fiziksel bir nesneyi ararlar.
  2. Birlikte o gruba ait olduklarını hissetmeyi umarak etkinliğe katılırlar.
  3. Zaten tamamen kabul edildiklerini hisseder ve bunu kutlarlar.
Cevabı göster

Birlikte o gruba ait olduklarını hissetmeyi umarak etkinliğe katılırlar.

Kelime

as decreed by the god Dionysus: tanrı Dionysos'un buyurduğu üzere

As decreed by the god Dionysus, “tanrı Dionysos'un resmî olarak buyurduğu şekilde” anlamına gelir. Buradaki as, “uyarınca” veya “gerektirdiği biçimde” demektir; “-iken” ya da “çünkü” anlamında değildir. Decreed, kısaltılmış edilgen bir yan cümledeki geçmiş zaman ortacıdır: as [it was] decreed by.... by öbeği emri veren yetkiliyi belirtir; bu nedenle ifade, içme ve dans etme eylemlerini yetkili bir kurala itaat olarak sunar.

Alıştırma

Hangi açıklama as decreed by the god Dionysus ifadesinin anlamını en iyi korur?

  1. tanrı Dionysos'un resmî olarak buyurduğu şeye göre
  2. tanrı Dionysos bunu aradığı için
  3. tanrı Dionysos bunu gelişigüzel söylerken
Cevabı göster

tanrı Dionysos'un resmî olarak buyurduğu şeye göre

By making what might otherwise descend into binge drinking Notlar

4:54

Aksi takdirde bir alem yapmaya dönüşebilecek bir şeyi

into a religious festival,

4:57

dini bir festivale çevirerek,

the Greeks cleverly directed the immense power of alcohol Kalıp ifadeler

4:59

Yunanlılar alkolün muazzam gücünü zekice

towards the most beneficial states of mind.

5:02

en faydalı zihin durumlarına doğru yönlendirdiler.

Dilbilgisi

By making A into B: dönüşüm yoluyla yöntemi anlatma

By + -ing biçimi, ana cümledeki sonucun hangi yolla elde edildiğini anlatır. Burada By making ..., Yunanların kullandığı yöntemi directed fiiline bağlar: Başlangıçtaki ifadede anlatılan dönüşümü gerçekleştirerek alkolün gücünü yönlendirmişlerdir. make A into B yapısında A değiştirilir veya yeniden biçimlendirilir ve B hâline gelir. Buradaki uzun A, what might otherwise descend into binge drinking; B ise a religious festival ifadesidir. Dolayısıyla By making A into B, “A’yı B’ye dönüştürerek” anlamına gelir; by eylemi yapan kişiyi belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak By making A into B kalıbıyla tamamlayın: ____ the empty office ____ a study room, the club created a quiet place to work.

Cevabı göster

By making · into

Deyimler

descend into binge drinking: zararlı kötüleşmeyi anlatan bir mecaz

Descend into burada mecazidir: Bir etkinlik, aşağı doğru ilerliyormuş gibi giderek kontrolünü kaybedip daha kötü bir duruma dönüşebilir. İfade olumsuz bir değerlendirme taşır; bu nedenle descend into binge drinking, “kötüleşerek kısa sürede kontrolsüz ve aşırı içki tüketimine dönüşmek” anlamına gelir. Binge drinking, çoğunlukla tek bir oturumda, kısa sürede çok miktarda alkol tüketmektir. Her türlü içki tüketimi anlamına gelmez. what might otherwise descend into... ifadesinde otherwise, cümlede anlatılan düzenleyici dönüşüm olmasa bu zararlı sonucun ortaya çıkabileceğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir durumun kötüleşip kontrolünü kaybettiğini göstermek için descend into ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. The calm meeting descended into angry shouting.
  2. The elevator descended into the basement.
  3. The chef descended into a new recipe.
Cevabı göster

The calm meeting descended into angry shouting.

Kalıp ifadeler

direct A towards B: gücü bir hedefe yönlendirmek

Burada directed ... towards, alkolün güçlü etkilerinin belirli bir amaca hizmet edecek şekilde yönlendirildiğini anlatır. A, the immense power of alcohol; B ise the most beneficial states of mind bölümüdür. Direct burada mecazidir; birine yol tarif etmek anlamına gelmez. Aktarılabilir direct A toward(s) B kalıbı, A’yı B üzerinde etkili olacak veya B’yi destekleyecek şekilde odaklamak, yönlendirmek ya da kullanmak demektir. A dikkat, çaba, para, enerji veya etki olabilir; B hedefi ya da amacı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi direct A towards B kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The council ____ more funding ____ road safety programs.

Cevabı göster

directed · towards

Instead of being a reason Dilbilgisi

5:05

Eşiyle tartışmaya girmek

for getting into an argument with one's spouse Öbek fiiller

5:06

veya bir düğün konuşmasını mahvetmek için

or messing up a wedding speech, Öbek fiiller

5:08

bir neden olmak yerine,

Öbek fiiller

Getting into an argument with someone: biriyle tartışmaya girmek

Get into an argument, sözlü bir çatışmaya başlamak ya da kendini böyle bir çatışmanın içinde bulmak demektir. Fiziksel olarak bir yere girmeyi değil, tartışma durumuna geçişi vurgular. Yaygın kalıp get into an argument with someone biçimindedir; with, tartışılan kişiyi belirtir.

Alıştırma

Sakin bir konuşmadan sözlü çatışmaya geçişi vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: They tried to stay calm, but they ended up ____ with the landlord.

Cevabı göster

getting into an argument

Öbek fiiller

Messing up: bir şeyi bozmak veya kötü yapmak

Mess up, bir şeyi bozmak veya kötü yapmak demektir. Messing up a wedding speech ifadesinde, konuşmanın kötü gitmesine neden olan hatalar yapmak anlamına gelir; konuşmayı fiziksel olarak dağınık hâle getirmek anlamına gelmez. Ayrılabilen bir öbek fiildir: hem mess up the speech hem de mess the speech up kullanılabilir. Nesne zamirse ortaya koyun: mess it up.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbek fiilin doğru biçimiyle tamamlayın: I was nervous, but I didn't ____ my presentation.

Cevabı göster

mess up

wine became an occasion for fostering trust and loyalty

5:10

şarap, güven ve sadakati teşvik etmek için bir fırsat haline geldi

between citizens in the city.

5:14

şehirdeki vatandaşlar arasında.

Dilbilgisi

Instead of being ... X became an occasion for ...: bir rolün yerine yeni bir fırsat koymak

Instead of being ... önce gerçekleşmeyen rolü veya sonucu sunar. Bu giriş niteliğindeki -ing yan cümlesinin açık bir öznesi olmadığından, örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan wine olmalıdır. Ana cümle wine became an occasion for fostering ... onun yerini alan sonucu verir. Tam kalıp Instead of being A, X became B, X’i istenmeyen A rolünden yeni B rolüne geçirerek yeniden tanımlar; for + -ing ise bu fırsatın mümkün kıldığı etkinliği belirtir.

Alıştırma

Karşıtlığı Instead of being A, X became an occasion for + -ing kalıbıyla tamamlayın: Instead of ____ a burden, the training session ____ an occasion for building confidence.

Cevabı göster

being · became

Moods play an immense role in our lives Kalıp ifadeler

5:16

Ruh halleri hayatımızda muazzam bir rol oynar

and yet we tend to be haphazard Dilbilgisi

5:19

ve yine de onları tanımlama ve onlarla başa çıkma şeklimizde

in the way we identify and deal with them.

5:20

gelişigüzel davranma eğilimindeyiz.

Kalıp ifadeler

play an immense role in: son derece önemli bir etkiye sahip olmak

Bu cümlede play an immense role in, “bir şey üzerinde son derece önemli bir etkiye sahip olmak” anlamına gelir. Ruh hâllerinin hayatımızı güçlü biçimde etkilediğini anlatır. Play, ifadenin tamamının bir parçasıdır ve “eğlenmek” anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp X + play(s) + a/an + sıfat + role in Y şeklindedir. Sıfat, rolün büyüklüğünü veya türünü gösterir; bu nedenle immense yerine major, important ya da limited gibi sözcükler kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi play a role in kalıbı ve important sıfatıyla tamamlayın: Regular sleep can ____ emotional health.

Cevabı göster

play an important role in

Dilbilgisi

tend to be: olası istisnaları bulunan genel bir eğilim

Tend to be, bir şeyin genellikle veya sık sık belirli bir durumda olduğunu anlatırken istisnalara da yer bırakır. Burada gelişigüzel davranmayı kaçınılmaz bir gerçek olarak değil, insanlarda yaygın görülen bir eğilim olarak sunar. Yapı özne + tend(s) to be + tümleç şeklindedir; tümleç çoğunlukla bir sıfat veya isim öbeğidir: Plans tend to be flexible. Başka bir ana fiil kullanıldığında People tend to worry örneğindeki gibi tend to + fiilin yalın hâli kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle düşünceyi olası istisnaları bulunan genel bir örüntü olarak en iyi ifade eder?

  1. Online meetings are always shorter than in-person meetings.
  2. Online meetings tend to be shorter than in-person meetings.
  3. One online meeting was shorter than one in-person meeting.
Cevabı göster

Online meetings tend to be shorter than in-person meetings.

At present, we play around with moods Öbek fiiller

5:23

Şu anda ruh hallerimizle oynuyoruz

with hugely clumsy and dangerous instruments, Deyimler

5:25

son derece beceriksiz ve tehlikeli araçlarla,

with drugs that we hardly understand

5:28

neredeyse hiç anlamadığımız

and that can have a devastating impact on our well-being. Kalıp ifadeler

5:30

ve esenliğimiz üzerinde yıkıcı bir etki yaratabilecek maddelerle.

Öbek fiiller

play around with: gelişigüzel veya riskli biçimde denemek

Burada play around with, bir şeyi gayriresmî ve tam olarak denetlenmeyen bir biçimde değiştirmeyi ya da kullanmayı denemek demektir. Bir şeyin çevresinde fiziksel olarak oynamak anlamına gelmez. Nesne moods, kullanılan araç da tehlikeli ilaçlar olduğu için ifade eleştireldir: İnsanlar duygudurumlarını yeterli hassasiyet veya bilgi olmadan ayarlamaktadır. Başka bağlamlarda daha hafif duyulabilir ve belirli bir plan olmadan olasılıkları araştırmak anlamına gelebilir.

Alıştırma

“Gelişigüzel ve belki yeterince dikkat etmeden denemek” anlamındaki vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The technicians were warned not to ____ the emergency controls just to see what happened.

Cevabı göster

play around with

Deyimler

clumsy and dangerous instruments: kaba yöntemleri anlatan bir mecaz

Burada instruments, bir etki oluşturmak için kullanılan araçlar veya yöntemler anlamına gelir; müzik aletleri anlamında değildir. İlaçlar, duygudurumlarını değiştirmeye yarayan araçlar olarak mecazi biçimde anlatılmaktadır. Burada clumsy bir insanın beceriksiz hareketlerini anlatmaz. Kaba ve hassasiyetten yoksun demektir: Bu yöntemleri denetlemek zordur. Dangerous ile birlikte ifade, bu yöntemleri hem ince ayarlara uygun olmayan hem de ciddi zarar verebilen araçlar olarak sunar.

Alıştırma

“Threats are clumsy and dangerous instruments for building trust,” cümlesinde “clumsy and dangerous instruments” ne anlama gelir?

  1. Büyük hassasiyetle çalışan ustalıklı teknikler
  2. Güvenli biçimde tutulması zor olan müzik aletleri
  3. Hassas olmayan ve zarar verme olasılığı yüksek yöntemler
Cevabı göster

Hassas olmayan ve zarar verme olasılığı yüksek yöntemler

Kalıp ifadeler

have a devastating impact on our well-being: genel iyilik hâlimiz üzerinde yıkıcı etki yaratmak

Have an impact on, “etkilemek” demektir. Yapı have + an impact + on + etkilenen kişi veya şey biçimindedir. Burada devastating, impact sözcüğünü güçlendirir: etki son derece ciddi veya uzun süreli zarara yol açabilir. Bu cümlede drugs etkiye yol açan nedendir; our well-being ise zarar görebilecek hedeftir. Well-being yalnızca anlık bir ruh hâlini değil, genel fiziksel, zihinsel ve duygusal iyilik hâlini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta geçen ve “son derece ciddi zarar vermek” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Unregulated pollution can ____ public health.

Cevabı göster

have a devastating impact on

We need to broaden our sense

5:33

Algımızı genişletmemiz gerekiyor

of what a drug is,

5:34

bir maddenin ne olduğu konusunda,

allow Mozart and Emmental cheese into the mix, Deyimler

5:35

Mozart'ı ve Emmental peynirini de karışıma dahil etmemiz,

and then have a system that correctly directs people

5:38

ve sonra insanları doğru bir şekilde yönlendiren bir sisteme sahip olmamız,

to what might be the right drugs for them,

5:41

kendileri için doğru olabilecek maddelere,

with their flourishing being the end goal. Dilbilgisi

5:43

onların gelişip serpilmesini nihai hedef alarak.

Deyimler

into the mix: başka bir etkeni değerlendirmeye katmak

Into the mix mecazi bir ifadedir. Fiziksel bir karışımın içine koymak değil, “birleştirilen, tartışılan veya değerlendirilen şeyler grubuna katmak” anlamına gelir. Burada Mozart ve Emmental cheese, ruh hâlini nelerin etkileyebileceğine ilişkin daha geniş bir düşünce içinde ek adaylar olarak kabul edilir. Bring, introduce veya allow something into the mix kalıpları yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi, “onu başka bir etken olarak değerlendirmeye katmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We should bring delivery time ____ before choosing a supplier.

Cevabı göster

into the mix

Dilbilgisi

with their flourishing being the end goal: with + isim öbeği + being + tümleç kalıbı

Sondaki with öbeği, yol gösterici amacı ekleyerek bütün öneriyi çerçeveler. Kalıp with + isim öbeği + being + tümleç biçimindedir: their flourishing isim öbeğidir, being bunu the end goal ifadesine bağlar ve the end goal sistemin nihai amacını belirtir. Buradaki their, sistemin yönlendirdiği insanları anlatır; flourishing ise bitkilerin çiçek açması değil, insanların iyi yaşaması ve gelişmesi demektir. Bu öbek, sistemin hangi ölçüte göre değerlendirilmesi gerektiğini gösterir: nihai amaç insan esenliğidir.

Alıştırma

Ana ifadeyi çerçevelemek için aynı with + isim öbeği + being + tümleç kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The clinic changed its schedule, with being patient safety the main concern.
  2. The clinic changed its schedule, with patient safety be the main concern.
  3. The clinic changed its schedule, with patient safety being the main concern.
Cevabı göster

The clinic changed its schedule, with patient safety being the main concern.

We're still only at the dawn Deyimler

5:46

Maddeleri nasıl doğru şekilde alacağımızı öğrenmenin

of learning how to take drugs properly.

5:47

henüz sadece şafağındayız.

Deyimler

at the dawn of: bir gelişmenin en erken aşaması

At the dawn of, bir dönemin, alanın veya büyük bir gelişmenin en erken aşamasını anlatan bir benzetmedir. Dawn günün ilk ışığıdır; bu nedenle ifade, bir şeyin yeni ortaya çıktığını ve henüz olgunlaşmadığını gösterir. Bu cümlede still only bu düşünceyi daha da güçlendirir: bugün bile ilaçları doğru biçimde nasıl kullanacağımıza dair bilgimiz hâlâ erken bir aşamadadır. İfade günün gerçek bir saatini belirtmez.

Alıştırma

Büyük bir gelişmenin en erken aşamasını anlatmak için at the dawn of ifadesini en doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. At the dawn of my grocery list, I wrote down milk.
  2. At the dawn of quantum computing, many practical uses were still unknown.
  3. At the dawn of the five-minute coffee break, Mia checked her phone.
Cevabı göster

At the dawn of quantum computing, many practical uses were still unknown.

We're sure to learn Dilbilgisi

5:50

Kesinlikle öğreneceğiz

to be far better drug takers

5:51

çok daha iyi madde kullanıcıları olmayı

in the future.

5:53

gelecekte.

Dilbilgisi

We're sure to learn: yüksek kesinlik taşıyan bir öngörü

We're sure to learn ifadesinde özne + be + sure to + fiilin yalın hâli, yüksek kesinlik taşıyan bir öngörü bildirir. Anlamı “öğreneceğimiz neredeyse kesin”dir; “öğrenmeyi unutmamalıyız” değildir. be, özneye ve zamana göre çekimlenir: I am sure to..., she is sure to..., they were sure to.... to sonrasındaki olayın gerçekleşmesinin beklendiği veya çok olası olduğu anlatılır.

Alıştırma

The new bus route is sure to save commuters time. cümlesinde is sure to save ne anlatır?

  1. Geçmişteki bir alışkanlığı anlatır.
  2. Yeni otobüs hattına verilen bir talimattır.
  3. Yüksek kesinlik taşıyan bir öngörüdür.
Cevabı göster

Yüksek kesinlik taşıyan bir öngörüdür.